Electroencephalography
151 theses under this subject heading
EEG sinyalleri ve derin öğrenme modelleri kullanılarak dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tespiti
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB), çocukluk çağında başlayan, yaygın, komorbid bir nörogelişimsel bozukluktur. Teşhis, karar destek sistemi olmadan, profesyoneller tarafından davranış derecelendirme ölçekleri kullanılarak konulmaktadır. Doğru teşhis ve tedavideki gecikmeler, bu hastalık ile birlikte ortaya çıkan diğer psikiyatrik durumların kötüleşmesine ve sonuç olarak sağlık hizmetlerindeki kullanımın artmasına bağlı maliyete neden olur. Bu nedenle, DEHB tanısında kullanılabilecek potansiyel bir karar destek sistemine ihtiyaç vardır. Bu tez çalışmasında DEHB tanısı bulunan ve sağlıklı çocuklara ait EEG sinyallerinden frekans-zaman yapıları ile derin öğrenme yöntemlerinden biri olan evrişimsel sinir ağları (ESA) kullanılarak DEHB teşhisi için yüksek doğrulukla çalışan farklı tahmin modellerinin incelenmesi ile sübjektif testlere bağımlılığı azaltacak, tanı için hızlı ve başarılı bir karar destek algoritması önermek ve açıklanabilir yapay zeka (YZ) yöntemleri ile zaman-frekans alanındaki gizli bilgilerin DEHB tanısında nasıl bir etkiye sahip olduğunu keşfetmek amaçlanmaktadır. Bu amaçla, veriler bir ön işlemeden geçirilerek gürültülerinden arındırılmış ve zaman-frekans bilgisi sağlayan spektrogram görüntüleri oluşturulmuştur. Tez kapsamında ESA mimarileri AlexNet, GoogleNet, ResNet-50, ve SqueezeNet üzerinde transfer öğrenme çalışılmıştır. İlk aşamada ESA mimarileri kendi sınıflandırıcılarıyla birlikte kullanılmıştır. En başarılı performans %97.78 ile AlexNet mimarisi ile elde edilmiştir. Kanal ve frekans bantlarına ayrılan sinyaller ile beyin bölgelerinin ve frekansların tanıda ayırt ediciliği incelenmiştir. Alfa frekansı ve parietal bölge kanalları tek başına DEHB tahmininde en başarılı bulunmuştur. Gradyan ağırlıklı sınıf aktivasyon haritalama (Grad-CAM) ile görselleştirilerek açıklanabilir bir model elde edilmiştir. Daha sonra aynı ESA mimarileri ile sadece öznitelikler elde edilmiş ve farklı makine öğrenimi algoritmalarıyla performans analizleri gerçekleştirilmiştir. Manuel öznitelikler elde edilip bir önceki aşama ile karşılaştırılmıştır. Sınıflandırma algoritması olarak Karar Ağaçları, Destek Vektör Makineleri (DVM), k-En Yakın Komşuluk (k-NN) ve Ensemble yöntemi kullanılmıştır. En başarılı performans AlexNet mimarisinden elde edilen özniteliklerin DVM algoritması ile sınıflandırılması sonucu elde edilmiştir (%98.33). Çalışmanın sonucunda gözlemlenen yüksek doğruluktaki bulgular, önerilen yöntemin DEHB tanısında iyi bir karar destek sistemi olarak kullanılabileceğini göstermektedir.
Yenidoğanlarda fototerapi tedavisi esnasında amplitüd entegre elektroensefalografi ile beyin matürasyonu izlemi
Hiperbilirubinemi yenidoğan döneminde sık görülen sorunlardan biridir. Tedavi gerektiren bilirubin düzeyi bebeğin gebelik yaşına, doğum ağırlığına ve postnatal yaşına göre değişmekle birlikte tedavide ilk tercih fototerapidir. Amplitüd entegre elektroensefalografi (aEEG) monitörizasyonu, yenidoğan ünitelerinde yaygın kullanılmaya başlanmıştır. Yenidoğanlarda zemin aktivitesi, uyku uyanıklık döngüsü, nöbet aktivitesi tespitinde değerlidir. Fototerapi tedavisi altındaki yenidoğanların aEEG takibinin yapılarak ışığın aEEG kayıtlarını etkileyip etkilemediği araştırılması planlandı. Yenidoğan yoğun bakım ünitesine fototerapi tedavisi için yatan term yenidoğanlara ilk 6 saat fototerapi tedavisi altında aEEG monitörizasyonu yapılıp, uyku-uyanıklık siklusları ve zemin aktivite ölçümleri kaydedildi. Sonraki 6 saat boyunca aynı bebeklerin fototerapi tedavilerine ara verilip, göz bantları çıkarılarak aEEG monitörizasyonu yapılıp, uyku-uyanıklık döngüleri ve zemin aktivite ölçümleri kaydedildi. Kaydedilen sonuçlar, hastaların demografik verileri, yatış günleri istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Çalışmaya 64 term yenidoğan dahil edildi. 43'ü (%67) erkek olup, doğum ağırlığı ortalaması 3174± 417, doğum haftası ortancası 38 (37-41)'dir. Fototerapi esnasında 6 saat bakılan uyku uyanıklık siklusu ortancası 8 (4-12), alt zemin aktivitesi ortancası 6 (4-10), üst zemin aktivitesi ortancası 18 (10-24) iken fototerapiye ara verildiğinde bakılan uyku uyanıklık siklusu ortancası 6 (3- 10), alt zemin aktivitesi ortancası 6 (5-10), üst zemin aktivitesi ortancası 18 (12-25) tespit edilmiştir. İki grup arası Wilcoxon işaretli sıralar testi yapıldığında uyku uyanıklık siklusları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0,001). Çalışmamız sonucunda term yenidoğanların fototerapi esnasında uyku uyanıklık döngülerinin arttığı tespit edildi. Bu da anlamlı hiperbilirubineminin uyku uyanıklık döngüsünü etkilediğini göstermektedir. Fototerapi tedavisi esnasında maruz kalınan ışığın etkisi ile uyku uyanıklık döngüsünün arttığını düşünmekteyiz. Bu da bu çalışmanın, şu an için bildiğimiz kadarıyla fototerapi tedavisinin uyku uyanıklık döngüsüne etkisi olduğunu kanıtlayan ilk çalışma olabileceğini düşündürmektedir.
Taşınabilir EEG cihazı tasarımı ve uygulamaları
Elektroensefalografi (EEG) sinyalleri, kafatasına yerleştirilen elektrotlar vasıtasıyla beyinden alınan küçük genlikli ve düşük frekanslı elektriksel sinyallerdir. EEG sinyalleri dış etmenlerden kolaylıkla etkilenebilmektedir. Bu nedenle incelenmeleri sırasında çeşitli önişlemlerden geçirilmeleri gerekmektedir. EEG sinyalleri beyin yapısı ve düşünce biçimleri hakkında bilgi edinmek amacıyla sıklıkla kullanılmaktadır. Çevresel etkilere, kalıtsal veya sonradan oluşan rahatsızlıklara göre değişen EEG sinyallerinin incelenmesi sonucu bazı kestirimler ve tespitler yapılması söz konusudur. Bu tez kapsamında, EEG sinyallerinin toplanması, donanımsal olarak işlenmesi, kaydedilmesi, yazılımsal olarak işlenmesi ve sınıflandırılması ile ilgili bir dizi çalışma gerçekleştirilmiştir. EEG sinyallerinin toplanması için gerekli donanımsal ekipmanlar hakkında araştırmalar yapılmış ve bu araştırmalar sonucunda bir enstrümantasyon yükseltici tasarlanmıştır. Üretilen yükseltici ile piyasada bulunan benzer nitelikli yükselticiler ve tam donanımlı EEG kayıt cihazlarından bazıları karşılaştırılmıştır. Çalışmalar sonunda taşınabilir bir EEG kayıt cihazı tasarlanmıştır. Tasarlanan cihaz, gümüş/gümüş klorür (Ag/AgCl) barındıran tek kullanımlık (disposable) elektrotlar ile sinyalleri enstrümantasyon yükselticiye iletmektedir ve burada yapılan bir dizi donanımsal işlemden sonra bir kablosuz verici vasıtasıyla bilgisayara göndermektedir. Tasarlanan donanım için geliştirilen masaüstü uygulama sinyalleri alıp yazılımsal işlemlerden geçirmektedir ve bazı yüz mimiklerinin sınıflandırmasını gerçekleştirmektedir. Birkaç sınıflandırma yöntemi toplanan sinyaller üzerinde test edilmiştir ve karşılaştırma sonuçlarında en verimli algoritma uygulamaya eklenmiştir.
