Midwives
52 theses under this subject heading
Bir kadın sağlığı eğitim ve araştırma hastanesinde çalışan hemşire ve ebelerin kanıta dayalı uygulamalara yönelik tutumlarının ve araştırma sonuçlarını kullanmadaki engellerinin belirlenmesi
Bu araştırma, bir kadın sağlığı eğitim ve araştırma hastanesinde çalışan hemşire ve ebelerin kanıta dayalı uygulamalara yönelik tutumlarının ve araştırma sonuçlarını kullanmadaki engellerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma, 02 Ocak - 30 Haziran 2018 tarihleri arasında Dr. Zekai Tahir Burak Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görev yapan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 253 hemşire ve ebe ile yürütülmüştür. Verilerin toplanmasında; "Tanıtıcı Bilgiler Formu", "Hemşirelerin Araştırma Sonuçlarını Kullanımında Engeller Ölçeği (HASKEÖ)" ve "Kanıta Dayalı Hemşireliğe Yönelik Tutum Ölçeği (KDHYTÖ)" kullanılmıştır. Veri toplama araçlarının tamamı, hemşire ve ebeler tarafından doldurulmuştur. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, ortanca, birinci ve üçüncü çeyreklikler, Pearsonkorelasyon ve Spearman korelasyon analizleri kullanılmıştır.Araştırma sonuçlarına göre; ebe ve hemşirelerin araştırma sonuçlarını kullanma ile ilgili ilk üç engelinin sırasıyla "işyerinde araştırmaları okumak için yeterli zaman yoktur"(%96,5), "iş yerinde yeni fikirleri uygulamak için yeterli zaman yoktur" (%89,7) ve "hemşirelik uygulamaları için yeterli imkan yoktur" (%87,7) olduğu belirlenmiştir. Hemşire ve ebelerin HASKEÖ puan ortalamasının 1,98±0,71; KDHYTÖ puan ortalamasının ise 50,26±7,75 olduğu belirlenmiştir.HASKEÖ ve KDHYTÖ toplam puanları arasında orta düzeyde pozitif yönlü bir ilişki olduğu belirlenmiştir (ρ=0.523,p<0.001). Araştırma sonuçları doğrultusunda; kurum yöneticilerinin, kanıta dayalı uygulamaların kullanımını arttırmak amacıyla hemşire ve ebelerin araştırma bilgi ve becerilerinin geliştirilmesine yönelik bilimsel etkinliklere katılımlarını sağlaması, hemşire ve ebeleri araştırma yapma ve sonuçlarını kullanma konusunda teşvik etmesi ve bilimsel etkinliklere katılımları için daha fazla destek ve zaman sağlaması önerilmektedir.
0-6 yaş istismar ve ihmalin tanılanmasında ebelere verilen eğitimin etkinliğinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışma, ebelerin 0-6 yaş çocuk istismarını ve ihmalini tanılamaları ve gereken önlemleri alabilmeleri için verilen eğitimin etkinliğinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Çalışma, 15 Ocak 2019-22 Şubat 2019 tarihleri arasında, İzmir İl Sağlık Müdürlüğü Bornova ilçesinde Aile Sağlığı Merkezlerinde çalışan ebelerle yapılan eğitsel müdahale tipinde bir araştırmadır. Araştırmada örneklem seçimi yapılmamış, tüm evrene ulaşmak planlanmış, 73 ebe araştırmaya katılmayı kabul etmiştir. Ebelere tanımlayıcı ve sosyo-demografik bilgileri içeren bir anket formu (Ek 2) ile Ön Test- Son Test (Ek 3) uygulanmış ve "0-6 Yaş İstismar Ve İhmali" Eğitim Sunumu (Ek 4) yapılmıştır. Veriler SPSS 16.0 programında kodlanarak analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde, ortalama, ortanca, standart sapma, minimum ve maksimum değerler), çapraz tablo, ki kare testi, Kolmogorov-Smirnov testi, Wilcoxon testi Mann-Whitney testi Kruskal-Wallis testi ve Sperman korelasyon analizleri yapılmıştır. Güven aralığı %95 (p=0.05) olarak belirlenmiştir. Bulgular: İzmir Bornova'da T.C.Sağlık Bakanlığına bağlı ASM ve TSM'lerde ortalama 9.14±7.869 yıldır (min=1-max=38) görev yapan, yaş ortalaması 39.78±8.162 (min=20-max=57) olan ve ortalama 225.11±107.651 (min=81-max=653) çocuğa hizmet vermiş olan ebelerin katıldığı çalışmada, ebelerin istismar veya ihmalle karşılaşma durumları %19.2 olarak belirlenmiştir. Araştırmaya katılan ebelerin; 20 fiziksel, 13 duygusal, 1 cinsel istismar, 5 de ihmal şüphesi olmak üzere toplam 39 vakadan şüphelendikleri fakat çalışmanın yapıldığı zamana kadar sadece 3 bildirimin yapılmış olduğu saptanmıştır. Ebelerin %56.2'si konuya ait yeterli kanıt olmaması gerekçesi ile bildirim yapmadığını, %89.0'u bir ebenin çocuk istismar ve ihmalini tanılayabileceğini, %91.89'u kanunlara göre ebelerin çocuk istismar ve ihmalini bildirmek zorunda olduklarını ve %43.8'i eksik bilgilerini tamamlamak amacıyla S.B.'nın bu konuda standart eğitimler planlaması gerektiğini belirtmiştir. Ebelerin 0-6 yaş istismar ve ihmali tanılama ve bildirme ile ilgili bilgi düzeylerini ölçmek için verilen eğitimden önce uygulanan ön testten 65.92±8.33 puan (min:48-max:88), son testten 77.92±9.82 puan (min:52-max:92) aldıkları ve istatistiksel olarak yapılan Wilcoxon analizinde öntest ile sontest arasındaki puan farkının anlamlı olduğu (p<0.05) saptanmıştır. Sonuç: Ebelerin hizmet verdikleri önemli bir popülasyonu oluşturan çocuklar, gelişimsel dönem özellikleri nedeniyle istismar ve ihmale oldukça açıktırlar. Sağlık profesyonelleri de dahil olmak üzere, istismar ve ihmalin tanılanması, şüphelenilmesi ve bildiriminin yapılmasını etkileyen başta bilgi düzeyi (nasıl, nereye vb bildirim) olmak üzere çok çeşitli faktörler bulunmaktadır. Çalışmamızda ebelerin 0-6 yaş istismar ve ihmali tanılama ve bildirme ile ilgili bilgi düzeylerini ölçmek için verdiğimiz eğitimden önce ve sonra ebelerin aldıkları puan farkının anlamlı olması (p<0.05) verilen eğitimin etkinliğini ortaya koymaktadır. Ebeler istismar ve ihmal vakalarını tanılayabilir, kurumlar arası işbirlikleri ile düzenlenecek eğitim programları sayesinde eksik bilgilerini en aza indirilebilirler. Böylece gelişmiş ülkelerde olduğu gibi çocuk istismarı ve ihmali konusunda ortak bir değerlendirme ve müdahale ağı kurulmasında öncü rol oynayabilirler. Anahtar Kelimeler; çocuk; istismarı ve ihmali; çocuğa kötü muamele; ebelik
Ebelerin yeterlik ve yetkinliklerinin değerlendirilmesi: Nitel bir araştırma
