Geomorphology
52 theses under this subject heading
Bozova İlçesi'nin antropojenik jeomorfoloji yönünden incelenmesi
Antropojenik jeomorfoloji; farklı insanlar tarafından, farklı zamanlarda doğrudan veya dolaylı olarak doğal çevre üzerinde yaptığı değişimler olarak tanımlanabilir. Günümüz insanı var olduğu günden bu yana sürekli olarak doğal ortamı kendi yaşam koşullarına uydurmaya çalışmıştır. Bu durum tarihin ilk çağlarında avcılık ve toplayıcılıkla uğraşan insanların basit ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olmuştur. Yerleşik hatara geçtikten sonra insan kurduğu yerleşim yerleri, tarımsal faaliyetleri ile jeomorfolojik yapıyı şekillendirmeye başlamış, ve bu durum teknolojik gelişmelerle birlikte hız kazanmıştır. Günümüz insanı hergeçen gün artan ihtiyaçlarını karşılamak için arazi üzerinde yeni yapılar kurmakta ve jeomorfolojik görünümün değişimine katkı sağlamaktadır. Bugün alanı yüzlerce kilometreyi bulan şehir alanları, otoyollar, köprüler, barajlar, tüneller, çeşitli aıtsal yapılar bunun en açık örneğini oluşturmaktadır. Bu araştırmada Bozova ilçesinin Antropojenik Jeomorfoloji yönünden incelenmesi amaçlanmıştır. Bozova ilçesi, güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde, Şanlıurfa ili sınırları içinde yer almaktadır. Araştırma kapsamında değişik zaman dilimlerinde gerçekleştirilen arazi çalışmalarında elde edilen gözlemler, uydu görüntüleri ve faklı yıllara ait haritalar incelenmiş, Bozova ilçesinde Antropojenik Jeomorfoloji açısından oluşan değişim ortaya konulmaya çalışılmıştır. Araştırma sonucunda Bozova ilçesinde jeomorfolojik görünümde önemli antropojenik kökenlki değişimlerin olduğu tespit edilmiştir. Bu araştırma kapsamında Atatürk Baraj Gövdesi ve göl alanı, eski kil ocaklarından dönüştürülmüş yapay göletler, su kanalları, taş ocakaları, moloz biriktirme alanları, höyükler, jeomorfolojik görünümü değiştiren en önemli unsurlar olarak tespit edilmiştir.
Çifthisar Havzası ve yakın çevresinin (Adıyaman) kütle hareketleri açısından CBS tabanlı duyarlılık analizi
Yeryüzünün değişmesinde ve şekillenmesinde etkili olan doğal olaylardan bir tanesi kütle hareketleridir. Kütle hareketlerine duyarlık, günümüzde "kütle hareketine maruz kalan alanlar gelecekte de kütle hareketlerine maruz kalabilir" savından yola çıkarak kütle hareketlerinin gerçekleşme potansiyelinin belirlenmesidir. Duyarlılık haritaları, kütle hareketlerinin oluşumları üzerinde etkili olan günümüzdeki hazırlayıcı ve tetikleyici faktörlerin, gelecekte de etkili olabileceği düşünülerek hazırlanır. Duyarlılık analizi, alansal bazda yapılan kütle hareketleri çalışmalarında ilk adımı oluşturup, kütle hareketi oluşumuna ilişkin risk ve tehlikenin belirlenmesine yönelik çalışmaların yürütülmesinde etkin rol oynar. Araştırma sahası olarak seçilen Çifthisar Havzası ve çevresi Doğu Anadolu Bölgesinin, Yukarı Fırat Bölümünde yer almaktadır. İdari olarak Adıyaman ili Gerger ilçesi sınırları içerisinde kalan Çifthisar Havzası, Nemrut Dağı Milli Parkı'nın doğusunda yer alır. Gerger ilçe merkezi havzanın kuzeydoğusunda konumlanmıştır. Çifthisar Havzası ve yakın çevresinde kütle hareketleri belirlenmesi ve sahanın kütle hareketleri açısından duyarlılığının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amacı gerçekleştirmek için parametre haritalarının ağırlıklı çakıştırtılması yöntemi kullanılmıştır. Araştırma kapsamında litoloji, eğim, bakı, paleo kütle hareketleri, baraj gölüne yakınlık bitki örtüsü, yükselti, hazırlayıcı parametreler olarak; fay hatlarına yakınlık, yağış tetikleyici parametreler olarak belirlenmiştir. Araştırma sonucunda sahanın kütle hareketleri duyarlılık haritası oluşturulmuştur. Bu haritaya göre sahada duyarsız alanlar 1,95 km2, çok az duyarlı alanlar 173,93 km2, duyarlı alanlar 249,54 km2, olarak hesaplanmıştır. Duyarsız alanda kütle hareketlerinin gerçekleşmediği, gerçekleşmiş hareketlerinin %17sinin çok az duyarlı alanlarda, %83'nün duyarlı alanlarda olduğu saptanmıştır. Sahada kütle hareketlerinin, stratigrafik olarak geçirimliliğin düşük olduğu formasyonların üzerine gelen jeolojik birimlerde, Adıyaman fayı tarafından yoğun bir şekilde parçalanmış dik yamaçlarda, yüksek eğimli çevresine göre yüksek yamaçlarda, geçmiş dönemlerde Fırat nehrinin alttan oyduğu yamaçlarda, günümüzde Atatürk baraj gölü kenarında nispi dalga aşındırmasının görüldüğü alanlar ile bitki örtüsünün olmadığı veya cılız olduğu alanlarda gerçekleştiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu çalışma doğrultusunda üretilen duyarlılık haritası, alanda yürütülecek risk ve tehlike çalışmalarına öncülük edecek, özellikle de "Risk ve tehlike çalışmaları nerede yapılmalıdır?" sorusuna cevap olacaktır. Anahtar Kelimeler: Adıyaman, Gerger, Kütle Hareketleri Duyarlılık Analizi, Parametre Haritalarının Ağırlıklı Çakıştırılması Yöntemi, Heyelan
Pervari (Siirt) Sinebel Yarma Vadisi ve yakın çevresinin jeomorfolojisi
Yüksek lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışmanın alanı, Siirt ili Pervari ilçesinin GD'sunda yer almaktadır. Çalışmaya konu olan Sinebel Vadisi Neotektonik hareketler sonucu faylanmaya yoğun şekilde maruz kalan bir alanda bölgesel yükselmeye ayak uyduran akarsuyun açtığı yarma karakterli bir vadidir. Antesedant özelliklerin görüldüğü Sinebel Yarma Vadisi' nde tektonizmayı yansıtan çok sayıda jeomorfolojik belirteç vardır. Bitlis Zagros Bindirme Zonu üzerinde yer alan Sinebel Yarma Vadisi, kireçtaşlı litolojide açılan bir vadidir. Bölgede kalkerlerin fazla olması ve diğer koşulların elverişli olmasından dolayı karst topoğrafyasına ait jeomorfolojik birimler de oluşmuştur. Sinebel Vadisi' nin aşağı çığırında ise azalan eğim değerlerinden dolayı flüvyal birikim şekilleri görülmektedir. Çalışma alanı faylanmaya yoğun şekilde maruz kaldığı için değişen eğim değerlerinden dolayı gevşek yapıda olan fliş tabakalarında kütle hareketleri görülmektedir. Çalışma alanında yer alan başlıca akarsular; Sinebel, Mansur, Çemekari, Kışlacık, Çatak ve Botan akarsularıdır. Bu akarsuların beslenme havzalarında yer alan litoloji ve iklimden dolayı rejimleri düzensizdir, debi değişkenliği oldukça fazladır. Nisan – Mayıs aylarında azami seviyeye ulaşan akarsularda Sonbahar ve Kış mevsimlerinde akım asgarisi yaşanmaktadır. Çalışma alanında litoloji, iklim, tektonizma ve flüvyal süreçlerin ortak ilişkisinden kaynaklı zengin bir jeomorfolojik görünüm vardır. Bu jeomorfolojik yapı tektonizma ile yakından ilişkili olduğu için morfotektonik anlamda çalışma alanı ve yakın çevresi aktif bir tektonik kuşak üzerinde yer almaktadır
Çermik-Çüngüş (Diyarbakır) arasında kalan sahanın karst jeomorfolojisi
Çermik-ÇüngüĢ (Diyarbakır) arasında kalan saha Güneydoğu Toroslar kuĢağında Diyarbakır havzasının kuzeybatısında yer almaktadır. AraĢtırma sahası, karstlaĢma koĢulları ve oluĢan karstik erime Ģekiller açısından oldukça zengin bir sahadır. Ġnceleme sahasındaki formasyonlar Paleozoyik ve Senozoik yaĢ aralığındadır. Ġnceleme sahasının en yaĢlı kayaç grupları Jura-Kratse yaĢ aralığında Koçali ve Karadut karmaĢıklarıdır. Sahanın en genç formasyonu Alt Miyosen yaĢ aralığındaki Lice formasyonudur. Sahada karstlaĢma koĢullarının yaygın olduğu formasyonlar Fırat, Gaziantep ve Hoya formasyonlarıdır. Fakat karstik Ģekiller yaygın olarak saf kireç taĢlarından oluĢan Fırat formasyonu üzerinde geliĢmiĢlerdir. Miyosen ortalarında baĢlayıp günümüze kadar devam eden neotektonik süreçler, güneydeki Arabistan levhasının Anadolu levhasını kuzeye doğru itmesi Güneydoğu Toroslar kuĢağında faylı, kırıklı bindirme sistemlerinin geliĢmesini neden olmuĢtur. Bu hareketler aynı zamanda sahadaki kireçtaĢlarının bol kırıklı ve çatlaklı olmasının sağlamıĢtır bu da sahada karstik erime Ģekillerinin geliĢimini hızlandırmıĢtır. YağıĢ, sıcaklı, hidrografya ve bitki örtüsü koĢulları sahadaki karstik Ģekillerin geliĢimini sağlayan diğer önemli faktörlerden olmuĢtur. Bunun sonucunda sahada karstik jeomorfoloji açısından oldukça zengin tipik ve zengin Ģekiller çıkmıĢtır. Bunlar içinden en önemlileri; Yeniköy Polyesi, Sinek Çayı Kanyonu, Hoya Kanyonu vadileri, Yeniköy Düdeni, ElifuĢağı Boğazı ve Gelincik Dağı Peribacaları sayılabilir. AraĢtırma sahasında yapılan incelemeler neticesinde karstik saha ve doğal ortam insan iliĢkisi çerçevesinde incelemeler yapılıp tarım hayvancılık faaliyetleri ve sahanın turizm potansiyeli değerlendirilmiĢtir.
Çandarlı-Aliağa arasındaki kıyı bölgesinin jeomorfolojisi ve kıyı çizgisindeki değişimler
Çandarlı ile Aliağa arasındaki kıyı bölgesini ve yakın çevresini kapsayan bu çalışmada kıyı ve kıyı gerisinde bulunan birimler tek tek ayrılmış ve bu birimler üzerinde görülen morfolojik şekiller tanımlanmaya çalışılmıştır. Kıyı ve kıyı gerisindeki şekillerin oluşmasında rol oynayan iç ve dış güçlerin etkileri ve bu etkiler sonucu ortaya çıkan şekiller jeomorfolojinin ilkeleri (yöntemleri) doğrultusunda incelenmiştir. Yeryüzü rölyef, litoloji, görünüm ve yükseklik bakımından farklılık gösterir. Yer şekillerinin gelişiminde rol oynayan etken ve süreçler de değişkendir. Bu çalışmada özellikle yörede bulunan yer şekilleri, bu şekillerin hangi koşullar altında geliştikleri ve gelişmelerinde rol oynayan etkiler incelenmiştir. Ayrıca farklı tarihlere ait uydu görüntülerinin değerlendirilmesi ile çalışma alanında kıyı çizgisindeki değişimin belirlenmesi de amaçlanmıştır. Araştırma alanı kıyılarının ticaret, liman, turizm ve sanayi alanlarına dönüşmesi araştırma alanının önemini arttırmaktadır.Geçmişten günümüze kadar geçen zaman içindeki morfolojik değişmeler çeşitli kaynaklardan yararlanmak yoluyla açıklanmaya çalışılmış, arazi, literatür ve harita çalışmalarıyla konuya açıklık getirilmiştir. Araştırma alanıyla ilgili yapılan önceki çalışmalar derlenmiş, arazi gözlemleri yapılmış, sahadaki jeomorfolojik oluşum ve gelişmeler, kıyı çizgisi değişimi, insanın kıyı jeomorfolojisine olanetkileri tespit edilerek sonuca gidilmiştir. Yapılan gözlemlerde hem morfolojik değişim ve gelişim hem de insanın yapı üzerindeki olumlu ya da olumsuz etkileri dikkate alınmıştır.Bunlara dayanarak tez beş bölüm olarak hazırlanmıştır:Giriş bölümünde tez konusunun tanımı yapılmış, konunun öneminden bahsedilmiş, çalışma alanı bir kıyı bölgesi olduğundan birbiri yerine kullanılmasına rağmen aslında farklı anlamlar ifade eden kıyı ile ilgili temel kavramlara yer verilmiştir. Ayrıca kullanılan verilerin özellikleri, çalışmanın amacı, yöntemi konusunda bilgi verilip, konuyla ilgili araştırma alanında daha önce yapılan çalışmaların geniş bir literatür özetine yer verilmiştir.İkinci bölümde, araştırma alanındaki jeomorfolojik şekillere etki eden coğrafi faktörler üzerinde durulmuştur. İlk olarak, araştırma alanındaki litoloji ve tektoniğin ele alındığı yapısal özellikler üzerinde durulmuş, iklim, bitki örtüsü, toprak, hidrografya, dalga ve akıntılar gibi fiziki coğrafya faktörlerinden; sonra da nüfus, yerleşme, ekonomik özellikler ve çevresel sorunları içeren beşeri faktörlerden bahsedilmiştir.Üçüncü bölümde, ana jeomorfolojik özellikler tanıtılmış ve jeomorfolojik ünitelerin süreç içerisindeki morfolojik gelişimleri incelenmiştir. Araştırma alanı Yüksek Alanlar, Alçak Alanlar (Kıyı Gerisinde Bulunan Az Eğimli Yamaçlar), Kıyı Şeridi olmak üzere üç ana jeomorfolojik üniteye ayrılmıştır.Dördüncü bölümde çalışma sahasındaki daha çok beşeri sebeplerden kaynaklanan kıyı çizgisi değişimi, dolgu alanları, dolgu alanlarının kullanım amaçları incelenmiştir.Sonuç bölümünde ise çalışma genel olarak değerlendirilerek elde edilen sonuçlar üzerinde yorum yapılmıştır.
Yalburt Dağı'nın jeomorfolojik özellikleri'nin CBS ile analizi
Yalburt Dağı, Konya ili Ilgın ilçesinin kuzeyinden yer almaktadır. Yalburt Dağı evrensel grid sisteminde 394074.63 X- 4262699.69 Y ile 414833.85 X -4264293.15 Y koordinatları arasında uzanmaktadır. Çalışma sahası yaklaşık 702 km2'dir. En yüksek noktası 1644 m en alçak noktası ise 970 m'de yer alan 674 m'lik yükselti farkı bulunmaktadır. Çevresinde Tekeler, Gölyaka, Kundullu, Yeşiloba, Hursunlu, Harunlar, Büyükova, Çobankaya ve Avdan köylerinin çevrelemiş olduğu karstik bir plato sahasına karşılık gelmektedir. Jeolojik olarak metamorfiklerden (mermerler) ve kalkerlerden oluşması sahada birçok karstik şeklin meydana gelmesine olanak sağlamamıştır. Çalışma alanında karstik şekillerden en yaygın olanı dolinlerdir. Yalburt Dağı yükselimi asimetrik bir duruşa sahip olup kuzeye eğilimli Monoklinal bir yapı özelliği göstermektedir. Çalışma alanının kuzeyinde yer alan akarsular menba kesimlerinden güney yönünde kuzeybatı ve kuzeydoğu mansap kısmına doğru iki kola ayrılarak bir eğim doğrultusunda hareket etmektedir. Güney de ise memba kısımları kuzeyden güneybatı ve güneydoğu mansap kısmına doğru iki kola ayrılarak hareket etmektedir. Araştırma alanında teşekkül etmiş akarsuların drenaj sistemi "Dandritik"tir. Alanın karstik olması ve bölgeye düşen yıllık yağış miktarının 400 mm. dolayında olması ve yağışların daha çok bahar mevsiminde düşmesi nedeniyle akarsular mevsimlik karakterdedir. Araştırma sahasında karstlaşmayı şiddetlendiren ve karakteristik şekillerin (lapya, dolin, uvala, polye) ortaya çıkmasını sağlayan bir diğer faktör ise tektonizmadır. Özellikle Neo-Tektonik dönemde genç yükselimlerin olduğu KB-GD istikametinde fayların ortaya çıkması karstlaşmayı olumlu yönde etkilemiştir. İnceleme alanında morfometrik hesaplamalar ile elde edilen sayısal veriler doğrultusunda CBS yazılım programıyla haritalar, grafikler yapılmıştır. Analizler sonucunda araştırma sahasının jeotektonik özellikleri belirlenmiştir. Sonuç olarak inceleme alanı güneyinde yer alan Sultan dağların horst kısımları ile Akşehir- Ilgın graben fay sisteminde kuzeye doğru çarpılarak yükselen çalışma alanı horst sisteminde platoluk sahaya denk gelmektedir. Bu sahanın yüksek kısımlarında yoğunlukla yer alan karstik şekiller jeolojik ve jeomorfolojik açıdan ele alınmıştır. Alanın jeo-tektonik özelliklerini belirlenmesi için morfometrik analizler doğrultusunda güney kesimlerindeki depresyonların kuzey kesimindeki depresyonlara göre genç olduğu tespit edilmiştir. Ancak sahanın geneline yapılan morfometrik analizler sonucunda Yalburt Dağı ve sınırları olgunluk evresinde olduğu, yeni bir epirojenik hareketlere kadar ihtiyarlık evresine kadar ilerleyeceği belirlenmiştir.
İhsaniye ilçesinin jeomorfolojisi ve doğal ortam kaynaklı sorunları
Bu çalışmada Afyonkarahisar/İhsaniye'nin jeomorfolojisi insan-doğa-coğrafya ekseninde coğrafi bakış açısıyla değerlendirilmiştir. Araştırmanın özünü, coğrafi yapısıyla oldukça zengin ve karakteristik özelliklere sahip İhsaniye oluşturmaktadır. Araştırmanın kapsamını İhsaniye'nin doğal görünümünün yer sistemlerinin tümünü içeren üç doğal küre ile (atmosfer, hidrosfer, litosfer) birlikte biyosferi de içine alan kapsamı geniş bir değerlendirmesi oluşturmaktadır. İhsaniye, Porsuk Çayı ve Eber Gölü'ne dökülen Akarçay'ın kolları tarafından yarılmış olup; Afyon ovasından kuzeye doğru kademeli şekilde yükselen 1250-1500 metre yükseltili bir platonun üzerine kurulmuştur. Kuzeyden Türkmen dağları, doğudan Emirdağları ve batıdan Murat dağlarının devamı niteliğindeki dağlar silsilesi tarafından çevrelenmiştir. Eskişehir sınırlarına doğru kuzeyden Eynihan dağları ve batıdan Elmalı dağları ile çevrelenmiştir. İhsaniye, mevcut konumu itibariyle Ege Bölgesi İç Batı Anadolu Bölümü'nde, Orta Anadolu ve Ege Bölgesi arasında bir geçiş bölgesinde yer almaktadır. "İç Batı Anadolu Eşiği" olarak tanımlanan bölge, İç Anadolu'nun batıya açılan kapısı, doğu ile batıyı birleştiren bir kavşak durumundadır. Burası aynı zamanda Kral Yolu'nun da geçtiği ve önemli yolların düğüm noktası olup geçmişten bu yana jeopolitik ve jeostratejik önemini muhafaza etmektedir. İhsaniye, çeşitli yeryüzü şekilleri, jeolojik-jeomorfolojik oluşumlar, termal kaynaklar, bitki örtüsü ve geçiş iklimi ile tabiat ve tarihe dair önemli izlerin bulunduğu nadiren karşılaşılan bir bölgedir. Çalışma alanı sırasıyla Hititler, Frigler, Persler, Lidyalılar, Romalılar, Bizanslılar ve Türkler tarafından iskan görmüş ve bölgede şehirler kurulmuştur. Hem doğal ve kültürel varlıkları hem de tarihi geçmişi ile jeoekolojik açıdan güçlü bir potansiyele sahip bu alan yoğun ve yanlış kullanımlar sonucu hızla degradasyona uğramaktadır. Bunu ortaya koyabilmek bağlamında araştırma sahasının bir bütün olarak coğrafi özellikleri belirlenip, sorunlar ortaya çıkarılmış ve çözüm önerileri sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Jeomorfoloji, Jeomorfoturizm, Afyonkarahisar, İhsaniye, Dağlık Frigya.
Gülpınar-Bademli (Hadim) arası Aladağ Vadisinin jeomorfolojisi
Çalışma sahası olan Aladağ Vadisi Hadim ilçesi sınırları içerisinde Türkiye'nin güneyinde bulunan Orta Toros sıradağlarının kuzeyinde yer almaktadır. İlçenin kuzey sınırını Bozkır ve Güneysınır; güney sınırını Taşkent, Sarıveliler ve Alanya oluşturmaktadır. Doğusunda Karaman ili, batısında ise Gündoğmuş ilçesi ile komşudur. Geyik Dağları ilçenin batısında yer almakta olup 2.588 metre ile en fazla yüksekliğe sahiptir. Sahada akış gösteren en önemli hidrografik hat ise Göksu Nehridir. Bu çalışmanın amacı Gülpınar – Bademli arası Aladağ Vadisi'nin jeomorfoloji özelliklerini incelemek ve sahanın jeomorfolojisini jeoloji, iklim, bitki örtüsü, hidrografya, toprak gibi fiziki coğrafya özellikleri ile ilişkilendirerek değerlendirmektir. Araştırma alanı için jeomorfolojinin ilk kez çalışılması yerel ve bölgesel ölçekte bilgi kazandırması açısından çalışmayı önemli kılmaktadır. Sahada özellikle karst jeomorfolojisine ait oluşumlar bulunmaktadır. Aladağ Vadisi farklı jeolojik devirlerde meydana gelmiş çözünebilen kireçtaşlarının yoğun olduğu Toros Karst Kuşağında bulunan bir sahadır. Karstlaşma için jeoloji, iklim ve bitki örtüsü açısından uygun şartlar taşıyan yerlerde lapyalar, mağaralar ve travertenler gibi karstik şekiller gelişmiştir. Karstik oluşumların yoğun olduğu ve güncelliklerinin devam ettiği bu çalışma alanı, aşınım ve birikim şekillerinin tespit edilmesi ve dağılışının belirlenmesi açısından önemlidir. Bu amaçla araziye ait verilerin haritalanmasında CBS (Coğrafi Bilgi Sistemleri) ve UA (Uzaktan Algılama) programları kullanılmıştır. Araştırma alanı sınırları içerisinde görülen karstlaşma örtülü karst, serbest karst ve geçiş karstı sınıfına girmektedir. Anahtar Kelimeler: Hadim, Jeomorfoloji, Karstik Şekiller
Osmaniye Havzası'nın tektonik jeomorfolojisi ve depremselliği
Bu çalışma, Osmaniye havzasının tektonik jeomorfolojisini ve depremselliğini araştırmaya dayanır. Saha ile ilgili çalışmalar olduğu halde tektonik jeomorfoloji ve depremselliği kapsayan bir çalışmanın olmaması bizi böyle bir araştırma yapmaya sevk etmiştir. Amaç Akdeniz Bölgesi'nde yer alan ve karmaşık tektonik yapısıyla öne çıkan "Osmaniye Havzası'nın" tektonik jeomorfolojisini ve depremselliğini detaylı bir şekilde incelemektir. Havza, Arabistan ve Anadolu levhalarının etkileşim zonunda olması nedeniyle aktif fay sistemlerinin etkisi altında gelişmiş ve bu durum belirgin jeomorfolojik özelliklerin yanı sıra yüksek sismik aktivite potansiyelini de beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda, çalışmada havzanın jeolojik geçmişi, güncel tektonik hareketleri ve bunların yüzey morfolojisine olan etkileri kapsamlı bir şekilde ele alınacaktır. Osmaniye Havzası'nın jeolojik durumu, Paleozoyik'ten Kuvaterner'e kadar uzanan çeşitli formasyonların oluşumlarını içermektedir. Bölge, Doğu Anadolu Fay Zonu, Karataş-Osmaniye Fay Zonu ve İskenderun-Düziçi Fay Zonu gibi önemli fay sistemlerinin etkisi altındadır. Bu faylar, havzanın tektonik evrimini ve günümüzdeki yapısal özelliklerini derinden etkilemiştir. Özellikle DAFZ'ın bölgedeki rolü ve diğer faylarla olan etkileşimi, havzanın depremselliğinin anlaşılması açısından kritik öneme sahiptir. Tektonik aktivite, Osmaniye Havzası'ndaki yer şekillerinin gelişiminde temel bir rol oynamıştır. Havzanın oluşumu ve jeomorfolojik evrimi, tektonik çöküntü ve sedimentasyon süreçleriyle yakından ilişkilidir. Amanos Dağları'nın yükselimi ve Karataş-Osmaniye Fayı gibi fayların etkisi, ovanın günümüzdeki morfolojisinin ortaya çıkmasında önemli rol oynamıştır. Ayrıca, Ceyhan Nehri, Horu (Hamis) çayı, Kalecik deresi ve Karaçay gibi akarsular morfolojinin belirlenmesinde etkili olmuştur. Osmaniye Havzası ve çevresi, tarihsel ve aletsel dönemlerde önemli deprem aktivitelerine sahne olmuştur. Tarihi kayıtlara göre bölgede büyük depremler meydana gelmiş olup, aletsel dönemde de çok sayıda sismik aktivite kaydedilmiştir. Özellikle Osmaniye şehir merkezi ve yakınındaki yerleşim yerlerinin doğrudan diri fay hatları üzerinde yer alması, bölgedeki deprem riskini yüksek tutmaktadır. Yakın zamanlarda yaşanan depremler, bölgenin sismik hassasiyetini açıkça ortaya koymuştur. Çalışmada, Osmaniye Havzası'nı etkileyen aktif fayların tanımlanması, karakterizasyonu ve sismik potansiyelleri üzerine mevcut araştırmalar detaylı olarak incelenmiştir. Karataş-Osmaniye Fay Zonu, İskenderun-Düziçi Fay Zonu ve Doğu Anadolu Fay Zonu'nun bölgedeki deprem potansiyeline olan etkisi değerlendirilmektedir. Elde edilen veriler ışığında, gelecekteki deprem olasılıkları ve sismik tehlike değerlendirmesi üzerine çıkarımlarda bulunulmuştur. Sonuç olarak, bu tez çalışması Osmaniye Havzası'nın tektonik jeomorfolojisi ve depremselliği arasındaki karmaşık ilişkiyi ortaya koyarak, bölgenin jeolojik yapısını ve sismik risklerini kapsamlı bir şekilde analiz etmeyi amaçlamaktadır. Elde edilen bulgular, afet risk yönetimi, arazi kullanım planlaması ve sürdürülebilir kalkınma stratejileri için önemli bir bilimsel temel oluşturacaktır. Ayrıca, gelecekteki araştırmalar için de yol gösterici olması hedeflenmektedir.
Gökçeada Yıldız koyunda alveolar ayrışmanın kökeni üzerine jeomorfolojik bir araştırma
Bu çalışmanın konusunu Gökçeada'nın kuzey kesiminde yer alan Yıldız Koyu'nda alveolar ayrışmayı karakterize eden çeşitli spesifik ayrışma şekilleri oluşturmaktadır. Yıldız Koyu'nda kumtaşları üzerinde tespit edilen alveolar ayrışma çok disiplinli bir yaklaşımla ele alınmış, ayrışma üzerinde etkili olan jeomorfolojik, petrografik, yapısal ve biyolojik etkilerinin belirlenmesine çalışılmıştır. Alveolizasyon gelişiminin petrografik özelliklerinin ve özellikle mineral bileşimi ile bağlantısının açıklanması amacıyla ayrışma hücrelerinin tabanlarında biriken arena ve mineral kırıntılarından XRD (X-Ray Diffraction) ve XRF (X-Ray Florouscence Spectroscopy) analizleri yapılmış, bu sonuçlar kaya örneklerinden alınan standart petrografik ince kesitlerin sonuçları ile karşılaştırılmıştır. Alveoller ve tafonilerin morfolojik ve morfometrik özellikleri ile kumtaşlarının petrografik yapısı incelenmiş ayrıca biyoerozyonal topluluğun birincil üreticileri olan mikroskobik epilit ve endolit organizmalar arasındaki ilişkiden kaynaklanan biyoerozyon ele alınmış, alveol ve tafoni tabanlarına yerleşen makroendolit ve yüzey faunasının topluluk yapısı belirlenmiştir. Yapılan arazi çalışmalarında özellikle kurak yaz aylarında tuz kristalizasyonunun alveol gelişimini etkilediği, ayrıca litoral zonda biyolojik etkenlerin kaya kazıyıcı etkilerinin bulunduğu görülmüştür.
Seyitömer (Kütahya) kömür havzası killerinin jeolojisi, minerolojisi ve seramik endüstrisindeki kullanım olanakları
Seyitömer (Kütahya) Kömür Havzası Killerinin Jeolojisi, Mineralojisi ve Seramik Endüstrisindeki Kullanım Olanakları Gürsel Yanık Maden Mühendisliği, Yüksek Lisans Tezi, 1997 Tez Danışmanı: Doç. Dr. İskender IŞIK ÖZET Seyitömer Linyit İşletmesi (SLİ) imtiyaz sahasının tabanında Üst Kretase yaşlı başlıca Iifsi bir mineral olan lizardit'ten [(Mg,Fe+2)6(OH)8(Si4O|0)] oluşan serpantin yer almaktadır. Bu birimi uyumsuz bir şekilde örten Geç Miyosen yaşlı Seyitömer Formasyonu' nda iki ayrı kömür damarına sahiptir. Alt kömür damarı (B damarı) çamurtaşı-kiltaşı üyesinin üst kısmında yer alır. Laminalı şeyi üyesinin üst kısmında yer alan kömür damarı (A daman) ince katmanlı olup kil-killi kömür ardalanmasından meydana gelmektedir. İnceleme alanı Batı Anadolu genleşme ortamının içinde yer almaktadır. Killi seviyeler arazide genellikle gri-bej ancak alt seviyelerde daha koyu çoğunlukla siyah ve yeşilimsi renklerdedir. Çalışma alanındaki killerin 7 ayrı değişik seviyesinden alınan örneklerin yapılan tane boyu analiz sonuçlarına göre kil (<5fxm) boyutu malzeme oranının % 17-33 arasında değiştiği belirlenmiştir. X ışınları kırınım (XRD) ve taramalı elektron mikroskop (SEM) analizleri sonuçlarına göre belirlenen başlıca kil mineralleri illit {Ky (Al, Mg, Fe)2(Aly-Sİ4.y) Oıo(OH)2] yAnahtar Kelime: Jeomorfoloji = Geomorphology ; Kil = Clay ; Kütahya-Seyitömer = Kütahya-Seyitömer ; Mineraloji = Mineralogy
Van ve Erçek gölleri arası sahanın (Tuşba ilçesi) yapısal jeomorfolojisi
Van ve Erçek gölleri arası alanın jeomorfolojik ve tektonik yapısını araştırılarak yapısal özelliklerinin belirlenmesi ve çalışma alandaki aktif tektoniğin jeomorfoloji üzerindeki etkilerini ortaya konulması amaçlanmıştır. Böylece araştırılan sahanın tektonik ve jeomorfolojik gelişiminin ortaya konulması ile Türkiye jeomorfolojisinde genç tektonik olayların etkisinin önemi vurgulanmıştır. Van ve Erçek gölleri arası alanda (Tuşba İlçesi) 2011 yılındaki 7,4 büyüklüğündeki deprem sonrası ters ve bindirme karakterindeki fayların saha morfolojisinin şekillenmesinde oldukça önemli bir rol aldığı görülmüştür. Bu bağlamda bölgenin yapısal jeomorfolojisi çalışılarak, yer şekillerinin oluşumu ve gelişimi hakkında bilgiler verilmesi hedeflenmiştir. Çalışma alanındaki yer şekillerini etkileyen makro ve mezo yapılar tek tek incelenmiş olup çalışma sahasının yapısal jeomorfolojisi hakkında detaylı bilgilendirme yapılmıştır.
İklim ve yerşekilleri ilişkisi: Bir klimatik jeomorfoloji yaklaşımı
Klimatik jeomorfoloji kavramı ilk olarak 1913 yılında de Martonne tarafından kullanılmıştır. 20. yüzyılın başlarından itibaren birçok ülkede benimsenmiş ve pekçok yazar tarafından konuyla ilgili sayısız çalışmalar yapılmıştır. Yaklaşım 1950-1980 yılları arasında en yüksek ivmesini kazanmıştır. Eski ivmesini kaybetmiş olsa da günümüze kadar güncelliğini koruyarak varlığını devam ettirmiştir. Dış etmen ve süreçleri kontrol eden iklimi, yerşekilleri oluşumunda temel faktör sayan yaklaşımı eleştirenler de olmuş ve kimi yazarlar ise iklimi ikinci planda görmüştür. Klimatik jeomorfoloji yaklaşımını, Türkiye alanyazınına 1992 yılında rahmetli Prof. Dr. Oğuz EROL tanıtmıştır. Yaklaşım, akademi camiasıyla geç tanışmakla beraber gereken ilgiyi de görememiştir. Nitekim Erol'dan sonra elle tutulur ciddi bir çalışma mevcut değildir. Bu yaklaşım, jeomorfoloji ders kitaplarında ve morfojenetik bölgeleri ele alan çalışmalarda yüzeysel olarak değinilmiş, üzerinde pek durulmamıştır. Bu çalışmada klimatik jeomorfolojiyi alanyazınına yeniden tanıtmak ve hem jeomorfologlara hem de konuya ilgi duyanlara sunarak yeni bir ivme kazandırılmak amaçlanmıştır. Bu araştırma nitel, bütüncül tek durum çalışması olup çalışmada doküman analizi yöntemi kullanılmıştır. Çalışma akademi camiasında bir ilk olma özelliğini taşımakla beraber, bundan sonraki araştırmalara da öncülük etme niteliğine sahip olmuştur. Anahtar Kelimeler: İklim, Jeomorfoloji, Klimatik Jeomorfoloji, Morfojenetik Bölge, Türkiye
Akdağ'da (Elazığ–Bingöl) doğal ortam insan ilişkisi
Çalışma alanı olan Akdağ, Yukarı Fırat Bölümü'nün Güneydoğu Toroslar'ın Doğu Bölümü'nde Elazığ-Bingöl illeri arasında yer almaktadır. Çalışma sahasını oluşturan Akdağ doğu-batı yönünde uzanan yüksekliği 2620 metreye varan Elazığ-Bingöl illerinin idari sınırını oluşturan bir dağ kütlesidir. Akdağ'ın batısında Elazığ doğusunda Bingöl ili bulunmaktadır. Akdağ kütlesi üzerinde Elazığ ve Bingöl illerine ait çok sayıda köy yerleşmesi ayrıca Elazığ iline ait Arıcak ilçesi ve Beyhan beldesi Akdağ'ın yamaçlarında yer almaktadır. Akdağ ve çevresinde Prekambriyen, Üst Paleozoyik, Mesozoyik, Tersiyer ve sahanın akarsu havzalarında kuvaternere ait arazileri görmek mümkündür. Akdağ kütlesini kuzeyden doğu-batı yanünde uzanan Doğu Anadolu Fayı (DAF) ve kuzeybatı-güneydoğu yönünde uzanan Doğanlı Fayı kesmektedir. Ayrıca Akdağ'ın güneyinde doğu-batı yönünde uzanan Güneydoğu Anadolu Bindirmesi de yer almaktadır. Çalışma sahasında görülen iklim, Doğu Anadolu karasal iklimi karakterini taşımaktadır. Bitki örtüsüne baktığımızda, yükselti ve sıcaklık çalışma alanının bitki örtüsü üst sınırı belirlenmiştir. Bitki örtüsü çalışma sahasında belli yüksekliğe kadar meşe ağaçları ve ardıçlar görülürken, yükseltinin artması ve buna bağlı olarak sıcaklığın azalmasıyla geven, çobanyastığı gibi bitki örtüsü görülmektedir. Akdağ'ın zirve bölümlerinde ise kayalıklar uzanmaktadır. Akdağ ve çevresinde kahverengi topraklar, kireçli kahverengi topraklar, kireçli kahverengi orman topraklar , kahverengi orman toprakları, alüvyal ve koluvyal toprak tipleri görülmektedir. Akdağ kütlesi Fırat ve Dicle nehirlerine akan akarsuların ana su bülüm çizgisini oluşturmaktadır. Sahada en önmeli akarsuları Yatansöğüt ve Mirvan çayları oluşturmaktadır. Bu iki çay güneye doğru akarak Dicle Nehri'ne ulaşmaktadırlar. Akdağ'da yerleşmeler, genellikle yamaç, sırt ve akarsu vadilerinde yer almaktadır. Akdağ'da yerleşmelerin en büyüğünü Elazığ iline bağlı Arıcak İlçesi ve Beyhan Beldesi oluşturmaktadır. Bunun yanında önemli bir diğer yerleşim yeri Bingöl iline bağlı Servi Köyü'dür. Çalışma sahaının jeolojik, jeomorfolojik, topoğrafik, iklim, hidrografya ve toprak özellikleri yerleşmelerin dağılışından bütün ekonomik faaliyetlere kadar yön vermekte bazı alanlarda ise ekonomik faaliyetleri kısıtlamaktadır. Dolayısı ile doğal ortam özellikleri beşeri faaliyetlere yansımaktadır. İnceleme sahasında doğal ortam ile insan arasında sıkı bir ilişki vardır. Çalışma sahasında ekonomik faaliyetler genellikle tarım ve hayvancılık faaliyetleridir. Bunun yanı sıra çalışma sahasında Akdağ'ın uygun koşullar sağlayan alanlarında yaylacılık faaliyetleri önemli ölçüde yapılmaktadır. Çalışma sahasında dağlık alanların fazla olması nedeni ile inceleme alanında arazi kullanımı çok fazla çeşitli değildir. Yerleşim ve tarım alanları genellikle mevsimlik ve sürekli akarsu vadilerinde görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Akdağ, Doğal Ortam, Arıcak, Yaylacılık, Jeomorfoloji, Hidrografya
Hani çevresinin (Diyarbakır) jeomorfolojik özellikleri ile arazi kullanımı arasındaki ilişkiler
Hani ilçesi, Güneydoğu Anadolu Bölgesinin Dicle bölümünde yer almaktadır. Diyarbakır'ın kuzeydoğusunda yer alan Hani'nin doğusunda Lice, kuzeydoğusunda Genç, kuzeybatısında Arıcak, batısında Dicle ilçesi, güneyinde Kocaköy ile Sur ilçeleri yer almaktadır. Hani idari olarak, Diyarbakır'a bağlı bir ilçe merkezidir. Hani ilçemizin nüfusu 33.000 dolaylarında olup Diyarbakır'ın önemli yerleşmelerinden biridir. Yer şekilleri bakımından kuzey kesimleri dağlık ve engebeli olan bu ilçemizin nüfus ve yerleşme özellikleri ile düzensiz bir karaktere sahip olduğunu görmekteyiz. Orta ve güney kesimleri ise daha sade bir topoğrafyaya sahip olması hasebiyle nüfus ve yerleşme bakımından daha çekici bir karakterdedir. Güneydoğu Toros dağlarının güneyinde Kenar Kıvrım Kuşağındaki İnceburun dağlarının olduğu kesimde kurulması hasebiyle özellikle de fiziki coğrafya özellikleri bakımından Diyarbakır'ın çeşitlilik arz eden ilçelerinden biridir. Doğu-batı yönlü uzanan sıra dağların arasında yine doğu-batı yönlü uzanan pek çok ovasına sahiptir. Nem, Babiğ, Çimen, Dibri, Siyabelek, Kuş Dağı, Zincibel-Kale Dağları ve Kurtuluş dağı gibi pek çok dağlık alanın hakim olduğu bir sahadır. Bu dağlarında güneyden kuzeye gidildikçe yükselti ve eğim değerlerinin arttığını görmekteyiz. Özellikle Kuvaterner döneminde meydana gelen tektonik faaliyetler ve levha hareketleri ile bu sahadaki miyosen çanağı kapanıp sıkışma ile toptan yükselmenin meydana geldiğini görmekteyiz. Hala Arap platformunun Anadolu Levhasını sıkıştırması ve bindirmesi devam etmektedir. Hani ve yakın çevresi de bu sıkışma ve bindirme olayları sonucu yer yer çökerek ovalık alanların kurulduğunu yer yer de yükselmenin meydana geldiğini söyleyebiliriz. Saha da hem karstlaşma hem de tektonik faaliyetler sonucu kırılmaların meydana geldiğini görmekteyiz. Bu olaylar sonucu karstik aşınım ve birikim şekilleri gelişme göstermiş ve özellikle de polye ovaları meydana gelmiştir. Polye ovalarının haricinde lapya, dolin, uvala, mağara, düden gibi diğer karstik oluşumlarda sahada oldukça yaygındır. Kalkerli yapının yaygın olarak görülmesi sahanın karst topoğrafyası açısından da zengin olduğunu söyleyebiliriz. Genel anlamda Hani çevresindeki arazi kullanımına fiziki şartların etki ettiğini görmekteyiz. İnceleme sahasının merkezi ve güney kesimleri morfolojik özellikler bakımından daha sade bir topoğrafyaya sahipken kuzey kesimleri daha dağlık ve engebelidir. Bunun sonucu olarak yerleşme, nüfus, tarım, hayvancılık, ormancılık gibi faaliyetlerde güney kesimlerde yoğunlaşmıştır. Kuzey kesimlerinde topoğrafyanın elverişsizliğinden beşeri ve ekonomik faaliyetler sınırlıdır. Hani çevresinde toprak özellikleri bakımında çeşitlilik arz etmektedir. Düzlük sistemlerinin yayılış gösterdiği yerlerde terrarossa, kahverengi bozkır ve kahverengi orman toprakları yayılış göstermektedir. Akarsu ve baraj çevresinde yer yer alüvyal topraklar ve dağlık alanların yamaçlarında kolüvyal topraklar görülmektedir. İnceleme sahası karasal bir iklime sahip olduğu için su ihtiyacı yüksek ürünler pek yetişme imkanı bulamamaktadır. Dicle nehri ve barajı ile bazı akarsulardan faydalanılarak sulamalı tarım yapılırken genel anlamda bu kesimde kuru tarım ürünlerine daha çok yer ayrılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Hani, Diyarbakır, Kenar Kıvrım Kuşağı, Jeomorfoloji, Arazi Kullanımı
Elazığ merkez ilçesinde antropojenik jeomorfolojik değişimler, boyutları ve etkileri
İnsanlar, kendisine uygun olmayan alanları, jeomorfolojileri değiştirerek hayatını kolaylaştırmayı hedeflemiştir. Değiştirdiği jeomorfoloji ile insan kendi lehine yerleşilmesi güç olan engebeli alanlara yerleşme imkanı sağlanmış, ulaşımın güç olduğu bölgelerde ulaşım kolaylaşmıştır. Elazığ Merkez ilçesinde insan faaliyetlerine bağlı olarak meydana gelen değişimleri ve bu değişimler sonucu ortaya çıkan antropojenik jeomorfoloji koşullarını ortaya koymak oluşturmaktadır. Elazığ'da nüfusun artmasıyla birlikte yeni yerleşim alanları kurulmuştur. İnsanlar Elazığ'da sadece yeni yerleşim alanları ile değil, yollar, maden çalışmaları gibi farklı sebeplerle de jeomorfoloji üzerinde değişikliklere sebep olmaktadır. Bu çalışma ile jeomorfoloji üzerinde oluşan değişikliklerin ne ölçüde olduğu, ilerde ne gibi sorunlar yaratabileceği üzerinde durulmuştur. Çalışmada Elazığ şehri ve yakın çevresindeki antropojenik jeomorfolojik değişimlerin tespiti için arazi çalışmaları ve CBS çalışmaları yapılacaktır. Literatür taramaları yapıldıktan sonra Harita Genel Müdürlüğünden alınan haritalar sayısallaştırılarak eğim bakı, yükselti, topoğrafya, arazi kullanımı, yerleşme alanları, yollar, vejetasyon tipleri haritaları oluşturulmuştur. Elde edilen arazi kullanımı değişimi ile antropojenik jeomorfoloji koşullarının havzadaki dağılışı hakkında ön bilgi çalışması yapılmıştır. Bu aşamadan sonra çalışma alanındaki antropojenik jeomorfoloji durumu, değişimi ve etkisinin anlaşılması için ilk olarak nicel veriler üretilmiştir.
Yanarsu (Garzan) Çayı Aşağı Havzası (Siirt/Kurtalan) jeomorfolojisi
Bu tez çalışmasında, Dicle Nehri'nin önemli kollarından biri olan Yanarsu (Garzan) Çayı Aşağı Havzası'nın jeomorfolojik özellikleri incelenmiştir. Yanarsu Çayı aşağı havzası, kuzeyden Mereto Dağı, güneyde Garzan ve Yanarsu dağları, batıdan Kıra Dağı ile sınırlandırılmaktadır. Kuzeydeki dağlık alanlar Paleozoyik ve Mesozoyik, güneydeki dağlık alanlar Eosen ve Oligosen dönemine ait Formasyonlardan oluşmaktadır. Bu iki dağlık kütle arasında havza tabanlarına karşılık gelen düzlükler ise Üst Miyosen-Pliyosen dolgularından oluşmaktadır. Diyarbakır Havzası'nın en doğu bölümünde güneyde Garzan ve Yanarsu Dağı, kuzeyde Eski Garzan Reşan Antiklinali arasında yer alan hafif dalgalı düzlükler, Garzan Ovası olarak adlandırılmaktadır. Ova, kuzey ve güneyde kıvrımlı yapılar arasında bir senklinale karşılık gelmektedir. Bu senklinal, Yanarsu (Garzan) Çayı tarafından iki parçaya bölünmüştür. Bu bölünme ile birlikte Yanarsu Çayı'nın batısında kalan alanlar akarsular tarafından fazla yarılmıştır. Doğuda kalan bölüm ise batıya göre fazla parçalanmamış hafif dalgalı düzlüklerden oluşmaktadır. Asıl Garzan Ovası, Yanarsu Çayı doğusunda kalan kuzey ve güneyden kıvrımlı yapılarla sınırlandırılan hafif dalgalı düzlüklere karşılık gelmektedir. Ova KB-GD doğrultusunda 10 km genişliğinde, 25 km uzunluğunda ortalama 250 km2'lik alan kaplamaktadır. Garzan Ovası, Üst Miyosen-Pliyosen çakıltaşı, kumtaşı ve kiltaşı litolojilerinden oluşan genç örtü birimleri üzerinde gelişmiştir. Üst Miyosen-Pliyosen boyunca sedimantasyon alanı olan havza Kuvaterner'de dış drenaja açılarak günümüz şeklini almıştır. Bu havzada buzul topoğrafyası dışındaki bütün yapılara ait yer şekilleri görülmekte olup jeomorfoloji açısından bir açık hava müzesi özelliğindedir.
Elazığ'ın kent jeomorfolojisi
Elazığ Doğu Anadolu Bölgesi sınırları içinde 38º 43' - 38 º 36' enlem daireleri ile 39º 07' - 39º 19' boylam daireleri arasında yer alır. Yerleşme tarihi Harput ile başlayan Elazığ, kuruluş ve gelişiminde ekonomik ve idari kararların yanında jeomorfolojik ve hidrolojik özellikleri belirleyici olmuştur. Jeomorfolojik özellikler Elazığ kentinin yerleşim sınırını belirlerken aynı zamanda kente ait silüetin ortaya çıkmasını sağlamıştır. İçme suyu isale hatlarının olmadığı dönemlerde ise su kaynaklarına coğrafi bağımlılık söz konusu olmuştur. Elazığ kenti, İçme suyu isale hatları ve Elektrik hatlarına kavuşması ile birlikte alansal olarak genişleme imkanı bulmuştur. Bu durum jeomorfolojik birimler üzerinde kent baskısının artmasına ve morfolojik değişimlerin yaşanmasına neden olmuştur. Ekonomik ve teknolojik ilerlemeler özellikle de kazı ve inşaat mühendisliği alanındaki gelişmeler morfolojik değişimlerin daha hızlı ve daha belirgin yaşanmasına neden olmuştur. Jeomorfolojik birimler üzerinde meydana gelen değişimler Elazığ'ın batısında daha belirgin yaşanmıştır. Bunun nedeni ise bu alanda arsa fiyatlarının yüksekliğine bağlı olarak topoğrafyanın yerleşmeye uygun olmadığı alanlardan daha fazla mekan kazanma isteği olmuştur. Kent bir taraftan doğal morfolojinin değişmesine neden olurken diğer taraftan da kenti morfolojisini ve kendi doğasını oluşturmuştur. Bilim insanları tarafından kurgulanmış çevre, inşa edilmiş çevre, ikinci doğa adı verilen bu kentsel çevre bazen doğaya uyum sağlamış bazen de doğayı kendine dönüştürmüştür. Doğal çevrenin kentsel çevreye dönüşmesi ile birlikte iklim, hidroloji, bitki örtüsü ve toprak örtüsünün değişikliğe uğraması yer yer de bozulması ile sonuçlanmıştır. Anahtar kelimeler: Coğrafya, Elazığ, kent jeomorfolojisi, kent morfolojisi, ikinci doğa
Kılıçözü Çayı Aşağı Havzası'nın (Kırşehir) uygulamalı jeomorfolojisi
Bu çalışmada, Kılıçözü Çayı Aşağı Havzası'nın genel jeomorfolojik özellikleri ve uygulamalı jeomorfolojisi incelenmiştir. Kılıçözü Çayı, Kızılırmak Havzasının orta bölümünde yer almaktadır. Havzayı batıda Naldöken Dağı (1516 m), doğuda Kervansaray Dağı (1679 m) sınırlandırmıştır. Kılıçözü Çayı Havzası'nın yukarı bölümü jeomorfolojik açıdan sade olduğu için, bu çalışmada aşağı havza değerlendirilmiştir. İnceleme alanında dağlık alanlar, platolar ve vadiler ana jeomorfolojik birimleri oluşturmaktadır. Jeolojik açıdan ise değişik formasyonda birimleri bünyesinde barındırmaktadır. Kırşehir çevresinde temeli Paleozoik'e ait "Kırşehir Masifi" oluşturmaktadır. Tersiyer'de yüksek kesimlerde önemli ölçüde aşınım olurken, aşınan bu malzeme havza tabanlarında birikmiştir. Bu dönemden sonra şiddetli bir şekilde aşındırılarak düzleştirilmiştir. Böylece plato özelliği kazanan alanlarda sert masiflerden oluşan yapılar dağlık özelliğini korumuştur. Kılıçözü Çayı Aşağı Havzası'nın jeomorfolojik, jeolojik ve iklim özelliklerinden kaynaklanan önemli sorunlar yaşanmaktadır. Uygulamalı jeomorfoloji kapsamında değerlendirilen bu sorunların başında, depremler, Kırşehir'i etkileyen sel ve taşkınlar ve erozyon gelmektedir. Arazi çalışmaları kapsamında belirlenen bu sorunlara çözüm önerileri sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Kırşehir, Kılıçözü Çayı Aşağı Havzası, Kırşehir Masifi, Uygulamalı Jeomorfoloji
Anamur çevresinin karst jeomorfolojisi
Anamur, Orta Toroslar Kuşağında, Türkiye'nin önemli karstik platolarından olan Taşeli Platosunun güneyinde yer alır. Anamur çevresi, karstlaşma koşulları ve oluşan şekiller açısından laboratuar niteliğinde bir sahadır. Araştırma alanı bulunduğu konum ve fiziki coğrafya şartları açısından belirgin farklılıklar barındıran bir araziye sahiptir. Yükselti koşullarının kısa mesafelerde değişmesi, kıyı bölgesindeki Akdeniz ikliminin yüksek Taşeli Platosunda bozulmasına neden olmuştur. İnceleme alanında farklı jeolojik dönemlere ait kayaç gurupları yer almaktadır. Anamur çevresi genel olarak şist ve karbonatlı kayaç guruplarının yaygın olduğu bir alandır. Özellikle kıyı kuşağında şistli yapılar hakimken, kuzeydeki platoluk saha kalker litojisine sahiptir. Çalışma konusunu oluşturan karstik yapılar ise, Anamur çevresinde, 8 farklı formasyon şeklinde yayılış göstermektedir. Bu yapıların karstlaşmasında litolojik belirleyicilerin tayin edilmesi maksadıyla, sahadaki söz konusu formasyonlardan kayaç numuneleri alınarak, MTA laboratuarında, XRF ve XRD analizleri yaptırılmıştır. Alınan örneklerin, karstik kayaç türü, bileşimindeki majör elementlerin oranları, dokusu, kristal yapısı, tane büyüklüğü gibi fiziksel ve kimyasal özellikleri tablo haline getirilmiş ve ilgili numune noktasındaki arazi gözlemlerine dayalı karstlaşma dereceleri belirlenmiştir. Ortaya çıkan tablo, Anamur çevresindeki eriyebilen kayaçlarda gelişen karstik şekillerin açıklanmasında faydalı sonuçlar vermiştir. Bunun yanında farklı yapılarda oluşan karstik şekillerin, fiziki ortam değişkenlerinin de etkisiyle farklı boyut ve tiplerde geliştikleri sebep ve sonuç ilişkisiyle açıklanmıştır. Bu şekiller birbirleriyle kıyaslanarak farklılık ve benzerlikler ortaya konulmuştur. Yapılan arazi gözlemleri ve yaptırılan analiz sonuçlarına göre; hem farklı litolojiler, hem de farklı karstlaşma koşullarının inceleme alanında bulunduğu, dolayısıyla karstlaşmanın, seçilen alanda belirgin farklılıklar meydana getirdiği anlaşılmıştır. Yine, yöre insanının bu arazileri nasıl kullandığı, karstik yapının nüfusun dağılışında nasıl bir etkiye sahip olduğu, tarım ve hayvancılık aktivitelerinde karstik alanların kullanımı gibi konular da açığa kavuşturulmuştur. Anahtar Kelimeler: Karstlaşma, Karstik Şekiller, Jeomorfoloji, Anamur, Taşeli Platosu
Rize'de şehirsel gelişimin jeomorfolojik birimler üzerindeki etkisi ve şehri etkileyen afetler
Rize şehri kuzeyde Karadeniz, batıda Fener Burnu ile doğuda Taşlıdere arasında yükseltisi 300-350 m'yi bulan tepelerle çevrelenmiş bir koyun çevresinde kurulmuştur. Şehir, Doğu Karadeniz'de, Karadeniz kıyısı ile güneyde yükseltisi 2500 m'yi geçen Rize Dağları'nın kuzey yamaçlarında yer almaktadır. İlin batı sınırını Derepazarı ve Kalkandere, doğu sınırını ise Çayeli ilçeleri oluşturmaktadır. Rize genelinde Paleozoyik bir temel üzerinde Kretase'de başlayan büyük orojenezle yüzeye çıkmış granodiyorit ve flişler geniş alan kaplamakla birlikte Neojen depolarına da rastlanılmaktadır. Litoloji olarak volkanik kayaçlar andezit, bazalt, dasit ve riyodasitlerden oluşmaktadır. Bu birimler dışında Üst Kretase dönemine ait volkano-sedimanter kayaçlar ise Rize şehri güneyinde yüzeylenmektedir. Kıyı düzlükleri ve vadi tabanlarının genişlediği alanlarda alüvyonlar görülmektedir. Rize şehrinin kurulduğu alanda denizel taraçalar, tepeler ve vadiler önemli morfolojik birimleri oluşturmaktadır. Şehrin kurulduğu alanın litolojik ve jeomorfolojik özellikleri yerleşmeleri olumsuz etkilemektedir. Şehrin yerleşme tarihi M.S. V. yüzyıla kadar gitmekte olup farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Şehrin kurulduğu alanın topoğrafik yapısı nedeniyle şehrin genişlemesi ve gelişmesine uygun arazi sınırlıdır. Bu nedenle şehir için zorunlu olarak kıyıdaki düzlük alanlar kullanılmıştır. Kısa sürede bu düzlüklerin dolmasıyla denizden arazi kazanma çalışmaları başlamıştır. İlk dolgu çalışmaları 1960'lı yıllarda başlamış olup günümüzde artarak devam etmektedir. Günümüzde resmi rakamlara göre Rize şehrindeki yerleşmelerin % 70'e yakını dolgular üzerinde yer almaktadır. Son 50-60 yıldan beri kıyıda yapılan dolgu çalışmaları nedeniyle kıyı bölgesinin morfolojik yapısında çok ciddi değişiklikler yaşanmıştır. Bu değişimin en bariz örneği kıyının 250-500 m arasında değişen değerlerde gerilemiş olmasıdır. Son 10 yılda denizin doldurulması dışında kıyı gerisindeki yamaçlarda yer alan çay üretim alanları da yerleşmeye açılmıştır. Rize şehrinin genişlemesine bağlı olarak jeomorfolojik birimlerde önemli değişmeler yaşanmıştır. Bu değişimin başında doğal kıyının ortadan kaldırılması, vadilerin doldurulması, yamaç ve sırtların oyulması gelmektedir. Yol ve yerleşme alanları için yapılan kazı çalışmalarında litoloji ve jeomorfoloji dikkate alınmamıştır. Bu durum nedeniyle sel, taşkın ve kütle hareketleri gibi doğal afetlerin sayısında ve etkisinde artış görülmektedir. Özellikle şehir içerisinde kalan dere yataklarının ortadan kaldırılması veya kanala alınması nedeniyle ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinde şiddetli sağanaklar sonrasında can ve mal kayıplarına neden olan sel ve taşkınlar yaşanmaktadır. Sel ve taşkın dışında büyük çaplı heyelanlar da yerleşmeler için ciddi tehlike arz etmektedir. Rize şehrinin 1980'den sonra hızlı gelişmesi ve bu gelişmede jeomorfolojik birimlerde ortaya çıkan değişme ve bu değişmenin doğal afetler üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla bu çalışma hazırlanmıştır. Doğu Karadeniz kıyı kuşağında yer alan şehirlerin hemen tamamında benzer sıkıntılar görülmekle birlikte, yerleşme alanı bakımından en sıkıntılı olanı Rize şehridir. Doğal afetlerin görülme sıklığı açısından da Rize şehri en ön sırada yer almaktadır. Şehrin bu özel durumu nedeniyle detaylı jeomorfoloji çalışmalarına uygun bir alandır.
Engizek Dağı ve çevresinin (Kahramanmaraş) jeomorfolojisi
Bu çalışmada Engizek Dağı'nın jeomorfolojik özellikleri incelenmiştir. Çalışma alanı Akdeniz Bölgesi'nin Adana Bölümü'nde yer alır. Saha idari olarak Kahramanmaraş il sınırlarının içerisinde kalmaktadır. Çalışma alanı, kuş uçuşu doğu-batı istikametinde yaklaşık olarak 40 km, kuzey-güney istikametinde ise 20 km uzunluğa sahiptir. Çalışma esas itibarı ile arazi gözlem ve incelemelerine dayanmaktadır. Bunun yanında haritaların üretilmesi aşamasında Uzaktan Algılama (UA) ve Coğrafi Bilgi Sistemlerinden (CBS) de faydalanılmıştır. Sahada belirlenen ve tespit edilen jeomorfolojik şekil ve birimler haritalanmış ve yorumlanmıştır. Toros orojenik kuşağı içerisinde yer alan Engizek Dağı, Güneydoğu Toroslar'ın en batıdaki bölümünde yer alır. Arabistan Levhası'nın güneyden kompresif hareketi sonucu sıkışarak yükselmeye maruz kalan sahada faylar, antiklinaller ve senklinallerin yanı sıra bindirmeler sonucu meydana gelmiş şaryajlar da mevcuttur. Jeolojik ve jeomorfolojik özellikler bakımından zengin olan çalışma sahasında dağlık alanlar, platolar ve taban arazilerinden oluşan ana jeomorfolojik birimler ayırtlanarak açıklanmıştır. Ayrıca jeomorfolojik şekillerden karstik şekiller (lapya, dolin, uvala, polye, mağara) tespit edilmiş olup, çalışma sahasında farklı şekil ve oluşuma sahip olan dolinler yeni sınıflandırma yöntemi baz alınarak açıklanmaya çalışılmıştır. Sahada en belirgin şekillerden bir diğeri de kuşkusuz buzul şekilleridir. Pleyistosen döneminde gerçekleşen (muhtemelen Würm) buzullaşma koşullarından etkilenmiş olan sahada 2300 m yükseltisinden sonra buzul şekillerine rastlanılmaktadır. Sahanın litolojik yapınsın kalkerlerden oluşması mikro buzul aşınım şekillerinin izlerinin silinmesine neden olmuştur. Çalışma alanında buzul vadileri, moren depoları, sirkler tespit edilmiş ve haritalanarak yorumlanmıştır.
Elbistan havzası'nın fiziki coğrafyası
Elbistan Havzası; Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Fırat Bölümü'nde yer almaktadır. Doğu Anadolu Bölgesi'nin en batı ucunda ve bölgenin İç Anadolu Bölgesi ile Akdeniz Bölgesi'ne komşu olduğu bir noktada yer alması nedeniyle havza; önemli bir geçiş sahasıdır. Büyük ölçüde su bölümü çizgisine göre sınırlandırılan havzanın yüzölçümü 5156,023 km², kuzey-güney doğrultusunda uzunluğu 65 km, doğu-batı doğrultusundaki uzunluğu ise 92 km' dir. Elbistan Havzası; Orta Toroslar'ın, Doğu ve Güneydoğu Toroslar olarak ikiye ayrıldığı kısımda yer alır. Havza, batıdan Doğu Torosların başlangıcını oluşturan Binboğa Dağları; doğuda Kepez Dağı, kuzeyden Hezanlı Dağı; güneyden ve güneydoğudan Güneydoğu Toroslar'ın öncüleri kabul edilen Berit Dağları ve Nurhak Dağları ile çevrilidir. Morfolojik olarak bir havza niteliğinde olan Elbistan Havzası, aynı zamanda jeolojik bir havza karakteri de göstermektedir. Havzanın merkezinde ve en alt seviyelerde Kuvaterner ile Üst Miyosen-Pliyosen yaşlı birimler görülürken, dışa doğru bu genç birimleri yaşları doğrultusunda çevreleyen ve aynı oranda yükseltileri kademeli olarak artış gösteren Orta Triyas-Kretase ve Üst Kretase yaşlı formasyonlar ile en dışta Paleozoik yaşlı birimler görülmektedir. Kuzey ve güneyde faylarla sınırlandırılan Elbistan Havzası, jeolojik olarak bir Neojen çöküntü havzasıdır. Doğu Anadolu Bölgesi'nin güneybatı ucunda yer alan Elbistan Havzası, bir taraftan içinde bulunduğu bölgenin iklim özelliklerini yansıtırken, diğer taraftan Akdeniz ve İç Anadolu bölgelerine komşu olmasından dolayı kendisine özgü bir iklim karakteri kazanmıştır. Her üç bölgenin de sahip olduğu iklim özelliklerini bünyesinde bulunduran bu iklim tipi geçiş tipi olarak tanımlanmaktadır. Elbistan Havzası'nın yüzey sularını, inceleme sahasında kaynağını alan ve bütün havzanın sularını drene eden Ceyhan Nehri ile onun yan kolları oluşturmaktadır. Yıl boyunca akım seviyesinde büyük değişiklik olmayan Ceyhan Nehri, düzenli bir rejime sahiptir. Elbistan Havzası toprak tipleri yönünden de oldukça zengindir. En geniş yayılım alanına sahip olan toprakları, zonal topraklar oluşturmaktadır. Bu gruba dâhil kahverengi topraklar sahadaki hâkim toprak tipi olup, havza tabanı ile plato alanlarında geniş yayılış göstermektedir. Elbistan Havzası'nın büyük bir bölümü doğal orman sınırı içine girmesine rağmen, asırlardan beri süregelen orman tahribi ve aşırı otlatmadan dolayı ormanların önemli bir kısmı ortadan kalkmıştır. Böylece, havzanın genel görünümüne step manzarası hâkim olmuştur. Orman alanları, havzanın doğu yarısında ve kuzey kesimlerinde daha çok dağlık alanlar üzerinde sınırlı ve seyrek şekilde görülürken, özellikle havzanın güneybatısında Doğu Anadolu'nun başka hiçbir yerinde mevcut olmayan çeşitlilik ve kapalılık göstermektedir. Bu şekliyle havzada alçaktan yükseğe doğru, 1000-1200 m'lere kadar çıkan sınırlı bir alanda doğal step, havza tabanından 2000 m'lere kadar olan alanlarda güneybatıda nemli, diğer kısımlarda kuru orman ve bunların tahrip edildiği yerlerde antropojen step, 2000 m'lerden daha yüksek kesimlerde ise yüksek dağ çayırları görülmektedir. Bu çalışmada ayrıca Elbistan Havzası'nın Fiziki Coğrafya özelliklerinden kaynaklanan; yanlış arazi kullanımı, erozyon, kütle hareketleri, depremsellik gibi önemli sorunlar açıklanarak, çözüm önerilerinde bulunulmuştur ANAHTAR KELİMELER: Kahramanmaraş, Elbistan, Afşin, Fiziki Coğrafya, Elbistan Havzası, Ceyhan Nehri, geçiş sahası, Elbistan Fayı.
Kahta Çayı (Adıyaman) taraçalarının kuvaterner jeomorfolojisi
Bu çalışmada; Fırat Nehri'nin önemli kollarından biri olan Kahta Çayı'nın oluşturduğu taraçaların jeomorfolojik özellikleri incelenmiştir. Güneydoğu Toroslar ve Kenar Kıvrımları kuşağı üzerinde yer alan Kahta Çayı Havzası Doğu Anadolu Fayı, Güneydoğu Anadolu Bindirmesi ve Adıyaman Fayı tarafından kesilmiş arızalı bir topografyaya sahiptir. Tektonik hareketlerle oluşan deformasyon ve Kuvaterner'de yaşanan iklim değişmeleri aşınımı hızlandırmıştır. Yukarı havzada yaşanan şiddetli erozyonla aşındırılan ve Kahta Çayı kolları tarafından taşınan malzeme eğimin azaldığı aşağı havzada biriktirmiştir. Geniş vadi tabanında biriktirilen bu dolgular aynı akarsu tarafından yarılarak taraçalar oluşmuştur. Ayrıntılı arazi çalışmalarında Kahta Çayı Vadisi'nde 6 taraça sistemi belirlenmiştir. Bunlardan 1-2 m taraçaları 3-5 m taraçalarına dahil edilerek taraça sayısı 5'e düşürülmüştür. Bu taraçalar Yarlıca Dağı kuzeyinden başlayıp Atatürk Baraj Gölü'ne kadar T1 90-120 m; T2 50-70 m; T3 30-40 m; T4 10-20 m ve T5 3-5 m yükseltilerinde görülmektedir. Kahta doğusunda bu taraçalar genç tektonik hareketlerden çok fazla etkilenmiş olup T3, T4 ve T5 taraçaları Atatürk Barajı suları altında kalmıştır. Tektoniğin etkisiyle Cendere Boğazı doğusundaki en yüksek taraça vadi tabanına göre 150-160 m yüksekte yer almaktadır. Bölgede etkili olan genç tektonik hareketler taraça dolgularını etkileyerek deforme etmiştir. Kahta Çayı taraçalarının sedimantolojik özelliklerini belirlemek amacıyla Kahta Çayı taraçalarından 11, Göksu Çayı taraçalarından 7 numune üzerinde çakıl, XRD ve SEM-EDX analizleri yapılmıştır. Taraçaların yaşlandırılması amacıyla aynı noktalardan alınan numuneler OSL (Optically Stimulated Luminescence) yöntemiyle yaşlandırılmıştır. OSL sonuçlarına göre inceleme alanında vadi tabanından 10 m yüksekte yer alan taraçaların tamamı son 10.000 yıl içerisinde, daha yüksekte yer alanlar ise 10.000 yıldan daha önce oluşmuştur. Başka ifade ile T5'e kadar olan taraçalar Pleyistosen'de, T5 ve daha alçak taraçalar ise Holosen döneminde oluşmuştur. Kahta Çayı Aşağı Havzası taraçalar dışında Türkiye'de tipik örgülü drenajın görüldüğü bir sahadır. Ayrıca bu havza Nemrut Dağı, Cendere Köprüsü ve Karakuş Tepesi gibi tarihi mekanları içinde barındıran çok ilginç bir alandır.