Dinleme eforu değerlendirilmesinde kullanılan objektif yöntemlerin nöral kaynaklar açısından değerlendirilmesi
Dinleme eforu değerlendirilmesinde kullanılan yöntemlerin ne tür nöral kaynaklara daha hassas olduğu ve bu ölçüm sonuçlarının birbiriyle ilişkisinin nasıl olduğu hala tam olarak açıklanamamıştır. Dinleme eforu değerlendirme yöntemlerinin eş zamanlı yapılması, katılımcının aynı motivasyon ve nöral kaynak seviyesinde olmasını sağlamak açısından çok önemlidir. Bu çalışmanın amacı, dinleme eforu ölçümünde kullanılan objektif yöntemlerin farklı şekilde bozulmuş konuşma uyaranları kullanarak, dinleme eforu için gerekli hangi nöral kaynaklara daha hassas olduğunun bireysel bilişsel ve işitsel işlemleme becerileri kontrolünde belirlenmesidir. Çalışmaya normal işitmeye sahip 19-34 yaş arası 49 birey katılmıştır. Çalışma iki aşamada yapılmıştır. İlk aşamada katılımcılara, bozulmuş konuşma uyaranı ile (noise vocoded speech) zorlu dinleme ve tekrar etme görevi sırasında eşzamanlı pupillometri, EEG ve reaksiyon zamanı ölçümleri yapılmıştır. İkinci aşamada ise ilk aşama ile günün aynı saatinde ve aynı yorgunluk seviyesinde olmak kaydıyla; İşitsel Sözel Öğrenme Testi (İSÖT), Türkçe Matris Testi (TM) ve Dinlemede Dikkat Testi (DDT) uygulanmıştır. İSÖT sonuçları EEG alfa bandı genliği değişimi ile ilişkili iken DDT sonuçları pupillometri sonuçları ile daha ilişkilidir. Uyaran zorluğu arttıkça pupil dilatasyonu da artmış iken, EEG sonuçları ile uyumlu değildir. Eş zamanlı dinleme eforu değerlendirilmesi yapılan bu çalışma işitsel dikkat ve belleğin eforla ilişkisini de değerlendiren ilk çalışma olmuştur. Anahtar Kelimeler: Dinleme Eforu, Elektroensefalografi, Pupillometri, İşitsel Dikkat, Sözel Çalışma Belleği
Tinnitusun dinleme eforuna etkisinin değerlendirilmesi
Tinnituslu hastalarda dinleme eforunun değerlendirildiği önceki çalışmalarda tutarsız sonuçlar bulunmasının yanı sıra dinleme eforunu etkşleyebşlecek potansiyel faktörlerden biri olan yüksek frekans işitme eşikleri değerlendirilmemiştir. Bu nedenle bu çalışmanın amacı bu konudaki çalışma eksikliğini ve tutarsızlığını göz önüne alarak; katılımcıların saf ses işitme eşiklerini tüm frekanslarda (0.125-20 kHz) benzer olmasını sağlayarak tinnituslu bireylerde dinleme eforunu, hem merkezi sinir sistemi üzerinden ölçen EEG ile hem de otonom sinir sistemi aktivitesi üzerinden ölçen pupillometri ile farklı açılardan aynı anda değerlendirip, her iki yöntemden elde edilen sonuçları karşılaştırarak bu sonuçların tinnitus ile ilişkili fizyolojik temelini araştırmaktır. Çalışmaya normal işitmeye sahip (0.125-8 kHz) tinnitus grubundan 16, kontrol grubundan 23 birey dahil edildi. Tüm katılımcıların işitme eşikleri 0.125-20 kHz aralığında değerlendirildi. Katılımcılara Montreal Bilişsel Değerlendirme testi, Görsel Analog Ölçeği, Tinnitus Engellilik Anketi, Tinnitus değerlendirme testleri, Türkçe Matris Test, Elektroensefalografi ve Pupillometri uygulandı. EEG alfa bandı genliği parietal (P3,P4,Pz) elektrotlar kullanılarak elde edildi. Çalışmamızın sonucunda taban çizgisine göre işitsel uyaranın çözümlenme aşamasında EEG alfa bandı genliğindeki ve pupil çapındaki artış tinnitus grubunda daha düşük elde edildi. Diğer yandan GAÖ skoru tinnitus grubunda daha yüksek düzeyde elde edilmiştir. EEG alfa bandı genliğindeki ve pupil çapındaki değişikler ile TEA ve MoCA arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir ilişki elde edilememiştir. Tinnitus grubundaki EEG alfa bandı genliğindeki artış oranının düşük görülmesi GAÖ skorunun tinnitus grubunda daha yüksek elde edilmesi tinnitus hastalarında potansiyel bir dinleme eforu lehine yorumlanmıştır. Ancak hipotezimiz ile çelişkili olarak pupil çapındaki artışın tinnitus grubunda daha düşük elde edilmesi dinleme eforundan ziyade yorulma lehine yorumlanmıştır. Bu sonucun katılımcıların tinnitustan dikkatlerini uzaklaştırmaları nedeniyle PSS'nin baskın hale gelmesiyle ilişkili olduğu ve pupillometrinin otonom sinir sistemi cevabının etkilendiği durumlarda dinleme eforunu değerlendirme açısından yeterli düzeyde sensitif bir değerlendirme sağlayamayabileceği ile ilişkili olabileceği düşündürmüştür. Çalışmamız sonucunda elde ettiğimiz tinnitusun bireylerdeki dinleme becerilerine olan potansiyel etkisi göz önünde bulundurularak, klinisyenlerin tedavi/terapi protokollerine tinnitusla ilgili olumsuz algıyı azaltmanın yanı sıra tinnitus hastalarının günlük hayatta, özellikle gürültülü ortamlarda yaşayabilecekleri dinleme handikabını azaltmak eklenebilir. Bu çalışma, EEG ve pupillometri perspektifinden dinleme eforunu analiz eden ve işitme kaybının dinleme eforu üzerindeki olası etkisini dışlamak için 0.125-20 kHz aralığında gruplar arasında benzer işitme eşikleri sağlayan ilk çalışmadır.
Komatöz durum nedeniyle amantadin alan hastalarda skalp EEG bulgularının prognostik değeri
Bu çalışmada, kliniğimizde bilinç bozukluğu (BB) nedeniyle izlenen ve amantadin başlanması klinisyen tarafından uygun bulunan hastalara sürekli elektroensefalografi (EEG) çekilerek tedavi sonrası klinik değişikliklerin EEG ile korele olup olmadığına bakmak amaçlanmıştır. Çalışma Kasım 2021-Kasım 2022 tarihleri arasında gerçekleştirildi ve uygun hastalara 5 gün sürekli video-EEG monitorizasyonu uygulandı. EEG çekimi amantadin tedavisi öncesi başlanarak bazal EEG parametreleri elde edildi. Hastalara 3 gün intravenöz, 4 gün oral amantadin tedavisi uygun dozda uygulandı. Hastalar her gün aynı saatte 4 farklı skala ile değerlendirildi ve skala puanları not edildi. EEG verileri görsel olarak günlük analiz edildi. Daha sonra, EEG verileri ile değerlendirme ölçek puanlarının korelasyonu istatistiksel yöntemlerle analiz edildi. Teknik artefaktlar nedeniyle dışlanan hastalar sonrasında 20 hasta çalışmaya alındı. 9 hastanın EEG frekansında ≥1 Hz frekans artışı izlendi. Diğer EEG parametrelerinde bir fark saptanmadı. Amantadin tedavisi süresince GKS, RSS, RASS ve CRS-R skala puanları bazal puanlar ile karşılaştırıldığında tedavi sonrası RSS (p=0.031), RASS (p=0.007) ve CRS-R (p=0.033) puanları istatistiksel anlamlı olarak yükseldi. CRS-R'de ≥3 puan artışı ile EEG frekans artışı arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı p=0.0297). CRS-R'de kategori yükselmesi (p=0,05) ve GKS puan artışı (1 artış, p=0,094; 2 artış, p=0,070) bu ilişkiyi destekleyen trendlerdi. Ek olarak 4 hastaya spektral güç analizi uygulandı. EEG'de spektral güç analizi yapılan 4 hastanın 3'ünde EEG ve klinik bulguların korele olduğu gözlendi. Sonuç olarak, EEG'nin görsel analizinin tedaviden yarar görebilecek hastaları öngörmesi mümkündür. Benzer bir durum kantitatif EEG analiz yöntemleri için de geçerli olabilir.
Nöropazarlama uygulamaları için EEG sinyallerinin analizi ile beğeni durum tespiti
Nöropazarlama, nörobilim ve pazarlamanın bir karışımıdır. Beynin pazarlama uyaranlarına nasıl tepki verdiğini analiz ederek tüketici davranışına ilişkin daha derin bilgiler sağlaması açısından önemlidir. Bu yaklaşım, bilinçaltı tercihleri ve duyguları ortaya çıkararak anket gibi geleneksel yöntemlerin ötesine geçiyor. Nöropazarlama, daha etkili pazarlama stratejileri oluşturmaya, ürün tasarımını geliştirmeye, müşteri deneyimlerini geliştirmeye ve rekabet avantajı sunmaya yardımcı olabilir. Tüketici kararlarını gerçekten neyin etkilediğinin daha doğru anlaşılması açısından oldukça değerlidir. Bu tez çalışmasında nöropazarlama uygulamalarında kullanılmak üzere elektroensefalogram (EEG) sinyallerine dayanan bir beğeni kestirim sistemi geliştirilmesi amaçlanmıştır. Katılımcılara 2 farklı ürüne ait reklam videosu izletilmiştir, video izlendiği sırada kaydedilen EEG verileri işlenerek, tüketicinin bir ürünü beğenip beğenmediği tespit edilecektir. Nöropazarlama, pazarlama ve reklam sektöründe oldukça güncel ve önemli bir araştırma konusu haline gelmiştir. Çalışmamızda video ve görüntüler izletilen katılımcılardan, 32 kanallı EEG sinyalleri, EEG kepi yardımıyla, kafa derisi üzerine yerleştirilen elektrotlar ile beğeni durumu tespit edilmiştir. Reklam videolarının izlenmesi sonrasında katılımcılara anket uygulanarak, ürünlere ait farklı görüntülerin (Örneğin; arabanın önden görünümü, ön konsolu, yandan görünümü, arkadan görünümü, arka far, logo ve ön ızgara gibi) beğeni derecesine oy vermeleri istenmiştir. 1)Kaydedilen EEG sinyallerinden, farklı video bölgelerine karşı gelen sinyaller bölütlenmiştir. a)GKA (Görgül Kip Ayrışımı), GGKA (Grup Görgül Kip Ayrışımı), ÇDGKA (Çok Değişkenli Görgül Kip Ayrışımı) gibi sinyal analiz yöntemleri ile kip fonksiyonlarına (ÖKF) ayrıştırılmıştır. b)Bu ÖKF'lerden çeşitli öznitelikler elde edilmiştir[1], [2], [3], [4], [5]. c)Elde edilen öznitelikler Makine Öğrenmesi yöntemleriyle sınıflandırılmıştır. 2)Kaydedilen bu EEG sinyalleri zaman-frekans (ZF) analiz yöntemleri (dalgacık dönüşümü, kısa süreli Fourier dönüşümü) ile analiz edilerek ZF enerji dağılımları renkli resim olarak elde edilmiştir. Bu resimler evrişimsel sinir ağı (CNN) gibi derin öğrenme ağlarının eğitilmesi ve sınıflandırılması yapılarak beğeni kestirim sonuçları geliştirilmiştir.
