Önyargı
69 theses under this subject heading
Lise öğrencilerinde obezite ile önyargı ve benlik saygısı ilişkisi değerlendirilmesi
Obezite dünyada sık görülen sağlık sorunlarındandır. Prevalansı artmakla birlikte ön yargı ve ayrımcılık gibi tutumlarla düşük benlik saygısına sebep olmaktadır. Çalışma lise öğrencilerinde obezite, önyargı ve benlik saygısı ilişkisini değerlendirmek için yapılmıştır. Tanımlayıcı-kesitsel araştırmanın evrenini Eylül-Kasım 2021 tarihleri arasında Toki Köprülü Anadolu Lisesi ve Vehbi Güzel Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi 9,10,11,12. sınıflarında okuyan 1731 öğrenci oluşturmuş, çalışmaya katılmak isteyen 1438 öğrenci (%83,07) örnekleme alınmıştır. Veriler tanıtıcı özellikler formu, Obezite Ön Yargı ve Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ile toplanmıştır. İstatistiksel analizler için SPSS paket programı kullanılmıştır. Çalışmaya katılanların öğrencilerin %57,1'i kız, %80,9'unun geliri giderine denktir. BKİ sınıflandırmasında öğrencilerin %12,3'ü fazla kilolu ve %1,3'ü obezdir. Normal ağırlıktaki bireylerin %13,7'si kendini kilolu olarak değerlendirmektedir. Zayıf öğrencilerin %44,7'si yüksek benliklidir. Düşük benlikli öğrencilerin %60,2'si kız öğrencidir ve bu gruptakilerin %74,3'ü kilosundan memnun değildir. Kız öğrencilerin %67,1'ü ön yargılıdır. Kendini ön yargılı tanımlamayan %93,3 öğrencinin %98,3'ü obezlere karşı ön yargılıdır. Obez öğrencilerin %68,4'ü kilo aldığında kendine saygısının azalacağını düşünmektedir. Öğrencilerin %67,8'i kendini beğenmemektedir. BKİ ile ön yargı arasında istatistiksel anlamlılık yoktur (p>0,05). Öğrencilerin obezite ön yargı sınıflamasına göre okuduğu sınıf, BKİ, yaş, gelir, benlik saygısı arasında istatistiksel açıdan önemli fark saptanmamıştır.
Piyango ve şans oyunları faaliyetleri kapsamında birey davranışlarının klasik iktisat ve davranışsal finans çerçevesinde değerlendirilmesi
Klasik iktisat görüşlerine yönelik yapılan eleştiriler incelendiğinde 'birey davranışlarını açıklamakta yetersiz kaldığına' dair iddiaların yer aldığı görülmektedir. Klasik iktisat görüşlerinin özellikle bireylerin karar alma davranışlarını tanımlarken psikolojik etkenleri göz ardı etmesi davranışsal finans esaslarının öne çıkmasında etkili olmuştur. Bu çalışmada, piyango ve şans oyunları faaliyetleri esas alınarak bireylerin karar alma davranışları klasik iktisat ve davranışsal finans esasları ile değerlendirilmiştir. Piyango ve şans oyunları faaliyetleri katılımcılarının belirsizlik ve risk altında muhtemel karar alma davranışları, bireylerin içinde bulundukları kitleden nasıl etkilendikleri, bireylerin mevcut bilgileri yorumlama şekilleri, kitlesel karar alma davranışları incelenmiştir. Yapılan incelemede, bu faaliyetlere ilişkin resmi veriler esas alınarak bireylerin oluşturdukları katılım davranışları klasik iktisat ve davranışsal finans esasları ile karşılaştırılmıştır. Gerçekleştirilen çalışma sonucunda, klasik iktisat görüşlerinin açıklamakta yetersiz kaldığı bazı birey davranışlarının davranışsal finans esasları ile açıklanabileceğine, piyango ve şans oyunları faaliyetleri katılımcıları ile finansal piyasada işlem yapan yatırımcı bireylerin benzer önyargılara sahip olduğuna dair bulgular elde edilmiştir.
Necla Kelek'in ?Die Fremde Braut? ve Nuran Joerissen'in ?Süsser Tee? isimli eserlerinde `öz' ve `yabancı' kavramlarının irdelenmesi
Türklerin en çok göç ettiği dış ülke Almanya'dır. Eserleri `Göçmen Yazını' adı altında toplanan Almanya'daki Türk kökenli bazı yazarlarda, köken kültürlerine ve Türk insanına yönelik bir takım önyargılı söylemler göze çarpmaktadır. Bu söylemler, hem Türk insanı hakkındaki mevcut önyargıları ve kalıpyargıları güçlendirecek hem de henüz bu önyargılara sahip olmayan birçok genç Alman okurun da, Türk insanını bu önyargılar doğrultusunda algılamasına ve tanımasına neden olacak boyuttadır. Eserlerini bu yönde ele alan yazarlarda `öz' ve `yabancı' kavramlarının birbirleri ile yer değiştirdiği de gözlemlenmektedir.Çalışmada, kendi ve ailesinin yaşam hikayesinden yola çıkarak bütün Türk Toplumunu önyargılı söylemleri ile genelleyen Necla Kelek'in `Die Fremde Braut' (Yabancı Gelin) adlı eseri ile benzer bir konuyu kaleme alan ama bunu yaparken salt yaşam hikayesine sadık kalan ve bütün topluma yönelik genellemelerden kaçınan Nuran Joerissen'in `Süsser Tee' (Şekerli Çay) adlı eserlerinde `öz' ve `yabancı' imgeler irdelenecektir.Çalışma, Karşılaştırmalı Yazınbilim altında imge çalışmasıdır. Ele alınan imgeler, kadın yazarların kendi hayat hikayelerinden yola çıkarak kaleme aldıkları eserlerinde tespit edilen ortak, benzer ya da farklı imgelerdir. Çalışma, hem bazı yazarlarda köken kültürlerine karşı oluşan önyargılarla çevrili ve düşmanca tutumların nedenlerinin tespit edilmesi hem de yazın alanında imge araştırmalarının, kültürlerarası boyutta ne denli önemli olduğunun altının çizilmesi bakımından önem taşımaktadır.Anahtar Kelimeler: imge, önyargı, stereotip, Göçmen Yazını
Çukurova üniversitesi Tıp fakültesi öğrencilerinin obeziteye ilişkin inanç tutum ve önyargılarının değerlendirilmesi
Amaç: Fakültemizdeki eğitimlerinin başında ve sonunda olan hekim adaylarının obeziteye yönelik, inanç, tutum ve önyargılarını ve bireysel özellikleriyle ilişkisini incelemek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evreni fakültemizin birinci ve altıncı sınıf öğrencileriydi. Veri toplamak için, sosyodemografik bilgi formu, Obez Bireyler Hakkında İnanç, Tutum ve GAMS-27 obezite önyargı ölçekleri kullanıldı. Ayrıca boy ve ağırlıkları, obezite öyküleri, beden algıları, cinsiyete dair obezite yargıları, kiloya yönelik ayrımcılık deneyimleri, meslektaşlarına dair izlenimleri ve kendi tutumlarını nasıl değerlendirdikleri soruldu. Bulgular: Araştırmaya birinci sınıftan 170 (%58), altıncı sınıftan 149 (%71) öğrenci katıldı. Birinci sınıf öğrencilerinin BAOP puan ortalamaları altıncı sınıftakilerden anlamlı olarak yüksekti (p=0,037). ATOP puanları benzerdi. Öğrencilerin obez hasta görme sıklıkları, yaşları ile BAOP arasında zayıf pozitif korelasyon bulundu (sırasıyla r=0,229, r=0,164). Birinci derece akrabalarında obezite olanların BAOP ve ATOP puanları anlamlı olarak yüksek bulundu (sırasıyla, p=0,048, p=0,033). Öğrencilerin hastalara görüşme için ayırdıkları süre, obezlere önyargılı davranan meslektaşlarına şahit olma durumuyla ATOP puanları arasında anlamlı ilişki bulundu (sırasıyla p=0,019, p=0,005) Öğrenciler kilo sorunu olan hastalarına BKİ yüksekliği, kilo sorunu, obezite ve aşırı kilolu terimlerini daha çok tercih ettiklerini ifade ettiler. Öğrencilerin %80'den fazlası obez bireylerin aşırı yediğini, egzersiz yapmadığını, yiyecek bağımlısı olabileceğini, sağlıksız olduklarını ve çekici olmadıklarını ve obez bireylere önyargılı yaklaşan meslektaşlarına şahit olduğunu belirtti. Sonuç: Öğrencilerimiz obez bireylere yönelik nötr tutumlara sahiptir. Ayrıca altıncı sınflarda daha güçlü olmak üzere obezitenin obez bireylerin kontrolünde olduğuna dair inançlara sahiptirler. Geleceğin doktorlarının obez bireylere yönelik daha olumlu inanç ve tutumlara sahip olması için gerekli girişimler konusunda daha ileri araştırmalar yapılması önerilir. Anahtar kelimeler: Obezite, önyargı, tıp fakültesi öğrencileri
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi klinik bilimler asistanlarının obeziteye ilişkin tutum, inanç ve önyargılarının değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesinde klinik dallarda uzmanlık eğitimi alan hekimlerin, obez bireylere yönelik önyargı seviyeleri, inanç ve tutumlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştımanın evrenini oluşturan araştırma görevlilerinden çalışmaya katılanlara sosyodemografik bilgi formu ve Obez Bireylere Yönelik Tutum, Obez Bireylere Yönelik İnanç ve GAMS-27 Obezite Önyargı Ölçekleri uygulanmıştır. Sosyodemografik bilgiler ve ek sorular ikiye bölünerek anketlerin yanıtlanmasında yönlendirici olabilecek sorular anketlerin sonuna yerleştirilmiştir. Ayrıca hekimlerin obezite hitaplarını kullanma tercihleri ve hastalarının tercihlerine yönelik tahminleri sorgulanmıştır. Bulgu: Katılımcıların Obez Bireylere Yönelik İnanç Ölçeği puan ortalaması 18,2±4,7', Obez Bireylere Yönelik Tutum ölçeğin puanı ortalaması ise 58,9±10,1'dir. GAMS-27 ölçeğinin Cronbach'ın Alpha katsayısı 0,165 olarak bulunmuştur. Bu ölçekler ile obezlere karşı tutum sorusu kıyaslandığında, inanç ölçeği ile hekimlerin obez bireylere karşı önyargı durumu ile anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Ancak obezlere karşı önyargılı olmadığını ifade eden hekimlerin, önyargılı olanlara göre tutum ölçeği puanının anlamlı olarak daha yüksek olduğu saptanmıştır (p=0.003). Çalışmada hekimlerin kullanmayı tercih ettikleri obezite terimlerinin sırayla "kilo sorunu, obezite, sağlıksız kilo, toplu" olduğu saptanmıştır. Hekimin cinsiyetine göre farklılık saptanmamıştır. Obez hastaların duymayı tercih etmedikleri hitap şekillerine dair tahminleri sorulduğunda bu kelimelerin "aşırı kilolu, şişman, obezite" olduğu saptanmıştır. "Obezite" kelimesini hastaların duymak istemediklerini belirtmelerine rağmen hekimlerin sık kullanmaları dikkat çekmektedir. Hekimlerin yakın çevre ve ailesinde obez sayısı arttıkça ve günlük görülen obez hasta sıklığı arttıkça obezitenin kişinin kontrolünde olduğuna dair inançları olduğu saptandı. Sonuç: Hekimlerin obezitenin obez bireylerin kontrolünde olduğu yönünde inançlarının olduğu saptanmıştır. Hekimlerin genel olarak obez bireylere yönelik tutumlarının nötre yakın olmakla birlikte olumsuz olduğu saptanmıştır. Anahtar sözcükler: obezite, önyargı, araştırma görevlisi hekimler
Die analyse des Türkenbildes in der Deutschen gesellschaft aus der sicht der komparatistischen imagologie, dargestellt anhand von werken aus dem 16. – 20 jhdt.
Wir haben in unserer Dissertation die unterschiedlichen Reflexionen des Türkenbildes innerhalb der vergangenen Jahrhunderte anhand von sechs verschiedenen Werken, die in der Zeitspanne von 16. bis 20. Jahrhundert entstanden sind recherchiert. Die Werke, die das Fundament unserer Dissertation bilden sind "Martin Luther - Aufruf an die bedrohte Christenheit" von Karl Kindt (1951), " Ibrahim" von Daniel Casper von Lohenstein (1649-1650), "Türkenlieder zu den Türkenkriegen und besonders zur Zweiten Wiener Türkenbelagerung" von Bertrand Michael Buchmann (1983), "Leben im gelobten Land– Gastarbeiterportraits " von Max von der Grün (1975), "Wenn der tote Rabe vom Baum fällt" von Max von der Grün (1978) und "Kanak Sprak24 Mißtöne vom Rande der Gesellschaft " von Feridun Zaimoglu (1995). Diese Werke wurden von uns ausgewählt, da wir in unserer Dissertation das Türkenbild in der Deutschen Gesellschaft in verschiedenen Jahrhunderten darlegen wollten. Die Indizien, die wir aus diesen Werken erhielten haben wir anhand der komparatistischen Imagologie miteinander verglichen. Einer der Grundbausteine unserer Dissertation war die Reise in die Geschichte. Bevor wir die eigentlichen Inhalte der Werke angaben, haben wir die Zeiträume, in denen die Werke entstanden waren, detailliert behandelt. Wir haben in unserer Dissertation mit dem Bewusstsein und Erkenntnis gearbeitet, dass die Geschichte und die geschichtlichen Vorkommnisse ihre Reflexion in der Literatur und in den literarischen Werken wiedergefunden haben. Unsere hauptsächliche Fragestellung in unserer Arbeit war es, ob das Bild der Türken in der deutschen Gesellschaft eine Verwandlung erlebt hat oder nicht. Um dies darlegen zu können, mussten wir uns häufig an geschichtliche Nachschlagwerke wenden. Damit wir die geschichtlichen Begebenheiten und die Beziehung zwischen den deutsch- türkischen Gesellschaften und die Reflexion dieser Beziehung in unseren Werken ausführlich darstellen konnten. Ohne diesen Schritt, wäre es uns nicht möglich zu schildern, ob sich das Türkenbild verändert hat oder nicht. Diese Dissertation bezweckt nicht allein den Akademikern oder Lehrern, die im Bereich der Komparatistik oder Imagologie arbeiten, zu dienen. Sie soll auch den Interessenten und Studenten als ein Nachschlagwerk dienen, die sich für die geschichtlichen und kulturellen Beziehungen zwischen den deutsch – türkischen Gesellschaften interessieren. Schlüsselwörter: Geschichte der Türkisch – Deutschen Beziehungen, Türkenbild, Komparatistik, Imagologie, Einfluss der Türken in Europa, Türkenfurcht, Vorurteile, Stereotype, anwerbeabkommen, Gastarbeiter und Gastarbeiterliteratur
Bireysel yatırımcılarda risk toleransı ve aşırı güven kavramının karşılaştırmalı olarak incelenmesi
"Homo Economicus"un, her koşul altında rasyonel kararlar vereceği düşüncesi, Davranışsal Finans ile irdelenmeye başlanmıştır. Geleneksel finansın "Beklenen Fayda Teorisi"ne karşılık, Davranışsal Finans "Beklenti Teorisi" ile ön plana çıkmıştır. Davranışsal Finans bu teoriye göre, "Rasyonel Birey"in davranışlarındaki tutarsızlık ve hataları psikoloji, sosyoloji ve antropoloji bilim dallarından faydalanarak açıklamaya çalışmıştır. Yatırımcıların karar modellerinde, girdi olarak en az dört unsuru kullanmaları gerekir. Bunlar genellikle hedefleri, zaman ufku, finansal istikrar ve risk toleranslarıdır. İlk üç girdi objektif ölçümlerle değerlendirilmektedir. Fakat risk toleransı sübjektif ölçümlerle değerlendirilebilmektedir. Bu çalışmanın amacı; bireysel yatırımcıların risk tolerans düzeylerini saptamak ve risk tolerans düzeylerine etki eden aşırı güven kavramı ile aralarındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırma kapsamında, "Geleneksel, davranışsal ve bireysel finans teorileri nelerdir?", "Yatırımcıların risk tolerans ve aşırı güven düzeyleri nelerdir?", "Yatırımcıların risk toleransları ve aşırı güvenleri ile demografik faktörler arasında nasıl bir ilişki vardır?" ve "Yatırımcıların risk toleransları ile aşırı güvenleri arasında nasıl bir ilişki vardır?" gibi sorulara cevap aranmıştır. Çalışma kapsamında; İstanbul, Ankara ve İzmir illerinde ikamet eden 520 bireysel yatırımcıya anket uygulanmıştır. Bu anketin analiz sonucuna göre, bireysel yatırımcıların aşırı güvenleri ve risk toleranslarının demografik faktörler karşısında farklılık gösterdiği, buna ek olarak, bu yatırımcıların aşırı güven düzeylerinin, risk tolerans düzeylerini ve bileşenlerini etkilediği bulgularına ulaşılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Davranışsal Finans, Bireysel Finans, Bireysel Finansal Planlama, Risk Toleransı, Aşırı Güven.
Hemşirelik öğrencilerinin obezite önyargıları ile sağlıklı yaşam biçimi davranışları arasındaki ilişki
Hemşirelik öğrencilerinin obezite önyargıları ile sağlıklı yaşam biçimi davranışları arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla yapılan araştırma tanımlayıcı ve kesitsel niteliktedir. Araştırmanın evrenini, Aralık 2018 - Ocak 2019 eğitim öğretim yılında Çukurova Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü'nde araştırmanın yapıldığı dönemde öğrenim gören 1023 öğrenci oluşturmaktadır. Evrenin tamamı örnekleme alınmış fakat araştırmaya katılmayı kabul eden 719 öğrenci ile araştırma tamamlanmıştır. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından hazırlanan kişisel bilgi formu, GAMS-27 obezite önyargı ölçeği (OÖÖ) ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları ölçeği-II (SYBDÖ-II) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, standart sapma, ortalama, Mann-Whitney U Testi ve Kruskal-Wallis H Testi kullanılmıştır. Araştırmada, öğrencilerin OÖÖ puan ortalaması 78,73±11,54, SYBDÖ-II puan ortalaması ise 128,17±19,43 olup öğrencilerin önyargıya eğilimli olduğu ve orta düzeyde sağlıklı yaşam biçimi davranışlarına sahip olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin SYBDÖ-II puanlarını yaş grupları, cinsiyet, BKI, sınıf, kalınan yer, anne eğitim düzeyi, kendini tanımlama ve beslenme şeklinin etkilediği; OÖÖ puanlarını ise sadece cinsiyetin etkilediği saptanmıştır. Sonuç olarak, OÖÖ ile SYBDÖ-II kişilerarası ilişkiler alt boyutu arasında pozitif yönde, çok zayıf derecede ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (p<0,05). Yani kişilerarası ilişkiler alt boyutu puanı arttıkça obezite önyargı puanı da artmaktadır. Obezite önyargısı ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile ilgili eğitimlerin artırılması, kitle iletişim araçlarında obez bireylere yapılan etiketlemeden kaçınılması, öğrencilerin fiziksel aktivitelerini yapacakları imkanların sağlanması önerilebilir. Anahtar Sözcükler: Hemşirelik öğrencileri, Sağlıklı yaşam biçimi, Obezite, Obezite önyargısı
Davranışsal finans perspektifinden bireysel finansal yatırım karar sürecindeki eğilimler: Yöneticiler ve aşırı özgüven üzerine bir araştırma
Davranışsal finans, geleneksel finans alanına getirilen kapsamlı eleştiriler ile deneysel ve ampirik çalışmalar ışığında ortaya çıkmıştır. Davranışsal finans teorisi karar birimlerinin rasyonallikten uzak olabildiklerini, yatırım tercihlerinde tutarsız olabildiklerini, psikolojik ve duygusal eğilimlerin etkisi altında hareket edebildiklerini açıklamaktadır. Bu çalışmada, İstanbul'da kamu bankalarında çalışan orta ve üst düzey yöneticilerden oluşan 40 yöneticinin davranışsal yönetici tipleri ile davranışsal eğilimleri arasında bir ilişki olup olmadığı, var ise ne derece olduğu araştırılmaktadır. Bu doğrultuda, katılımcılara anket çalışması uygulanmış, demografik özellikleri incelenmiş, betimsel istatistikleri analiz edilmiştir. Yöneticiler, davranışsal yönetici tiplerinin tespit edilmesi amacıyla yapılan test sonucunda, her ne kadar bireysel olarak takipçi, bağımsız, koruyucu ve toplayıcı tiplerden birini ağırlıklı olarak yansıtıyor olsalar da, davranışsal yönetici tipleri arasında anlamlı bir farklılık olmadığı görülmüştür. Davranışsal önyargı tanımlama testi ile psikolojik önyargı ve bilişsel eğilimlerin yöneticiler üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda yöneticilerin, aşırı özgüven, aşırı tahminleme, geri görüş, kayıptan kaçınma, temsilcilik olmak üzere davranışsal eğilimlere sahip oldukları söylenebilir. Anahtar kelimeler: Davranışsal finans, davranışsal yönetici tipi, davranışsal önyargı testi, aşırı özgüven, önyargılar, eğilimler
Gaziantep'te öğretmenlerin gözünden yerli ve Suriyeli ilişkilerinde önyargılar ve toplumsal mesafe
Öğretmenlerden oluşan bir grupla yapılan derinlemesine görüşmelere dayanan araştırmanın neticesi olan bu çalışma, önyargılar ve ötekileştirme bağlamında Gaziantep'te yerli halkın Suriyeli göçmenlerle kurdukları ya da kaçındıkları toplumsal teması ele almaktadır. Diğer birçok çalışmada da ortaya çıkan çok sayıda kalıpyargı (stereotip) ve önyargı bir kez daha teyit edilmektedir. Bu çalışmayı ayıran yönü ise, bu tutumların arkasında yatan faktörlere daha çok odaklanmasıdır. Bu vesileyle, tarihi miras, cinsiyet kimliği, sınıfsal konum, mesleki ve ideolojik kaygılar gibi faktörlerin ötekileştirme arkasındaki rolleri sorunsallaştırılmıştır. Nihayetinde, kişinin önyargılı ve empatik duruşları üzerinden ötekileştirmeye dair bir işlemsel model ortaya konmaya çalışılmıştır.
Biyolojik afet (COVID-19) ve doğal afet (deprem) zamanında gruplararası tehdit algısı ve dini tutumun Suriyelilere ilişkin ön yargıdaki rolü
Bu çalışmanın temel problemi toplumsal travmalar olan afetlerin yaşandığı süreçte bireylerin dini tutumlarının ve tehdit algılarının, onların ön yargısal tutumlarında nasıl bir rolünün olduğunu ortaya koymaktır. Bu nedenle bu tezin temel amacı, doğal bir afet olan depremi ve biyolojik bir afet olan COVID-19 pandemisini aynı zaman diliminde yaşayan yerli halkın, Suriyeli sığınmacılara yönelik ön yargısal tutumlarında ne gibi bir değişiklik olduğunu ve bu değişikliklerde onların dini tutumlarının nasıl bir rolünün olduğunu betimlemektir. Tecrübe edilen bu durumun daha derinlemesine anlaşılması ve katılımcıların mevcut duruma yaklaşımlarını daha iyi anlamak için bu tez çalışmasında nitel araştırma yöntemi kullanılmış ve desen olarak fenomenoloji (olgubilimsel) tercih edilmiştir. Durumlar arasında zenginliğin oluşması için ise amaçlı örnekleme türü belirlenmiştir. Araştırmaya 25 katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcılara hazırlanan görüşme formunda bulunan sorular yöneltilmiş ve elde edilen veriler ses kayıt cihazı ile kaydedilmiştir. Daha sonra veriler betimsel ve içerik analiz teknikleri aracılığı ile çözümlenmiştir. Bu tez çalışmasında aynı dine mensup olmanın ve dini inancın, Suriyeli sığınmacılara yönelik ön yargısal tutumları azalttığı veya ortadan kaldırdığı görülmüştür. Bununla beraber deprem ve COVID-19 gibi afetlerin yaşanmasının, yerel halkın Suriyeli sığınmacılara yönelik olumlu tutumların oluşmasına ve ön yargısal tutumların azalmasına neden olduğu anlaşılmıştır. Katılımcılarda Suriyeli sığınmacılara yönelik sembolik ve gerçekçi tehdit algılarının olduğu sonucuna varılmıştır. Bu tehdit algılarının azalmasında dini benzerliğin olumlu bir yönde etkisinin olduğu görülmüştür.
Okul ilişkilerinde öğretmenlerin ön yargıları ile örgütsel bağlılıkları arasındaki ilişki
Bu çalışmada, Diyarbakır ili merkez ilçelerindeki resmi ilkokul, ortaokul ve liselerde görev yapan öğretmenlerin okullarda örgütsel bağlılık ve önyargılarına ilişkin görüşlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada okullardaki ilişkilerde öğretmenlerin ön yargılarının örgütsel bağlılığı yordayıp yordamadığı da test edilmiştir. Araştırmada, ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini, 2017-2018 eğitim-öğretim yılında Diyarbakır Büyükşehir ilindeki Bağlar, Kayapınar, Sur ve Yenişehir ilçelerindeki resmi ilkokul, ortaokul ve liselerde görev yapan toplam 11313 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmada oransız küme örnekleme tekniği kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini toplam 850 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmanın uygulanabilmesi için Diyarbakır Valiliği'nden gerekli izinler alınmıştır. Araştırmada iki veri toplama aracı kullanılmıştır. Bunlar, Örgütsel Bağlılık Ölçeği ve Okulda İlişkilerde Önyargı Ölçeğidir. Okulda İlişkilerde Önyargı Ölçeği, Erdoğan (2012) tarafından geliştirilmiştir. Ölçekte 29 madde vardır. Örgütsel Bağlılık Ölçeği Ustuner (2009) tarafından geliştirilmiştir. Ölçek, 17 maddeden oluşan tek boyutlu Likert tipi bir ölçektir. Öğretmenlerin okulda ilişkilerde ön yargılarını ve örgütsel bağlılık düzeylerini belirlemek için aritmetik ortalama ve standart sapma değerleri hesaplanmıştır. Cinsiyet değişkeni açısından belirtilen görüşler arasında anlamlı bir farklılık olup olmadığını belirlemek için bağımsız gruplar t-Testi yapılmıştır. Ayrıca görev yaptığı okul türü, branş, okulun bulunduğu yer, kıdem (hizmet süresi), okuldaki hizmet süresi (görev süresi) değişkenleri açısından grupların ortalamaları arasında fark olup olmadığını belirlemek için Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) yapılmıştır. Grup varyanslarının eşit olduğu durumlarda, ortalama puanlarının çoklu karşılaştırılmasında Tukey HSD testi yapılmıştır. Uygulanan testlerin anlamlılık düzeyi .05 olarak alınmıştır. İki değişken arasındaki ilişkinin miktarını bulup yorumlamak amacıyla Pearson Moment Korelasyon Katsayısı hesaplanmıştır. Araştırmanın bulgularından bazıları şunlardır: Öğretmenlerin örgütsel bağlılık algıları kısmen katılıyorum düzeyindedir. Öğretmenlerin okulda ilişkilerde önyargı ölçeğine yönelik algıları katılmıyorum düzeyindedir. Öğretmenlerin okulda ilişkilerde önyargı ölçeğine yönelik algıları, veliler için katılmıyorum düzeyinde iken, kendileri ve öğrenciler için kısmen katılıyorum düzeyindedir.Kadın öğretmenlerin örgütsel bağlılık algıları erkek öğretmenlere göre daha yüksektir. İlkokul (sınıf) öğretmenlerinin örgütsel bağlılık algıları, ortaokul, lise ve meslek liselerinde görev yapan öğretmenlere göre daha yüksektir. Örgütsel bağlılık ile okul türü arasında anlamlı bir ilişkinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır.Ortaokullarda görev yapan öğretmenlerin örgütsel bağlılık algıları liselerde görev yapanlara göre daha yüksektir.İlkokul (sınıf) öğretmenlerinin örgütsel bağlılık algıları hem branş hem de meslek dersleri öğretmenlerine göre daha yüksektir. İl merkezinde görev yapan öğretmenlerin örgütsel bağlılık algıları, köylerde/beldelerde görev yapanlara göre daha düşüktür. Öğretmenlerin örgütsel bağlılık algıları arttıkça okulda ilişkilerde önyargı algıları azalmaktadır. Öğretmenlerin okulda ilişkilerde önyargı algıları arttıkça, yöneticilere, kendilerine, öğrencilere ve velilere yönelik önyargı algıları artmaktadır. Anahtar Kelimeler: Örgütsel Bağlılık, Önyargı, Örgüt.
Farklı beden kitle indekslerine sahip bireylerin içselleştirilmiş kilo önyargısı ile olumsuz beden konuşmaları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın birincil amacı, farklı beden kitle indekslerine sahip bireylerin İçselleştirilmiş Kilo Önyargısı ile Olumsuz Beden Konuşmaları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. İkincil amacı ise, İki Faktörlü İçselleştirilmiş Kilo Önyargısı Ölçeğinin psikometrik özelliklerinin incelenmesi, Türkçe alan yazına kazandırılması, uygulanabilirliğinin sınanması olarak belirlenmiştir. İki Faktörlü İçselleştirilmiş Kilo Önyargısı Ölçeğini Türkçe alan yazınına kazandırmak için geçerlik ve güvenirlik değerlerini belirleyebilmek üzere, açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizlerinin yanı sıra güvenilirlik analizleri kapsamında test tekrar test ve iç tutarlılık analizleri yapılmıştır. Ayrıca İki Faktörlü İçselleştirilmiş Kilo Önyargısı Ölçeğinin (İKÖÖ-2F) ve Olumsuz Beden Konuşmaları Ölçeğinin (OBKÖ) yaş ve beden kitle indeksi değişkenine göre farklılaşmış farklılaşmadığını analiz etmek amacıyla tek yönlü varyans analizi (ANOVA), her iki ölçeğin alt boyutlarının beden kitle indeksi ile ilişkisine bakmak amacıyla korelasyon analizi ve son olarak her iki ölçeğinde yordayıcılarını belirleyebilmek amacıyla çoklu doğrusal regresyon analizleri yapılmıştır. Her analiz detaylı şekilde dört ayrı çalışma şeklinde oluşturulmuştur. İlk çalışmada İçselleştirilmiş Kilo Önyargısı Ölçeğinde yer alan maddelerin faktör örüntülerini belirleyebilmek için yapılan Açımlayıcı Faktör Analizi sonuçlarına göre varyansının %55,19'unu açıklayan iki faktörlü yapı elde edilmiştir. Ölçeğin güvenirliliğini sınamak için yapılan iç tutarlılık katsayısı .80 olarak hesaplanmıştır. İkinci çalışmada ise Doğrulayıcı faktör analizi yapılarak ölçeğin yapı geçerliliği test edilmiştir. İkinci çalışmanın sonucunda doğrulayıcı faktör analizi sonuçları iki faktörlü toplam 13 maddeden oluşan ölçeğin uyum indekslerinin kabul edilebilir düzeyde olduğunu göstermiştir. Üçüncü çalışmada İçselleştirilmiş Kilo Önyargısı Ölçeğinin zamansal olarak değişim gösterip göstermediğini belirlemek için test-tekrar test analizi yapılmış ve ölçek toplam puanın ,929 ile zamansal olarak değişim göstermediği saptanmıştır. Dördüncü son çalışmada ise iki faktörlü içselleştirilmiş kilo önyargısı ölçeğinin ve olumsuz beden konuşmaları ölçeğinin yaş ve beden kitle indeksi değişkenine göre farklılaşmış farklılaşmadığını analiz etmek amacıyla tek yönlü varyans analizi (ANOVA), her iki ölçeğin alt boyutlarının beden kitle indeksi ile ilişkisine bakmak amacıyla korelasyon analizi ve son olarak her iki ölçeğinde yordayıcılarını belirleyebilmek amacıyla çoklu doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre yaş değişkeninin her iki ölçeğin alt boyutlarıyla incelendiğinde kiloyla ilişkili stres, kiloyla ilişkili kendilik değeri ve beden kıyaslama alt boyutlarıyla istatistiksel açıdan farklılık olmadığı saptanmıştır. Sonuç olarak, İki Faktörlü İçselleştirilmiş Kilo Önyargısı Ölçeğinin Türkçe formunun egzersiz veya spor yapan katılımcılar örnekleminde içselleştirilmiş kilo önyargısının belirlenmesi için kullanılabilir bir ölçek olduğu ve beden kitle indeksinin içselleştirilmiş kilo önyargısının ve olumsuz beden konuşmalarının yordayıcısı olduğu söylenebilir.
Jürgen Habermas düşüncesinde üç kavram: Önyargı, eylem ve kamusallık
Filozof, sosyolog, toplumsal tarihçi gibi kimlikleri ile günümüz düşünürleri arasında özel bir yer işgal eden Jürgen Habermas, yaşamının farklı dönemlerinde ve bu dönemlere ait farklı eserlerinde dile getirdiği önyargı, eylem ve kamusallık kavramları arasındaki ilişki bu araştırmanın konusunu teşkil etmektedir. Bu konuyu seçmekteki amaç Habermas'ın farklı dönemlerinde farklı konularla ilgilenmesine rağmen düşünce sisteminin bir bütünlük arz ettiğini göstermektir. Zira bu üç kavram her ne kadar birbirinden uzak görünse de arka planda birbirine yaslanan unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır.Habermas önyargı kavramını hermeneutik çalışmaları içerisinde ele almıştır. Eylem kavramını geliştirdiği ?İletişimsel Eylem Kuramı? çerçevesinde detaylandırmıştır. Kamusallık kavramını ise ilk dönem çalışmalarına konu edinmiş olup, Burjuva kamusallığının dönüşümü ile açıklamıştır.Sosyoloji, iktisat, felsefe, iletişim, siyaset gibi farklı çalışma alanları kapsamında değerlendirilen eserlerinden yararlanılarak hazırlanan bu çalışma da öncelikle düşünsel arkaplan konu edilmiştir. Habermas'ı tanımaya olanak sunan bu bölümün ardından ise tezin ana temasını oluşturan kavramlar tüm boyutlarıyla ele alınmıştır.
Sexual orientation microaggressions and psychological distress in LGBQ adults: A mediation model
Discrimination can take a subtle and insidious form in social life. Such form of discrimination, called microaggressions, are verbal, behavioral, and environmental attitudes and actions carrying prejudice towards disadvantaged minority groups. Experiencing microaggressions has been found as a threatening factor for psychological well-being, particularly in minority groups. Although the detrimental influence of racial microaggressions is well-studied, more research is needed for possible interactions in sexual orientation microaggressions regarding psychological well-being especially in non-Western contexts. Thus, the current study seeks to contribute to the growing literature through investigating sexual orientation microaggressions and psychological distress in Turkey. Participants were 326 lesbian, gay and bisexual individuals (70 lesbian, 77 gay, and 179 bisexual) with a mean age of 23.97 (SD = 5.67) recruited on the internet. The data were collected through online self-administered questionnaires measuring microaggressions, social problem-solving (SPS), psychological distress, internalized homophobia, and perceived social support (PSS). Results showed that microaggressions was positively correlated with psychological distress, but negatively correlated with PSS and SPS. It was found that experiencing microaggressions was significantly associated with greater psychological distress. Total PSS, PSS from family, and one of the coping styles of SPS (negative problem orientation) mediated the association of sexual orientation microaggressions with psychological distress. Internalized homophobia was not found to be a mediator in the same association. Results of moderated mediation analyses showed that gender did not have a significant moderating role in the mediation models. These results indicate that facing and having to deal with microaggressions puts yet another psychological burden on the shoulders of LGBQ individuals who are already dealing with various kinds of stigma and discrimination.
Farklılık iklimi, yönetici tutumları ve çalışanın bilişsel esnekliğinin önyargılar ile ilişkisi
Günümüzde işgücünün farklılaşan yapısı, insan kaynağının etkin yönetiminde çeşitlilik konusunun önem kazanmasını sağlamıştır. Bununla birlikte halen toplum ve örgüt içinde bireyler cinsel yönelimleri nedeniyle olumsuz kalıpyargılar ve önyargılı tutumlar ile karşılaşmakta, ayrımcılığa ve hatta şiddete maruz kalmaktadır. Bu durum olumsuz tutum ve davranışlarla karşılaşan bireyler için sağlık sorunlarından ekonomik zorlanmaya kadar pek çok sorunu beraberinde getirmenin yanında, örgütün farklılık unsurlarını etkin yönetememesi nedeniyle çeşitli kayıplar yaşamasına da neden olmaktadır. Farklı cinsel yönelime sahip bireylere yönelik önyargı ve ayrımcılık, farklı disiplinlerin araştırma konuları arasında yerini almakla birlikte, Türkiye'de bu konuda yapılan çalışmalar oldukça sınırlıdır. Bu noktadan hareketle mevcut çalışma kapsamında eşcinsel bireylere yönelik olumsuz tutumlar ile bireysel ve örgütsel bazı değişkenlerin ilişkisini incelemek amaçlanmıştır. Bu amaçla işyerinde yöneticilerin eşcinsellere yönelik tutumları ve eşcinsellere yönelik hareket seçenekleri eğiliminin, çalışanların farklılık iklimi algıları ve bilişsel esneklikleri ile birlikte, eşcinsellere yönelik tutumları ile nasıl ilişkilendiği incelenmiştir. Çalışma kapsamında öncelikle farklılık iklimine yönelik çalışan algılarını ölçmek için Diversity Perception Scale'in Türkçe adaptasyon çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Daha sonra 54 yönetici ve onlara bağlı 327 çalışandan Farklılık Algıları Ölçeği, Bilişsel Esneklik Envanteri, Eşcinsellere İlişkin Tutum Ölçeği ve Eşcinsellere Yönelik Hareket Seçenekleri Ölçeği aracılığıyla toplanan veriler eğitim, temas ve cinsiyet değişkenlerinin de dâhil edildiği araştırma modeli ile test edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda elde edilen bulgular, ilgili değişkenlerin çalışanların eşcinsellere yönelik olumsuz tutumlarını yordadığını, test edilen modelin istatistiksel olarak anlamlı olduğunu göstermiştir. Olumsuz tutumlarla ilişkili bireysel ve örgütsel değişkenleri bir arada ele alarak ve Farklılık Algıları Ölçeğinin Türkçe adaptasyonunu yaparak alanyazına katkı sağlayan bu çalışmanın bulguları, ilgili alanyazın ışığında tartışılmıştır.
İlkokul öğrencilerinin sahip oldukları kalıp yargı ve ön yargıların incelenmesi
Bu çalışmada ilkokul öğrencilerinin sahip olduğu kalıp yargı ve ön yargıların incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, nitel ve nicel araştırmaların birlikte kullanıldığı karma araştırma yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın nitel boyutunda temel nitel araştırma deseni kullanılmıştır. Bu doğrultuda çalışmaya Mardin ilinde görev yapan kıdem, cinsiyet, yerleşim birimi ve doğum yeri bilgileri açısından çeşitlilik sağlayan 20 gönüllü sınıf öğretmeni katılmıştır. Nitel veriler, tez yazarı ve tez danışmanı tarafından geliştirilen "İlkokul Öğrencilerinde Görülen Kalıp Yargı ve Ön Yargılara İlişkin Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" ile toplanmış ve içerik analizi ile analiz edilmiştir. Araştırmanın nicel boyutu tarama yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Nicel veriler, tez yazarı ve tez danışmanı tarafından geliştirilen Çocuklar için Kalıp Yargı Ölçeği ve Çocuklar için Ön Yargı Ölçeği ile elde edilmiştir. Bu ölçekler aracılığıyla öğrencilerin hangi konularda kalıp yargı ve ön yargılarının olduğu, kalıp yargı ve ön yargı düzeyleri ile kalıp yargı ve ön yargılarında cinsiyet ve yaş değişkenine göre anlamlı bir fark olup olmadığı incelenmiştir. Ölçekler Mardin ili Kızıltepe ilçesinde bulunan ilkokul 4. sınıfa devam eden 448 öğrenciye uygulanmıştır. Ölçeklerden elde edilen veriler SPSS programında Tek Yönlü Varyans Analizi ve İlişkisiz Örneklemler t- Testi ile analiz edilmiştir. Öğretmen görüşlerine göre ilkokul öğrencileri; cinsiyet, etnisite/ırk, dil, din, yerler, meslekler, özel gereksinimli bireyler, dersler, sosyoekonomik düzey ve bireysel farklılıklar ile ilgili konularda kalıp yargılara sahiptir. Öğrencilerin, kalıp yargılara sahip oldukları gruplar karşısında kaçınma, uzak durma, dışlama, tercih etmeme, iğrenme ve engelleme gibi ön yargılı tutum ve davranışlar sergilediği ifade edilmiştir. Nicel bulgularda, öğrencilerin genel puanlarına göre kalıp yargı puanlarının daha düşük, ön yargı puanlarının ise daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Cinsiyet değişkenine göre öğrencilerin kalıp yargı ve ön yargı düzeyleri arasında anlamlı bir fark görülmemiştir. Yaş değişkeni açısından elde edilen bulgular, daha büyük yaş grubunun kalıp yargılarının daha fazla olabileceğini, daha alt yaş gruplarının ise ön yargılarının daha fazla olabileceğini göstermektedir. Çocuklarda kalıp yargılar ve ön yargılar, erken yaşlardan itibaren ortaya çıkmaktadır. Bu kalıp yargı ve ön yargıların azaltılması için küçük yaşlarda bu konuda bir eğitim verilmelidir. Bu yüzden Sosyal Bilgiler Dersinde kalıp yargı ve ön yargıları fark etme becerisi, 7. sınıftan itibaren değil 4. sınıftan itibaren kazandırılmalıdır.
Alevi ve Sünnilerde sosyal kimlik ve önyargı ( Malatya örneği)
Bu tezin amacı, Türkiye'deki en büyük iki inanç grubunu oluşturan Alevi ve Sünnilerin aralarındaki ilişkileri, birbirlerine yönelik tutumlarını ve kalıpyargılarını Sosyal Kimlik ve Sosyal Temas Kuramları açısından incelemektir. Sosyal Kimlik Kuramı çerçevesinde, Alevi ve Sünnilerin dini iç gruplarıyla özdeşleşme düzeylerinin dış gruba karşı olan tutumlarına etkisi ve gruplar arası temas düzeyi ile önyargılı tutumlar arası ilişki araştırılmıştır. Araştırmanın örneklemini Malatya'da yaşayan 153 Sünni ve 163 Alevi katılımcı oluşturmaktadır. Katılımcılara dini kimlik, sosyal temas, sosyal mesafe ve kalıpyargı ölçeklerinden oluşan anket formları uygulanmıştır. Araştırma bulguları iki grup arasında dini kimliğin önemi, topluluk içindeki dini iç-grup özdeşimi, sosyal temas sıklığı ve dış gruba yönelik sosyal mesafe tercihi değişkenlerinde anlamlı düzeyde farklılık bulunduğunu göstermiştir. Hem Alevi hem de Sünniler iç grubun tersine dış gruba yönelik daha yüksek düzeyde sosyal mesafe tercihinde bulunmuşlardır. Ayrıca Alevilerin belirgin olarak iç gruba olumlu dış gruba ise olumsuz kalıpyargılar atfettikleri buna karşın Sünnilerin genel olarak her iki gruba da olumlu kalıpyargılar atfettikleri tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda, sadece Alevi grupta dini kimlik özdeşiminin dış gruba karşı tutumları etkilediği, dini kimlik bağlılığı arttıkça Alevilerin dış gruba karşı olan önyargılı tutumlarının da arttığı belirlenmiştir. Beklendiği gibi her iki grubun da dış grup üyeleriyle teması arttıkça önyargılı tutumlarda düşüş olduğu gözlenmiştir. Araştırma sonuçları literatürdeki ilgili çalışmalar kapsamında yorumlanmış ve tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Alevi ve Sünni, Sosyal Kimlik, Sosyal Temas, Önyargı,Kalıpyarg
Davranışsal ön yargılar ve finansın işletmelerin finansal kararlarına etkisi
Kurumsal firmaların devamlılığı sağlayabilmek, büyümek, gelişmek ve kar oranını en üst seviyeye çıkarabilmek amacıyla almış oldukları kararlar en önemli yönetim kalemlerinden biridir. Buna bağlı olarak bu çalışmada, işletmelerde finansal karar verme süreçlerinde davranışsal, psikolojik ön yargıların yani sezgi, hislerin ve geleneksel finans kavramının yatırımcılar üzerindeki etkisini ve bunun sonucunda firmaların vermiş oldukları kararları ne ölçüde etkilediği, yatırımcıların bu sonuçlar karşısındaki eğilimlerini, tutumlarını incelemeyi ve bununla birlikte firmaların finansal karar süreçlerini etkileyen psikolojik ve davranışsal eğilimleri meydana çıkarmak ve bu eğilimlerin alınan finansal kararları nasıl etkilediğini analiz etmeyi hedeflemektedir. Davranışsal ön yargılar ve finans kavramlarının, işletmelerin finansal kararlarına etkisini konu alan bu araştırmada deneysel uygulama anket yöntemidir.Araştırmanın birinci bölümünde, finans ve finansal yönetim kavramları,finansal yatırımlarda karar modelleri,yatırımcı davranışını temel alan modeller,yatırımcı kararına etki eden ön yargılar ,davranışsal ön yargıların işletmelerin finansal kararlarına etkileri kavramlarının literatür taraması yapılıp detaylı bir şekilde açıklanmıştır.Araştırmanın ikinci bölümünde, davranışsal ön yargılar ve finans kavramlarının, finansal kararları ne ölçüde etkilediği anket uygulama yöntemi ile analiz edilmiş, ilişki meydana çıkarılmıştır.
Bireysel ve toplumsal bir durum olarak Türkiye'de önyargı ve ayrımcılık
Psiko-sosyal bir durum olan ve bireylerarası ilişkilerde belirleyici niteliğe sahip bulunan önyargı ve ayrımcılık bu tezin konusunu oluşturdu. Günlük hayatımızda, bireysel ve toplumsal durumlarda her an karşımıza çıkabilen cinsiyet, yaş, ırk, din, bedensel görünüm gibi faktörleri referans alan ayrımcılıklar çoğu zaman adeta kanıksandığı için bir sorun olarak da görülmeyebilmektedir. Hâlbuki önyargılar ve önyargıların tutum ve davranışlara yansıyan boyutunu teşkil eden ayrımcılıklar kişilerarası ilişkileri sorunlu hale getirdiği gibi, toplumsal uyumu da tehdit eder niteliğe kavuşabilmektedir. Dolayısıyla önyargı ve ayrımcılık konusu gündemde olan ve olacak bir konu olarak hep önem ifade etmektedir. Bu tez ile önyargının ne olduğu ve nasıl oluştuğu, tutum ve davranışlara nasıl dönüştüğü incelendiği gibi, ön yargının tutum ve davranışlara dönüşmesi biçiminde anlam kazanan boyutunu oluşturan ayrımcılığın da bireysel ve toplumsal hayatta ne biçimlerde açığa çıktığı ele alınıp ayrıntılı şekilde incelendi. Araştırma, konu bağlamında yapılmış bilimsel/akademik araştırmaların bulguları üzerinde gerçekleştirildi; tartışmalar bu araştırmaların bulguları üzerinden gerçekleştirildi. Anahtar Kelimeler: Önyargı, Ayrımcılık
Üniversite öğrencilerinde vejetaryen tip beslenmenin antropometrik ölçümler, beden benlik algısı ve obezite önyargısı ile ilişkisi
Son yıllarda vejetaryen beslenme ve bu tip beslenmenin sağlık üzerindeki etkileri dikkat çekmiştir. Vejetaryen tip beslenme bir akım, bir felsefe olmakla birlikte obezitenin yönetiminde tercih edilen bir beslenme tarzı olarak yer almaktadır. Ağırlık kazanımı davranışsal ve sosyal birçok faktöre bağlı gelişmektedir. Beden benlik algısının düşük oluşu ve obezite önyargısının varlığıda bu faktörler arasında yer almaktadır. Bu çalışma, üniversite öğrencilerinde vejetaryen tip beslenmenin antropometrik ölçümler, beden benlik algısı ve obezite önyargısı ile ilişkisinin değerlendirilmesi için planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırma, Eylül 2020 – Kasım 2021 tarihleri arasında 501 üniversite öğrencisi (erkek: 51 ve kız: 450) ile yapılmıştır. Öğrencilerin boy uzunluğu ve vücut ağırlığı beyana dayanarak alınmıştır. Çalışmada obezite önyargısını ve beden benlik algısını değerlendirmek amacıyla sırasıyla Obezite Önyargısı Ölçeği (OÖÖ) ve Çok Yönlü Beden-Benlik İlişkileri Ölçeği (ÇYBBİÖ) uygulanmıştır. Çalışmaya katılan öğrencilerin %14.2'si vejetaryen tip beslenmeyi tercih ederken vejetaryen tip beslenen kız öğrencilerin sıklığı vejetaryen erkek öğrencilerinden daha yüksek bulunmuştur (sırasıyla: % 11.9 ve % 2.3). Vejetaryen tip beslenme türlerinde ise en sık tercih edilen vegan tip beslenme olarak bulunmuştur (erkek öğrencilerin % 13.7'si, kız öğrencilerin % 5.8'i). Vücut ağırlığı ortalaması erkek öğrencilerde 75.9 ± 13.33 kg ve kız öğrencilerde 58.1 ± 9.99 kg, boy uzunluğu ortalaması erkek öğrencilerde 1.77 ± 0.06 m ve kız öğrencilerde 1.64 ± 0.05 m olarak tespit edilmiştir. Beden Kütle İndeks değerleri ortalaması ise erkek öğrencilerde 24.1 ± 3.96 kg/m2 ve kız öğrencilerde 21.5 ± 3.31 kg/m2 olarak saptanmıştır. Öğrencilerin omnivor (vejetaryen olmayan) veya vejetaryen olma durumlarına göre antropometrik ölçümleri açısından anlamlı fark saptanmamıştır (p>0.05). Obezite Önyargısı Ölçeği'nin değerlerinde ise öğrencilerin % 66.5'i obeziteye önyargıya eğilimli (%7.6'sı erkek ve % 58.9'u kız), % 11.5'i obeziteye karşı önyargılı (% 0.8'i erkek ve % 10.7'si kız) olarak saptanmıştır. Her iki cinsiyette de vücut ağırlığı ve BKİ değerleri ile obeziteye karşı önyargı arasında anlamlı bir ilişkisi bulunmamıştır (p>0.05). Vejetaryen tip beslenen öğrencilerin daha fazla önyargıya eğilimli oldukları tespit edilmiştir (p<0.05). Öğrencilerin beslenme tercihleri süresine göre, 3 yıldan fazla vejetaryen olan öğrencilerin daha fazla önyargıya eğilimlidir (p<0.05). Laktoovovejetaryen ve vegan öğrenciler, omnivor öğrencilere göre obezite önyargı ölçek puan ortalaması daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Erkek öğrencilerin Çok Yönlü Beden-Benlik İlişkileri Ölçeği madde puan ortalaması kız öğrencilerden anlamlı olarak daha düşük saptanmıştır (p<0.05). Erkek öğrencilerde vücut ağırlığı ve BKİ değerleri ile ÇYBBİÖ madde puan ortalaması arasında, kız öğrencilerde ise vücut ağırlığı, BKİ değerleri, bel çevresi ile ÇYBBİÖ madde ortalama puan arasında önemli ters bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). ÇYBBİÖ madde puan ortalaması vejetaryen tip beslenen öğrencilerde omnivor öğrencilere kıyasla anlamlı olarak daha düşük belirlenmiş (p<0.05), ancak vejetaryen tip beslenme türü ve bu tip beslenmeyi tercih etme süresi ile ÇYBBİÖ madde puan ortalaması arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Bu araştırma sonucu, vejetaryen tip beslenmeyi tercih eden öğrencilerde antropometrik ölçümler ve beden benlik algısının daha düşük, obezite önyargısının ise daha yüksek olduğu saptanmıştır. Vejetaryen tip beslenmedeki tercih veganlığa yöneldiğinde obeziteye karşı önyargının arttığı söylenebilir. Vejetaryen tip beslenmede diyetten çıkarılan besinler yerine alternatif besinler eklendiğinde ağırlık yönetiminde sağlıklı bir beslenme tarzı olabilir; ancak bu beslenme tarzı kontrol edilemediği taktirde sağlık sorunlarına ve veganlığa kaydıkça psikososyal bozukluklara neden olabileceği de unutulmamalıdır.
Üniversite öğrencilerinin obeziteye ilişkin önyargılarının belirlenmesi
Bu çalışma, üniversite öğrencilerinin obeziteye ilişkin önyargı ve olumsuz tutumlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma verileri Nisan-Haziran 2015 tarihleri arasında, Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi ve Ticari Bilimler Fakültesi'ne devam eden 732 öğrenciden elde edilmiştir. Öğrencilerin demografik ve antropometrik özellikleri araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu ile elde edilmiştir. Obezite önyargılarının değerlendirilmesi amacıyla GAMS-27 Obezite Önyargı Ölçeği kullanılmıştır. Toplamda 80 (%10,9) kişi önyargılı olduğunu beyan etmiştir ancak ölçek puan sınıflamasına göre toplamda 403 (%55.1) kişi önyargıya eğilimli ve 194 (%26,5) kişi önyargılı bulunmuştur. Öğrencilerin kendi önyargı beyanları ile ölçekten aldıkları puan ortalamaları karşılaştırıldığında, önyargılı olduğunu beyan edenler ile önyargısız olduğunu beyan edenler arasında ki puan farkı istatiksel olarak önemli bulunmuştur (p=0.000). Önyargılı olduğunu beyan eden öğrencilerin puan ortalaması ( =72.5±10.40) önyargısız olduğunu beyan eden öğrencilerin puan ortalamasından ( =79.0 ±11.20) düşüktür. Kendini şişman olarak tanımlayan ve Beden Kütle İndeksi (BKİ) sınıflamasına göre şişman bulunan öğrencilerin ( =82.1±12.43) en yüksek puan ortalamasına sahip olduğu saptanmıştır. Hem Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde hem de Ticari Bilimler Fakültesi'nde ölçek puan sınıflamasına göre önyargıya eğilimli bulunanların sayısının (403-%55.1) önyargılı bulunanların sayısından (194-%26.5) fazla olduğu görülmüştür. Çalışmanın sonucunda üniversite öğrencilerinin obezite önyargılarının ilerleyen iş yaşamlarında mesleki becerilerini etkileme olasılığı göz önünde bulundurulduğunda obezite önyargısını azaltmaya yönelik eğitim müdahalelerinin gerekliliği ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Obezite, anti-şişman tutumlar, obezite önyargısı, damgalama.