Amaç: Bu araştırma ebelerin yeterlik/yeterlilik ve yetkinliklerini nitel bir araştırma ile değerlendirmek amacıyla yapıldı. Yöntem: Araştırmanın veri toplama aşamasında görüşme ve gözlem yönteminin kullanıldığı, iki aşamalı niteliksel bir çalışmadır. Araştırma Ekim 2018-Haziran 2019 tarihleri arasında, T.C. Sağlık Bakanlığı Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum ve Çocuk Acil Kampüsü'nde yapıldı. Veri toplamanın birinci aşamasında görüşme, ikinci aşamasında gözlem yöntemi uygulandır. Araştırmanın evreni, doğum salonunda çalışan 24 ebedir ve birinci aşamanın örneklemini 18 ebe, ikinci aşamanın örneklemini ise aynı ebelerin 14'ü oluşturdu. Birinci aşamada, ebelere "Ebe Tanıtım ve Görüşme Formu'nda" yer alan yarı yapılandırılmış sorular sorularak ses kaydı yapıldı (04-12 Ekim 2018). İkinci aşamada, "Ebelerin Yetkinlik Alanlarını Değerlendirme Formu" ve "Doğum Eyleminde Kullanılan Teknolojiyi Değerlendirme Formu" kullanılarak, her bir ebe beş gebe takibini gerçekleştirene kadar gözlendi (02 Ocak-14 Haziran 2019). Birinci aşamada MAXQDA 2018 Nitel Veri Analiz programı kullanılarak, betimsel ve içerik analizi yapıldı. İkinci aşamanın analizinde, "Ebelerin Yetkinlik Alanlarını Değerlendirme Formu" ile ebelerin yetkinlik alanları değerlendirildi,, her ebenin takip ettiği beş gebenin gözlemi excel tablosuna yazılarak, her tema, kategori ve alt kategoriler için toplam 165 puan üzerinden değerlendirme yapıldı ve her bir alt kategori 1 puan olarak hesaplandı. "Doğum Eyleminde Kullanılan Teknolojiyi Değerlendirme Formu" ile doğum eylemi süresince kullanılan teknoloji değerlendirildi, yetkinlik alanı ve kategoriye göre yapılan uygulamalar, her ebenin takip ettiği beş gebenin gözlemi excel tablosuna yazılarak hesaplandı ve her ebe yaptığı uygulamadan her bir gebe için bir, toplamda beş gebe için beş uygulama üzerinden değerlendirildi. Bulgular: Sekiz ebenin 30 yaş ve üzerinde, bir ebenin yüksek lisans, sekiz ebenin lisans, bir ebenin ön lisans ve sekiz ebenin lise mezunu olduğu, altı ebenin ebelik eğitimi dışında eğitim aldığı, altı ebenin 16 yıl ve üzerinde meslekte ve sekiz ebenin 6-8 aydır doğumhanede çalıştığı belirlendi. Nitel verilerin analizi sonucu 9 tema, 27 kategori, 61 kod ve bu kodlara ait toplam 503 kod sayısı oluşturuldu. Ebelerin, ebelikte yeterlilik kavramını uygun şekilde tanımladıkları, yetkinlik kavramını tanımlamada, kendi yetkinliklerinin farkında olma ve uygulamada kullanma açısından yeterli tanımlama yapmadıkları, yetkinlik alanlarına dair açıklamalarının ICM ve EUÇEP'in belirlediği yetkinlik alanlarıyla orantılı olduğu belirlendi. Eğitime, tecrübeye bağlı yeterlilik ve yeterli hissettiklerinde mesleki doyum ve özgüven kazanacakları, doğum eyleminde yüksek teknoloji olarak elektronik fetal monitörizasyonu, düşük teknoloji olarak indüksiyon için dosiflow kullandıkları belirlendi. Sonuç: Ebelerin, ebelikte yetkinlik kavramını tanımlamada, kendi yetkinliklerinin farkında olma ve yetkinliklerini uygulamada kullanma konusunda yeterli açıklama yapmadıkları, yetkinlik alanlarına dair açıklamalarında araştırma ve toplum sağlığı hizmetlerinin yer almadığı belirlendi. Teknolojinin zayıflattığı yetkinlikler temasında ebelerin belirttiği iletişim engeli, kadından uzaklaşma, başka işlerle ilgilenme gibi düşünceleri ile uygulamada gösterdikleri davranışların birbiriyle paralellik gösterdiği belirlendi.
Ebelik bölümü öğrencilerinde çocukluk çağı travmaları ve aktarılan psikolojik travmaların travmatik doğum algısı ile ilişkisi
Bu araştırma, ebelik bölümü öğrencilerinde çocukluk çağı travmaları ve aktarılan psikolojik travmaların, travmatik doğum algısı ile ilişkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Bu araştırmanın verileri Aralık 2022- Mayıs 2023 tarihleri arasında Türkiye'nin yedi bölgesinde, Yüksek Öğretim Kurumuna bağlı üniversitelerin ebelik bölümlerinden toplanmıştır. Araştırmada küme örnekleme yöntemi kullanılmış ve araştırmaya 1062 kişi alınmıştır. Araştırmanın verileri sosyodemografik bilgileri içeren "Kişisel Bilgi Formu", çocukluk çağı travmaları değerlendiren "Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği (ÇÇTÖ), aktarılan travmaları değerlendiren "Aktarılan Travma Ölçeği" ve travmatik doğum algısını değerlendiren "Travmatik Doğum Algısı Ölçeği (TDAÖ)" aracılığıyla toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü ANOVA analizleri, Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmada katılımcıların çoğunluğunun orta gelir düzeyinde çekirdek aile tipine sahip oldukları görülmüştür. Katılımcılar çoğunlukla vajinal doğumla doğmuşlardır ve ortalama 3.13 kardeşe sahiptirler. Katılımcıların çoğunun en uzun yaşadıkları yerleşim yeri şehirdir, anne ve babalarının eğitim düzeyleri sırasıyla ilkokul ve lise ya da daha üzeridir. Aynı zamanda, katılımcıların çoğunluğunun ne kendi yaşantılarında ne de çekirdek ve geniş ailelerinde travmatik bir deneyimi yaşamadıkları da belirlenmiştir. Öğrencilerin ÇÇTÖ, APTÖ ve TDAÖ'den aldıkları toplam puan ortalamaları sırasıyla 49.43±23.26, 50.80±10.30 ve 61.01±23.35 olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin %62.9'unda orta düzey ve üzerinde TDA olduğu ve TDA'nda okunulan bölgenin ve annenin eğitim düzeyinin etkili olduğu belirlenmiştir (p<.05). TDA ile ÇÇTÖ toplam puan ve tüm alt boyutları arasında pozitif korelasyon, APTÖ toplam puan ve duygu-davranış düzenleme, geçmiş aile travmaları alt boyutu arasında pozitif korelasyon olduğu belirlenirken, aile işlevselliği alt boyutu arasında korelasyon olmadığı belirlenmiştir (p<.05, p>.05). Sonuç olarak, ebelik bölümü öğrencilerinin TDA'larında çocukluk çağı travmalarının ve aktarılan psikolojik travmaların etkili olduğu belirlenmiştir. Bu doğrultuda ebelik bölümü öğrencilerinin eğitim süreçlerinde, kendi travmalarına yönelik öz-farkındalıklarını geliştirmelerini ve psikolojik sağlamlıklarını arttırmayı amaçlayan eğitim içeriğinin müfredata entegre edilmesi, travma semptomlarına yönelik profesyonel destek alabilmesi için işbirliği yapılması ve yönlendirilmesi önerilebilir.
