Root canal filling materials
71 theses under this subject heading
Apikal rezeksiyon operasyonunda kullanılan retrograd dolgu materyallerinin yeni kemik oluşumuna etkisinin retrospektif olarak karşılaştırılması
Ömaç: Çalışmamızda, MTA, bioagregat ve guta dağlama ile apikal rezeksiyon yapılan hastalarında kemik kazanım miktarı açısından karşılaştırılmalı olarak değerlendirilmesi amaçlandı. Materyal ve Metot: 01.01.2013 – 01.11.2020 tarihleri arasında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı'nda tedavi görmüş olan konservatif endodontik tedaviler ile yanıt alınamamış apikal lezyonlu dişleri bulunan hastalar değerlendirmeye alınmıştır. Endodontik tedavi görmüş ve apikal rezeksiyon işlemi uygulanmış 18 yaşından büyük hastalarda, kullanılan tekniğe göre MTA, bioagregat ve guta dağlama yöntemi uygulanan hastaların retrospektif verileri incelenerek gruplara ayrılmıştır. Hacim ölçümleri, işlem öncesi ve 6 ay sonrasındaki volumetrik tomografilerinde hacimsel ölçümler arasındaki fark üzerinden yapılmıştır. Alan ölçümleri işlem öncesi ve 6 ay sonrasındaki röntgenlerde, defektin horizontal ve vertikal en geniş noktaları esas alınarak yapılmıştır. Ölçümlerde Dolphin Imaging 11.8 dijital görüntüleme ve analiz programı ile kullanılmıştır. Gerçekleştirilen işlemler ve retrograd dolgu materyalleri hasta kayıt sisteminden ve formlarından temin edilmiştir. Hastaların yaş, cinsiyet, lezyon boyutu, kullanılan retrograd materyali kayıt altına alınmıştır. Çalışmamızda Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis parametrik olmayan istatistiksel analiz testleri uygulanmıştır. Bulgular: Arşivlerden elde edilen veriler incelendiğinde 40 hastadan alan ölçümü, 5 hastadan ise hacim ölçümü yapıldığı belirlenmiştir. 6 aydaki kemik kazanımı açısından alansal ve hacimsel ölçümler sonucundan MTA, bioagregat ve guta dağlama uygulanan hastalar arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır(P<0.05). Lezyon boyutları büyük olan hastalarda kemik dolum miktarının daha fazla olduğu gözlenmiştir. Rezeksiyon miktarın MTA uygulanan hastalarda daha yüksek bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızda, apikal rezeksiyon işleminde guta dağlama yöntemi, MTA ve bioagregat retrograd dolgu materyalleri arasında kemik kazanımı açısından anlanmlı bir fark bulunmamıştır. Anahtar Kelimeler: Apikal Rezeksiyon, Bioagregat, Kemik Kazanımı, MTA,
Güncel diş renkli restoratif dolgu materyallerine farklı uygulama prosedüründeki ev tipi beyazlatma ajanları uygulandıktan sonra fiziksel özelliklerinin in vitro olarak incelenmesi
Bu tez çalışmasında, güncel diş renkli restoratif dolgu materyallerine, farklı uygulama prosedüründeki ev tipi beyazlatma ajanları uygulandıktan sonra fiziksel özelliklerinin in vitro olarak incelenmesi amaçlandı. Ormocer nano-hibrid üniversal kompozit rezin (Admira Fusion, Voco, Almanya); Cam karbomer dolgu (GCP Cam karbomer, GCP Dental, Hollanda); yüksek viskoziteli cam iyonomer siman dolgu ( Equia Forte, GC Dental, Japonya) ve TCD matriks bazlı kompozit rezin (Topaz, Kulzer, Japonya) kullanılarak her materyalden 30 adet, toplamda 120 örnek, 10x2 mm'lik metal kalıp içerisinde üretici firma talimatlarına uygun olarak hazırlandı. Admira Fusion ve Topaz'dan hazırlanan örnekler LED ışık cihazı (Valo Cordless, Ultradent, ABD) ile 20 saniye polimerize edildi. Sırasıyla 400, 600, 800 ve 1000'grenlik silikon karbid zımparalarla, polisaj cihazı (Minitech 233, Presi, Fransa) kullanılarak su soğutması altında ön düzleştirmeleri yapıldı. Elmas partikülleri içeren polisaj lastiği (Dimanto, Voco, Almanya) ile tüm örneklerin su soğutması altında polisajı yapıldı. Equia Forte'den hazırlanan örneklere rezin bazlı yüzey örtücüsü (Equia Forte Coat, GC Dental, Japonya) sürülerek 20 saniye LED ışık cihazı ile polimerize edildi. Cam karbomer ile hazırlanan örneklere ise bitim materyali (GCP gloss, GCP Dental, Hollanda) sürüldükten sonra 90 sn boyunca GCP CarboLED ışık cihazı (GCP Dental, Hollanda) uygulandı. Tüm örnekler yapay tükürük kullanılarak termal yaşlandırma cihazında (SD Mechatronik Thermocycler, SD Mechatronik, Almanya) 10.000 siklus uygulanarak yaşlandırma işlemine tabi tutuldu. Renk ölçümleri bir spektrofotometre (Vita EasyShade Advance 4.0, Vita Zahnfabric, Almanya) ile; yüzey pürüzlülükleri ise konvansiyonel profilometre (MarSurf M 300 C, Mahr Gmbh, Almanya) cihazı kullanılarak yapıldı. Ayrıca mikrosertlik test cihazı (Shimadzu Mikrosertlik Test Cihazı HMV-2 Serisi, Shimadzu, Japonya) ile mikrosertlik ölçümleri yapıldı ve ortalamaları alınıp kaydedildi. Her restoratif materyalden hazırlanan örnekler rastgele üç gruba ayrıldı (n=10). Gruplardan ilki kontrol grubu olup hiçbir beyazlatma prosedürü uygulanmadı. Diğer iki gruptan birine % 10 karbamid peroksit (KP) içeren ajan (Opalescence PF % 10, Ultradent, ABD) günde 8 saat; diğerine % 45 KP içeren ajan (Opalescence Quick PF % 45, Ultradent, ABD) günde 30 dakika 14 gün boyunca üretici firma talimatlarına uygun olarak uygulandı. Beyazlatma prosedürü sırasında örnekler 37ºC'lik etüvde yapay tükürük solüsyonu bulunan metal küvette bekletildi. Beyazlatma prosedürü bittikten sonra, tüm örneklerin yüzey pürüzlülüğü ölçümü, renk analizi ve mikrosertlik ölçümleri tekrar yapıldı. Verilerin istatiksel analizi, Windows için SPSS (SPSS Inc., Chicago, Illinois, ABD) 15.0 versiyon paket programı kullanılarak yapıldı. Verilerin analizi için parametrik tek yönlü varyans analizi(ANOVA), Dunnet, Bonferroni testleri ve Student's t testi kullanıldı. Anlamlılık p< 0.05 düzeyinde değerlendirildi. Admira Fusion'un yüzey mikrosertliği (VMH), total renk değişimi (ΔE) ve yüzey pürüzlülüğü değerlerinin (Ra) uygulanan beyazlatma prosedürlerinden etkilenmediği belirlendi. GCP cam karbomer'e % 10 KP uygulamasından sonra VMH ve Ra değerlerinde bir değişim gözlenmezken; ΔE değerinin arttığı ve klinik olarak kabul edilebilir sınırın üzerine çıktığı görüldü. % 45 KP ile yapılan beyazlatma uygulamasından ise tüm parametrelerde olumsuz etkilendi ve klinik olarak kabul edilebilir değerlerin üzerinde sonuçlar elde edildi. Equia Forte'ye % 10 KP uygulamasından sonra VMH ve Ra değerlerinde bir değişim kaydedilmezken; ΔE değerinin arttığı ve klinik olarak kabul edilebilir sınırın üzerine çıktığı görüldü. % 45 KP uygulamasından sonra ise ΔE ve Ra değerlerinde bir farklılık belirlenmezken; VMH değerinin arttığı görüldü. Topaz'a % 10 KP uygulamasından sonra yüzey VMH ve ΔE değerlerinde azalma tespit edildiği; Ra'nın etkilenmediği görüldü. % 45 KP uygulamasından sonra Ra ve ΔE değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamazken; VMH'nın azaldığı tespit edildi. % 10 ve % 45 KP içeren ajanlarla ev tipi beyazlatma prosedürü uygulandığında önceden varolan Admira Fusion ile yapılmış dolgular eğer diş rengi ile uyumlu ise restorasyonların değiştirilmelerine gerek olmayabilir. Diğer tüm restoratif materyallerin ise beyazlatma uygulamaları sonrası en az bir parametresi olumsuz etkilendiğinden önceden varolan restorasyonların beyazlatma sonrasında değiştirilmeleri önerilebilir. Anahtar kelimeler: ev tipi beyazlatma, cam karbomer, ormocer, TCD- üretan, yüksek viskoziteli cam iyonomer siman, yapay tükürük, termal yaşlandırma.
