Emotion dysregulation
154 theses under this subject heading
Predicting eating attitudes and behaviors: the role of adverse childhood experiences, emotion regulation difficulty and emotional availability of parents
This thesis study aimed to investigate whether adverse childhood experiences, which were found to be a risk factor for developing eating disorders by several studies, would predict disordered eating attitudes through difficulties in emotion regulation and whether this relationship is moderated by parental emotional availability. The study sample was constructed with the convenience sampling method, and the data of 188 participants were included. Data were collected with the Adverse Childhood Experiences Scale (ACES), Difficulties in Emotion Regulation Scale (DERS-16), Lum Emotional Availability of Parents (LEAP), Eating Attitudes Test (EAT-26), and demographic information form. Data were analyzed by conducting moderated-mediation analysis, and it was found that difficulty in emotion regulation mediated the relationship between adverse childhood experiences and eating attitudes. However, after controlling for gender, age, and any history of psychological disorders, parental emotional availability did not moderate the relationship between adverse childhood experiences and eating attitudes and behaviors. Findings were further discussed within the scope of the literature.
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna eşlik eden yavaş bilişsel tempo kliniği olan çocuklarda duygu düzenleme güçlüklerinin araştırılması
Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu'na veya Yavaş Bilişsel Tempo kliniğine sahip çocuklarda sosyal işlevsellikte bozulmalar ve bunun bir aracısı olabilecek duygu düzenlemede problemler yaşanabilmektedir. Çalışmamızda, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanısına eşlik eden Yavaş Bilişsel Tempo kliniğinin duygu düzenlemede rolü olan duygu tanıma/anlama,duygusal reaktivite/olumsuzluk/değişkenlik, duyguayarlama,empati/katı-duygusuz özellikler açısından incelenmesi ve ileride tedavi planlamasına yol gösterebilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamız Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi Çocuk Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları Anabilim Dalı'na başvuran olgular arasında içleme ve dışlama kriterlerini karşılayan, 8-12 yaş aralığında olan, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanılı 30 çocuk ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu'na Yavaş Bilişsel Tempo kliniğinin eşlik ettiği 20 çocuk olmak üzere iki farklı grup şeklinde dizayn edilmiştir. Kullanılan psikiyatrik değerlendirme ve ölçüm araçları; Barkley Çocuk Dikkat Anketi, Duygu Ayarlama Ölçeği, Çocuk ve Ergenler için Empati Ölçeği Türkiye Formu, Hollinngshead-Redich Ölçeği, Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Formu-Şimdi ve Yaşam boyu Şekli DSM-5 - Türkçe Uyarlaması, Klinik Global İzlenim Ölçeği, Sözel Olmayan İpuçlarını Algılama Becerilerini Değerlendirme Aracı-Yüz ifadeleri alt alanı, Çocuk ve Ergenlerde Yıkıcı Davranım Bozuklukları İçin DSM-IVe Dayalı Tarama ve Değerlendirme Ölçeği – Turgay, Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu ve Sosyodemografik Veri Formu'ndan oluşmaktadır. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu'na Yavaş Bilişsel Tempo kliniğinin eşlik ettiği grubun, sadece Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan gruba göre, duygu düzenlemenin duygu ayarlama ölçeği duygu ayarlama alt ölçeği puanları ve empati ölçeği puanları bakımından ayrıştığı saptanmıştır. Gruplar arasında dikkat eksikliği baskın görünüm DEHB kontrol edildiğinde de, duygu ayarlama ve empati bileşenleri Yavaş Bilişsel Tempo kliniğinin eşlik ettiği grupta anlamlı farklılaşmıştır.
Güvenli olmayan bağlanma stilleri ile obsesif kompulsif belirtiler arasındaki ilişkide duygu düzenlemede güçlük, kişilerarası duygu düzenleme ve baskılamanın aracı rolünün incelenmesi
Duygu düzenleme sürecinde yaşanan aksaklıkların zihinsel problemler ile yakından ilişkili olduğu bilinmektedir. Duygu düzenlemenin hem içsel hem kişilerarası boyutunun güvenli olmayan bağlanma ve obsesif kompulsif belirtiler arasındaki ilişkide sahip olduğu etkinin anlaşılması alanyazında geliştirilen önleyici müdahalelere önemli bilgiler sağlayacaktır. Mevcut çalışmada güvenli olmayan bağlanma stilleri ve obsesif kompulsif belirtiler arasındaki ilişki incelenirken duygu düzenlemede güçlük, kişilerarası duygu düzenleme ve baskılamanın aracı rolü değerlendirilecektir. Çalışmanın örneklemini 18 yaşından büyük, herhangi bir psikiyatrik tanıya sahip olmayan 353 katılımcı oluşturmuştur. Çalışma kapsamında katılımcılardan Demografik Bilgi Formu, Duygu Düzenlemede Güçlük Ölçeği, Duygu Düzenleme Anketi-Baskılama Alt Testi, Kişilerarası Duygu Düzenleme Ölçeği, Boyutsal Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği ve Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-İlişki Yapısı'nı doldurmaları istenmiştir. Çalışmanın hipotezlerine uygun olarak seri çoklu aracı değişken analizi yürütülmüştür. PROCESS eklentisi üzerinden Model 6 seçilmiştir. Yürütülen analiz sonucunda duygu düzenlemede güçlük ve baskılamanın hem tek başlarına hem de aynı anda kaygılı bağlanma ve obsesif kompulsif belirtiler arasındaki ilişkide aracı rol oynadığı bulunmuştur. Aynı ilişkide kişilerarası duygu düzenleme yalnızca duygu düzenlemede güçlük ve baskılama ile beraberken aracı rol üstlenmiştir. Kaçıngan bağlanma ve obsesif kompulsif belirtiler arasındaki ilişkide ise baskılamanın hem yalnız başına hem de kişilerarası duygu düzenleme ile aynı anda aracı rol oynadığı görülmüştür. Elde edilen bulgular bağlanmanın obsesif kompulsif belirti düzeyinde duygu düzenleme süreci aracılığıyla etkisi olduğuna işaret etmektedir.