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalışan ebe ve hemşirelere yönelik travma bilgisi içeren bakım eğitim programının oluşturulması ve etkinliğinin değerlendirilmesi
Ebe/hemşireler yenidoğan yoğun bakım ünitesinde (YYBÜ) yenidoğan ile doğrudan temas halindedir. Dolayısıyla yenidoğan için travmatik bir deneyim olan ünitede TBB (Travma Bilgisi İçeren Bakım) sunmak için iyi konumdadırlar. Ancak ebe/hemşirelerin bu konuda yeterli bilgiye sahip olmadıkları ve bu nedenle uygulamaya karşı özgüvensiz oldukları belirtilmektedir. Bu araştırma, YYBÜ'de TBB eğitim programını oluşturmak ve etkinliğini değerlendirmek amacıyla bilgi, tutum ve beceri değişikliğini değerlendirmek amacıyla ön test- son test ve izlem testi kullanılarak yarı deneysel araştırma olarak yapılmıştır. Araştırmanın verileri 14-21 Ocak 2023 tarihleri arasında online platformda toplanmıştır. Eğitim programı araştırmacılar tarafından yapılandırılmış olup, çevrimiçi online platformda üç oturumda ve toplam 12 saatte gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak tanıtıcı bilgi formu ve bilgi, beceri ve tutumlarını değerlendirmeye yönelik ön -test, son-test ve izlem-testi kullanılmıştır. Araştırmaya 270 ebe/hemşire başvuru yapmış, 177 kişi ön testi uygulayarak eğitime katılmış, 146 kişi eğitim sonrası son teste katılmış ve 137 kişi TBB uygulamalarını yapıp izlem testi yaparak tüm sürece dahil olmuştur. Nicel verilerin analizinde, tanımlayıcı istatistikler, tek faktörlü tekrarlanan ölçümlerde ANOVA ve Cochran Q testi, nitel verilerin analizinde ise içerik ve tematik analiz kullanılmıştır. Katılımcıların ön-test, son test ve izlem testte bilgi ve beceriye yönelik puan ortalamalarının istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttığı (p<.05), tutuma yönelik puan ortalamalarının ise eğitim sonrası ile karşılaştırıldığında uygulama sonrasında anlamlı düzeyde azaldığı belirlenmiştir. Katılımcıların eğitime yönelik görüşleri değerlendirildiğinde, TBB eğitimine ihtiyaç duydukları ve yenidoğan hemşire/ebelerinin bu eğitimi almalarını istediklerini belirlenmiştir. Eğitim sonrası TBB uygulama becerilerinin geliştiğini ve yenidoğana psikolojik bakımı da içeren bütüncül bakım sunabildiklerini belirtmişlerdir. Eğitimin ebe/hemşirelerin YYBÜ'de TBB sunumunun önemine yönelik farkındalıklarının arttığı ve uygulama sürecinde engelleri kaldırmaya yönelik eylem planı yapabildikleri saptanmıştır. YYBÜ'de çalışan ebe/hemşirelerin yenidoğan, ebeveynler ve kendileri için travmalarını tanılama, tedavi ve rehabilitasyon süreçlerinde aktif rol ve sorumluluk almaları önerilmektedir. Ayrıca katılımcıların eğitime olan ihtiyaçlarının belirlenmesi ve TBB kültürünün oluşturulması, gereksinim temelli yeni eğitim programlarının geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması önerilmektedir.
İnfertilite tedavisi gören kadınların depresyon düzeyleri ile evlilik uyumları arasındaki ilişki
Bu çalışmanın amacı, infertilite tedavisi gören kadınlarda depresyon, evlilik uyumu arasındaki ilişkiyi ve depresyon, evlilik uyumunun sosyodemografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemektir. Çalışma, Nisan 2015-Temmuz 2015 tarihleri arasında, İstanbul'da Anadolu yakasında özel bir hastanenin tüp bebek kliniğinde ve İstnabul'da Avrupa yakasında özel bir tüp bebek merkezinde infertilite tedavisi gören gönüllü kadınlara (n=228) sosyodemografik kişisel bilgileri içeren Sosyodemografik Anket Formu, Beck Depresyon Ölçeği ve Evlilik Uyum Ölçeği uygulanarak yapıldı. Verilerin analizinde SPSS 21.0 programından yararlanıldı. Kadınların depresyon düzeyleri ile evlilik uyumları arasında anlamlı (p< 0,000), r= -0,656 düzeyinde ve ters yönlü ilişki olduğu saptandı. Çalışmaya katılan kadınların Beck Depresyon Ölçeği puan ortalaması 10,38 + 9,66; Evlilik Uyum Ölçeği toplam puan ortalaması ise 46,17 + 10,74 olarak bulundu. Sonuç olarak infertilitenin kadınları psikolojik olarak negatif yönde etkilediği ve bu durumun, kadınların evliliklerindeki uyumu etkilediği görüldü. Bu bağlamda infertil hastalara tedavi olanağı sağlayan kurum ve kuruluşlarda, infertilite tedavisi sürecinde kadınların yaşadığı depresyon düzeyini belirleyen çalışmalar yapılması ve sonuca göre gerekli olduğu düşünülen hastalara psikolojik olarak uzman yardımı verilmesi önerilebilir. Burada ebe ve hemşirelere düşen rolün önemi büyüktür. Kadınların evlilik uyumlarını ve psikolojik durumlarını desteklemeye yönelik girişimlerde bulunulması önerilebilir.
Doğum eylemini gerçekleştiren annelerin ve doğuma eşlik eden babaların kaygı düzeyleri
Anne ve babalar gebelik döneminden başlayarak doğum ve bakım süreçlerinde çeşitli nedenlerden kaygı duyabilirler. Kaygının derecesi arttıkça anne ve babalar çocuklarının bakım gereksinimini karşılamakta zorlanırlar. Amaç: Araştırma doğum yapan ve doğuma eşlik eden babaların kaygı düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırma İstanbul'da bulunan özel bir klinikte 02.05.2016-02.08.2016 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Evreni kliniğe başvuran 58 anne ve 58 baba oluşturdu. Örneklem seçimine gidilmedi. Bu çalışma araştırmaya katılmayı kabul eden 50 anne ve 50 baba ile yürütüldü. Veriler kurum izni ve etik kurul onayı alınarak anket formu ve "Cambridge Kaygı Ölçeği" ile toplandı. Veriler SPSS 16.0 programı kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Annelerin %44'ü 26-30 yaş, babaların %40'ı 31-35 yaş aralığında, anne ve babaların çoğunluğunun üniversite mezunu, annelerin %80'inin çalıştığı,%58'inin 1-5 yıllık evli olduğu,%38'inin ekonomik durumunun orta olduğu belirlendi. Annelerin %58'inin ilk gebeliği, anne ve babaların yarısının doğum öncesi eğitim aldığı, tamamına yakınının ebeveynliğe hazır hissettiği görüldü. Gelir düzeyi düşük olan ailelerin kaygı puan ortalamalarının 9,18 olduğu ve ekonomik düzeyi iyi olan ailelere göre daha fazla kaygı yaşadıkları ve aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu görüldü (p<0.05). Doğum öncesi eğitim alan ebeveynlerin kaygı puan ortalamalarının eğitim almayanlara göre daha düşük olduğu ve farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü (p<0,05). Sonuç: Ebeveynlerin kaygı puan ortalamaları incelendiğinde aylık geliri düştükçe kaygı puan ortalamalarının arttığı, doğum öncesi dönemde eğitim alan ailelerin almayanlara göre kaygı puan ortalamalarının azaldığı belirlendi. Annelerin en fazla kısa zamanda yeniden hamile kalma ve bebeğin gelecekteki sağlığı ile ilgili kaygı yaşadıkları, babaların en fazla ekonomik sıkıntılar ile ilgili kaygı yaşadıkları belirlendi.