Elektroensefalografide (EEG) derin sinir ağlarının uygulanması
Bu çalışma, elektroensefalografide (EEG) derin sinir ağlarının (DNN) uygulanmasını araştırarak, EEG sinyallerinin sınıflandırılmasında derin öğrenme tekniklerinin etkinliğini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. BCI Competition III veri seti kullanılarak geliştirilen evrişimli sinir ağı (CNN) modelleri, motor imgeleme (MI) sınıflandırmasında test edilmiş ve geleneksel yöntemlere kıyasla üstün performans sergilemiştir. Araştırma, EEG tabanlı Beyin-Bilgisayar Arayüzü (BCI) sistemlerinin geliştirilmesine katkıda bulunmayı hedefler.
Potansiyel EEG tabanlı beyin bilgisayar arayüzleri için motor imgeleme aktivitelerinin tespit edilmesi
Bu tez çalışmasında, potansiyel Beyin-Bilgisayar Arayüzü uygulamaları için motor imgeleme aktivitelerinin tespit edilebilmesi, teorik ve deneysel olarak incelenmiştir. Teorik çalışma, Beyin-Bilgisayar Arayüzü sistemlerinde farklı motor imgeleme davranışlarının sınıflandırılmasına yönelik başarım oranını iyileştirmek için birkaç yaklaşıma dayalı (Ortak Ortalamaya Referanslama, Temel Bileşenler Analizi, Kör Kaynak Ayırma, Genelleştirilmiş Özdönüşüm) doğrusal uzamsal filtreleme tekniğinin performansını değerlendirmek ve karşılaştırmaktır. Uzamsal filtrelerin performanslarının değerlendirilmesi için BBA yarışma veri setleri içerisindeki farklı imgeleme davranışlarına (sağ el/sol el ve ayak/dil) ait veriler kullanılmıştır. Verilerde beyazlatma ve düzenleme parametreleri ile, uzamsal filtrelerin sınıflandırma performanslarının iyileştirilmesi hedeflenmiştir. Deneysel çalışmada, iki kanallı bir EEG cihazı kullanılarak farklı motor imgeleme davranışları (sağ el/sol el) ile değişen alfa bandı genlik düşüşü ritimlerinin (Eyleme Bağlı Desenkronizasyon, "EBD") tespit edilebilirliği incelenmiştir. Teorik çalışmada incelenen uzamsal filtreleme yaklaşımlarından Genelleştirilmiş Özdönüşüm yöntemi, aktivitenin gerçekleştiği topografik bölgenin tespiti ve elektrot ölçümleri içerisinden aktivitelere bağlı değişen sinyal örüntülerinin çıkartılması için kullanılmıştır. Deneysel çalışmalar 6 sağlıklı ve sağ elini kullanan katılımcı ile gerçekleştirilmiştir ve ipucu tabanlı bir prosedür kullanılmıştır. Teorik çalışmadaki bulgulara göre, Genelleştirilmiş Özdönüşüm yaklaşımı diğer yaklaşımlara göre baskın olarak daha iyi bir sonuç vermiştir. Verilerde beyazlatma ön işlemesi uzamsal filtrelerin performansında iyi bir derecede iyileşme sağlamıştır. Genelleştirilmiş Özdönüşüm yaklaşımı için düzenleme parametreleri, genel sınıflandırma başarıları için düşük boyutta bir iyileşme gösterirken bazı denekler için iyi bir sınıflandırma başarısı sağlamıştır. Deneysel çalışmalardaki bulgulara göre, 6 katılımcı içerisinden 4 katılımcı için imgeleme aktivitelerine ait zaman dilimlerinde ve topografik olarak beynin imgelemelerle ilişkilendirilmiş bölgelerinde sinyal genliklerinin referans periyotlarına göre ortalama yaklaşık %50'sine (ort. %47,3) kadar azaldığı EBD örüntüleri, kullanılan uzamsal filtre yaklaşımı ile tespit edilebilmiştir.
İşitme kaybı olan bireylerin farklı dinleme koşullarındaki EEG ve ERP bulguları
Gürültülü ortamlarda konuşmaları dinlemek ve takip etmek için belli bir dinleme çabası harcanması gerekebilir. Gürültülü ortamlarda dinleme görevi normal işiten bireylere kıyasla özellikle işitme kaybı olan bireylerde daha zor ve zahmetlidir. İşitme kaybına sahip bireylerde görülen dinleme çabası standart odyolojik değerlendirme ile ölçülemeyen işitme kaybının önemli sonuçlarından biridir. Bu konunun önemine rağmen dinleme çabasını değerlendirmek için güvenilir bir objektif ve elektrofizyolojik yöntem bulunmamaktadır. Yapılan bu çalışmanın amacı ise, işitme kaybına sahip bireylerin farklı dinleme koşullarında gösterdikleri dinleme çabasının EEG ve ERP ölçütlerinde N1, P3, N4 bileşenlerine yansımasının araştırılmasıdır. Çalışmaya normal işitmeye sahip 22-30 yaş aralığında 12 birey kontrol grubuna, bilateral hafif ve orta derece sensörinöral işitme kaybı olan 30-45 yaş aralığında 10 birey ise araştırma grubuna dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan bireylere EEG kaydı sırasında konuşma şeklindeki durağan gürültü ile Türkçe Matriks cümleleri birleştirilerek +3, 0, -3 ve -6 dB sinyal gürültü oranları (SGO) ile sunulmuştur. Çalışmaya katılan tüm bireylerin EEG kayıtları; +3, 0, -3 ve -6 dB sinyal gürültü oranları için 4 farklı blokta yapılmış ve her blokta bireylere 60 cümle olmak üzere toplam 240 cümle dinletilmiştir. Çalışmanın sonucunda kontrol grubundaki bireylerde dinleme koşullarının hiçbirinde N1, P3 ve N4 yanıtlarının genlik ve latanslarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir. Ancak, araştırma grubundaki bireylerin N1 yanıtlarının genlikleri +3 dB SGO ve 0, -3 ve -6 dB SGO'ları ile karşılaştırıldığında N1 yanıtının genliklerinde istatistiksel olarak anlamlı azalmalar gözlenmiştir(p<0,05). Çalışma grubunun N4 yanıtlarının genliğinde ise SGO +3 dB'den 0 dB'ye düştüğünde istatistiksel olarak anlamlı düşüş bulunmuştur(p<0,05). Araştırma grubunun dalga formunda P3 bileşeninin genliğinin dinleme görevi zorlaştıkça arttığı gözlense de bu fark istatistiksel anlamlılığa ulaşmamıştır. Sonuç olarak, işitme kayıplı bireylerin zorlu koşullarda harcadıkları dinleme çabasını objektif olarak değerlendirmek için ERP yanıtlarından N1 ve N4 bileşenlerinin genlik ölçümlerinin faydalı olabileceği düşünülmüştür.