Epoksi rezin ve biyoseramik esaslı kanal dolgu patlarının kök kanal duvarlarından uzaklaştırılmasında etanol ve EDTA solüsyonlarının etkinliğinin değerlendirilmesi
Bu tez çalışmasının amacı, tekrarlayan kök kanal tedavilerinde kök kanal dolgu materyalinin uzaklaştırılmasında son yıkama solüsyonu olarak serum fizyolojik, EDTA ve etanol solüsyonlarının etkinliğini değerlendirmektir. Bu çalışmada doksan adet tek köklü ve tek kanallı diş ProTaper Next (Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre) döner eğe sistemi ile apikal boyut #30 olacak şekilde 6 ml %2,5 sodyum hipoklorit (NaOCl), %17 EDTA ve 5 ml serum fizyolojik eşliğinde şekillendirildi. Örnekler AH Plus Jet, MTA Fillapex ve BioRoot RCS kök kanal patı kullanılarak tek kon yöntemi ile dolduruldu (n=30). Dişler 37ºC ve %100 nemde 2 hafta bekletildikten sonra tüm örneklerin kök kanal dolgu sökümü ProTaper Gold Finisher döner alet eğesi kullanılarak yapıldı. Retreatment işlemlerinin son yıkama basamağı serum fizyolojik, EDTA ve etanol olarak 3 farklı solüsyon kullanılarak gerçekleştirildi. Örnekler bukkolingual olarak iki eşit parçaya ayrıldı. Kanal duvarlarında kalan dolgu materyali miktarının değerlendirilmesi amacıyla bir stereo mikroskop yardımıyla x8 büyütmede alınan görüntüler Image J programı ile incelenerek kalan artık dolgu maddesinin kök kanalı alanına oranı hesaplaması yapıldı. Elde edilen görüntülerde her bir kök kanalı görüntüler üzerinde koronal, orta ve apikal olmak üzere üç parçaya bölündü ve kalan dolgu maddesinin ölçümleri yapıldı. Kanal duvarlarında kalan dolgu maddesinin yüzdesi koronal, orta, apikal bölge olmak üzere hesaplandı. Kanal patı ve yıkama solüsyonunun kanal içinde kalan dolgu maddesi miktarı üzerindeki ortak etkisinin değerlendirilmesinde İki yönlü ANOVA ve post hoc Tukey testleri kullanıldı. Bölgeler arası karşılaştırmalarda tekrarlayan ölçümlerde Varyans Analizi ve post hoc Bonferroni test kullanıldı. Anlamlılık p <0.05 düzeyinde değerlendirildi. Ayrıca, her gruptan 3 örnekten taramalı elektron mikroskobu görüntüsü alınarak analiz edildi. Kullanılan son yıkama solüsyonu grupları arasında toplam artık kanal dolgusu miktarları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p>0.05). Kanal tedavisi yenileme sırasında son yıkama solüsyonu olarak EDTA kullanıldığında apikal bölge için; AH Plus patı kullanılan gruptaki artık kanal dolgusu miktarı, BioRoot RCS patı kullanılan gruptan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p:0.042; p<0.05). Kök kanal dolumu sırasında MTA Fillapex kanal patı kullanıldığında; orta üçlüdeki artık kök kanal dolgusu serum fizyolojik grubunda etanol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p:0.027; p<0.05). Bu çalışmanın tüm sınırlılıkları dahilinde, araştırılan irrigasyon solüsyonlarından hiçbirinin kök kanallarından kanal dolgusunu tamamen uzaklaştıramadığı sonucuna varılmıştır.
Farklı irrigasyon tekniklerinin smear tabakası, debris, kalsiyum hidroksit uzaklaştırması ve kök kanal dolgusunun sökümüne etkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, farklı irrigasyon tekniklerinin smear tabakasının ve debrisin uzaklaştırılmasına, kalsiyum hidroksitin uzaklaştırılmasına, kök kanal dolgusunun söküm işlemlerine etkisini değerlendirmektir.70 adet maksiler santral diş rastgele 7 gruba ayrıldı ve apikal çapı 50 olacak şekilde enstrumante edildi. Enstrumantasyon işlemleri sırasında 7 farklı irrigasyon tekniği kullanıldı. Her eğe değişiminde kanallar 2 ml NaOCl ile irrige edildi. Smear tabakası %17'lik EDTA ile 1 dakika kullanımı ve sonrasında 10 ml % 5,25'lik NaOCl yıkama ile uzaklaştırıldı. Kullanılan irrigasyon teknikleri sırasıyla; RinsEndo (Grup 1, Duerr-Dental, Bittigheim-Bissingen, Almanya), EndoVac (Grup 2, Discus Dental, Culver City, Kanada), Canal Cleanmax (Grup 3, Maximum Dental, NJ, ABD), MM 1500 sonik sistem (Grup 4, Micro Mega, Prodonta, Geneva, İsviçre) , CanalBrush (Grup 5 ,Roeko, Langenau, Almanya), NaviTip FX (Grup 6, Ultradent, South Jordan, UT) and manuel-dinamik irrigasyon (Grup 7). Köklere bukko-lingual olarak longitudinal bir çentik açıldı ve ikiye kırıldı. Her iki yarıda SEM ile fotoğraflandı. Kalan smear tabakası ve debris miktarları 5lik skorlama sistemi kullanılarak incelendi. İstatisitksel analiz Kruskal-Wallis ve Mann-Whitney U testleri kullanılarak yapıldı. Sonuç olarak; tüm irrigasyon teknikleri smear tabakasının ve debrisin uzaklaştırılmasında koronal ve orta üçlüde apikal üçlüye göre daha etkili bulundu. Apikal üçlüde MM 1500 debris uzaklaştırılmasında en etkili teknik olarak bulundu. Smear tabakasının uzaklaştırılmasında ise tüm tekniklerde benzer sonuçlar elde edildi.74 adet mandibular premoların kök kanalı enstrumante edildi ve 72 tanesi kalsiyum dihroksit patıyla dolduruldu. 2 diş pozitif kontrol olarak kalsiyum hidroksit patıyla, 2 diş ise patsız negatif kontrol olarak bırakıldı. Dişler 7 gruba ayrıldı. Kalsiyum hidroksit patı farklı irrigasyon teknikleri ile yıkandı. (RinsEndo, EndoVac , Canal Cleanmax, MM 1500 sonik sistem, CanalBrush, NaviTip FX ve konvansiyonel (kontrol) irrigasyon) Her grupta 10 ml %1'lik NaOCl ve 5 ml serum fizyolojik kullanıldı. Köklere bukko-lingual olarak longitudinal bir çentik açıldı ve ikiye kırıldı. Her iki yarıda stereo-mikroskop ile fotoğraflandı. Kalan kalsiyum hidroksit miktarı İmage J görüntüleme program kullanılarak toplam kanal alanının yüzdesi olarak hesaplandı. İstatistiksel analiz için Kruskal-Wallis ve Mann-Whitney U testi kullanıldı. Pat artıkları tüm gruplarda gözlemlendi. MM 1500 grubu ile CanalBrush grubu (p>0.05) hariç diğer gruplarla (p<0.05) arasında istatistiksel farklılık gözlemlendi. Sonuç olarak; MM 1500 sonik system kalsiyum hidroksit patını kök kanalından en etkili irrigasyon tekniğidir.70 adet maksiller santral dişin kökleri apikal çapı 50 olacak şekilde hedstrom eğeler ile genişletildi ve kök kanalları guta-perka ve AH Plus kanal patı ile dolduruldu. Kök kanal dolgusu R-Endo ve el eğeleri kullanılarak söküldü. Sökme işlemleri en son 50 nolu hedstrom eğe kullanılarak bitirildi. Her eğe değişiminde 2 ml % 1 lik NaOCl kullanıldı. Kullanılan irrigasyon teknikleri sırasıyla; RinsEndo (Grup1) EndoVac (Grup 2) , Canal Cleanmax (Grup 3), MM 1500 sonik sistem (Grup 4), CanalBrush (Grup 5), NaviTip FX (Grup 6), and konvansiyonel irrigasyondur (Grup 7). Köklere longitudunal olarak bukko-lingual yönde çentik açıldı ve iki parçaya ayrıldı. Köklerin her iki yarıda stereo-mikroskop ile fotoğraflandı. Kalan kanal dolgu materyali miktarı Image J görüntüleme programı ile total kanal alanının alanın yüzdesi olarak hesaplandı. Tüm gruplarda kök kanal dolgu materyali artıkları görüldü. En düşük değerler Canal Brush grubunda, en yüksek değerler ise EndoVac grubunda gözlemlenmiş olmasına rağmen gruplar arasında herhangi bir istatistiksel fark yoktur. Kök kanal dolgusunun söküm işlemlerinde farklı irrigasyon tekniklerinin herhangi bir etkisi yoktur, asıl etkili olan enstrumantasyondur.