Ebelik öğrencilerinin doğum ağrısının yönetiminde kullanılan nonfarmakolojik yöntemlere ilişkin bilgi tutum davranışları
Amaç: Bu çalışma ebelik öğrencilerinin doğum ağrısının yönetiminde kullanılan nonfarmakolojik yöntemler konusundaki bilgi düzeylerinin belirlenmesi ve farkındalıklarının arttırılması amacıyla planlandı ve uygulandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma İstanbul Bilim Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu Ebelik bölümünde okuyan, araştırmaya katılmayı kabul eden 60 öğrenci ile tanımlayıcı olarak yürütüldü. Veriler kurum izni ve etik kurul onayı alınarak anket formu ile toplandı. Anketler SPSS 22.0 programı kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Araştırmaya göre ebelik öğrencilerinin %43.3'nün (n=26) nonfarmakolojik yöntemler hakkında bilgi sahibi olduğu ve bu yöntemlerden en az bir tanesini gebeye uyguladığı tesbit edildi. Doğum ağrısı yönetiminde kullanılan nonfarmakolojik yöntemlere ilişkin bilgi düzeyi değerlendirme formu puanları, ebelik öğrencilerinin yaş grubuna göre karşılaştırıldığında; davranış alt boyutu puanları arasında anlamlı bir fark olduğu, öğrenim gördükleri sınıfa göre karşılaştırıldığında; 2. sınıfların tutum alt boyutu puanlarının, 4. sınıfların puanlarına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu, yaşları karşılaştırıldığında ise 18-19, 22-23 ve 24 yaş ve üzeri öğrenci ebelerin Davranış alt boyutu puanlarının, 20-21 yaş grubundaki öğrenci ebelerin puanlarına göre istatiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu ve daha önce doğum ağrısı yönetimine ilişkin bilgi alma durumuna göre karşılaştırıldığında ise Tutum alt boyutu puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu tesbit edildi (p<0,05). Sonuç: Öğrencilerin doğum ağrısının yönetiminde kullanılan nonfarmakolojik yöntemler konusunda bilgilerinin arttırılmasına gereksinim vardır. Bunun için öğrencilerin konu ile ilgili teorik eğitimlerinin yanı sıra, görsel öğrenme teknikleri ve simülasyon uygulama yöntemleri kullanılarak bilgileri pekiştirilmelidir.
Ebe ve hemşirelerin meme kanserinde birincil korunma önlemlerine ilişkin bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırma, ebe ve hemşirelerin meme kanserinde birincil korunma önlemlerine ilişkin bilgi düzeylerini değerlendirmek ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı tipteki bu çalışma özel bir hastanede çalışan tüm ebe ve hemşirelerde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini özel bir hastanede 09.01.2017- 09.04.2017 tarihleri arasında çalışan, araştırmaya katılmayı kabul eden 320 bayan ebe ve hemşire oluşturdu. Verilerin toplanmasında literatür bilgileri ışığında hazırlanan "Ebe ve Hemşire Bilgi Formu" ve "Meme Kanserinde Birincil Korunma Önlemlerine İlişkin Bilgi Düzeyi Formu" kullanıldı. Verilerin istatistiksel değerlendirmesi SPSS 16.0 kullanılarak gerçekleştirildi. Bulgular: Bu çalışmada araştırmaya katılan ebe ve hemşirelerin yaş ortalaması 29.66 ± 7.38 olup % 48.4'ü lisans mezunudur. Vardiyalı çalışan ebe ve hemşire oranı % 55.9'dur. Ebe ve hemşirelerin %10.6'sında birinci derece akrabalarında meme kanseri öyküsü olduğu tespit edilmiştir. "Meme Kanserinde Birincil Korunma Önlemlerine İlişkin Bilgi Düzeyi Formu"ndan alınan puanların ortalaması 29.62 ± 3.97'dir. Buna göre ebe ve hemşirelerin "Risk Faktörleri'' alt boyut puan dağılımı en yüksek, "Belirtiler'' alt boyut puan dağılımı en düşük bulunmuştur. Ebe ve hemşirelerin eğitim gereksinimleri ile ilgili algısı ise en yüksek "Risk Faktörleri" konusu ile ilgili olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Ebe ve hemşirelerin meme kanserinde birincil korunma önlemlerine ilişkin bilgi düzeylerinin orta düzeyde olduğu belirlendi. Bu konuda ebe ve hemşirelere eğitim programları düzenlenerek bilgi ve tutumlarının geliştirilmesi gerekmektedir. Anahtar Sözcükler: Ebe, hemşire, birincil korunma önlemleri, meme kanseri.
Ebelik ve hemşirelik öğrencilerinin premenstrual semptomlarının sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile birlikte değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışma, ebelik ve hemşirelik öğrencilerinde premenstrual semptomlar ile sağlıklı yaşam biçimi davranışları arasındaki ilişkiyi değerlendirmek ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikte bir araştırmadır. Araştırma bir vakıf üniversitesinin Hemşirelik ve Ebelik bölümlerinde 15.03.2018-31.03.2018 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın örleklemini bu tarihlerde okulda olan ve araştırmaya katılmayı kabul eden toplam 328 kız öğrenci oluşturmuştur. Araştırma veriler "Öğrenci Bilgi Formu", "Premenstrual Sendrom Ölçeği" ve "Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II" kullanılarak toplanmıştır. "Premenstrual Sendrom Ölçeği" 9 alt boyut 44 ifadeden ve "Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II" ise 6 alt boyut 52 ifadeden oluşmaktadır. Bulgular: Çalışmaya %15,55'i (n=51) ebelik, %84,45'si (n=277) hemşirelik olmak üzere toplam 328 öğrenci katılmıştır. Öğrencilerin %70,43'ünün (n=231) geliri giderine eşittir ve %60,67'si (n=199) ailesi ile birlikte yaşamaktadır. Öğrencilerin %76,22'si (n=250) düzenli adet gördüğünü, %45,12'si (n=148) ise ağrılı adet gördüğünü belirtmiştir. Premenstrual Sendrom Ölçeği toplam ortalama değeri 141,19±37,99 (min.44-max.220), Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II toplam ortalama değeri ise 128,24±20,43 (min.82-max.200)'tür Sonuç: Bu çalışmada, öğrencilerin büyük çoğunluğunda premenstrual sendrom ortalama değerin üzerinde, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ise ortalama değerin altında bulunmuştur. Sağlıklı yaşam biçimi davranışları alt boyut puanları ile premenstral sendrom alt boyut puanları arasında genel olarak negatif yönlü zayıf derecede bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Ebe ve hemşirelere premenstrual semptomların yönetimine ilişkin farkındalığın arttırılması için eğitim programlarının düzenlenmesinin yararlı olacağı düşünülmektedir. Anahtar sözcükler: Premestrual sendrom, Sağlıklı yaşam biçimi, Ebe, Hemşire, Egzersiz.
Ebelik ve hemşirelik öğrencilerinin anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırma; ebelik ve hemşirelik öğrencilerinin anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi düzeylerini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma tanımlayıcı niteliktedir. Araştırma örneklemi; İstanbul'da bir Vakıf Üniversitesi'nde Hemşirelik ve Ebelik bölümünde öğrenim gören, araştırmayı katılmayı kabul eden, mesleki ve teknik eğitim derslerini almış, hemşirelik ve ebelik 2., 3. ve 4. sınıf öğrencilerden oluşmaktadır. Araştırma verileri 'Ebelik/Hemşirelik Öğrenci Bilgi Formu' ve 'Anne Sütü ve Emzirmeye İlişkin Bilgi Durumlarını Değerlendirme Formu' ile toplandı ve SPSS 21 paket programı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Örneklemin yaş ortalaması 21,55 2,205 ve %15,8'i ebelik, %84,2'si hemşirelik bölümünde öğrenim görmektedir. Öğrencilerin anne sütü ve emzirmeye ilişkin bilgi durumlarını değerlendirme formu 69 puan üzerinden, ortalama 30,70 7,057 bulundu. Öğrencilerin ek gıda verilmeksizin sadece anne sütüyle beslenme süresine ilişkin soruya en çok doğru yanıt verdikleri (%93,8), kolostrumun doğumdan sonra hangi günler salgılandığına ilişkin soruya en fazla yanlış yanıt verdikleri (%93,8) belirlendi. Öğrencilerin yaşları ile anne sütü ve emzirmeye ilişkin bilgi durumlarını değerlendirme formu puanları arasında istatiksel olarak anlamlı (p<0,01) bulundu. Anne Sütü ve Emzirmeye İlişkin Bilgi Durumlarını Değerlendirme Formu puanları cinsiyete, okuduğu bölüme ve şu an öğrenim gördüğü sınıfa göre istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Anne Sütü ve Emzirmeye İlişkin Bilgi Durumlarını Değerlendirme Formu puanlarının, medeni durum, mezun olduğu lise ve anne sütü ve emzirme konusunda başka bir kurs veya eğitim almalarına göre istatistiksel açıdan anlamlı olmadığı saptandı (p>0,05). Sonuç: Araştırma, anne sütü ve emzirme konusunda bilgi düzeylerinin teorik ve uygulamalı eğitimlerle desteklenmesi gerektiğini ve güncel standartlara uygun bilgi sunulmasına gereksinim olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Ebelik, hemşirelik, emzirme, bilgi düzeyi, öğrenci.
