Polycystic ovary syndrome
102 theses under this subject heading
Polikistik over sendromunda hepatik fibrozisin shear wave elastografi ile değerlendirilmesi
Amaç: Polikistik over sendromu (PKOS)'lu kadınlarda kronik inflamasyona sekonder alkolle ilişkili olmayan yağlı karaciğer hastalığı (NAFLD), steatohepatit (NASH) ve hepatik fibrozis gelişme riski artmıştır. Çalışmanın amacı periostin ve matris metalloproteinaz-3 (MMP-3) serum düzeyleri ve 2D shear wave elastografisi (SWE) aracılığıyla PKOS'ta gelişebilecek karaciğer fibrozisini erken evrede tanımlamaya çalışmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza 33 hasta ve 33 sağlıklı gönüllü dahil edildi. Tam kan sayımı, rutin biyokimyasal parametreler, serum androjen düzeyi ve serbest androjen indexi (SAİ), hs-CRP, periostin ve MMP-3 düzeyleri ölçüldü. Tanı amaçlı suprapubik pelvik ultrasonografileri yapıldı. Karaciğer ve over elastositeleri shear wave elastografi tekniğiyle değerlendirildi. Antropometrik ölçümleri kaydedildi. Veriler SPSS 21 paket programı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: PKOS'lu grupta kontrol grubuna göre periostin (39,40±19,79, 20,61±11,32 ng/ml) ve MMP-3 (36,83±11,61, 26,66±10,77 ng/ml) düzeyleri yüksek bulunmuştur. Bu durum her iki belirleyici için istatistiki açıdan anlamlılık ifade etmektedir (sırasıyla, p<0,001, p<0,001) Hasta grubumuzda Fib-4 skoruyla periostin arasında (r=0,433, p=0,012); Fib-4 skoruyla kc elastografisi arasında (r=0,374, p=0,032) pozitif korelasyon tespit edilmiştir Gruplar arasında PKOS grubu lehine serum testosteron düzeyi (p=0,044) ve SAİ (p=0,037) açısından anlamlı farklılık mevcuttur. Sonuç: Hasta grubumuzda serum periostin ve androjen düzeyleri yüksek bulunmuştur. Yine bu grupta Fib-4 skoru ile periostin ve karaciğer elastositesi arasında pozitif korelasyon bulunmuştur. Bu veriler PKOS'lu olgularda karaciğer fibrozisinin erken dönem tespitinde, Fib-4 skoru yanında serum periostin düzeyi ve 2D-SWE'nin klinik açıdan bize yardımcı olabileceğini düşündürmektedir. Anahtar kelimeler: PKOS, karaciğer fibrozis, periostin, MMP-3, 2D-shear wave elastografi
Gestasyonel diabetes mellitus gelişen ve gelişmeyen polikistik over sendromlu hastaların gebelik öncesi metabolik durumlarının karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmada polikistik over sendromu tanısı olup da gebeliklerinde GDM gelişen ve gelişmeyen hastaların gebelik öncesi metabolik durumlarının karşılaştırılması ve polikistik over sendromlu hastalarda gebelikte GDM gelişme riskini belirleyen bağımsız değişkenlerin saptanması amaçlanmıştır. Gereç ve yöntemler: 2007 ile 2012 yılları arasında İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Jinekoloji ve İnfertilite polikliniklerine başvurmuş ve revize Rotterdam kriterlerine göre PKOS tanısı almış olan hastalar geriye dönük olarak tarandı. PKOS olguları arasından gebe kalan hastalar telefon ile aranarak tespit edildi. Gebelik elde etmiş olup da takipleri için İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Gebe polikliniğine başvurmamış olan hastaların gebelik bilgilerine telefon ile ulaşıldı. Gebeliğinde GDM gelişmiş ve gelişmemiş hastaların gebelik öncesi yaş, VKİ, biyokimyasal ve hormonal profilleri ve gebelik sonuçları karşılaştırıldı. İstatistiksel yöntem olarak Ki-Kare testi, Mann- Whitney-U testi ve Wilcoxon testi kullanıldı. Bulgular: Gebeliğinde GDM gelişen ve gelişmeyen PKOS olgularının gebelik öncesi metabolik parametrelerinin karşılaştırılması sonucunda ortalama yaş, VKİ, VLDL, trigliserit, açlık insülin, c-peptid, OGTT?de 1. saat ve 2. saat glukoz düzeyleri, HOMA-IR değerleri ve yenidoğanın doğum ağırlığı GDM gelişen grupta anlamlı olarak yüksek saptandı. Ortalama HDL ise GDM gelişen grupta daha düşük bulundu. Ortalama CRP düzeyi, hormon profili, ortalama açlık kan şekeri, LDL kolesterol, total kolesterol değerleri ve doğum şekli açısından ise iki grup arasında fark gözlenmedi. GDM gelişen grubun %74,07?sinde glukoz intoleransı saptanırken GDM gelişmeyen grupta bu oran %6,66 idi. Çoklu lojistik regresyon analizine göre VKİ?nin GDM gelişimini öngörmede en güçlü faktör olduğu saptandı (OR: 2,831, %95 CI: 1,234-6,495). GDM gelişiminin ikinci bağımsız belirteci de OGTT?de artmış 2. saat kan şekeri idi (OR: 1,119, %95 CI: 1,026-1,221). Sonuçlar: Gebeliklerinde GDM gelişen PKOS olgularında gebelik öncesi metabolik parametrelerden yaş, VKİ, lipid profili ve glukoz metabolizması gebeliklerinde GDM gelişmeyen PKOS olgularından anlamlı olarak farklıdır. Obezite ve glukoz intoleransı PKOS olgularında GDM gelişimini belirleyen bağımsız değişkenlerdir. Anahtar kelimeler: Polikistik over sendromu, Gestasyonel diabetes mellitus, glukoz intoleransı, insülin direnci, obezite
Rotterdam, AES ve National Institutes of Health kriterlerine uyan PKOS'lu hastaların biyokimyasal değerlerinin ve insülin direncinin karşılaştırılması
Polikistik over sendromu (PKOS), amenore, polikistik overler, hirsutizm ve obezitenin birlikteliği olarak tanımlanmaktadır. PKOS üreme çağındaki kadınların yaklaşık %5-%10?inde görülmektedir. Patogenezinde, hiperinsülinemiyle beraber olan insülin direnci ve overlerde luteinizan hormona (LH) bağımlı androjen yapımının artışı anahtar rol oynamaktadır. PKOS tanı kriterleri günümüze kadar; National Institutes of Health (NIH) 1990, Rotterdam Consensus 2003, Androjen Excess Society (AES) ve PKOS society 2009 göre sınıflandırılmaktadır. Çalışmamızda Nisan 2011-Ağustos 2012 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği Jinekoloji polikliniğine PKOS ön tanısıyla başvuran Androgen Excess Society (AES), Rotterdam, National Institutes of Health [NIH] kriterlerine uyan hastaların biyokimyasal değerlerini ve insülin direncini karşılaştırmayı amaçladık. Çalışmamız retrospektif bir çalışmadır. Çalışmaya Rotterdam tanı kriterlerine göre PKOS tanısı olan kadınların (n=200), Androgen Excess Society (AES) tanı kriterlerine göre PKOS tanısılı olan kadınların (n=182), National Institutes of Health (NIH) tanı kriterlerine göre PKOS tanısı olan kadınların (n=180); antropometri, lipid profili, glukoz, insülin, oral glukoz tolerans testi (OGTT) ve hormon düzeyleri değerlendirildi. İnsülin direnci homeostatik modeli değerlendirmesi (HOMA-IR) kullanılarak hesaplandı. Gruplar arasında bel/kalça (p= 0,0001), LH/FSH (p= 0,041), AST (p= 0,035), DHEA-S ( p= 0,010), FG skorlamsı ( p= 0,007) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu. İnsülin direnci (HOMA-IR ? 3.8) sıklığı sırasıyla grup1: %35, grup2: %33,0 ve grup3; %37,2 bulundu. Gruplar arasında insülin direncinin istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Sonuç olarak; bu çalışmada Rotterdam-PKOS metabolik sendromunda, NIH-PKOS insülin direncinde ve AES-PKOS dislipidemide ön plana çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Polikistik over sendromu, Tanı kriterleri, İnsülin direnci, Biyokimyasal değerler, Hormon paneli, Dislipidemi, Metabolik sendrom