Farklı metotlarla uygulanan kök ucu dolgu materyallerinin mikrosızıntısının ve bağlanma dayanımının değerlendirilmesi
Periapikal lezyonların etiyolojisi mikrobiyaldir. İntra-radiküler mikroorganizmalar periradiküler dokularda inflamatuar ve immün bir cevaba neden olmaktadır. Endodontik tedavinin asıl amacı kök-kanal sistemindeki bakterileri uzaklaştırmak ve mikrobiyal artıkların periapikal dokulara geçişini engelleyecek etkili bir bariyer sağlamaktır. Kök kanal tedavisinin başarısz olması durumunda kanal tedavisinin yenilenmesi endikedir. Ancak, kök kanal tedavisinin yenilenmesi her zaman mümkün olmamaktadır. Bundan dolayı bazı durumlarda endodontik cerrahiye ihtiyaç duyulmaktadır. Bu in-vitro çalışmanın amacı Mineral Trioksit Aggregate (MTA) ve BioAggregate'ın konvansiyonel yöntemle veya zirkonya bir pinle kök ucuna uygulanmasının apikal sızıntı üzerine etkilerinin sıvı filtrasyon test yöntemiyle karşılaştırılmasıdır. Bu çalışmada ek olarak push-out test yöntemiyle de deney gruplarının bağlanma dayanımları değerlendirilmiştir. Bu çalışmada 86 adet tek köklü, çekilmiş, taze insan dişi kullanıldı. Pozitif kontrol grubu haricindeki örneklerin tamamına güta perka ve AH Plus kanal patı ile kök kanal tedavisi yapıldı. Pozitif kontrol grubundaki üç örnek sadece güta perka ile dolduruldu. Negatif kontrol grubundaki örneklerin kök uçlarına üç kat tırnak cilası uygulandı. Örneklerin apikal 3 mm'lik kısımları dişin uzun aksına dik olacak şekilde elmas kaplı bir testere ile rezeke edildi. Ultrasonik retro uçlarla 5 mm derinliğinde kök ucu kaviteleri hazırlandı. Örnekler her grupta 20 örnek olacak şekilde randomize 4 gruba ayrıldı. Grup 1-2-3-4 sırasıyla şu şekildedir; MTA, MTA ve zirkonya pin, BioAggregate, BioAggregate ve zirkonya pin. Ultrasonik retro uçla aynı boyutlarda hazırlanan zirkonya pinler parmak basıncıyla MTA veya BioAggregate ile doldurulan kök ucu kavitelerine uygulandı. Örneklerin mikrosızıntı değerlerinin belirlenmesinde sıvı filtrasyon test yöntemi kullanılırken bağlanma dayanımlarını değerlendirmek amacıyla push-out test yöntemi kullanıldı. Veriler SPSS 17.0 programı ile değerlendirildi. Verilerin analizi için tek yönlü varyans analizi ve Post Hoc Tukey HSD testi kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık seviyesi p≤0.05'dir. Apikal sızıntı çalışmasının sonuçlarına bakıldığında Grup 4'teki örneklerin mikrosızıntı değerleri diğer gruptakilere kıyasla daha düşük bulundu. Sadece Grup 1 ve 4 arasında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlendi (p=0,015). Push-out bağlanma dayanımı çalışmasının sonuçlarına bakıldığında ise Grup 4'teki örneklerin bağlanma dayanımları diğer gruptakilere kıyasla daha yüksek bulundu. Grup 1 ve 4 (p=0,005) ile Grup 3 ve 4 (p=0,003) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlendi. Bu in-vitro çalışmanın sonuçları yeni geliştirilen biyoseramik içerikli bir kök ucu dolgu materyali olan BioAggregate'ın tıkama yeteneğinin ve bağlanma dayanımının MTA' ya eşdeğer olduğunu göstermektedir. Ek olarak, kök ucu kavitesine zirkonya pin uygulaması konvansiyonel kök ucu dolumuna kıyasla daha iyi sonuçlar göstermektedir.
Termoplastik kor tekniğini iki farklı kanal patı ile kullanarak tedavi sonrası hassasiyet ve kök ucundan taşma miktarının değerlendirilmesi: Randomize kontrollü klinik çalışma
Bu çalışmanın amacı iki farklı kanal patını kullanarak termoplastik kor yöntemi ile yapılan kanal tedavisini takiben, hastalardaki postoperative ağrı ve dişlerin periapikal alanındaki taşkınlığı değerlendirmektir. Bu prospektif randomize kontrollü klinik çalışmada 160 hastada 160 mandibular molar ve premolar dişe kök kanal tedavisi uygulanmıştır. İstatistiksel olarak hazırlanmış randomize, onarlı bloklarla hastalar dört gruba ayrılmış ve tedavi edilmiştir. Bu gruplar; iRoot SP kanal patıyla tedavi edilen devital dişler, iRoot SP kanal patıyla tedavi edilen vital dişler, AH Plus kanal patıyla tedavi edilen devital dişler, AH Plus kanal patıyla tedavi edilen vital dişlerdir. Kanal tedavilerinin tamamı tek bir diş hekimi tarafından, tek seansta termoplastik kor tekniği ile yapılmıştır. Hastalar ağrı skorlarını VAS skalasını kullanarak; tedavi edilmeden önce ve 0–6, 6–12, 12–24 ve 24–72 saat aralıklarında not etmişlerdir, ayrıca o saat aralıklarında içilen ağrı kesici sayısı da yazılmıştır. Gruplar arasındaki kategorik değişkenler, ki-kare testi kullanılarak karşılaştırılmıştır. Çoklu grup karşılaştırmaları tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ile Bonferroni testi kullanılarak yapılmıştır. Ağrı skorlarındaki zaman içindeki değişimleri değerlendirmek için tekrarlanan ölçümler analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Tüm testler için p<0.05 anlamlı kabul edilmiştir. Yetmiş iki saatlik bu zaman periyodunda gruplar arasında postoperatif ağrı açısından fark görülmemiştir. Ancak ağrı kesici kullanımı AH Plus kanal patıyla tedavi edilen vital dişlerde 0-6, 6-12 saat zaman aralığında istatiksel olarak daha fazladır (p<0.05). Taşkınlık açısından değerlendirildiğinde ise gruplar arasında fark bulunamamıştır. Sonuç olarak iRoot SP kanal patı ile tedavi edilen grupta ağrı kesici kullanımı AH Plus grubundan daha azdır. Anahtar Kelimeler: iRoot SP kanal patı, Herofill; taşıyıcı esaslı dolum kanal tekniği, postoperatif ağrı, randomize kontrollü klinik çalışma
Üç farklı kanal içi medikamentin retreatment vakalarında, postoperatif ağrı ve ve flare-up insidansı üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Bu araştırmanın amacı, üç farklı kanal içi medikamentin asemptomatik retreatment vakalarında, postoperatif ağrı ve flare-up insidansı üzerine etkilerinin incelenmesi ve karşılaştırılmasıdır. Önceki endodontik tedavisinin üzerinden en az 2 yıl geçmiş olmasına rağmen radyolojik olarak endodontik problemleri hala devam eden, spontan ağrısı veya şişliği olmayan, asemptomatik tek köklü ve tek kanallı 108 diş, rastgele ve eşit olacak şekilde üç gruba ayrıldı. Her grup için cinsiyet ve yaşa göre tabakalı randomizasyon yapıldı. Araştırmamızda, standart retreatment işlemleri uygulanarak kök kanal boşluğu tekrar kazanıldıktan sonra kanal içi medikamentler kök kanalına uygulandı. Kullanılan kanal içi medikamentler sırası ile kalsiyum hidroksit (Ca(OH)2), klorheksidin (CHX) jel ve kalsiyum hidroksit+klorheksidin jel kombinasyonudur. Medikament uygulaması sonrası ağrı değerleri 6. - 12. saatlerde ve 1-2-3-4-5-6-7. günlerde görsel analog skala (VAS) kullanılarak kaydedildi. Ayrıca hastaların; 48. saat ve 7. günde klinik muayeneleri yapılarak perküsyonda hassasiyet, spontan ağrı, şişlik varlığı ve antibiyotik gereksinimlerinin olup olmadığı değerlendirildi. Tedavi sonrasında, gruplar arasında tüm zamanlarda VAS skorları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur (p>0,05). Ancak CHX jel grubu ağrı değerleri 7 gün boyunca diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı olmasa da daha yüksek seyretmiştir. CHX jel grubunda yalnızca 1 hastada flare-up gözlenmiş olup diğer gruplarda flare-up gözlenmemiştir. Bunun yanında 48. saat ve sonrasında en düşük VAS skorları, Ca(OH)2 + CHX jel grubunda gözlenmiş olup bu grupta 7. günde postoperatif ağrı gözlenmemiştir. Yaş ve postoperatif ağrı arasındaki ilişki değerlendirildiğinde; 12. saat, 3. gün, 4. gün ve 7. günde 35- 49 yaş aralığındaki hastalarda anlamlı derecede daha fazla ağrı görülmüştür (p<0,05). Fistül varlığı ve postoperatif ağrı arasındaki ilişki değerlendirildiğinde; fistülü olmayan hastaların 24.saatte ağrı değerleri anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). Koroner restorasyon varlığı ve ağrı arasındaki ilişki değerlendirildiğinde ise yalnızca 6. saatte koroner restorasyonu olan hastalarda daha fazla ağrı olduğu görülmüştür (p<0,05). Primer kök kanal dolgu seviyesi ve postoperatif ağrı arasındaki ilişki değerlendirildiğinde ise; 24. saat ve 48. saatlerde kısa ve taşkın gruplarda kabul edilebilir kök kanal dolgu seviyesine sahip gruba göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazla ağrı olduğu görülmüştür (p<0,05). Ancak cinsiyet, periapikal lezyon varlığı ve postoperatif ağrı arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak, araştırmamızın verileri postoperatif ağrı ve flare-up insidansı açısından üç farklı kanal içi medikament arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığını ortaya koymuştur. Hastalarda benzer ağrı insidansının görülmüş olması, her üç medikamentin de postendodontik ağrı değerleri açısından retreatment vakalarında klinik olarak tercih edilebilir olduğunu göstermektedir. Literatürde kanal içi medikamentlerin retreatment vakalarında postendodontik ağrı üzerine etkisini araştıran az sayıda klinik araştırma olması sebebiyle, bulgularımızın yeni araştırmalar ile desteklenmesinin klinik açıdan faydalı olacağını düşünmekteyiz.