Ebe ve cerrahi hemşirelerin doğum şekli tercihleri ve etkileyen faktörler
Bu çalışma cerrahi birimde çalışan ebe ve hemşirelerin doğum şekli tercihleri ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amacıyla kesitsel-tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Çalışma, Ocak-Nisan 2021 tarihleri arasında Trabzon Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Farabi Hastanesi'nde cerrahi birimde çalışan, 60 ebe ve 110 hemşire ile yapılmıştır. Veriler, ''Birey Tanıtım Formu'' ile yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Anket formu iki bölümden ve toplamda 31 sorudan oluşmaktadır. Birinci bölümde katılımcıların sosyo-demografik özellikleri, obstetrik özellikleri, doğuma yönelik düşünceleri, doğum şekli tercihleri ve tercih nedenleri, ikinci bölümde ise katılımcıların doğum eğitimi ve doğum şekli kararını etkileyen faktörler yer almaktadır. Verilerin istatistik analizinde SPSS 22,0 programı kullanılmıştır. Sonuçlar %95 güven aralığında, p<0,05 anlamlılık ile değerlendirilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 35,00±7,20 idi. Katılımcıların vajinal doğumu tercih etme oranı %55.9'dur. Sağlık çalışanlarının vaginal doğumu tercih etme nedenleri arasında en çok önceki sezaryende olumsuz deneyim yaşanması (%85.3) ve daha az kanama olmasıdır. (%81.1). Sezaryen doğumu tercih nedenleri arasında doğum korkusu (%82.7), doğum ağrılarının şiddetli olması (%80), epizyotomi korkusu (%56) gibi nedenler olmuştur. Çalışmada gebelerin doğum şekli tercihini yaş, ekonomik durum, medeni durum, meslek, mesleki deneyim, çalışılan birim ve çocuğu olma durumunun etkilediği (p<0,05) görülmüştür. Ebe\hemşirelerin doğum şekli tercihleri gebeler üzerinde etkili olabilmektedir. Sağlık çalışanlarının doğum şekli tercihleri dikkatle takip edilmeli, bu konudaki bilgi eksiklikleri giderilmeli ve onların rol model oldukları unutulmamalıdır. Anahtar Kelimeler: Ebe, Hemşire, Sezaryen Doğum, Vajinal Doğum, Doğum Tercihi
Ebe ve hemşirelerin serviks kanserinin erken tanısına yönelik tutumları ve etkileyen faktörler
Kanserin, dünya genelinde insidansı ve mortalitesi giderek yükselmektedir. Jinekolojik kanserler içinde yer alan serviks kanseri kadınlarda önemli bir sağlık sorunudur. Serviks kanserinde taramanın önemli bir yeri vardır ve taramayla önlenebilecek kanserlerin başında serviks kanseri gelmektedir. Bu araştırma ile Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi'nde çalışan ebe ve hemşirelerin serviks kanserinin erken tanısına yönelik tutumları ve etkileyen faktörlerinin belirlenmesi amaçlandı. Çalışma analitik ve kesitsel olarak, 15 Şubat 2021- 26 Şubat 2021 tarihleri arasında Aydın Adnan Menderes Üniversitesi'nde 46 ebe ve 159 hemşire ile yapıldı. Araştırma verilerinin toplanmasında veri toplama formu ve Servikal Kanserin Erken Tanısına Yönelik Tutum Ölçeği (SKETTÖ) kullanıldı. Verilerin analizi için Kolmogorov-Smirnov testi, Levene testi, yüzdelik, ortalama, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi, Dunn-Bonferroni çoklu karşılaştırma testi kullanıldı. Çalışmaya katılan ebe ve hemşirelerin SKETTÖ puanı ortalaması 104.9±8.9 (min:77, max:124)'dür. Ebe ve hemşirelerin yaşları ilerledikçe, SKETTÖ toplam puanlarının da istatiksel anlamlı olarak artmakta olduğu tespit edildi. Ailesinde serviks dışı jinekolojik kanser öyküsü olanların SKETTÖ toplam puanlarının düşük olduğu belirlendi. Katılımcıların medeni durumu, tek başına yaşama, vajinal enfeksiyon öyküsü, Oral Kontraseptif kullanma ve daha önce Pap-Smear/Human Papilloma Virüsü (HPV) testi yaptırma durumlarının SKETTÖ toplam puanlarını etkilediği tespit edildi. Sonuç olarak bu araştırmada ebe ve hemşirelerin serviks kanserinin erken tanısına yönelik tutumlarını sosyo- demografik özelliklerinden ve obstetrik-jinekolojik özelliklerinden bazılarının etkilediği ve katılımcıların serviks kanseri erken tanı tutum ölçeği puanının yüksek çıkmasına rağmen Pap-Smear /HPV testini yaptıran katılımcı sayısının az olduğu sonucuna varıldı. Katılımcıların serviks kanserinin erken tanısı konusunda bilgilerinin olduğu ama tarama konusunda davranış değişikliğine ihtiyaçları olduğu ortaya çıkmış olup konu ile ilgili hizmet içi eğitim, kurs/konferans vb. herhangi bir eğitim programları gibi etkinliklerin faydalı olacağı düşüncesindeyiz. Anahtar Kelimeler: Serviks kanseri, Erken tanı, Tarama, Tutum
Partograf e-öğrenme aracının geliştirilmesi ve etkinliğinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışma partograf e-öğrenme aracının geliştirilmesi ve etkinliğinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma randomize kontrollü deneysel olarak, 2019-2022 tarihleri arasında Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü'nde yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü 3. sınıf öğrencileri, örneklemini (eğitim: 46 ve kontrol:47) toplam 93 ebelik öğrencisi oluşturmuştur. Eğitim grubuna örgün eğitime ilave olarak geliştirilen partograf e-öğrenme aracı ile partograf eğitimi uygulanmış, kontrol grubu ise örgün eğitimlerine devam etmiştir. Araştırmanın verileri "Tanıtıcı Bilgi Formu ve Ön test ve Son Test Eğitim Başarı Testi" ile toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, normal dağılımın değerlendirilmesinde Shapiro Wilk testi, verilerin analizinde ki-kare, Fisher's Exact testi Wilcoxon Signed Ranks testi ve Mann-Whitney U testi kullanılmış, p<0,05 istatistiksel anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmada eğitim grubundaki öğrencilerin eğitim başarı testi son test toplam puan ortalamasının (45,54±8,86) ön test toplam puan ortalamasından (29,50±12,96) istatistiksel olarak anlamlı biçimde daha yüksek olduğu bulunmuştur (Z=-5,767, p<0,001). Benzer şekilde eğitim grubundaki öğrencilerin eğitim başarı testi bilgi (Z=-4,690, p<0,001), beceri (Z=-5,264, p<0,001) ve sentez (Z=-5,175, p<0,001) sorularından oluşan son test puan ortalamalarının ön test puan ortalamalarından anlamlı bir şekilde yüksek olduğu belirlenmiştir. Ayrıca eğitim grubundaki öğrencilerin eğitim başarı testi son test toplam puan ortalamasının (45,54±12,96), kontrol grubundaki öğrencilerden (34,51±14,19) yüksek olduğu ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur. Benzer şekilde eğitim grubundaki öğrencilerin eğitim başarı testi bilgi (Z=-3,044, p=0,002), beceri (Z=-2,815, p=0,005) ve sentez (Z=-3,624, p<0,001) sorularından oluşan son test puan ortalamalarının, kontrol grubu son test puan ortalamalarından anlamlı şekilde yüksek olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Öğrencilere geliştirilen partograf e-öğrenme aracı ile verilen eğitimin öğrencilerin partograf bilgi, beceri ve sentez kazanımları üzerinde olumlu etkisinin olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Partograf, E-Öğrenme, Ebelik, E-Partograf