Acil serviste girişimsel sedasyon ve analjezi uygulanan hastalarda sedasyon derinliğini ölçmede eeg monitörizasyonu ('noninvasiv yükseltilebilir parametreli hemodinamik monitörizasyon platformu' tm) patient state ındex (psı) ile ramsey sedasyon skalasının uyumluluğunun değerlendirilmesi
Acil Serviste Girişimsel Sedasyon Ve Analjezi Uygulanan Hastalarda Sedasyon Derinliğini Ölçmede EEG Monitörizasyonu (Noninvasiv Yükseltilebilir Parametreli Hemodinamik Monitörizasyon PlatformuTM) Patient State Index (PSI) İle Ramsey Sedasyon Skalasının Uyumluluğunun Değerlendirilmesi. Giriş ve Amaç: Acil servislerde ağrılı işlemler oldukça sık uygulanmaktadır. Bu işlemlerin daha konforlu ve ağrısız yapılabilmesi için sıklıkla Girişimsel sedasyon ve analjezi (GSA) uygulanmaktadır. GSA uygulanan hastalarda sedasyon derinliği, oluşabilecek komplikasyonları önlemek ve erken müdahale etmek için takip edilmelidir. Sedasyon derinliği klinik skalaların yanı sıra 'Patient State Index (PSI)' gibi dijital EEG monitörizasyonu ile de yapılabilmektedir. Çalışmamızda birincil sonlanım noktası olarak acil serviste ekstremite kırık veya çıkığı nedeniyle GSA uygulanan hastalarda sedasyon derinliğini takip etmede EEG monitörizasyonu (Patient State Index) ile 'Ramsey Sedasyon Skalası'nın uyumluluğunu, ikincil sonlanım noktası olarak da gelişebilecek komplikasyonları erken tanımada kullanılabilirliğini belirlemeyi amaçladık. Ayrıca acil serviste kullanımı için uygun olup olmadığının değerlendirilmesi de amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisi'ne Ağustos 2016- Kasım 2017 tarihleri arası başvuran hastalardan ekstremite kırık ve çıkık nedeniyle GSA uygulanan 100 vaka prospektif, analitik çalışmamıza dahil edilmiştir. Olguların sosyo-demografik verileri, GSA öncesi, Bazal (girişim başlama anı) ve sonrasında 5, 10, 15, 30. dakikalardaki vital bulguları, GKS, EtCO2.PSI ve RSS değerleri kayıt edildi. PSI ve RSS değerlerinin uyumluluğu değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya alınan 96 hastanın yaş ortalaması 52,09±15,9, kadın/erkek 1 idi. En düşük ortalama PSI ölçümleri bazal (87,4±3,9) ve 1.dakikada (74,1±8,7) gelişti. Sonrasında 5-10-15.dk'larda (60,4±8,3- 56,4±7,1-70,6±10,1) ve 30.dk'da (84,3±3,8) olarak ölçüldü. Olguların bazal,10.dk. ve 30.dk 'da PSI ve RSS bakıldığında aralarında anlamlı bir korelasyon saptanamamıştır (Bazal, 10. ve 30. dk.; r: 0,051, r: 0,126 ve r: 0,026). 1.dk, 5.dk. ve 15.dk'da PSI ve RSS değerleri arasında zayıf derecede negatif korelasyon saptanmıştır. (1., 5. ve 15. dk. sırasıyla; r-0,259, r-0,252 ve r-0,390 – p<0,05). Olguların süreye göre ETCO2ve SATO2 arasındaki ilişkisi; Bazal, 1. dk., 5. dk., 10. dk., 15. dk. ve 30. dg'larda ETCO2ve SATO2 arasında korelasyon istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur. Sedasyon başlangıcında zayıf düzeyde korelasyon istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (r =-0,269, p = 0,008). Olguların Süreye Göre ETCO2ve PSI Arasındaki İlişki; Bazal, 1. dk., 5. dk., 10. dk. ve 30. dakikalarda ETCO2ve SATO2 arasında zayıf ilişki istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur. 15. dakikalarda istatistiksel olarak anlamlı zayıf korelasyon bulunmuştur (r=-0,207, p=0,043). Çalışma da toplam 15 (%15,6) hastada komplikasyon gelişti. En sık gelişen komplikasyon; 10 hastada (%10,5) gelişen kurtarıcı manevra ihtiyacı olmuştur. Komplikasyon görülme zamanları değerlendirildiğinde komplikasyonların 5. dk. da ve 10. dk.'da geliştiği görülmüşken, 1-15-30.dk'larda ise hiç komplikasyon gelişmediği gözlendi. Komplikasyon gelişen 15 hastanın 14'ünde (%93,3) komplikasyon öncesine göre komplikasyon geliştiği anda PSI değerinde düşüş görülmüştür. Komplikasyon gelişen ve gelişmeyen hastaların PSI ortalamaları arasında fark bulunmamıştır. PSI değerlerinin RSS 3-5 aralığı için, 75 – 55 aralığında kümelendiği saptanmıştır. Sonuç: Acil serviste GSA yapılan hastalarda RSS ve Patient State Index (PSI) monitörizasyonu arasında 1.5. ve 15. dakikalarda zayıf derecede korelasyon saptanmıştır. PSI komplikasyon gelişmesi için anlamlı bir değişiklik ortaya koyamamıştır. PSI'nin acil serviste bilinçli sedasyon monitörizasyonunda kullanımı bu çalışmanın verilerine göre ile klinisyene yardımcı olamamaktadır, bu kullanımın etkin olabilmesi için PSI eşik değerlerinin saptanacağı daha büyük ölçekli çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Ramsey Sedasyon Skalası, Patient State Index (PSI), girişimsel sedasyon analjezi, acil servis, serebral monitörizasyon
Serebral felçli çocuklarda epilepsi gelişimi için risk faktörlerinin retrospektif olarak belirlenmesi
ÖZET SEREBRAL FELÇLİ ÇOCUKLARDA EPİLEPSİ GELİŞİMİ İÇİN RİSK FAKTÖRLERİNİN RETROSPEKTİF OLARAK BELİRLENMESİ Amaç: Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Çocuk Nörolojisi Bilim Dalı'nda 2008-2015 yılları arasında izlenen 116 serebral felçli olgunun verileri ile (grup 1), 118 epilepsinin eşlik ettiği serebral felçli olgunun (grup 2) verileri karşılaştırılarak, serebral felçli çocuklarda epilepsi gelişimi için risk faktörlerinin retrospektif olarak belirlenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Hastaların dosyalarından demografik verileri, fizik bakı bulguları, mevcut laboratuvar verileri (kraniyal ultrasonografi (USG), kraniyal bilgisayarlı tomografi (BT), kraniyal manyetik rezonans görüntüleme (MRG)), gözlenen nöbet tipi/tipleri, EEG bulguları, epileptik sendrom tipi ve hastanın aldığı tedaviler incelenmiş ve epilepsinin eşlik ettiği ve etmediği gruplar bu değişkenler açısından karşılaştırıldı.Araştırma verileri IBM SPSS Statistics 17.0 programında analiz edildi. Analizlerde tanımlayıcı istatistiklerde, ki kare, t-test ve lojistik regresyon analizi kullanıldı. p<0,05 olduğu durumlar istatistik olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Grup 1'deki 116olgunun %39,7'si kız ve %60,3'ü erkekti. Grup 2'deki 118 olgunun %42,4'ü kız ve %57,6'sı erkekti. Grup 1'de çalışma esnasındaki ortanca yaş, 101,5 ay, grup 2'de ise 115,5 ay olarak bulundu. Anne-baba arasında akrabalık, grup 1'de %17,2 iken, grup 2'de %19,5 olarak saptandı. Gruplarda birinci derece akrabalarda nöbet öyküsü benzer oranlarda saptandı. Seksiyo/sezaryen (C/S) ile doğum grup 1'de %48,1 iken, grup 2'de %57,6 olarak saptandı. Grup 1'de ortanca gestasyonel yaş 38 hafta, grup 2'de ise 38,5 hafta olarak saptandı. Doğum ağırlığı değerlendirildiğinde grup 1 için ortanca değer 2765 gram iken, grup 2 için bu değer 2940 gram olarak bulundu. Iki grup arasında pre/peri/postnatal risk faktörlerininvarlığı benzer oranlarda idi.Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde ortanca yatış süresi ve mekanik ventilasyon uygulanma oranı grup 1 ve 2'de benzerdi. Grup 1'de 20 olguda, grup 2'de ise 45 olguda neonatal konvülziyon kaydedildi.Neonatal dönemde geçirilen nöbet tipleri açısından gruplar değerlendirildiğinde fokal klonik ve jeneralize tonik nöbetlerin, ileride epilepsi gelişen grupta anlamlı derecede sık görüldüğü gözlendi. Neonatal EEG'dezemin ritmi, grup 1'de%23,5, grup 2'de %64,7 oranında anormal izlendi. Grup 1'de %80, grup 2'de ise %93,3sıklıkta yenidoğan yoğun bakım ünitesinde taburculukta en az bir antiepileptik kullanımı saptandı. Yenidoğan döneminde çekilen kraniyal USG, BT veMRG anormal bulguları açısından her iki grup arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Altıncı ayda kontrol EEG'leri çekilen grup 1'deki olgularda%94,4 sıklıkta zemin ritmi normal saptanırken, bu oran grup 2'de %68,5 olarak bulundu. SF tipleri içerisinde en sık izlenen spastik bilateral (tetraplejik) tip grup 1'de %36,2, grup 2'de %55,9 sıklıkta idi. Ikinci sıklıkta görülen SF tipi spastik unilateral tip grup 1 ve 2 için de benzer oranda gözlendi. Spastik bilateral diplejik tip, grup 1'de %32,8, grup 2'de %16,9 sıklıkta idi. Grup 2'deki olgularda ortanca epilepsi başlangıç yaşı 6 ay olarak saptandı. Grup 2'deki olgularda en sık gözlenen nöbet tipi jeneralize nöbetler olup %46,6 oranında gözlendi. Fokal ve/veya sekonder jeneralize nöbetler%39 oranında idi. Epilepsisi olan olguların 9'unda (%10,1) infantil spazmlar gözlendi. Epilepsi gelişen olguların çekilen son EEG'leri incelendiğinde zemin ritmi %70,3 normal saptandı. Yedi olguda West Sendromu görülürken, iki olguda öncesinde West Sendromu varken, izleminde Lennox Gastaut Sendromu geliştiği izlendi.Grup 2'deki olguların %7,6'sında izlemde antiepileptik tedavi kesilirken, diğer olguların tümü en az bir antiepileptik kullanmaktaydı. Çoklu ilaca rağmen dirençli epilepsi gelişimi %20,3 sıklığında gözlendi. Kraniyal MRG'de periventiküler lökomalazi her iki grupta benzer olarak görüldü. Kraniyal MRG'de serebral atrofi, serebral anomaliler ve hidrosefali grup 2'de anlamlı olarak daha sık izlendi. Intrakraniyal kanama ve iskemik değişiklikler grup 1'de %9,8, grup 2'de%4,7 sıklıkta idi. Tüm olgularda SF'ye eşlik eden problemler incelendiğinde görme problemleri, mental retardasyon ve mikrosefali grup 2'de anlamlı olarak sık görüldü.Bu problemlerin eşliği epilepsi gelişim riskini sırasıyla 3, 4 ve 3,8 kat arttırdığı saptandı. İşitme problemleri iki grupta benzer oranda saptandı. Sonuç:Serebral felçli hastalarda aşağıdaki faktörler epilepsi gelişimi için anlamlı risk faktörü olarak saptandı (p<0,05). • Neonatal nöbet varlığı, • Neonatal dönemde fokal klonik nöbet ve jeneralize tonik tip nöbet, • Neonatal dönemde çekilen EEG'de temel aktivitenin anormal olması, • Yenidoğan yoğun bakım ünitesinden taburculukta antiepileptik ilaç kullanımı, • Bilateral spastik (tetraplejik) serebral felç varlığı, • 6. ayda çekilen EEG'de epileptik aktivite varlığı, • Nörogörüntülemede serebral atrofi, hidrosefali ve serebral anomali varlığı, • Görsel problemler, • Mikrosefali, • Mental retardasyon. Anahtar Sözcükler: Serebral felç, epilepsi
