Prevalans

263 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lomber dejeneratif disk hastalarının prevelans ve risk faktörlerinin retrospektif olarak değerlendirilmesi

Dejeneratif omurga hastalıklarına bağlı bel ağrısı toplumun önemli sağlık sorunlarından birisidir. Lomber omurganın dejeneratif hastalığı, dünyadaki önemli bir iş gücü kaybı nedenidir; spondilolistezis, disk dejenerasyonu ve lomber spinal stenoz gibi hastalıkları kapsar. Alt ekstremite ağrısı, halsizlik ve değişen şiddette bel ağrısı gibi klinik semptomlarla ilişkili olarak, lomber dejeneratif omurga hastalığı yaşam kalitesinde bir azalmaya yol açmaktadır. Dejeneratif disk hastalığı için gösterilen coğrafi eşitsizlikler, sosyoekonomik durum ve tıbbi bakıma erişimdeki eşitsizliklerle ilişkilendirilebilir. Disk dejenerasyonu, artan hasta yaşı ile doğrudan ilişkilidir. Erkeklerin bu dejenerasyona kadınlardan neredeyse on yıl önce başladıkları düşünüldüğünde, disk dejenerasyonunun kadınlara olan etkilerinin daha fazla olması ilginçtir. Manyetik Rezonans Görüntüleme, dejeneratif disk hastalığının değerlendirilmesi için hassas bir görüntüleme çalışmasıdır. Bu çalışmada Eylül 2019-Eylül 2020 tarihleri arasında 1 yıllık sürede polikliniğe bel ağrısı şikayeti ile başvuran hastaların verilerinin istatistiksel analizi SPSS 24 (SPSS Inc., Chicago, IL, USA) istatistik programı ile yapıldı. Çalışmada yer alan değişkenler nitel olduğundan bu değişkenlerin birbiri ile ilişkisi ki kare analizi uygulanarak belirlendi. Tanımlayıcı istatistikler frekans (n) ve yüzde değer (%) olarak ifade edilerek p<0,05 değerleri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Sonuçlarımız incelenen literatür ile uyumlu olarak bulundu. Sonuç olarak kadın hasta sayısı baskın izlendi. Kadın cinsiyet, kırsal yerleşim, diabet, obezite, sigara kullanımı ile cerrahi arasında anlamlı ilişki izlendi. Anahtar Kelimeler: Bel Ağrısı, Lomber Disk Hernisi, Populasyon, Prevelans

Lomber vertebraPrevalansRetrospektif çalışmalar+3
Celil Can Yalman
Muğla Sıtkı Kocman University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessEN

The frequency of alzheımer related dementıa ın patıents wıth pseudoexfolıatıon syndrome

PURPOSE: To investigate the frequency of Alzheimer related dementia in patients with pseudoexfoliation syndrome (PES).MATERIAL AND METHODS: 67 patients with pseudoexfoliation syndromeand 67 control individuals who was similar to the patients group for age, gender and educational background were compared for the possibility of Alzheimer related dementia ( according to the criterias of DSM-IV-TR). The effects of cataract, glaucoma and systemic diseases over the dementia were evaluated in patients with PES and control group.RESULTS: The frequency of Alzheimer related dementia was higher statistically in patients with PES (p=0.0001). The frequency of dementia in patients who had cataract was higher than patients who hadn?t (p=0.0003). There was no association between systemic diseases and dementia (p>0.05). Furthermore, there was no difference for the frequency of dementia between patients who had glaucoma and who hadn?t in patients with PES (p=0.953).CONCLUSION: The statistically significant increased frequency of Alzheimer related dementia in patients with PES is important for a possible association between PES and Alzheimer disease.Key Words: Pseudoexfoliation syndrome, Alzheimer related dementia, Cataract, Glaucoma.

Alzheimer diseaseDementiaGlaucoma+4
Ferhat Dorak
İnönü University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

KOAH hastalarının 35 yaş ve üzeri birinci derece yakınlarında KOAH prevelanslarının araştırılması