Sezaryen doğum sonrası emzirmenin başlatılmasında yaşanan sorunlar
Amaç: Bu araştırma sezaryen doğum sonrası emzirmenin başlatılmasında yaşanan sorunları belirlemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırma, kesitsel-analitik olarak, 09 Aralık 2019 ve 09 Aralık 2020 tarihleri arasında, Denizli Devlet Hastanesi'nde sezaryen doğum yapan 260 kadın ile gerçekleşti. Araştırmanın verileri araştırmacı tarafından hazırlanan "Tanıtıcı Bilgi Formu" ile LATCH Emzirme Tanılama Ölçeği ve Emzirme Tutumunu Değerlendirme Ölçeği kullanılarak, yüz yüze görüşme yöntemi ile toplandı. Çalışmanın verileri bilgisayar ortamında IBM SPSS Statistics 22 (PASW Inc., Chicago. IL. USA) programı kullanılarak, tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde, ortalama ve standart sapma), bağımsız gruplarda t testi ve mann whitney u testi, tek yönlü varyans analizi, kruskal wallis, pearson ve spearman korelasyon analizi, çoklu regresyon analizi ile değerlendirildi. Bulgular: Araştırmaya katılan 260 anneden, 145'i (%55,8) emzirmede sorun yaşadığını bildirmiştir. Annelerin yaşadıkları emzirme sorunları; sütünün gelmemesi (%52,4), sezaryen sonrası ağrı (%31,7), rahat olmayan emzirme pozisyonu (%21,4), düz/çökük meme ucu (%14,5), ebeden yardım alamama (%2,8) ve diğer sorunlar (%7,6) şeklindedir. Annelerin LATCH Emzirme Tanılama Ölçeği toplam puan aralığı 3,50-9,50 olup ortalaması 7,21±1,27. Emzirme Tutumunu Değerlendirme Ölçeği puanı ise, 67,00-176,00 aralığında olup, ortalaması 118,70±19,30 olarak bulunmuştur. Sonuç: Annelerin çoğunluğunun sezaryen doğum sonrası emzirmenin başlatılmasında sorun yaşadıkları, emzirme başarısı düşük ve emzirme tutumu olumsuz olan annelerin daha çok sorun yaşadıkları tespit edilmiştir. Annelerin emzirme tutumlarının pozitif yönde olması için ebelik girişimleri sağlanarak emzirme başarıları yükseltilebilir, emzirmeye başlama sorunları azaltılabilir. Anahtar kelimeler: Ebe, Emzirmenin Başlatılması, Emzirme Sorunları, Sezaryen Doğum.
Malatya merkez sağlık ocaklarında çalışan hekim, hemşire ve ebelerin şiddet deneyimleri ve kadına yönelik şiddetle ilgili tutum ve davranış düzeyleri
Kadına yönelik şiddet dünyada ve Türkiye'de gün geçtikçe artan bir halk sağlığı sorunudur. Bu araştırma sağlık ocaklarında çalışan personelin şiddete maruz kalma durumlarını ve sağlık personelinin kadına yönelik şiddet konusunda bilgi ve tutumlarını belirlemek amacıyla yapılmış kesitsel bir çalışmadır.Çalışmanın evrenini; Malatya il merkezinde bulunan 28 merkez sağlık ocağında çalışan hekim, hemşire ve ebeler oluşturmuştur. Araştırma evrenindeki 541 kişiden 512`si araştırmaya katılmıştır. Verilerin toplanmasında; Tanıtıcı bilgi formu, ?Hemşire ve Ebelerin Kadına Yönelik Şiddet Belirtilerini Tanımalarına İlişkin Ölçek Formu? ve hemşire, ebe ve hekimlerin kadına yönelik şiddetle ilgili olarak tutum ve davranış düzeylerini belirlemek için Tutum formu kullanılmıştır.Katılımcıların; yaş ortalaması 33,6±6,4`tür. Çalışmaya katılanların; %81,8'i kadın, %18.2'si erkektir, Araştırmaya katılan kadınların %51,1'i, erkeklerin %54,8'i yaşamı boyunca en az bir kere şiddete maruz kalmıştır. Erkeklerin babaları tarafından daha fazla şiddete maruz kaldığı tespit edilmiştir. (P<0.05) Araştırma kapsamındaki hemşirelerin %58,7'si, ebelerin %53,1'i ve hekimlerin %49,5'i iş yaşamı boyunca hasta, yasta yakını ve kendi çalışma arkadaşı tarafından en az bir kere şiddet görmüştür. Çalışanların %77,1'i mezuniyet öncesinde kadına yönelik şiddet eğitimi almamıştır. Mezuniyet sonrasında ise personelin %31,6'sinin kadına yönelik şiddet eğitimi almadığı belirlenmiştir. Ebelerin %79,5`i, hemşirelerin %57,5`i ve hekimlerin %69,9'u mezuniyet sonrası kadına yönelik şiddet eğitimi almıştır. Hekimlerin %74,3`ü, hemşirelerin %73,2`si ve ebelerin %67,5`i kadına yönelik şiddet olayı ile karşılaşmış, %81,8'i bildirim yapacağını ifade etmiştir. Sağlık çalışanlarının kadına yönelik şiddet belirtilerini tanımlarına ilişkin toplam ölçek puanı 18,6±3,7 olarak bulunmuştur. Katılımcıların ortalama14,7±3,2 tutum puanı aldığı saptanmıştır.Sonuç olarak; sağlık çalışanlarının kadına yönelik şiddet belirtilerini tanımlamada yetersiz kaldıkları belirlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Şiddet, kadın, tutum, hemşire, ebe
Tobacco product use with a focus on e-cigarette among nurses and midwives: Attitudes and behaviors
This study aimed to estimate tobacco product use prevalence with a focus on e-cigarette use among the nurses and midwives working in the Istanbul Kartal Dr. Lütfi Kırdar Training and Research Hospital, to describe their opinions and attitudes toward tobacco use in general, and e-cigarette use in particular. This study is a descriptive, cross-sectional study. The nurses and midwives working in Istanbul Kartal Dr. Lütfi Kırdar Training and Research Hospital were surveyed. Instead of selecting a sample group, all of the nurses and midwives were included in the study. The data were collected by a self-administered anonymous questionnaire. The data were analysed using SPSS 25.0 statistical package program. The chi-square test was used for testing relationships between categorical variables. (p<0,05) level was considered to be significant for all comparisons. A total of 316 nurses and midwives participated in this research and their response rate was calculated as 74% (316/427). Of the participants 71,2% were women. The mean age (and its standard deviation) was 33,1±8,7. Of the respondents 48,7% (75,8% in males, 37,8% in females) were ever smokers, 39,6% (65,9% in males and 28,9 % in females) current smokers, 9,2% (9,9% in males, 8,9% in females) former smokers. The proportion of those who reported to have tried e-cigarettes was 13,3% (24,2% in men, 8,9% in women). The rate of current e-cigarette use was 1,9% (5,5% in men, 0,4% in women). Of the respondents 11,7% stated that e-cigarettes help quit smoking, and 11,4% stated that they would recommend e-cigarettes to people who want to quit smoking. Although e-cigarette has never been a legal product in Turkey, a considerable group of smoker nurses and midwives appeared to have started to use it.