Görsel üçlü uyaran paradigmasında değişen görev zorluğunun olaya ilişkin potansiyel bileşenleri üzerine etkileri
Beyindeki elektriksel aktivitenin saçlı deri üzerinden kaydedilmesi elektroansefalogram (EEG) olarak adlandırılır. EEG'de beynin spontan aktivitesiyle beraber bilişsel, duysal ya da motor uyaranlara yanıt olarak potansiyel değişimler oluşmaktadır ve bu potansiyel değişimler Uyarılma Potansiyelleri (UP) olarak adlandırılmaktadır. Uyarılma potansiyellerinde erken latanslı ve geç latanslı yanıtlar gözlenir. Geç latanslı yanıtlar daha çok bilişsel süreçlerle ilişkilidir ve "Olaya ilişkin potansiyeller" (OİP) olarak adlandırılmaktadır. Dikkat, yukarıdan aşağı ve aşağıdan yukarı mekanizmalar çerçevesinde incelenebilir. Bir ödeve odaklanıldığında amaçlar doğrultusunda yukarıdan aşağı mekanizma işlerken ödevle ilişkisiz bir uyaran algılandığında aşağıdan yukarı mekanizma işler. Yeni uyaranlara karşı meydana gelen OİP'ler üçlü uyaran paradigmasıyla incelenebilir. Bu paradigmada standart uyaranlar, hedef uyaranlar ve çeldirici yeni uyaranlar yer almaktadır. Bu çalışmamızda, odaklanılan görevin zorluk derecesi ile yeni uyaranlara karşı meydana gelen istem dışı dikkat yanıtı arasındaki ilişkiyi üçlü uyaran paradigmasıyla araştırmayı amaçladık. Yeni uyaranlar soyut resimler ile tanıdık resimlerden oluşan iki alt grup içeriyordu. Ayrıca yeni uyaranları hedef uyaranlara uzaklığına göre üç gruba ayırdık. Böylece tek bir deney düzeninde birden fazla parametreyi beraber incelemeyi amaçladık. Çalışmada 21 sağlıklı genç erişkinden OİP kayıtları alındı. Uygulanan görsel üçlü uyaran paradigmasında farklı zorluktaki hedef uyaranlara yanıt vermeleri istendi ve paradigma içindeki yeni uyaranlara karşı oluşan OİP bileşenleri incelendi. EEG-OİP verilerinin kayıt ve analiz işlemleri için TAMEEG/ERP programı kullanıldı. OİP bileşenlerinin genlik ve latans değerleri tekrarlayan ölçümler için ANOVA testi ile analiz edildi. Çalışmamızda hedef uyaranların zorluk derecesi ile yeni uyaranlara karşı meydana gelen P3a yanıtları arasında anlamlı bir ilişki yoktu. Soyut içerikli yeni uyaranlara karşı tanıdık içerikli olanlara göre daha büyük P3a yanıtları meydana geldi. Ayrıca yeni uyaranlar paradigmadaki geliş sırasına göre hedef uyaranlardan uzaklaştığında P3a potansiyel genlikleri artmıştır. Bulgularımız kaynakların bilişsel süreçler arasında paylaşıldığı görüşünü desteklemektedir.
Investigation of oscillatory mechanisms and thalamo-cortical circuitry of the visual system by simultaneous EEG-FMRI
Neural oscillation is an indispensable phenomena in the functioning of the cortical networks. Evoked neural oscillations triggered by external rhythmic stimulation mimic spontaneous ongoing oscillations, thus could shed light on the intrinsic specialization and tuning of the cortical networks. In this thesis, flickering light stimulation is used to constitute steady state for a wide range of temporal frequencies (6-46 Hz) during simultaneous electroencephalography (EEG) and blood oxygenation level dependent (BOLD) functional magnetic resonance imaging (fMRI) scans of 40 healthy volunteers. Firstly, thalamo-cortical loop of the visual system is the subject of interest. Our finding about high correlation between the frequency response characteristics of the lateral geniculate nucleus (LGN) and the primary visual cortex (V1) supports the oscillatory tuning property of the thalamo-cortical interactions. Secondly, contribution of oscillations in the modeling of hemodynamic response is discussed based on the sensitivity of BOLD components (phasic and tonic) to temporal frequency. Our results show that, tonic BOLD component is decreasing more sharply than phasic component with increasing frequencies pointing higher dependency of tonic BOLD response to the stimulation frequency. Finally, EEG informed fMRI analysis is conducted for the sake of testing resonance phenomena. The correlation maps between the BOLD responses and the steady state visually evoked potential (SSVEP) amplitudes show significant correlation for the beta and gamma bands but not for alpha band. This result supports the view that the global amplitude maximum of the SSVEP in the alpha band is due to the synchronization without synaptic activity (BOLD) increase.
Nörogörüntülemede tensör analizi
Acquisition of large amounts of data in neuroimaging research requires development of new methods that can disentangle the underlying information and reveal the features related to cognitive processes. This thesis attempts to propose new methods that favor the multimodality and multidimensionality of the brain data. The main difficulty for the fusion of imaging modalities is the discrepancies in their spatial and temporal resolutions as well as the different physiological processes they reflect. This problem is addressed by decomposing the EEG and fMRI data cast as tensors on both common and discriminant subspaces and computing the common spatial profile from the data on the cortical surface. The Granger causality analysis of brain connectivity is reformulated on tensor space enabling incorporation of tools developed in that area of research. The first approach on this analysis facilitated tensor methods for sparse representation of the connectivity patterns whereas the second method resolved them as atomic structures. General theory and computationally efficient algorithms are presented. The techniques are illustrated on the simultaneous EEG/fMRI recordings for the fusion model and on the fast fMRI data for the connectivity analysis. The proposed approaches may have a wide application area ranging from the early diagnosis of neurological diseases to the brain-computer interface studies.
The effect of music on EEG in children with epilepsy
Epilepsi, çocuklarda oldukça sık görülen nörolojik bozukluklardan biridir. Günümüzde öncelikle çeşitli ilaç terapileri ile tedavi edilmeye çalışılsa da, hastaların bir kısmı mevcut antiepileptik ilaç (AEİ) tedavilerine dirençlidir. İlaç dirençli epilepsi tedavisinde cerrahi müdahale, nöromodülasyon, diyet tedavisi, müzik terapisi ve "Mozart Etkisi", sanat terapisi, yaşam tarzı değişiklikleri, davranışsal müdahaleler ve tıbbi esrar kullanımı gibi pek çok ikincil tedavi seçenekleri uygulanmaktadır. Literatürde müzik terapisi adı altında yapılan çalışmalarda Mozart etkisinin tanımlandığı ve çocuklarda çeşitli çalışmalar yapıldığı görülmektedir; fakat bu çalışmaların sayısı oldukça azdır. Özellikle Mozart'ın "Sonato for two pianos in D major, K448" ile yapılan çalışmalar dikkat çekicidir. Mozart müziği ile birçok müzik çeşidi kıyaslanmış fakat; literatürde Klasik Türk Musikisi/Makam Müziği ile yapılan, hatta doğu müziği ile yapılan herhangi bir çalışma görülmemiştir. Bu çalışmada, epilepsili çocuklarda müzik dinletisinin elektroensefalografi (EEG) üzerindeki etkisini incelemek istedik. Çalışmamız, Klasik Türk Musikisi/Makam Müziği ile literatürde yapılan ilk çalışmadır. Özellikle Anadolu medeniyetlerinde ve Türk Tıp Tarihinde müzikle tedavilerin çeşitli şekillerde yapıldığı bilinmektedir, bu nedenle; çalışmamızın bu konuda öncü olmasını umuyoruz. Çocuk Nörolojisi polikliniğimize 01/02/2022 ve 01/08/2022 tarihleri arasında başvurmuş olan, epilepsi tanısı ile takipli, 5-18 yıl yaş arası hastalar prospektif olarak incelendi. Hastanemiz etik kurulundan 2022/3899 sayılı karar ile etik onay alındı. Çalışmaya dahil edilen hastaların yaşı, cinsiyeti, nöbet tipleri, kullandıkları AEİ tedavisi, ne kadar süredir epilepsi hastası oldukları ve en uzun nöbetsiz süreleri kaydedildi. Çalışmada, hastaların rutin takibinde planlanmış olan uyku EEG'leri çekildi. EEG çekimi hastalar uyuduktan sonra başlatıldı. Hastalara önce 5 dakika bazal müziksiz EEG çekildi. Ardından 8 dakika Mozart K448 dinletisi esnasında EEG kaydı alındı. Daha sonra 5 dakika