Amaç: Merkezimizde Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) tanısıkonularak poliklinik veya serviste yatarak takip ve tedavileri yapılan hastaların birinciderece yakınlarında (kardeş, anne-baba, çocuklar) KOAH prevelansını araştırmak.Materyal-Metod: Çalışmaya merkezimizde anemnez, fizik muayene, SFT ve grafibulguları ile KOAH tanısı konulmuş 78 hasta ve bunların 35 yaş ve üzeri 139 yakını alındı.Hasta ve hasta yakınlarının sosyodemografik kayıtları alındı. Hasta yakınlarına SFTyapıldı, alfa-1 antitripsin enzim düzeyi ölçüldü.Bulgular: Çalışmaya alınan, SFT yapılabilen ve alfa-1 enzim düzeyleri normalolan 129 hasta yakınının 24'ünde (%18.6) FEV1/FVC<0.7 saptandı. FEV1/FVC<0.7saptanan kişilerin 7/24 (% 29.2) bayan idi ve % 90'ında sigara öyküsü vardı. İndekshastalarımızın ve hasta yakınlarının büyük çoğunluğunda (sırasıyla yaklaşık %75 ve % 50)biyomass maruziyeti olması ve hasta yakınlarının yaklaşık ¾'ünde sigara hikayesi olmasıdikkat çekici idi. Hasta yakınlarını 40 yaş ve üzeri ve sigara öyküsü olanlar diyeayırdığımızda ise bu grupta yaklaşık % 25'lik KOAH oranı saptandı.Sonuç: KOAH hastalarının birinci derece yakınların KOAH prevalansı artmışgörünmektedir. Sigara dumanı ile birlikte özellikle bölgemiz için biyomas maruziyeti enönemli risk faktörleri olmaya devam etmektedir.Anahtar kelimeler: alfa-1 antitripsin düzeyi , KOAH hasta yakınıKOAH prevelansı, KOAH risk faktörleri,

Akciğer hastalıkları-obstrüktifAkrabalıkAlfa 1-antitripsin+2
Sinan Türkkan
İnönü University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Postmenopozal dönemdeki kadınlarda üriner inkontinans prevalansı ve risk faktörleri

Bu araştırmanın amacı, postmenopozal dönemindeki kadınlarda üriner inkontinans prevalansı ve risk faktörlerini belirlemektir. Tanımlayıcı tipte planlanan bu araştırma Hitit Üniversitesi Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Polikliniklerine tedavi ve kontrol amaçlı başvuran postmenopozal dönemdeki kadınlarla gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın evrenini Çorum ilinde yaşayan, 40-65 yaş arası, postmenopozal dönemdeki kadınlar oluşturmaktadır. Çalışmaya en az 234 postmenopozal kadının dâhil edilmesi gerektiğine karar verilmiş ve 320 kadına ulaşılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS 20 istatistik paket programı ile değerlendirilmiştir. Frekans dağılımlarındaki grupların homojen dağılım dağılmadığı Ki-Kare uygunluk testi kullanılarak araştırıldı. Normallik analizleri, Komogrow Smirnov testi, Shapiro Wilk testi, Çarpıklık katsayısı, Basıklık katsayısı, Histogram, Kutu Grafiği işlemleri ile ayrıntılı olarak incelenerek, değişkenlerin normallik varsayımlarını büyük ölçüde sağlamadığı görülmüştür. Böylece; ikili karşılaştırmalarda Mann-Whitney U testi ve ikiden fazla grubun karşılaştırılmasında Kruskal-Wallis testi kullanılarak analizler gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı istatistikler, normallik varsayımı sağlanmadığı için öncelikle medyan değeri yorumlanacak şekilde, medyan, aritmetik ortalama ve standart sapma hesaplamaları ile elde edilmiştir. Sonuç olarak, çalışmamızda postmenopozal dönemdeki kadınlarda östrojen eksikliğinin kadınlarda üriner inkontinası etkilediği, risk faktörleri ve ICIQSF ölçeği puan ortalamaları sonucu üriner inkontinans olan kadınların %42.2 olduğu ve arasındaki ilişkinin güçlü derecede pozitif yönlü olduğu tespit edilmiştir(p<0,05).

KadınlarPostmenopozPrevalans+2
Neslihan Turhan
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Postmenopozal kadınlarda osteoporoz prevalansı ve risk faktörleri

Bu araştırma postmenopozal dönemindeki kadınlarda osteoporoz prevalansı ve risk faktörlerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırma, Çorum Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'ne, Ekim 2019-Aralık 2019 tarihleri arasında olasılıksız örnekleme yöntemlerinden rastlantısal örnekleme yöntemi ile seçilen toplam 301 postmenopozal osteoporozlu kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında "Sosyo-Demografik Bilgi Toplama Formu (SDBTP)", "Osteoporoz Risk Faktörleri Formu (ORFF) " uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ki-kare testi, ölçümsel veriler için t-testi/Mann Whitney-U testi, One-Way ANOVA/Kruskall Wallis testleri kullanılıp, bu testlerde gruplar arasındaki farklılıkların belirlenmesinde Tukey's HSD testi/Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Araştırmamızda, postmenopozal osteoporoz prevalansı %29,2 olarak belirlenmiştir. Kadınlarda; ileri yaş, menarş yaşı, gebelik sayısı, sigara ve kafein tüketimi, kronik hastalık varlığı ve sürekli ilaç kullanımı ile postmenopozal osteoporoz arasında pozitif yönde, öğrenim durumu, kalsiyum ve D vitamin takviyesi kullanımı ile postmenopozal osteoporoz arasında negatif yönde ilişki tespit edilmiştir. Ayrıca yaşadığı yer ve medeni durumun postmenopozal osteoporozu etkilediği belirlenmiştir (p<0,05). Anahtar Kelimeler: Postmenopoz, osteoporoz, risk faktörleri.