Ebelerin malpraktis hakkında bilgi, düşünce, gözlem ve deneyimlerinin değerlendirilmesi
Tıbbi Malpraktis sağlık mesleği mensubunun tıbbi uygulamalar sırasında standart uygulamayı yapmaması, beceri eksikliği veya hastaya gerekli uygulamayı yapmaması olarak tanımlanmaktadır. Sağlık hizmetlerinin yürütülmesinde önemli görevler üstlenen mesleklerden biri olan "ebelik" tarihin çok eski dönemlerinden beri uygulanan bir meslektir. Ebelerin görevlerini yerine getirirken yaşadıkları herhangi bir başarısızlık veya ihmal malpraktis iddialarına neden olabilmektedir. Bu araştırma, ebelerin malpraktis ile ilgili bilgi, düşünce, gözlem ve deneyimlerinin belirlenip değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Adana il merkezinde bulunan üç ayrı yataklı tedavi kurumunun doğum ve doğum sonu servislerinde "Ebe" unvanı ile çalışanlar oluşturmuştur. Ebelerden çalışmaya katılımları ile ilgili onamları alınmıştır. Veriler araştırmacı tarafından geliştirilen veri toplama formu ile toplanıp SPSS 17.0 programı ile analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucunda ebelerin yarısından çoğunun (% 53,3) malpraktis kavramından haberdar olmadıkları görülmüştür. Malpraktisin ortaya çıkmasında genel hata kaynağı olarak en çok meslekte acemilik-yetersizlik (% 90,7), dikkatsizlik (%86,7) ve özen/itina eksikliği (%40,0) gördükleri belirlenmiştir. Ebelerin %24,0'ünün bir meslektaşının hatasını gözlemlediği, %5,4'ünün ise kendilerinin tıbbi hata yaptıkları saptanmıştır. Araştırmanın sonunda ebelikte görülen tıbbi hataların azaltılması ve ebelerin malpraktisten korunmaları için öncelikle mesleki eğitime ve mezuniyet sonrası hizmet içi eğitimlere önem verilmesi gerektiği ortaya çıkmıştır. Ayrıca kanıta dayalı uygulamaların araştırılması ve rutin ebelik girişimlerine dahil edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu çalışmanın, ebelerin malpraktis iddiasına neden olan tıbbi hatalara ilişkin gözlem ve deneyim sıklıklarını ortaya koyması açısından benzer çalışmalara katkıda bulunabileceği ve konuya ilişkin diğer çalışmalar için yol gösterici bir kaynak olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Ebelik, Tıbbi Malpraktis, Ebelikte Malpraktis.
Manisa Celal Bayar Üniversitesi ebelik öğrencilerinin profesyonel değerlerinin ve empatik eğilim düzeylerinin belirlenmesi
Amaç: Bu çalışma, Manisa Celal Bayar Üniversitesi ebelik öğrencilerinin profesyonel değerleri ile empatik eğilim düzeylerini belirlemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Çalışma, 2021-2022 eğitim-öğretim yılında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde öğrenim gören 171 üçüncü ve dördüncü sınıf ebelik öğrencisi ile yapılan kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırmanın verileri 'Tanıtıcı Bilgi Formu', 'Empatik Eğilim Ölçeği' ve 'Ebelerin Profesyonel Değerleri Ölçeği' kullanılarak toplandı. Veriler, çevrim içi öğrenci gruplarında Google forms online anketlerin paylaşımıyla toplandı. Araştırma verileri SPSS 23.0 istatistik programı kullanılarak sayı, yüzde ve t test değerleri incelendi. Bulgular: Ebelik öğrencilerinin; empatik eğilim ölçeği puan ortalaması 70,24±9,51 ve ebelerin profesyonel değerleri ölçek puan ortalaması 125,62±33,92 olarak bulundu. Araştırmada ebelik öğrencilerinin empatik eğilim ölçeği puan ortalamaları ile ebelerin profesyonel değerleri ölçeği puan ortalamaları arasında pozitif yönde orta derecede anlamlı bir ilişki olduğu saptandı. Ebelik öğrencilerinin sınıfı, akademik başarı algı durumu, mezun olduğu lise, gelir durumu, babanın eğitim durumu, ebelik bölümünü tercih etme durumu ve ebelik eğitiminin mesleğe bakışa etkisinin empatik eğilim ölçek puan ortalamasını etkilediği ve istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu bulunmuştur(p<0,05). Ebelik öğrencilerinin yaşı, akademik başarı algı durumu ve ebelik bölümünü tercih etme nedeninin ebelerin profesyonel değerleri ölçek puan ortalamasını etkilediği ve istatiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu bulunmuştur(p<0,05). Sonuçlar: Ebelik öğrencilerinin empatik eğiliminin ve profesyonel değerlerinin iyi düzeyde olduğu belirlendi. Anahtar Kelimeler: Profesyonel Değerler, Empatik Eğilim, Ebelik, Öğrenci, Meslek
Ebelerin amniyotomi ile ilgili görüş ve uygulamaları
Amaç: Bu araştırmanın amacı ebelerin, amniyotomi ile ilgili görüşve uygulamalarını incelemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma, nitel araştırma desenlerinden fenomenoloji deseninde, Aralık 2020 ve Haziran 2021 tarihleri arasında İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı Dr. Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi'de doğum kliniğinde yapılmıştır. Çalışmaya amaçlı örnekleme yöntemi ile belirlenen 11 ebe dâhil edilmiştir. Veriler, tanıtıcı bilgi ve yarı yapılandırılmış görüşme formları ile yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak elde edilmiştir. Veriler, içerik analizi yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan ebelerin, amniyotomi ile ilgili görüş ve uygulamaları altı tema ve 19 alt tema altında toplanmıştır. Bu temaların "amniyotomi ile ilgili görüşler", "amniyotomi uygulama nedenleri","amniyotomi uygularken dikkat edilen durumlar", "amniyotomi sonrasında dikkat edilen durumlar" "amniyotomi uygulaması ile ilgili onam ve yasal süreç" ve "amniyotomi ile ilgili güncel bilgileri kullanma durumu" olduğu tespit edilmiştir". Sonuç: Bu araştırmanın sonucunda, ebelerin bir kısmının amniyotominin, doğumu kısalttığı ve anne, bebek sağlığı için faydalı olduğunu için uygulanması gerektiğini düşünmektedir. Diğer grup ebeler ise, amniyotominin doğumun doğal sürecini bozduğu için uygulanmaması görüşündedirler. Ebelerin amniyotomiyi, literatürde yer alan bilgilerine göre, uygun şekilde uyguladıkları ve gebeye uygulamadan önce bilgi vererek sözel onam aldıkları, amniyotomi ile ilgili yasal süreç yaşamadıkları, sonuçlarına varılmıştır. Ebeler, intrapartum dönemde müdahaleden kaçınarak, müdahalesiz doğum yönetimine katkıda bulunabilirler. Anahtar kelimeler: Amniyotomi, birinci evre, ebelik, doğum eylemi
Doğum eylemine katılan babaların doğum deneyimleri
Amaç: Bu araştırmanın amacı, eşlerinin doğumuna katılan babaların doğum deneyimlerini betimlemektir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırmanın deseni nitel ve tanımlayıcı olup fenomenolojik yaklaşım kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini İstanbul Doğum Akademisi'nde doğum öncesi eğitim almış, travay sürecinde ve doğumda eşlerinin yanında bulunmuş, doğum deneyimi üzerinden üç yıl geçmemiş, ölçüt örneklem yöntemi ile ulaşılan 12 baba oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak "Birey Tanılama Formu" ve "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılmıştır. Araştırma verileri, Ocak- Şubat 2021 tarihleri arasında çevrim içi derinlemesine görüşmeler yapılarak toplanmıştır. Araştırma verilerinin içerik analizi MAXQDA programı kullanılarak yapılmıştır. Araştırmanın etik onayı, MCBÜ Tıp Fakültesi Sağlık Bilimleri Etik Kurul'undan (30.12.2020 tarih ve E-20478486-050.04.04-5655 sayılı) alınmıştır. Bulgular: Araştırma verileri çözümlendiğinde, doğuma katılan babaların doğum deneyimlerinin betimlendiği dört tema etiketi belirlenmiştir. Bunlar "doğum öncesi hazırlık", "babaların doğum desteği", "doğum sürecinde yaşanan duygular" ve "babaların doğum ile ilgili görüşleri". Sonuç: Babaların, doğuma katılmayla ilgili bilgi kaynaklarının doğum öncesi eğitim olduğu, eşlerine destek olmak istedikleri için doğuma katıldıkları, babaların doğumda eşlerine daha çok psikolojik destek sağladığı, doğum sürecinde pek çok zıt duyguyu bir arada yaşadığı, doğumu "inanılmaz" olarak tanımladığı, doğumda ebe desteğinin doğum deneyimi için önemli olduğu ve babaların yaşadığı doğum deneyiminin olumlu olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Doğum, Doğum deneyimi, Babaların deneyimi.