Kalsiyum silikat esaslı materyallerin dentinin mikrosertliğine etkisinin karşılaştırmalı incelenmesi
Bu çalısmanın amacı, kalsiyum silikat esaslı materyaller olan MTA ve Endosequence BC Sealer'ın kron ve kök dentin sertliğinde meydana getirdikleri değişimin incelenmesidir. 50 adet tek köklü premolar ve 50 adet molar diş toplanmıştır. Premolar diş köklerinin ve molar diş kronlarının orta üçlüsünden hassas kesme cihazı ile 2 mm kalınlıkta kesitler elde edilmiştir. Bu kesitlere mikrosertlik cihazı ile 15 s boyunca 300 g kuvvet uygulanarak Knoop cinsinden sertlik değerleri ölçülmüş ve kaydedilmiştir. Kök kesitlerinde kanal iç kısımlarına ve kron kesitlerinde kesitin merkezine kalsiyum silikat esaslı materyaller uygulanmıştır. 20 adet kesit kontrol grubu olarak ayrılmıştır. 21 gün 37◦C de beklemek üzere etüve yerleştirilmiş ve 3 günde bir örnekler nemlendirilmiştir. 21 gün sonunda etüvden çıkarılan örneklerin sertlik ölçümleri tekrarlanmıştır. Her bir gruptan birer kesit seçilerek taramalı elektron mikroskop (SEM) görüntüsü alınmıştır. Önceki sonraki sertlik değişimleri arasındaki fark t test ve Wilcoxon sıra sayı testi kullanılarak değerlendirildi. Tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Scheffe post hoc testi kullanılarak çoklu çift karşılaştırmaları ile gruplar arasındaki anlamlı fark bulunmuştur. Kanal içi uygulamada ve dentin yüzeyinde Endosequence BC Sealer ve MTA dentin sertliğini azaltmıştır. Deney grupların değişim yüzdeleri kontrol gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksektir. Kron dentin yüzeyinde sertlik değerleri kanal içi uygulamaya göre daha fazla düşmüştür. MTA ve Endosequence BC Sealer kalsiyum silikat esaslı materyaller dentin sertliğini azalmaktadır.
Oval kök kanallı dişlerde farklı mekanik işlemler ve post sistemleri kullanımının kök kanal dentinine bağlanma üzerine etkilerinin incelenmesi
Kök kanal tedavisi görmüş dişlerde yapılan restorasyonlar, diş aşırı harabiyet gösterdiğinde kök kanalından tutuculuk amaçlı post kullanarak destek almayı gerektirir. Kök kanalından tutuculuk amaçlı destek almakta kullanılan postların kök kanalında uzun süre tutuculuğunu devam ettirebilmesi, restorasyonun uzun dönem başarısında önemli bir faktördür. Oval kök kanallı dişlere destek amaçlı post uygulamaları bazı zorluklar yaratabilir. Bu zorlukları aşabilmek için oval kanallarda farklı preparasyon teknikleri ve farklı post materyal ve şekilleri uygulanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, oval kök kanallarına sahip aşırı kron harabiyeti gösteren dişlerde kullanılan farklı kök kanal preparasyon teknikleri ve farklı fiber post materyal ve şekillerinin post tutuculuğu üzerine etkisinin araştırılmasıdır. Bu çalışmada 90 adet oval, tek köklü diş kullanıldı. Çekilmiş dişlerin dış yüzeyleri temizlendikten sonra, kronlar mine sement sınırından uzaklaştırıldı. Örnekler çalışma boyutu (ÇB) belirlenmesinden sonra, 3 gruba ayrılarak sırası ile el, ProTaper ve SAF ile prepare edildi ve devamında guta-perka ile doldurudu. 3 ana gruba ayrılan örneklerin her birine de post preparasyonu yapılıp 3 alt gruba ayrılarak alt gruplara sırası ile geleneksel fiber post, ışık geçiren post (Luminex) ve oval fiber post (Ellipson) bağlayıcı ajan gerektirmeyen rezin siman ile simante edildi. Örnekler uygulamadan 24 saat sonra kesme cihazı kullanılarak kesildi ve push out testi uygulandı. Elde edilen sonuçlarda gruplar tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Post Hoc Tukey HSD testi kullanılarak istatistiksel olarak kullanılarak karşılaştırıldı. Preparasyon teknikleri karşılaştırıldığında, Snowpost, Luminex ve Ellipson gruplarının hepsinde en yüksek bağlanma değerleri SAF ile şekillendirilen örneklerde elde edildi ancak gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark belirlenmedi. El eğeleri, ProTaper ve SAF ile şekillendirilen her bir post grubunda koronal orta ve apikal üçlüdeki bağlanma dayanımları karşılaştırıldığında, en yüksek bağlanma direnci koronal üçlüde, en düşük bağlanma direnci ise apikalde izlendi. Bütün gruplar arasında istatistiksel olarak fark bulundu. El eğeleri, ProTaper ve SAF ile şekillendirme yapılan ve farklı post sistemleri kullanılan örneklerde en yüksek bağlanma değerleri Luminex ışık geçiren post sistemi kullanılan örneklerde izlendi. Sonuç olarak, oval enine kesitli dişlerde ışık geçiren post sistemi (Luminex) kullanımının dentine bağlanma direncini artırdığı bulgulanmıştır. Farklı şekillendirme sistemlerinin oval kök kanallarına bağlanma direncini etkilemediği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: SAF, oval şekilli kanallar, fiber post, Ellipson post, Luminex post.
Oval kesitli kanallarda iki farklı eğe sisteminin kök kanal dolgu materyalini uzaklaştırma etkinliği: Mikro-bilgisayarlı tomografi çalışması
Kanal yenileme tedavilerinde kullanılan Ni-Ti döner aletlerinden sonra ilave enstrüman olarak kullanılan XP-Endo Finisher (FKG Dentaire, İsviçre) ve Gentlefile Brush (MedicNRG, Kibbutz Afikim, İsrail) eğelerinin oval kesitli kanallarda artık kök kanal dolgu maddesi hacim değişikliği üzerine etkilerini kıyaslamaktır. Bu araştırma kapsamında; yirmi adet çekilmiş insan mandibular küçük azı dişlerinin tek köklü, tek ve oval kesitli kanallara sahip olanları kullanılmıştır. Eşit boylarda hazırlanan köklerin 1 mm kısa olacak şekilde 15 mm çalışma uzunluğu belirlenmiştir. Aynı boyda hazırlanan kökler Protaper Universal (Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre) Ni-Ti eğe sistemi ile F4 boyutuna kadar genişletilmiştir. Kök kanalları AH Plus (Dentsply DeTrey, Konstanz, Almanya) kanal dolgu patı ve gutta-perka konları ile soğuk lateral kandensasyon yöntemi ile doldurulduktan sonra, 37 oC'de ve %100 nemli ortamda 1 ay süre ile bekletilmiştir. Daha sonra örnekler 2 gruba ayrılmış ve mikro-BT cihazı (Skyscan 1272, Bruker. Kontich, Belçika) ile ilk taramaları yapılmıştır. Örneklerin kanal dolguları elektrikli motorla çalıştırılan Protaper Retreatment eğe seti (Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre) ile uzaklaştırıldıktan sonra ilave olarak Gentlefile Brush (MedicNRG, Kibbutz Afikim, İsrail) özel kendi başlığına takılarak 6500 titreşim/dakika ile kullanılmış, diğer gruptaki kanallardan artık dolgu maddesini uzaklaştırmak için ise XP Endo Finisher (FKG Dentaire, İsviçre) kanal eğesi kullanılmıştır. Sonra örneklerin son mikro-BT taraması yapılmış ve elde edilen ham görüntüler NRecon yazılım programı kullanılarak kanal dolgu maddesi hacim değerleri hesaplanmıştır. PTUR+XP-EF ve PTUR+GFB gruplarının her ikisinde de işlem öncesi başlangıç dolgu hacimleri, işlem sonrası dolgu hacimlerine oranla anlamlı derecede fazla bulunmuştur (p<0.05). Örneklerin hacim % değişimleri Mann Whitney U testi ile karşılaştırılmış ve PTUR+XP-EF grubundaki örneklerin değişim oranı PTUR+GFB grubundaki örneklerin değişim oranına göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Kullanılan her iki grupta da kanal dolgu maddesini uzaklaştırmada anlamlı derecede azalma görülse de her iki grupta da kanal dolgu maddesi tam olarak uzaklaştırılamamıştır. Kanal dolgu maddesini uzaklaştırmada XP-EF eğesi GFB eğesine göre istatiksel olarak anlamlı olarak daha etkin olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Yenilenen kök kanal tedavisi, oval kesitli kök kanalı, artık kanal dolgu maddesi, mikro-BT, Protaper, XP-endo Finisher, Gentlefile Brush
Tekrarlayan kök kanal tedavilerinde kök kanal dolgusunun uzaklaştırılmasında kullanılan farklı nikel-titanyum eğelerin yüzeylerinde meydana gelen değişikliklerin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı tekrarlayan tedavilerde kullanılan döner nikel titanyum eğelerin üç ve beşinci kullanım sonrası yüzey değişikliklerinin incelenmesidir. Ayrıca %2'lik sodyum hipokloritin, kloroform solüsyonunun ve sterilizasyon işlemlerinin tekrarlayan tedavilerde kullanılan döner nikel titanyum eğelerin yüzeylerine etkisi incelenmiştir.Bu çalışma için Protaper retreatment eğeleri, R-endo eğeleri ve Mtwo retreatment eğeleri kullanılmıştır. Üst çene birinci büyük azı dişlerine ait palatinal kökler guta perka ve Ah 26 ile dolduruldu ve iki ay sonra bu eğe sistemleri ile retreatment işlemleri uygulandı.Kullanılmamış, üç ve beş kez kullanılmış, NaOCl ve kloroform solüsyonunda bekletilmiş ve sterilizasyon işlemleri görmüş NiTi döner eğelerin yüzey değişiklikleri atomik kuvvet mikroskou ve tarama elektron mikroskobu ile incelendi. RMS ve Depth değerleri ve üç boyutlu görüntüler elde edildi. SEM incelemesi ile eğelerin çeşitli büyütmelerde görüntüleri ve EDX ile eğe yüzeyinin kimyasal kompozisyonu hakkında veriler elde edildi.RMS ve Depth değerleri tüm üç eğe sisteminde de üç ve beş kullanım sonrasında anlamlı bozulmalar olduğunu gösterdi. Üç ve beş kullanım sonrasında SEM incelemelerinde çatlaklar, hasarlar ve spiral yapıda bozulmalar görüldü. Ek olarak, Mtwo 15 eğesi beşinci kullanımdan sonra bozuldu.AFM verileri 2%NaOCl solüsyonunun NiTi döner eğeleri üzerinde anlamlı yüzey bozuklukları oluştuğunu göstermiştir. AFM ve SEM verileri kloroform solüsyonu ve sterilizasyon işlemlerinin yüzey anlamlı bozukluklarına yol açmadığını göstermiştir.EDX verileri, bütün çalışma grupları için, meydana gelen bozulmaların fiziksel olduğunu, eğelerin yüzeylerinde herhangi kimyasal bir bozulmaya rastlanmadığını göstermiştir.Sonuç olarak; Protaper retreatment, R-endo ve Mtwo retreatment eğelerinde kullanıma bağlı olarak yüzey bozuklukları görülmüştür. Klinisyenler, retreatment işlemlerinde özellikle üçüncü kullanımdan sonra kırılma riskini göz önünde bulundurmalıdırlar.Anahtar kelimeler: Nikel- titanyum, Tekrarlayan kök kanal tedavisi, Atomik kuvvet mikroskobu, Tarama elektron mikroskobu, Sodyum hipoklorit, Kloroform, Sterilizasyon.