müziksiz EEG çekimi yapıldı (1. ara). Ardından 8 dakika Tanburi Cemil Bey'e ait "Hüseyni Oyun Havası" dinletilerek EEG kaydı alındı, son olarak müziksiz 5 dakika EEG çekimi yapılarak (toplam beş bölüm), EEG çekimi sonlandırıldı (son ara). EEG çekimi esnasında dinletilen müziğin şiddeti bir metre mesafeden normal insan konuşma sesi desibeli (dB) olan 58 dB'e ayarlandı, tüm EEG kaydı esnasında standardize edildi. Hastaların çekilmiş olan uyku EEG'leri, aynı Çocuk Nörolojisi uzmanı tarafından değerlendirilerek EEG'lerde mevcut olan diken-dalga kompleksleri sayıldı. Toplam diken-dalga kompleksleri sayısı, saniye cinsinden bölüm süresine bölündü, 100 ile çarpılarak mevcut olan bölümün epileptik aktivite indeksi ( EAİ) % cinsinden hesaplandı. Elde edilen % cinsinden veriler, EAİ olarak adlandırılarak istatiksel analize sunuldu. İstatistiksel analizler için SPSS 27.0 programı kullanıldı ve p<0,05 olması anlamlı kabul edildi. Çalışmaya on beş hasta alındı. Çalışmaya dâhil edilen on beş hastanın yaş ortalaması 8,73±3,34 yıl, yaş ortancası 8,00 yıl (6,00-9,00 yıl), %66,70'si (n=10) erkek, %33,30'ü (n=5) kız idi. Hastaların %80,00'ı (n=12) jeneralize nöbet, %20,0'si (n=3) fokal nöbet nedeniyle takipli, 40,00'ı (n=6) valproik asit, %33,30'ü (n=5) levetirasetam, %26,70'si (n=4) karbamazepin tedavisi almakta idi. Hastaların ortalama 28,06±28,27 ay, ortanca 12,00 aydır (6,00-60,00 ay) epilepsi hastası olduğu, en uzun nöbetsiz geçirdikleri süre ortalamasının 21,40±17,12 ay, ortancasının 16,00 ay (6,00-32,00 ay) olduğu tespit edildi. Hastalarda nöbetsiz geçen en uzun süre ortancası valproik asit kullananlarda 29,00 ay (9,50-40,50 ay), levetirasetam kullananlarda 24,00 ay (10,50-40,00 ay), karbamazepin kullananlarda 6,00 aydı (4,50-9,00 ay). Hastaların kullandıkları AEİ türüne göre nöbetsiz geçen en uzun süreleri benzer tespit edildi (p=0,067). Hastaların müzik öncesi bazal EEG'de meydana gelen EAİ ortalaması 13,12±9,67, ortancası 10,60 (4,07-21,20), Mozart müziği sırasında meydana gelen EAİ ortalaması 17,96±13,75, ortancası 16,00 (8,40-24,00), 1. arada meydana gelen EAİ ortalaması 17,87±15,13, ortancası 10,30 (8,20-25,00), Hüseyni Oyun Havası sırasında meydana gelen EAİ ortalaması 13,30±7,30, ortancası 7,30 (3,90-22,70), Hüseyni Oyun Havası sonrasında son arada meydana gelen EAİ ortalaması 9,79±10,40, ortancası 5,50 (1,30-18,90) idi. Hastaların beş bölümde hesaplanan EAİ değerlerinde anlamlı farklılık olduğu saptandı. Farkın, son aradaki EAİ'nin, Mozart dinlenirken ve Mozart sonrasındaki 1. ara dönemde hesaplanan EAİ'nden daha düşük olmasından kaynaklandığı tespit edildi (p=0,002). Bazal EEG'de hesaplanan EAİ'nin erkek hastalarda ortalaması 11,81±8,93, kız hastalarda ortalaması 15,76±11,63 idi. Mozart dinletilmesi sırasında hesaplanan EAİ'nin ortalaması erkek hastalarda 17,05±15,20, kız hastalarda 19,78±11,60, 1. ara dönemde hesaplanan EAİ'nin ortalaması erkek hastalarda 13,75±9,81, kız hastalarda 26,12±21,39'du. Hüseyni Oyun Havası dinletisi sırasında EAİ ortalamasının erkek hastalarda 10,60±8,82, kız hastalarda 18,70±14,47, son aradaki EAİ ortalamasının ise erkek hastalarda 10,37±9,68, kız hastalarda 8,62±12,85 olduğu tespit edildi. Epilepsi hastalarının EEG çekimindeki her bölümde hesaplanan EAİ'nde cinsiyete göre anlamlı farklılık olmadığı saptandı (p=0,174). Jeneralize nöbeti olan hastaların bazal bölümdeki ortalama EAİ değeri 12,94±10,00, Mozart dinlenirken hesaplanan ortalama EAİ değeri 17,71±14,82, 1. ara dönemde hesaplanan ortalama EAİ değeri, 18,25±16,80, Hüseyni Oyun Havası dinlenirken hesaplanan ortalama EAİ değeri 12,69±11,76, son arada hesaplanan ortalama EAİ değeri 9,35±10,17 idi. Fokal nöbeti olan hastaların bazal bölümdeki ortalama EAİ değeri 13,86±10,20, Mozart dinlenirken hesaplanan ortalama EAİ değeri 18,93±10,63, 1. ara dönemde hesaplanan ortalama EAİ değeri 16,33±6,79, Hüseyni Oyun Havası dinlenirken hesaplanan ortalama EAİ değeri 15,73±10,30, son arada hesaplanan ortalama EAİ değeri 11,52±13,51 idi. Hastaların her bölümde hesaplanan EAİ'nin nöbet türüne göre anlamlı değişim göstermediği belirlendi (p=0,971). Hastaların bazalde, Mozart sırasında, 1. arada, Hüseyni Oyun Havası sırasında ve son arada hesaplanan EAİ değerlerinin, kullanılan AEİ'a göre de anlamlı farklılık göstermediği saptandı (p=0,772). Çalışmamızın sonucunda, literatürden farklı olarak hem Mozart müziği hem de Hüseyni Oyun Havası esnasında EEG'lerde bazal müziksiz EEG'lere göre epileptiform aktivitede azalma saptamadık. Bu literatürde bildirilen sonuçlarla çelişiyordu. Bu konuda, daha geniş örneklemlerin ele alındığı, farklı makam müzikleri ile Mozart'ın kıyaslandığı daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.
EEG-based brain-computer interface using wavelet coherence and graph-theoretic methods
Emotion and cognition, two fundamental aspects of human mental processes, have traditionally been investigated independently. A comprehensive understanding of human mental functioning requires exploration of emotion and cognition. Among various physiological methods, electroencephalography (EEG), stands out as a reliable, non-invasive tool to evaluate emotional and cognitive processes. Studying neural oscillations across various EEG frequency bands and evaluating event-related potentials (ERPs) helps identifying distinct patterns linked to various emotional and cognitive states. In this thesis, pleasant/unpleasant emotional moods as well as low/high cognitive states were discriminated using graph-theoretic features extracted from spatio-temporal components. Wavelet coherence values corresponding to the N100, N200, and P300 single-trial ERP components were examined across the delta, theta, alpha, and beta frequency bands. Subsequently, graph-theoretic analyses were performed on connectivity matrices constructed from wavelet coherence-based functional networks to obtain several global and local graph metrics. These metrics were employed as features in classification using support vector machines (SVM), k-nearest neighbors (k-NN), and linear discriminant analysis (LDA) to enhance the classification accuracy by leveraging graph-theoretic features. Delta band wavelet coherence based graph features enabled accurate classification using SVM. Pleasant/unpleasant emotional moods and low/high cognitive states were classified with average accuracies of up to 92% and 89%, respectively. These findings emphasize the robustness of the proposed approach, highlighting its potential to improve EEG-based assessment of emotional and cognitive states, while paving the way for future brain–computer interface (BCI) applications.
Nöroloji yoğun bakım ünitesinde uyanıklık kusuru nedeniyle izlenen hastaların devamlı video-EEG monitorizasyonunda saptanan elektrofizyolojk bulgular ve bu bulgulara eşlik eden klinik, laboratuvar ve görüntüleme özellikleri
Amaç: Çalışmamızda uyanıklık kusuruyla izlenen hastalarda devamlı videoEEG monitorizasyonuyla (dVEM) saptanan elektrografik paternlerin (periyodik deşarj (PD), ritmik diken dalga (RSW), ritmik delta aktivitesi (RDA), nonkonvülzif nöbet ve nonkonvülzif status epileptikus (NKN, NKSE)) sıklığı ve bu paternlere eşlik eden klinik ve laboratuvar bulgularının varlığı araştırılmıştır.Materyal-yöntem: Bu çalışmada Ocak 2009-Aralık 2011 tarihleri arasında, NYBÜ'de uyanıklık kusuru nedeniyle yatırılmış, VEM cihazıyla izlenmiş hastaların klinik, elektrofizyolojik, radyolojik ve laboratuvar bulguları retrospektif değerlendirildi.Bulgular: Ortalama yaşı 68.2, 25'i erkek, 57 hasta çalışmaya alındı. dVEM süresi ortalama 2532,61 dakikaydı. Monitorizasyonda en sık PD (%33), ikinci sıklıkta NKN-NKSE (%26,3) saptandı. NKN-NKSE varlığının PD ile ilişkili olduğu (%57.9, p<0.001) görüldü. PD, NKN-NKSE en sık akut iskemik SVH ve ensefalopatili hastalarda saptandı. Monitorizasyonda herhangi bir elektrografik patern görülmesi kadınlarda daha sıktı (%70.4, p=0.040). PD, NKN-NKSE saptanan grupta monitorizasyon süresi daha uzundu (p=0.004, p=0.014). Monitorizasyon öncesi EEG'de herhangi bir elektrografik patern saptanması monitorizasyonda herhangi bir elektrografik patern varlığıyla ilişkiliydi (%59.3, p<0.0001). Elektrografik patern saptanan hastalarda monitorizasyon sırasında konvülzif veya NKN görülmesi daha sıktı (p<0.0001). NKN-NKSE'nin %66.7'si ilk 12 saat, %26.7'si 12-24 saat içinde izlendi.Sonuç: En sık görülen elektrografik patern PD, ikinci sıklıkta NKN-NKSE'di. Monitorizasyon süresinin uzunluğunun PD, NKN-NKSE saptanması ile korelasyon gösterdiği, monitorizasyon öncesi kısa EEG'de herhangi bir elektrografik patern saptanmasının monitorizasyonda herhangi bir elektrografik patern saptanmasını ön görebileceği, böyle hastaların klinik ve/veya elektrografik nöbet tanısı için en az 24 saat monitorize edilmesinin faydalı olabileceği düşünüldü.