Gestasyonel diyabetli kadınlarda yorgunluğun yaşam kalitesi üzerine etkisi
Amaç:GDM'li kadınların, ebeler ve sağlık profesyonelleri açısından diyabet yönetimlerinin sağlanmasında, yorgunluğun saptanması ve yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada, GDM'li kadınların yaşadığı yorgunluğun yaşam kalitesi üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma TC Sağlık Bakanlığı Türkiye Kamu Hastaneler Kurumu, Manisa İli Kamu Hastaneler Birliği Genel Sekreterliğine bağlı Turgutlu Devlet Hastanesi Dahiliye Polikliniği ve Kadın Doğum Polikliniklerine başvuran, yasal izinler ilgili kurumlardan alındıktan sonra Mart 2015 – Eylül 2015 tarihleri arasında, 80 gestasyonel diyabetli kadınla yürütülmüştür. Veri toplama araçları olarak sosyo-demografik bilgileri almak amacıyla literatür doğrultusunda hazırlanan 26 soruluk bir form, 9 sorudan oluşan likert tipi ''Yorgunluk Şiddet Ölçeği'', 40 sorudan oluşan likert tipi ''Yorgunluk Etki Ölçeği'' ve yaşam kalitesini değerlendirmek için likert tipi 8 maddeden oluşan ''EUROHIS-QOL- Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Anketi'' kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 15.00 for Windows programı kullanılmıştır. Verilen değerlendirilmesinde korelasyon, ANOVA, İndependite Simple T Testi, Mann Whitney U, Kruskal Wallis testleri kullanılmıştır. Bulgular:Araştırmaya katılan GDM'li kadınların yaş ortalaması 30,30±4.84 (min:19, max:39) olarak belirlenmiştir. Kadınların %46,1'i ilköğretim mezunu, %83,8'i çalışmamaktadır. Kadınların %50,0'sinin ailesinde diyabet öyküsü olduğu, %5,0'inin gebelik öncesi diyabetinin olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Gestasyonel diyabetes mellitusun kadınlarda yorgunluğun yaşam kalitesi ile arasında negatif yönde ve anlamlı bir ilişkisi olduğu saptanmıştır. GDM'li kadınlarda yorgunluk arttıkça yaşam kalitesinin azaldığı belirlenmiştir.
Hemşirelik ve ebelik öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlarının incelenmesi
Kesitsel tipteki bu araştırmanın amacı hemşirelik ve ebelik öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlarını incelemektir. Araştırma evrenini 2018-2019 Eğitim Öğretim yılında Gaziantep Üniversitesi hemşirelik ve ebelik bölümünde öğrenim gören 1305 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada örnekleme gidilmemiş evrenin tamamına ulaşılmaya çalışılmıştır. Araştırma verilerinin toplandığı günlerde okulda bulunan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 955 öğrenci araştırmaya dâhil edilmiştir. Araştırma verileri, Tanıtıcı Özellikler Formu ve Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği (TCRTÖ) ile toplanmıştır. Araştırma verileri SPSS programında değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılanların %81.6'sı kız %18.4'ü ise erkektir. Araştırmaya katılan öğrencilerin %76.6'sı hemşirelik (732), %23.4'ü ise ebelik (223) bölümünde öğrenim görmektedir. Araştırmada kız ve erkek öğrencilerin TCRTÖ'den almış oldukları toplam puanlar karşılaştırıldığında kız öğrencilerin TCRTÖ'den aldığı puan ortalaması (155.36 ± 18.87), erkek öğrencilerin ölçekten almış olduğu puan ortalamasından (127.74 ± 18.14 ) daha yüksektir. Bu sonuca göre kız öğrencilerin erkek öğrencilere göre daha eşitlikçi tutum içinde olduğu söylenebilmektedir. Araştırmada ebelik öğrencilerinin hemşirelik öğrencilerine göre Eşitlikçi Cinsiyet (36.01 ±4.39), Kadın Cinsiyet (27.93 ± 5.72), Evlilikte Cinsiyet (36.45± 3.62), Geleneksel Cinsiyet (29.41 ±5.22) ve Erkek Cinsiyet ( 24.97 ± 3.61) rollerine yönelik daha yüksek düzeyde eşitlikçi tutuma sahip oldukları bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak araştırmaya katılan 955 öğrencinin toplumsal cinsiyet rolleri tutum ölçeğinden almış oldukları puan ortalamasına (150.27 ± 21.5) göre öğrencilerin toplumsal cinsiyet rollerine yönelik eşitlikçi tutuma sahip oldukları belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Cinsiyet Rolleri, Tutum, Ebelik, Hemşirelik,
Kadın doğum kliniklerinde çalışan hemşire ve ebelerin hatalı tıbbi uygulama yapma durumları ve hatalı tıbbi uygulama nedenlerinin önemine ilişkin görüşleri
ÖZETSağlık alanında her geçen gün büyüyen bir problem olarak karşımıza çıkan HTU'lar, hasta bakımında önemli görevler üstlenen hemşire ve ebeler açısından büyük bir önem taşımaktadır. Bu nedenle araştırmamız kadın doğum kliniklerinde çalışan hemşire ve ebelerin karşılaştıkları HTU'ların belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma, Ankara il sınırları içinde yer alan toplam dokuz hastanenin kadın doğum kliniklerinde çalışan 365 hemşire ve ebe ile gerçekleştirilmiştir. Veriler araştırmacı tarafından geliştirilen veri toplama formu kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak toplanmıştır. SPSS 15.0 paket programında; tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde), Ki-kare testleri ve çok değişkenli lojistik regresyon analizi ile değerlendirilmiştir.Çalışmamızda hemşire ve ebelerin %14.2'sinin HTU yaptığı, %65.4'ünün HTU sonrası bildirimde bulunduğu ve HTU sonrası hiçbir hastanın zarar görmediği belirlenmiştir. Hemşire ve ebelerin en sık yaptıkları HTU'lar; ilaç uygulama hatası (%54.5), iletişim hatası (%18.3) ve izlem hatası (%16.8) olarak belirlenmiştir. Hemşire ve ebelerin %47.4'ü HTU'ların kişisel nedenlerden ve %32.2'si kurumsal nedenlerden kaynaklandığını düşünmektedir. Hemşire ve ebeler HTU'lara neden olabilecek faktörlerin HTU'ya etkisine ilişkin görüşlerini; dikkatsizlik (%98.6), ihmal (%98.6), sağlık çalışanı sayısının yetersizliği (%96.5) ve aşırı iş yükü (%96.5) olarak önemli/çok önemli şeklinde ifade etmişlerdir. Hemşire ve ebelerin yaş, meslekte çalışma yılı, bakım verdikleri hasta sayısı ile HTU yapma durumları arasındaki fark istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Bu sonuçlar doğrultusunda mesleki deneyimi az olan hemşire ve ebelerin HTU konusunda hizmetiçi eğitimlerle desteklenmesi ve hemşire/ebe sayısının arttırılması önerilmiştir.Anahtar kelimeler: Hatalı tıbbi uygulama, hemşire, ebe.