Farklı etkenlerin endodontik tedavi görmüş dişlerde stres oluşumu üzerine etkilerinin sonlu elemanlar analizi ile değerlendirilmesi
Endodontik tedavi sonrası dişler vital dişlerden daha kırılgan hale gelmektedir. Endodontik tedavi sonrası üst küçük azı dişlerinde kırıkların sıklıkla görüldüğü bildirilmiştir. Bu tez çalışmasının amacı; endodontik olarak tedavi görmüş üst 2. küçük azı dişlerinin farklı kompozit restorasyon yapım tekniklerinin, kompozit restorasyon altına farklı kaide materyallerinin kullanılmasının ve farklı yöndeki okluzal kuvvetlerin kalan diş dokularında oluşan stres üzerine etkilerini 3 boyutlu sonlu elemanlar stres analiz yöntemi ile incelemektir.Çalışmamızda, öncelikle üst 2. küçük azı dişin modeli bilgisayarda özel bir yazılım (Rhinoceros 4.0, USA) kullanılarak elde edildi. Daha sonra elde edilen model üzerinde MOD kavite, endodontik giriş kavitesi ve takiben kök kanal dolgusu modellendi. Ana model üzerinde on beş farklı restorasyon modeli hazırlandı. Kaide materyali olarak rezin modifiye cam iyonomer siman ve akışkan kompozit rezin kullanıldı. Restorasyon olarak ise iki tüberkülün kaplanması, palatinal tüberkülün kaplanması, standart MOD restorasyon, okluzal bölgede fiber ağ kullanımı ve fiber ağ ile birlikte palatinal tüberkülün kaplanmasını temsil eden modeller hazırlandı. Daha sonra, hazırlanan modellere oblik veya vertikal yönden iki farklı okluzal kuvvet uygulanarak diş dokularında oluşan stres 3 boyutlu sonlu elemanlar stres analiz yöntemi ile değerlendirildi.Çalışmanın sonucunda, tüm modellerde oblik kuvvetlerin vertikal kuvvetlerden daha fazla stres oluşumuna neden olduğu gözlendi. Tüm modellerde en yüksek stres değerleri akışkan kompozit rezinin kaide olarak kullanıldığı modellerde, en düşük stres değerleri ise kaide materyalinin kullanılmadığı modellerde elde edildi. Endodontik tedavi görmüş üst 2. küçük azı dişlerin restorasyonunda fiber ağ ve tüberkül kaplama gibi ek uygulamaların stres oluşumunu azaltmada etkisinin olmadığı görüldü.
Ultrasonik uç veya Er:Cr:YSGG lazer ile hazırlanan kök ucu kavitelerinde kök ucu dolgu materyali olarak kullanılan farklı adeziv sistemlerin apikal tıkama etkinliği
Bu tez çalışmasının amacı dört farklı kendinden pürüzlendirmeli adeziv sistemin apikal tıkamadaki etkinliğinin bakteriyel sızıntı testi ile incelenmesidir. Ayrıca bu materyallerin tıkama etkinliği ile kök ucu kavitesinin hazırlanmasında ultrasonik uç veya Er:Cr:YSGG lazer kullanımı arasında ilişki olup olmadığı ve cihazların kavite yüzeyinde çatlak oluşturma etkileri de değerlendirildiBu çalışmada 196 adet ön kesici insan dişi deney için hazırlandı. 50 adet kök üzerinde ultrasonik ve farklı parametrelerdeki Er:Cr:YSGG lazer ile kaviteler hazırlandı, çatlak oluşumu stereomikroskop ile incelendi. Ayrıca her gruptan bir numune SEM'da incelendi.Geriye kalan 146 adet kök Grup A ve Grup B olmak üzere rastgele iki ayrı gruba ayrıldı. Grup A'da ultrasonik uç ile Grup B'de ise Er:Cr:YSGG lazer ile kaviteler hazırlandı, kontrol grupları MTA ile dolduruldu. Kalan kökler Grup A (Grup 1, 2, 3, 4) ve Grup B (Grup 5, 6, 7, 8) olarak ayrıldı. Numunelere, Clearfil SE Bond, Clearfil Protect Bond, Clearfil S3 Bond, Optibond Solo Plus uygulandı ve her gruptan iki numune SEM ile değerlendirildi. Geriye kalan numunelerin kök ucu kaviteleri ise kompozit rezin ile tıkandı ve bakteriyel sızıntı metodu ile değerlendirildi.Çalışmanın sonucunda Grup A'da, Grup B'ye göre daha fazla çatlak oluştuğu gözlendi. Grup B alt grupları arasında ise çatlak oluşumu yönünden aralarında anlamlı farklılık gözlenmedi. Grup A ve Grup B'de kontrol gruplarında hiç sızıntı gözlenmedi. Clearfil S3 Bond haricinde diğer adeziv sistemlerde Grup B'deki numuneler Grup A'dakilere göre daha az sızıntı gösterdi.Bu çalışmaya göre kök ucu kavitesinin hazırlanma şekli ve seçilecek kendinden pürüzlendirmeli adeziv sistemin tipi tıkamayı etkileyen bir unsurdur.
Propolis esaslı yeni bir kök kanal dolgu patının fiziksel özelliklerinin in vitro olarak değerlendirilmesi
Son yıllarda sağlık alanında sentetik kimyasal ürünler yerine doğal ürünlerin tercih edilmesi yönünde yaklaşım giderek artmaktadır. Diş hekimliği ürünlerinde de bu yönde bir arayış söz konusudur. Biz de doğal ürünlere yönelimi göz önünde bulundurarak oldukça pahalı olan kök kanal dolgu patlarına seçenek olabilecek deneysel bir kök kanal dolgu patını üretebileceğimizi düşünerek bu çalışmayı planlandık.Bu amaçla %5, %10, %25 ve %50 propolis içeren yeni geliştirdiğimiz deney patlarının fiziksel özelliklerini in vitro ortamda Grossman patı ve AH Plus patı ile karşılaştırılarak inceledik. Deney patlarımızın mikrosızıntısı bilgisayarlı sıvı filtrasyon yöntemi kullanılarak, film kalınlığı, akıcılığı, çözünürlüğü, radyoopasitesi, pH'sı ve sertleşme süresi ISO (6876:2001) standardında belirtilen yöntemlerle uygun olarak, Grossman patı ve AH Plus ile karşılaştırıldı.Yaptığımız testler sonucu deney patlarımızın mikrosızıntılarının Grossman patının mikrosızıntısına benzer olduğunu ve AH Plus patınının mikrosızıntısından daha fazla olduğunu bulguladık. Deney patlarımız, Grossman patı ve AH Plus patının akıcılık, film kalınlığı, radyoopasite ve sertleşme sürelerinin ISO (6876:2001) standardında belirtilen şartlara uygun olduğunu bulguladık. Deney patlarımız ve Grossman patının çözünürlüklerinin AH Plus'ın çözünürlüğünden daha fazla olduğunu ve deney patlarımız, Grossman patı ve AH Plus'ın sudaki ekstrelerinin pH'sının zayıf asidik özellik gösterdiğini bulduk.Propolis içeren deney patları ile yaptığımız bu çalışmanın sonuçlarının ve yapılacak olan diğer fiziksel ve biyolojik özellikleriyle ilgili araştırmaların sonrasında elde edilen verilerin patların klinik kullanıma geçilebilmesine olanak sağlayacağı düşünülmektedir.