Absans epilepsi hastalarında klinik, elektroensefalografi (EEG) özellikleri ve tedaviye cevabın retrospektif değerlendirilmesi
Bu çalışma; kliniğimizde absans epilepsi tanısı konulan hastaların demografik özellikleri, ilk başvuru şikayetleri, ilk nöbet yaşları, tanı yaşları, elektroensefalografi (EEG) ve interiktal EEG'deki fokal odak bulguları, görüntüleme yöntemleri ve saptanan bulguları, tedavide kullanılan ilaçları varsa yan etkilerini, kullanılan ilaçların etkinliğini, psikiyatrik değerlendirmelerini ve bu değişkenler ile çocukluk çağı absans epilepsi (ÇAE) ve juvenil absans epilepsi (JAE) farklılıklarının ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışmamızda, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği, Çocuk Nöroloji Polikliniğinde Ocak 2000- Ocak 2023 tarihleri arasında Absans Epilepsi tanısı konularak takibe gelen yaşları 0-18 yaş arasında değişen 48 olgu retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde SPSS 11.5 programından faydalanılmıştır. Çalışmamızda, 48 hasta değerlendirilmiştir. Hastaların yaş ortalaması 17.5±7.2 yıl olup %70.8'ü kız, %29.2'si erkekti. Hastaların %8.3'ünde febril konvülziyon öyküsü, %18.7'sinde absans epilepsiye eşlik eden ek hastalık, %10.4'ünde akraba evliliği, %16.7'sinde ailesinde epilepsi öyküsü mevcuttu. İlk nöbet yaşı 8.3±2.9 yıl iken tanı yaşı ise 8.6±3.0 yıl olarak bulundu. Hastaların %95.8'inde ilk başvuru şikayeti dalma iken, %4.2'sinde senkop şikayeti mevcuttu. Nörolojik muayenelerinin %95.8'i normal görüldü. Hastaların %10.4 'ünde absans epilepsiye eşlik eden nöbet saptanıp hepsi JTKN idi. Myoklonik nöbet görülmedi. 48 hastanın tamamında boş bakma, %14.6'sında kısa süreli göz kırpıştırma, %16.7'sinde otomatizma görüldü. Myokloni hiçbir hastada görülmedi. Hastaların nöbet sürelerinin ortalaması 6 sn olarak gözlemlendi. İnteriktal EEG'de 48 hastanın %45.8'inde fokal odak mevcuttu, fokal odağı tek odak olan hasta oranı %10.4, multifokal olan hasta oranı ise %35.4 idi. EEG' de fokal odak yeri olarak ise, hastalarda bilateral frontal bölge %36.5, unilateral frontal bölge %9.1, bilateral oksipital bölge %22.7, unilateral oksipital bölge %9.1 oranında saptandı. 48 hastanın %87.5'inde iktal EEG'de 3 Hz jeneralize diken dalga %12.5'inde 4 Hz jeneralize diken dalga aktivitesi tespit edildi. Hastaların tedavi başladıktan 2 yıl sonra çekilen kontrol EEG'lerinin %85.4'ü normal olarak saptandı. Hastaların %75'i görüntüleme yöntemleri olarak beyin MR çekildiği saptandı. Bu hastaların %18.7'sinde MR' ında anormallik görüldü. Hastaların %87.5'ine ilk tedavi olarak valproik asit tedavisi başlandı. Diğer hastalara etosüksimid ve lamotrijin başlandı. İlaçsız takip edilen hasta oranı %2.1 idi. Hastaların %31.2'sinde ilk tedavisinde değişiklik yapıldı. İlaç yan etkisi nedeniyle ilaç değişimi yapılan hasta oranı %2.1 ve tedaviye yanıtsızlık/kısmi yanıt nedeniyle ilaç değişimi yapılan hasta oranı ise %29.2 idi. Hastaların % 10.4'ünde tedavi düzenlemesi olarak ilaç değişimi yapıldı ve ilaç eklenen hasta oranı %18.7 olarak görüldü. Hastaların %97.9'ünde tedavi uyumu gözlenirken sadece bir hastada tedaviye uyum gözlenmedi. Hastalara ait ortalama tedavi süresi ise 3.60±2.52 yıldı. Valproik asit tedavisi gören hastaların bir kısmında yan etkiler görüldü: baş ağrısı %4.2, idrar kaçırma %4.2, saç dökülmesi %2.1, kilo artışı %6.2, tremor %2.1, döküntü %2.1, transaminaz yüksekliği %2.1 ve gastrointestinal yan etki %2.1 oranında görüldü. 48 hastanın %16.7'si psikiyatrik değerlendirmesi yapıldı ve bu hastaların %37.5'inde dikkat eksikliği, %25'inde öğrenme güçlüğü gözlendi. 35 ÇAE hastasının %45.7'sinde; 13 JAE hastasının %46.2'sinde interiktal EEG'de fokal odak saptandı. Son olarak, antiepileptik tedavi sonrası altıncı ay tedaviye cevabın değerlendirmesi ile; nöbet geçirmeye devam eden 12 hastanın %58.3'ünde; nöbet geçirmeyen 36 hastanın %41.7'sinde interiktal EEG'de fokal odak saptandı ancak bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildi.
Sağlıklı gönüllülerde othmer sinirsel geribildirim (neurofeedback) uygulamasına bağlı davranış değişikliklerinin farklı ölçeklerle ve elektrofizyolojik parametrelerle araştırılması
Sinirsel geribildirim yöntemleri, günümüzün popüler araştırma ve alternatif tedavi yaklaşımlarından bir tanesidir. Sunulan çalışmada, ticari bir SGB sistemi aracılığıyla yapılan eğitimin etkileri, sağlıklı gönüllülerde stres ve depresyon ölçekleri, QIK testi performansları ve kalp hızı değişkenlikleri açısından incelenmiştir. Bu amaçla, gönüllü deneklerden rastgele örnekleme ile Othmer SGB eğitimi alacak deney grubu (n=25) ve herhangi bir eğitime girmeyen kontrol grubu (n=25) oluşturulmuştur. Çalışmanın ilk aşamasında her iki çalışma grubuna da katılımcıların stres, depresyon ve anksiyete yönünden psikolojik durumlarını belirlemek için STAI form I-II ve DASS ile SGB uygulamalarında bireylerin dikkat, konsantrasyon ve dürtülerini ölçmek için yaygın olarak kullanılan QIK testi ön test olarak uygulanmıştır. HRV analizi için ise her iki gruptaki gönüllülerin 15'er dakikalık D2 derivasyonlu EKG kayıtları çekilmiştir. Daha sonra deney grubuna Othmer SGB sistemi üzerinden bir ay boyunca gün aşırı (haftanın üç günü) yarım saatlik seanslarla toplam 12 seanslık SGB protokolü uygulanmıştır. Sonuçta STAI-II formu açısından SGB uygulanan grubun kendi içinde ve kontrol grubuna göre sürekli kaygısının azaldığı saptanmıştır. DASS ölçeğinin depresyon alt boyutunda da benzer bulguya ulaşılmıştır. QIK testinin bulguları gruplar arasında homojenken, her iki çalışma grubu içinde farklılık sağlasa da deney grubundaki değişimler bireylerde dikkatle ilgili gelişmenin daha etkin olduğunu göstermiştir. SGB uygulamasına bağlı olarak çalışma gruplarında HRV açısından anlamlı bir değişim gözlenmemiştir. Çalışmadan elde edilen bulgular sonucunda, Othmer metodunun sağlıklı gönüllüler üzerinde çoğu pozitif yönde bazı anlamlı değişiklikler yaptığı tespit edilmiştir. Bu çalışma, SGB uygulamasının sunulan alanlarda tedavi edici bir etkisinin olup olmadığının araştırılması için daha geniş çapta kontrollü çalışmaların yapılma gerekliliğini ortaya çıkarmıştır.
Emotion recognition of EEG data using tensor logistic regression
Emotion recognition is a research area gaining momentum in the last three decades with a strong impact on our daily life. One of the most widely used methods to study emotion recognition is using physiological signals such as EEG data. However, using physiological signals requires using feature extraction and selection methods. Moreover, there is no gold standard for choosing the best methods. Therefore, this study aims to compare the sensor space and source space EEG data for emotion recognition using tensor based methods. In order to achieve that, different frequency bands were used as features of EEG data. In addition, support vector machine (SVM) as a conventional method, and logistic tensor regression (LTR), which was a tensor-based method, were used as two different classification methods. The results showed that the gamma was the most discriminating frequency band. Also, source space data improved the accuracy rates when compared with sensor space data. Moreover, TLR was superior in the source space than SVM. In the sensor space, both methods performed similarly.
Türkiye temalı tanıtım filmlerinin tüketici zihninde yarattığı etkilerin nörobilim araçları ile analizi: (EEG ve göz izleme)
Günümüz dünyasının 'Global Köy' e dönüşmesi ekonomik faaliyetlerin farklılaşmasına neden olduğu gibi rekabet gücünü elde etmeyi de zorlaştırmıştır. Ekonomik faaliyetlerin sürekliliğiyle birlikte rekabet gücünü korumak ve artırmak isteyen markalar, tüketicinin zihnine giden yolu bulmak durumundadır. Tüketici zihni sürekli birbirinden farklı uyaranlara maruz kaldığından markalar mesajlarını hedef kitlelerine ulaştırmakta daha fazla çaba sarf etmek durumunda kalmaktadır. Bu çabanın ilk aşaması markanın tüketicisini tanıması ile başlamaktadır. Bu anlamda tüketicisinin davranışlarının altında yatan nedenleri anlaması ve davranışlarını ön görebilmesi önemlidir. Geleneksel pazarlama araştırmaları tüketici davranışlarını anlamada kendisinden bizzat aldığı verileri kullanmaktadır. Bu veriler tüketici hakkında sınırlı bilgiler vermektedir çünkü tüketici bireysel ya da çevresel faktörlerle gerçek davranış nedenini saklayabilmektedir. Yeni pazarlama araştırmalarında ise nörometrik, biyometrik ve psikometrik ölçüm yöntemleri ile tüketicinin fizyolojik verileri kullanılmaktadır. Bu veriler tüketici ile ilgili daha gerçekçi bilgiler vermektedir. Bu ölçüm yöntemleri nöropazarlama yaklaşımı olarak adlandırılmaktadır ve elde edilen verilerin araştırmacıları rasyonelliğe yaklaştırması bakımından dikkat çekmektedir. İnsan biyolojik yapı olarak karmaşıktır ve aklıyla olduğu kadar duygularıyla da hareket etmektedir. Duygu bireyleri rasyonellikten uzaklaştırmaktadır. Nöropazarlama, duyguları anlayarak rasyonelliği yakalama sorunsalı üzerine odaklanmaktadır. İlgili çalışma bu odakla, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Turizm İşletmeciliği Anabilim Dalı Doktora Tezi olarak hazırlanmıştır. Çalışmada, turizm alanında Türkiye" markasının yaratılmasını sağlayacak simge ve müzikleri belirleyip bu simge ve müziklerin turistlerin zihninde yarattığı etkiyi ortaya koymak ve alanyazına katkı sağlanmak amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda TC Kültür ve Turizm Bakanlığı' nın hazırlamış olduğu 21 adet temalı tanıtım filminden "This is Maximum Istanbul!" ve "Turkey's Turquoise Coast from the Air" filmlerinin analizleri gerçekleştirilmiştir. Analize dâhil edilen filmler, 03.04.2020, 09.09.2020 ve 02.07.2021 tarihlerinde alınan izlenme sayılarına göre belirlenmiştir. Bu çerçevede çalışmanın birinci bölümünde marka ve markalaşma kavramı açıklanarak tüketici zihninde ne şekilde konumlandırıldığı açıklanmıştır. Tezin ikinci bölümünde nörobilim ve pazarlama bilimlerinin etkileşimi ile oluşan nöropazarlama kavramı üzerinde durulmuştur. Nörobilim ve nöropazarlama, insan beyninden alınan veriler ile ilgilenmektedir dolayısıyla beyin yapısı, işleyişi ve etkilerin açıklanabilmesi için beyin teorilerinin bilinmesi önemlidir. Bu nedenle nöropazarlama ve beyin yapısı ikinci bölümde aktarılmıştır. Alanyazında nörobilim teknikleri ile gerçekleştirilen çalışmalar yüksek lisans tezleri, doktora tezleri, bildiri ve makaleler olarak kategorize edilerek tablolaştırılıp tezin üçüncü bölümünde sunulmuştur. Dördüncü bölümde Türkiye'nin markalaşma sürecindeki tanıtım videolarının dikkat çekicilik düzeyleri deneysel çalışma çalışmayla (EEG ve göz izleme yöntemi) incelenerek elde edilen veriler analiz edilmiştir.
Fen öğretiminde bilimsel yaratıcılığın nörofizyolojik yaklaşım açısından incelenmesi
Bilimsel bilginin oluşturulmasında ve işlevsel hale getirilmesinde Fen eğitiminde bilimsel yaratıcılığın önemli olduğu birçok çalışma tarafından ortaya konmaktadır. Bilimsel yaratıcılığın incelenmesi ön test-son testler, anketler gibi çeşitli nitel ve nicel dolaylı ölçme yöntemleriyle gerçekleştirilmektedir. Nörofizyoloji çalışmalarında oldukça yaygın ancak eğitim araştırmalarında henüz yer bulmamış beyin aktivitelerinin izlendiği EEG yöntemi, doğrudan bir ölçme aracının olmasının yanı sıra doğruluk payı daha yüksek sonuçlar sunmaktadır. Bu tez çalışmasında, yakınsak ve ıraksak düşünme temelli etkinliklerin öğrencilerin bilimsel yaratıcılık seviyelerine etkisinin EEG yöntemiyle incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada ayrıca bilimsel yaratıcılık ölçeği ve problem çözme ölçekleri de kullanılmıştır. Kaufman yaratıcı alanlar ölçeği ise örneklem belirlemede kullanılmıştır. Iraksak düşünme temelli etkinlikler Edward de Bono tarafından geliştirilen CORT-4 Düşünme Programında belirtilen yaratıcılık stratejileri kullanılarak hazırlanmıştır. Çalışmanın modeli durum çalışmasıdır. Etkinliklerin geliştirilmesi sürecinde doküman analizi ve görüşme teknikleri, uygulama sürecinde ise Ege Bölgesindeki üç okulda ölçüt örneklemle belirlenen çalışma grubundan EEG yöntemi ile veri toplanmış; veriler betimsel analiz ile ve istatistiki olarak analiz edilmiştir. Sonuçlar değerlendirildiğinde, CoRT programının bilimsel yaratıcılığı artırma yönünde olumlu etkisinin bulunduğu görülmektedir. Katılımcıların beyin dalga verilerindeki genlik değeri artışının ise ıraksak düşünme temelli olan etkinliklerde daha fazla olduğu ancak istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmediği bulunmuştur. Bu tez çalışmasından elde edilen sonuçların, yakınsak ve ıraksak düşünme temelli etkinliklerin bilimsel yaratıcılığa etkisinin nörofizyolojik ölçme yönteminin kullanılarak daha destekleyici veriler sunacağı öngörülmüştür. Ayrıca, çalışmanın bilimsel yaratıcılığın sinirbilim yöntemleriyle incelendiği bir çalışma olmasının eğitim araştırmalarında sinirbilim disipliniyle işbirlikli çalışmalar yapılması konusunda teşvik edici olması hedeflenmektedir.
Jeneralize ve parsiyel epilepsi sendromlarında uyku mikroyapısının incelenmesi
Araştırma, jeneralize ve parsiyel epilepsi hastalarında ve sağlıklı kontrol gruplarında uykunun makro ve mikroyapıları arasındaki farklılıkları ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Eylül 2021-Eylül 2022 tarihleri arasında Aydın Adnan Menderes Uygulama ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Polikliniği'ne başvuran jeneralize ve parsiyel epilepsi hastaları ile sağlıklı kontrol gruplarından toplam 89 hasta ile analitik vaka kontrol olarak gerçekleştirildi. Hastalara tek gecelik PSG-EEG çekimi ve Pittsburgh Uyku Kalite İndeks testi yapılmıştır. Araştırma grubunun uyku makro ve özellikle mikroyapıları incelenmiştir. Verilerin analizinde SPSS versiyon 26.0 programı kullanılmış ve Student-t, Mann Whitney U, ANOVA, Kruskal Wallis, Pearson ki-kare, Fisher's Exact testleri uygulanmıştır. İstatiksel anlamlılık seviyesi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Yapılan PSG-EEG çekimi sonucu araştırma grubunun %6,4'ünde TUAS saptanmıştır. Hastaların %83,3'ü parsiyel ve %17,7'si jeneralize epilepsi tanılıydı. Jeneralize epilepsi hastalarının santral görüntülemeleri normal, parsiyel epilepsi hastalarının %42,8'inde MTLS saptanmıştır. MLTS saptananların REM latansı, NREM evre 2 yüzdesi, uyku iğcik yapısında anlamlı farklılıklar saptanmıştır. PSG-EEG yapılan hastaların %18,6'sında IED (sadece jeneralize epilepsi) saptandı. İED saptananlarda sadece arousal uyku indeksi açısından anlamlı farklılık saptanmıştır. PUKİ test sonucunda jeneralize epilepsililerin %54,8'inde ve parsiyel epilepsililerin %75'inde skor ≥5 olarak sonuçlanmıştır. Araştırma grubunun uyku makroyapında REM süresi, REM yüzdesi, REM latansı, uyku etkinliği ve NREM evre 2 yüzdesi açısından anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Uykunun mikroyapı değerlendirmesinde uyku iğcik ve K-kompleks parametrelerinde, arousal, pozisyon değişim ve desatürasyon indeksinde anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Epilepsi grubunda antiepileptik ilaçların karşılaştırılması sonucu valproik asit (pozisyon değişim indeks), levetirasetam (REM latans ve uyku iğciği indeks), lamotrijin (uyku iğciği frekans) ve karbamazepin (uyku iğcik sayısı, indeksi, frekansı, süresi, NREM evre 2 iğcik sayı ve süresi, arousal ve evre değişim indeks) kullananlarda anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Tez çalışmamızda uykunun makro ve özellikle mikro yapıları açısından epilepsi ve sağlıklı kontrol grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Uyku mikroyapı, Uyku iğciği, K-kompleks, Uyku ve epilepsi