Çocukluk çağı travmaları ile obsesif kompulsif belirtiler arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün ve obsesif inançların aracı rolünün incelenmesi
Bu çalışmada çocukluk çağı travmatik yaşantılarının obsesif kompulsif belirtiler ile olan ilişkisinde obsesif inançların ve duygu düzenleme güçlüğünün aracı rollerinin incelenmesi hedeflenmiştir. Çalışmanın örneklemi Türkiye'deki farklı illerden gönüllü katılım sağlayan 18-35 yaş arasındaki 421 katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcılara elektronik ortamda hazırlanan veri seti sunulmuştur. Oluşturulan veri setinde ilk olarak Gönüllü Katılım Formu'nu onaylayan katılımcılara, çalışmanın hedefleri doğrultusunda sırasıyla Sosyodemografik Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Obsesif İnanışlar Envanteri, Vancouver Obsesif-Kompulsif Envanteri ve Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmada yer alan değişkenlerin ilişkilerin incelenmesi için Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Katsayısı Analizi, aracı değişkenlerin rollerinin değerlendirilmesi için Paralel Çoklu Aracı Değişken Analizi yapılmıştır. Analizler sonucunda çocukluk çağı travmalarının obsesif kompulsif belirtiler ile olan ilişkisinde duygu düzenleme güçlüğünün ve obsesif inançların aracılık rolünün anlamlı olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte aracı değişkenlerin rolleri karşılaştırıldığında ise duygu düzenleme güçlüğünün ve obsesif inançların aracı rolleri arasında anlamlı bir fark olmadığı tespit edilmiştir. Çalışmada elde edilen bulgular ilgili alan yazın ışığında tartışılmıştır ve çalışmanın klinik doğurgularına, sınırlılıklarına ve yeni çalışmalar için önerilere yer verilmiştir. Anahtar Sözcükler Çocukluk Çağı Travmaları, Obsesif Kompulsif Belirtiler, Duygu Düzenleme Güçlüğü, Obsesif İnançlar
Yakın ilişkide olduğu kişiye karşı ölümcül eyleme geçen yetişkin kadınların ruhsallıklarının ilk nesneyle kurdukları ilişki bağlamında Rorschach testi ile incelenmesi
Bu araştırmanın amacı yakınına karşı ölümcül eyleme geçen yetişkin kadınların ilk nesneyle kurdukları ilişkinin yol açtığı psikopatolojik yapılanmanın, bu ölümcül eylemi gerçekleştirmeleriyle bir ilişkisi olup olmadığı, ilişkisi varsa da erken dönem ilişkide yaşanan problemlerin yol açtığı hangi özellikler sebebiyle kişinin bu ölümcül eylemi gerçekleştirdiğinin incelenmesidir. Araştırmanın evrenini Bakırköy, Gebze, Sincan ve İzmir ceza infaz kurumlarında 18-65 yaş arasında; eşini, partnerini, çocuğunu, annesini, babasını ya da kardeşini öldürmek suçundan bulunan 68 kadın oluşturmaktadır. Katılımcıların erken dönem nesne ilişkilerine dair verileri nitel ve nicel yöntemler birlikte kullanılarak toplanmış olup; kişilerin psikopatolojik yapılanmaları ve nesne ilişkileri hakkında fikir veren Psikanalitik Yönelimli Ön Görüşme Formu, Rorschach ve Tematik Algı Testi gibi nitel yöntemlerin yanı sıra yine nesneyle ilişkilenme türü ve buna bağlı olarak gerçekliği değerlendirmedeki zorluğu hakkında bilgi veren Bell Nesne İlişkileri ve Gerçeği Değerlendirme Ölçeği; psikopatolojik yapılanması hakkında bilgi veren Borderline Kişilik Envanteri ve duygu regülâsyonundaki zorlanmaları hakkında fikir veren Duygu Düzenleme Güçlükleri Ölçeği gibi nicel veri toplama yöntemleri kullanılmıştır. Araştırmanın sonucuna göre; yakına karşı ölümcül eyleme geçen yetişkin kadınların erken dönem nesne ilişkilerinde yaşadıkları bir takım problemler nedeniyle öznellik kurulumlarında sakatlanmalar olduğu, bu sakatlanmalar sebebiyle de düşünce gelişimlerinin aksadığı, duygulanımlarının düşünceler tarafından kapsanmakta zorlanıldığı ve tüm bunların simgesel yoldan ifadeye izin veren sembolizasyon kapasitelerinin gelişemeyerek, yetersiz kalmasına yol açtığı tespit edilmiştir. Bu bağlamda kişinin yıkıcı dürtülerinin etkisi altında gelişemeyen düşünce aygıtının yoğun duygulanımsal uyarım karşısında yetersiz kaldığı ve simgesel yolla sembolize etme yetisini yerini daha ilkel olan eylem yoluyla sembolize etmeye bıraktığı düşünülmektedir.
Duygu düzenleme güçlükleri ile orthorexia nevrosa arasındaki ilişkide erken dönem uyumsuz şemaların etkisi
Bu çalışmanın temel amacı erken dönem uyumsuz şemaların duygu düzenleme güçlükleri arasındaki ilişkide depresyon ve orthorexia nervosa'nın rolünü araştırmaktır.Amaç doğrultusunda araştırmacı tarafından hazırlanan Sosyodemografik Ölçeği, Young Şema Ölçeği (YŞÖ – S3), Duygu Düzenleme Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği ve Ortho-15 Ölçeği kullanılmıştır. Kullanılan ölçekler 2016 yılında 18- 65 yaş arasında değişen 235 kişiye uygulanmıştır. Ölçeklerden elde edilen veriler, önce bir çok korelasyon analizi ile incelenmiştir. Orthorexia nervosa'nın alt boyutlarından duygusal alan ile zedelenmiş sınırlar/abartılı standartlar asında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca demografik veriler ile de orthorexia nervosa arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Daha sonra orthorexia nervosa'nın alt boyutları ile cinsiyet arasında t-testi yapılmıştır. Erken dönem uyumsuz şemalar, orthorexia nervosa ve depresyon yordayıcılarını saptamak için üç hiyerarşik çoklu regresyon analizi yapılmıştır.