Sağlık çalışanlarının obez bireylere karşı tutumlarının değerlendirilmesi
Bu çalışma sağlık çalışanlarının obezitesi olan bireylere karşı önyargı tutum ve davranışlarını saptamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı tipte olan bu çalışmada sağlık çalışanlarının empati beceri, empati eğilim ve obezite önyargı düzeyleri arasındaki ilişki sorgulanmıştır. Araştırma, Şubat-Mart 2018 yılında T.C. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü'nde görev yapan ve çalışmada yer almayı gönüllü olarak kabul eden 182 kadın, 88 erkek toplam 248 sağlık çalışanı ile gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu ile GAMS 27-Obezite Önyargı Ölçeği (OÖÖ), Empatik Eğilim Ölçeği (EEÖ) ve Empatik Beceri Ölçeği (EBÖ) kullanılmıştır. Çalışma verileri SPSS 22.0 paket programı kullanılarak uygun istatistiksel yöntemler ile değerlendirilmiştir. Sağlık çalışanlarının ortalama puanları GAMS-27 OÖÖ için 80.6, EEÖ için 72.4, EBÖ için 131.1 olarak bulunmuştur. Kadın sağlık çalışanlarının erkek sağlık çalışanlarına göre EBÖ puan ortalamalarının yüksek olduğu görülmüştür (p<0.05). OÖÖ sınıflamasına göre önyargısız grupta en yüksek puan ortalaması 65.5 ile hekimlerde, önyargıya eğilimli grupta en yüksek puan ortalaması 82.3 psikologlarda ve önyargılı sınıfta en yüksek puan ortalaması da diyetisyenlerde 99.5 saptanmıştır. Katılımcıların beden algıları incelendiğinde, BKİ sınıflamasına göre zayıf ve normal olanlarının çoğunun kendini zayıf ve normal algıladığı; yüksek BKİ'ne sahip olanların çoğunun kendini normal ve zayıf algıladığı; BKİ'si şişman/obez sınıfında olanların ise çoğunun kendi beden imgesini fazla kilolu ve şişman olarak algıladıkları hatta aynı grupta kendini zayıf olarak ve aşırı şişman olarak algılayan sınırlı bir grubun olduğu saptanmıştır. Kendi beden görünümünü zayıf olarak ifade eden bireylerin OÖÖ puan ortalaması diğer gruplara göre daha yüksek olup istatistiksel olarak da önemli bulunmuştur (p<0.05). Önyargı beyanlarına göre obezite önyargısız, önyargılı ve fikri olmadığı beyanında bulunanların büyük çoğunluğunun önyargıya eğilimli oldukları, en yüksek OÖÖ puan ortalamasının ise ön yargısız olduğunu beyan eden grupta olduğu görülmüştür (p<0.05). Bireylerin önyargı beyanlarına göre obezite önyargısı olan, obezite önyargısı olmayan ve kararsız olan bireylerin büyük çoğunluğunun önyargıya eğilimli oldukları bulunmuştur. En yüksek OÖÖ puan ortalamasının ise ön yargısız olduğunu beyan eden grupta olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, işi ve görevi obezitesi olan bireyler de dahil olmak üzere toplumun her kesiminden bireye tarafsız bir sağlık hizmeti sunmak olan sağlık çalışanlarının obezite önyargısına sahip olmaları kabul edilemez bir durumdur. Obezite önyargısını azaltmaya yönelik çalışmaların ivedilikle ve etkin biçimde her yaş ve meslek grubunda başlatılmasında yarar vardır. Anahtar kelimeler; sağlık çalışanları, obezite önyargısı, ayrımcılık, empatik eğilim, empatik beceri.
Beslenme ve diyetetik eğitimi alan öğrencilerin obeziteye karşı önyargı, tutum ve davranışlarının belirlenmesi
Bu çalışma Beslenme ve Diyetetik öğrencilerinin obezite önyargı, tutum ve davranışlarını belirlemek ve yapılan eğitici müdahalelerle bu önyargı tutum ve davranışlarındaki değişimleri saptamak amacıyla yapılmıştır. Müdahale çalışması olup 2016-2017 eğitim öğretim yılında Başkent Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü'nde eğitim gören 57 gönüllü kız öğrenci ile yürütülmüştür. 2 hafta aralıklarla yapılan 5 aşamadan oluşan bu çalışmada;1.aşamada bireylere demografik özellikler ve obez bireylere karşı tutumları ölçen anket ve GAMS 27-Obezite Önyargı Ölçeği uygulanmıştır. 2. aşamada diyet yapma ile ilgili tutumları ölçen bir anket uygulanmış ve öğrencilerden 7 gün boyunca optimal düzeyde kendi hazırladıkları sağlıklı bir diyet uygulamaları istenmiştir. 3. aşamada diyet yapma ile ilgili aynı anket tekrar uygulanmıştır. 4. aşamada obez bireylerin günlük hayatta yaşadıkları sorunlara dair farkındalığı ölçen bir anket uygulanmış sonrasında fazla kilolu bireylerin sosyal hayatta yaşadıkları zorlukları gösteren 2 dakikalık bir video film gösterimi yapılmış ve hemen ardından aynı anket tekrar uygulanmıştır. 5.aşamada da GAMS 27-Obezite Önyargı Ölçeği tekrar uygulanmıştır. Çalışma verileri SPSS 22.0 paket programı kullanılarak uygun istatistiksel yöntemler ile değerlendirilmiştir. Öğrencilerin GAMS-27 OÖÖ puan ortalamaları müdahale öncesinde 76,9 9,74 puan iken müdahale sonrasında 72,5 10,75 puana düşmüştür. Her iki durumda da Obezite Önyargı Ölçeği puan ortalaması önyargıya eğilimli aralığında olsa da aradaki fark anlamlı bulunmuştur (p<0,05). OÖÖ puanlarına göre önyargılı ve önyargıya eğilimli olarak tanımlanan öğrencilerin de OÖÖ puan ortancaları müdahale sonrasında anlamlı olarak düşmüştür (p<0,05). Öğrencilerin %73,7'si bir diyeti 7 gün boyunca devam ettirebileceğini belirtmiş ancak yalnızca %12,3'ü devam ettirebilmiştir ve diyeti devam ettireceğini düşünenlerin OÖÖ puan ortancalarında düşüş gözlenmiştir (p<0,05). Diyeti devam ettirememe sebebi olarak en çok %22,2 ile sosyal etkinliklere katılma ve yine %22,2 ile motivayonsuzluk/can sıkıntısı cevabı verilmiştir. Video müdahalesi sonuçları ise öğrencilerin obez bireylerin günlük hayatta yaşadıkları sorunlar konusunda genellikle kararsız bir tutum içinde olduklarını göstermiştir. Fakat bunun yanında obez bireylere karşı sahip oldukları negatif tutumlarının farkına vardıkları ve bu tutumlara sahip olduklarına katıldıkları belirlenmiştir. Bunun yanında video müdahalesi sonrasında da öğrencilerin OÖÖ puan ortancalarında anlamlı düşüş gözlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak, obezite önyargısı sağlık alanında eğitim alan öğrencilerde rastlanan bir durumdur. Bu durum çeşitli müdahaleler ile azaltılabilmektedir bu sebeple obezite önyargısını azaltmak ve gelecekte hizmet verecek sağlık çalışanları üzerinde obezite konusunda farkındalık oluşturmak için çalışmalar yapılması gerekmektedir.