Sebebi açıklanamayan infertil hastalar, polikistik over sendromlu hastalar ve kötü over yanıtlı hastalarda folikül sıvısındaki fetuın-B düzeyi ile serum fetuın-B düzeyinin oosit kalitesi üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışmada infertilite nedeniyle başvuran hastaların serum ve folikül sıvılarındaki fetuin-B seviyesinin polikistik over sendromu (PCOS) olan hastalar, açıklanamayan infertil hastalar ve kötü over yanıtına sahip olan infertil hastalar arasında farkının olup olmadığını ve oosit kalitesini nasıl etkilediğini gösterebilmek amaçlandı. Gereç ve Yöntemler: Çalışma prospektif kontrollü olarak, 1 Kasım 2021- 1 Kasım 2022 tarihleri arasında 1 yıl içerisinde, nedeni bilinmeyen infertilite kriterini karşılayan 25 kadın, PCOS tanı kriterlerini karşılayan 25 infertil kadın ve kötü over yanıtı tanı kriterlerini karşılayan 25 infertil kadın olmak üzere üç grupta toplam 75 kadın çalışmaya dahil edildi. Hastalara ovülasyon indüksiyonunu takiben oosit pick up işlemi yapıldı. Hastaların kan örnekleri ve oosit toplama işleminden arta kalan folikül sıvıları alındı. Serum ve folikül sıvısında fetuin-B seviyesi ELIZA yöntemi ile çalışıldı. Toplanan oosit sayısı ve kalitesi, embriyo sayısı ve kalitesi embriyoloji uzmanı tarafından belirlendi. Embriyo transferi sonrası 14. günde insan koryonik gonadotropin hormon pozitifliğine göre biyokimyasal gebelik ve sonrasında ultrasonda gebelik kesesi görülenlerde klinik gebelik belirlendi. Bulgular: Hasta gruplarının yaş, boy, kilo ve vücut kitle indeksi (VKİ) değerlerinin gruplar arasındaki farkları istatistiksel olarak anlamlı değildi (P>0,05). Açıklanamayan infertilite grubunun %12'sinde, PCOS grubunun %96'sında, kötü over yanıtı olan grubun %20'sinde adet düzensizliği görülmekteydi ve gruplar arasındaki farklar istatistiksel olarak anlamlıydı (P<0,05). Menstrüel siklus süresi istatistiksel olarak anlamlı şekilde PCOS grubunda daha yüksekti (P<0,05). Menstrüel gün sayısı ise üç grupta da birbirine benzerdi (P>0,05). PCOS grubunda toplam folikül sayısı istatistiksel olarak anlamlı şekilde kötü over grubu ve açıklanamayan infertilite grubundan daha yüksekti (P<0,05). Ferriman – Gallwey skoru ve antimüllerien hormon (AMH) seviyesi PCOS grubunda anlamlı şekilde daha yüksekti (P<0,05). Toplam oosit sayısı, M2 oosit sayısı, G6 oosit sayısı, PN2 oosit sayısı ve 2. gün embriyo sayısı değerleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde PCOS grubunda daha yüksekti (P<0,05). Embriyo transferi verilerinin gruplar arasındaki farkı istatistiksel olarak anlamlı değildi (P>0,05). Her üç grupta da folikül sıvısından ölçülen fetuin-B değerinin dağılımları arasındaki farklar istatistiksel olarak anlamlı değildi (P>0,05). Öte yandan serumda bakılan fetuin-B düzeyi istatistiksel olarak anlamlı şekilde PCOS grubunda kötü over grubundan daha yüksekti (P<0,05). Post Hoc olarak yapılan Mann Whitney U testi sonuçlarına göre, sadece PCOS grubu ile kötü over grubu arasındaki serum fetuin-B düzeyi arasındaki farklar istatistiksel olarak anlamlıydı (P<0,05). Serum fetuin-B düzeyinin PCOS üzerindeki tanısal değeri istatistiksel olarak anlamlı değildi (AUC: 0,616; P>0,05). Sonuç: PCOS grubunda serum fetuin-B ve folikül sıvısındaki fetuin-B arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamadı. Ancak açıklanamayan infertilite grubunda folikül sıvısındaki fetuin-B seviyesi ile biyokimyasal gebelik sayısı arasında istatistiksel olarak anlamlı ve negatif yönde ilişki bulundu. Yine açıklanamayan infertilite grubunda serum fetuin-B seviyesi ile klinik gebelik sayısı arasında istatistiksel olarak anlamlı ve negatif yönde ilişki bulundu. Fetuin-B düzeyi bu bakımdan açıklanamayan infertilite grubunda in vitro fertilizasyon (IVF) sürecinin sonuçlarını tahmin etmede prediktif değere sahip olabilir.
Polikistik over sendromu tanılı çocuklarda immün ve endokrin sistem arasındaki ilişkinin araştırılması
Polikistik over sendromu doğurganlık çağındaki kadınlarda en sık görülen endokrinolojik hastalıktır. Hastalığın temelinde insülin direnci, kronik düşük seviyeli inflamasyon ve hiperandrojenizm gibi patolojiler olduğu düşünülse de hastalığın patofizyolojisi tam anlamıyla aydınlatılamamıştır. Bu çalışmada rutin bakılan endokrinolojik belirteçler ile kronik inflamasyonla alakalı belirteçler arasındaki ilişkiyi ortaya koymak ve bu değerlerin hastalığın tanı, izlem ve tedavisindeki yerinin araştırılması amaçlandı. Bu çalışmaya Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Endokrinoloji ve Metabolizma polikliniğine başvuran 32 PCOS tanılı hasta ile genel çocuk polikliniğine başvuran 39 sağlıklı kız çocuğu katıldı. Her iki grupta antropometrik ölçümler dışında lenfosit subgrupları bakıldı. Hasta grubunun lipit profili, FSH, LH, testosteron, östrojen, glikoz, insülin, HOMA skoru, ACTH, kortizol, AMH, DHEA-S ve tiroid fonksiyon testlerinin sonuçları referans değerler ile karşılaştırıldı. PCOS hastalarında kontrol grubuna göre anlamlı derecede azalmış CD8+ ve CD16/56+ yüzdeleriyle (p=0,037 ve p=0,001), artmış AMH ve HOMA skoru değerleri saptandı. Hasta grubunda CD3+ yüzdesi ile östrojen hormonu arasında pozitif (p=0,023), CD4+ yüzdesi ile LDL, trigliserit ve AMH arasında negatif ilişki (p=0,01, p=0,038 ve p=0,005) saptandı. Buna ek olarak HLA-DR+ yüzdesi ile 17-OH progesteron ve DHEA-S arasında negatif ilişki (p=0,008 ve p=0,023) gözlenmiştir. Sonuç olarak PCOS'un, sadece endokrinolojik temele sahip bir hastalık olmayıp patofizyolojisinde özelikle immün disregülasyon ile birlikte birçok farklı patolojinin rol oynadığı karmaşık bir hastalık olduğu görülmüştür.