Üç farklı ısıtılmış Guta Perka yöntemi kullanılarak doldurulan yapay internal kök rezorpsiyonlarında kök yüzeyinde oluşan ısının incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; oluşturulan yapay internal rezorpsiyon kaviteleri sıcak guta perka teknikleri ile doldurulurken kök yüzeyinde oluşan sıcaklık artışının değerlendirilmesidir. Çalışmada 60 adet çekilmiş alt premolar diş kullanıldı. Dişlerin kök kanalları ProTaper F4 boyutuna kadar genişletildi. Daha sonra dişler vertikal olarak iki parçaya ayrılarak kök kanallarının ortasında nitrik asit demineralizasyonuyla yapay internal rezorpsiyon kaviteleri oluşturuldu ve parçalar tekrar birleştirildi. Oluşturulan yapay rezorpsiyon kaviteleri; kök yüzeyi ile kavitenin dış sınırı arasında standart iki farklı dentin kalınlığı (0.5mm, 1mm) olacak şekilde ayarlandı. Örnekler bu dentin kalınlıklarına ve sonraki aşamada uygulanacak sıcak guta perka doldurma yöntemine göre altı faklı gruba ayrıldı. Termoplastik enjeksiyon (TPE) (Beefill), devamlı dalgalı kondensasyon (DDK) (Beefill 2in1) ve kor taşıyıcılı sistem (KTS) (Herofill) olmak üzere üç farklı sıcak doldurma yöntemi uygulandı. Kanal dolumu sırasında kök yüzeyindeki sıcaklık değerleri kızıl ötesi termal kamerayla ölçüldü. Elde edilen veriler Kolmogorov-Smirnov, One-Way ANOVA, Post hoc Bonferroni ve Student-T testleriyle analiz edildi. Küçük rezorpsiyon kavitelerinde DDK ve TPE yöntemleriyle kök yüzeyinde oluşan sıcaklık artışı KTS'ye göre anlamlı şekilde yüksek bulundu (P˂0.05). Büyük rezorpsiyon kavitelerinde DDK yöntemiyle kök yüzeyinde oluşan sıcaklık, TPE ve KTS'ye göre anlamlı derecede yüksek bulundu (P˂0.05). Kullanılan kanal dolum yöntemine bakılmaksızın rezorpsiyon boyutları karşılaştırıldığında, büyük rezorpsiyon kavitelerinde, küçük kavitelere göre anlamlı derecede daha fazla sıcaklık artışı görüldü (P˂0.05). Kök yüzeyi ile kök kanalı arasındaki dentin kalınlığı ilerleyen rezorpsiyonla azalır. Bu azalma 0.5mm'nin altına düştüğünde sıcak guta perka yöntemleriyle kök kanalları doldurulurken kök yüzeyinde oluşan sıcaklığın patolojik seviyelere yükselmesine neden olabilir. Anahtar Sözcükler: Diş rezorpsiyonu, Termografi, Nitrik asit, Kök kanalı, Kök kanal dolumu
Amalgam diş dolgusu yapılan tavşanlarda kan ve kıl cıva düzeylerinin belirlenmesi
Bu çalışma tavşanlarda ağızdaki amalgam dolgulu dişlerin sayısına bağlı olarak kan ve kıl cıva geçişinin hangi düzeyde olduğunu irdelemek amacıyla yapıldı. Araştırmada toplam 18 adet Yeni Zellanda erkek tavşan kullanıldı. Bu çalışmada tavşanlar 3 gruba ayrıldı. İlk grup kontrol grubu, 2. grup ikili amalgam dolgu yapılan grup ve 3. grup ise dörtlü amalgam dolgu yapılan grup olarak belirlendi. Dolgu yapılan hayvanlardan dolgudan önce, 24 saat, 1. hafta ve 1. ayda kan örnekleri ve dolgudan önce ve 1. ayda kıl örnekleri alındı. Araştırmaya alınan tavşanların kan ve kıl örneklerinde cıva tayini, atomik absorbsiyon spektrofotometresinde hidrür sistemi ile yapıldı. Çalışmadan elde edilen veriler SPSS 21 paket programı kullanılarak değerlendirildi. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında 24. saate ikili ve dörtlü amalgam dolgu gruplarında kan cıva düzeyi bakımından gruplar arasında istatistiki fark tespit edilemedi (P>0.05). Bir hafta ve bir ay sonraki kan cıva düzeyleri ise kontrol grubundan önemli derecede yüksek saptandı (P<0.05). İkili ve dörtlü amalgam dolgu gruplarında incelenen tüm dönemlerde kan cıva düzeyi gruplar arasında benzer bulundu (P>0.05). Kıl örneklerinde cıva tespit edilemedi. Sonuç olarak, amalgam dolgunun kan cıva düzeyini etkilediği ortaya konuldu.
Yeni geliştirilen deney materyali ve Mineral Trioksit Agregat'ın biyouyumluluklarının in vivo olarak değerlendirilmesi
Mineral Trioksit Agregat kök ucu dolgusunda, direkt pulpa tedavisinde, perforasyon tamirinde ve diğer endodontik tedavi işlemlerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. MTA ve yeni geliştirilen deney materyalinin benzer kimyasal ve fiziksel özelliklere sahip olduğu bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı, MTA ve yeni geliştirilen deney materyalinin biyouyumluluklarının değerlendirilmesidir21 Sprague Dawley (SD) cinsi rat, üç deney grubuna ayrıldı. Grup 1 ve Grup 2 sırasıyla ProRoot MTA ve deney materyalini içermektedir. Materyaller steril salin solüsyonu ile karıştırıldı ve polietilen tüplere yerleştirildi. Tüpler hayvanların sırt bölgesine subkutan olarak implante edildi. İmplante edilen tüplerin boş bırakıldığı Grup 3, kontrol grubu olarak ayrıldı. Tüplerin implantasyonunu takiben 7, 14 ve 28. günlerde hayvanlar feda edildi ve implantlar çevre dokularla birlikte çıkartıldı. Örnekler biyouyumluluklarının değerlendirilmesi amacı ile rutin histolojik inceleme için hazırlandıTest materyallerine karşı doku reaksiyonlarında belirgin bir farklılık bulunmadı (Group I and II; p>0.05). Tüm zaman periyotlarında hem ProRoot MTA ve hem de yeni geliştirilen materyal implantlarına karşı birbirine yakın minimal inflamatuar cevap gözlemlendi. Kontrol grubu da benzer sonuçlar gösterdi(p>0.05MTA ve yeni geliştirilen materyal in vivo olarak değerlendirildiğinde karşılaştırılabilir biyouyumluluk gösterdi. Sonuç olarak yeni geliştirilen materyalin, ProRoot MTA'nın araştırılan özellikleri göz önüne alındığında, kullanılabildiği klinik durumlarda uygulanabilme potansiyeli olduğunu ortaya çıkartmıştır. Sonuçlar deney materyalini desteklemekle birlikte, materyalin güvenli klinik kullanımından önce daha fazla çalışmanın yapılması gerekliliği bulunmaktadır.
Ozon uygulamasının rezin ve biyoseramik esaslı kök kanal dolgu patlarının bağlanma dayanımı üzerine etkinliğinin push-out testi kullanılarak değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı; ozon gazı uygulamasının, iki farklı içeriğe sahip kök kanal patının bağlanma dayanımı üzerine etkisini push-out testi kullanarak değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 60 adet çekilmiş tek köklü ve tek kanallı insan alt premolar dişleri kullanıldı. Dişlerin kronları mine-sement sınırından elmas fissür frez ile su soğutması altında kesilerek uzaklaştırılmış olup, kök boylarını standardize etmek amacıyla tüm diş kökleri 17 mm uzunluğa eşitlendi. Dişlere giriş kavitesi açılmasının ardından 15 numaralı K tipi eğe ile glide path oluşturuldu. Kök kanallarının şekillendirilmesi Reciproc #40 numaralı döner eğe ile tamamlandı. İrrigasyon aşamasında %5'lik NaOCl ve %17'lik EDTA tüm numunelere standart şekilde uygulandı. Final irrigasyonu 5 ml distile su (DS) ile yapıldı. Dişler her grupta 15 diş olacak şekilde rastgele dört gruba (Grup 1: AH Plus, Grup 2: AH Plus ve ozon gazı, Grup 3: AH Plus Bioceramic, Grup 4: AH Plus Bioceramic ve ozon gazı) ayrıldı (n=15). Ozon gazı uygulanmayacak olan diş gruplarının (Grup 1 ve Grup 3) kök kanal dolumu yapıldı. Ozon gazı uygulanacak gruplar ise (Grup 2 ve Grup 4) ozon uygulanmasının ardından kök kanal dolumu tamamlandı. Tüm gruplarda kök kanal dolumu basit tek kon dolum yöntemi kullanılarak yapıldı. Çalışmada AH Plus ve AH Plus Bioceramic kök kanal patları kullanıldı. Dişlerden hassas kesme cihazı ile apikal 2, 5, 8 mm mesafeden üç kesit alındı. Elde edilen kesitler itme bağlanma dayanımını ölçmek amacıyla push-out test cihazında teste tabi tutuldu. Veriler R programı ile analiz edildi. Kanal patı, final irrigasyonu ve kesite göre normal dağılmayan bağlanma dayanımı değerlerinin karşılaştırılmasında R programında WRS2 paketi kullanılarak üç yönlü Robust testi kullanıldı ve çoklu karşılaştırmalar Bonferroni düzeltmesi ile incelendi. Bulgular: Final irrigasyonuna göre bağlanma dayanımının budanmış ortalama değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık vardır (p<0,001). Distile su grubunda bağlanma dayanımının budanmış ortalaması 0,17 MPa iken, ozon gazı grubunda 0,25 MPa olarak elde edilmiştir. Kök kanal patına göre bağlanma dayanımının budanmış ortalama değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık vardır (p=0,015). AH Plus kök kanal patında bağlanma dayanımının budanmış ortalaması 0,23 MPa iken, AH Plus Bioceramic kök kanal patında 0,19 MPa olarak elde edilmiştir. Kesite göre bağlanma dayanımının budanmış ortalama değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık vardır (p=0,001). Apikal kesitte, koronal ve orta kesitlerden farklılık göstermiştir. Apikal kesitte diğerlerine göre azalma görülmüştür. Kök kanal patı, final irrigasyonu ve kesite göre bağlanma dayanımının budanmış ortalama değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yoktur (p=0,340). Sonuç: Kök kanalına ozon gazı uygulaması, kök kanal patının bağlanma dayanımını distile su ile final irrigasyonuna göre arttırmaktadır. Anahtar Kelimeler: AH Plus, AH Plus Bioceramic, bağlanma dayanımı, ozon, push-out testi.
