Hegemony

Bu konu başlığı altında 100 tez

DoktoraAçık ErişimTR

Muhafazakar basında Hegemonya uğrakları: 12 eylül 2010 referandumu ve yeni anayasa tartışmaları

Muhafazakârlık üzerine tartışmalar Cumhuriyetin kuruluşundan beri yapılmaktadır. Kendini muhafazakâr demokrat bir parti olarak tanımlayan AKP'nin 2002 yılında iktidara gelmesiyle beraber sosyal bilimlere ait disiplinlerde bir araştırma nesnesi olarak muhafazakârlığa olan ilgi artmıştır. Bu çalışma muhafazakâr söylemin muhafazakâr gazetelerin köşe yazarlarınca nasıl kurulduğuna odaklanmıştır. Bunu yaparken Laclau ve Mouffe'un Gramsci'nin hegemonya kavramını radikalleştirerek kullandıkları ve ucu açık bir süreç olarak ele aldıkları şekliyle hegemonya kavramını kullanmıştır. Muhafazakâr hegemonya bir oluş ve eklemlenme ilişkileri pratiği içinde ele alınıştır. Çalışma bu yönüyle muhafazakâr hegemonyaya alternatif bir bakış açısı geliştirmeye çalışmıştır. Çalışma iki temel uğrak üzerinden yapılandırılmıştır. İlkin, muhafazakâr hegemonyanın bütünüyle tesis edildiği bir tarihsel moment olan 12 Eylül 2010 Referandumu incelenmiştir. 1 Eylül ve 20 Eylül 2010 tarihleri arasında Yeni Şafak ve Zaman gazetelerinin köşe yazarları incelenmiştir. İkinci bir tarihsel uğrak olarak da muhafazakâr hegemonyanın bir dizi tarihsel olayla kırılganlaştığı bir dönem olarak yeni anayasa yapım çalışmaları ele alınmıştır. Yeni anayasa yapım çalışmalarının sürdürüldüğü 20 Ekim 2011 ile 26 Aralık 2013 tarihleri Yeni Şafak ve Zaman gazetelerinde çıkan köşe yazıları Laclau ve Mouffe'un söylem kuramlarından yararlanarak analiz edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın sonunda özellikle 12 Eylül Referandumu sırasında biri sivil İslam geleneğinden gelen Zaman gazetesi, diğeri siyasal İslam geleneğinden gelen Yeni Şafak gazetesi köşe yazarlarının yazıları arasında tam bir koşutluk ve fikir birliği olduğu görülmüştür. İki yıl süren yeni anayasa çalışmaları sırasında ise bu fikir birliğinin özellikle başkanlık sistemi teması çerçevesinde ayrışmaya başladığı gözlenmiştir. Bu durum da muhafazakâr hegemonyanın ucu açık bir süreç olarak farklı eklemlenme ilişkilerine olanak sağlayacak bir biçimde işlediğini kapalı ve sonsuz bir sistem olmadığını göstermektedir.

AnayasaBasınGazeteciler+6
Çağdaş Ceyhan
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Laclau ve Mouffe'un radikal demokrasi teorisinde muhalefet olanakları

Liberalizm'in birey, evrensellik, temsil ve katılım ekseninde; Marksizm'in sınıf siyaset ve pratikler perspektifinde yaşadıkları krizler, toplumların üzerindeki iktidar baskılarının artmasına yol açmıştır. Siyasal alandaki devletin lehine genişleyen boşluğu doldurabilmesi için yeni bir özneye ihtiyaç duyulmaktadır. Aranan yeni özne, çatışmalarına rağmen farklılıkların eklemlenmelerinden ortaya çıkacaktır. Muhalifi inşa etmenin yöntemini bize Laclau ve Mouffe'un Agonistik Radikal Demokrasi Teorisi verir. Bu çalışma I. bölümünde Agonistik Radikal Demokrasi Teorisi'nin, içinden türediği krizleri ortaya koymayı amaçlar. II. bölümde birey, kolektif ve toplumun kimlikleri incelenecektir. Ardından yeni bir özne konumu olarak "Radikal Muhalif"i ortaya çıkaran yöntem ve ortaya çıkış koşulları değerlendirilecektir. Eşdeğerlik Zinciri, bir topluluğun üyelerinin bazı etik- politik ilkeler üzerinde anlaşmalarıyla kurulur. Bu üyelerin özelliği birbirinden oldukça farklı kimliklere de sahip olabilmeleridir. Böylece teorinin inşa ettiği muhalif özne artık tikel ve özcü bir kimlik değildir. Yeni bir hegemonik özne konumunun inşa edildiği bu süreçte zorunluluk kategorilerinin hiçbiri işlemez. Sürece olumsal bir yapılanma hakimdir. Bu yeni örgütlenme sürecinde bütün katılımcıların kimlikleri hegemonik kimliğe uyarlanır. Bu yapılanmada, toplumsal farklılıkların yeni bir biçimde, çatışmalarını sürdürerek bir çatı altında birleşmeleri tasarlanır. Anahtar Kavramlar: Muhalefet, Eşdeğerlik Zinciri, Hegemonik Eklemlenme, Radikal Muhalif

DemokrasiEşdeğerlikHegemonya+4
Gülay Doğan
Hitit University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tarihin sonu ve medeniyetler çatışması tezlerinin karşılaştırmalı analizi

1989'lu yıllarda gündemde yer edinmiş olan Tarihin Sonu ve Son İnsan çalışması, bir sonraki dönemlerde Medeniyetler Çatışması teziyle sorularına cevap almıştı. Fukuyama bu çalışmasında, özellikle Sovyetler Birliği'nin dağılmasından da etkilenerek, Komünizm anlayışının yenildiğini, nihai anlamda Liberal Demokrasi'nin galip geldiğini, bundan sonrasında da artık bu anlayışın dünyaya hakim olacağını dile getirmiştir. Ancak onun bu fikri Tarihin Sonu deyiminden de etkilenilerek, Sıcak Savaş olayının bir daha kesinlikle yaşanmayacağı şeklinde yorumlanmış, Fukuyama'yı ütopist düşünür olarak görenler olmuştur. Halbuki burada, Tarihin Sonu deyiminden, Sıcak Savaş olaylarının artık sonlanacağı anlaşılmamalıdır çünkü bunun haricinde bahsedilen bir olgu daha vardır ki bu olgu Liberal Demokrasidir. Bu kavram hakikaten de Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla ABD'nin Tek Hegemon Güç şeklinde tarih sahnesinde kalmasıyla zaten vücut bulmuştur. Fukuyama'nın bu çalışmasını ele alan, Huntington'ın Medeniyetler Çatışması tezinde ise; geçmişten günümüze savaş durumunun insanlık tarihinde etkin olduğu, bu düzenin bu şekilde hasıl olduğu ve böyle de devam edeceği dile getirilmiştir. Huntington burada tıpkı Edward Said gibi Müslüman toplumları hakkında geçen kötü sıfatlardan da bahseder. Bu toplumun uyuşuk, hazıra konan, çalışmak konusunda tıpkı asalak misali davrandıklarını çeşitli şekillerde anlatmışlardır. Sonuç olarak her iki düşünür de tarih boyunca yaşanılmış olayları farkı perspektiflerle analiz ederek bilim adına katkıda bulunmuş popüler isimlerden olmuştur. Anahtar Kelimeler: Liberal Demokrasi, Medeniyetler Çatışması, Tarihin Sonu, Soğuk Savaş, Komünizm, Tek Hegemon Güç.

HegemonyaKomünizmLiberal demokrasi+2
Gül Çiğdem
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hegemonik erkekliğin yeniden inşası: "Gelinim Mutfakta" programının söylem analizi

Hiyerarşik bir düzen olarak erkekliğin içerme/dışlama mekanizmalarını odağına alan "hegemonik erkeklik" terminolojisi, eril sistemin meşruiyet olanaklarını ve ilişki kurma biçimlerini anlama ve analiz etmede önemli tartışmaları mümkün kılmaktadır. Erkek iktidarının hiyerarşik düzeninin kavram ve kurumlarını ele alan bu tez, hegemonik erkekliğin medya söylemindeki inşasına odaklanmaktadır. Medya, ataerkil toplumsal cinsiyet temsillerinin yeniden inşasında kritik bir işleve sahiptir. TV kanallarının popüler içeriklerinden yemek pişirme programları, medyanın söz konusu işlevinin bir kesitini oluşturmaktadır. Bu bakımdan, Kanal D TV kanalında yayınlanan ve sadece kadın katılımcılardan oluşan "Gelinim Mutfakta" adlı yemek programı incelenmektedir. Eleştirel söylem analizi yöntemiyle incelenen "Gelinim Mutfakta" programının biçim ve içeriğinin analizi, yarışma formatındaki programın ataerkil cinsiyet düzenini teyit ettiğini göstermektedir. İsmi, sıfat tayin eden erkeklik ifadesi olan "Gelinim Mutfakta" programı, geleneksel kadın-mutfak ilişkisinin en iyi icracısının tespitine dayalı bir rekabet ortamında gerçekleşmektedir. Cinsiyete dayalı bir sorumluluk alanını işaret eden gelin-mutfak ilişkisinin motivasyonu, erkeğin taleplerinin karşılanması yönünde beceri geliştirmektir. Bu erkek, evli, düzenli bir işe sahip, annesi ile eşi arasında denge kurabilen, midesine düşkün baskın bir temsile sahiptir. Katılımcıların eylem ve söylemlerinin analizinden elde edilen veriler ve programın formatı, söz konusu hegemonik erkek temsilinin medya aracılığıyla geniş kitleler nezdinde onaylandığını göstermektedir. Anahtar kelimeler: Toplumsal cinsiyet, Hegemonik erkeklik, Medya söylemi, Gelinim Mutfakta, Söylem analizi

Cinsiyet Rolü EnvanteriErkeklikHegemonik erkeklik+7
Mervan Sak
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Neo-Gramşiyan hegemonya yaklaşımı çerçevesinde çevreci hareketin evrimi

Küreselleşme ile birlikte kitlesel üretim ve tüketimdeki muazzam artış, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren başta iklim değişikliği olmak üzere sınır ötesi çevre sorunlarını uluslararası toplumun gündeminin merkezine yerleştirmiştir. Gün geçtikçe doğayı ve canlı yaşamını daha fazla tehdit eden ekolojik sorunlar, birçok bilim dalında olduğu gibi 1970'lerden itibaren Uluslararası İlişkiler disiplini çerçevesindeki tartışmaları aynı ölçüde biçimlendirmeye başlamıştır. Günümüzde iklim krizinin küresel siyasette kapladığı alanın genişlemesiyle birlikte çevreye ilişkin hassasiyetler birçok alandaki akademik ve disiplinlerarası çalışmaların önemli bir bileşeni haline gelmiştir. Ana akım Uİ kuramları üzerinden iklim krizine yönelik olarak bugüne dek yapılan analizler, konunun dar bir kapsamda ele alınmasına yol açmıştır. Bu çalışmada kullanılan eleştirel kuramsal çerçeve doğrultusunda iklim değişikliği ile çevreci hareketlerin evrimi ilişkisi incelenmektedir. Çalışmanın ikinci bölümünde yakın dönem çevre sorunlarının siyasal tarihine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise bu alanda görüşlerini ortaya koyan bazı ana akım kuramsal yaklaşımlar ele alınmıştır. Dördüncü bölümde, iklim krizinin uluslararası ekonomi, siyaset ve sosyoloji üzerindeki yansımaları eleştirel kuram altında neo-Gramşiyan "hegemonya" kavramı ekseninde incelenmiştir. Bu bölümün kalanında Avrupa Yeşil Mutabakatı üzerinden AB ile Türkiye arasındaki ticari ve ekonomik ilişkinin son dönemdeki seyri neo-Gramşiyan hegemonya boyutuyla ele alınmıştır.

HegemonyaNeo-GramscianÇevre hareketleri+2
Hamid Tatcı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çin'in yükselişi ve güç dönüşümü tartışmaları: 21. yüzyılın başında değişen güç dinamikleri ve Türkiye

Bu çalışma, "Doğu" ile "Batı" arasındaki güç mücadelesini; güç geçişi, Çin'in yükselişi ve Soğuk Savaş sonrasının mevcut hegemonyası ABD nezdinde "Batı" ile verilen güç dönüşümü temelli "Doğu"nun mücadelesini incelemektedir. Uluslararası İlişkilerin iki ana akım teorisi, idealizm ve realizm çerçevesinde Çin'in yükselişi ve güç geçişine ilişkin özellikle hegemonik tartışmalara değinilmektedir. Çin'in yükselişiyle birlikte Uluslararası İlişkiler alanı Neorealizm, Neoliberalizm, Neomarksist ve hatta ilerisine giderek Asya Merkezli hegemonya ve hegemonik mücadele ile açıklamaktadır. Amacımız teorik tartışmanın çerçevesini sınırlamak için özellikle kötümser ve iyimser argümanlarla konuyu açıklamaktır. Çalışmanın ikinci bölümü; Çin'in Uluslararası İlişkilerdeki rolünü genel hatlarıyla özetlemekte, özellikle büyük güç politikalarına ve Çin'in yakın bölgesel komşularıyla ilişkilerine odaklanmaktadır. Bölgesel yaklaşımlardan Ortadoğu ve özellikle Arap olmayan ülkelerle ilişkisinde Çin ve Ortadoğu ile ilgili literatürün bir incelemesini sunmaktadır. Çalışmanın üçüncü bölümü, Çin'in Arap olmayan Ortadoğu ülkelerinden tarihi ve diplomatik ilişkileri olan Türkiye özeline odaklanmaktadır. Çin'in Ortadoğu politikalarının tarihsel arka planını dört farklı döneme ayırdığımızda karşımıza çıkan; (i)ideolojik dış politika, (ii)bağımsız dış politika arayışı, (iii)pragmatist dış politika ve (iv)aktif pragmatist dış politika, yapısı ile Çin'in aktivizmine odaklanarak konu aktarılmaktadır. Bu bağlamda, 21.yüzyılın şu ana kadar ki en büyük ve başarılı birliktelik vurgulu projesi Kuşak ve Yol ile orta koridor üzerindeki kilit ülke konumu, jeo-ekonomik ve jeo-stratejik önemi günümüzde daha fazla artan Türkiye ile ilişkiler incelenmektedir. Bu kapsamda, örneğin; yükselen hegemonik güç Çin'in, Kuşak ve Yol ile Türkiye'ye bölgesel güç / bölgesel hegemonik güç olma fırsatını sunup sunmadığı soruları araştırılmaktadır.

Bir Kuşak Bir Yol ProjesiGüçGüç faktörleri+7
Erdal Ayık
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Neoliberal küreselleşme, hegemonya ve Wall Street'i İşgal Et Hareketi: Neo-Gramşiyan bir analiz

Kapitalist uluslararası ekonomik sistemde 2008 yılında yaşanan ekonomik krizin, dünya çapında pek çok ülkenin ulusal ekonomilerinin büyüme hızlarında dramatik düşüş, hatta iflasa varan durgunluk, işsizlik oranlarında artış gibi sonuçları oldu. Bu ve bundan önceki yapısal krizler nedeniyle sarsılan ve sorgulanan, neoliberal küreselleşmenin temsilcisi ABD'nin hegemonyasına, karşıt-hegemonik meydan okuma New York'un finans merkezinde 2011 yılı Eylül ayında "Wall Street'i İşgal Et! (Occupy Wall Street-OWS)" protestoları ile başlatıldı. Temel isteklerinin sosyal adalet olduğunu vurgulayarak kendilerine biz %99'uz diyen protestocular, ABD'nin %1'ini oluşturan en zenginlerini protesto ediyordu. Bu çalışmada, OWS hareketi ile ABD sivil toplumunda hegemon neoliberal düzenden duyulan rahatsızlığın dile getirilmesinin, özgürleştirici güçlerin kültürel değişim için vereceği uzun soluklu bir mücadele ile alternatif dünya düzeninin kurulmasının başlangıcı olacağı savunulmaktadır. Bu bağlamda hareket, mevcut düzenin sürdürülmesi kadar sivil toplumdaki dönüşüm mücadelesini de analizinin merkezindeki hegemonya kavramı ile açıklayan Neo-Gramşiyan Yaklaşım ile değerlendirilecektir. Ayrıca günümüz toplumsal hareketlerini politik ve kültürel boyutlarıyla birlikte değerlendiren, hâkim norm, kimlik ve egemenlik ilişkilerini eleştirel yaklaşımla analiz eden Yeni Toplumsal Hareketler Teorisinden de faydalanılacaktır.

Amerika Birleşik DevletleriEkonomi politikalarıGramsci, Antonio+7
Sinem Toprak
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hegemon devlet, uluslararası sistem ve yükselen güçler

Çin'in ekonomik, teknolojik ve askerî açıdan gelişimi, mevcut küresel düzene meydan okuyan revizyonist bir kuvvet olarak yükseldiği tartışmalarına neden olmuştur. Diğer taraftan ABD'nin liberal düzeni sürdürmek adına sahip olduğu üstün gücü kullanmasının mevcut düzeni zayıflattığı ileri sürülmektedir. Bu çalışma yükselen güçler karşısında hegemonun kurulu düzene bağlı kalmamasının düzene etkilerini belirlemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada sistem teorileri, temel güç modelleri ile liberal teori literatürü gözden geçirilmiş, hegemonyanın ve kurulu düzenin değişimi için gerekli koşullar belirlenmeye çalışılmıştır. Sonrasında yükselen güçlerin yumuşak ve sert güç bakımından revizyonist olma durumları incelenmiştir. Analizler sonucunda güç geçiş teorisi ve kuvvet aktivasyon modelindeki şartları haiz yükselen güç bulunmadığı, hegemonun çevre, maliyet ve meşruiyeti hesaba katarak "kurallarla yönetim" veya "ilişkilerle yönetim" stratejilerinden birini ya da diğer emperyal kontrol araçlarını seçebildiği; çok sık güç kullanmasının yumuşak gücüne ve liberal düzene zarar verdiği belirlenmiştir. Yumuşak güç Uluslararası İlişkiler literatüründe yeni bir kavram olduğundan ölçüm metodolojisinde daha kapsamlı araştırmalar yapılması önerilmiştir.

HegemonyaLiberal kuramRevizyonizm+4
Gökhan Binzat
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Alman İmparatorluğu ve Britanya İmparatorluğu'nun hegemonya rekabeti çerçevesinde Osmanlı İmparatorluğu'nun ittifak arayışı (1878 – 1914)

1878 Berlin Antlaşması sonrasında Osmanlı İmparatorluğu'nun, Britanya İmparatorluğu ile Baltalimanı Ticaret Antlaşması'ndan bu yana olan ittifakı güvensizliğe dayanmaya başlamıştır. Osmanlı İmparatorluğu, varlığını korumak amacıyla yeni bir ittifak antlaşmasına ihtiyaç duymuştur. Bu nedenle de Osmanlı İmparatorluğu, Berlin Antlaşması sürecinde arabuluculuk rolü üstlenen Alman İmparatorluğu'na yönelmiştir. Alman İmparatorluğu, Berlin Antlaşması'nda arabulucu rolü üstlenmenin yanı sıra dönemin başat ve hegemonik gücü olan Britanya İmparatorluğu'na meydan okuyan devlet konumundaydı. İki kuvvetin birbirleriyle rekabeti çerçevesinde daha önce Rus Çarlığı ve Britanya'nın rekabetinden faydalanarak ayakta kalmayı başaran Osmanlı İmparatorluğu bu sefer de bu iki kuvvetin rekabetini kullanmak yerine yaşadığı iç istikrar problemlerini de bir kenara bırakarak bu rekabetin bir aktörü haline dönüşmeyi denemiştir. Britanya İmparatorluğu'nun hegemonik istikrarı içerisinde ekonomik bir gelişme kaydedemeyen Osmanlı İmparatorluğu daha sonra da Alman İmparatorluğu'nun diplomatik hayallerinin mağduru olmuştur. Uluslararası ilişkilerde güç dengesi ve tehdit dengesi olarak nitelendirilebilecek dengeleri ve zamanlamayı gözetmeksizin atılan bu adım Osmanlı İmparatorluğu'nun sonu olurken ardılı Türkiye Cumhuriyeti için de kronikleşen sorunlar bırakmasına neden olmuştur. Anahtar Kelimeler: Hegemonya, Rıza, Yanlama, Zamanlama, Ofansif Realizm, Defansif Realizm, Gramişiyan Ekol, Osmanlı İmparatorluğu, Alman İmparatorluğu, Hegemonik İstikrar Teorisi

AlmanyaBritanyaDefansif realizm+7
Kadir Kağan Taner
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir merkez-çevre ilişkisi: Hatemi ve Ahmedinejad dönemleri İran'ın karşılaştırmalı analizi

İran, İslam Devrimi'nden itibaren uluslararası toplumun sık sık gündemine gelmiş bir ülkedir. Gündeme gelmesinin sebebi dış politikasında saldırgan-sert davranışlar kadar kendisinden beklenmeyen yumuşama-uyumlu davranışlar da göstermesidir. Nitekim İran, İslam Devrimi'nin önderi Ayetullah Humeyni döneminde saldırgan bir devlet görünümüne sahipti. Fakat, 1997 yılında Muhammed Hatemi'nin cumhurbaşkanı olmasıyla devlet politikasının uyumlu yönleri ön plana çıkmaya başladı. Hatemi'den sonra cumhurbaşkanı seçilen Mahmud Ahmedinejad döneminde ise yeniden sert tutumlara dönüldü. Bu çalışmanın temel konusu, İran'ın bu kısa vadedeki değişimlerine etki eden unsurların hangileri olduğuna cevap bulmaktır. Bu açıdan teorik çerçevede Modern Dünya Sistemi (MDS) kullanılmaktadır. MDS, kapitalist dünya-ekonominin ürettiği eşitsizliğin bütün toplumsal ilişkilerde ve yapılarda kurumsallaşmasıyla ortaya çıkmıştır. Küresel ölçekte etkilerini gözlemlediğiniz MDS, üç yapıya sahiptir: Artı değer, merkez-çevre hiyerarşisi ve hegemonya. Bu bağlamda İran'ın MDS'nin yapılarıyla girdiği etkileşimler, onun davranışlarındaki değişimi anlamamız için bir kılavuz niteliği taşımaktadır. Sonuç olarak MDS'nin yapıları, İran'ın davranışlarını etkileyen içsel ve dışsal unsurlarla ilişki içindedir. İçsel unsurları toplumsal güçler ve devlet biçimi oluşturmaktadır. Toplumsal güçlerin birbirleriyle çatışmacı tutumları ve İran'da muhafazakâr devlet yapısı, bu kısa vadedeki değişimleri doğrudan etkilemektedir. Dışsal unsuları ise hegemonya bloğu ve karşı-hegemonya bloğu oluşturmaktadır. Hegemonya bloğunun devletlerarası sistemdeki avantajlı konumunu korumak için hareket etmesi ve karşı-hegemonya bloğunun hegemonya bloğu aleyhinde devletlerarası sistemdeki gücünü artırma arzusu, İran'ın dış politika davranışlarını değiştiren başlıca faktörler olmuştur.

Ahmedinejad, MahmudHatemi, MuhammedHegemonya+3
Mustafa Anıl Alpargu
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

ABD-İsrail ilişkilerinin Ortadoğu'ya etkileri

Amerika Birleşik Devletleri-İsrail ilişkileri, ilk bakışta diğer devletlerarası münasebetlerden farklı gözükmektedir. Bu aykırı izlenimin sebebi ikili ilişkilerin temelinin, karşılıklı çıkarların yanında, din, lobi, iç politik olaylar ve ekonomi gibi değişkenlerin oluşturmasından kaynaklanmaktadır. Söz konusu değişkenlerin, ABD- İsrail ilişkilerini karmaşık göstermesine karşın, iki devlet için de neorealist perspektifte karşılıklı çıkarlara dayalı ilişkiler tesis edilmiştir. İsrail Ortadoğu'daki varlığını sürdürebilmek ve güvenliğini sağlayabilmek için ABD'nin ekonomik, siyasal ve askeri yardımına ihtiyaç duymaktadır. ABD de Ortadoğu'daki hegemonyasını sürdürülebilir kılmak için bölgede stratejik ortağı olarak İsrail'i öncelemektedir. Ortadoğu ise istikrarsız bir görünüm vermeye devam etmektedir. İsrail'in kuruluşuyla birlikte istikrarsızlık genel anlamda Arap-İsrail ilişkileri ile doğru orantılı olmuştur. Ayrıca çözümsüz kalan Filistin Sorunu da istikrarsızlığın önemli sebeplerindendir. Bu çalışmadaki amaç, ABD'nin İsrail'e olan bakış açısında din, lobi faaliyetleri gibi kavramlar önemli bir yer tutmakla birlikte, neorealist yaklaşımın bu kavramlara nazaran ön planda olduğunu sınamaktır. ABD'nin İsrail ile olan ilişkilerindeki neorealist bakış açısının Ortadoğu'ya olan önemli etkilerini araştırmak da çalışmanın bir diğer amacıdır. Çalışmada, kuramsal çerçeveye dayanılarak, ABD'nin Ortadoğu'daki çıkar algılamaları ve ABD-İsrail ilişkileri kronolojik olarak analiz edilmiştir. Ayrıca ikili ilişkilerdeki önemli faktörler olan dini inanışlar, lobi faaliyetleri gibi konular da ele alınmıştır. ABD- İsrail ilişkilerinin Ortadoğu'ya etkileri ise Filistin Sorunu, çatışma, aktörler arası ilişkiler çerçevesinde analiz kapsamına dahil edilmiştir.

Amerika Birleşik DevletleriHegemonyaOrta Doğu politikası+4
Ozan Çelik
Düzce University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Hegemonya ilişkilerinin tarihsel dönüşümü: 1870-2010

Kapitalizmin tarihi boyunca sistemin zirvesinde nöbet değişimlerine tanık olunmuştur. Kontrol ettikleri coğrafi alanı ve pazarları korumak adına mücadele veren ülkeler bu uğraşları esnasında yükseliş ve düşüşler yaşamışlardır. Bu çerçevede, 18. yüzyılda hegemon bir güç olarak tarih sahnesine çıkan İngiltere'nin hegemon olma süreci ve yerini ABD hegemonyasına bırakışı bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. ABD hegemonyasının yükselişi ve olası gerileyişinin sistemde yol açacağı etkilerinin ele alınması çalışmada ele alınan bir diğer konudur.Çalışmada hegemonyada ortaya çıkan değişimin ve dönüşümün ortaya konulabilmesi için analiz yöntemi olarak tarihsel süreklilik anlayışı benimsenmiş, bu nedenle analiz tarihin ilk hegemonu olan Birleşik Eyaletler'e kadar götürülmüştür. Ardından İngiltere ve ABD hegemonyalarının ortaya çıkışı, yükselişi ve sonlanması/gerilemesi incelenmiştir.Çalışmada söz konusu üç ülkenin hegemonyaları analiz edilirken, eleştirel bir bakış açısı ile söz konusu ekolün teorik çerçevesi kullanılmak suretiyle hegemonyanın analizi gerçekleştirilmiştir. Son olarak, aynı teorik çerçevenin yardımıyla Çin, BRIC ekonomileri, G20 ve Avrupa Birliği gibi güç merkezlerinin hegemon olma olasılıkları ele alınmıştır.

Amerika Birleşik DevletleriDönüşümHegemonya+4
Yeliz Sarıöz Gökten
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türk Amerikan ilişkileri ve Türkiye'de eğitime Amerikan etkisi (1945-1965)

Osmanlı döneminde XIX. yüzyılda ABD ile olan ilişkilerin en önemli başlıklarından birini Osmanlı Devleti sınırları içerisinde faaliyet yürüten misyonerlik teşkilatına bağlı Amerikan eğitim kurumları ve onların yürüttüğü eğitim faaliyetleri oluşturmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurulmasından sonra çeşitli sebepler ile İkinci Dünya Savaşının son yıllarına kadar düşük yoğunlukta olan bu alandaki ilişkiler, 1945-1965 yılları arasında çok yönlü ve hızlı bir şekilde gelişmeye başlamıştır. Bu dönemde, Türkiye'de Amerikalı eğitim uzmanları ve akademisyenler vasıtasıyla eğitimin her kademesinde Amerikan etkisini görmek mümkündür. Dünyanın ilk planlı ve sürekli öğrenci değişim programı olarak kabul edilebilecek Fulbright Programı, Amerikan Barış Gönüllüleri Programı, Amerikalı eğitim uzmanları ve Türkiye'de Amerikan tarzı özel statülü üniversitelerin açılması hep bu dönemin içindedir. Bu dönemdeki eğitim ile ilgili tüm başlıkları birlikte ve birbirlerine olan etkileri açısından irdeleyerek değerlendirme amacı bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Türkiye'de 1950'li yıllardan önce yurtdışı eğitim için ağırlıklı olarak Almanya ve Fransa gibi Avrupa ülkelerini tercih edilirken bu dönemden itibaren Türk gençleri için artık öncelikli rota ABD olmuştur. Bu durum, kamu ve özel sektörde çalışma hayatı içinde olup eğitim ve staj için yurt dışına gönderilen kişiler için de geçerlidir. Erken Soğuk Savaş dönemini içine alan bu yıllarda iki ülke arasındaki eğitim ve kültür ilişkileri, ABD'nin dünyanın birçok bölgesinde uyguladığı; amacı ABD hegemonyasını güçlendirmek olan ve içeriğinde Amerikan propagandasını barındıran eğitim ve kültür politikalarına uygun olarak başlayıp gelişmiştir. İki ülke arasındaki eğitim ve kültür alanındaki ilişkinin ABD için önemi, Soğuk Savaş şartlarında antikomünist algı oluşturmanın yanı sıra Türkiye'nin de içinde bulunduğu bölgedeki etkinliğini artırmak için ihtiyaç duyduğu yerel insan kaynağının yetiştirilmesidir. Türkiye ise bu programlara dâhil olarak, bir tarftan ulusal güvenlik ve ekonomik alanlardaki ihtiyaçları için ABD'den destek alırken diğer taraftan da gelişmek ve büyümek için ABD'yi model ülke olarak görmüştür. İki ülke arasındaki eğitim ve kültür alanındaki ilişkiler bu dönemde dış politikanın diğer konularından bağımsız gelişmemiştir. Bu dönemde Türkiye'de, dünyanın birçok bölgesinde olduğu gibi, ABD'nin uygulamaya koyduğu ekonomik ve sosyal programlar neticesinde ekonomik, siyasal, sosyal ve günlük hayatta ciddi bir Amerikan etkisi oluşmaya başlamıştır. Bu etkinin oluşmasında, ABD'nin ekonomik ve askeri yardımlarının yanı sıra o tarihlerde tüm dünyada uygulamaya koyduğu eğitim ve kültür siyaseti belirleyici olmuştur. Bu dönemde, Amerikan değerlerinin Türk halkına benimsetilmesi için günümüzde "Kamu Diplomasisi" kavramı içinde değerlendirilebilecek faaliyetler; Türk-Amerikan Derneği ve Amerikan Barış Gönüllüleri Örgütü gibi teşekkülerin yanı sıra Amerika'nın Sesi gibi birçok yazılı ve görsel yayın kuruluşu üzerinden gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Metot olarak; çalışmanın bir tarih araştırması olması nedeniyle tarih araştırmalarının klasik yöntemi olan tasnif, tahlil, tenkit, terkip yöntemleri kullanılmış, anlatılan konunun özelliğine göre kronolojik olarak ilerlenmiştir. Asıl amaç, iki ülke eğitim ilişkilerinin Türkiye'ye olan etkisini açıklamak olduğundan dönemin uluslararası ve bölgesel durumu da uluslararası ilişkiler disiplini çerçevesinde ele alınmaya çalışılmıştır.

Amerika Birleşik DevletleriEğitimEğitim politikaları+7
Ömer Ağır
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hegemonı̇k erı̇llı̇ğı̇n ı̇nşası bağlamında GQ, Esquire ve Men's Health dergı̇lerı̇nde sembolı̇k erkek kı̇mlı̇ğı̇ sunumunun ı̇ncelenmesı̇

Toplumsal cinsiyetin erkekler üzerinde kurduğu hegemonyanın bir sonucu olan hegemonik erillik kavramı, feminist hareketin ikinci dalgasından itibaren incelenmeye başlanmış, Erkeklik Çalışmaları alanının ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Bu alanda yapılan araştırmaların gösterdiği üzere; tek bir erkeklik biçiminden söz etmek mümkün değildir ve hegemonik erkeklik dışında erkeklikler de bulunmaktadır. Erkek yaşam tarzı dergileri, ürettikleri söylemler ve reklamlar aracılığıyla modern ve yeni erkek kimlikleri inşa etme görevini üstlenirken aynı zamanda okurlarını tüketim odaklı ve lüks yaşam biçimlerine teşvik etmektedir. Erkeklere rehberlik etme amacı taşıyan bu dergiler, idealleştirilen erkekliğin ve sembolik erkek kimliklerinin açıkça görülebildiği tüketim unsurlarıdır. Bu çalışmada hegemonik erilliğin ve sembolik erkek kimliklerinin, erkek dergilerindeki söylemler aracılığıyla nasıl inşa edildiği ve sunulduğu analiz edilmektedir. Çalışmanın örneklemi olan GQ, Esquire ve Men's Health erkek dergilerinin, 2013-2018 yılları arasında Türkiye'de yayımlanan toplam 18 sayısında yer alan metinler, Teun A. van Dijk'ın eleştirel söylem çözümlemesi yöntemi ile incelenmiştir. Araştırmanın bulgularına göre, erkek dergileri hegemonik erilliği pekiştirmekte ve söylem yoluyla yeniden inşa etmektedir. Erkek dergilerinde yer alan tüm erkek kimlikleri, tüketim ekseninde oluşan ve değişim gösteren kimliklerdir. Dergilerde yer alan söylemler, hayal edilen erkeklik biçimine ulaşmanın yollarını öğütleyerek, toplumsal cinsiyet bağlamında erkeklik mücadelesinin sürekli devam ettiğini doğrulamaktadır.

DergilerEleştirel söylem çözümlemesiEsquire dergisi+6
Seçil Demircan
Ankara Hacı Bayram Veli University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrasya'da yeni bir bölgesel güvenlik sorunu olarak Fergana Vadisi (Etnik çatışmalar ve terörizm ekseninde)

Evrensel bilim etiğine uyularak hazırlanan bu çalışmada, Fergana Vadisi'nin, Avrasya'nın istikrar ve güvenliğindeki yeri üzerinde durulmuş ve etnik çatışmalar ile terörizm ekseninde Vadi'nin çatışma üretme potansiyeli tespit edilmeye çalışılmıştır. İdari, coğrafi ve demografik olarak Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan tarafından paylaşılmış olan Vadi'de çatışma kültürünü tetikleyen olgular incelenerek, Vadi ile ilgili yerel ve uluslararası aktörlerin rolü üzerinde değerlendirmelerde bulunulmuştur. Bu aktörlerin izledikleri stratejilere etki eden parametrelerden hareketle, bundan sonrası dönemlerde izleyecekleri muhtemel politikalar üzerinde öngörüler yapılmıştır. Durum tespitinden sonra, hem Avrasya'nın hem de tüm dünyanın istikrar ve güvenliğini tehdit edecek düzeyde çatışma potansiyeli taşıyan Fergana Vadisi'nde, çatışma veya savaş olasılıklarının bertaraf edilmesi için yerel ve uluslararası aktörlere düşen görevler vurgulanmıştır.Çalışmanın birinci bölümünde Fergana Vadisi'ni tanımaya yardımcı olacak temel parametreler anlatılmaya çalışmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise, Fergana Vadisi ve yakın coğrafyasının geleceği mevzu bahis olduğunda etkili olduğu ve etkili olacağı düşünülen yerel ve uluslararası aktörler hakkında bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde de, diğer bölümlerde anlatılanlardan yola çıkılarak büyük resim ortaya konmuş ve yerel yada uluslararası aktörlerin gelecekte Fergana Vadisi'nde çıkması muhtemel çatışmaların önlenmesi konusunda üstlenmesi gereken sorumluluklar üzerinde durulmuştur. Vadi'de çatışma kültürünü besleyen ve girift bir hal almış olan yapısal sorunlar ayrı ayrı analiz edilerek, tüm boyutlarıyla ortaya konmaya çalışılmıştır.Anahtar Sözcükler:1. Fergana Vadisi2. Yeni Büyük Oyun3. Hegemonya4. Güvenlik5. Etnik Çatışma

AvrasyaEtnik çatışmalarFergana vadisi+5
Zafer Canpolat
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Televizyon haberciliğinde ideoloji: TRT 1, Kanal 7, Kanal D örneği

İdeoloji yaşamın her alanına yön veren bir kavramdır. İdeoloji, makro düzeyde toplumun, mikro düzeyde ise kurum, kuruluş, şirket, topluluk, sınıf, grup veya bireyin toplumsal yapıda kendisini kimlik olarak temsil etmesini sağlayan başat etmen olarak görülmektedir. Medya kuruluşlarının da toplumsal yapının bir parçası olduğu düşünüldüğünde, ideolojik yaklaşımlarda kendilerini soyutladıkları söylenememektedir. Aksine, çeşitli ilişkiler süreci içerisinde basın kuruluşları, yayın politikası adı altında ideoloji politikaları oluşturmaktadırlar. Bir kamu haber kanalı olarak TRT 1, özel kanal olarak Kanal D ve Kanal 7 kanallarının karşılaştırıldığı bu çalışma; sunum biçimleri ve haber seçimleri farklılık göstermesine karşın, hem TRT 1 hem de Kanal D ve Kanal 7 ana haber bültenlerinin analizleri yapılarak ideolojik tavırları tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla her üç kanalın iki ay boyunca haber bültenleri izlenmiş ve söylem analizi uygulanarak veriler toplanmıştır. Çalışmanın sonucunda her üç kanalın da kendi izleyici kitlesine göre farklı temsil etme biçimlerini kullanarak söylem ve ideoloji ürettiklerine ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Televizyon Haberciliği, Söylem, İdeoloji, Temsil Etme, Hegemonya

HegemonyaKanal 7Kanal D+7
Mehmet Can Metin
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Küresel krizler ve hegemonya ilişkisi

Değişim, evrenin her yanında var olmasından dolayı güç sahipleri ve güç dengeleri değişmektedir. Gücün değişime müdahalesi ve kullandığı yöntemler günümüz koşullarında değerlendirildiğinde, bu müdahalenin değişimin durdurulmasına yönelik eylemlerden ziyade değişimin getirdiklerinin saklı tutularak caydırıcılığı ve ittifakları sürdürmeyi ve değişimi kontrollü olarak gerçekleştirmeyi amaçladığı görülür. Hegemonik değişimin geçmişten geleceğe doğru, ulusaldan küresele küreselden ise bölgesele dönüştüğünü görülmektedir. Kıyasıya bir çatışma ortamının nasıl rıza oluşturularak çıkar ilişkisi halinde yönlendirildiği ise araştırmanın başka bir boyutunu oluşturmaktadır. Çalışma boyunca, küresel hegemonyanın çıkar ilişkileri çerçevesinde araçları elinde bulundurmak ve rakibin edineceği araçları elinden almak gibi oyunlarla hegemonik gücü sürdürebilme ve bunun toplumsala yansıması irdelenmiştir. Bu tez emperyalizmin hegemonik olarak uygulanması ve bu uygulamayı oluşturan şartların kullanım alanıyla ilgili bir değerlendirmedir. Tezin temel varsayımı, hegemonik araçları ellerinde bulunduranların emperyal amaçlarına ulaşacağı şeklindedir. Bu araçları ellerinden kaybedenler ise gücü başka araç sahiplerine devretmektedirler. Bu tezde yöntem olarak karşılaştırmalı tarihselcilik metod kullanılarak teorilerini oluşturup inceledikleri konunun diyalektik çözümleme yapan kuramlar temelinde bir analiz yapılmıştır. Hem kavramların hem de ulus ve tabakaların geçmişten günümüze analiz edilmesi yoluyla geleceğe dair ön deyilerde bulunmak hedeflenmiştir. Çatışmacı kuram eşliğinde yapılan analiz sayesinde, bireyin en temel vasıflarından biri olan çatışmanın çıkar kökenli olarak bireyselden sınıfsala, sınıfsaldan toplumsala doğru geniş bir perspektiften incelenerek değişimin çatışma eksenli açıklamasına gidilmiştir. Küresel çıkarlar göz önüne alındığı zaman çatışmanın şiddeti ve çıkar ilişkileri altında zor ve rızanın birlikte yürüdüğü görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Hegemonya, Güç, Değişim, Kriz, Küreselleşme, Ekonomi, Siyaset

EkonomiGüç dengesiGüç ilişkileri+7
Ayşe Üçer
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
DoktoraAçık ErişimTR

Hegemonya ve imparatorluk tartışmaları bağlamında Irak savaşı'nın politikası

Tezde, küreselleşme döneminde dünya düzeninde meydana gelen bazı önemli değişimlerin Irak Savaşı'nın temel sebeplerini oluşturduğu savunulmaktadır. Avrupa'nın ABD'den bağımsızlaşma yolunda ilerleyişi, çevreden Çin gibi güçlerin yükselişleri ile Hardt ve Negri'nin İmparatorluk adlı çalışmalarında ele aldıkları, ulusaşırılaşma süreçlerinin ortaya çıkardığı yeni küresel yönetişim mimarisi söz konusu değişimlerin başlıcalarıdır. ABD'de 2000 seçimleriyle iktidara gelen tarihsel blok, Ortadoğu petrollerinin denetimi yoluyla, dünya düzenini Amerikan ulus devleti etrafında yeniden merkezileştirmek istemiştir. Tezde Robert W. Cox'un çalışmaları başta olmak üzere yeni Gramsci okulunun sağladığı teorik imkanlardan faydalanılmaktadır. Braudelci tarih anlayışı ile Sorokin ve ardıllarının geliştirdikleri sosyal zaman kavramı tezin kavramsal çerçevesinin diğer önemli parçalarını oluşturmaktadır. Tezde önce emperyalizm, hegemonya ve imparatorluk kavramları değişik tarihsel konjonktürlere tekabül eden hakim ontolojik imajlar olarak tarihselleştirilmekte, daha sonra da bunların oluşturdukları ardışık dünya düzenleri üzerinden Irak'ın işgalinin uzun vadesi analiz edilmektedir. İkinci kısımda ise önce hakim tarihsel bloğu Irak'ın işgaline götüren dünya düzenindeki değişim dinamikleri ele alınmaktadır. Daha sonra, tarihsel bloğun ana bileşenlerini oluşturan Hıristiyan Sağı ve yeni muhafazakarlar fikirler ve çıkar arasındaki etkileşimi esas alan bir perspektiften incelenmektedirler. Tezin son kısmında da tarihsel bloğun oluşumu ve Irak'ın işgali süreci değerlendirilmektedir.

EmperyalizmHegemonyaİmparatorluk projesi
Mehmet Akif Okur
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Küresel iklim değişikliği rejiminin oluşturulmasında hegemonik güçlerin önemi

Bu tez çalışmasında küresel iklim değişikliği rejiminin oluşması ve hegemonluk kavramı arasındaki ilişki ele alınmaktadır. Küresel iklim değişikliği rejiminin kurulması ve devam ettirilmesi, günümüzün en büyük sorunlarından biri olan iklim değişikliğinin yerküremize, dolayısıyla da insan hayatına etkilerini en aza indirmek adına hayati önem taşımaktadır. Kapsamlı, adil ve etkin bir küresel rejimin önündeki temel engel ise hegemonik bir aktörün eksikliğidir. Bu hipotez iklim değişikliği görüşmeleri, hegemonik teoriler ve bunlar arasındaki ilişki incelenerek açıklanmaya çalışılmaktadır.

Amerika Birleşik DevletleriBirleşmiş MilletlerHegemonik İstikrar Teorisi+7
Irmak Zengin
İstanbul Beykent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de neoliberal politikalara emeğin rızasının inşası: Sınıf hegemonyası mı, parti hegemonyası mı?

Neoliberal politikaların 1980'li yıllardan itibaren uygulanmaya başlanmasıyla Türkiye'de emekçilerin sömürülmesini ve güvencesizleşmesini destekleyen bir yapı oluşmaya başlamıştır. Neoliberal politikalarla birlikte devletin piyasanın bir aktörü gibi görüldüğü ve neoliberal dönüşüme karşı emekçilerin işgücü piyasasıyla baş başa bırakıldığı bir durum ortaya çıkmıştır. Bu çalışma, neoliberal politikalara emeğin rızasının inşa edilme sürecini hegemonya üzerinden incelemeyi amaçlamaktadır. Çünkü emeğin, yarattığı esnekleşmeye ve güvencesizliğe rağmen neoliberal uygulamalara rıza gösteriyor oluşu önem arz eden bir konudur. Buradan hareketle çalışmanın birinci bölümünde hegemonyanın tanımından ve hegemonyanın öznesine dair literatürdeki ayrımdan bahsedilmiştir. Türkiye'deki literatür, ülkemizdeki rıza inşa sürecinin açıklamasını yaparken partiye odaklı kalmıştır ve sınıf hegemonyası boyutu ihmal edilmiştir. Bu nedenle Türkiye'de emeğin rızasının oluşumunu derinlemesine analiz edebilmek için, bu çalışmada sınıf hegemonyası da ele alınarak bu boşluğun doldurulması amaçlanmıştır. İkinci bölümde Türkiye'de uygulanan neoliberal politikalar kapsamında atılan adımlardan ve bunların emekçiler üzerindeki olumsuz etkilerinden bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde neoliberal politikalara kaynaklık ettiği düşünülen sınıf hegemonyası incelenmiş ve hegemonyanın emeğin rızasını üreten aygıtları araştırılmıştır. Sınıf hegemonyasının inşa ettiği emeğin rızası; sendikasızlaşma, işsizlik, tüketim kültürü, kapitalizmin alternatifsizliği, sınıf hegemonyasının değerlerinin kabulü ve medya üzerinden açıklanmaya çalışılmıştır. Dördüncü ve son bölümde ise Adalet ve Kalkınma Partisi'nin hegemonyanın öznesi olarak tanımlanıp tanımlanamayacağı netleştirilmiştir. Aynı zamanda da AKP'nin neoliberal politikaların Türkiye'deki sistemik uygulayıcısı olarak emeğin rızasını inşa etmede ne gibi etkileri olduğu incelenmiştir. Bu incelemeler yapılırken AKP'nin sıklıkla kullandığı mağduriyet söyleminden, muhafazakârlıktan, sosyal yardım politikalarından ve popülist söylemlerden yola çıkılmıştır. Bu temel aygıtların yardımıyla parti hegemonyası varsayımının emeğin rızasını nasıl inşa ettiği açıklanmaya çalışılmıştır. İki farklı hegemonya düşüncesinin ve aygıtlarının incelenmesi sonucunda AKP'nin ve burjuva sınıfının, hegemonya tartışmaları içerisindeki konumları netleştirilmiştir.

HegemonyaNeo-liberalizmRıza+7
Şehnaz Dilan Bingöl
Başkent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de radikal demokrasi pratiği üzerine: Kadın hareketi karşı-hegemonya kurabilir mi

Bu çalışma, Türkiye'de bir karşı hegemonyanın olabilirliği sorusundan hareket etmekte ve bu bağlamda Türkiye'de farklı toplumsal talepler arasında agonistik eklemlenmenin kurulmasıyla ilgilenmektedir. Daha özel olarak ise Türkiye'deki kadın hareketinin böyle bir (potansiyel) eklemlenmeye bakış açısını ve böyle bir eklemlenmede kendine biçtiği rolü anlamaya çalışmaktadır. Araştırma "bugün bulunduğu konumda güçlü bir tepki mekanizması oluşturabilen kadın hareketi karşı hegemonyanın kurucu aktörü olabilir mi?" sorusu temelinde tartışılmıştır. Chantal Mouffe ve Ernesto Laclau'nun radikal demokrasi perspektifinden Türkiye'de kadın hareketinin bugün bulunduğu noktaya ve gelişimine bakarak gelecekteki konumuna dair değerlendirmelerle birlikte, mevcut hegemonyayı oluşturan iktidar ilişkileri ve kadın hareketinin bu ilişkiler ağı içerisindeki konumu ve onları kavramsallaştırma biçimi/biçimleri incelenmiştir.

DemokrasiFeminizmHegemonya+3
Melisa Gündüz
Başkent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

TV'de kapitalist hegemonyanın yeniden üretimine bir örnek: "Bu Tarz Benim" yarışması

Tüketim arzusu ve yaşam tarzları bugün hayatın her alanına sirayet etmiş durumdadır ve artık bireyler toplumda kimliklerini tükettikleri nesneler ile göstermektedirler. Moda da kapitalist sistemin en önemli gösterenlerinden birisi olarak bireyin kimliğini oluşturmada kullandığı araçların başında gelir. Moda bugün kitle iletişim araçları ile yayılma imkânına kavuşurken en büyük desteğini televizyondan alır. Bu çalışmada, kapitalizmin sömürü araçlarının başında gelen kadın bedeni aracılığıyla "Bu Tarz Benim" yarışmasının tüketim kültürünü nasıl yeniden üreterek yaygınlaştırdığı gösterilmeye çalışılmıştır. Araştırmanın alan yazın kısmında kültür kavramından hareketle popüler kültür ve popüler kültüre kuramsal yaklaşımlar incelenmiştir. Daha sonra tüketim olgusundan hareketle üretim toplumundan tüketim toplumuna geçiş süreci ele alınmış ve postmodernist düşünürlerin görüşlerine yer verilmiştir. Tüketimin günümüz toplumunun en önemli kültür yayan aracı konumundaki televizyonla ilişkisi incelendikten sonra örnekleme konu olan "Bu Tarz Benim" yarışması tüketim toplumu bağlamında içerik ve eleştirel söylem analizi teknikleri ile incelenmiştir. Nihayetinde bir moda dolayısı ile de tüketim programı olan bu yarışma programının, sanıldığı gibi sadece bir yarışma programı olmadığı, aksine moda aracılığıyla hâkim ideolojinin öznesi konumuna getirilen yarışmacılar ile kapitalist hegemonyanın yeniden üretilip yerinin sağlamlaştırılmaya çalışıldığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Popüler Kültür, tüketim kültürü, yaşam tarzları, moda, yarışma programları.

Bu Tarz BenimHegemonyaKapitalizm+5
Hasan Cem Çelik
Akdeniz University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hegemonya ve ideoloji bağlamında basının rolü: Zaman Gazetesi'nde 17-25 aralık öncesi ve sonrasında yayımlanan iktidarla ilgili haberlerdeki söylem değişimi üzerine bir inceleme

XX. yüzyılda yaşanan teknolojik ve ekonomik gelişmelerle medyanın yapısı önemli ölçüde değişim geçirmiştir. Bu değişim sonucunda, küreselleşen dünyada sosyal anlamda insanlara kitle olarak yaklaşma kaygısı olan çevreler için, medya en önemli araç olarak görülmektedir. Bir sermaye veya ideolojik grubun kontrolünde olan medya kurumları sahiplik yapısının çıkarları çerçevesinde ideolojik aktarım aracı olarak işlev görmektedir. Birey, yaşadığı dünyayı anlamlandırırken gerçeklikle arasına medya tarafından inşa edilen arayüzü görmektedir. Toplumda yaşanan olay ve gelişmelerin aktarıldığı haber bu arayüzün en önemli unsurlarından biri olarak görülür. Haber, toplumda olup biten olay ve gelişmeler hakkında bilgi aktarırken aynı zamanda söylemsel kodlarla yeniden inşa edilir ve böylece ideolojik aktarımın bir aracı haline gelir. Bu çalışmanın birinci bölümünde çalışmanın dayanağı olan kuramsal çerçeve boyunca ideoloji, hegemonya, eleştirel ekonomi politik, dil ve söylem kavramlarına ve bu kavramların iletişim biliminde uygulanma biçimine odaklanılmıştır. İkinci bölümde Gülen cemaatinin kurumsal yapısı incelenmiş bunun sonucunda Gülen cemaatinin birçok alanda faaliyet gösteren veya yakınlığı ile bilinen kurumları olduğu anlaşılmıştır. Türkiye'deki dini gruplarla karşılaştırıldığında farklı bir profile sahip olan Gülen cemaati ilk yıllarından itibaren siyasetle iyi denilebilecek ilişkililer içerisinde olmaya özen göstermiştir. Bu durum 2002 yılında iktidara gelen AK Parti için de geçerlidir. Taraflar arasında bir süre devam eden iyi ilişkiler 2013 yılına gelindiğinde tamamen kopmuş ve iki zıt kutup haline gelmişlerdir. Üçüncü bölümde eleştirel söylem analizi yöntemine değinilmiş ve Gülen cemaati ve AK Parti arasındaki ilişkilerin Zaman gazetesinin söylemine nasıl yansıdığı ortaya konulmuştur. İnceleme sonucunda gazetenin söylemini sahiplik yapısının iktidarla ilişkilerine göre şekillendirdiği sonucuna varılmıştır. İncelemeye alınan haberler sayıca fazla olduğundan ayrı ayrı kendi bağlamı içerisinde değerlendirmeye alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Medya, İdeoloji, Hegemonya, Haber, Söylem,

BasınEleştirel söylem çözümlemesiGazeteler+7
Gönül Zaimoğlu
Akdeniz University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türkiye'de 1980 sonrası hegemonya ve siyasal mücadelede CHP

1980 sonrası genel olarak dünya siyasetinin gelişimini belirleyen temel dinamik neo-liberal düşünce olmuştur. Ekonominin toplumsal belirleyiciliğine dayanan neo-liberalizm, yapısal ve ideolojik düzenlemeleriyle yeni bir dünya düzeni oluşturmuştur. Dünya'da etkili olan bu değişim ve dönüşüm Türkiye'de farklı hegemonik mücadelelerin ve kırılmaların yaşanması ile karşılığını bulmuştur. 1983 genel seçimleri ile yeni liberal politikaları benimseyen ANAP'ın iktidara gelişi, Türkiye'nin yeni yol haritasını belirlemiştir. Böylece 1980'ler, Türkiye tarihinde kapitalizmin derinleşmesi ve burjuva hegemonyasının gelişmesinde önemli bir evre olarak yer almıştır. Liberal ideolojinin yükselişe geçmesi ve hegemonik etkisini artırması ile birlikte sol ve sosyal demokrasi bir sorgulama dönemine girmiştir. 1980'li yıllara damgasını vuran ve neoliberalizmin Türkiye'ye özgü bir bileşimini gerçekleştiren ANAP, neoliberal politikaların tıkanmaya başlaması karşısında, 1980'lerin sonları ve 1990'ların başlarında Türk siyasetindeki hegemonik konumunu kaybetmiştir. 2000'li yıllara gelindiğinde yaşanan ekonomik kriz ve arkasından gerçekleştirilen 3 Kasım 2002 genel seçimleri sonrasında AKP, hegemonya krizinin yarattığı kırılmadan yararlanarak, siyaset üzerinden sermaye hegemonyasını yeniden inşa etmiştir. `Muhafazakâr demokrasi' ile oluşturulan bu yeni hegemonya sürecinde sosyal demokrasi ise yükselişe geçmek için çözüm arayışlarını devam ettirmiştir.CHP bu koşullar altında kendini yenileme çabaları içine girmiştir. Bu değişim çabasını Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu partisi olarak, Kemalist söyleminden vazgeçmeden, sosyal demokrat parti kimliği ile gerçekleştirmeye çalışmıştır. Bu anlamda CHP'nin 1980 sonrası yeniden Türk siyasal yaşamına girdiği 1992 tarihinden günümüze kadar geçirdiği süreç, çalışmanın teorik arka planına dayanak oluşturan Gramsci'nin görüşleri çerçevesinde incelenmiştir. CHP'nin politik ve ideolojik söylemlerinin incelenmesi çalışmanın önemli dayanak noktasını oluşturmaktadır. Öncelikle Gramsci, daha eşitlikçi ve özgürlükçü yeni bir toplum kurma çabasının ancak kolektif iradenin içinde biçimlenen bir ?siyasal parti? (modern prens) ile olabileceğini belirtmiştir. Bu bağlamda çalışmanın temeli, CHP'nin siyasal mücadele de hegemonik olma çabasını hangi araçlarla ve politikalarla gerçekleştirmeye çalıştığı, hegemonya konusunda temel kuramlardan olan Gramsci'nin hegemonya kuramsallaştırması model olarak alındığında CHP'nin söylem ve politikalarının bu kurama uygunluğunun analiz edilmesi oluşturmuştur.

1980 sonrasıCumhuriyet Halk PartisiHegemonya+5
Funda Kemahlı
Akdeniz University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00

İlgili konular