Polikistik over sendromu tanılı hastalarda asprosin ve subfatin düzeylerinin değerlendirilmesi
Polikistik over sendromu (PKOS) hiperandrojenizm, oligo-anovulasyon ve/veya polikistik overler ile karakterize kronik metabolik bir hastalıktır. PKOS sebeplerinden birisi olarak insülin direnci (IR) suçlanmakla birlikte günümüzde etyopatogenezi tamamiyle aydınlatılamamıştır. Asprosin ve subfatin, yağ dokudan salgılanan IR ile ilişkili olduğu düşünülen hormonlardır. Çalışmamızda PKOS hastalarında asprosin ile subfatin düzeylerini sağlıklı kontrol grubu ve hormonal, metabolik, inflamasyon parametreleriyle karşılaştırdık. Çalışmamız prospektif olup, Gaziantep Üniversitesi Hastanesi'nde Endokrinoloji Polikliniğine gelen 35 PKOS tanılı hasta, 32 sağlıklı kadın katıldı. Asprosin PKOS grubunda kontrol grubuna göre yüksek saptandı (p=0.034). Ayrıca asprosin; kilo, vücut kitle indeksi, bel çevresi, insülin, insülin direncinin homeostatik modeli değerlendirmesi (HOMA-IR) indeksi, trigliserid, lenfosit, eritrosit dağılım hacmi (RDW), sedimantasyon, CRP ile anlamlı pozitif ilişkili saptandı. Subfatin ise asprosin, HDL ve tiroid uyarıcı hormon (TSH) ile anlamlı negatif ilişkili saptandı. Subfatin PKOS grubunda daha yüksek olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı (p=0.130). Ayrıca subfatin HOMA İR ile ilişkisiz bulundu (p=0.254). Sonuç olarak subfatin PKOS ve İR ile ilişkisiz, asprosin ise IR ve inflamasyon ile ilişkili bulunmuş olup PKOS etyopatogenezinde rol alıyor olabilir. Asprosin ileride PKOS tedavisi için teröpatik bir hedef haline gelebilir. Anahtar kelimeler: Polikistik Over Sendromu, Asprosin, Subfatin Destekleyen kuruluş: Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi TF.UT.22.26
Over torsiyonu tanısı ile opere olan hastalarda preoperatif ve postoperatif anti-müllerian hormon değerlerinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, üçüncü basamak bir sağlık merkezinde over torsiyonu olan hastalarda detorsiyon ameliyatının serum AMH düzeylerine etkisini belirlemektir. Bu retrospektif kohort çalışmasına, 2020 ile 2022 yılları arasında üçüncü basamak bir sağlık merkezinde over detorsiyonu yapılmış over torsiyonu olan 23 hasta dahil edildi. Örneklem büyüklüğü yeterliydi ve prediktör sayısı lineer bir regresyon modeli geliştirmede yeterince tutucuydu. Bu çalışmanın klinik modelinde 23 hasta vardı ve altı aday öngörücü yerleştirildi (df = 6). Regresyon sonuçları altı yordayıcının (yaş, torsiyon tarafı, operasyon şekli, detorsiyon, detorsiyon + kistektomi, ameliyat sonrası geçen süre) varyansın %92,3'ünü açıkladığını göstermiştir (R2=.923, Düzeltilmiş R2=.81, F istatistiği=8,32, p= 0,001). Ameliyat öncesi AMH ile ameliyat sonrası AMH arasında anlamlı bir ilişki vardı (p < 0.002). Over detorsiyonu olan hastalarda postoperatif AMH ile preoperatif AMH arasında anlamlı ilişki temel bulgudur. Hastalarda detorsiyon yapılması over rezervini koruyucu etki sağlamaktadır. Ancak over torsiyonu için herhangi bir ameliyat yapılmadan önce hastalar yumurtalık rezervinin azalmasının olası riskleri hakkında bilgilendirilmelidir. Anahtar Kelimeler: Over torsiyonu, Detorsiyon, Ooferopeksi, Anti-müllerian hormon
Polikistik over sendromlu hastalarda Nrf2/Keap1 yolağının ve antioksidanların bazı düzenleyici faktörlerinin araştırılması
Polikistik over sendromu (PKOS) dünya genelinde kadınların yaklaşık %10'unda görülen bir endokrin bozukluktur. Reaktif oksijen türlerinin (ROT) granüloza hücrelerinde neden olduğu oksidatif stres (OS) PKOS patogonezinde önemli rol oynamaktadır. Bu amaçla oksidatif stres oluşumunda ve antioksidan savunma mekanizmasında rol alan belirteçlerin düzeylerini incelendi. Çalışmamızda PKOS tanısı alan 55 hasta ile yaş uyumlu 45 sağlıklı gönüllüden kan örnekleri alınıp serumları ayrıldı. Serumlarda Nükleer faktör eritroid 2 ile ilişkili faktör 2 (Nrf2), Kelch benzeri ECH ile ilişkili protein-1 (Keap1), Glikojen sentaz kinaz 3 beta (GSK-3β), NAD(P)H kinon oksidoredüktaz (NQO1), Glutatyon-S-transferaz (GSTPi), Glutatyon peroksidaz (GSH-Px), Glutatyon (GSH) ve Sestrin-2 düzeyleri enzime bağlı immünosorbent testi (ELISA) yöntemiyle ölçüldü. Hasta ve sağlıklıların demografik verileri incelendiğinde yaş, boy, kilo, vücut kütle indeksi (VKİ) ve bel çevresi açısından istatistiksel olarak herhangi bir fark yoktu (p>0.05). Yapılan istatiksel analizde NQO1, GSTPi, GSH ve Sestrin 2 (Sesn2) düzeyleri PKOS ve kontrol grubu arasında karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). GSH-Px ve Nrf-2 düzeyleri PKOS grubunda kontrol grubuna göre istatiksel olarak önemli derecede yüksek bulundu. Keap1 ve GSK-3β düzeyleri PKOS grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak önemli derecede düşük bulundu (p<0,05). Çalışmamızda özellikle Nrf2/Keap1sinyal yolunun PKOS hastalarında etkili olduğu ve antioksidan savunma sistemini uyardığı görülmüştür. Ayrıca Sesn2 de Nrf2/Keap1 yolağını uyararak antioksidan mekanizmaya katkı sağlamaktadır. Antioksidan savunma siteminde görevli bu sinyal elemanlarının gen ekspresyonlarının ölçülmesiyle yapılacak ileri çalışmalar ile hastalık patogonezi daha iyi aydınlatılmış olacaktır.