KadınlarOsteoporozPostmenopoz+2
Mustafa Keskin
Hitit University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

18-49 yaş grubundaki kadınların sekonder infertilite prevelansı ve etkileyen faktörler

Bu çalışmada 18-49 yaş grubundaki kadınlarda sekonder infertilite risk faktörlerini belirlemek amaçlanmıştır. Çalışma vaka ve kontrol türde bir tasarıma sahiptir. Araştırmanın kontrol grubunu bir eğitim ve araştırma hastanesinin Kadın doğum kliniğine başvurmuş dâhil edilme kriterlerini karşılayan, daha önce infertilite tanı ve tedavisi almamış 162 kadın ve vaka grubunu ise sekonder infertilite tanısı almış, dahil edilme kriterlerini karşılayan 418 kadın oluşturdu.Araştırmanın verileri araştırmacı tarafından oluşturulan İnfertilite Risk Faktörü İnceleme Formu kullanılarak toplandı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler ve çoklu lojistik regresyon analizi kullanıldı. Araştırmaya katılan kadınların sekonder infertilite prevelansı %72,1 olarak belirlendi. Sekonder infertil kadınların %75.8'inin kadın kaynaklı, % 12.9'unun hem kadın hem erkek kaynaklı sekonder infertilite tanısı aldığı belirlendi. Sekonder infertil kadınların %76.3'ü 35 yaş altında yaşa sahip, %57.4'ü 13 yaş ve üzerinde menarş yaşamış, %79.9'u 19 yaş ve üzerinde ilk evliliğini yapmış, %61.7'si primigravida, %36.1'i nullipar, %58,4'ü jinekolojik hastalık öyküsüne sahip, %19.6'sı PKOS'a sahip, %3.1'i hirşutizme sahip, %25.4'ü dismenore sorunu yaşamakta, %31.1'i lise mezunu ve %73.4'ü il merkezinde yaşamaktadır. Çoklu lojistik regresyon analizi sonucuna göre ilçede yaşamanın, eş yaşının, evlilik süresinin, evlilik sayısının, ilk evlilik yaşının, menarş yaşının, gebelik sayısının, çocuk sayısının artmasının ve dismenore yaşamanın sekonder infertil olma riskini artırdığı belirlenmiştir (p<0.05). Anahtar Kavramlar: İnfertilite, Sekonder infertilite; Kadın; Risk faktörleri, Türkiye Bilim Kodu: 1082

KadınlarKısırlıkKısırlık-kadın+2
Büşra Eker
Hitit University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anormal servikal sitolojide anormal endoservikal patoloji ve human papilloma virus prevelansı

Giriş: Servikal kanser günümüzde dünya da kadınlar arasında dördüncü sıklıkta görülen ve önlenebilir bir kanser olması nedeniyle önemini korumaktadır. Bu nedenle birçok tarama programı geliştirilmiş olup bizim ülkemizde de en çok servikal sitoloji ve PCR ile hrHPV DNA pozitifliği taraması yapılmaktadır. Birçok çalışmada HPV enfeksiyonunun servikal kanserlerde %96-99 oranında pozitif olduğu belirtilmiştir. HPV'nin tek başına pozitifliğinin dışında yardımcı faktörlerlerin olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur. Biz bu çalışmada anormal servikal sitolojide anormal endoservikal patoloji ve HPV prevelansını, olası kofaktörlerin bu durumu nasıl etkilediğini, endoservikal örneklemenin önemini değerlerlendirdik. Metod: Bu çalışmada polikliniğimiz kolposkopi ünitesinde Ocak 2013 ve Nisan 2016 tarihleri arasında anormal servikal sitoloji ile takip tedavi gören 505 hasta değerlendirilmiştir. HPV DNA taraması ve endoservikal örneklem yapılmış olan 215 anormal servikal sitolojili hasta ile 175 kontrol grubu hasta karşılaştırılmıştır. Servikal sitoloji konvansiyonel ve likid bazlı (thin prep) teknik ayırt edilmeksizin çalışmaya dahil edilmişir. Servikal sitoloji Bethesda 2001 sınıflandırma sistemine göre yorumlanılmıştır. HPV DNA hastanemiz patoloji, mikrobiyoloji ve ayrıca dış merkez olarak KETEM laboratuarlarında PCR yöntemi ile değerlendirilmiştir. Tüm endoservikal örneklemler endoservikal fırça ve küretaj yöntemleri kullanılarak elde edilip hastanemiz patoloji bölümünce değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışma için toplamda 505 olgu değerlendirilmiştir. Eksik verileri olan olgular çıkartıldığında analizler 390 olgu üzerinden yapılmıştır. Çalışmada anormal Pap smear'e sahip olanların sayısı 215 (%55), normal Pap smear'i olanların sayısı 175 (%45) olarak saptanılmıştır. Olguların ortalama yaşı 45.5±9 olarak saptanmıştır. Parite ortalama 2.2, ilk cinsel ilişki yaşı ortalama 20, OKS kullanım oranı %27.9'du. Hastaların %31.3'ü menapozda ve %28'inde ek hastalık mevcuttu. Pap smear sonucu anormal olguların yaş ortalaması 45'ti. Sigara kullanımı %27.2 ve OKS kullanım oranı %26.3 olarak saptandı. Anormal Pap smearli olgularda HPV pozitifliği prevelansı %68.8'di. Bu grupta anormal endoservikal örneklem patoloji prevelansı %40 olarak bulundu. Yaş ile anormal servikal sitoloji arasında bir ilişki saptanmadı. Kontrol grubununda HPV pozitifliği prevelansı %53,7' idi. Bu grupta HPV pozitifliğinin %44'ünü HPV 16, %9.3'ünü HPV 18, %3.2'sini HPV 16 ve 18 birlikteliği %43'ünü diğer HPV tipleri oluşturmaktaydı. Anormal endoservikal örneklem patoloji sonucu prevelansı %2.8'idi. Anormal smear sitolojisi ile HPV DNA pozitifliği arasında istatistiki olarak anlamlı ilişki saptandı (p:0.002). Gravida, parite, ilk cinsel ilişki yaşı, OKS kullanımı, sigara kullanımı ile anormal servikal sitoloji arasında anlamlı ilişki saptanmadı. Anormal servikal sitoloji ile abortus ve küretaj öyküsü arasında istatistiksel anlamlı sonuç elde edildi. HPV DNA pozitifliği ile sigara kullanımı ilişkisi istatistiksel olarak anlamlı bulundu. HPV DNA pozitifliği ile diğer kofaktörler arasında yapılan karşılaştırmalarda istatistiksel anlamlı sonuç bulunmadı. HPV DNA pozitifliği ile küretaj öyküsü karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı sonuç bulundu (p= 0.037). Anormal servikal sitoloji ile anormal endoservikal patoloji karşılaştırıldığında sonuç istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p˂0.001).Anormal servikal sitoloji derecesi arttıkça anormal endoservikal patoloji ve HPV DNA pozitifliği sıklığının arttığı gözlendi (p:0.002). Anormal endoservikal patoloji ile HPV DNA pozitifliği dışındaki diğer ko-faktörler karşılaştırılmış olup istatistiksel anlamlı sonuç saptanmadı. Anormal endoservikal patoloji ile HPV DNA pozitifliği arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p˂0.001). Sonuç: HPV pozitifliği anormal servikal sitoloji ile ilişkili bulunmuştur. Anormal servikal sitoloji ile abortus ve dilatasyon-küretaj ilişkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Anormal servikal sitoloji ile gravida,parite, OKS, sigara kullanımı, yaş, ilk cinsel ilişki yaşı arasında anlamlı ilişki saptanamamıştır. HPV pozitifliğini ko-faktörlerle değerlendirdiğimizde sigara ile ilişkisi anlamlı bulunmuştur. HPV pozitifliği ve dilatasyon -küretaj öyküsü ilişkisi anlamlı bulundu. Anormal servikal sitolojili hastalarda anormal endoservikal patoloji prevelansı diğer çalışmalara göre yüksek bulundu. Anormal endoservikal patoloji ile yaş, gravida, parite, abortus, küretaj, OKS, sigara kullanımı, ilk cinsel ilişki yaşı değişkenleri açısından istatistiki olarak anlamlı bir ilişki çıkmamıştır ancak HPV DNA ile karşılaştırdığımızda sonuç anlamlıydı..