Farklı sıcaklıklardaki irrigasyon solüsyonlarının biyoseramik esaslı kanal patının bağlanma dayanımına etkisinin incelenmesi
Amaç Bu çalışmanın amacı, farklı sıcaklıklardaki irrigasyon solüsyonlarının biyoseramik esaslı kök kanal patının bağlanma dayanımına etkisini push-out testi kullanılarak değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem Çalışmamızda 72 adet tek kök ve kanala sahip mandibular premolar diş kullanıldı. Dişler rastgele 6 gruba (n=12) ayrıldı; Grup 1: 5 ml 22 °C'de %5 Sodyum hipoklorit (NaOCl) + 22 °C'de 5 ml %17 Etilendiamin tetra asetik asit (EDTA), Grup 2: 5 ml 37 °C'de %5 NaOCl + 37 °C'de 5 ml %17 EDTA, Grup 3: 5 ml 22 °C'de %5 NaOCl + 22 °C'de 5 ml %17 Glikolik asit (GA), Grup 4: 5 ml 37 °C'de %5 NaOCl + 37 °C'de 5 ml %17 GA, Grup 5: 22 °C'de 20 ml %5 NaOCl ile kombine kullanılan Dual Rinse (HEDP) (Medcem, Weinfelden, İsviçre), Grup 6: 20 ml %5 NaOCl ile kombine kulllanılan Dual Rinse HEDP karışımı 37 °C'de kullanıldı. Kök kanalları Reciproc R40 (VDW, Münih, Almanya) NiTi eğelerle apikal çap #40 olacak şekilde preparasyon tamamlandı. İlk dört grupta final irrigasyon, 22 °C'de ve 37 °C'de 5 ml standart NaOCl solüsyon hacmiyle tamamlanırken, 5. ve 6. gruplarda ise 22 °C'de ve 37 °C'de 10 ml %5 NaOCl ile kombine kulllanılan Dual Rinse HEDP karışımı ile tamamlandı. Tüm gruplarda final irrigasyonda kullanılan şelasyon ajanları 30 sn'lik pasif ultrasonik irrigasyon (PUI) aktivasyonu ile aktive edildi. Kanallar 5 ml distile su ile yıkanarak kağıt konlar ile kurutulup R40 güta perkalar ile AH Plus Bioceramic (AHBC; Dentsply Sirona, York, PA, ABD) kök kanal patı kullanılarak tek kon dolum yöntemiyle kanal dolumları tamamlandı. Örnekler bir hafta süreyle inkübatörde tutuldu. Soğuk akrille kaplı dişler IsoMet (IsoMet, Buehler, Lake Bluff, IL, ABD) cihazı ve 0,3 mm kalınlığındaki elmas disk (Metkon, Microcut precisioncutter, Bursa, Türkiye) yardımıyla su soğutması altında köklerin apikal 2 mm ve 5 mm seviyelerinden 1 mm kalınlığında horizontal iki kesit alındı. Test numuneleri, yükleme hızı 1 mm/dk olan kanal dolgu çapına uygun orta üçlüde 0,8 mm, apikal üçlüde ise 0,3 mm çaplarında paslanmaz çelik test ucuna sahip bir Üniversal Test Makinesi (Instron, Canton, MA, ABD) kullanılarak itme test yöntemine tabi tutuldu. Solüsyon, sıcaklık ve kesite göre normal dağılıma uyan bağlanım dayanımı değerlerinin karşılaştırılmasında Üç Yönlü ANOVA testi kullanıldı. Bulgular Solüsyon ana etkisi bağlanım dayanımı ortalama değerleri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,020). Sıcaklık ana etkisi bağlanım dayanımı ortalama değerleri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Kesit ana etkisi bağlanım dayanımı ortalama değerleri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Sonuç EDTA solüsyonu, Dual Rinse HEDP solüsyonuna göre bağlanma dayanımını anlamlı derecede arttırmıştır. Solüsyonların ısı artışıyla bağlanma dayanımları artmıştır. Apikal bölgedeki bağlanma dayanımları orta bölgeye oranla daha düşük bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Devamlı şelasyon, Dual Rinse, EDTA, Glikolik asit, push-out bağlanma dayanımı
Kalsiyum silikat esaslı kök kanal patı kullanılarak tedavi edilen dişlerin kök kanal tedavisi yenilenmesi işleminde farklı final irrigasyon aktivasyon sistemlerinin etkinliğinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, kök kanal tedavisi yenilenmesi işleminin ardından kullanılan Sİİ, PUİ, XPFR, EDDY, PIPS, SWEEPS final irrigasyon aktivasyon yöntemlerinin etkinliğini konfokal lazer taramalı mikroskop (KLTM) analizi ile karşılaştırmaktır. Mevcut çalışmaya tek kök ve tek kanala sahip 90 diş dahil edildi. ProTaper Next X3 (Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre) ile son preparasyonu gerçekleştirilen kök kanalları %0,1 Sodyum Fluorescein (Sigma Aldrich, Steinheim, Almanya) ile işaretlenen TotalFill BC Sealer HiFlow (FKG Dentaire, La Chaux-de-Fonds, İsviçre) kök kanal patı kullanılarak tek kon tekniğine uygun olarak obture edildi. Tüm kanalların kök kanal tedavisi yenilenmesi işlemi ProTaper Universal Retreatment (Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre) eğeleri ile gerçekleştirildi. Kök kanal tedavisi yenilenmesi işleminin tamamlanmasının ardından final irrigasyon aktivasyon işlemlerine göre kökler rastgele 6 gruba ayrıldı (n=15); Sİİ, EDDY, PUİ, XPFR, PIPS ve SWEEPS. Tüm gruplarda aktivasyon işlemi 3 aktivasyon (1 ml irrigasyon solüsyonu / 30 sn aktivasyon) döngüsü şeklinde gerçekleştirildi. Final irrigasyon aktivasyon işleminin ardından tüm kök kanalları Rodamin B (Sigma Aldrich, Steinheim, Almanya) ile işaretlenen TotalFill BC Sealer HiFlow (FKG) kök kanal patı ile tek kon tekniğine uygun olarak yeniden obture edildi. Kök kanal patının tamamen sertleşmesi için tüm örnekler obturasyon işleminin ardından 14 gün boyunca 37 °C'de bekletildi. Her kökten apikal, orta ve koronalden olmak üzere 3 adet 1 ± 0,1 mm kalınlığında kesitler elde edildi. Elde edilen kesitler KLTM altında ikili floresan modunda görüntülendi. Elde edilen görüntüler üzerinde Image J software (LOCI, University of Wisconsin, ABD) kullanılarak dentin tübül penetrasyon derinliği ve alanı hesaplandı. Elde edilen veriler Two-Way Anova ve Post-Hoc Tukey testleriyle, p<0,05 anlamlılık seviyesinde SPSS yazılımı ile istatistiksel olarak analiz edildi. Mevcut çalışmanın sonucunda test edilen tüm final irrigasyon aktivasyon sistemlerinde kök kanal patının dentin tübüllerindeki penetrasyon derinliği ve penetrasyon alanı koronal kesitte apikal kesite kıyasla daha yüksek bulundu (p<0,05). Kök kanal patının dentin tübüllerine olan maksimum penetrasyon derinliği ve alanı koronal kesitte PIPS ve SWEEPS'te, orta kesitte EDDY ve SWEEPS'te, apikal kesitte ise SWEEPS'te Sİİ'ye kıyasla daha yüksek bulundu (p<0,05). Penetrasyon derinliği oranı tüm kesitlerde SWEEPS ve EDDY'de Sİİ'ye kıyasla, penetrasyon alanı oranı ise apikal ve orta kesitte SWEEPS'te Sİİ'ye kıyasla daha yüksek bulundu (p<0,05). Mevcut çalışmanın sınırlamaları dahilinde test edilen final irrigasyon aktivasyon sistemlerinden hiçbiri rezidüel kök kanal dolgu materyalini tamamen uzaklaştıramamıştır. Test edilen tüm parametrelerde yeni bir irrigasyon aktivasyon prosedürü olan SWEEPS rezidüel kök kanal dolgu materyalini Sİİ'ye kıyasla daha fazla uzaklaştırdı ve yeniden obturasyonda daha yüksek kök kanal patı penetrasyonu elde edildi (p<0,05). Anahtar kelimeler: Kök kanal tedavisi yenilenmesi, Final irrigasyon aktivasyon, XP Finisher R, PIPS, SWEEPS
Çocukluk çağında görülen astımın diş çürüğü, diş eksikliği ve diş anomalileri üzerine olan etkisinin retrospektif olarak değerlendirilmesi
Astım çocukluk çağının yaygın, kronik bir hastalığı olup, görülme sıklığı gün geçtikçe artmaktadır. Astım hastalığının kendisi ve kullanılan ilaçların ağız içi etkilerinden dolayı artmış periodontal hastalık ve çürük riski gibi çeşitli durumlar sağlıklı çocuklara göre daha fazla gözlenmektedir. Bu artmış risk sebebiyle diş hekimlerine önemli görevler düşmektedir. Astımlı çocuklar ve ailelerin bu konu hakkında bilgilendirilmesi ve eğitilmesi, uygun ağız hijyeni ve beslenme alışkanlıklarının kazandırılması gereklidir. Astım prevalansı pediatrik popülasyonda arttıkça hastalığın ağız sağlığını nasıl etkilediğini incelemek ve astım tedavisinde kullanılan ilaçların çeşitli ağız içi bulgulara neden olduğunu bildiren çalışmaların mevcut olması sebebiyle, Karadeniz Teknik Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı'na 01 Ocak 2016 – 31Aralık 2016 tarihleri arasında dental tedavi amacıyla başvurmuş ve öncesinde astım teşhisi konulmuş çocukların panoramik radyografilerinin retrospektif olarak incelenmesiyle astım hastalığı ile diş çürüğü, diş eksikliği ve diş anomalileri arasındaki ilişkiyi belirlemek bu çalışmanın amacıdır. Çalışmaya 6-16 yaş aralığında olan, astıma eşlik eden başka bir hastalık tablosu olmayan çocuklarla, herhangi bir sağlık sorunu olmayan sistemik olarak sağlıklı çocuklar dahil edilip, toplamda 254 hasta yer aldı. Astımlı çocuklarda değerlendirilen parametreler çürük diş, dolgulu diş, periapikal lezyon, diş eksikliği, diş anomalileri olup elde edilen veriler sağlıklı çocuklarla karşılaştırıldı. Ayrıca astım grubunda ilaç kullanan hastalarda kullanılan ilaç veya ilaç kombinasyonlarının, ilacın uygulanma şeklinin bu parametrelerle ilişkili olup olmadığı değerlendirildi. Araştırmaya katılan çocuklar arasında astım grubundaki çocukların çürük diş sayısı, kontrol grubundan yüksekken (p=0,006; p<0.01), astım grubundaki çocukların dolgulu diş sayısı, kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşüktü (p=0,016; p<0.05). Astım grubunda süt dişlerinde çürük (%63.6) ve dolgu (%67.2) görülme oranı yüksekken, kontrol grubunda daimi dişlerde çürük (%65.3) ve dolgu (%63.7) görülme oranı yüksekti. Astımlı çocuklarda, ilaç veya ilaç kombinasyonlarının kullanımı değerlendirilen parametreler açısından anlamlı bulunmadı ancak astımlı grupta ilaç kullanan çocuklarda; ilacın uygulanma şekline göre yapılan karşılaştırmalar sonucunda, sadece tablet kullanan çocukların çürük diş sayıları yüksek bulundu (p=0.005; p<0.017). Bu çalışma sonucunda astımlı hastanın ilk dişhekimliği ziyaretinin erken yaşlarda düzenlenmesinin gerektiği; bu aşamada başlanacak kapsamlı koruyucu önlemlerin yararlı olabileceği, periyodik ağız muayenelerinin ve ihtiyaç duyulan tedavilerin tamamlanmasının faydalı olabileceği tespit edilmiştir. Astımlı çocuklar için sağlık ve diş sağlığı hizmetleri sunanlar arasında iyi bir iletişim sağlanması ve diş hekimlerinin astım yardımıyla ilgili multisipliner bir ekibe dahil edilmesinin faydalı olacağı kanısındayız.
