Knee
165 theses under this subject heading
Total diz artroplastisi sonrası postoperatif analjezi için intravenöz düşük doz ketamin infüzyonunun kullanımı: Morfin tüketimini azaltan en uygun doz hangisi?
Amaç: Bu çalışmada TDA planlanan hastalara postoperatif analjezi amacı ile iki gün farklı dozlarda sürekli i.v. ketamin infüzyonu yapılması sonucu morfin tüketimini azaltan optimal dozun bulunması ve bununla beraber yan etkiler, taburculuk süresi, hasta memnuniyeti ve derlenmenin değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Etik kurul onayı alındıktan sonra, TDA planlanan ASA I-III, 18 yaş üzeri 75 kadın çalışmaya alındı. Çalışma prospektif, randomize, çift kör yürütüldü. Spinal anestezi sonra Grup I, Grup II ve Grup III'teki 25'er hastaya sırasıyla 2 μg, 4 μg, 6 μ/kg/dk i.v. başlanan ketaminin cerrahi bitiminde yarıya düşürülerek postoperatif 48. saate kadar uygulandı. Postoperatif analjezi HKA morfinle sağlandı. Uygulama boyunca vitaller, komplikasyonlar, morfin tüketimi, VAS, taburculuk süresi, aktif diz fleksiyonunun 90° olduğu günle hasta memnuniyeti kaydedildi. Bulgular: Demografik ve hemodinamik veriler bakımından gruplar arasında fark yoktu. Bu çalışmada Grup III (38,96 ± 6,08 mg), Grup II (45,52 ± 8,23mg) ve Grup I'in (53,92 ± 5,49 mg) 48 saatlik kümülatif morfin tüketimleri arasındaki farklılık anlamlıydı (p=0,001). Grup III; Grup II ve Grup I'e kıyasla %27; Grup II, Grup I'e göre %15 daha az morfin kullandı. Postoperatif takip süreçlerinde grupların hareketsiz VAS<40mm. Hareketli VAS 12. saatteki ve taburculuk süresi Grup II'de Grup I'e göre daha etkili ve anlamlı bulunurken, postoperatif 6, 12, 24, 48. sa. ve 6.haftada hareketsiz VAS, 6 ve 12. saatte hareketli VAS, taburculuk süresi ve aktif diz fleksiyonu sadece Grup III dozunda Grup I'e göre daha etkindi (p≤0,05). Sonuç: Bu çalışmada TDA'nın postoperatif yönetiminde yan etki görülmeden optimal analjezi ve rehabilitasyon sağlayacak morfin tüketimini azaltan optimal ketamin dozunun Grup III olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Total diz artroplastisi, ketamin, morfin, postoperatif analjezi
Total diz protezinde medial parapatellar insizyon ile subvastus insizyonun sonuçlarının karşılaştırılması
Giriş ve Amaç: Total diz protezi ortopedik cerrahide en sık uygulanan ameliyatlardan biridir. Ameliyat sonrası komplikasyonları en aza indirmek ve hasta memnuniyetini arttırmak temel hedeflerden biri olmalıdır. Amacımız diz protezinde sıklıkla kullanılan iki insizyon olan medial parapatellar insizyon ile subvastus insizyonun patellofemoral komplikasyonlarla ilişkisini araştırmak ve hasta memnuyetini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada hastanemize 2010 - 2020 yılları arasında başvuran, osteoartrit tanısı konulmuş ve total diz protezi yapılmış olan ve takiplerine devam edilmiş olan 488 hastayı değerlendirdik. Bunlardan 242 tanesine medial parapatellar(%49.6), 246 tanesine ise subvastus insizyon (%50.4) kullanılarak total diz protezi yapılmıştı. Bu iki hasta gurubunu anterior diz ağrısı, patellar tilt, lateral retinakular gevşetme ihtiyacı, insall salvati indeksi ve womac skoru açısından karşılaştırdık. Bulgular: MPP veya SV insizyon ile total diz protezi uygulanan hastalar demografik özellikleri açısından karşılaştırıldığında iki gurup arasında yaş(p:0,186), cinsiyet(p:0,769), sigara kullanımı(p:0,607), BMI(p:0,051), eşlik eden hastalıklar (p:0,509) bakımından anlamlı bir farklılık saptanmadı. Subvastus insizyonda lateral retinakular gevşetme ihtiyacının (p:0,001), insall salvati indeksinin (p:0,001) ve patellar tiltin (p:0,001) MPP insizyona göre belirgin olarak daha az olduğu saptandı. İki gurup arasında anterior diz ağrısı (p:0,087) ve WOMAC skorları(0,052) açısından anlamlı bir farklılık saptanmadı. Sonuç: Subvastus insizyon patellofemoral komplikasyonlar bakımından medial parapatellar insizyona göre avantajlıdır. Fakat bu avantajlara rağmen hastaların womac skorlarında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Dolayısıyla subvastus insizyon patellofemoral komplikasyonları azaltsada total diz protezinin başka komplikasyonlarını arttırmış olabilir. Bunun için iki insizyonu farklı komplikasyonlar açısından karşılaştıran çalışmalar da yapılmalıdır. Anahtar kelimeler: Total diz protezi, medial parapatellar insizyon, subvastus insziyon
Diz osteoartritli hastalarda fiziksel performans, fonksiyonel durum, yürüme ve denge parametrelerinin incelenmesi
Bu çalışma, evre 2 ve 3 diz OA'lı bireyler ile sağlıklı bireylerin ağrı, fiziksel performans, fonksiyonel durum, yürüme ve denge parametrelerini incelemek amacı ile yapılmıştır. Çalışmaya ACR (American College of Rheumatology) kriterlerine göre evre 2 düzeyinde 17 (yaş ortalaması 49,24±8,22yıl), evre 3 düzeyinde 17 (yaş ortalaması 45,47±4,27yıl) diz OA'lı kadın ve sağlıklı 34 kadın (yaş ortalaması 47,35±6,73yıl) olmak üzere toplam 68 kişi dahil edilmiştir. Demografik veriler kaydedildikten sonra çalışmaya katılan tüm bireylerin ağrı şiddeti (Görsel Analog Skalası), Q açısı, normal eklem hareketi (gonyometre), fiziksel performans testleri (Otur Kalk Testi, Kalk ve Yürü Testi, 20 metre yürüme testi), yaşam kalitesi (Nottingham Sağlık Profili), fonksiyonel durum(WOMAC Osteoartrit İndeksi), denge (Berg Denge Ölçeği) ve yürüme parametreleri (Zebris-FDM-2 platformu) değerlendirilmiştir. Çalışma ve kontrol grubu karşılaştırıldığında; ağrı şiddeti, normal eklem hareketi, fiziksel performans testleri, denge, yaşam kalitesi, fonksiyonel durum ve yürüyüş parametreleri açısından çalışma grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Aynı zamanda Evre 2 diz OA'lı bireyler ile evre 3 diz OA'lı bireylerin ağrı şiddeti ve yaşam kalitesi ağrı alt skalasında Evre 2 lehine istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Bu çalışmanın sonuçları diz OA'lı kişilerin ağrı, fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi ile ilişkili sağlık durumlarının sağlıklı kişilere göre olumsuz yönde etkilendiğini, ancak farklı 2 evredeki osteoartritli bireylerin ölçüm sonuçlarının benzer olduğunu (yaşam kalitesi ile ilişkili ağrı değerlendirmesi dışında) göstermiştir. Bu çalışmanın sonucu diz osteoartritli bireylerin günlük yaşamlarının sağlıklı bireylere göre farklı boyutlarda olumsuz yönde etkilendiğini göstermesi açısından önemlidir. Bu nedenle bu hastaların değerlendirme ölçeklerinin seçilmesinde ve tedavinin planlanması aşamasında hastalık modelinden ziyade bireye özgü yaklaşım modelinin göz önünde bulundurulması oldukça önemlidir.
Diz osteoartiti olan yaşlılarda çörek otu ekstresi yağı ile uygulanan ayak refleksolojisi ve diz masajının ağrı ve yorgunluk semptomlarına etkisi
Bu çalışmada Diz Osteoartriti (OA) olan yaşlı bireylerde çörekotu ekstresi yağı ile uygulanan ayak refleksolojisi ve diz masajının ağrı ve yorgunluk semptomları üzerine etkisini incelemek ve bu iki uygulamanın hangisinin daha etkin olduğunu araştırmak amaçlanmıştır. Randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak planlanan çalışma toplam 150 katılımcıdan oluşmaktadır. Veriler bir üniversite hastanesinde Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Ünitesinde ayaktan tedavi gören, 65 yaş üstü, Mini Mental Test sonrası algılamasında sorunu olmayan katılımcılardan oluşturmaktadır. Randomizasyon sonrası katılımcılar her grupta 30 katılımcı olmak üzere beş gruba ayrıldı. Gruplar; 1) Çörek Otu ile Refleksoloji, 2) Placebo Refleksoloji, 3) Çörekotu ile Diz Masajı, 4) Placebo Diz Masajı ve 5) Kontrol gruplarından oluşmaktaydı. Katılımcılara "Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu", "Kellgren ve Lawrence", "Ağrı-Visual Analog Skala (A-VAS)", "Yorgunluk Şiddet Skalası ve Western Ontario and McMaster Universities Osteoarthritis Index "WOMAC" uygulandı. Uygulama gruplarındaki katılımcılara 6 hafta boyunca haftada bir seans 30 dk. süren uygulama yapıldı. Kontrol grubuna ise; bir girişim yapılmayarak rutin tedavi ve bakıma devam etmesi sağlandı. Katılımcılara 1. ve 6. haftalarda soru formları uygulanarak veriler toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde IBM Statistical Package for Social Sciences 22.0 yazılımından yararlanılmıştır. Değişkenler bağımsız iki gruptan oluşuyorsa ve normal dağılıyorsa Parametrik testlerden Independent Sample t testi veya veriler normal dağılmıyorsa Non-parametrik testlerden Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Bununla birlikte üç ve daha fazla gruptan oluşuyorsa ise ANOVA veya Kruskal Wallis testleri kullanılmıştır. OA hastalarında çörek otu yağı ile yapılan ayak refleksolojisi ve diz masajının, yağ kullanılmadan yapılan gruba göre ağrı ve yorgunluk şiddetini daha çok azalttığı, tüm gruplarda ise; çörek otu ile yapılan ayak refleksolojisinin ağrı ve yorgunluk şiddetini en etkin azalttığı belirlenmiştir.
Medial açık kama yüksek tibial osteotomi ve lateral kapalı kama yüksek tibial osteotominin posterior tibial eğim açısına etkisi
Eklem kıkırdağı ve subkondral kemik yıkımı ile yapımı arasında ilişkinin bozulması ile meydana gelen hastalığa osteoartrit (OA) denir. Tek kompartman osteoartritine en sık sebepler genel olarak mekanik aks kaynaklı sorunlardır. Varus dizlerde genellikle medial kompartman artrozu görülür ve çizilen mekanik aks eklemin medialinden geçer. Bu problemin çözülmesi için medial kompartmana binen yükü azaltmak ve yük dağılımını eşitlemek için yüksek tibial osteotomi (YTO) tekniği gündeme gelmiştir. Çalışmamızın amacı medial açık kama yüksek tibial osteotomi ve lateral kapalı kama yüksek tibial osteotomi yapılan hastalar posterior tibial eğim açısının değişimini incelemektir. Çalışma 2018-2023 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi ortopedi ve travmatoloji bölüme diz ağrısı nedeni ile başvuran, çekilen direk grafilerde medial kompartmanda varus deformitesi olan, bu nedenle medial açık kama yüksek tibial osteotomi ve lateral kapalı kama yüksek tibial osteotomi yapılan 63 hasta üzerinden gerçekleşmiştir. Lateral grafi üzerinden her grubun posterior tibial eğim açıları ölçüldü. Yapılan ölçümler sonucunda gruplar birbirleri arasında istatistiksel olarak kıyaslandı. Medial açık kama osteotomi (MAKO) yapılan hasta grubunda Pre op PTEA değeri 8,08 ± 3,93 ve Post-op PTEA değeri 9,26 ± 4,03 olarak bulunmuştur. Buna göre MAKO yapılan hasta grubunda ameliyat öncesi ile ameliyat sonrası arasında PTEA arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Lateral kapalı kama osteotomi (LKKO) yapılan hasta grubunda Pre op PTEA değeri 7,75 ± 3,43 ve Post-op PTEA değeri 6,71 ± 3,55 olarak bulunmuştur (p>0,05). MAKO yapılan grubun ameliyat sonrası posterior tibial eğim açıları ortalaması 9,26 ± 4,03 iken, Ameliyat sonrası LKKO yapılan grubun PTEA ortalaması 6,71 ± 3,55 olarak bulunmuştur. İstatistiksel olarak anlamlı farklılık oluştuğu görülmüştür p<0,05). Medial açık kama yüksek tibial osteotomi sonrası posterior tibial eğim açısının arttığı görülmüş ve bu sonucun literatür ile uyumlu olduğu sonucuna varılmıştır. Lateral kapalı kama yüksek tibial osteotomi sonrası ameliyat öncesi posterior tibial eğim açısı ile ameliyat sonrası eğim açısında fark olduğu ve kapalı kama yüksek tibial osteotomide eğimin azaldığı çalışmamızda gösterilmiş ve literatür ile desteklenmiştir.
Unikondiler diz protezinde postoperatif dizilimin diz fonksiyonları ve hasta memnuniyeti üzerine etkileri
Amaç: Medial kompartman gonartroz tedavisinde unikondiler diz ptotezi (UDP) uyguladığımız hastaların, ameliyat sonrası dizilimin diz fonksiyonları ve hasta memnuniyeti üzerine etkilerinin görülmesi amaçlanmıştır. Hastalar ve Yöntemler: Çalışmamızda 2011- 2014 yılları arasında UDP uyguladığımız 55 hastadeğerlendirildi. Bu hastaların 6 tanesine aynı seansta bilateral uygulandı. Toplam 61diz çalışmamıza dahil edildi. Hastalarımızın takip süresi ortalama 18.3 (9 – 43) aydır. Hastaların 49'u (%89.1) kadın, 6'i (%10.9) erkekten oluşmaktadır. Hastaların ortalama yaşı 63 (46 – 82)'dür. Hastalarımız ameliyat sonrası dizilimlerine(Mekanik aks) göre üçe ayırılmıştır. Zone 1'den geçenlere 1. Grup, Zone 2'den geçenlere 2. Grup , Zone C'den geçenler ise 3. Grup olarak adlandırılmıştır. Hastaların klinik ve fonksiyonel değerlendirilmeleri ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası 9. ayda Diz Cemiyeti(Knee Society) Skorlaması , WOMAC ve VAS skorlarına göre yapılmıştır. İstatiksel sonuçları SPSS 19.0 programı kullanılarak hesaplanmıştır. Bulgular: Her üç grubun yaş dağılımı ve VKİ(Vücut kitle indeks) birbirine benzer bulunmuştur. Diz cemiyeti(Knee socitey) skoruna göre 2. ve 3. gruplar sırasıyla 80, 90, 92.5 bulunmuş ve bu üç gruptaki farklılık statistiksel olarakanlamlı çıkmıştır. WOMAC skalasına göre sırasıyla 1. 2. ve 3. gruplar31.8, 24.9 ve 23.0 bulunmuştur.1. grup ile2. ve 3. gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı çıkmıştır(p<0.001). VAS skoruna göre ise 1. 2. ve 3.gruplar sırasıyla 2.0, 1.33 ve 0.89 bulunmuştur. 1. grup ile3. gruparasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı çıkmıştır (p<0.001). Sonuçlar: Medial kompartman gonartrozun tedavisinde, deneyimli ellerde yapılması ve ameliyat öncesi hastanın hassas değerlendirilmesi şartıyla UDP yüksek klinik başarıya sahiptir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan birisi alt ekstremite dizilimin(mekanik aksın) optimum noktaya getirilmesidir. Bu çalışmamız göstermektedir ki; dizilimin diz ekleminin ortasından geçtiği(Zone C) vediz eklemimin hafif medialinden(Zone 2) geçtiği hastalarda, hem diz fonksiyonu hem de hasta memnuniyeti açısından daha iyi sonuçlar elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Diz, Unikoniler diz protezi, Dizilim, WOMAC,
Spinal anestezi altında diz protezi operasyonu yapılan hastalarda uygulanan preoperatif sedasyonun postoperatif analjezi düzeyine etkisi
Spinal anestezi altında total diz protezi operasyonu yapılan hastalarda uygulanan preoperatif sedasyonun postoperatif analjezi düzeyine etkisi Amaç: Bu çalışmada spinal anestezi uygulanan hastalarda, midazolam sedasyonuna eklenen düşük doz ketaminin, postoperatif analjezik etkinliğini araştırmak hedeflendi. Çalışmamızda araştıracağımız primer sonuç, preoperatif verilen ketaminin postoperatif ilk 24 saat içindeki analjezik tüketimine ve bulantı - kusma insidansına etkisidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, hastanemiz etik kurulundan onay alındıktan sonra erişkin yaş grubunda diz protezi operasyonu geçirecek ASA I-II risk grubundaki 48 hastada gerçekleştirildi. Hastaların preoperatif yazılı onamları alındı. Prospektif, randomize, çift-kör planladığımız bu çalışmada hastaları, Ketamin ve kontrol olmak üzere 24'er kişiden oluşan 2 gruba ayırdık. Kontrol grubu hastalara 0.03 mg/kg midazolam ile Ketamin grubu hastalara 0.01 mg/kg midazolam ve 0.3 mg/kg ketamin (10 dakikada) ile sedasyon sağlandıktan sonra; 15 mg % 0.5 hiperbarik bupivakain ile L3-4 veya L4-5 aralığından spinal anestezi uygulandı. Her iki gruba da intraoperatif sedasyon ihtiyacı durumunda (hastayı Ramsey Sedasyon Skalasına göre 3 düzeyinde tutacak şekilde) 0.5 mg'lık dozlar halinde (3 - 5 dk beklenerek) midazolam i.v uygulandı. Duyusal blok, soğuk-sıcak ayrımı; sempatik blok, pinprick testi; motor blok, bromage skalası ile değerlendirildi. Duyusal blok T10 düzeyine yükselince ameliyata izin verildi. Preoperatif, intraoperatif ve postoperatif hemodinamik parametreler izlendi, kaydedildi. Postoperatif her iki gruba da hasta kontrollü analjezi yöntemiyle i.v morfin 24 saat süreyle uygulandı. Postoperatif Visuel Analog Scala, toplam morfin tüketimi, komplikasyon, yan etkiler ve hasta memnuniyeti değerlendirildi. Bulgular: Yaş ortalaması 66 ± 7 yıl olan 45 hasta çalışmaya alındı. Üç hasta cerrahi komplikasyon nedeni ile çalışmadan çıkarıldı. Gruplar arasında demografik veriler, anestezi süresi ve cerrahi süre, duyusal blok başlangıç süresi, motor blok gerileme süresi, uyku kalitesi ve hasta memnuniyeti açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Ketamin grubunda total morfin tüketimi, 2, 4, 6, 12 ve 24. saatlerdeki VAS düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p < 0.05). Sonuç: Preoperatif verilen düşük doz ketamin, VAS skorlarını, bulantı - kusma insidansını ve postoperatif morfin tüketimini anlamlı derecede azaltmıştır. Anahtar sözcükler: ketamin, spinal anestezi, morfin, hasta kontrollü analjezi.
Ağrıyla ilişkili sakatlık indeksinin Türkçe sürümünün geçerlilik ve güveniirliği
Bu çalışma Ağrıyla ilişkili Sakatlık İndeksi (AİSİ)'nin Türk toplumuna uyarlanması, geçerlik ve güvenilirliğinin araştırması amacıyla planlandı.Bu amaçla, polikliniğimize başvurmuş ACR kriterlerine göre diz osteoartriti tanısı almış, diz AP/LATERAL mukayeseli grafileri mevcut olan 151 hasta çalışmaya alındı. Katılımcıların sosyodemografik özellikleri kaydedildi. Tüm olgular tek bir fiziksel tedavi ve rehabilitasyon doktoru tarafından ayrıntılı şekilde muayene edildi. Olguların istirahatte, harekette ve muayene esnasında olan ağrıları visüel anolog skala ile değerlendirildi. Yine tek bir doktor tarafından vakaların mevcut diz grafileri Kellgren-Lawrence derecelendirmesine göre evrelendirildi.Tüm katılımcılara tek bir doktor tarafından AİSİ, WOMAC, SF-36 anketleri okunarak, katılımcıların anketleri doldurması sağlanmıştır.Test-tekrar test güvenilirliğin belirlenmesi amacıyla katılımcılardan 103 hastaya ilk değerlendirmeden 5 gün sonra tekrar AİSİ uygulandı.Ölçeğin güvenilirliği; iç tutarlılık, ve test-tekrar test güvenilirliği ile değerlendirilmiş ve elde edilen bulgular ölçeğin Türkçe formunun iyi derecede güvenilir olduğunu göstermiştir.Geçerlik analizinde AİSİ'nin, SF-36 ve WOMAC'ın benzer alt skalaları ile korelasyonunun oldukça yüksek olduğu saptanmıştır.Sonuç olarak; bizim çalışmamız AİSİ'nin Türk toplumunda yüksek derecede geçerli ve güvenilir olduğunu göstermiştir.
Ön çapraz bağ anteromedial ve posterolateral bandlarının fleksiyon ve ekstansiyondaki uzunluk farkları (Kadavra çalışması)
Amaç: Çalışmamızda ön çapraz bağın AM ve PL bandlarının fleksiyon ve ekstansiyon esnasındaki uzunluklarını ölçmeyi ve istatistiksel olarak incelemeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: T.C. Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumunda 10 kadavranın hem sağ hem de sol dizi olmak üzere toplam 20 kadavra dizi üzerinde çalışıldı. 10 kadavranın hepsi erkekti (%100). Diz anterior longitudinal insizyonla girildi. Cilt, cilt altı geçildikten sonra medial parapatellar insizyonla diz eklemine ulaşıldı. Ön çapraz bağ AM ve PL bandlarınının fleksiyon ve ekstansiyondaki uzunlukları milimetrik fleksibl cetvel kullanılarak ölçüldü. Elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirildi. İstatistiksel çalışmada wilcoxon testi kullanıldı.Bulgular: Ortalama yaş 46.5'tu (32-62). AM ve PL bandların fleksiyon ve ekstansiyon esnasındaki uzunlukları arasında anlamlı fark saptandı (p<0,05). Ön çapraz bağın AM ve PL bandlarının boyları fleksiyon ve ekstansiyonda istatistiksel olarak anlamlı olarak değişmektedir. ÖÇB'nin AM ve PL bandlarının fleksiyon ve ekstansiyon esnasında oluşan uzunluk farkları birbirleri arasında incelendiğinde ise anlamlı fark saptanmadı (z=0,085, p=0,932).Tartışma ve Sonuç: Çalışmamızda AM ve PL bandların fleksiyon ve ekstansiyon esnasındaki uzunlukları istatistiksel olarak anlamlı değiştiği görüldü. Tek bant yöntemi ile yapılan ön çapraz bağ rekonstrüksiyonunda ön çapraz bağın sadece anteromedial bandı rekonstrükte edilir. Çift bant tekniğinde ise ön çapraz bağın hem anteromedial hem de posterolateral bandları rekonstrükte edilmektedir. Çift bant tekniği ile yapılan ön çapraz bağ rekonstrüksiyonunun ön çapraz bağ fonksiyonel anatomisine daha fazla uyacağını ve stabiliteye daha fazla katkı sağlayacağını düşünüyoruz. AM ve PL bandlar farklı fleksiyon derecelerinde farklı davranış sergilerler ve uzunluklarında farklılıklar meydana gelir. Ön çapraz bağ yaralanması olan hastalarda ön çapraz bağ rekonstrüksiyon tekniği belirlenirken bu bilgilerin göz önünde bulundurulması gerektiğini düşünmekteyiz.Anahtar kelimeler: Ön çapraz bağ, anteromedial bant, posterolateral bant, uzunluk farkları.
Diz artroskopilerinden sonra intravenöz olarak uygulanan Lornoksikam ile intravenöz olarak uygulanan Tenoksikamın postoperatif analjezik etkinliklerinin karşılaştırılmas
Amaç: Diz artroskopilerinden sonra intravenöz olarak uygulanan lornoksikam ile intravenöz olarak uygulanan tenoksikamın postoperatif analjezik etkinliklerinin karşılaştırılmasını amaçladık.Gereç ve Yöntem: Sağlık Bakanlığı İlaç Eczacılık Genel Müdürlüğü İlaç Klinik Araştırmalar Etik Danışma Kurulu onayı ve hastaların sözlü-yazılı onayı alındıktan sonra diz artroskopisi uygulanacak 50 hasta çalışmaya alındı. Tüm olgulara standart genel anestezi indüksiyonu ve idamesi uygulanarak rastgele iki grup oluşturuldu. Grup I'de 8 mg lornoksikam intravenöz olarak turnike açılmadan 10 dakika önce uygulandı, grup II'de 20 mg tenoksikam turnike açılmadan 10 dakika önce intravenöz olarak uygulandı. Postoperatif 30., 60., 120., 240. dakikalarda VAS dinlenmekle ve hareketle değerlendirildi. VAS 5 ve üzerindeki değerlerde ek analjezik uygulandı. Analjezik uygulama saatleri kaydedildi. Ayrıca postoperatif bulantı ve kusma takibi yapıldı.Bulgular: Grupların demografik özellikleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak fark saptanmadı (p>0,05). Gruplarda postoperatif analjezi değerlendirildiğinde; kaydedilen dinlenmekle ve hareketle 30.,60.,120.,240. dakika vizüel analog skala değerlerinde her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p=0,945, p=0,693, p=0,596, p=0,044, p=0,492, p=0,461, p=0,084, p=0,024). Postoperatif bulantı kusma yönünden ve ek analjezik gereksinimi açısından gruplar değerlendirildiğinde gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p>0,05)Sonuç: Diz artroskopilerinden sonra intravenöz olarak uygulanan lornoksikamın ve tenoksikamın etkin bir postoperatif analjezi sağladığı düşünüldü. İntravenöz olarak uygulanan her iki yöntemde de dinlenme ve hareketle ağrıların zaman içerisinde istatistiksel olarak anlamlı derecede azaldığı saptanmasına rağmen bu azalmanın uygulanan ilaçlar arasında anlamlı farklılık yaratmadığı gözlemlendi.Anahtar Sözcükler: Nonsteroid antiinflamatuar ilaç, lornoksikam, tenoksikam, postoperatif ağrı
Diz eklemi protezinin tasarımı için gerekli antropometrik ölçümler
Amaç:Bu çalışmanın amacı, diz eklemine yönelik ideal protez tasarımı için kuru kemik ve canlıda antropometrik ölçümleri elde etmektir.Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı laboratuvarlarında bulunan 109 adet femur ve 119 adet tibia'da antropometrik ölçümler yapıldı. Ayrıca 55-65 yaş arası 58 gönüllü kişide antropometrik ölçümler gerçekleştirildi. Kuru kemik ölçümlerinde dijital kaliper ve plastik gonyometre kullanıldı. Canlıdaki ölçümlerde antropometrik set, gonyometre, dijital kaliper, mezura ve boy ölçerli mekanik tartı kullanıldı. İstatistiksel analizler SPSS 17 programı kullanılarak yapıldı.Bulgular: Femur'a ait ölçümlerde; medio-lateral genişlik doğu toplumundakilere benzer, batı toplumundakilere kıyasla küçük; antero-posterior uzunluk doğu ve batı toplumundakilerden küçük, sulkus interkondilaris genişlikleri doğu toplumundakilere benzer, batı toplumundakilerden büyük bulundu. Sağ ve sol taraf kıyaslandığında sadece kollodiafizer açıda anlamlı fark görüldü. İnterkondiler fossa genişliği hariç diğer ölçümler arasında kuvvetli ilişki saptandı (p<0.001). Tibia'ya ait ölçümlerde; antero-posterior uzunluk ve medio-lateral genişlik batı toplumuna göre küçük, doğu toplumuna yakın bulundu. Sağ ve sol taraf kıyaslandığında; sağ taraftaki ölçümler daha büyüktü. Canlıda yapılan ölçümlerde kadınların sağ ve sol Q açısı erkeklerden daha dar bulundu. Boy ile diz ROM'u arasında pozitif korelasyon (p<0.001), kilo ve vücut kitle indeksi ile diz ROM'u arasında negatif korelasyon (p<0.001), boy ile Q açısı arasında zayıf korelasyon bulundu (p<0.001). Kadınlarda erkeklere göre; biiliak çap, uyluk ve bacak çevresi daha büyük, ROM ve Q açısı daha dar, tibia ise daha kısa idi.Sonuç: Total diz artroplastisinin başarısı, operasyon sırasında ölçüm ve kesilerin hatasız yapılması ve uygun ebatta komponent seçimine bağlıdır. Rezeke kemik yüzeyi ile protez arasındaki uyumsuzluğu en az seviyeye indirebilmek için; diz eklemini oluşturan kemiklerde ve osteoartrit prevelansının yüksek olduğu 55-65 yaş arası bireylerde ırk, yaş ve cinse özgü anatomik ve morfolojik farklılıkları dikkate alarak yapılan bu antropometrik ölçümlerin hem ortopedik cerrahlar hem de diz protezi tasarımını yapanlar için yol gösterici olacağı düşünülmektedir.Anahtar Sözcükler: antropometrik ölçümler, diz morfometrisi, femoral komponent tasarımı, tibial komponent tasarımı
Diz osteoartritinde terapötik ultrasonun etkinliği
ÖZETAmaç: Diz osteoartritinde (OA) terapötik ultrason uygulamasının ağrı, fonksiyon ve günlük yaşam aktiviteleri üzerine etkisini araştırmaktır.Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya diz osteoartritli 78 kadın hasta dahil edildi. Hastalar terapötik ultrason (US) ve sham ultrason (Sham) şeklinde iki gruba randomize edildiler. US sürekli modda, 5 dakika, 1 MHz frekansında, 1 watt/cm2 yoğunluğunda toplam 10 seans uygulandı. Tüm hastalara korunma önerileri ve ev egzersiz programı verildi. Hastalar tedavi öncesinde, tedavinin 2. ve 12. haftasında Vizüel Analog Skala (VAS), Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC), 50 metre yürüme süresi ve Nottingham Sağlık Profili (NHP) ile değerlendirildiler.Bulgular: Çalışmayı 70 hasta tamamladı. Hastaların 50 metre yürüme sürelerinde ve NHP anketinde anlamlı bir değişiklik gözlenmedi. VAS değerlerinde her iki grupta belirgin azalma saptandı ve bu azalma US grubunda daha belirgindi (p=0,016). Gruplar arasındaki fark anlamlı olmamakla birlikte US grubunda WOMAC ağrı (p=0,009), günlük yaşam aktivitesi (p=0,018) ve total skorlarda (p=0,015) belirgin iyileşme saptanırken, sham grubunda değişiklik saptanmadı. US tedavisi sırasında ve izlem süresince hiçbir yan etki gözlenmedi.Sonuç: Terapötik US tedavisi diz OA'lı hastalarda ağrının azaltılması ve günlük yaşam aktivitelerinin düzelmesinde etkin ve güvenilir bir yaklaşım olabilir ve etkinliği 12. haftada devam etmektedir.Anahtar sözcükler: Diz, osteoartrit, terapötik ultrason, WOMAC
Total diz protezinde postoperatif hasta kontrollü analjezide levobupivakain levobupivakain-morfin ile femoral sinir bloğu
Total Diz Protezinde Postoperatif Hasta Kontrollüanaljezide Femoral Sinir Kateterinden Levobupivakain ve Levobupivakain-Morfinin Karşılaştırılması Amaç: Total diz protezinde ultrasaund eşliğinde femoral sinir bloğu ile birlikte postoperatif hasta kontrollü analjezide femoral sinir kateteri yoluyla levobupivakain (% 0.5) ve levobupivakain (% 0.5) + morfin (1 mg) uygulamasının operasyon sonrası ağrı kontrolü, analjezik tüketimi ve ek ilaç gereksinimi üzerine etkisinin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurul onayı ve gönüllülerin yazılı ve sözlü onayları alınarak, ortopedi ve travmatoloji bölümü tarafından diz protezi cerrahisi yapılacak yaşları 18-75 arasında değişen toplam 40 hasta çalışmaya alındı. Hastalar rastgele iki gruba ayrıldı. Tüm hastalarda anestezi indüksiyonu sodyum tiopental (3-5 mg/kg) ile gerçekleştirildi ve nöromuskuler blokaj için vekuronyum (0,1 mg/kg) kullanıldı. Anestezi idamesi oksijen + azot protoksit + sevofluran ile sağlandı. Operasyon sonrası ultrason eşliğinde öncesinde I. gruba (n=20) 20ml % 0,5 levobupivakain ile blok sonrasında femoral sinir kateterinden 6ml/st gidecek şekilde % 0,5 levobupivakain, II. gruba (n=20) 20 ml % 0,5 levobupivakain + 1 mg morfin ile femoral sinir bloğu sonrasında femoral sinir kateterinden 6 ml/st % 0,5 levobupivakain + 0,05 ml/kg morfin hasta kontrollü analjezi ile uygulandı. Hastaların intraoperatif sevofluran tüketimi, hemodinamik parametreleri ve postoperatif dönemde 1.,15.,30.,60.dakika, 2., 4., 6., 12.,18. saatlerde hemodinamik parametreleri , ağrı düzeyleri (VAS), ek analjezi ihtiyaçları, sedasyon düzeyleri ve bacaktaki motor hareketleri ve yan etkiler kaydedildi. Postoperatif takipleri 2. saatten sonra Ortopedi ve Travmatoloji servisinde alındı. 18. saatte kateter çıkarılarak 24. saate kadar takiplerine devam edildi. Bulgular: Grupların demografik verileri ve hemodinamik parametreleri, sedasyon düzeyler ve yan etkileri benzerdi. Postoperatif Vizüel Analog Skala değerleri, levobupivakain + morfin kullandığımız grupta sadece levobupivakain kullandığımız gruba göre anlamlı derecede düşük bulundu (p<0,05). Ayrıca bu hasta grubunda diğerine göre daha fazla motor blok oluştuğu, ancak bunun postoperatif mobiliteyi etkilemediği gözlendi. Kullanılan total lokal anestezik miktarı benzer olmasına rağmen morfin eklenen gruptaki hastalarda analjezik talebinin diğer grubuna göre daha az olduğu belirlendi. Sonuç: Diz protezi yapılan hastalarda postoperatif analjezide femoral sinir bloğu ve sonrasında kateter yoluyla uygulanan HKA etkili bir yöntemdir. Lokal anesteziğe eklenen morfin ile daha etkin analjezi sağlandığı, ek analjezik gereksiniminin azaldığı ve hastaların mobilizasyonunu etkilemeyecek düzeyde motor blok süresini uzadığı kanısına varıldı. Anahtar Kelimeler: Femoral sinir bloğu, levobupivakain, morfin, Vizüel Analog Skala
Diz ağrılarında, femoral sinir pulse radyofrekans termokoagülasyon yöntemi ile diz eklemi pulse radyofrekans termokoagülasyon yöntemlerinin karşılaştırılması
Diz ağrılarında, femoral sinir pulse radyofrekans termokoagülasyon yöntemi ile diz eklemi pulse radyofrekans termokoagülasyon yöntemlerinin karşılaştırılması
Diz osteoartritinde farklı egzersiz uygulamalarının femoral kartilaj kalınlığı üzerine etkisinin ultrasonografi ile değerlendirilmesi
Diz Osteoartritinde Farklı Egzersiz Uygulamalarının Femoral Kartilaj Kalınlığı Üzerine Etkisinin Ultrasonografi ile Değerlendirilmesi
Arka çapraz bağın korunarak uygulandığı ve kesilerek uygulandığı diz protezlerinde klinik ve radyolojik sonuçların karşılaştırmalı değerlendirilmesi
Çalışmamızda bağ korunarak ve kesilerek uygulanan total diz protezlerinin retrospektif olarak uzun dönem sonuçlarının ortaya konulması amaçlanmıştır. Kliniğimizde Haziran 2006-2014 tarihleri arasında arka çapraz bağı koruyarak uyguladığımız 54 total diz protezli hastamızın 59 dizi ve Temmuz 2006-2012 yılları arasında bağ kesen total diz protezi uygulanan bulunan 61 hastanın 80 dizi çalışmamıza dahil edilmiştir. 54 hastamızın 51'i (%94,5) primer osteoartrit nedeniyle opere edilirken, geride kalan 3 hastamızın (%5,5) altta yatan romatoid artrit hastalığı vardı. Yaşları 54 ile 82 arasında değişiyordu, yaş ortalaması ise 67,4'idi. Bağ kesen grubun yaşları 42-85 arasında değişiyordu. (ortalama 65.4) 59 hasta primer osteoartrit nedeniyle opere edilirken, 1 hasta romatoid artrit nedeniyle, 1 hasta diz travması sonucu gelişen sekonder osteoartrit nedeniyle opere edildi. Hastalarımız Amerikan Diz Cemiyeti skorlama sistemine göre ameliyat öncesi ve sonrası değerlendirildiler. Radyolojik değerlendirmesi ise Total Diz Protezi Radyolojik Değerlendirme Kriterlerine göre yapılmıştır. Diz skoru bağ koruyan grupta preoperatif 48,4 (36-72) iken postoperatif 93,3 (76-100) olarak hesaplanmıştır. Bağ kesen protezde ise preoperatif değerlendirilen 61 hastanın 80 dizinde diz skoru ortalama 38-71 arasında olup ortalama 43.7 olarak hesaplanmışken postoperatif dönemde diz skoru 78-100 olarak hesaplanmıştır. Bağ koruyan protez yapılan grupta hastaların fonksiyonel skoru preoperatif 31,2 (15-60) iken ameliyat sonrası 84,8' e (60-100) yükselmiştir. Bağ kesen grupta ise fonksiyon skoru 10-60 ortalama 35.08 postoperatif 60-100 ortalama 82.2 olarak hesaplanmıştır. 1 hastamızda 5 yıl sonra geç protez enfeksiyonu olduğundan revizyon total diz protezi operasyonu yapılmıştır. Bağ kesen grupta ise 1 hastaya GÜS 'den yayılan hematojen enfeksiyon nedeniyle revizyon diz protezi uygulanmıştır. Her iki grupta da iyi sonuçlar bildirilmiştir.. Uygulanan total diz protezleri uygun hasta seçildiğinde, uygun ameliyathane koşulları sağlandığında, tecrübeli cerrahlar tarafından uygulanan, sonuçları yüz güldürücü cerrahi bir girişimdir.
Diz eklem içi patolojilerinde preoperatif magnetik rezonans görüntüleme raporları, muayene ve intraoperatif artroskopi bulgularının karşılaştırılması
Giriş:Diz eklemi;çevresindeki kas dokuların az olması,yük taşıyan bir eklem olması,artan sporsal aktiviteler gibi sebeplerle sık yaralanan ve poliklinik başvurularında en sık yakınma sebebi olan eklemdir. Diz eklemi patolojilerinde tanı;anamnez,fizik muayene ve görüntüleme yöntemleri ile konulmaktadır.MRG yumuşak dokuları göstermedeki başarısı sebebi ile diz ekleminde en sık uygulanan görüntüleme yöntemlerinin birisidir. Ülkemiz şartlarında poliklinik başvuruların yoğunluğu hastaların fizik muayene değerlendirme sürelerini düşürmektedir.Artan görüntüleme tetkikleri sebebi ile radyologların da MRG raporlama için ayırdıkları süreleride azalmaktadır.Günlük poliklinik işleyişi şartlarında yoğunluk nedeni ile diz eklem içi patolojilerinde muayene tanı başarılarının ve MRG raporlarının tanı başarısının düştüğünü düşünmekteyiz. Materyal metod:Çalışmaya retrospektif olarak polikliniğimizde fizik muayenesi yapılan,tespit edilen patolojiye yönelik MRG tetkiki yapılan ve çeşitli merkezlerde 1.5 tesla MRG tetkiki yapılmış ve kliniğimizde opere edilmiş 171 hasta dahil edildi.Mcmurray,appley,lachman ve pivot shift muayeneleri,MRG de rapor edilen menisküs lezyonları,ACL,PCL,kıkırdak lezyonu,medial patellar plica varlığı kayıt altına alındı.Fizik muayene ve MRG raporlama başarıları altın standart olan artroskopi bulguları ile karşılaştırıldı.Aradaki uyum değerlendirilmesi için kappa analizi yapıldı.İstatistiksel olarak p<0.05 anlamlı kabul edildi. Bulgular:Mcmurray ve apley testinin menisküs yırtıklarını belirlemede sırasıyla %76 -%73duyarlılık,%73-%82 özgüllük,%76-%75 tutarlılık düzeyine sahip olduğu ve uyum düzeyi kappa-065 ,-068(zayıf) olarak belirlendi.Lachman ve pivot shift testinin ACL rüptürü belirlemede sırasyıla %78-%88 duyarlılık,%97-%98 özgüllük,%92-%96 tutarlılık düzeyine sahip olduğu ve uyum düzeyinin kappa-169,-173(zayıf) oldukları belirlendi. MRG nin menisküs yırtıkları için%70 duyarlılık,%73 özgüllük,%70 tutarlılık düzeyi ve uyum düzeyinin kappa 242(düşük) olduğu belirlendi.Medial ve lateral menisküs yırtıkları için sırasıyla %75-%30 duyarlılık,%76-%98 özgüllük,%75-%85 tutarlılık düzeyine sahip olduğu ve kappa uyum düzeyinin 421-381(orta-düşük) olduğu belirlendi.MRG'nin ACL lezyonlarını belirlemede %78 duyarlılık,%97 özgüllük,%93 tutarlılık düzeyine sahip olduğu ve kappa uyum düzeyinin 780(önemli) olduğu tespit edildi.MRG'nin ileri evre kıkırdak lezyonları için %72 duyarlılık,%93 özgüllük,%81 tutarlılık düzeyine sahip olduğu ve kappa uyum düzeyinin 632(önemli)olduğu belirlendi. Sonuç:Poliklinik şartlarında yeterince vakit ayrılmadan yapılan muayenelerin tanı koymada başarı oranının literatüre göre düşük seviyede kaldığını saptadık.Güncel şartlarda MRG raporlamarında meniskal yırtıkları için literatüre göre düşük seviyede kaldığını,medial menisküs için tanı başarısının lateral menisküse göre daha iyi seviyede olduğunu,ön çapraz bağ lezyonları için tanı başarısının önemli düzeyde olduğunu,ileri evre kıkırdak lezyonlarını belirlemede önemli olduğunu sonucuna vardık..Bununla birlikte poliklinik şartlarında ön çapraz bağ ve ileri evre kıkırdak lezyonları için yapılan raporlamanın tanı ve tedavi protokolünü değiştirebilecek düzeyde olduğunu saptadık.Muayene ve MRG raporlamada deneyimin ve yeterli süre ayırmanın klinik başarıyı artıracağını ve tek başına fizik muayene veya MRG raporlamaları ile operasyon kararı verilmesinin doğru olmayacağını,anamnez muayene ve MRG raporlarının kombine edilmesi gerektiğini bu şekilde gereksiz artroskopik girişimlerin önlenebileceğini düşünmekteyiz.
Diz osteoartritinde ultrasonun farklı yoğunluklarının klinik ve sonografik parametreler üzerine etkisi
Bu çalışma diz osteoartritinde ultrasonun farklı yoğunluklarının, klinik ve sonografik parametrelere etkinliğini karşılaştırmak amacı ile yapılmıştır. Çalışmaya primer diz osteoartriti tanısı konulan, 45-70 yaş arası 90 hasta alındı. 30 kişilik üç gruba ayrılan hastalar 3 hafta süreyle, haftada 5 gün, toplamda 15 seans tedaviye alındı. Tüm hastalara her iki dize 20 dakika hotpack, 20 dakika transkutanöz elektriksel sinir stimülasyonu (TENS) ve 5'er dakika sürekli ultrason (birinci gruba 1 MHz, 1 W/cm2; ikinci gruba 1 MHz, 1.5 W/cm2; üçüncü gruba 1 MHz, 2 W/cm2) tedavisi uygulandı. Tüm hastalara izometrik egzersiz programı verildi. Hastalar tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedavi sonrası 1. ayda vizuel analog skala (VAS), WOMAC (Western Ontario and McMaster Universities Arthritis Index), Lequesne algo-fonksiyonel diz indeksi ve ultrason eşliğinde femoral kıkırdak kalınlığı ölçümü ile değerlendirildi. Çalışmaya alınan gruplar arasında demografik veriler açısından anlamlı fark bulunmadı. Her üç grupta tedavi öncesine göre tedavi sonrası ve tedavi sonrası 1. ayda VAS ağrı (p=0,001), WOMAC ağrı, sertlik ve fiziksel fonksiyonellik (p=0,001) ile Lequesne indeksi skorlarında (p=0,001) anlamlı bir azalma, femoral kıkırdak kalınlığı ölçümlerinde ise anlamlı bir artış tespit edildi (p=0,001). Gruplar arası değerlendirmelerde anlamlı bir farklılık saptanmadı. Grup*interaksiyon değerlendirmelerine bakıldığında, 2 W/cm2 yoğunlukta ultrason tedavisi uygulanan grupta diğer gruplara göre, femoral kıkırdak kalınlığı ölçümlerinde anlamlı artış saptandı (p<0,05). Sonuç olarak; diz osteoartritinde sürekli ultrason tedavisinin farklı yoğunluklarının klinik ve fonksiyonel parametreler üzerine iyileştirici, kıkırdak rejenerasyonunu arttırıcı etkisi gözlendi. Bu sonuçların, diz osteoartriti tedavisinde yol gösterici olacağı düşüncesindeyiz. Anahtar kelimeler: Diz, Osteoartrit, Ultrason, Femoral Kartilaj Kalınlığı
Adli yaş tahmininde diz MR görüntülerinin uygulanabilirliği
Amaç: Adli tıp uygulamalarında yaş tahmini, hukuk sistemleri açısından ayrı bir önem arz ettiği gibi adli tıbbın güncel araştırma konularından da birisidir. Ülkemizde 12-15-18 ve 21 yaşlar yasal sorumluluk açısından önemli yaş gruplarıdır. Adli makamlarca cinsel istismar, şüpheli doğum kayıtları, evlenme ve yasadışı göç gibi birçok durumda genellikle de adli tıp uzmanlarından mağdur ya da sanığa yaş tespiti yapılması istenmektedir. Yaş tespitinde en çok radyolojik yöntemler kullanılmakta olup son dönemlerde tıbbi endikasyon dışı uygulamalarda non-iyonize yöntemler tercih edilmesine çalışılmaktadır. Bu nedenle non-iyonize, non-invaziv ve ayrıntılı görüntü sunabilen MR görüntüleri kullanılarak adli yaş tahmininde uygulanabilirliği açısından çalışma yaparak bu konudaki veri tabanını genişletmek amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi polikliniklerine Ocak 2012-Nisan 2018 tarihleri arasında başvurup diz MR çekilen yaşları 10-25 arasında değişen hastaların MR görüntüleri, Dedouit ve ark. tanımladığı evreleme metoduna göre retrospektif olarak incelendi. Endokrin bozukluklar, metabolik hastalıklar, sistemik hastalıklar, konjenital sendromlar, kemik maligniteleri, steroid tedavisi, kemoterapi, radyoterapi gören, diz eklemini ilgilendiren kırık, cerrahi fiksasyon, kemik iliği ödemi vb. olan olgular çalışma dışı bırakıldı. 292'si erkek ve 197'si kadın olmak üzere toplamda 489 hastanın diz MR görüntüsü incelendi. Çalışmada 1.5 T MR, 4 mm kesit kalınlık, koronal kesit fast spin echo proton yoğunluk ağırlıklı sekansından elde edilen görüntüler değerlendirildi. Bulgular: Distal femur epifiz ossifikasyonunda tespit edilen evre 5'in (15 yaştaki bir olgu ve 14 yaştaki bir olgu hariç tutulduğunda) her iki cinsiyette, proksimal tibial epifiz ossifikasyonunda ise erkeklerde evre 5'in 18 yaş ve üzerinde olduğu tespit edildi. Evre 1 ve evre 2'nin de her iki cinsiyette hem distal femur hem de proksimal tibial epifiz için en son 18 yaş altında görüldüğü tespit edildi. Yaş ortalamalarına göre kadınlarda ossifikasyonun erkeklere kıyasla daha erken meydana geldiği görüldü. Sonuç: Çalışmamız verilerine göre yaş tahminlerinde MR görüntüleri 18 yaş sınırının belirlenmesi ile ilgili diğer radyolojik yöntemlere ek olarak kullanılabilecek non-iyonize bir yöntemdir. Yaş tahminlerinde MR kullanımının rutine girebilmesi için çok merkezli, karşılaştırmalı ve prospektif özellikte deneyimli çalışmacılarca yapılacak daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Yaş Tahmini, Manyetik Rezonans (MR), Distal Femur, Proksimal Tibia.
Total diz replasmanı geçirmiş bireylerde geç dönem egzersiz eğitiminin etkinliğinin karşılaştırılması
Bu çalışma, diz osteoartriti sonucu total diz replasmanı geçirmiş bireylere geç dönemde verilen egzersiz eğitiminin yaşam kalitesi, hareket korkusu, ağrı ve eklem sertliği üzerine olan etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya en az 6 ay önce total diz replasmanı geçiren 55 yaş ve üzeri 14'ü kadın, 6'sı erkek 20 gönüllü birey dahil edildi. Bu çalışma için özel olarak egzersiz programı oluşturuldu. Bireylere uygulanacak 8 haftalık bu egzersiz programı haftada 5 gün, günde 2 defa 15'er tekrar olacak şekilde hastalara öğretildi ve hatırlatma amacıyla özel olarak hazırlanan egzersiz görsellerinin açıklamalarıyla birlikte yer aldığı broşürler bireylere verildi. Bireylerin egzersiz takibi düzenli olarak yapıldı. Egzersiz takibi için bireyler haftada 1 gün evlerinde gözlemlendi. Çalışmamızda yaşam kalitesini ölçmek için Short Form 36 (SF-36) ölçeği, eklem sertliğini değerlendirmek için Western Ontario Mc Masters Osteoartrit İndeksi (WOMAC) testi, ağrı için Visual Analog Skala (VAS) ölçeği ve hareket korkusunu ölçmek için ise Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ) kullanıldı. Testler egzersiz öncesi ve sonrasında aynı fizyoterapist tarafından bireylere tekrarlandı. Toplanan veriler kaydedildi, analizleri yapıldı ve sonuçlar karşılaştırıldı. Elde edilen verilere bakıldığında; egzersiz öncesi ve sonrası ağrıda azalma olduğu görüldü. Aynı şekilde hareket korkusu ve eklem sertliğinde azalma olduğu, fiziksel fonksiyon, enerji ve ruh sağlığı parametresinde ise artma olduğu belirtildi. Bu değişimlerin anlamlı olduğu belirlendi (p<0,05). Fiziksel rol ve genel sağlık algısı parametrelerinde olumlu anlamda değişim olmasına rağmen sonuçlar anlamlı düzeyde değildi (p>0,05). Sonuç olarak total diz replasmanı geçiren hastalarda geç dönemde ağrıyı azaltmak, hareket korkusunu en aza indirgemek ve fiziksel fonksiyonu iyileştirmek için egzersiz tedavisinin kullanılabileceği gösterilmiş oldu. Anahtar kelimeler: Total Diz Replasmanı, Hareket Korkusu, Yaşam Kalitesi, Egzersiz, Ağrı.
Total diz atroplastisinde operasyon öncesi radyografik ölçümlerle implant boyutu belirlenebilir mi ?
Amaç: Total diz protezi planlanan hastaların operasyon öncesi görüntülemeleri ile kullanılacak implant boyutunun güvenirlirliği, doğruluğunu ve klinik rolünü belirlemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Ortopedi Travmatoloji Polikliniğine diz ağrısı şikayeti ile başvurmuş ve primer osteoartritli tanısı ile Mart 2011 - Mart 2020 tarihleri arasında takip edilen, primer total diz protezi yapılmış olan 499 hasta ve 625 diz retrospektif olarak incelendi. 499 hastadan uygun radyografik görüntülemesi olan, dört farklı implant markasından eşit olacak şekilde 160 hasta çalışmaya dahil edildi. Operasyon öncesi ön-arka ve yan diz grafilerine göre, distal femur ve proksimal tibia ölçümleri ile tahmini implant boyutu şeçildi. Ameliyat sırasında femur ve tibia için kullanılan implant boyutlarıyla operasyon öncesi seçilen tahmini implant boyutları karşılaştırıldı. Seçilen ve önerilen protezler arası uygunluk ve güvenirlilik değerlendirildi. Bulgular: Tüm hastalar için operasyonda kullanılan proteze göre cronbach's alfa katsayısı incelendi ve seçilen protez ile önerilen protez arasında yüksek uyum olduğu saptandı. Ancak önerilen tibia protez tipi ile operasyonda kullanılan arasındaki kappa uyumu 0.54 orta düzey uyum; Femur için 0.70 yüksek uyum olarak bulunmuştur. Markalara göre femurda en yüksek uyumun Stryker (kappa: 0.72) ve Depuy (kappa: 0.71), tibia için en yüksek uyum Depuy (kappa: 0.64) bulunmuştur. Tibia ve femur için kullanılan protezler ile önerilen protezler arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır. ( p<0.05) Tüm çalışma grubunda genel femoral komponent uyumu % 76,9 (123) iken, ± 1 boyutuna göre uyum % 96,8 (155) olarak bulunmuştur. Tibial komponent uyumu ise % 64,4 (103) iken, ± 1 boyutuna göre uyum % 92,5 (148) olarak bulunmuştur. Sonuç: Total diz atroplasti ameliyatı öncesi direk radyografik ölçümlerle implant tahmini uygun protez boyutunun belirlenmesinde tatmin edici ve kabul edilebilir sonuçlar bulunmuştur. Uygun implat tahmini cerrahi etkiliği ve verimliliği arttıracaktır. Ortopedik cerrahlara ek görüntüleme yapılmadan operasyon öncesi planlama yaparken kullanılabilecek protez hakkında bilgi sahibi olabileceklerdir.
Medial gonartroz nedeniyle kapalı kama yüksek tibial osteotomi yapılan hastaların orta dönem klinik ve radyolojik sonuçları
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 1998-2009 yılları arasında aynı cerrah tarafından 109 hastanın 115 dizine lateral kapalı kama yüksek tibial osteotomi uygulanmıştır. Bu hastalardan ameliyat sonrası en az 5 yılını dolduran (60-156 ay) 75 adet hasta (80 diz) çalışma için kontrol muayenesine çağrılmıştır. Çağrımıza yanıt vererek kontrole gelen 35 diz çalışma materyalimizi oluşturmaktadır. Ortalama takip süresi 87,65 aydır. Olgu serimizin ameliyat öncesi 54,68 olan ortalama Knee Society Score (KSS) skorunun son değerlendirmede 70,17'ye çıktığı saptanmıştır. KSS skoruna göre çok iyi ve iyi olan dizlerin oranı %77,1 olarak bulunmuştur. Minimum beş yıllık takip sonuçlarımıza göre son kontrol muayenesine göre en kötü klinik sonuçlar (KSS skoru 40) varus dizilimi gelişmiş olan dizlerde, en iyi klinik sonuçlar (KSS skoru 86) 4 derece valgus dizilimi olan dizlerde alınmıştır. Kapalı kama yüksek tibial osteotomi sonrası tibial eğim ve patella yüksekliği anlamlı derecede azalmaktadır. Tibial eğimde ve patella yüksekliğinde görülen değişiminin hasta memnuniyeti ve fonksiyonları üzerine etkisi yoktur. Tibial eğim ve patella yüksekliğinde meydana gelen azalmanın koreksiyon derecesi ile ilişkisi yoktur. Çalışma sonuçlarımıza göre ameliyat sırasında cinsiyet ve ameliyat sonrası geçen sürenin ameliyat sonuçlarına bir etkisi yoktur. Sonuçları olumsuz etkileyen en önemli faktörler gonartroz evresinin ileri olması ve elde edilen valgus diziliminin değerinin korunamamasıdır. Valgus dizilimi korunan dizlerde başarılı sonuçlar yıllarca devam etmektedir. Hasta yaşı ve obezite sonuçları kötüleştiren diğer faktörlerdir. Yüksek tibial osteotominin lateral kompartman üzerine olumsuz etkisi yoktur. Lateral kompartmanda dejenerasyon gelişen olgular koreksiyon kaybı olan ve dizin tüm kompartmanlarında artrozu ilerleyen olgulardır.
Ön çapraz bağ revizyonu operasyonunun klinik başarısının değerlendirilmesi
Ön Çapraz Bağ (ÖÇB) spor yaralanmalarından sıklıkla etkilenen ve diz ekleminin stabilitesini sağlayan temel anatomik yapılardan biridir. ÖÇB insan organizmasında en çok hasara uğrayan bağdır. ABD'de yılda yaklaşık 200.000 ön çapraz bağ yaralanması olmakta ve 100.000 ön çapraz bağ rekonstrüksiyonu yapılmaktadır. Genç, aktif spor yapan ve ÖÇB'ı tam rüptüre olan hastalarda cerrahi tedavi önem kazanmaktadır. Literatürdeki tüm serilerde primer ÖÇB rekonstrüksiyonu sonrası başarı oranları %90 civarında bildirilmektedir. %10 dolayında hastada ise çeşitli nedenlerle sonuçlar başarısız olmakta ve bunların bazılarında revizyon cerrahisi gerekebilmektedir. ÖÇB revizyon cerrahisinin sonuçları primer cerrahi kadar iyi olmayabilir. Hastaya yapılacak cerrahinin hedefleri, olası sonuçları, elde edilecek düzelmenin sınırları açıkça anlatılmalı, revizyon cerrahisinin bazen sadece bir kurtarma ameliyatı olduğu belirtilmelidir. Revizyon cerrahisi için uygun hastalar, günlük aktiviteler ya da spor sırasında dizinde instabilite yakınması bulunan ve klinik muayene ile de bu instabilite tespit edilen aktif, yüksek motivasyonlu hastalardır. Bu çalışmada, Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'na başvuran ve ön çapraz bağ rerüptürü tanısı konulan, 2000 - 2015 yılları arasında opere edilen hastaların preoperatif değerlendirmeleri ve postoperatif fonksiyonel sonuçlarının retrospektif olarak karşılaştırılması planlanmıştır. Çalışmamıza, tamamı erkek ve beyaz ırktan 20 olgu dahil oldu. Olguların yarısı (10) sağ ; yarısı (10) sol taraftan opere edilmişti. Olgularımızın yaş olarak en küçüğü 18 en büyüğü 47 ve ortalama yaş 31,1 yıl idi. 2000 ile 2015 yılları arasında opere ettiğimiz olgularımızın ortalama takip süresi 44,8 ay (min.30 – max.131) olarak gerçekleşti. Güncel çalışmalar mevcut uygulamalar ile revizyon ÖÇB cerrahisinin başarısızlığının azalarak %10 ile %25 arasında olduğunu bildirmektedir. ÖÇB rekonstrüksiyonunda yetmezliğin tanımı tam olarak yapılamadığı için kesin bir başarısızlık oranından bahsetmek zordur. ÖÇB rekonstrüksiyonu yetmezliğinin sebebini tespit etmek zordur. Birden fazla sebep bu duruma neden olabilir ve genellikle yetmezliğin sebebi tespit edilemez. En sık ve en önüne geçilebilir sebep ise cerrahi tekniktir. Çalışmamızda tüm olguların SF 36 yaşam kalite ölçeğine göre Fiziksel Fonksiyon testi, Sosyal Fonksiyon testi, Ruhsal Sağlık testi, Ağrı, Fiziksel Rol Kısıtlanması, Ruhsal Rol Kısıtlanması, Enerji, Genel Sağlık Durumları preop-postop karşılaştırıldı. 2000 IKDC Subjektif Diz Değerlendirme Skorları, KOOS Diz Skorları, Lysholm Diz Skorları, Cincinnati Skorları, Tegner Aktivite Düzeyi Ölçekleri, Ön Çapraz Bağ Yaşam Kalitesi Anketi Skorları preop – postop karşılaştırıldı. Revizyon ameliyatı öncesi SF36 değerleri (fiziksel fonksiyon, sosyal fonksiyon, ruhsal sağlık, genel sağlık, ağrı, enerji, fiziksel rol kısıtlanması) ile revizyon ameliyatı sonrası SF36 değerleri arasında çok anlamlı fark bulundu (P=0.001). Revizyon ameliyatı öncesi 2000 IKDC Subjektif Diz Değerlendirme Skoru, KOOS Diz Skoru, Cincinnati Skoru, Tegner Aktivite Düzeyi Ölçeği, Ön Çapraz Bağ Yaşam Kalitesi Anketi Skorları ve Lysholm diz Skorları ile revizyon ameliyatı sonrası 2000 IKDC Subjektif Diz Değerlendirme Skoru, KOOS Diz Skoru, Cincinnati Skoru, Tegner Aktivite Düzeyi Ölçeği, Ön Çapraz Bağ Yaşam Kalitesi Anketi Skorları ve Lysholm Skorları arasında çok anlamlı fark bulundu (P=0.000). Tüm olguların Preop X-ray bulguları ile Postop X-ray bulguları karşılaştırıldı. Revizyon ameliyatı öncesi Preop X-ray bulguları ile revizyon ameliyatı sonrası Postop X-ray bulguları arasında IKDC 2000 Diz Muayene Formu'na göre grup A'dan grup B'ye veya grup B'den grup C'ye ilerleme şeklinde anlamlı fark olduğu görüldü. (P=0.008). Hastalarımızdan menisektomi yapılmış olan grup ile menisküsü korunmuş olan grup arasında ve kıkırdak lezyonu olan grup ile kıkırdak lezyonu olmayan grup arasında postop skorları arasında istatiksel olarak fark olup olmadığına bakıldı. Menisektomi yapılmış olan grup ile menisküsü korunmuş olan grup arasında Ruhsal Sağlık, Ağrı, Enerji, Genel Sağlık Durumu, Fiziksel Fonksiyon, Sosyal Fonksiyon, Fiziksel Rol Kısıtlanması, Ruhsal Rol Kısıtlanması, 2000 IKDC Subjektif Diz Değerlendirme Skoru, KOOS Diz Skoru, Cincinnati Skoru, Tegner Aktivite Düzeyi Ölçeği, Ön Çapraz Bağ Yaşam Kalitesi Anketi Skoru, Lysholm Diz Skoru açısından anlamlı fark yok idi. Ancak bu sonucun çalışmaya katılan vaka sayısının yetersizliğinden olabileceği, yeterli vaka sayısına ulaşılırsa istatistiksel olarak anlamlı fark olabileceği sonucuna varıldı. Kıkırdak lezyonu olan grup ile olmayan grup arasında arasında Ruhsal Sağlık, Ağrı, Enerji, Genel Sağlık Durumu, Fiziksel Fonksiyon, Sosyal Fonksiyon, Fiziksel Rol Kısıtlanması, Ruhsal Rol Kısıtlanması, 2000 IKDC Subjektif Diz Değerlendirme Skoru, KOOS Diz Skoru, Cincinnati Skoru, Tegner Aktivite Düzeyi Ölçeği, Ön Çapraz Bağ Yaşam Kalitesi Anketi Skoru, Lysholm Diz Skoru açısından anlamlı fark yok idi. Ancak bu sonucun çalışmaya katılan vaka sayısının yetersizliğinden olabileceği, yeterli vaka sayısına ulaşılırsa istatistiksel olarak anlamlı fark olabileceği düşünüldü. Sonuçta uyguladığımız ÖÇB revizyon cerrahisi, diz değerlendirme skorlarına ve yaşam kalite anketlerine göre hastalara fayda sağlamaktadır. Ancak bu konuda daha büyük hasta gruplarını içeren çalışmalar yapılması gerekmektedir.
Patellofemoral Ağrı Sendromu'nda ısı uygulamasının dizin propriyoseptif düzeyine etkisi
Amaç: Bu araştırmanın amacı sıcak uygulamanın PFAS'da propriyosepsiyona olan etkisinin değerlendirilmesidir.Gereç ve Yöntem: Klinik olarak tek taraflı PFAS tanısı almış 40 hasta ve 20 normal gönüllüden oluşan dış kontrol grubu çalışmaya alındı. Hastalar 20'şer kişilik iki gruba ayrıldı. İlk muayene sırasında her iki gruptaki hastaların dört farklı açı (15º, 30º, 45º, 60º) için aktif EPD ve Vibrasyon ile alınan propriyosepsiyon ölçümleri normal kontrol grubunun ölçümleri ile karşılaştırıldı. Daha sonra bir gruba sadece egzersiz(grup 1), diğer gruba egzersiz+sıcak uygulama(grup 2) tedavisi 6 hafta süreyle verildi. Hastaların 3'er hafta arayla ilk muayenede yapılan ölçümleri tekrarlandı. Aynı zamanda hastaların klinik gidişi de ilk muayene, 3. ve 6. hafta kontrollerinde doldurulan modifiye Lysholm diz skoru ve görsel ağrı skalası ile izlendi. Grupların kendi içlerindeki karşılaştırmalarda Wilcoxon signed rank test kullanıldı. İki grubun yapılan ölçümlerinin birbiriyle karşılaştırılmasında ise Mann-Whitney U test kullanıldı. Çalışmanın güç analizleri NCSS 2004/PASS 2002 kullanılarak yapıldı.Bulgular: Hastalar patolojik dizlerine anlık sıcak uygulama sonrasında, sıcak uygulama öncesine göre EPD(15º, 30º, 45º, 60º) ile yapılan ölçümlerde daha az yanıldılar ve vibrasyon ile titreşimi daha uzun süre hissettiler. Bu durum dizin ileri fleksiyon derecelerinde daha belirgindi. Karşı dizin ileri fleksiyon derecelerinde de EPD ile daha az yanılma saptandı. 6 hafta süreyle tedavi (egzersiz veya egzersiz+sıcak) verilmesi ile her iki grubun 3 hafta arayla ölçülen EPD ve vibrasyon değerlerinde patolojik dizde iyileşme olduğu saptandı. Bu iyileşme dizin ileri fleksiyon derecelerinde daha belirgindi. Karşı dizlerde de EPD ile dizin ileri fleksiyon derecelerinde iyileşme olduğu saptandı. Egzersiz+sıcak uygulama tedavisi verilen grupta sözü edilen iyileşmeler, sadece egzersiz verilen gruba göre anlamlı derecede daha fazla oldu. Klinik patellofemoral ağrılı olguların takiplerinde, patolojik dizlerinde vibrasyon ile yapılan propriyosepsiyon ölçümleri ile elde edilen sonuçlar, EPD ile birebir paraleldir.Sonuçlar: Klinik PFAS'lu olgularda anlık sıcak uygulama patolojik dizde propriyosepsiyonu iyileştirir. Bu iyileşme dizin ileri fleksiyon derecelerinde daha fazla olur. Anlık sıcak uygulama karşı dizde de ileri fleksiyon derecelerinde iyileşme sağlar. Egzersiz veya egzersiz+sıcak uygulama da patolojik dizde propriyosepsiyonu iyileştirir. Bu iyileşme dizin ileri fleksiyon derecelerinde daha belirgindir. Karşı dizde de ileri fleksiyon derecelerinde propriyosepsiyonda iyileşme olur. Aralıklı sıcak uygulama patolojik dizde propriyosepsiyonu iyileştirir. Bu iyileşme dizin ileri fleksiyon derecelerinde daha belirgindir. Karşı dizde de ileri fleksiyon derecelerinde propriyosepsiyonda iyileşme olur. Vibrasyon diz ekleminde propriyosepsiyon ölçümleri için kullanılabilecek iyi bir ölçüm yöntemidir.