Adölesan dönemde hirşutizm tanısı alan hastalarda etyolojik dağılım
Kadınlarda her yaş grubunda görülebilen yaygın klinik bir durum olan hirşutizm, terminal kıl foliküllerinin androjen duyarlı olan bölgelerde aşırı büyümesi ile ortaya çıkan erkek tipi kıllanmadır. Hirşutizm varlığı her yaş için psikososyal gelişimi olumsuz yönde etkileyen son derece üzücü bir durumdur. Hastaların yeterince önem vermemesi ya da çekinmesi nedeni ile doktora başvurma oranını düşük olması, hem de doktora başvuran hastaların tanı ve tedavisindeki güçlükler sonucu istenilen başarıya ulaşılamayan bir sağlık sorunudur. Ülkemizde adölesan kızlarda hirşutizm prevelansını, insidansını ve etyolojik dağılımı gösteren yeterli çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışma ile bölgemizdeki hirşutizm nedenlerinin dağılımını görmeyi ve hirşutizme neden olan nadir hastalıkların görülme oranları hakkında bilgi vererek bu hastalıklara karşı farkındalığı arttırmayı amaçladık. Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Endokrinoloji polikliniğine tüylenme artışı şikâyeti ile Haziran 2011- Haziran 2014 tarihleri arasında başvuran 10 ile 18 yaşları arasındaki kız hastalardan hirşutizm tanısı alan 138 tanesi çalışmaya alınarak demografik bilgiler, fizik muayene bulguları, laboratuar ve görüntüleme tetkikleri açısından sınıflandırılmıştır. Hirşutizm tanısı alan hastaları etyolojik sınıflandırma açısından fonksiyonel ovaryan hiperandrojenizm (polikistik over sendromu (PKOS) ve diğerleri), idiyopatik hiperandrojenizm, idiyopatik hirşutizm, fonksiyonel adrenal hiperandrojenizm olmak üzere 4 grupta sınıflandırıldı. Bizim yaptığımız çalışmada hirşutizm şikayetiy¬le hastanemize başvuran 138 hastanın %72.4'ünde fonksiyonel ovaryan hiperandrojenizm, %10.9'unda idiyopatik hiperandrojenizm, %8'inde fonksiyonel adrenal hiperfonksiyon, %7.2'sinde idiyopatik hirşutizm, %0.7'sinde konjenital adrenal hiperplazi (KAH), %0.7'sinde prolaktinoma tespit edildi ve bu bulgular daha önce yapılmış çalışmalar ile uyumlu bulundu. Sonuç olarak bölgemizdeki adölesan yaş grubukız çocuklarında hirşutizm etyolojisinde literatür ile uyumlu olarak en sık neden PKOS olarak saptanmış, prolaktinoma ve geç başlangıçlı KAH gibi diğer nedenlerin daha nadir olmakla beraber bölgemizde hirşutizm etyolojisinde rolü olabileceği görülmüştür.
Polikistik over sendrom tanılı hastaların kan serum değerlerinde DNA hasarı ve oksidatif stresin değerlendirilmesi
Amaç: Polikistik over sendrom (PKOS) tanılı kadınlarda biyokimyasal androjen yüksekliği olan ve olmayan kadınların kan serumlarında oksidatif stres ve DNA hasarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma Nisan 2022 ve Kasım 2022 tarihleri arasında prospektif kohort olarak yürütüldü. Rotterdam kriterlerine göre PKOS tanısı konulan 16-40 yaş arası kadınlar ve sağlıklı kontrol hastaları dahil edildi. Çalışmaya toplam 178 hasta dahil edildi ve hastalar 3 gruba ayırıldı. 1. grup androjen yüksekliği olmayan PKOS'lu kadınlar, 2.Grup androjen yüksekliği olan PKOS'lu kadınlar ve 3.Grup sağlıklı kontrol hastalarından oluşmaktadır. Hastaların tümünden adetlerinin 2-5. gün arasında kan tahlilleri istenmiştir. Alınan bu örneklerden hormonal, metabolik ve lipid parametreleri bakılmış ve ayrıca kan serumlarından oksidatif stres ile DNA hasarı varlığı değerlendirilmiştir. Çalışma sonunda biyokimyasal androjen yüksekliğinin PKOS'lu kadınlarda oksidatif stres ve DNA hasarı üzerine etkisi ile metabolik parametreler ile ilişkisi incelenmiştir. Bulgular: Çalışmaya toplamda 178 hasta dahil edilmiştir. Rotterdam kriterlerine göre 112 PKOS hastası ve 66 kontrol hastası alınmıştır. PKOS hasta grubu androjen yüksekliği olan ve olmayan iki gruba ayrılmıştır. Gruplar arasında demografik özelliklerden VKİ en yüksek hiperandrojenemik PKOS grubunda bulunmuştur. Çalışma sonucunda hiperandrojenemik PKOS'lu grupta oksidatif stres hasarı, inflamatuvar marker ve DNA hasar değerleri artmış olarak bulunmuştur (p<0,05). Çalışmamızda androjen yüksekliği ile metabolik parametreler arasında ilişki saptanmamıştır. Sonuç: Çalışmamızda biyokimyasal hiperandrojenemik PKOS'lu hastalarda artmış oksidatif stres hasarı, kronik inflamasyon ve DNA hasarı tespit ettik. Nonadrojenik PKOS'lu kadınlar da sağlıklı grup ile karşılaşılaştırıldığında oksidatif stres, kronik inflamasyon ve DNA hasarının artmış olduğunu bulduk. Fakat androjen yüksekliği ile metabolik parametreler arasında anlamlı bir ilişki tespit edemedik. PKOS ile metabolik sendrom ve lipid profili arasında anlamlı bir fark izlenmemiştir. Anahtar kelimeler: PKOS, hiperandrojenemi, DNA hasarı, oksidatif hasar, kronik inflamasyon
Polikistik over sendromlu hastalarda kalp hızı toparlanma indeksinin serum bilirubin seviyesi ile korelasyonu
Giriş: Bilirubin hem metabolizmasının son ürünüdür ve antioksidan özelliklere sahiptir. Bununla birlikte Polikistik Over Sendromu (PKOS) fizyopatolojisindeki rolü konusunda yeterli bilgi bulunmamaktadır. Çalışmamızın amacı PKOS'lu hastalarda bilirubin seviyeleri ile birlikte kalp hızı toparlanma indeksini (KHTİ) araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu prospektif çalışmaya Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim dalına başvuran ve PKOS tanısı alan 34 hasta dahil edildi. Kontrol grubu olarak 27 genç sağlıklı bayan erişkin alındı. Her iki gruptaki hastalardan, bilirubin, homeostasis model assesment- insülin resistance (HOMA-IR) ve diğer kan parametrelerini saptamak için 12 saatlik açlık sonrası kan örnekleri. alındı. Tüm sağlıklı ve erişkin bireylere transtorasik ekokardiyografi ve Bruce protokuluna göre egzersiz stres testi uygulandı. Tüm deneklerin vücut kitle indeksleri (VKİ), bel çevreleri, sistolik ve diyastolik kan basınçları ve egsersiz testi parametrelerı kaydedildi. Bulgular: Total bilirubin seviyeleri PKOS tanısı alan hastalarda anlamlı olarak daha düşük bulundu (0.45 ± 0,08 mg/dl vs 0.38 ± 0,08 mg/dl, p=o.oo1) HOMA-IR düzeyleri. PKOS grubunda daha yüksek bulundu. (2,9± 0,9 vs 2 ± 0,5, p=o.oo1) KHTİ ise PKOS tanısı olan hastalarda daha düşük saptandı. (27,8 ± 11,2 vs 34,2 ± 10.8, p=o.o2) PKOS'lu hastalarda yapılan Pearson korelasyon testine göre KHTİ ile HOMA-IR ve bilirubin seviyeleri ile arasında anlamlı korelasyonu gözlendi. Sonuç: PKOS'lu hastalarda bozulmuş KHTİ ile bilirubin seviyeleri arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Bu hastalarda azalmış bilirubin seviyesi oksidatif stresi artırarak KHTİ'de bozulmaya yol açabilir. PKOS'lu hastalrın tedavisi planlanırken bu nokta göz önünde bulundurulmalıdır. Anahtar Sözcükler: bilirubin, kalp hızı toparlanma indeksi, polikistik over sendromu
Polikistik over sendromlu kadınlarda cerrahi olmayan periodontal tedavinin IL-6, IL-10 ve ANXA-1 seviyeleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Polikistik over sendromu (PKOS) tüm dünyada kadınların %4-21'ini etkileyen; hiperandrojenizm, polikistik overler ve ovulatuvar disfonksiyon ile karakterize olan endokrin bozukluklardan biridir. PKOS'un periodontal hastalık ile birlikte lokal ve sistemik proenflamatuvar belirteçler üzerinde etkisi olduğu gösterilmekle beraber aralarındaki ilişki belirsizliğini korumaktadır. Bu çalışmanın amacı PKOS ve gingival enflamasyona sahip bireylerin periodontal tedaviye verdiği klinik ve biyokimyasal yanıtı sistemik sağlıklı bireylerle karşılaştırmak ve annexin-1 (ANXA1) biyobelirtecinin gingival enflamasyondaki rolünü araştırmaktır. Çalışmamız 40 PKOS teşhisi konmuş ve 40 sistemik sağlıklı toplam 80 gönüllü ile yürütüldü. Tüm bireyler periodontal muayeneleri yapıldıktan sonra dört gruba ayrıldı. a) PKOSPS (polikistik over sendromu tanısı alan sağlıklı periodonsiyuma sahip bireyler, n=20); b) PKOSG (polikistik over sendromu ve gingivitis tanısı alan bireyler, n=20); c) SG (sistemik olarak sağlıklı ve gingivitis tanısı alan bireyler n=20); d) SPS (sistemik olarak sağlıklı ve sağlıklı periodonsiyuma sahip bireyler, n=20). Çalışmaya dahil edilen tüm gönüllülerin jinekolojik ve ultrasonografik muayenesi yapılıp antropometrik ölçümleri kaydedildikten sonra hormonal tahlilleri alındı. Periodontal durumun değerlendirilmesi amacıyla çalışma başlangıcında ve gingivitis gruplarında cerrahi olmayan periodontal tedavi sonrası 6. haftada klinik periodontal ölçümler alındı. İnterlökin-6 (IL-6), IL-10 ve ANXA1 seviyelerini değerlendirmek amacıyla çalışma başlangıcında ve gingivitis gruplarında cerrahi olmayan periodontal tedavi sonrası 6. haftada diş eti oluğu sıvısı (DOS) ve tükürük örnekleri alındı. Tüm örneklerin biyokimyasal analizi enzim bağlı immunosorbent analiz (ELISA) yöntemi ile yapıldı. İstatistiksel analizler sonucunda, PKOS gruplarında sistemik sağlıklı gruplara göre modifiye Ferriman-Gallwey indeksi, LH/FSH oranı, DHEAS, AS değerlerinin daha yüksek (p<0.05) olduğu görülürken FSH değerinin ise daha düşük (p<0.05) olduğu tespit edildi. Cerrahi olmayan periodontal tedavi sonucu sondalamada kanama ve plak indeksi skorlarında iyileşme ve DOS hacminde azalma (p<0,001) olduğu belirlendi. DOS IL-6, IL-10 ve ANXA1 başlangıç konsantrasyonlarının periodontal sağlıklı gruplarda daha yüksek (p<0.05) olduğu; ilave olarak, cerrahi olmayan periodontal tedavi sonucu gingivitis gruplarında konsantrasyon miktarlarında artış (p<0.05) olduğu saptandı. Tükürük IL-6 konsantrasyonunun gingivitis gruplarında cerrahi olmayan periodontal tedavi sonrası azaldığı (p<0.05) ayrıca IL-10 ve ANXA1 konsantrasyonlarının anlamlı değişmediği (p>0.05) saptandı. ROC analizi sonuçlarına göre AUC değeri 0,974, duyarlılığı %90 ve özgüllüğü %95 olarak bulunan DOS ANXA1 biyobelirtecinin gingivitis için anlamlı (p<0.0001) olduğu tespit edildi. Bu çalışmanın sınırları dahilinde gingivitis tedavisi sonucunda klinik periodontal parametreler ve biyokimyasal parametreler ile ortaya konan iyileşmenin PKOS ve sistemik sağlıklı bireylerde benzer olduğu ve DOS ANXA1 konsantrasyonunun gingival enflamasyonda ayırt ediciliğinin yüksek olduğu sonucuna varıldı.
Kerkük/Irak'taki polikistik over sendromlu hastalarda homosistein serum düzeyi ile diğer biyokimyasal parametreler arasındaki ilişki
Polikistik over sendromu, yumurtlama kısırlığı, adet bozukluğu ile karakterize endokrin bir hastalıktır. Hastalığın küresel prevalansı %2,2-26'dır. PKOS ile iliĢkili semptomların çoğu, yüksek androjen veya insülin hormonu seviyeleri ile bağlantılı görünmektedir. Bu çalıĢmada PKOS'da serum Homosistein ve bazı metabolik parametrelerin değerlendirilmesi amaçlandı ve kontrol grubu ile karĢılaĢtırıldı. ÇalıĢmaya 90 PKOS'lu kadın ve 90 sağlıklı birey dahil edildi, her iki grup da aĢağıdaki parametreler açısından değerlendirildi; homosistein, D vitamini, açlık insülini, insülin direnci, C-peptit, HbA1c, açlık kan Ģekeri ve lipid profili. Bu çalıĢma, PKOS hastaları ile kontrol arasında homosistein düzeyi açısından anlamlı bir fark olduğunu gösterdi P<0,0001. Ek olarak, PKOS hastaları ile kontrol arasında D vitamini düzeyi açısından anlamlı fark P<0,0001 gözlendi. Bu çalıĢma PKOS hastaları ile kontrol arasında insülin seviyesi açısından anlamlı bir fark olduğunu ortaya koydu. Her Ģeyden önce, homosistein PKOS hastalarında erken kardiyovasküler belirtileri öngörmede hayati bir rol oynuyor gibi görünmektedir. PKOS olgularında prediyabet durumunun erken değerlendirilmesinde insülin düzeyi uygulanabilir.
Relationship between increase androgen hormone and polycystic ovarian syndrome in women
The most common endocrine malfunction in women of reproductive age is polycystic ovarian syndrome (PCOS). In this study we conducted in order to measure the levels of androgen hormone, some hormones and biochemical parameters in Iraqi PCOS patients. The study was divided into two groups, the first group (patients) 50 suffering from PCOS and the second group (control) 50, who visit the hormonal and biochemical center, Fallujah general hospital, Anbar-Iraq. When compared to the control group, patients group with PCOS had substantially higher mean serum Androgen (P=0.0001) and luteinizing hormone (LH) (P=0.019). The patients group had considerably higher mean serum free testosterone, insulin resistance (IR) concentrations and follicle stimulating hormone (FSH) levels but the levels did not differ substantially between the two groups (P>0.05). There were no statistically significant differences in our study with respect to age (P=609). As for androgen and LH hormone, its levels increased are in PCOS patients, which indicate that hormonal have an important role, while the other parameters were less effective.
Samarra ilinde polikistik over sendromlu kadınların serumlarında omentin-1 ve adipcin ilişkisi
ÇalıĢmaya omentin-1 ve adipicin düzeylerinin değerlendirilmesi dahil edilmiĢ olup, çalıĢma yaĢları (20-40) yıl arasında değiĢen 90 kan örneği, polikistik sendrom ile enfekte 60 örnek ve sağlıklı kadınlar için 40 kan örneğinden oluĢan bir grup ve PCOS örnekleri 1/3/2021 ile 1/7/2021 tarihleri arasında bir köprü olan samarra general hospital/ salah al-din governorate'den toplanmıĢtır. Mevcut araĢtırmanın bulgularına göre, PKOS hastalarının kan serumundaki omentin-1 ve adipsin konsantrasyonları sağlıklı gruba göre anlamlı olarak daha yüksekti. Kan serumundaki FSH, LH ve prolaktin seviyeleri PCOS grubunda sağlıklı gruba göre anlamlı derecede yüksek, bu hormonların seviyeleri ise anlamlı derecede düĢüktü. Kolesterol veya T.G seviyeleri açısından PCOS grubu ile sağlıklı grup arasında anlamlı bir fark yoktu, ancak HDL-C seviyeleri önemli ölçüde düĢerken, LDL-C ve VLDL seviyeleri önemli ölçüde yükseldi.
Evaluation of serum anti-mullerian hormone levels on oxidative stress markers and the environmental lifestyle in female control and patients with polycystic ovary syndrome groups
Despite the fact that the most prevalent cause of infertility is polycystic ovary syndrome (pcos), infertility affects women around the world. It is known that PCOS is connected with oxidative stress, and this study was meant to explore the association between free radicals and AMH levels in the body; AMH is a good biomarker of PCOS. The study included 100 study participants, 50 of whom had pre-menstrual syndrome (PMS) and the other 50 were healthy controls. The participants were recruited from the Nineveh Health Center. There is a well-known relationship between PCOS and AMH elevation, Asignificant effect between MDA and AMH was observed in PCOS' blood samples, the PCOS samples with high Amh are significant associated with high GLU, The effect of high cholesterol levels on PCOS cases was not strong, aweak effect of low GSH concentration on AMH value was observed in PCOS' blood samples, there is a relative relationship between AMH and FSH, It Depends on the age for PCOS cases.
The relationship between polycystic ovaries and obesity in women through increased secretion of LH hormone and Type 2 diabetes
The prevalence of obesity in PCOS varies from 16% to 80%, according to the population studied. At the hirsutism outpatient clinic of the Baghdad General Teaching Hospital, Iraq, the prevalence of obesity in PCOS was 34.1%. When overweight women were included in the series, that is, patients with a BMI equal to or greater than 25 kg/m2, this prevalence increased to 65.9%. This prevalence is higher than that observed in the general female population in our country. The prevalence of glucose metabolism disorders (glucose intolerance and type 2 DM) in PCOS is higher than that observed in the general population for the same age group. In the United States, the prevalence of these disorders in PCOS patients was 31.1% for glucose intolerance and 1.5% for type 2 DM; while in Thailand, they were 20.3% and 9.5%, respectively. At the hirsutism outpatient clinic of FMUSP, observed a prevalence of 27.0% for glucose intolerance and 4.8% for type 2 DM. These data are based on blood glucose values obtained at 120 minutes in the oral glucose tolerance test (GTT), according to the criteria of the World Health Organization (WHO). On the other hand, in the general Iraq population, the prevalence of glucose intolerance and type 2 DM in individuals aged between 30 and 39 years was 5.9% and 2.7%, respectively. Insulin resistance occurs in women with PCOS both with adequate weight, and with overweight or obesity, but it is of greater magnitude when there is obesity.. It is now known that apart from FSH and LH secreted by the pituitary gland, insulin and some other hormones are involved in the regulation of ovarian function.
Hormonal and biochemical study of the effect of vitamin D on polycystic ovaries in women
Polycystic ovary syndrome (PCOS) is a shared reason of ovarian dysfunction in women with anovulation. The main symptoms are branded by chronic anovulation, hyperandrogenism and/or the presence of ovarian cysts on ultrasound examination. Low levels of vitamin d3 exacerbate PCOS symptoms, including insulin resistance, ovulation, menstrual irregularities, infertility, hyperandrogenism, and obesity, and increase the risk of cardiovascular disease. In this study, we will try to find a relationship between PCOS and vitamin D deficiency in affected women. The study included (120) samples distributed into two groups, the patients group consisted of (80) samples and the control group consisted of (40) samples. Some chemical and hormonal tests were done such as VIT D3, TT, PRL, FSH, LH, TG, CHO, HDL, LDL, VLDL. We found low levels in Vitamin D, Follicle-Stimulating hormone, Cholesterol levle, High-density Lipoprotein (HDL) level and Low-density Lipoprotein (LDL) level. Also, we found high levels in Testosterone level, Prolactin level, Luteinizing hormone level, Triglyceride level and Very Low-density Lipoprotein (VLDL) level.
Serum elabela seviyeleri ile polikistik over sendromlu bireylerin endokrin ve metabolik parametreleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Polikistik over sendromu (PKOS), üreme çağındaki kadınlarda %5-%20 arasında görülen, patofizyolojisi oldukça kompleks ve endokrinolojik hastalıktır. Heterojen bir hastalık olan PCOS; genetik, intrauterin ve çevresel birçok faktörün etkileşimi ile oluşur.Apelin ve Elabela'dan oluşan Apelinerjik sistem (APJ) vazodilatatör, kardiyoprotektif ve anjiyogenik etkilere aracılık etmektedir. PKOS tanısı almış hastalar ile PKOS tanısı almamış hastalar arasında serum apelin ilişkisi bilinmemektedir. Çalışmanın amacı, PKOS tanılı hastalar ile PKOS tanısı olmayan hastaların serum Elabela düzeylerini karşılaştırmaktır.Çalışmanın tipi vaka kontroldür. Çalışma, 01.04.2021-28.06.2021 tarihleri arasında Yozgat Bozok Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'nde yürütülmüştür. Çalışmaya Rotterdam kriterlerine göre PKOS tanısı almış 44 kadın hasta (deney grubu) ile ve PKOS tanısı almamış 44 kadın hasta (kontrol grubu) çalışmaya alınmıştır. Çalışmanın verileri kişisel bilgi formu (BMİ, sigara ,alkol kullanım alışkanlıkları, kullandığı ilaçlar, sistemik hastalık) ve hastalardan alınan rutin kanlardan toplanmıştır. Kan uygun koşullarda saklandıktan sonra ELİSA yöntemiyle değerlendirilmiş olup, laboratuvar verileri hastane otomasyon sisteminden elde edilmiştir.Çalışmaya alınan hastaların yaş ortalaması kontrol grubunda 27,4 ± 5,8 iken, deney grubunda 26,4 ± 6,1'dir. Kişisel bilgilerin gruplar arası karşılaştırmasında istatistiksel anlamlılık saptanmadı (p>0,05). Vaka grubu hastaların kontrol grubu hastalara göre serum elabela, insülin ve HOMA-IR düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı ve yüksek olduğu saptandı (sırasıyla p = 0,018; <0,001; <0,001). Çalışmanın sonucunda, PKOS tanısı alan hastalarda serum Elabela seviyesi yüksek bulunmuştur. Ayrıca, serum Elabela seviyesi İnsülin ve HOMA-IR ile korelasyon göstermektedir. Sonuç olarak, PKOS tanısı alan hastalarda serum Elabela seviyesi metabolik sorunları öngören bir parametre olarak değerlendirilebilir.
Deneysel polikistik over sendromunda D vitamininin over üzerine etkilerinin ışık ve elektron mikroskobik düzeyde incelenmesi
Polikistik Over Sendromu (PKOS), hiperandrojenizm, oligoan-ovulasyon ve polikistik overler ile karakterize endokrin bir bozukluktur. Bugüne kadar patogenezi tam olarak aydınlatılamayan PKOS'nda semptomlara göre değişen farklı tedavi yaklaşımları uygulanmaktadır. Son zamanlarda D vitamini tedavisi PKOS'lu kadınlarda semptomların giderilmesi için yaygın olarak kullanılmaya başlanmış ve daha çok hormonal ve metabolik düzensizlikler üzerine olan etkisi klinik ve deneysel çalışmaların konusu olmuştur. Ancak D vitamininin PKOS'lu over dokularında histolojik yapı üzerine etkilerini gösteren herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. Çalışmamızda, Dehidroepiandrosteron (DHEA) ile oluşturulmuş PKOS sıçan modelinde uygulanan D vitamini tedavisinin over yapısı üzerine olan etkilerinin ışık ve elektron mikroskobik düzeyde araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamızda, 24 adet prepubertal dişi sıçan kullanıldı. 21 günlük sıçanlardan her grupta 8 hayvan olacak şekilde 3 grup oluşturuldu. 1. gruptaki hayvanlara subkutan 0,2 ml susam yağı+0,01 ml %95 etanol enjekte edilerek kontrol grubu olarak değerlendirildi. 2.gruptaki hayvanlara her gün subkutan 6mg/kg DHEA enjeksiyonu ile PKOS oluşturuldu. 3.gruptaki hayvanlara ise 6 mg/kg/gün DHEA ile PKOS oluşturulurken aynı zamanda haftada bir 120ng/100gr 1,25(OH)2D3 tedavisi uygulandı. 28 günün sonunda anestezi altındaki sıçanlardan alınan kan örneklerinde FSH, LH ve testosteron seviyeleri ölçüldü. Alınan over dokuları ışık ve elektron mikroskobik incelemeler için rutin doku hazırlama yöntemlerine uygun olarak hazırlandı. Işık mikroskobik değerlendirme ve folikül sayımı için hazırlanan dokular Olympus BX53 ışık mikroskobuyla incelendi. İnce yapı değerlendirmesi için ise dokular JEOL-JEM 1400 transmisyon elektron mikroskobu ile incelenerek fotoğraflandı. Çalışmamızda; serum FSH, LH değerleri, LH/FSH oranı ve testosteron düzeyi PKOS grubunda kontrol grubuna göre anlamlı bir artış gösterirken; tedavi grubunda FSH, LH değerleri, LH/FSH oranı ve testosteron düzeyi PKOS grubuna göre anlamlı olarak düşük bulundu. Işık mikroskobik olarak PKOS grubunda atretik ve kistik folikül sayısında artma görülürken, elektron mikroskopta granüloza tabakası belirgin Şekilde incelmiş ve teka tabakası kalınlaşmış kistik folikül yapıları ve interstisyel hücrelerde lipid birikimi izlendi. Vitamin D tedavisi sonucu atretik ve kistik foliküller sayıca azalmıştı. Sonuç olarak; D vitamininin PKOS'nda gözlenen hormonal ve yapısal değişiklikler üzerine olumlu etkileri bulunduğu ancak uzun süre kullanımının daha yararlı olabileceği kanaatine varıldı. Uzun süreli D vitamini tedavisinin etkilerini gösteren çalışmaların yapılması ve buna yönelik bilgilerin artmasıyla PKOS'na sahip hastalar için bir tedavi seçeneği olarak değerlendirilebileceği düşünüldü.
Klomifen sitrata dirençli polikistik over sendromlu hastalarda laparoskopik drilling ve gonadotropin tedavilerinin karşılaştırılması
Amaç: Polikistik over, üreme çağındaki kadınların % 5-10'unu etkileyen, en sık görülen endokrinopatilerden biridir. Anouvulasyona bağlı infertilitesi olan kadınların % 75' inde polikistik over sendromu vardır. Polikistik overin sebep olduğu infertilitenin anlaşılması, uygun bir şekilde yönetilmesi ve tedavi verilmesi, infertilite problemi olan ve bebek isteyen çiftlerde büyük öneme sahiptir. Bu çalışmanın amacı, polikistik over sendromlu hastaların infertilite tedavisinde; klomifen sitrat kullanmış ve direnç göstermiş hastalarda laparoskopik ovaryan drilling ve gonadotropin tedavilerinin sonuçlarının karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem:Hastanemize 01.01.2002-01.07.2015 tarihleri arasında infertilite polikliniğine başvurmuş, polikistik over sendromu olan infertil kadınlar dahil edilmiştir. Çalışma kriterlerine uyan toplam 124 infertil hasta çalışmaya alındı. Bunların 33'üne laparoskopik drilling uygulanmıştır. 91 kişiye gonadotropin tedavisi verilmiştir. Hastaların androjen ve hormon profilleri, insülin rezistansları, ovulatuar durumları ve tedavileri sonucunda görülen faydalar, elde edilen gebelik sonuçları, bu gebeliklerin seyri değerlendirilmiştir. p değerinin <0,05 olduğu durumlar istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular:Laparoskopik drilling ile hastaların androjen profillerinin iyileştiği, over volümlerinin azalarak normal sınırlara indiği, ovulatuar durumlarının iyileştiği görülmüştür. Gonadotropin tedavisinde ise hastaların ovulatuar durumlarının veya androjen profillerinin değişmediği görülmüştür. Gebe kalma oranlarına bakıldığında laparoskopik drilling ve gonadotropin tedavilerinin kümülatif gebelik oranı benzerdir ve birbirlerine üstünlüğü görülmemiştir (p= 0,142). Bunun yanı sıra laparoskopik ovaryan drilling tedavisinin hastanın metabolik ve ovulatuar durumuna daha çok faydası olduğu tespit edilmiştir. Sonuç:İnfertilite hastalarında hasta bazlı değerlendirme ve hastaya uygun tedaviyi verme, başarı sansının yüksek olmasında ve hastaya maksimum fayda sağlanmasında önemlidir. Çalışmamızın sonucunda laparoskopik ovaryan drilling ve gonadotropin tedavileri arasında tedavi sonuçları açısından birbirine üstünlük olmadığı görülmüştür, bu daliteratür ile uyumludur. Tedavi sonuçları ve başarısı değerlendirilirken hastanın klinik durumu ve göreceği fayda esas alınmalıdır. Anahtar sözcükler: polikistik over, gonadotropin, gebelik, infertilite
Polikistik over sendromu olan hastalarda zonulin, galektin-3 ve speksin seviyelerinin değerlendirilmesi ve insülin direnci belirlemede etkinliklerinin araştırılması
Polikistik over sendromu (PKOS), üreme çağındaki kadınlarda adet düzensizliği, hipperandrojenizm ve infertilite gibi çeşitli klinik semptomların görüldüğü yaygın bir durumdur. PKOS görülme sıklığı %6-10 olup, hastalık patogenezinde insülin direnci önemlidir. Speksin, insan endokrin ve epitel dokularında eksprese edilen yeni tanımlanmış bir peptit yapıda hormondur. Yapılan çalışmalarda, Speksin'in normal insan dokularında (endokrin ve epitel dokular) fazla miktarda eksprese edildiği görülmüştür ki bu endokrin ve diğer dokularda Speksin'in fizyolojik fonksiyonlarda etkili olabileceğine işaret etmektedir. Zonulin, bağırsak geçirgenliğini düzenleyen ve otoimmün hastalıklarda rol oynayan ökaryotik bir proteindir. PKOS patogenezinde artmış bağırsak geçirgenliğinin etkisi olabileceğini düşündürmektedir. PKOS olan kadınlarda insülin direnci, irritabl bağırsak sendromu ve kronik yorgunluk sendromu ile artan bağırsak geçirgenliği gibi patolojik durumlar yaygın şekilde gözlemlenmiştir. Yapılan çalışmalarda Lektin ailesinin bir üyesi olan Galektin-3'ün kanser, bağışıklık ve enflamasyonda önemli biyolojik fonksiyonlara sahiptir. Son zamanlarda yapılan çalışmalarda obezite, metabolik bozukluk ve T2DM mekanizması hala tam olarak açıklanamamakla birlikte Galektin-3'ün etkili olduğu düşünülmektedir. Bu çalışma 41'i PKOS tanısı alan hasta ve 37'si sağlıklı olmak üzere toplam 78 kadın üzerinde yapılmıştır. Tüm bireylerin Speksin, Galektin-3 ve Zonulin düzeyleri, kolesterol, Trigliserit (TG), HDL kolesterol ve LDL kolesterol düzeyleri belirlenmiştir. Ayrıca insülin dirençlerini belirlemek amacıyla Homeostatic Model Assessment for İnsülin Resistance (HOMA-IR) değerleri hesaplanmıştır. Elde edilen veriler incelendiğinde PKOS hasta grubu ile kontrol grubu arasında Speksin, Galektin-3 ve Zonulin düzeyleri arasında anlamlı farklılıklar saptanmıştır. PKOS hasta grubunda Speksin seviyesi düşük, Galektin-3 ve Zonulin seviyeleri yüksek bulunmuştur. Ayrıca HOMA-IR düzeyleri de anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Bununla birlikte gruplar arası lipid profili açısından anlamlı farklılık bulunmadı. İnsülin direnci PKOS patogenezinde önemli bir rol oynar. Speksin, Galektin-3 ve Zonulin seviyelerinin insülin direnci ve PKOS'u belirlemede etkileri vardır. Speksin seviyesinin düşük, Galektin-3 ve Zonulin seviyelerinin yüksek oluşu PKOS'u öngörmede bunların yeni biyobelirteçler olarak kullanılabileceğini göstermiştir. Bununla birlikte bu parametreler arasındaki ilişkilerin daha iyi ve anlamlı ortaya çıkarılabilmesi için daha fazla sayıda gruplarla ve katılımcılarca çalışmaların yapılması gerektiği düşünülmektedir.
PKOS patofizyolojisinde kronik inflamasyon mediyatörlerinin obezite ve insülin direnci ile ilişkisi
AMAÇ: Polikistik over sendromunun inflamatuar bir süreç olduğunu göstermek, bu inflamatuar durumun insülin direnci, hiperandrojenizm ve vücut kitle indeksi ile olan ilişkisini tespit etmek, bu süreçte belirli inflamasyon markerlarının (IL-17, SEMA3A, NFkB) tanıda yardımcı olup olamayacağını değerlendirmek çalışmamızdaki ana hedef olarak belirlendi. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamız, PKOS ve sağlıklı gönüllü bireylerde serum IL-17, Sema3A ve NFkB düzeyleri ile hastaların vücut kitle indeksleri ve insülin direnci arasındaki ilişkiyi araştırmak için tasarlandı. Çalışmamız, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Etik Kurul'u tarafından onaylandı. Serum örneklerinde IL-17, SEMA3A ve NFkB seviyeleri Enzim Linked İmmunoassay (ELİSA) yöntemiyle analiz edildi. Elde edilen bulgular ile gruplar arasındaki farklılık istatistiksel olarak değerlendirildi. BULGULAR: IL-17, SEMA3A düzeyleri PKOS grubunda anlamlı yüksek bulundu. NFkB düzeyleri açısından PKOS ve kontrol grubu arasında fark bulunamadı. Yine, SEMA3A ve IL-17 seviyeleri ile 1,5 alfa androstenodion düzeyleri arasında pozitif korelasyon saptanırken, NFkB ve 1,4 alfa androstenodion arasında bir ilişki tespit edilemedi. SONUÇ: Polikistik over sendromunda IL-17 ve SEMA3A düzeyleri yardımcı inflamasyon markerları olarak kullanılabilir. 1,4 alfa androstenodion düzeyleri ile olan pozitif korelasyon ileride kullanılabilecek tedavi yöntemleri açısından daha ileri araştırma gerektirmektedir.
Adana il merkezinde yaşayan bir grup sağlıklı kadında modifiye ferriman gallwey skorlaması (mFG)
Amaç: Hirsutizm androjen bağımlı bölgelerde pigmente olmayan ince kılların kalın pigmente terminal kıllara dönüşmesidir. Hirsutizm değerlendirmesinde ilk basamak klinik olarak skorlamayı doğru şekilde belirlemektir. Bu amaçla mFG skorlama sistemi kullanılmaktadır. Ancak kıl büyümesinde ırksal ve etnik farklılılar büyük önem arz etmektedir. Irk ve etnisite farkı gözetilerek yapılan değerlendirmelerde gerçekten hirsut olmayan kadınlar için yapılan gereksiz tetkiklerden, uygulanan tedavilerin yan etkilerinden ve masraflarından uzaklaşılır. Biz de çalışmamızda Adana il merkezinde yaşayan, sağlıklı kadınların mFG skorunu belirlemeyi ve Türk toplumunda kullanılmak üzere bir cut-off değeri saptamayı hedefledik. Gereç ve Yöntem: Yaşları 18 ve 50 arasında değişen 363 kadın ile görüşüldü. Çalışmaya dahil edilen kadınlarda hirsutizme neden olabilecek hastalık ve ilaç kullanımı olanlar çalışma dışında bırakıldı. Tüm kadınların anamnezleri ayrıntılı şekilde alındı ve fizik muayenede antropometrik ölçümleri (boy, kilo, bel/kalça oranı) alınarak, mFG skorlama sistemine göre skorları tek gözlemci tarafından belirlendi. mFG skoru ≥ 8 olan kadınlarda etyoloji belirlemek için ileri incelemeler (hormon profili, pelvik usg, Synacten testi, hipofiz MR) yapıldı. mFG skoru ≥ 8 olan ve hirsutizm sebebi tespit edilebilen 59 kişi "A Grubu" olarak sınıflandırıldı. mFG skoru ≥8 olan, hirsutizm sebebine yönelik herhangi bir anormallik bulunamayan 42 kişi "B Grubu" olarak sınıflandırıldı. Geriye kalan skoru <8 olan 259 kadın ise "C Grubu" olarak sınıflandırıldı. Verilerin istatistiksel analizinde IBM SPSS Statistics Versiyon 20.0 paket programı kullanıldı. Tüm testlerde istatistiksel önem düzeyi 0.05 olarak alındı. Bulgular: Çalışmaya alınan 363 kadının 104 tanesinin mFG skoru ≥ 8 bulunurken, 259 kadının mFG skoru <8 olarak tespit edildi. A grubundaki, 46 kişide Polikistik Over Sendromu (PKOS) (%44.2), 8 kişide idiopatik hiperandrojenizm (%7.7), 1 kişide (%1) prolaktinoma tespit edildi. A grubunun ortalama mFG skoru 12.78±4.4 (min-max: 8 ila 27 arası) iken, B+ C grubunun ortalama mFG skoru 5.53±3.4 (min-max: 0 ila 33 arası) olarak tespit edildi. A grubunda menstruasyon düzensizliği, B+C grubuna göre anlamlı derecede fazla saptandı. (p=<0,001) Erkek tipi saç dökülmesi,akne varlığı ve kendini diğer kadınlara göre tüylü bulma düşüncesi A grubunda, B+C grubuna göre anlamlı derecede daha fazla bulunmuştur. Çukurova bölgesinde yaşayan sağlıklı kadınlarımızı temsil eden B+C grubunda hirsutizm mFG skoru için cut-off değeri 95 percentile göre 11 olarak bulundu. Sonuç: Benzer çalışmalarla desteklendiği gibi bizim çalışmamızda Adana il merkezinde yaşayan sağlıklı kadınlarımızın mFG skoru 5.53±3.4 (min-max: 0 ila 33 arası) olarak bulunmuştur. Bu nedenle bu bölgede hirsutizm değerlendirilmesi için mFG skorunun cut-off değerinin 11 alınmasının gereksiz tanı ve tedavi masraflarının önüne geçilebileceği düşüncesindeyiz. Menstruel düzensizlik, akne, erkek tipi saç dökülmesi varlığı gerçek hirsut kadınlarda (altta etyoloji tespit edilebilen) daha fazla görülmektedir. Anahtar kelimeler: hirsutizm; akne; ferriman gallwey; polikistik over