Kalsiyum silikat esaslı kök kanal patlarının fizikokimyasal özelliklerinin incelenmesi
ÖZET Kalsiyum Silikat Esaslı Kök Kanal Patlarının Bazı Fizikokimyasal Özelliklerinin İncelenmesi Mineral trioksit agregat (MTA), kalsiyum silikat esaslı portland simandan geliştirilen endodontik simandır. MTA, apeksifikasyon, revitalizasyon, apikal cerrahi, pulpa kaplaması ve kök perforasyonlarının tamirinde kullanılır. MTA'nın bu üstün özellikleri sebebiyle çok sayıda kalsiyum silikat esaslı kök kanal patları geliştirilmiştir. Literatürde bunların bazıları hakkında yeterli sayıda çalışma bulunmasına rağmen bazıları hakkında çok az bilgi bulunmaktadır. Bu in vitro çalışmada kalsiyum silikat içerikli dört farklı kök kanal patı (EndoSeal, MTA Fillapex, Tech Biosealer Endove Well-Root ST) ile epoksi-amin rezin bazlı bir kök kanal patı olan AH Plus Jetçözünürlük, pH, boyutsal değişim, akıcılık, radyoopasite, sertlik ve sertleşme süresi gibi farklı fizikokimyasal özellikleri bakımından karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Fizikokimyasal özelliklerin değerlendirilmesi için hazırlanan örneklere çözünürlük, pH, boyutsal değişim, radyoopasite, akıcılık, sertlik ve sertleşme süresi testleri uygulanmıştır. Uluslararası Standartlar Organizasyonu (ISO)6876 (2012) standartlarına göre karşılaştırılmıştır. Elde edilen veriler ANOVA ve posthoc Tukey HSD istatistik testleri kullanılarak karşılaştırıldı. Sonuçta en yüksek çözünürlük MTA Fillapex, en az çözünürlük AH Plus Jetpatında görüldü. Sadece AH Plus Jet ISO (ISO 6876)'nun çözünürlük kriterlerine uygundu. Hem taze hem de sert örneklerde WellRoot ST ve Tech Biosealer Endo en yüksek pH değerini gösterirken en düşük pH değeri her iki durumda da AH Plus Jet kanal patında izlendi. İncelenen bütün kök kanal patları genleşme gösterdi, en yüksek genleşme MTA Fillapex patında görüldü ve incelenen patlar ISO (6876) standartlarına uymuyordu. En yüksek radyoopasiteyi AH Plus Jet kanal patı gösterdi. Tech Biosealer Endo ve MTA Fillapex patının radyoopasitesi ISO (6876) standartlarına uygun değildi. Akıcılık testinde ISO (6876) standartlarına sadece MTA Fillapex'in uyduğu görüldü. Tech Biosealer Endo kanal patı en yüksek sertlik derecesine sahipken sertleşme süresi en kısa olan pat da yine Tech Biosealer Endo kanal patıydı. En düşük sertlik derecesi WellRoot ST kanal patında gözlemlendi.
Biyolojik dentin post kullanarak kök kanalının rekonstrüksiyonu: Üç boyutlu sonlu elemanlar analizi
Endodontik tedavi görmüş dişler madde kaybı ve preparasyon sırasında yapılan işlemlerden dolayı dişin dentin tabakasında bulunan kollajen ağ fibrillerinin zayıflaması gibi sebepler ile vital dişlere göre daha kırılgan hale gelirler. Post-kor tedavi yöntemi ile aşırı kron harabiyeti olan endodontik tedavi görmüş dişlerin restorasyonu günümüzde tercih edilmektedir. Klinik kullanıma dayalı olarak zaman içerisinde çok sayıda post çeşidi geliştirilmiştir. Çekilmiş bir dişten elde edilecek biyolojik bir dentin post, materyal farklılığının yarattığı sorunları ortadan kaldıracaktır. Böylece kök kanal tedavisi uygulanan dişlerde görülen kırılma oranı azalacaktır. Biyolojik dentin postun paslanmaz çelik ve cam fiber postlarla sonlu elemanlar stres analizi kullanılarak karşılaştırılması amaçlanmıştır. Üst santral kesici dişe ait üç adet üç boyutlu model oluşturulmuştur. Bu modellere paslanmaz çelik post, cam fiber post ve biyolojik dentin post uygulanmıştır. Kor yapısı olarak kompozit, üst yapı olarak da seramik kron uygulanarak modelleme tamamlanmıştır. Restorasyonu tamamlanan modellere, sonlu elemanlar stres analiz metodu kullanılarak dişe dikey, yatay, 45o açı ile olmak üzere üç farklı yönde 100 N kuvvet uygulanmıştır. Elde edilen veriler değerlendirilerek, biyolojik dentin postun kullanılabilirliği belirlenmiştir. Uygulanan kuvvetler altında en fazla stres birikimi paslanmaz çelik postun kullanıldığı modellerde görülmüştür. Paslanmaz çelik post daha rijit yapıda olması nedeniyle gelen kuvvetleri diş dokusuna iletmek yerine yüzeyinde biriktirmiştir. Cam fiber post ve biyolojik dentin postun uygulandığı modellerde ise post materyalinin diş dokusu ile bir bütün olarak strese karşı cevap verdiği, diş ve post yüzeyinde aşırı stres birikimine neden olmadığı gözlenmiştir. Elde edilen sonuçlar, biyolojik dentin postun kanal tedavisi uygulanan dişlerde kırılmalara sebep olabilecek stres birikimlerini engellediğini göstermektedir. Ayrıca diş dokusu ile fiziksel ve biyolojik olarak uyumlu olan biyolojik dentin postun günümüzde kullanılan post çeşitlerine iyi bir alternatif olabileceği konusunda fikir elde edilmesini sağlamaktadır.
Farklı fiber post sistemlerinde mikrosızıntının değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, beş farklı fiber post sisteminin mikrosızıntı değerlerinin in vitro ortamda karşılaştırılmasıdır.Gereç ve Yöntem: Çalışmada, ortodontik ve periodontal nedenlerle yeni çekilmiş 50 adet çürüksüz insan alt çene premolar dişi kullanıldı. Dişler her grupta 10 adet olacak şekilde rastgele seçilerek 5 gruba ayrıldı. Bütün gruplar için 10 mm derinliğinde post boşlukları hazırlandı. Pulpası çıkarılmış dişlerin restorasyonu için Snowpost, DT Light Post, Ribbond, Carbopost ve Reforpost kompozit post sistemleri kullanıldı. Simantasyon için hem kimyasal hem de ışıkla sertleşen (dual-cure) bir rezin siman (Dual-Syringe, Bisco Inc, Schaumburg, USA) kullanıldı. Simantasyonun ardından sıvı filtrasyon metodu kullanılarak mikrosızıntı testi yapıldı.Bulgular: Elde edilen sonuçlar tek yönlü varyans analizi (ANOVA) testi ile değerlendirildi. Sonuçlara göre gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05).Sonuç: Çalışmamızda test grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır.