Historic preservation

67 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Tarihi tren garı binalarının korunması bağlamında yeniden işlevlendirilmesi: Eğirdir tren garı örneği

Sanayi Devrimi ile gelişen demiryolu ağı, 19. yüzyıldan itibaren kentlerin ekonomik, mekânsal ve toplumsal yapısını köklü biçimde etkilemiş; tren garları bu dönüşümün simgesel odakları olmuştur. Osmanlı'nın son dönemlerinde inşa edilen gar yapıları, ulaşımın yanı sıra kentsel kimliği şekillendiren ve toplumsal belleği besleyen önemli yapılardır. Ancak teknolojik gelişmeler ve değişen ekonomik öncelikler nedeniyle birçok gar işlevsizleşmiş ve atıl duruma düşmüştür. Bu tez, Isparta ili sınırlarında yer alan Eğirdir Tren Garı'nı mimari, işlevsel ve toplumsal boyutlarıyla ele almaktadır. 1912'de inşa edilen ve İzmir–Aydın hattının son durağı olan gar, Millî Mücadele döneminde Batı Cephesi'ne mühimmat taşınmasında üstlendiği kritik rol ile tarihsel bir değer taşımaktadır. İşlevsiz kalan alanın yeniden yaşama kazandırılması, hem yapının korunmasına hem de yerel kalkınmaya katkı sağlayacaktır. Tez kapsamında garın tarihsel gelişimi, plan ve cephe özellikleri incelenmiş; kimliğini koruyacak ve çağdaş ihtiyaçlara yanıt verecek bir yeniden işlevlendirme önerisi sunulmuştur. Ayrıca, Türkiye ve dünyadan seçilen başarılı örnekler değerlendirilmiştir. Gar alanı içinde dokuz yapı bulunmaktadır. İşlev önerilerine göre; istasyon binası okuma salonu, işçi barakası kafe ve atölye, hangar binası restoran, ambar binası sergi ve müze, misafirhane butik otel, revizörlük binası ziyaretçi bilgilendirme ve tren deneyim alanı, alimantasyon binası deneyimsel fotoğraf alanı, sac baraka depo olarak değerlendirilecektir. Wc binası ise özgün işlevini sürdürecektir.

Adaptive reuseEndüstri mirasıKültürel miras+1
Fatma Kaya
Süleyman Demirel University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Anadolu Selçuklu Dönemi anıtsal yapılarında 20. yüzyıl başından itibaren gerçekleştirilen onarımlar

Anıtsal bir yapının ilk yapımından itibaren görmüş olması beklenen tamirler, günümüze ulaşmasını sağlasa da ülkemizde kültürel miras olarak değerlendirilerek korunması 1930'larda Mustafa Kemal Atatürk'ün Konya Gezisi sırasında çektiği ünlü telgrafıyla resmi olarak başlamıştır. Reis-i Cumhur telgrafında hem Konya'daki önemli Orta Çağ anıtsal yapılarını milli miras olarak tanımlamış hem de bunların acil olarak koruma altına alınmasını istemiştir. Bu önemli başlangıçtan dolayı ülkemizde koruma çalışmaları Cumhuriyet ile hemen hemen yaşıt olarak değerlendirilmektedir. Ancak koruma çalışmaları, uzun yıllar sürecek bir anlayışla yalnız anıtsal yapılara yönelik yürütülmüştür. Anıtsal yapılar için kullanılan abide tanımının kurulan ilk koruma komisyonlarının isimlerinde yer alması, bu yaklaşımın sonucudur. 1980'lere kadar kullanılan eski eser ve günümüzdeki kullanım olan kültür varlığı tanımları, koruma kavramının gelişmesiyle, diğer varlıkların da koruma kapsamı altına alınmasıyla gerçekleşmiştir. Aslında koruma tarihi sürecinde anıtsal yapıların önceliğinin olması, günümüzde bir yapının kültür varlığı olabilmesi için aranan tarihi belge değeri ile tartışmasız ilişkilidir. Bu değer yüzyıllardır kabul görmüş, bu değerle ilişkilendirilen yapılar hep öncelik sahibi olmuştur. Osmanlı tamir geleneğinde bile ata yadigârı olarak görülen yapıların tamir süreçlerinin daha özenli gerçekleşmesi, yine aidiyetle bağlantılı olarak belge değerinin önemi bağlamında değerlendirilebilir. Günümüzdeki koruma ölçütlerine göre mimari mirasın tarihi belge değeri, yalnız ilk yapımına ait değerlerle sınırlı kalmayıp, sonradan gelen nitelikli ekleri de kapsamaktadır. Katman olarak tanımlanan bu değerlerin korunması, onarım çalışmalarının amaçlarındandır. Bu değerlerin korunabilmesi için önce tespit edilmesi gerekmektedir. Onarım çalışmalarının restitüsyon aşamasında, mimarlık tarihi araştırmaları gibi yapıların geçmişten günümüze tüm onarım tarihinin de araştırılması sonucu bu değerler ortaya çıkarılabilmektedir. Elde edilen sonuçların proje ve rapor olarak hazırlandığı bu çalışmalar, 1990'lardan sonra yasal bir yaptırım ile gerçekleştirilmiştir. Öncesinde ise bu tür çalışmalar önemli bir gereklilik olarak yürütülmüştür. Özellikle de bütünlüğünü ve özgünlüğünü önemli derecede kaybeden Orta Çağ anıtsal yapıları örneklerinde olduğu gibi nasıl bir müdahale yapılması gerektiğine karar verilebilmesi için erken tarihlerden itibaren bu tür araştırmaların yapıldığı görülmektedir. Ayrıca bu kararlar, dönemin koruma yaklaşımına bağlı olarak farklılaşabilmektedir. Orta çağ anıtsal mimarisi özelinde düşünüldüğü vakit; yedi yüz yılını aşmış, koruma hassasiyetlerinin ileri düzeyde olması gereken, asla hataya tahammülü kalmamış bu tür yapılar için alınacak müdahale kararlarında, özgün bileşenlerin doğru verilere dayanarak yapılan tespitleri kadar, bunlara yapılacak olan müdahalelerin gerekliliği de önemlidir. Doğru bir onarım için doğru bir restorasyon kronolojisine sahip olunması gereklidir. Bu kabulle hazırlanan bu tez çalışmasında Anadolu Orta Çağ mimarisinden seçilen örnekler üzerinden restitüsyon verilerinin restorasyon kararları ile ilişkisi göz önüne alınarak koruma tarihi araştırması yapılmıştır. Onarımı yapılmak istenen bir anıtsal yapının öncelikle tarihsel sürecinin doğru irdelenmesinin de gerektiği savunulan bu çalışmayla, ülkemizdeki mimari mirasın korunmasına katkı sağlanması hedeflenmiştir. Tezin birinci bölümünde tezin amaçları, katkısı anlatılmış; yürütülen çalışmaların kapsam ve yöntemi hakkında bilgi verilmiştir. Örneklerin seçilme kriterleri belirtilmiştir. Onarım tarihi araştırmalarında kullanılan kaynakların ayrı bir önemi vardır. Bu nedenle tez çalışmasında kullanılan önemli kaynaklar tanıtılmıştır. Tez kapsamında onarım tarihi araştırması yapılan anıtların günümüze ulaşmasını sağlayan müdahalelerle yapıda bir takım özgün değerler değişmiş ya da bunlara yenileri eklenmiştir. Yapıların özgün bileşenlerinin ve sonradan gelen eklerinin anlaşılabilmesi için genel olarak kapsamı içerisinde olduğu mimarinin karakteri bilinmelidir. Bu nedenle tezin ikinci bölümünde genel bir çerçevede Anadolu Selçuklu Mimarisine değinilmiştir. Medrese mimari özelinde ise bu yapı türünün ortaya çıkışı, gelişimi ile özgün mimari ve yapım özellikleri aktarılmak istenmiştir. Konuyla ilgili kapsamlı çalışmalardan yararlanılarak tekrara düşmeden, incelenen örnekler özelinde bu bölüm ele alınmıştır. Koruma kararlarının kuramsal yaklaşımını, geçmişten günümüze gerçekleştirilen uygulamalardan yola çıkarak anlatmak isteyen bu çalışmanın üçüncü bölümünde; Orta Çağ anıtsal yapılarını doğrudan etkileyen değişimler ve gelişmelere göre ülkemiz onarım tarihinin anlatımı yapılmıştır. Kültürel miras olarak değerlendirilen anıtsal yapıların çağdaş koruma yaklaşımlarıyla yapılan onarımları Cumhuriyet Dönemi'nde gerçekleştirilmiştir. Ancak onarımların doğru irdelenebilmesi için bir anıtın ilk yapım yıllarından itibaren gerçekleştirilmiş olması gereken tamirlerin bilinmesi gerekmiştir. Bu tür araştırmalara ilişkin özgün bilgi ve kaynak olmaması sebebiyle Osmanlı Devleti'nin Anadolu'daki bütüncül yönetimine kadar yapılan onarımlara kısaca değinilmiştir. Osmanlı Dönemi'nde vakıf sistemi içerisinde gerçekleştirilen onarımların anlatıldığı bölüm ise Vakıflar kurumunun 19. yüzyıldaki değişimi dikkate alınarak iki bölüme ayrılmıştır. Cumhuriyet Dönemi koruma çalışmaları, bir zaman çizelgesi üzerinde bölümlendirilmiştir. Hem tüm kültür varlıklarını etkileyen hem de tez kapsamında incelenen yapıların vakıf eserleri olması sebebiyle Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün hazırladığı tüm yönetmelik ve vakıf sistemiyle ilgili düzenlemeler öncelikli olmak üzere zaman aralıkları belirlenmiştir. Bu tarihler arasındaki koruma tarihi birçok araştırmacı tarafından konu edildiği için bu bölüm, Anadolu'daki gelişmeler üzerinden anlatılarak Selçuklu yapılarından örneklendirilmiştir. Her dönem, yasal ve örgütsel değişimlerin araştırılması ve bunların kuramsal yaklaşıma nasıl yansıdığı şeklinde irdelenmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümünde, bir önceki bölümde değerlendirilen onarımların örnekleri olarak hem Selçuklu medrese mimarisinin öncülerinden hem de geçirdikleri onarımlarla koruma tarihi adına önemi olan altı önemli Orta Çağ anıtsal yapısı, bulundukları kent sıralaması ile detaylı olarak ele alınmıştır. Bunlar; Amasya'da yer alan Gökmedrese Camii ve Bimarhanesi, Kırşehir Cacabey Medresesi ile Sivas'ta Çifte Minareli Medrese, Buruciye Medresesi ve Gök Medrese'dir. Seçilen bu örneklerin mimari tanımları ve onarım tarihleri anlatılmıştır. Tezin beşinci bölümünde kabul edilen başlangıçtan günümüze anıtsal yapıların onarım süreçlerinin değerlendirilmesi yer almaktadır. Bu şartlar altında gelişen koruma yaklaşımının uygulamaya nasıl yansıdığı, dönem onarımlarının yapı üzerinde nasıl sonuçlandığı irdelenmiştir. Son bölümde de değerlendirmeler ışığında korumayı olumsuz yönde etkileyen faktörlerin giderilmesi adına önerilerde bulunulmuş, elde edilen verilerin sonuçları sunulmuştur.

Anadolu mimarisiBakım onarımKültürel miras+2
Zeynep İnan Ocak
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yeniden işlevlendirilmiş tarihi yapılarda restorasyon: Bulgur Palas, İmrahor İlyas Bey Cami, Zeyrek Cami, Rami Kışlası ve Kazlıçeşme Sanat üzerinden vaka incelemesi

Bu tez çalışması, tarihi yapıların korunması bağlamında restorasyon ve yeniden işlevlendirme süreçlerini incelemekte ve bu süreçlerin mekansal, kültürel ve işlevsel dönüşümler üzerindeki etkilerini değerlendirmektedir. Çalışmanın temel amacı, Türkiye'deki farklı dönemleri yapısında barındıran örnek yapılar üzerinden uygulanan müdahale yöntemlerini analiz ederek, tarihi çevreyle uyumlu, tarihi bağlamından kopmamış ve işlevsel koruma yaklaşımlarını ortaya koymaktır. Teorik çerçevede, restorasyon kavramı ulusal ve uluslararası koruma ilkeleri doğrultusunda ele alınmış; Venedik Tüzüğü (1964), Washington Tüzüğü (1987) ve Valletta İlkeleri (2011) gibi temel belgeler ışığında müdahale türleri sınıflandırılmıştır. Yeniden işlevlendirme ise tarihsel gelişimi, uygulama biçimleri, avantaj ve sınırlılıklarıyla birlikte değerlendirilmiş; bu süreçte dikkate alınması gereken fiziksel, sosyal, kültürel ve hukuki faktörler detaylı biçimde analiz edilmiştir. Uygulama bölümünde; Bulgur Palas, İmrahor İlyas Bey Camii, Zeyrek Camii, Rami Kışlası ve Kazlıçeşme Sanat yapıları üzerinden restorasyon teknikleri, yapıların mimari kimliği ile ilişkilendirilen müdahale kararları ve yeniden işlevlendirme süreçlerinin sonuçları karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Saha çalışmaları, arşiv belgeleri ve uzman görüşmelerine dayalı olarak gerçekleştirilen analizler, restorasyon uygulamalarında karşılaşılan ortak sorunları ve başarılı müdahale kriterlerini ortaya koymuştur. Sonuç olarak, çalışmada restorasyon ve yeniden işlevlendirme uygulamalarının yalnızca fiziksel koruma değil, aynı zamanda kültürel süreklilik ve kent hafızasına katkı sağlama açısından da kritik bir rol üstlendiği vurgulanmaktadır. Elde edilen bulgular, gelecekteki benzer uygulamalar için hem akademik hem de uygulamaya yönelik önemli çıkarımlar sunmaktadır.

Adaptive reuseRestorasyonTarihi koruma+1
Esma Eylül Dadın
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Mersin tarihi kent merkezindeki kültürel mirası yorumlamak

Tarihi kentlerin zaman içerisinde geçirdiği fiziksel, ekonomik, sosyal ve kültürel değişimler kent kimliğini oluşturan bileşenlerin ve kültürel mirasın zarar görmesine neden olabilmektedir. Yaşanan kimlik kaybı, toplum ve kent arasındaki manevi bağın yıkılması ve aidiyet duygusunun zedelenmesi sonucunu doğurmaktadır. Günümüzde tarihi kentlerdeki koruma yaklaşımları çoğunlukla yapılı çevreye yönelik fiziksel müdahalelere odaklanmaktadır. Oysaki toplum ve kent arasındaki bağın onarılması da fiziksel çevrenin onarılması kadar değerlidir. Bu sebeple kültürel mirasın korunmasında, toplum bilinci geliştirmek ve halkın katılımını teşvik etmek amacıyla yorumlama ve sunum faaliyetlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Yorumlama; bir alanın önemini aktarmak, alana yönelik anlayış ve saygıyı geliştirmek amacıyla yapılan tüm çalışmalardır. Yorum ve sunum, toplum ve miras arasında anlamlı bir bağ kurulmasına yardımcı olur. 19. yüzyılın önemli liman kentlerinden biri olan Mersin, 60'lı yıllardan itibaren sahip olduğu özgün değerleri olumsuz etkileyen müdahalelerle karşı karşıya kalmıştır. Bunun sonucunda Mersin tarihi kent merkezi, bağlamından kopmuş bir alana dönüşmüştür. Bugün tarihi kent merkezinin sosyal, kültürel ve tarihi önemi ve kentin sahip olduğu tarihi kimlik algılanamaz durumdadır. Alanın öneminin ve sahip olduğu değerlerin aktarımı için yorumlama ve sunum faaliyetlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Çalışmanın amacı, Mersin tarihi kent merkezinin yorumu ve sunumu için temel ilkeleri belirlemek ve yöntem önerileri sunmaktır. Bu ilkelerin belirlenmesinde alanda yapılan analiz ve değerlendirmeler ile ICOMOS Kültürel Miras Alanlarının Yorumlanması ve Sunumu Tüzüğü'nde belirlenen erişim ve anlama, bilgi kaynakları, ortama ve bağlama dikkat, özgünlüğün korunması, sürdürülebilirlik için planlama, kapsayıcılık kaygısı, araştırma, eğitim ve değerlendirmenin önemi ilkeleri temel alınmıştır. Çalışmada yorumlama ve sunum kavramının kuramsal gelişimi ve uygulamaları değerlendirilerek yorumlama ve sunum için temel ilkeler belirlenmiştir. Belirlenen ilkeler doğrultusunda Mersin tarihi kent merkezinin sosyal, kültürel ve tarihi önemini aktarmak, kentin sahip olduğu değerler hakkında farkındalık kazandırmak, toplum ve kent arasındaki bağın onarılmasını sağlamak, tarihi kent merkezindeki somut ve somut olmayan kültürel mirasının korunmasında yerel halkın katılımını teşvik etmek, yok olmuş somut ve somut olmayan kültürel mirasın toplumsal bellekteki yerini canlandırmak için yöntem önerileri sunulmuştur.

Kentsel korumaTarihi koruma
Ayşenur Sağır
Mersin University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Mersin tarihi kent merkezi ticaret yapılarında kültürel kimlik ögelerinin tespiti

Doğu Akdeniz'in kıyısında yer alan Mersin, batılı devletlerin bölgedeki ticaret ve sömürgecilik rekabetinin liman kentlerini fazlaca etkilediği 19. yüzyılda, bir liman ve ticaret kenti olarak ortaya çıkmıştır. Yüzyıl öncesinde ahşap bir iskele ve çevresindeki birkaç yapıdan ibaret bir balıkçı barınağı olan kent, aynı dönemde birbiri ardına yaşanan bölgesel ve küresel gelişmelerin etkisiyle, neredeyse sıfırdan ortaya çıkmış ve hızlı bir gelişim sürecine girmiştir. Ticaret yapmak için kente akın eden yabancı tüccarlar ve şirketler, kısa sürede kentin nüfusunun artmasını ve bir ticaret kültürünün oluşmasını sağlamışlardır. Diğer Osmanlı ve Doğu Akdeniz liman kentlerinden farklılaşan Mersin, deniz ticareti odağında kendine özgü bir kentsel kurgu oluşturmuştur. Zaman içerisinde, ticarette yaşanan gelişmeler ve yöntem değişimleri bu kurguyu biçimlendirmeye devam etmiştir. Bu gelişmeler aynı zamanda, kentsel kurgu içerisinde yer alan ticaret yapılarını da etkileyerek, mimari ve işlevsel anlamda sürekli olarak dönüştürmüştür. Çalışma, deniz ticaretinin tarihi kent merkezi içerisindeki geleneksel yapıları mimari ve işlevsel olarak etkileme biçimlerini ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Kent merkezinde yer alan ticaret yapılarından hanların, depoların ve tüccar evleri gibi ticaretin etkilediği çeşitli yapıların deniz ticareti odağındaki dönüşümleri de ele alınarak kültürel kimlik ögeleri tespit edilmiştir. Böylece, Mersin'in günümüzde kaybolan liman kenti kimliğinin temsilcileri ve belgeleri olan ticaret yapılarına yönelik, kültürel kimliklerine uygun koruma yaklaşımlarının oluşturulmasına katkı sağlamak hedeflenmektedir.

Kentsel korumaTarihi koruma
Arda Olcaycan
Mersin University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Beyoğlu Telefon Santrali restorasyon projesi

Bu tez çalışmasında İstanbul ili Beyoğlu ilçesi Tomtom Mahallesi, 323 ada 30 parseldeki yapının mevcut durumunun belgelenmesi ve restorasyon projesi hazırlanmıştır. Bu kapsamda yapılan araştırmalar ve incelemeler ışığında, yapının kültürel değeri ortaya çıkarılıp korunması hedeflenmiştir. Yapı, Kültür Bakanlığı Koruma Kurulu tarafından 2.derece tarihi eser olarak tescillidir. Yapı bir bodrum ve üç kata sahip olup toplam 4 katlıdır. Bina sonradan yapılan eklerle birlikte, 765 m² oturum alanına sahiptir. Parsel alanı ise yaklaşık 1175 m²'dir. Osmanlı Devleti'nin son dönemlerindeki batılılaşma ve çağdaş teknolojileri kullanma gayretinin bir sonucu olarak Beyoğlu Telefon Santrali yapılmıştır. 1.Meşrutiyet ve II.Abdulhamit'in baskıcı yönetimi sonrasında, Sultan V.Mehmed Reşad döneminde yapılan anlaşma sonucu Dersaadet Telefon Anonim Şirket-i Osmaniye adındaki şirket, santrali 1913 yılında hizmete sokmuştur. Bu şirket Beyoğlu ile birlikte Eminönü (Tahtakale), Kadıköy'de de benzer santralleri inşa ettirmiştir. Yapıda son inşaat teknolojilerinin kullanılması hedeflenmiş olup betonarme sistem tercih edilmiştir. Yapının mimarı M.Boyazoglou ve W.Sprowson'dur. Mühendisi ise G.Kaul'dur. Bina halen kullanılmaktadır. PTT'den Türk Telekom'a devredilmiş olup mülkiyeti Türk Telekom'dur. Beyoğlu telefon ve internet hatları bu santralden yer altına verilmektedir. Ayrıca santralin bodrum katının bir kısmını Boğaziçi Elektrik (BEDAŞ) kullanmaktadır. Birinci bölümde çalışmanın amacı ve yöntemi açıklanmıştır. İkinci bölümde Osmanlı Devleti'nde telefon kullanımı anlatılmıştır. İlk kurulan santraller ve yapılan telefon görüşmelerine değinilmiştir. Üçüncü bölümde yapının yer aldığı Beyoğlu ilçesi tarihçesi ve yapının yakın çevresi ile olan ilişkisine yer verilmiştir. Dördüncü bölümde yapının mevcut mimari özellikleri anlatılmış, mekanları tanıtılmıştır. Taşıyıcı sistem özellikleri ve hasarlarından bahsedilmiştir. Yapının sahip olduğu dekoratif öğeler açıklanmıştır. Beşinci bölümde yapının zaman içerisinde geçirdiği değişiklikleri anlatan restitüsyon projesi açıklanmaktadır. Yapıya eklenen bölümler anlatılmıştır. Eski fotoğraflar ve haritalar ışığında hazırlanan restitüsyon ile yapının ilk yapıldığı haline ulaşmak hedeflenmiştir. Altıncı bölümde ise restorasyon önerileri anlatılmıştır. Yeniden işlevlendirme ve Türk Telekom'un bu yapının geleceği hakkındaki planlarına değinilmişir. Yapıdaki öngörülen hasarlar belirtilip detaylı mühendislik çalışmasına ihtiyaç duyulan yerler işaret edilmiştir. Çalışma, bütün bölümlerde anlatılan bilgi ve projelerin değerlendirildiği sonuç bölümüyle tamamlanmıştır.

Betonarme binalarTarihi korumaTelefon santrali
Doğan Taşdemir
İstanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Eminönü'ndeki vakıf kültür mirası hayrat eserleri ve korunmaları için öneriler

Bu çalışma kapsamında Eminönü'nde yer alan vakıf hayrat eserleri incelenmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında Fatih İlçesi ile beraber İstanbul'un Merkez İlçesi'ni oluşturan Eminönü, 1928'de İstanbul İli Merkez İlçesi'nin ikiye ayrılmasıyla ayrı bir ilçe olmuştur. 2008'de İstanbul İl'inde Eminönü İlçesi kaldırılmıştır; Eminönü ve Fatih ilçeleri birleşerek, Fatih adı altında tek bir ilçeye dönüşmüştür. Eminönü'nün zengin mimari dokusu İstanbul'un fethiyle başlayan ve yirminci yüzyıl başına kadar devam eden süreç içinde, Osmanlının inşa ettiği sayısız vakıf eserleriyle şekillenmiştir. Bir açık hava müzesi olan bu alanda anıtsal külliyeler, camiler, mescitler, medreseler, sıbyan mektepleri, çeşmeler vb. yapılardan oluşan vakıf eserlerinin hem işlevsel hem de tarihsel olarak bütün çeşitliliği izlenebilmektedir. Vakıf bir çeşit anlaşmadır, kurulurken oluşturulan vakfiye ile hukuki değer kazanır. Vakıf bir malı alınıp satılmaktan ebedi olarak alıkoymak, insanların yararına, dini, hayri ve sosyal bir amaca sonsuza kadar tahsis etmektir. Vakıf kurulurken bu vakfın mümkün olduğunca uzun süre devam edebilmesi hedeflenir. Vakıf hizmetlerinin sürekliliği vakıf eserlerinin devamlılığı ile sağlanabilecektir. Tüm vakfiyelerde ayrılan paranın her şeyden önce onarıma harcanacağının belirtilmesi sistemin devamlılığının bir göstergesidir. Kendisinden doğrudan yararlanılan bina ve müesseseler "hayrat", vakfedilen hizmet, bina ve müesseselerin sonsuza kadar yaşayabilmesi için vakfedilen gelir kaynakları ise "akar" olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışma kapsamında Eminönü'ndeki hayrat vakıf eserlerinin korunarak gelecek kuşaklara sağlıklı bir şekilde aktarılması için bir strateji oluşturulması hedeflenmiştir. 1922 yılında, Maarif Vekaleti'nin genelgesi ile illerdeki tüm eski eserlerin ve tamir edilebilecek olan anıtların listesi ile yazıt ve mezar taşlarının tespiti istenmiştir. Yapılan bu tespit çalışmalarıyla İstanbul'daki mevcut vakıf eserleri belgelenmiş, bulundukları durum, adres bilgileri, vakıf bilgileri vb. kayda alınmıştır. Çalışmamız bu kayıtlardan yola çıkılarak başlamış, yapıların günümüzdeki korunma durumları incelenmiştir. Kaybolan vakıf eserleri tespit edilmiş, günümüze ulaşan yapıların özgünlük durumu irdelenmiştir. Mahalle sınırlarının ve adlarının sürekli değişmesi, sokak adlarının süreklilik içermemesi zaman zaman tespitleri zorlaştırmış, eski haritaların kıyaslamalarıyla adresler bulunmaya çalışılmıştır. Eminönü'nün otuz üç mahallesinde (Alemdar, Balaban Ağa, Binbirdirek, Beyazıt, Cankurtaran, Demirtaş, Emin Sinan, Hacı Kadın, Hobyar, Hoca Gıyasettin, Hoca Paşa, Kalenderhane, Katip Kasım, Kemal Paşa, Küçük Ayasofya, Mimar Hayrettin, Mimar Kemalettin, Mercan, Mesih Paşa, Molla Fenari, Molla Hüsrev, Muhsine Hatun, Nişanca, Şehsuvarbey, Rüstem Paşa, Saraç İshak, Sarıdemir, Süleymaniye, Sultan Ahmet, Sururi, Tahtakale, Taya Hatun, Yavuz Sinan) yerinde tespit çalışmaları yapılmış, bu çalışmalar arşiv ve kaynak araştırmalarıyla desteklenmiştir. Hayrat eserler halihazır harita üzerinde işaretlenmiştir. Çalışmanın sonucunda özellikle çeşme, sıbyan mektebi, meşrutalarda büyük oranda kayıplar olduğu, cami, mescit ve medreselerin ise birçok muhdes eke rağmen yine de özgün şemalarını korudukları görülmüştür. İmar faaliyetleri, değişen sosyo-ekonomik durum, yanlış kullanımlar, bakımsızlık, ihmal, bilinçsiz onarımlar koruma sorunlarının başında gelmektedir. Günümüze ulaşan bu miras belgelenerek günümüzdeki durumu tespit edilmiş, son doksan yılın bir muhasebesi yapılmış ve en doğru şekilde korunması, kullanılması için gerekli koruma planlarının oluşturulmasında yardımcı olacak bir kaynak oluşturulmaya çalışılmıştır.

Tarihi korumaVakıflar
Nurcan Sefer
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Mürefte eski hükümet konağı koruma projesi

Tez konusu Mürefte Eski Hükümet Konağı Tekirdağ İli, Şarköy İlçesi, Mürefte Mahallesi, Coşkun Sokak, 3 pafta, 2884 parselde yer alır. Osmanlı Devleti'nde Tanzimat Fermanı ile birlikte hız kazanan batılılaşma hareketi her alanda olduğu gibi yönetim alanında da etkili olmuştur. Bu dönemde Osmanlı Devleti merkezi yönetimini güçlendirmek adına taşrada yeni yönetim binaları inşa etmeye başlamıştır. Mürefte Eski Hükümet Konağı da o dönemde inşa edilen yönetim yapılardan biridir. Osmanlı'nın yenileşme dönemine tanıklık eden konağın, toplumsal amaçlara hizmet eden yeni bir işlevlendirmeyle korunması amaçlanmıştır. Çalışmada taş ve ahşap yapım tekniklerinin bir arada kullanıldığı konağın mevcut durumunun belgelenmesi, yapıdaki mevcut hasarların tespit edilmesi, tarihsel gelişim sürecinin araştırılması, özgün halinin tespiti, yapının korunması için gerekli müdahalelerin belirlenmesi ve önerilen yeni işleviyle yapının tekrardan canlandırılması amaçlanmıştır.

Osmanlı mimarisiTarihi koruma
Şeyda Beste Etirli Yüksel
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Perge antik kentinde bulunan Anıtsal çeşme (F3)'nin belgelenmesi ve koruma önerileri

Bu tez çalışmasında arkeolojik alanda bulunan bir mimari yapının belgelenme çalışmaları yapılarak kültürel mirasın korunması ile ilgili gelişen kavramlar doğrultusunda nasıl korunması gerektiği değerlendirilmiştir. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'nde yer alan Perge Antik Kenti'nde bulunan Anıtsal Çeşme (F3), çalışma alanı olarak seçilmiştir. İlk olarak çalışma alanının kentsel ve tarihsel gelişimi ele alınmış, 1946 yılında başlayan Perge kazılarında günümüze kadar yapılmış olan mimari proje ve uygulamalar incelenmiştir. Anıtsal Çeşme [F3]'ün 1970-72 yılları arasında yapılan kazılar sonucunda mimari verilerine ulaşılmakla birlikte yapının hangi dönemde yapıldığına dair bir yazıt bulunamamıştır. Fakat mimari bezemeleri, kazı çalışmaları sırasında etrafında bulunan heykelleri ve kuzey-güney doğrultulu sütunlu caddeyle olan bağlantısı sebebiyle Geç Hadrianus dönemine ait olduğu düşünülmektedir. Mimari parçalarının sayısına bakılarak yapılan gruplandırmalarla yapının üç katlı olabileceği ortaya konulmuştur. Çalışmanın ilk kısmında, günümüze birinci katının büyük bir kısmı ulaşan çeşme yapısının rölövesi hazırlanmış, bozulma tespitleri yapılmış ve fotoğraflarla belgelenmesi sağlanmıştır. İkinci kısımda kazı sonucu ortaya çıkan mimari elemanlar üzerinde çalışılmış, yapı üzerindeki fonksiyonlarına göre gruplara ayrılarak katalog çalışması hazırlanmıştır. Tez çalışması kapsamında, restitüsyon önerisine yardımcı olacak çok kırık olmayan, tüm veya tüme yakın 437 adet mimari eleman incelenmiştir. Her bir eleman grubu kendi içinde yapı üzerinde bulundukları konum, mimari bezeme türleri, boyutları, işlenmiş yüzey sayısı vb. özelliklerine göre alt gruplarda tablo oluşturarak değerlendirilmiştir. Ele geçen veriler 1975 yılında Akif Dai tarafından hazırlanan restitüsyon önerisi ile karşılaştırılmış, bu kapsamda yeni bir restitüsyon önerisi hazırlanmıştır. Sonuç kısmında uluslararası tüzük ve yaklaşımlar kapsamında yapının ve yapıya ait mimari elemanların nasıl korunması gerektiği incelenmiştir. Günümüze yapı hakkında yeterli verinin ulaşamamış olması, geçmişte belgeleme ve araştırma çalışmalarının kapsamlı yapılmaması ve analoji çalışmasında yararlanacak birçok yapının toprak altında olması, arkeolojik alanlarda yapılacak restitüsyon çalışmaları için sorun oluşturmaktadır. Doğru ve kapsamlı bir öneri getirebilmek için, kazı çalışmaları sırasında ve sonrasında yapılacak belgeleme sürecinde detaylı, organize ve disiplinlerarası arası bir çalışmanın yapılması, restitüsyon problemlerinin çözülmesi konusunda önemli bir yer tutmaktadır. Bu tez çalışması, Anıtsal Çeşme (F3) ile ilgili ileride yapılacak onarım çalışmalara rehberlik edebilecek bir ön çalışma kapsamında hazırlanmıştır.

Klasik arkeolojiTarihi koruma
Fevziye Duygu Aksoy
İstanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Sürmene Dirlik mahallesi geleneksel evlerinin tespiti ve korunması bağlamında değerlendirilmesi

Kültür varlıkları açısından zengin ve önemli bir yere sahip olan ve ülkemizin her bölgesinde farklı yapı tipleriyle bölge kültürü, yapı gelenekleri ve yöreye özgü malzeme kullanımlarıyla özgün değerler barındıran kırsal mimari örneklerinin tespit edilerek kültürel sürdürülebilirlik açısından korunmasının önemi üzerine kurgulanan çalışma da "Sürmene Dirlik Mahallesi" geleneksel evlerinin tespiti, günümüz durumlarının değerlendirilmesi ve koruma önerileri sunulması amaçlamıştır. İlk olarak, kırsal mimari, Anadolu'da ve Doğu Karadeniz Bölgesinde kırsal mimari kavramı ile kırsal mimari mirasın korunmasına yönelik daha önce yapılmış araştırma ve kaynaklar incelendikten sonra Sürmene Dirlik Mahallesi'nde alan çalışması yapılarak tüm mahalle taranmış ve kırsal mimari özellikleri taşıyan geleneksel evler tespit edilmiştir. Günümüz durumları değerlendirilen Dirlik Mahallesi geleneksel evlerin çoğunun özgün niteliklerini tamamen ya da kısmen kaybettiği, bazılarının çok hasarlı bazılarının ise harabe halde oldukları görülmüştür. Az sayıda kalan özgün örneklerin ise ya sahiplerinin müdahaleleriyle ya da kullanım dışı kaldıkları için gerekli bakımdan yoksun kalarak özgün mimari özelliklerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya olduklarına vurgu yapılmıştır. Çalışma sonunda bölgenin kırsal miras değeri taşıyan nitelikli evlerin kültürel sürdürülebilirliğini sağlamak adına değerlendirmeler yapılmış bütüncül bir yaklaşımla korumalarına yönelik öneriler sunulmuştur.

Tarihi koruma
Elif Merve Bekaroğlu
Avrasya University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Gazipaşa Caddesi geleneksel mimarisinin korunmasına yönelik işlev önerileri

Tarihi ve kültürel değer taşıyan her mimari yapının, sürdürülebilir kent algısı içinde çağdaş ihtiyaçlara cevap verecek şekilde yaşatılması için yeniden işlevlendirme oldukça önemlidir. Yeniden işlevlendirme ile dönüşümü sağlanan bütün tarihi mimari yapılarda en önemli hedeflerden birisi hiç şüphesiz koruma kavramıdır. Toplumların geçmişe dayalı olan gelenek ve kültürel zenginliklerinin gelecek nesillere aktarılması noktasında bu sosyo-kültürel birikimin korunması, yeniden işlevlendirme ile gerçekleşmektedir. Hem anıtsal yapılar hem de sivil mimari yapılar bağlamında yeniden işlevlendirme, atıl durumda yıkılmaya ve kaybolmaya yüz tutmuş mimari kültürün yaşatılması ve geleceğe aktarılması için çağdaş bir koruma müdahalesi olarak değerlendirilmektedir. Geleneksel Türk evlerinin bölgesel bir biçimlenmesi olarak atıl durumda kullanılmayan ve yok olmaya yüz tutmuş Geleneksel Karadeniz evlerinin de yeniden işlevlendirilmesi ve bölgesel ihtiyaçlara cevap verecek hale getirilmesi önem arz etmektedir. Bu bilgiler ışığında bu çalışma ile Giresun, Tirebolu İlçesi, Gazipaşa Caddesi üzerinde yer alan karakteristik olarak geç dönem Osmanlı sivil mimari özelliklerini taşıyan geleneksel Karadeniz evleri incelenmiş; bu yapılara ilişkin yapı künyeleri oluşturularak yeniden işlevlendirme kapsamında her geleneksel ev özelinde işlev önerileri aktarılmıştır.

Tarihi koruma
Bedisa Ekin
Avrasya University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de tarihsel çevrenin korunmasına ve turizme UNESCO dünya mirası kriterlerinin etkileri ve katkıları

İnsanlığın yaşadığı bütün yıkımlar, başta savaşlar olmak üzere, üretimlerinin de yok olması anlamına gelmektedir. En basit tanımıyla yaptıklarımız ve ettiklerimiz olarak ifade edebileceğimiz kültür de bu yıkımlardan etkilenmekte ve insanlık olarak mirasımızı, bir başka ifadeyle maddi ve manevi birikimlerimizi yitirmekteyiz. UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu) İkinci Dünya Savaşı sonrası, insanlığın bir daha benzeri yıkımlar yaşamaması için çalışmak üzere kurulmuş uluslararası bir örgüt olarak misyonunda; kültürün dahil olmadığı hiçbir gelişmenin sürdürülebilir olamayacağı, sadece insan merkezli karşılıklı saygı ve kültürler arası diyaloğun kalıcı barışı sağlayacağı belirtilmektedir. Bununla birlikte, yaşadığımız dünyada kültürel ve doğal mirası korumak, iklim değişikliği ve yoksullukla mücadele etmek, eşitsizliği gidermek ve çatışmalara son vermek için iş birliğinin önemi vurgulanmıştır. UNESCO misyonunun önemli bir aracı (aynı zamanda amacı) tarihsel çevreyi korumak olarak belirlenmiştir. Bunun yanında barışı sağlamak ve yeryüzünde insanların yaşam kalitesini artırmak için yoğun iş birliği yapılan konulardan birinin turizm olduğu ifade edilmiştir. Çalışmamızın konusuna ilham veren yaklaşım UNESCO'nun misyonu olmuştur. Dünya mirası kriterleri, UNESCO misyonunun gerçekleşmesini sağlayan önemli bir araçtır. UNESCO Dünya mirası listesine dahil olmak için söz konusu alanların üstün evrensel değere sahip olması (OUV) ve 10 seçim kriterinden bir tanesini karşılaması gerekmektedir. Bu kriterlerce çizilen evrensel çerçeve ile belirlenen Dünya Mirası Listesi ise hem tarihsel çevrenin korunmasına hem de iş birliği alanı olarak turizme önemli etki ve katkılar yapmaktadır. Ülkemizde de tarihsel çevrenin korunması ile ilgili olarak evrensel ilkelere uyum ve etkin uygulama seviyesine erişebilmek için kamu, sivil ve akademi kurumlarınca pek çok çalışma yapılmaktadır. Bunun en önemli nedenlerinden biri, üzerinde yaşadığımız toprakların sahip olduğu medeniyet birikimi ve evrensel kültüre karşı sorumluluklarımızdır. Öte yandan ülkemizin önemli bir turizm endüstrisi de mevcuttur. Turizmin gelişmesi ve değişimiyle ortaya çıkan yeni durumda var olan kültür ve turizm iş birliği veya etkileşiminin önemi artmıştır. Söz konusu iş birliğinin tarihsel çevreye ilişkin hassasiyet ve sorumluluklar çerçevesinde sürdürülebilirlik ilkesiyle yürütülmesi gereklidir. Tarihsel çevrenin korunması ve turizm iki zıt alan gibi görünmekle beraber günümüzde farklı disiplinlerin yardımıyla evrensel ilkeler ve uluslararası kabul görmüş metin ve uygulamalar nedeniyle iş birliği alanları olarak kabul edilir. Çalışmamızda, UNESCO Dünya Mirası Kriterleri tarihsel çevrenin korunmasında önemli bir motivasyon oluşturup bu kriterlerin etkisiyle belirlenen Dünya Miras Alanlarının tarihsel çevre koruma ve kültür turizmiyle etkileşimi araştırılmıştır. Günümüzde, UNESCO sözleşmesi kültürel miras (insan etkileşimleri) ile çevremizi (doğal miras) koruma ihtiyacı arasındaki evrensel denge arzusuna öncülük etmektedir. Konumuzla ilgili olarak, UNESCO'nun hedefi koruma bilincinin artması ve turizm gelişimidir. Evrensel değer ve insanlığın mirası kavramları koruma bilinci kavramının destekleyicileridir. UNESCO, söz konusu misyonunu normatif ve zorlayıcı eylemlerle yerine getirirken, Dünya Mirası Alanlarına yönelik olarak güvenilirlik, koruma, kapasite geliştirme ve iletişimi öne çıkarmakta; turizmi önceleyerek söz konusu değer ve kavramların zayıflatılmalarını önlemek için de yerel halkın önceliğini resmi olarak teyit etmektedir. Bu çerçeveden hareketle tez konusunun amacı ülkemizde UNESCO Dünya Mirası Kriterleriyle somutlaşan UNESCO misyonunun tarihsel çevrenin korunmasına ve bulundukları destinasyonun kültür turizmi hareketine yaptıkları etki ve katkıları inceleyerek; kültür ve turizm alanlarının iş birliğinin niteliğini ortaya çıkarmaktır. Günümüzde, kültür ve turizm alanlarında artan ve çeşitlenen bir iş birliği mevcuttur. Bu iş birliğinin çeşitli etki ve faydaları bu alanlarla ilgili görevleri bulunan UNESCO, UNWTO (Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü), EU (Avrupa Birliği) gibi uluslararası kuruluşlarca da belirtilmekte; yapılan ortak projeler, konferanslar v.b. sonucunda sahadaki uygulamalara ışık tutması için evrensel ilke ve kurallar belirlenmektedir. Bu noktada kültür, turizm ve çevre ile ilgili olarak hassasiyetleri gözetmek, korumak, geliştirmek ve işbirliğini artırmak hususları öne çıkıyor. UNESCO'ya göre Dünya Mirası Kriterleri hem bir kültürel koruma aracı hem de sürdürülebilirlik anlayışıyla karşılıklı saygıyı artıran, kültürlerarası diyaloğa katkı veren ve barışın teminatı olarak görülmektedir. Bu misyonun araçlarından biri olarak kültürel, doğal veya karma varlıkların Dünya Mirası Listesine dâhil olmasıyla ortaya çıkan en önemli sonuçlardan biri de turizmdir. UNWTO da turizmle ilgili bir kuruluş olarak turizmin olumsuz etkilerini azaltmak, toplumsal faydasını artırmak ve tarihsel çevreyle ilgili uluslararası hedefleri de karşılamak için söz konusu alanlardaki iş birliğini önceliği haline getirmiştir. İki kuruluş da birlikte sürdürülebilir turizm anlayışını yaygınlaştırmak için iş birliği içindedir. Bu yönde akademik alanda da disiplinler arası bir yaklaşımla yapılan çalışmaların arttığı gözlenmektedir. Gelinen aşamada UNESCO Dünya Mirası Listesine girmek için çabaların arttığını görürken, aynı zamanda tarihsel çevre koruma bilincinin de yaygınlaştığını gösteren bir eğilim mevcut. Bütün bu gelişmelerin söz konusu iş birliğinin sonucu olduğu düşünülmektedir. Dünyadaki eğilim bu yönde iken kültürel ve doğal varlıklar açısından zengin olan ve aynı zamanda önemli bir turizm ülkesi Türkiye'nin de bu çalışmanın konusunun çerçevesini oluşturan tarihsel çevre ve kültür turizmi hassasiyetlerini gözetme, söz konusu alanlar arasındaki ilişki ve iş birliğinin niteliğini kavrama ve buna yönelik yönetim vizyonunu uygulamaya geçirme önceliği bulunmalıdır. Çalışmamızda: Giriş bölümünde konu, kapsam, önem, araştırma soruları, sınırlılıklar ve çalışmanın yöntemi açıklanmıştır. Birinci bölümde tarihsel çevre ve koruma anlayışı ele alınmış, kavramsal temeli oluşturulmuştur. Tarihsel çevreyi koruma anlayışımızın geldiği nokta ve disiplinlerarası bakış açısıyla turizm ile yapılan iş birliğinin niteliğinin üzerinde durulmuştur. UNESCO Dünya Mirası Kavramı ve Kriterlerinin incelendiği ikinci bölümde çalışmamızın konusuna da ilham olan UNESCO misyonunun somut araçları ve ilgili kavramlar, tarihsel süreç ve anlayış irdelenmiştir. Dünya mirası kriterlerinin yarattığı çerçeve anlayış ve Dünya Mirası Alanlarının turizme etkisi vurgulanmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde Turizmin gelişimi ve tarihsel çevre ile etkileşimi, dördüncü bölümde de Türkiye'de Tarihsel Çevre ve Turizm Politikaları incelenerek ülkemizdeki durum anlatılmış; UNESCO misyonunun altını çizdiği ve tezimizin konusuyla sınırlı olarak ortaya konan evrensel ilke ve yaklaşımın Türkiye'deki yansımaları tespit edilmeye çalışılmıştır. Sonuçta; Dünyadaki gelişmeler uyarınca ve konuyla ilgili uluslararası örgütlerin de desteklediği gibi genel anlamda kültür ve turizm arasındaki iş birliği alanı tarihsel çevre ve turizm arasında kültür turizmi veya miras turizmi olarak adlandırabileceğimiz bir olguyla somutlaşmaktadır. Bunun öncülüğünü UNESCO misyonu çerçevesinde Dünya mirası kriterleri ve Dünya mirası listesinde bulunan varlıklar yapmaktadır. Söz konusu iş birliği uluslararası literatürde, bir biyoloji terimi olmakla beraber sosyal bilimlerde de sıkça kullanılan, "sinerji" terimiyle ifade edilmektedir. Bu nitelendirmenin, yine bir biyoloji terimi olan "simbiyotik" ilişki olduğu konusunda yaygın bir görüş de mevcuttur. İki alanın "ortak yaşamı" uyarınca birbirlerine daha fazla fayda sağlayabileceği görüşü giderek yerleşmektedir. Bütün bu gelişmeler kültür, turizm ve çevreye ilişkin global hedef ve sorumlulukları da kapsamaktadır/kapsamalıdır. Dünyanın karşı karşıya olduğu global sorunlar tarihsel çevre ve turizm konularını da yakından ilgilendiriyor. Bu nedenle, konumuza ilişkin alanlara yönelik yönetimsel sistemlerin de evrensel ilke ve sorumluluklar uyarınca gözden geçirilmesi, yeniden değerlendirilmeleri zorunlu hale gelmiştir. Ülkemizde turizm algısının baskın olarak kitle turizmi ağırlıklı olması nedeniyle çalışmamıza esas teşkil eden kültür ve turizm iş birliğinin zaman zaman turizmin zorlayıcı etkisiyle misyonunu yerine getiremediğine şahit olunmaktadır. Bundan kaçınmanın yolu ise turizmin çok çeşitli yapısı ve özelliği göz önünde tutularak farklı disiplinlerin de bu alanda çalışmasını teşvik edip bütün yaşamı ilgilendiren bir alan olduğu gerçeğinin ortaya konulması olacaktır. Böylece turizm ve tarihsel çevre etkileşiminde sorumluluklar ve sürdürülebilirlik ilkeleri öne çıkarak her iki alanın da faydalanacağı ve yeryüzünün ve insanın ihtiyaçlarının birlikte gözetileceği bir anlayışın yerleşmesi için zemin oluşturulabilir.

Dünya Miras ListesiKültürel turizmSürdürülebilir turizm+5
İrfan Önal
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Mardin'in kültürel miras unsurlarının korunması ve turizm amaçlı kullanılmasına yönelik paydaş algısı

Kültürel mirasın korunması ve turizm amaçlı kullanımına yönelik bu çalışma Mardin kültürel mirasının turizme kazandırılarak korunması konusunda bilinçlenmeyi sağlamak için yapılması gerekenleri anlatmak ve bu bağlamda turizmde kendini geliştirmiş insanların düşüncelerini belirlemek amacıyla yazılmıştır. Kültürel miras kavramının alan yazında çerçevesinde tanımı ve sınırları, somut ve somut olmayan kültürel miras, kültürel mirasın önemi, kültürel mirasın korunması ve korunmasında karşılaşılan zorluklar gibi turizmle alakalı konu kapsamında ele alınan kavramlar dikkate alınıp araştırmanın yapıldığı alana ait alan yazın taraması yapılmıştır. Çalışmanın amacına uygun olarak Mardin'de turizm sektöründe yer alan 17 kişi örneklem grubunu oluşturmaktadır. Araştırmada yöntem olarak nitel görüşme tekniği kullanılmıştır. Katılımcılardan elde edilen bilgiler değerlendirilerek bazı önerilerde bulunulmuştur. Araştırma bulgularına bağlı olarak Mardin'in turizm açısından kıymetli kültürel miras unsurlarına ev sahipliği ettiği, her mevsimde turizm aktivitelerinin varlığına karşın bu unsurların yeterince öneminin anlaşılmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Kültürel mirasKültürel turizmMardin+2
Mahmut Özmen
Mardin Artuklu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Mimari restorasyon uygulamalarında saydam malzeme kullanımı

Saydamlık uygulamalarına antik zamandan beri yapılarda rastlansa da bugünkü anlamına ancak teknoloji ve malzemenin gelişimiyle kavuşmuştur. Modern mimaride ilgiyle karşılanan saydamlık, mimari restorasyon uygulamalarında da önemli bir yere sahip olmuştur. Mimari restorasyon uygulamalarında ilgili kuruluşlar tarafından düzenlenmiş, uluslararası ve ulusal belgelerle sabit, uyulması gereken bazı prensipler mevcuttur. Restorasyon uygulamalarında sadece camın değil, tüm saydam malzemelerin kullanımının bahsedilen prensiplere uyumu ile ilgili bir çalışmaya ihtiyaç olduğu görülmüştür. Çalışma kapsamında, öncelikle, sonraki bölümlere temel oluşturacak şekilde saydamlık kavramının tarihsel gelişimi ele alınmıştır. Ardından sektörde yer alan saydam yapı malzemeleri tanıtılmış ve bu malzemelerle ilgili birtakım teknik bilgiler verilmiştir. Tarihi yapıların koruma anlayışı, müdahale çeşitleri ve uluslararası belgeler çerçevesinde tarihi yapılarda farklı malzeme ya da ek tasarımında belirlenmiş kriterler araştırılmıştır. Son olarak Türkiye ve dünyadan çeşitli restorasyon uygulamaları incelenerek belirlenen araştırma sorularının cevapları aranmıştır. Belirlenen örnekler literatürde yer alan tüm bilgileriyle derlenmiş ve elde edilen veriler değerlendirilmiştir. Çalışma, restorasyon uygulamalarında saydamlık ile çözüm bulunmuş tartışmalı meseleleri ele almasıyla önem kazanmaktadır. Saydamlık kavramının kapsamlı bir şekilde incelenmesi, cam dışındaki saydam malzemelere de ağırlık verilerek farklı bir bakış açısıyla özgün bir çalışmanın ortaya konması hedeflenmiştir. Sonuç olarak, yapılan değerlendirmeler, saydam malzeme kullanımının, tarihi yapının mevcut durumu, yeni işlevi ve uluslararası düzenlemelere uygunluğu doğrultusunda yönlendirilmesi gereken restorasyon uygulamalarına ışık tutmayı amaçlamaktadır.

Tarihi korumaTarihi yapılarYapı malzemeleri
Ayşenur Karataş
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessAR

دورالكتابة في محافظة القرآن في العهد المكي دراسة تأصيلية دلالية

The objective of research is the root the issue of writing before the prophetic mission; by explaining the purposes of writing that existed at the time, by using the inscriptions and discovered monuments. that is for prove that the awareness of calligraphy and writing, it was present among the Arabs at least three centuries before the mission, and the cultural situation of the Arabs, especially in the both city Mecca and Medina, is not in a deplorable position. The research also proves its existence in the Meccan epoch through the Quranic evidence by mentioning its meanings and indicating its importance by studying the Quranic roots related to writing in terms of; the number of iterations, the multiplicity of its forms, and its fields; To show the extent of the Quran's interest in writing, as it represents the turning point of the Arabs from oral to written. As well as the evidence from the Prophet's Sunnah to show the extent of the care of the Messenger (may God bless and grant him peace); and also through the building a generation that preserves the Quran, by explaining the details of the methods of preservation, and supervising the writing, and verifying the authenticity of the written by reviewing it to straighten it, and repair it from falling off, and also to determine the places of the revealed verses and suras; lastly Using evidence from biography and history. The research also aims responding to those who say that the Holy Quran was not written until after the Prophet's migration, with textual and mental evidence, to refute their suspicions about the integrity of the Quranic text, and that the popular saying; That writing was not on soft and easy-to-carry tools represents only part of the truth, and that the Qur'an was written on these soft tools; From leather, parchment, leaf, and paper... This is in order to clarify the fate of the written of the Holy Quran in Makkah, and to identify the methods used by them to transfer this written from Makkah to Madinah, by referring to the names of those who carry out such a great task. Keywords: The Hıstory of Quran, Preservation, Writing tools, Rooting, Semantics

Hasan Yousif Mohammed
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Lyrboton Kome antik yerleşimi arkeoparkı: Bir model önerisi

Arkeolojik miras alanları, geçmişte o bölgede yaşamış uygarlıklar hakkında önemli bilgiler barındırırlar. Bu bilgiler ışığında o toplumların yaşam biçimleri, sosyo-kültürel yapıları, mimarlık ve sanat anlayışları gibi pek çok konunun anlaşılmasına olanak sağlamaktadır. Bu nedenle arkeolojik miras alanları geçmişle günümüz arasındaki bağı güçlendiren mekânlardır. Bu alanların sadece fiziki değil, sürdürülebilir koruma kararları ile de geleceğe taşınması gerekmektedir. Tarihi yapıların çeşitli mimari değişikliklerle halka açılması, bu mekânlardaki bilimsel verilerin modern sunum teknikleriyle ziyaretçilere sunulması, toplumların arkeoloji, mimarlık ve tarih gibi bilim dallarına yönelik farkındalığını ve ilgisini artırmaktadır. 20. yüzyılın ortalarından itibaren arkeolojik yöntemlerle elde edilen eserlerin bağlamından koparılarak kazı alanından uzak müzelerde sergilenme yaklaşımı değişmektedir. Bu yeni yaklaşım, arkeolojik alanların ve eserlerin korunmasıyla birlikte sergilenmesi ve toplumun bu eserlere olan anlayışının geliştirilmesi gerekliliğini vurgular. Arkeoparklar, arkeolojik miras alanlarının modern sunum yöntemidir ve arkeolojik kalıntıların bulunduğu yerlerde, halkın kolayca kavrayabileceği şekilde sergilenen bir alan yönetimi anlayışını benimser. Bu yaklaşım, tarihi kalıntıların korunmasına odaklanırken aynı zamanda ziyaretçilere etkileşimli deneyimler sunarak arkeolojiye ve tarihe olan ilginin artmasını hedefler. Tez kapsamında yurt içinde ve yurt dışında bulunan arkeopark projelerinden toplanan veriler sonucunda uygulamaların etkileri, faydaları ve sorunları tartışılarak bir arkeolojik doğru alan çalışması önerilecektir. Bu tasarımın ışığında Lyrboton Kome Antik Kenti'nde (Antalya) hazırlanan arkeopark projesi analiz edilecektir.

Antik mimariDeneysel arkeolojiTarihi koruma
İpek Menzilcioğlu
Antalya Bilim University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Lykos Laodikeiası'nda bulunan Laodikeia Kilisesi'nin analitik çözümlemesi ve koruma yaklaşımı

Denizli; UNESCO Dünya Miras listesinde yer alan Pamukkale ve Hierapolis antik kenti, tarihi yapıları, antik kentleri ve coğrafi konumu ile önemli bir şehirdir. Laodikeia antik kenti; günümüze ulaşmış olan, farklı işlevlerde inşa edilmiş çok sayıda yapısıyla Denizli'de yer alan önemli antik kentler arasındadır. Kent; terk edilinceye kadar önemli kavşak noktaları ve din merkezleri arasında yer almıştır. 2002 yılından itibaren düzenli olarak kazı ve restorasyon çalışmaları yapılan kent; 2013 yılında UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi'ne alınmıştır. Bu çalışmalara paralel olarak; 2010 yılı kazı çalışmalarında açığa çıkartılan Laodikeia Kilisesi'nin ''Lykos Laodikeiası'nda Bulunan Laodikeia Kilisesi'nin Analitik Çözümlemesi ve Koruma Yaklaşımı'' konulu tez çalışması sürdürülmüştür. Laodikeia Kilisesi; Anadolu'da Erken Hristiyanlık Dönemi'ne tarihlenen ve günümüze ulaşabilmiş az sayıdaki örnekten biridir. İncil'de adı geçen kentte, hristiyanlığın ilk yedi cemaatinden birinin yer alıyor olması, kente ve Laodikeia Kilisesi'ne olan ilgiyi arttırmaktadır. Geniş bir alana yayılan kilise; apsidiollerin sayısı ve konumu bakımından, inşa edildiği tarihte az rastlanan bir plan şemasına sahiptir. Kazı çalışmalarında elde edilen verilere göre; 7. yüzyılda bölgede meydana gelen deprem sonucu kent yıkılmış ve terk edilmiştir. Diğer yapılar gibi yıkılmasının ardından, mimari elemanlarının çoğu halk tarafından taşınan Laodikeia Kilisesi tekrar kullanılmamıştır. 2010 yılında gün ışığına çıkarılmasına kadar toprak altında kalan yapı özgünlüğünü korumuştur. Tez kapsamında; yapının günümüzdeki durumunun belgelenmesi, kullanıldığı dönemdeki durumunun araştırılması ve günümüzdeki koruma yaklaşımlarının değerlendirilerek öneriler sunulması hedeflenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde; literatür özeti, tezin amacı ve hipotez anlatılmıştır. İkinci bölümde; Laodikeia antik kentinin tarihi coğrafyası, tarihçesi, tarihteki önemi, kentteki hristiyanlık faaliyetlerine değinilmiştir. Üçüncü bölümde; yapının konumu, tarihi ve kazı çalışmaları anlatılmıştır. Dördüncü bölümde; kilisenin mevcut durumu belgelenerek incelenmiş olup, restitüsyon önerisi oluşturulmuştur. Ayrıca yapıdaki koruma yaklaşımları irdelenerek koruma önerileri sunulmuştur. Son bölümde ise genel değerlendirmeler yapılmıştır. Bu çalışmanın; yapıya dair detaylı bir bilgi kaynağı olması, Anadolu'daki Erken Hristiyanlık Dönemi'ne ait yapılarla ilgili örnek bir çalışma oluşturması, antik yapılarla ilgili detaylı bir belgeleme ve koruma yaklaşımı önerileri sunması hedeflenmiştir.

Bizans kiliseleriKentsel korumaTarihi koruma
Saadet Mutlu Kaytan
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Bodrum Yarımadası'ndaki tarihi yel değirmenleri ve koruma önerisi

İnsanoğlu, tarımsal faaliyete geçtiği günden beri ürettiği tahılı öğüterek un haline getirmektedir. Özellikle her türlü iklim ve coğrafyada yetiştirilebilen buğday en çok kullanılan gıda maddesi olmuştur. Farklı kültürlerde buğdayı öğütmek üzere çeşitli yöntemler kullanılmıştır. Değirmenler buğday dışında, çeltik ve mısırdan un, zeytin ve susamdan yağ elde etmek için de kullanılmıştır. Dolayısıyla, değirmencilik ziraat faaliyetleri ile ortaya çıkan en eski sanayi koludur. Erken dönem örneklerinde değirmenler insan veya hayvan gücü ile çalıştırılmıştır. Dişli çarkın keşfedilmesiyle teknolojik bir devrim geçirerek suyun ve rüzgarın gücü enerji kaynağı olarak kullanılmıştır. Yöresel farklılıklar göstermekle beraber, benzer prensipte çalışan değirmenler çeşitlenerek geliştirilmiştir. Anadolu topraklarında bugüne dek varlığını sürdüren su değirmenleri özellikle Karadeniz bölgesinde kullanılmaktadır. Su yönünden fakir olan Batı Anadolu'da ise rüzgâr gücünden faydalanılarak yel değirmenleri yaygınlaşmıştır. Alan çalışmaları ve literatür araştırması sonucunda Anadolu genelinde 165 adet yel değirmeni tespit edilmiştir. Bu değirmenlerde kullanılan temel malzemeler, ahşap ve taştır. Balıkesir'de görülen ahşap örneğin dışında, tespit edilen tüm değirmenler kâgir gövdeli kule tipi yel değirmenleridir. Günümüz teknolojisinde, hazır unun kolay ulaşılabilir hale gelmesi değirmenlerinin işlevsiz kalmasına sebep olmuştur. Kaybolmaya yüz tutmuş bir geleneğin izleri olarak önemli birer belge niteliğindeki değirmen kalıntıları oldukça kötü durumdadır. İşlevini özgün haliyle devam ettiren örnek bulunmamaktadır. Bazı değirmen yapıları zaman içinde müdahale görerek; konut, müze, restoran, depo olarak işlevlendirilmiştir. Tez çalışması sürecinde, birkaç değirmen özgün işlevine göre restore edilmiştir. Diğerleri ise terk edilmiş, bakımsız ve yok olmak üzeredir. Çalışma kapsamında, Bodrum Yarımadası'ndaki yel değirmenlerinin mevcut durumları fotoğraf ve çizimlerle belgelenmiştir. 67 adet yel değirmeninden oluşan bir katalog hazırlanmıştır. Mevcut değirmenlerden ve literatür kaynaklarından elde edilen bilgilerle Bodrum Yarımadası yel değirmenlerine model olacak bir restitüsyon projesi önerilmiştir. Yarımada tespit edilen değirmenlerin korunması için öneriler geliştirilmiştir. Geleneksel üretim yönteminin önemli bir parçası olan yel değirmenlerinin korunarak gelecek nesillere aktarılması gerekmektedir. Yakın zaman içinde herhangi bir çalışma yapılmaz ise, bu mirasın kaybolması kaçınılmazdır.

Endüstri arkeolojisiGeleneksel mimariKültürel miras+5
Gizem Yetim
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Toplumsal koruma pratikleriyle kırsal kültürel peyzajlarda kültürel mirasın korunması: Kapadokya cemil köyü örneği

Kültürel mirasın korunması disiplini, zaman içinde mirasın yalnızca fiziksel bütünlüğünü temel alan teknik bir uygulama alanı olmaktan çıkarak, miras ile ilişkili bireyleri ve toplumları merkezine alan sosyo-kültürel bir pratiğe dönüşmüştür. Bu dönüşüm, eleştirel miras çalışmalarıyla birlikte mirasın fiziksel niteliklerin yanı sıra, kültürel süreklilik, toplumsal bağlar ve gündelik yaşam pratikleri üzerinden yeniden üretildiği görüşünü güçlendirmiştir. Buna karşın Türkiye'de mevcut yasal ve kurumsal çerçeve, toplum odaklı bu yaklaşımları uygulamada büyük ölçüde sınırlı kalmaktadır. Kültürel miras alanlarına karşı toplumun yer ile kurduğu bağlar ve bu bağların şekillendirdiği ilişkiler temel alınarak geliştirilecek yaklaşımlar, insan ve toplumu odağına alan yeni bir koruma perspektifinin oluşturulması açısından önem taşımaktadır. Kırsal kültürel peyzajlar, toplumların doğal ve yapılı çevre ile kurdukları özgün ilişkileri sürdürdükleri ve gündelik yaşam pratiklerini bu çerçevede şekillendirdikleri yerleşimler olarak, bu nitelikte bir araştırma için önemli bir potansiyel sunmaktadır. Bu bağlamda, bu çalışma, koruma amaçlı imar planı, kapsamlı restorasyon ve/veya sokak sağlıklaştırma projeleri gibi resmi koruma uygulamarının olmadığı kırsal kültürel peyzajlarda toplumların miras bileşenlerinin varlığını nasıl sürdürdüğünü incelemeyi amaçlamaktadır. Nevşehir'in Ürgüp ilçesinde bulunan Cemil Köyünde yürütülen araştırma, toplumsal koruma pratiklerini; toplumun mirasla kurduğu ilişkiler, bu ilişkilerin ortaya çıkardığı koruma motivasyonları ve köyün geleneksel dokusu üzerinden ele almaktadır. Araştırma, kültürel mirasın korunması ve kırsal kültürel peyzaj kuramlarının yanı sıra, yer bağlılığı (place attachment) literatürünü kuramsal çerçeve olarak benimseyerek, toplum-miras ilişkilerinin koruma pratikleri üzerindeki belirleyici rolünü bireysel, toplumsal ve mekânsal boyutlarda ortaya koymaktadır. Alan çalışması kapsamında yürütülen mekânsal analizler ve derinlemesine mülakatlar, köyde koruma pratiklerinin beş temel motivasyon doğrultusunda şekillendiğini göstermiştir: tarihî ve kültürel sembollerin korunması, doğal çevreyle kurulan bağ, geleneksel yapıların yapısal nitelikleri, tarımsal faaliyetlerin sürekliliği ve toplumsal ilişkilerin devamlılığı. Resmi müdahaleler olmaksızın kültürel mirasın sürdürülmesini mümkün kılan yerel pratikler, bu motivasyonların yer bağlılığının farklı boyutları (bireysel, toplumsal ve mekânsal) ile geleneksel yapılara yönelik müdahale biçimlerinin birlikte değerlendirilmesiyle belirlenmiştir. Bulgular, Cemil Köyünde toplumsal koruma pratiklerinin, düzenli bakım ve yerel tekniklerin sürekliliğini sağlayan uygulamalardan, imkân yetersizlikleri ve zayıf yer bağları nedeniyle zayıf uygulamalara uzanan bir çeşitliliğe sahiptir. Bu çeşitlilik, oruma pratiklerinin toplumsal düzeyde çok boyutlu bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir. Cemil Köyü örneği, kırsal kültürel peyzajlarda kültürel mirasın, resmi koruma uygulamalarının yokluğunda, toplumun yer ile kurduğu çok boyutlu bağlar aracılığıyla sürdürüldüğünü göstermektedir. Bu bulgular, kültürel mirasın korunmasına yönelik toplum odaklı eleştirel yaklaşımlara kuramsal ve yöntemsel katkılar sunmakta ve Türkiye'de kırsal miras alanlarına yönelik toplum odaklı politikaların geliştirilmesi için özgün bir zemin sağlamaktadır.

Kültürel mirasKırsal mirasKırsal toplum+3
Damla Yeşilbağ
Çankaya University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye demiryolu mirası bağlamında dairesel planlı lokomotif depoları ve koruma olasılıkları

Endüstri Devriminde yaşanan iki gelişme; buharlı makinaların gemilerde ve trenlerde kullanılmaya başlanması, ucuz ve hızlı çelik üretim yönteminin icadı, demiryollarının yaygın olarak kullanılmasını sağlayan adımlardır. Demiryolları yolcu taşımacılığında getirdiği yeniliklerin yanı sıra, ham madde ve sanayi ürünlerinin limanlara taşınmasını hızlandırmıştır. Demiryolları; getirdiği bu avantajların fark edilmesi ile kısa zamanda geniş coğrafyalara yayılmış, dünya tarihini değiştirecek önemli etkiler yaratmışlardır. 19. yüzyıl ortalarında; demiryolu obje ve araçlarını muhafaza etmekle başlayan demiryolu mirası koruma çalışmalarında 1970'li yıllara gelindiğinde demiryolu alanlarında yer alan mimari elemanlar ve çevre ile ilgili değerler ve kaygılar dile getirilmiştir. Günümüzde demiryolları endüstri mirası kapsamında değerlendirilirler, demiryolu mirasının tanımının yapılması, korunması için amaç ve kavramların belirlenmesi için çalışmalar sürdürülmektedir. Demiryolu mirasının kapsamını ve çeşitliliğini anlayabilmek için; istasyon alanlarındaki yolcu tesisleri, yük tesisleri ve işletme tesisleri incelenmiştir. İşletme tesisleri içerisindeki dairesel planlı lokomotif depoları, demiryolu alanlarındaki büyük ve başlıca demiryolu konstrüksiyonlarıdır. Demiryolu komplekslerinin işlevini sürdürmesindeki öneminin yanı sıra etkileyici mimarileri ile de dikkate değer yapılardır. Demiryolu alanlarının kültürel sembollerinden biri olan dairesel planlı lokomotif depolarından günümüzde tamamen yıkılmış, bozulma sürecinde, vandalizme maruz kalmış, kentsel dönüşüme kurban edilmiş olanlar mevcuttur. Bu binaların yeniden kullanım ve rehabilitasyonu için farklı seçenekler vardır. Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu koşullar nedeni ile bu dönemde demiryolları imtiyaz sistemi ile inşa edilmiş, demiryolu İşletmeciliği de imtiyaz sahibi gruplar tarafından yapılmıştır. Bu durum Osmanlı Devleti'nin demiryolları ile ulaşmak istediği askeri ve ekonomik hedeflere ulaşamamasının yanı sıra kurtuluş savaşında ve cumhuriyetin erken yıllarında demiryolu işletmeciliğinde zor zamanlar yaşanmasına neden olmuştur . Bu koşullarda Türkiye demiryolu işletmeciliğinin devam etmesinde önemli bir payı olan dairesel planlı lokomotif depoları tespit edilmiştir. Demiryolu mirasımızın önemli bir parçasını oluşturan dairesel planlı lokomotif depolarının tarihi, teknik ve mimari özellikleri incelenerek, koruma çalışmaları için güçlü ve zayıf yönleri, fırsatlar ve tehditler değerlendirilmiştir. Dairesel planlı lokomotif deposu ve donatılarının korunması ve yeniden kullanımı için oluşturulması gereken sistem tanımlanarak, bu sistem içerisinde yer alacak aktörler, yapılacak işleri ve iş programı tarif edilmiştir.

Endüstriel mirasKültürel mirasTarihi koruma
Nadide Ebru Yazar
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2015
10
Master'sOpen AccessTR

19. yüzyıl özgün konut tipleri bağlamında Sarıca Ailesi yapıları mimar C. Pappas ve Arif Paşa Apartmanı

İstanbul konut biçimleri toplumsal dönüşümlerin yaşandığı 19. yüzyılda değişim sürecine girmiştir. Bu dönemde geleneksel Türk konutu, batılı biçimlerin etkileri ile farklı kategoriler ortaya çıkarmıştır. Batılılaşma sürecinde geleneksel Osmanlı ailesi de değişim sürecine girmiş ve bu değişim "Tanzimat ailesi" demlen bir aile tipini doğurmuştur. Değişen toplum yaşantısının taşıyıcısı olan Batıcı seçkinler, yeni konut tiplerini en çok talep eden kesimi oluşturmuşlardır. Bu noktada aile tipi ile konut biçimlenişi arasındaki bağlamsal ilişki, çalışmanın çıkış noktasını oluşturan ve tipik bir "Tanzimat ailesi" olan Sarıca Ailesi ile Sarıca Ailesi Yapıları arasında kurulmaya çalışılmıştır. Sanca Ailesi' nin kendi yaşam alanları olan köşk ve sayfiye evleri ile üst tabaka ailelere kiralamak üzere yaptırdıkları apartman ve pasajlı apartmanlar, 19. yüzyılda seçkinlerin taleplerinin ve değişen konut biçimlerinin tipik örnekleri olması açısından incelenmeye değer görülmüştür. Arif Paşa' nın yaptırdığı yapıların mimarı olan C. Pappas ve yapıları hakkında ulaşılabilen tüm bilgiler bir araya getirilerek mimarın formasyonu değerlendirilmeye çalışılmıştır. Kültür varlıklarının korunması ve geleceğe aktarılabilmesi için öncelikle sahip olduğu değerin anlaşılması ve belgelenmesi gerekir. Bu gerçekten yola çıkarak, başta Arif Paşa Apartmanı olmak üzere Sanca Ailesi Yapılan ve Mimar C. Pappas yapılan eski haritalar, rölöveler, eski ve yeni fotoğraflarla belgelenmiştir. Böylelikle yüzyıl dönümünün belgesi niteliğinde olan bu yapıların bir mimari ürün olarak değerlendirilmesi mümkün olmuştur. Bu çalışmalann tümü, kültür varlıklannın korunması ve mimarlık tarihi literatürüne katkıda bulunmak adına yapılmıştır.

19. yüzyılOsmanlı mimarisiRestorasyon+3
Pınar Öğrenci
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
1998
00
Master'sOpen AccessTR

Tarsus'ta korunması gerekli bölgesel kent dokusunun değerlendirilmesi üzerine bir araştırma

ÖZET Bu çalışma Tarsus'ta korunması gerekli bölgesel kent dokusunun değerlendirilmesini içermektedir. Tarsus'ta, günümüzde korunması gereken doku çoğunlukla 19.yy sonu ve 20.yy başlarına ait yapılardan oluşmaktadır. Bu dönemde Tarsus'ta Rumlar, Ermeniler ve yerli halktan oluşan üç etnik grup yaşamıştır. Bu tezde çalışılan bölge, daha önce Ermenilerin yaşadığı, St. Paulus Kilisesi, Ulu Cami, Kırkkaşık Bedesteni, Bilal-ı Habeşi Türbesi, Amerikan Koleji'ni içeren, arkeolojik ve doğal sit alanı olan Gözlükule Höyüğü ile kentsel sit alanı olan Tabakhane Mahallesi arasında kalan Şehit Kerim Mahallesi ile Cami-i Nur Mahallesi 'nin bir bölümünü kapsamaktadır. Bu çalışmada Tarsus kent yerleşimi içinde henüz koruma altına alınmamış bu bölgedeki anıtsal- kültürel- estetik ve doğal değerleri tespit edilerek bölgenin kent bütünü ile paylaştığı ortak değerler vurgulanmak istenmiştir. Çalışma, bölgeye ilişkin analitik çalışmalar kapsamında korunması gerekli yapıların tespiti, rölövelerin hazırlanması, restitüsyon ve restorasyon öneri projelerinin hazırlanması, bölge için koruma önerilerinin getirilmesi ve seçilen pilot bölgenin bilimsel korumanın ilke ve yöntemleri doğrultusunda düzenlenmesini içermektedir. Birinci bölümde; çalışmanın amacı, kapsamı ve yöntemi anlatılmıştır. İkinci bölümde; Tarsus'un coğrafi konumu, iklimi, sosyo- ekonomik yapısı, tarihsel gelişimi, kent dokusu ve kentte daha önce yapılmış olan koruma çalışmaları ele alınmıştır. Üçüncü bölümde; seçilen çalışma bölgesinin kent dokusundaki yeri ve özellikleri incelenmiştir. Bu bağlamda korunması gerekli yapıların tespiti yapılarak, rölöveleri, restitüsyon ve restorasyon öneri projeleri hazırlanmıştır. Yapılan tespit çalışmaları sonucunda bölgenin mimari özelliklerinin değerlendirmeleri yapılmıştır. Dördüncü bölümde; Tarsus'ta yapılmış koruma çalışmaları bağlamında, çalışma bölgesini de içeren koruma yaklaşımı ve önerileri getirilmiştir. Getirilen öneriler mevcut doku ve çevre ölçeği ile tek yapı ölçeğinde değerlendirilmiştir. VIII

Kent dokusuMersin-TarsusTarihi koruma
Meltem Uçar
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2000
00
Master'sOpen AccessTR

Mudanya'da tarihsel araştırma ve mimari oluşumunun incelenmesi (2.Bölge)

Mudanya is one of the three towns which have shores Bursa existing in south Marmara Region. It has the history since 1400 B.C. It has a settlement of a narrow shore platform between the sea and back hills. It's also a working port between Bursa, its surroundings and Istanbul because of its position in the Gemlik Gulf. The town in times had been dominated by Bitinya, Pers, Roma and Bizans Empires. However the place got hold of by Turks after 1071 Victory of Malazgirt, Bizans got the control of it again during the crusodes. And it's added to Ottoman land during Orhan Bey period. Mudanya, for centuries, has been the first battle and guard place for the ones who wanted to get hold of Bursa from the seaside. In spite of the damaged pattern of the old settlement in the center Mudanya, it's mostly preserved. Until the XVII. century, the buildings were still standig but mostly damaged. The settlements were developed in east-west direction with a linear position, parallel to the sea shore. Mudanya, in which Turkish & Greek people lived together, is seen that Turkish dwellers prefered the inner parts of the city while the Greek prefered the sea shore for the sea trading. The buildings which form the pattern of the cities show the cultural, social, functional and aesthetic values of the living of the city dwellers. If there is the consciousness of the obligatory protection about these cities, this means that all these socio-cultural values are to be transferred to the next generations. With parallel these thought the buildings which form the historic pattern of the city XIare examined and new proposal are made for protection. During this research, firstly the physical properties of the city is examined then the historical development, the process of the physical development is explored. The analysis are made about the existing situation in the chosen zone. The forming of the buildings, the construction systems, the construction materials are explored and protecting proposals are decided. The in habitants in old buildings tried to repair them with respect to their possibilities but the lack of material support the buildings are lack of living confort. XII

Bizans mimarisiBursa-MudanyaGeleneksel mimari+2
Belde Batum
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
1994
00
DoctorateOpen AccessTR

Göynük tarihsel siti, dini ve sivil mimarlık örnekleri, koruma sorunları ve yeni yapılanma koşulları

"Tarihi çevrenin korunması" konusu, evrensel anlamda 18. yüzyıl sonlarından itibaren gelişmeye başlamış ve günümüze gelinceye kadar çeşitli yaklaşımlarla ele alınmıştır. Bütün dünyada ve özellikle batı ülkelerinde bilinçli bir şekilde gündemde tutulan bu konu, ulusal ve uluslararası yasalarla hayata geçirilmeye çalışılmaktadır. Ülkemizde ise Tanzimat'tan günümüze kadar her alanda yapılan çağdaşlaşma çalışmalarının sonucunda, 70'li yıllardan itibaren fiziki çevreler de değişmeye, yozlaşmaya başlayınca, kültür varlıklarım ve tarihi çevreleri koruyabilmek için uluslararası standartlara sahip yasalar çıkartılmıştır. Bugün, bu yasaların öngördüğü biçimde kültür varlıklarımızın ve sit alanlarımızın envanteri yapılmaya çalışılmakta, "koruma amaçlı imar planlan" hazırlanmakta, demokratikleşmenin gereği olarak belediyelerin de "koruma"da etkin kılınmasına uğraşılmaktadır. Fakat, yine de "kent ölçeğinde bir koruma" henüz başarılamamıştır. Mevcut yasalara rağmen, "tarihi çevrelerin korunamamasının en önemli nedenlerinden biri, devletin "kültür ve koruma politikasına sahip olmayışıdır. Ayrıca, "koruma" talebinin de "kentli bilincine" bile sahip olmayan yöre halkından değil, azınlıkta olan seçkinlerden gelmesi, başarısızlığı pekiştirmektedir. Ülkenin finans kaynaklarının yetersiz, korunacak kültür varlıklarının çok oluşu da korumayı olanaksız kılan diğer nedenlerdir. Korunamayan "tarihi çevreler" ise büyük bir hızla değişim- dönüşüm dönemi yaşayarak, yok olma sınırına gelmektedir. "Korunması gerekli" kentlerimizden biri olan Göynük'ü, bugünkü durumu ile incelemek, belgelemek, dün-bugün bağlantısını kurmak, sorunlarım, koruma ve yeni yapılanma koşullarım ortaya koymak amacıyla yapılan bu tez; giriş bölümü dışında beş bölümden ve eklerden oluşmaktadır. 1. Bölüm'de, "Göynük Kenti'nin Fiziksel ve Tarihsel Değerlendirmesi" başlığı altında, ilçenin coğrafi, ekonomik ve sosyal yapısı ile varoluşundan bu güne kadar geçirdiği dönemler araştırılmıştır. 2. Bölüm; kent dokusunu oluşturan mimari ve işlevsel öğelerin ele alındığı bölümdür. Kentsel işlevlerin dağılımı ile birlikte ağırlıklı olarak dini, idari ve sosyal amaçlı yapılar ile önemli geleneksel konutlar incelenmiş, bazılarının rölöveleri çıkartılmış, fotoğraflarla kısa bir zaman dilimi içinde uğradıkları değişim gösterilmeye çalışılmıştır. 3. Bölüm'de; Göynük'teki geleneksel konut mimarisinin ortak nitelikleri, genel yerleşme, plan, cephe ve yapısal özellikleri ile plan ve cephe tipleri araştırılmıştır. 4.Bölüm'de; geleneksel dokudaki değişimler, kent planlama ve koruma kararları, restorasyon ve yeni yapı uygulamaları incelenmiş ve irdelemeler yapılmıştır. S. Bölüm; değerlendirme ve sonuç bölümü olup, "Göynük Koruma Amaçlı İmar Planı"nın yeniden ele alınmasındaki yaklaşımları ve etkin koruma için gerekli olan koşullan içermektedir. VIII

Bolu-GöynükTarihi kent dokusuTarihi koruma
Ayten Erdem
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
1996
00

Related subjects