Türkiye örnekleminde, narsisistik özellik, öz-şefkat ve duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma narsisistik kişilik özelliği gösteren bireylerin bu kişilik özelliği gösterme düzeyleri arttıkça duygu düzenleme güçlüklerinde ve öz şefkatlerinde nasıl bir farklılık olacağına bakabilmek ve farklılık var ise bu farklılığın hangi yönde olacağını tespit edebilmek amacıyla yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda gönüllülük esasına göre 49 üniversite öğrencisine ve 183 üniversite mezununa; demografik bilgi formu, narsisistik kişilik envanteri (NKE), duygu düzenleme güçlüğü ölçeği ve öz şefkat ölçeği uygulanmıştır. Ölçeklerin uygulanmasından sonra sorulara cevap bulabilmek için; frekans, yüzde, ortalama, standart sapma değerlerine bakılmıştır. Bunun yanı sıra faktör analizi, tek yönlü varyans analizi, ölçeklerin güvenilirlik analizleri, Kruskal –Wallis Testi, Mann-Whitney U testi ve Korelasyon analizleri yapılmıştır. Daha sağlıklı sonuçlar elde edebilmek için ölçeklerden elde edilen puanlar her bir değişken için (narsisizm, öz-şefkat ve duygu düzenleme güçlüğü), düşük-orta-yüksek olmak üzere üç gruba ayrılmış ve bu gruplar temel alınarak analiz yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda duygu düzenleme güçlüğünün grup puanlarıyla, öz-şefkat ve narsisizm değişkenlerinin ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark elde edilmiştir. Buna göre; duygu düzenleme güçlüğü artarken öz-şefkat azalmakta narsisizm ise artmaktadır. Narsisizmin grup puanları ile duygu düzenleme güçlüğü arasında istatistiksel olarak fark elde edilmiştir. Fakat narsisizm grupları ile öz-şefkat arasında istatistiksel olarak fark bulunamamıştır. Yani narsisizm artarken duygu düzenleme güçlüğü de artmakta fakat öz-şefkat puanlarında bir fark olmamaktadır. Öz-şefkat grup puanları ile duygu düzenleme güçlüğü ve narsisizm ölçek puanları arasında analiz yapılmış ve analiz sonucunda istatistiksel olarak anlamlı fark elde edilmiştir. Buna göre; öz-şefkat artarken duygu düzenleme güçlüğü ve narsisizm azalmaktadır. Bunların yanı sıra demografik bilgilerde ise kişilerin yaşadıkları son ilişkilerinin süresi, ilişkide ki memnuniyet düzeyleri ve kişilerin partner sayıları ile duygu düzenleme güçlüğü, öz-şefkat, narsisizm puanları arasında fark bulunamamıştır. Anahtar Kelimeler: Narsisizm, Duygu Düzenleme Güçlüğü, Öz Şefkat.
Annelerin duygu düzenleme güçlükleri ve erişkin bağlanma stillerine göre 48-72 aylık çocukların duygu düzenleme becerilerinin incelenmesi
Amaç: Araştırmanın amacı; annelerin erişkin bağlanma stilleri, annelerin duygu düzenleme güçlükleri ve 48-72 aylık çocuklarının duygu düzenleme becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Ayrıca, bu araştırmada 48-72 aylık çocukların duygu düzenleme becerilerinin, annelerin erişkin bağlanma stillerinin ve annelerin duygu düzenleme güçlüklerinin demografik özelliklere göre incelenmesi hedeflenmiştir. Yöntem: Araştırmanın örneklemi, İstanbul'da yaşayan 48-72 aylık çocukları olan 491 anneden oluşmaktadır. Araştırmada, annelerden anket onayı almak için Bilgilendirilmiş Onam Formu, anneler ve çocukları hakkında genel bilgi edinmek için Demografik Bilgi Formu, çocuklarının duygu düzenleme becerilerini değerlendirmek amacıyla anneleri tarafından doldurulacak olan Duygu Düzenleme Ölçeği, annelerin duygu düzenleme güçlüklerini değerlendirmek amacıyla Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği ve annelerin erişkin bağlanma stillerini saptamak amacıyla Erişkin Bağlanma Stilleri Ölçeği kullanılmaktadır. Araştırmada Bağımsız Gruplar t Testi, Anova Testi, Korelasyon ve Regresyon analizi kullanılmaktadır. Bulgular: Çocukların duygu düzenleme becerilerinin; annelerin eğitim durumuna, evlilik süresine ve çocukların yaşlarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermediği bulunmuştur. Çocukların duygu düzenleme becerilerinin; çocuğun cinsiyetine, annelerin çalışma durumuna ve annelerin yaşına göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gösterdiği bulunmuştur. Annelerin duygu düzenleme güçlükleri ve çocuklarının duygu düzenleme becerileri arasında istatistiksel olarak anlamlı, negatif yönlü bir ilişki olduğu bulunmuştur. Annelerin kaygılı-kararsız ve kaçıngan bağlanma stilleri ile çocuklarının duygu düzenleme becerileri arasında istatistiksel olarak anlamlı, negatif yönlü bir ilişki olduğu bulunmuştur. Annelerin güvenli bağlanma stili ve çocuklarının duygu düzenleme becerileri arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü bir ilişki olduğu bulunmuştur. Annelerin duygu düzenleme güçlüklerinin ve annelerin erişkin bağlanma stillerinin ortak etkisine bakıldığında; çocuklarının duygu düzenleme becerilerinin %1' ini açıklayabildiği ve modelin zayıf olduğu bulunmuştur. Araştırma ile ilgili literatür incelenmiş, araştırma bulguları ile karşılaştırılarak tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur. Sonuç: Bu çalışma, annelerin erişkin bağlanma stillerinin ve annelerin duygu düzenleme güçlüklerinin, çocuklarının duygu düzenleme becerilerini etkilediğini göstermektedir. Aynı zamanda bazı demografik özellikler de (çocuğun yaşı, annenin çalışma durumu, annenin yaşı) çocukların duygu düzenleme becerilerini etkilemektedir. Bu bağlamda, yapılan bu çalışmanın, anne-çocuk arasındaki ilişkinin kalitesine, duygusal becerilerin gelişimine, psikolojik rahatsızlıkları çözümlemede terapistlere ve ülkemizdeki anne- çocuk arasındaki ilişkiye yönelik yapılan araştırmalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler; Erişkin bağlanma stilleri, duygu düzenleme becerileri, duygu düzenleme güçlükleri, 48-72 aylık çocuk
Yapılandırılmış grup sanat terapisi programının 15-18 yaş aralığındaki ergenlerin mutluluk düzeyleri, duyguları ifade etme eğilimleri, duygu düzenleme güçlükleri ve psikiyatrik belirtilerine etkisi
Bu çalışmanın amacı araştırmacı tarafından geliştirilen Yapılandırılmış Grup Sanat Terapisi Programının, 15-18 yaş aralığındaki ergenlerin mutluluk düzeyleri, duygularını ifade etme eğilimleri, duygu düzenleme güçlükleri ve psikiyatrik belirtilerine etkisini incelemektir. Araştırmacı tarafından, Gross'un süreç modelinden alınan öncül odaklı stratejiler ve tepki odaklı stratejiler temel alınarak, sanat terapi teknikleriyle oluşturulmuş 11 oturumluk bir program hazırlanmıştır. Program yapılandırılmış sanat terapi tekniklerinin kullanıldığı, stratejilerin öğrenildiği psiko-eğitimsel ve yaşantısal bir örüntü sergilemektedir. Yapılandırılmış grup sanat terapisi programında ergenlerin, sanat materyalleri ve sanat terapi tekniklerini kullanarak duygularını ifade etme eğilimlerinin ve mutluluk düzeylerinin arttırılması, yine program içindeki bilişsel stratejilerin ergenlere öğretilerek duygu düzenleme güçlüklerinin azaltılması hedeflenmiştir. Araştırma, Pendik ilçesinde bulunan Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı Çok Programlı Anadolu Lisesinde öğrenim gören, yapılan değerlendirmeler sonucu duygu düzenleme güçlüğü ve psikiyatrik belirti düzeyi ortalamanın üstünde olan öğrencilerin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Lisenin on, onbir ve onikinci sınıflarında eğitim gören toplam 187 öğrencinin 10 tanesi deney, 10 tanesi kontrol grubuna tesadüfi yöntemle atanmıştır. Veriler; SPSS 21.0 paket programında analiz edilmiş ve araştırma verilerinin analizinde deney ve kontrol grupları arasındaki anlamlı farklılığı belirlemek için Mann Whitney U testi,öntest-sontest puanları arasındaki anlamlı farklılığı belirlemek için Wilcoxon analizinden yararlanılmıştır. Araştırma sonucunda, deney ve kontrol guruplarının son test puanları arasında deney grubu lehine anlamlı bir fark olduğu ve deney grubundaki öğrencilerin ölçeklerden aldıkları deney öncesi ve deney sonrası puanları arasında anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır. Deney grubundaki öğrencilerin psikiyatrik belirti düzeyinde düşmanlık alt boyutu ve duygu düzenleme güçlüğü düzeyinde dürtü alt boyutunun azaldığı, mutluluk düzeyinde pozitif duygu alt boyutunun, duygu ifade eğilimleri düzeyinde pozitif, ve yakınlık boyutunun arttığı bulunmuştur.
Duygu düzenleme güçlüğü, ruh sağlığı ve bedensel belirti bozuklukları ilişkisinde öz-şefkatin aracı etkisi
Bu çalışmada, duygu düzenleme güçlüğü ile bedensel belirti bozuklukları ve ruh sağlığı ilişkisinde öz-şefkatin aracılık etkisi araştırılmıştır. Katılımcıların sosyo-demografik özelliklerine ilişkin duygu düzenleme güçlüğü, bedensel belirti bozuklukları, depresyon, anksiyete ve öz-şefkat ile yapılan karşılaştırma analizleri alt problemler kapsamında incelenmiştir. Çalışmaya 18-65 yaş arası 348'i kadın ve 213'ü erkek olmak üzere toplam 561 kişi katılmıştır. Çalışmada anket-veri toplama yöntemi kullanılmıştır. Bu amaçla hazırlanan ankette Sosyo-demografik Veri Formu, Kısa Semptom Envanteri, SCL-90 Somatizasyon Alt Ölçeği, Öz-Şefkat Ölçeği ve Duygu Düzenleme Güçlüğü ölçeği yer almaktadır. Çalışmanın sonuçlarına göre duygu düzenleme güçlüğü ile bedensel belirti bozuklukları ve ruh sağlığı ilişkisinde öz-şefkatin aracılık etkisi sağlanmıştır. Örneklemin sosyo-demografik özelliklerine ilişkin bir takım bulgular tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular ilgili yazın çercevesinde tartışılmıştır.
Fibromiyalji sendromunun şema modeli ve duygu düzenleme güçlüğü çerçevesinde incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, fibromiyalji sendromu ile erken dönem uyumsuz şemalar ve duygu düzenleme güçlüğü ilişkisini incelemek ve erken dönem uyumsuz şemalar ile fibromiyalji sendromu arasında duygu düzenleme güçlüğünün aracılık etkisini araştırmaktır. Araştırmanın katılımcıları, araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden ve katılma kriterlerini karşılayan 153'ü deney ve 153'ü kontrol olmak üzere toplam 306 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada erken dönem uyumsuz şemaları ölçmek amacıyla Young şema Ölçeği - KF3, duygu düzenlemede yaşanılan güçlükleri ölçmek amacıyla Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği, fibromiyaljinin yaşam kalitesi üzerindeki etkisini ve düzeyini ölçmek amacıyla Fibromiyalji Etki Sorgulama Ölçeği ve katılımcıların genel belirti düzeyini ölçmek amacıyla SCL-90 Belirti Tarama Envanteri kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucu fibromiyalji tanısı alan deney grubu katılımcılarının tanı almayanlara göre şemalara daha fazla eğilimli olduğu, daha fazla duygu düzenleme güçlüğü yaşadığı ve genel belirti düzeylerinin daha yüksek olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Ayrıca erken dönem uyumsuz şemalar ve şema alanları ile fibromiyalji düzeyi arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğü alt boyutlarının aracılık rolüne ilişkin Hayes (2013) tarafından geliştirilen PROCESS makrosu kullanılarak yapılan 63 analizden 33'ünde aracılık etkisi anlamlı bulunmuştur. Bulgular, ilgili alanyazın ışığında tartışılmıştır.
Çocukluk çağı örselenme yaşantıları ile duygu düzenleme güçlüğü ilişkisinde öz-şefkatin aracı etkisi
Bu çalışmada, çocukluk çağı örselenme yaşantılarının duygu düzenleme güçlüğü arasında öz-şefkatin aracılık etkisinin incelenmesi hedeflenmiştir. Çalışmaya 18-65 yaşlarında olan, Samsun'da yaşayan 118'si kadın olmak üzere toplam 250 kişi katılmıştır. Çalışmada veri toplama araçları olarak: Kişisel Bilgi Formu, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği (DDGÖ), Çocukluk Dönemi Örselenme Yaşantıları Ölçeği Kısa Form (ÇDÖY-KF) ve Öz-Duyarlık Ölçeği (ÖDÖ) kullanılmıştır. Elde edilen veriler önce SPSS 23.0 yardımıyla düzenlenmiş, daha sonra Lisrel 8.71 programından faydalanarak çocukluk çağı örselenme yaşantıları ile duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişkide öz-şefkatin aracı etkisi incelenerek yapısal model sınanmıştır. Araştırmada ortaya çıkan sonuca göre öz-şefkatin, çocukluk çağı örselenme yaşantıları ile duygu düzenleme güçlüğü arasında kısmi aracılık görevi görmekte olduğu belirlenmiştir. Araştırmada ulaşılan tüm sonuçlar ilgili literatüre göre tartışılmış, uygulamacılara ve araştırmacılara yönelik önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Öz-şefkat, Çocukluk Çağı Örselenme Yaşantıları, Duygu Düzenleme Güçlüğü
Zayıf, normal ve kilolu bireylerde duygusal yeme davranışı, aleksitimi ve duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmaya katılan bireylerin kiloları Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından geliştirilen beden kitle indeksi (BKİ) hesaplaması doğrultusunda "zayıf, normal ve kilolu" olmak üzere gruplara ayrılmıştır. Beden kitle indeksi "18,5 ile 29,9" arası olan kişiler araştırmaya katılmıştır. Duygusal yeme davranışı, aleksitimi ve duygu düzenleme güçlüğü arasında pozitif yönde ilişki olduğu sonucuna varılmıştır. Kilo grupları açısından bakıldığında ise zayıf, normal ve kilolu bireylerin duygusal yeme davranışı ve aleksitimi düzeyleri arasında herhangi bir fark bulunmamıştır. Kilo gruplarında elde edilen tek farklılık zayıf bireylerin kilolu bireylere göre duygusal yanıtlarının yeterince açık olmamasıdır.
Astımlı çocuk ve ergenlerde anne baba tutumları, duygu düzenleme ve psikosomatik rahatsızlıkların ilişkisi
Çocukluk çağında ortaya çıkan ve sık görülen bir hastalık olan astımın çocuk ruh sağlığı üzerine etkilerini araştıran az sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmanın ortaya çıkmasında astımın bir psikosomatik rahatsızlık olduğu ve diğer bedensel sıkıntılara eşlik edebileceği, astım tanılı çocukların anne baba tutumlarının aşırı koruyucu olabileceği, çocukların özerkleşmesini yeterince desteklememeleri ve bunların duygu düzenleme süreçlerindeki sorunlarla ilişkili olabileceği varsayımları rol oynamıştır. Çalışmanın amacı ise 8-17 yaş arası astım tanısı almış çocukların anne baba tutumları, duygu düzenleme becerileri ve psikosomatik rahatsızlıklar arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmada astım hastası 64 çocuk ve herhangi bir kronik hastalığı olmayan 96 çocuk yer almıştır. Katılımcılara Sosyodemografik Veri Formu, Anne Baba Tutum Ölçeği, Ergenler için Duygu Düzenleme Ölçeği ve Çocuklar için Somatizasyon Envanteri doldurtulmuştur. Araştırma verileri IBM SPSS 25.0 programında analiz edilmiştir. Hasta ve kontrol grubu arasında Anne-Baba Tutumları Ölçeği'nde yer alan psikolojik özerklik alt boyutu ve Çocuk Somatizasyon Ölçeği puanları arasında anlamlı fark görülmüştür. Sonuç olarak astım hastası çocukların kronik hastalığı olmayan çocuklara göre psikolojik özerkliklerinin düşük olduğu (t(144)=-2,412, p<0,05), psikosomatik rahatsızlık düzeylerinin ise daha fazla olduğu (t(144)=2,412, p<0,05) gözlenmiştir.
Temel inançlar ve tıkınırcasına yeme bozukluğu ilişkisinde, ontolojik iyi oluş ve duygu düzenleme güçlüğünün aracılık etkisinin incelenmesi
Bu çalışmada temel inançlar ile tıkınırcasına yeme bozukluğu arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlükleri ve ontolojik iyi oluşun aracılık etkisi değerlendirilmiştir. Ayrıca, aracı değişkenlerin kendi aralarındaki ilişkilerin ortaya konması için, duygu düzenleme güçlüklerinin ontolojik iyi oluş üzerindeki yordayıcılığı test edilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu, çeşitli meslek gruplarına mensup, 18 yaş üstü, 526 kadın ve 198 erkek, toplam 724 gönüllü katılımcı oluşturmuştur. Araştırmada veri toplamak için Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu Ölçeği, Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği, Ontolojik İyi Oluş Ölçeği (Yaşam Projesi Ölçeği) ve demografik bilgi formu kullanılmıştır. Araştırma kapsamında toplanan veriler IBM SPSS 24, IBM SPSS Amos 24 ve Lisrel 8.8 paket programları ile test edilmiştir. Araştırmanın tümünde istatistiksel anlamlılık için .05 düzeyi alınmıştır. Değişkenler arası ilişkilerin değerlendirilmesinde Pearson Korelasyon Katsayısı ve Yapısal Eşitlik Modellemesi uygulanmıştır. Gruplar arası farklılaşmanın değerlendirilmesinde, bağımsız örneklemler için t-testi ve iki yönlü ANOVA uygulanmıştır. Bu çalışmada test edilmek üzere belirlenen hipotez model, hem genel örneklemde (n:724), hem kadın-erkek örnekleminde, hem de Beden Kitle Indeksi (BKI) normal (n:448) ve BKI yüksek (n:276) örnekleminde test edilmiştir. Genel örneklem üzerinden yapılan yapısal model analiz sonuçlarına göre temel inançların tıkınırcasına yeme bozukluğunu anlamlı derecede yordadığı tespit edilmiştir. Aracılık rolleri bağlamında, duygu düzenleme güçlüklerinin tıkanırcasına yeme bozukluğunu etkileme açısından temel inançlar üzerinde aracılık etkisi olduğu; ontolojik iyi oluşun ise aracılık etkisinin olmadığı görülmüştür. Aynı zamanda, temel inançlar ile ontolojik iyi oluş arasındaki ilişkinin duygu düzenleme aracılığı ile gerçekleştiği belirlenmiştir. Mevcut çalışmada hem kadın hem de erkek örneklem üzerinde yapılan yapısal model analiz sonuçlarına göre temel inançların tıkınırcasına yeme bozukluğunu anlamlı bir şekilde yordadığı saptanmıştır. Bununla birlikte, kadın katılımcılarda temel inançlar ile tıkınırcasına yeme bozukluğu arasındaki ilişkinin duygu düzenleme güçlükleri üzerinden gerçekleştiği, ontolojik iyi oluşun ise aracılık etkisinin olmadığı görülmüştür. Erkek örnekleminde ise temel inançlar ile tıkınırcasına yeme bozukluğu arasındaki ilişkiye duygu düzenleme güçlüğünün ve ontolojik iyi oluşun aracılık etmediği belirlenmiştir. Ayrıca çalışmada, BKI yüksek ve BKI normal gruplarında, her iki boyutta da temel inançlar ile tıkınırcasına yeme bozukluğu arasındaki ilişkinin duygu düzenleme güçlükleri ve ontolojik iyi oluş üzerinden gerçekleştiği tespit edilmiştir. Çalışmada ulaşılan bulgular, alan yazın kapsamında tartışılmış, ileriki çalışmalara dair öneriler sunulmuştur.
Aile içi şiddete maruz kalan kadınların kendilik algısı, aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliği ve stresle başa çıkma tarzlarının incelenmesi
Bu araştırmanın amacı eşi tarafından şiddete maruz kalan kadınların kendilik algılarının aile içi şiddetle başa çıkma özyeterlikleri ve stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişkide; olumsuz otomatik düşüncelerinin ve duygu düzenleme güçlüklerinin aracılık etkisini incelemektir. Araştırma örneklemini eşi tarafından şiddete uğrayan 479 kadın oluşturmaktadır. Çalışma kapsamında veri toplama amacıyla katılımcılara Sosyal Karşılaştırma Ölçeği, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği, Olumsuz Otomatik Düşünceler Ölçeği, Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği, Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği Ölçeği ve demografik özellikleri değerlendirebilmek için araştırmacı tarafından oluşturulan demografik form uygulanmıştır. Araştırmanın hipotetik modeli Lisrel 8.80 paket programında Yapısal Eşitlik Modellemesi ile test edilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgulara göre; kadınların kendilik algıları ile aile içi şiddetle başa çıkma özyeterlikleri arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüklerinin ve olumsuz otomatik düşüncelerinin kısmi aracılık etkisinin olduğu belirlenmiştir. Çalışmanın diğer bulgularına bakıldığında; olumsuz otomatik düşüncelerin kendilik algısı ile duygulara yönelik stresle başa çıkma arasındaki ilişkide tam aracılık etkisinin olduğu, kendilik algısı ile probleme yönelik stresle başa çıkma arasındaki ilişkide ise kısmi aracılık etkisinin olduğu görülmüştür. Ayrıca duygu düzenleme güçlüğünün, kendilik algısı ile duygulara yönelik stresle başa çıkma arasındaki ilişkide tam aracılık etkisinin olduğu, kendilik algısı ile probleme yönelik stresle başa çıkma arasındaki ilişkide ise kısmi aracılık etkisinin olduğu belirlenmiştir. Araştırmanın sonuçları ilgili alan yazın kapsamında tartışılarak ileride yapılacak çalışmalar için öneriler sunulmuştur.
Psoriasis hastalığında erken dönem uyumsuz şemalar duygu düzenleme stresle baş etme yaşam kalitesi ve psikolojik belirtiler
Bu araştırmanın amacı, psoriasis hastalarında Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, psikolojik belirtiler, yaşam kalitesi, hastalığın şiddeti, işlev kaybı, stresle baş etme tarzları ve duygu düzenleme güçlüğünü incelemektir. Araştırmanın katılımcıları araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden ve katılma kriterlerini karşılayan 25- 45 yaş 100 psoriasis hastası ve kontrol grubunda ise deri hastalığı olmayan 107 kişi olmak üzere toplam 207 kişiden oluşmaktadır. Yapılan analizler sonucunda Erken Dönem Uyumsuz Şemalardan Duygusal Yoksunluk, Onay Arayıcılık, Karamsarlık, Kendini Feda, Cezalandırıcılık ve Yüksek Standartlar şemalarının kontrol grubuna göre psoriasis tanılı grupta bulunan katılımcılar lehine istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılaştığı saptanmıştır. Duygu düzenleme güçlüklerinden açıklık ve kabul etmeme alanlarının kontrol grubuna göre tanılı grupta bulunanlar lehine istatiksel olarak anlamlı düzeyde farklılaştığı saptanmıştır. Stresle baş etme tarzlarından sosyal destek aramaya başvurma ve problem odaklı baş etmenin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde kontrol grubunda olan katılımcılar lehine farklılaştığı belirlenmiştir. Karamsarlık ve cezalandırıcılık şemalarının psikolojik belirtilerde genel semptomu anlamlı yordadığı, duygu düzenleme güçlüğü dürtü alt boyutu ile stresle duygu odaklı baş etmenin de genel semptomların anlamlı yordayıcısı olduğu saptanmıştır. Erken Dönem Uyumsuz Şemaların duygu düzenleme güçlüğü, stresle duygu odaklı baş etme ve psoriasis işlev kaybı üzerinde; stresle duygu odaklı baş etmenin ise psoriasis yaşam kalitesinde bozulmada ve psoriasis alan şiddeti üzerinde anlamlı yordayıcılık etkisinin olduğu görülmüştür. Erken Dönem Uyumsuz Şemalar ile psoriasis tanılı hastalarda yaşam kalitesindeki bozulma arasındaki ilişkide, Erken Dönem Uyumsuz Şemalar ile psoriasis alan şiddeti arasındaki ilişkide duygu odaklı stresle baş etme tarzının tam aracılık etkisinin olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Psoriasis, Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, Stresle Baş Etme, Duygu Düzenleme Güçlüğü, Yaşam Kalitesi, İşlev Kaybı.
Ev kadınlarında algılanan ebeveyn tutumu ile somatizasyon arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolü
Bu çalışmanın amacı, ev kadınlarının somatizasyon düzeyi ile algılanan ebeveyn tutumları arasındaki ilişkiyi ve bu ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolünü incelemektir. Bu amaçla 20-50 yaş arası 300 kadın çeşitli internet platformları üzerinden araştırmaya katılmıştır. Katılımcılara Demografik Bilgi Formu, Belirti Tarama Listesi (SCL-90-R) Somatizasyon alt boyutu, Kısaltılmış Algılanan Ebeveyn Tutumları-Çocuk Formu (EMBU-C) ve Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği-Kısa Form (DERS-16) ölçekleri uygulanmıştır. Yapılan korelasyon analizi sonucunda algılanan ebeveyn aşırı koruyuculuk ve reddedicilik tutumları arasında pozitif yönlü İlişki bulunmuştur. Algılanan ebeveyn aşırı koruyuculuk ve reddedicilik tutumları ile somatizasyon ve duygu düzenleme güçlüğü düzeyleri arasında pozitif yönde ilişki olduğu bulunmuştur. Algılanan ebeveyn duygusal sıcaklık tutumu, reddedici tutum ile arasında negatif yönlü ilişki olmasına rağmen somatizasyon ile arasında ilişki bulunamamıştır. Yapılan aracı değişken analizi sonucunda duygu düzenleme güçlüğü, algılanan anne aşırı koruyuculuk tutumu ile somatizasyon problemleri arasındaki ilişkiye ve algılanan baba tutumu ile somatizasyon arasındaki ilişkiye tam aracılık ettiği bulunmuştur. Analizler sonucunda elde edilen bulgular uyumsuz ebeveyn tutumlarının, yetişkin bireylerde duygu düzenleme güçlükleri yaşanmasında ve somatizasyon problemleri oluşmasında rol oynayacağını öne sürmektedir. Çalışmanın bulguları literatür kapsamında tartışılmıştır.
Annelerin çocukluk çağı ruhsal travmaları ile çocuklarındaki depresif semptomlar arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğü ve kapsayıcı işlevlerinin aracılık etkisinin incelenmesi
Bu araştırmada, çocukluk çağı travması yaşayan annelerin duygu düzenleme güçlükleri ile kapsayıcı işlevlerindeki zorluklar nedenli çocuklarında görülebilecek depresif semptomun tespit edilebilmesi amaçlanmıştır. Katılımcılara; demografik bilgi formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (CTQ-33), Duygu Düzenleme Güçlükleri Ölçeği (DERS-16), Ebeveyn Kapsayıcı İşlevler Ölçeği (KİO) ve Çocuk Depresif Semptom Ölçeği (CDSÖ) uygulanmıştır. 688 kişiden oluşan 37-80 aylık çocukların annelerinden alınan bilgi ile hipotezler Yapısal Eşitlik Modellemesi tekniğiyle seri çoklu aracılık modeli yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. İki aracı değişkenin olduğu bu modelin 1 doğrudan ve 3 dolaylı etki içerdiği görülmüştür. Araştırma sonucuna göre, annelerin çocukluk çağı travmaları ile çocuklarında görülebilecek depresif semptom arasındaki ilişki doğrulanabilmiş ve bu ilişkiye annenin duygu düzenleme güçlükleri ile kapsayıcı işlevlerinin aracılık ettikleri tespit edilmiştir. Bu sonuçlarla birlikte, annenin çocukluk çağı travmasının annenin kapsayıcı işlevleri üzerinden çocuk depresif semptoma olan etkisi de istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Fakat, annenin çocukluk çağı travmasının duygu düzenleme güçlüğü aracılığı ile çocuk depresyonuna etkisi istatiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Modelde yer alan tüm iç ve dış değişkenlerin birbirleri üzerindeki doğrudan, dolaylı ve toplam etkileri rapor edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çocuk depresyonu, Çocukluk çağı travması, Duygu düzenleme güçlüğü, Kapsayıcı işlevler
İnternet bağımlılığının yordayıcıları olarak sosyotropi-otonomi kişilik özellikleri ve duygu düzenleme güçlüğü
Problemin tanımı: Bu çalışmanın amacı internet bağımlılığının sosyotropi-otonomi kişilik özellikleri, duygu düzenleme güçlüğü ve yaşam doyumu ile ilişkilerinin incelenmesidir.Yöntem: Araştırmanın örneklemi basit tesadüfi örnekleme yöntemiyle belirlenen 185'i kadın, 337'si erkek olmak üzere 522 erişkin internet kullanıcısından oluşmaktadır. Veri toplama aşamasında Sosyo-Demografik Veri Formu, Sosyotropi-Otonomi Ölçeği, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği, İnternet Bağımlılığı Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde frekans dağılımları oluşturulmuş, Bağımsız Örneklem T- Test, One Way ANOVA, Mann Whitney-U, Kruskal Wallis ve Spearman's rho analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Bulgularımıza göre internet bağımlılığı düzeyinin kadınlara oranla erkeklerde anlamlı düzeyde yüksek olduğu ve tüm katılımcılar arasında yaşın artması ile anlamlı düzeyde azaldığı görülmektedir. Sosyotropi kişilik özelliklerinin erkeklerde anlamlı düzeyde yüksek olduğu görülmektedir. Otonomi kişilik özelliklerinin ise evli olmayan ve lisansüstü eğitim düzeyine sahip bireylerde anlamlı düzeyde yüksek olduğu gözlenmiştir. Duygu düzenleme güçlüğü ile yaş arasında ise negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu görülmektedir. Yapılan korelasyon analizi sonuçlarına göre internet bağımlılığı ile sosyotropi-otonomi kişilik özellikleri ve duygu düzenleme güçlüğü arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu gözlenmiştir. Yaşam doyumu ile internet bağımlılığı arasında ise negatif yönde anlamlı bir ilişki ortaya çıkmıştır. Duygu düzenleme güçlüğünün sosyotropi kişilik özellikleri ile arasında pozitif, yaşam doyumu ile arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu bulgularına ulaşılmıştır. Sonuç: Bu bulgular doğrultusunda bireylerin duygu düzenleme alanında yaşadığı güçlüklerin artmasının ve yaşam doyumlarının azalmasının internet bağımlılık düzeylerinin yordayıcısı olduğu söylenebilmektedir. Bunun yanında sosyotropik kişilik özelliklerine sahip bireylerin duygu düzenleme alanında güçlükler yaşadıkları ve yüksek sosyotropi-otonomi kişilik özelliklerine sahip bireylerin internet bağımlılıklarının daha fazla olduğu ileri sürülebilir. Bu araştırma bulgularına göre ortaya çıkan sonuçlar ile internet bağımlılığında sosyotropi-otonomi kişilik özelliklerinin ve duygu düzenleme güçlüğünün klinik yaklaşımdaki önemi vurgulanabilmektedir. Anahtar Kelimeler: Sosyotropi-otonomi kişilik özellikleri, internet bağımlılığı, duyguları düzenleme güçlüğü, yaşam doyumu.
Çocukluk çağı travmaları, duygu düzenleme becerileri ve bilinçli farkındalık arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı bireylerin bilinçli farkındalık, duygu düzenleme ve çocukluk çağı travmaları düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu ilişkinin yorumlanması ile kavramların daha iyi anlaşılabileceği ve psikoterapi uygulamalarında alternatif müdahaleleri destekleyici olabileceği düşünülmektedir. Yöntem: Bu araştırmanın örneklemi 18 yaş ve üzeri, 315'i kadın 146'sı erkek olmak üzere toplamda 461 kişiden oluşmaktadır. Katılımcıların yaş ortalaması 25,55±6,06 ve yaş aralığı 18-63'tür. Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu metninin ardından katılımcılara sırasıyla, Sosyodemografik Bilgi Formu, Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BFÖ), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği (DDGÖ), Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇÇTÖ) uygulanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 21.0 paket program kullanılmıştır. Shapiro-Wilk Testi, Mann-Whitney U Testi ve Spearman's Rho Korelasyon Analizi uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmanın sonucunda, ÇÇTÖ toplam puanı ile BFÖ toplam puanı arasında; BFÖ toplam puanı ve DDGÖ toplam puanı arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. ÇÇTÖ toplam puanı ve DDGÖ toplam puanı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. BFÖ toplam puanı ve DDGÖ toplam puanı yaş değişkeni açısından gruplar arası farklılık göstermiştir. BFÖ yaşın artması ile artarken DDGÖ azalmıştır. ÇÇTÖ toplam puanı cinsiyet açısından farklılık göstermiştir. Fiziksel ihmal ve fiziksel istismar alt boyutlarında erkek katılımcılar kadın katılımcılardan daha yüksek puan almıştır. Sonuç: Bireylerin çocukluk çağına ilişkin aktardıkları olumsuz travmatik deneyimler arttıkça, duygu düzenleme güçlükleri de artmış, bilinçli farkındalık düzeyleri ise vii azalmıştır. Bu doğrultuda, çocukluk çağı travmalarına ilişkin psikoterapi müdahalelerinde bilinçli farkındalık tekniklerinin kullanılabilmesi ve duygu düzenleme çalışmalarının önemli olabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: duygu düzenleme güçlüğü, bilinçli farkındalık, çocukluk çağı travmaları, bilinçli farkındalık ölçeği, çocukluk çağı travmaları ölçeği
Tip-2 diyabet hastalarının duygu düzenleme güçlükleri ile yeme tutumlarının anksiyete ve depresyon seviyeleri üzerindeki etkisi
Araştırmanın bulgularına göre tip-2 diyabet hastalarının tip-2 diyabet olmayan grubuna göre anksiyete, depresyon seviyeleri, kısıtlayıcı yeme tutumu puanları anlamlı derecede daha yüksektir. Tip-2 diyabet olmayan bireylerin dışsal yeme tutumu puanı ise tip-2 diyabet olan gruba göre daha yüksektir. Değişkenler arasındaki ilişkiye bakıldığında; tip-2 diyabet hastalarının duygu düzenleme güçlükleri ile anksiyete ve depresyon seviyeleri arasındaki ilişki pozitif yönde, depresyon seviyesi ile kısıtlayıcı yeme tutumu arasındaki ilişki negatif yönde, anksiyete seviyesi ile duygusal yeme tutumu arasındaki ilişki pozitif yöndedir. Regresyon analizine göre tip-2 diyabet hastalığının anksiyete ve depresyon seviyesi üzerinde pozitif yönde bir etkisinin olduğu saptanmıştır. Tip-2 diyabet hastalarının anksiyete seviyesi üzerinde tip-2 diyabet hastalığı ve duygu düzenleme güçlüğünün; depresyon seviyesi üzerinde ise tip-2 diyabet hastalığı, duygu düzenleme güçlüğü ve yeme tutumunun etkisi olduğu saptanmıştır. Alt boyutlar ele alındığında ise tip-2 diyabet hastalarının kısıtlayıcı yeme tutumunun, duygusal yeme tutumunun, açıklık, amaçlar ve strateji alt boyutlarının depresyon seviyesi üzerinde; kısıtlayıcı yeme tutumunun, açıklık, amaçlar ve strateji alt boyutlarının ise anksiyete seviyesi üzerinde bir etkisinin olduğu saptanmıştır.
Beliren yetişkinlik döneminde yeme tutumları, algılanan ebeveyn reddi, duygu düzenleme güçlüğü ve beden kitle indeksinin depresyon belirtileri üzerindeki yordayıcı rolü
Bu araştırmada, Koronavirüs (Covid-19) pandemisi sürecinde beliren yetişkinlikte beden kitle indeksi, algılanan ebeveyn reddi, duygu düzenleme güçlüğü, riskli yeme tutumları ve depresyon belirtileri arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi 18-25 yaş arası (M= 20.93, SS= 2.10) 371 katılımcıdan (144 erkek, 227 kadın) oluşmaktadır. Araştırmanın veri toplama araçları Ebeveyn Kabul Red Ölçeği Kısa Formu (EKRÖ/K), Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği (DDGÖ), Yeme Tutum Testi Kısa Formu (YTT-26) ve Beck Depresyon Envanteri (BDE)'dir. Depresif belirtilerin ve riskli yeme tutumlarının yordayıcılarını incelemek için iki bağımsız hiyerarşik çoklu regresyon modeli test edilmiştir. Gerçekleştirilen analizler sonucunda, algılanan anne reddi ve genel duygu düzenlemede güçlüğün depresif belirtilerin anlamlı yordayıcıları olduğu, beden kitle indeksi, cinsiyet ve duygu düzenleme güçlüğünün riskli yeme tutumunun anlamlı yordayıcıları olduğu bulunmuştur. Bu araştırmada ayrıca basit bir aracılık modeli test edilmiş ve riskli yeme tutumları ile depresif belirtiler arasındaki ilişkiye duygu düzenlemedeki güçlüğün aracılık ettiği görülmüştür. Çalışmanın bulguları literatür doğrultusunda tartışılmış ve klinik çıkarımları değerlendirilmiştir.
Çocukluk çağı travmalarının dissosiyatif yaşantılar ile ilişkisi: Zaman perspektifi ve duygu düzenlemenin aracı rolü
Bu araştırmanın amacı klinik olmayan bir örneklemde çocukluk çağı travmaları ile dissosiyatif yaşantılar arasındaki ilişkide zaman perspektifi ve duygu düzenlemenin sıralı aracı rolünü araştırmaktır. Araştırmaya yaşları 18 ve 57 arasında değişen, yaş ortalaması 32.82±7.84 olan 223 kadın ve 171 erkek olmak üzere toplam 389 kişi katılmıştır. Örneklemin büyük çoğunluğunu lise ve üniversite mezunu (%69.7), çalışan (%74.3) ve evli olmayan (%56.3) katılımcılar oluşturmaktadır. Araştırmanın amacı doğrultusunda Sosyodemografik Bilgi Formu, Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği (DES-II), Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇÇTÖ), Zimbardo Zaman Perspektifi Envanteri (ZZPE) ve Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği (DDGÖ) kullanılmıştır. Verilerin analizinde Bağımsız Örneklem T-Testi, Tek Yönlü ANOVA, Pearson Korelasyon Analizi ve Hayes'in Yöntemi ile SPSS Process eklentisindeki Seri Çoklu Aracı Değişken Analizi uygulanmıştır. Çalışma sonucunda örneklemin demografik özelliklerine göre dissosiyatif yaşantıların evli olmayanlarda, çalışmayanlarda ve gençlerde anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu görülmüştür. Kadınlarda cinsel istismar, erkeklerde fiziksel ihmal öyküsünün daha fazla olduğu ve evli olmayanlarda travma düzeyinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Kadınların erkeklere göre daha gelecek odaklı oldukları, evli olanlarda zaman perspektifinin daha dengeli olduğu ve çalışmayanlarda geçmiş olumsuz perspektifin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Yaş arttıkça şimdi hazcı ve geçmiş olumsuz perspektif azalmaktadır. Evli olmayanlarda, çalışmayanlarda ve gençlerde duygu düzenleme güçlüğünün daha yüksek olduğu saptanmıştır. Bu çalışmada çoklu travmaya maruz kalanlarda dissosiyatif yaşantıların daha fazla olduğu görülmüştür. Son olarak, çocukluk çağı travmaları ile dissosiyatif yaşantılar arasındaki ilişkide geçmiş olumsuz ve şimdi kaderci zaman perspektifi ile duygu düzenleme güçlüğünün sıralı aracı rolü olduğu ortaya konmuştur. Çocukluk çağı travmaları yetişkinlikte yaşanan dissosiyatif yaşantılar ile ilişkilidir ve bu ilişkide kişinin geçmiş zamanda sıkışıp şimdide kaderci yaklaşımı benimsemesi ile duygu düzenlemede güçlük yaşanmasının etkisi bulunmaktadır.