NeoplazmlarPapillomPapillomavirüsler+6
Burcu Bıçakçı
Aydın Adnan Menderes University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite çalışanlarında obezite sıklığı ve etkileyen faktörlerin araştırılması (Dumlupınar Üniversitesi örneği)

Bu çalışma Dumlupınar Üniversitesinde 2008-2009 Eğitim Öğretim Yılında Nisan 2009 - Haziran 2009 tarihleri arasında Rektörlüğe bağlı merkez ve ilçelerdeki birimlerde çalışan 376 kişi katılmıştır. Bunlardan 127'si, öğretim üyesi ve öğretim elemanı, 133'ü genel idari hizmetleri, 20'si yardımcı hizmetler, 12'si sağlık hizmetleri, 29'u teknik hizmetler, 36'sı güvenlik hizmetleri ve 19'u da diğer meslek gruplarında görev yapmaktadırlar.Verilerin düzenlenmesinde MS Excel tablolama paket programı ve istatistik analizler için SPSS 16 istatistik paket programı kullanıldı. Tüm istatistik analizlerde anlamlılık düzeyi 0.05 olarak kabul edildi.Test sonuçlarına göre obeziteye etki eden faktörler arasında; cinsiyet, yaş, medeni durum, meslek, gelir durumu, gece atıştırma alışkanlığı, yemek tüketim hızı, diyet yapma durumu, günlük kalori alımı, sportif faaliyet durumu, günlük hareketlilik durumu, önemli ve anlamlı bulunmuştur(P<0.05).Eğitim durumu, günlük öğün sayısı, öğün atlama durumu, günlük tv ve bilgisayar kullanımı, ailesel şişmanlık durumu istatistik olarak anlamlı bulunmamıştır(P>0.05).Anahtar Kelimeler: Obezite, Sıklık, Beslenme, Fiziksel Aktivite.

BeslenmeDumlupınar ÜniversitesiFiziksel aktivite+5
Mehmet Taze
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Health Sciences
2010
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Birinci daimi molarların ektopik erüpsiyon prevalans ve karakteristiğinin retrospektif olarak incelenmesi

Daimi birinci molar dişlerin ektopik erüpsiyonu, dişin anormal mesioangular erüpsiyon açısı nedeniyle süt ikinci molar dişin kronunun distalinde sıkışması ile sonuçlanan yerel bir sürme bozukluğudur. Bu çalışmanın amacı, Gaziantep Üniversitesi, Çocuk Diş Hekimliği Anabilim Dalı'na başvuran çocuklarda ektopik birinci daimi molar dişlerin prevalansını, karakteristiğini, dağılımını ve rezorbsiyon derecesine bağlı olarak ektopik erüpsiyonun prognozunu değerlendirmektir. Bu retrospektif çalışma yaşları 5 ile 12 arasında değişen 7070 hastanın panoramik radyografilerinin incelenmesi ile gerçekleştirildi. Hastaların yaşı ve cinsiyeti, ektopik daimi birinci molar dişlerin sayısı ve konumu, çift taraflı veya tek taraflı oluşumu, süt ikinci molar dişlerinin distal köklerinin rezorbsiyon derecesi ve sürecin prognozu değerlendirildi. Ektopik erüpsiyonun başlangıç değerlendirmesi süt molar dişlerin distal köklerinin rezorbsiyon derecelerine göre, takip sonrası değerlendirmesi ise geri dönüşümlü-geri dönüşümsüz tiplerine göre kategorize edildi. Tanımlayıcı istatistikler sayı, yüzde, ortalama ve standart sapma olarak verildi. Veriler ki-kare testleri kullanılarak istatistiksel olarak analiz edildi. İncelenen 7070 vakanın 144'ünde 221 ektopik daimi birinci molar diş tespit edildi ve prevalans %2 olarak bulundu. Yaşları 5 ile 12 yıl arasında değişen 144 hastanın yaş ortalaması 8.04 yıldı. Ektopik erüpsiyon en çok (%48.63) 7-8 yaş arası hastalarda görüldü (p<0.05). Kızlarda (%58.3) erkeklerden (%41.7) daha fazla ektopik erüpsiyon görüldü (p<0.05). Ektopik daimi birinci molar dişlerin 143'ü (%64.70) maksillada, 78'i (%35.30) mandibulada tespit edildi. Hafif ve orta dereceli süt dişi distal kök rezorbsiyonu gözlenen ektopik daimi birinci molar dişlerin çoğunun (%77.50) geri dönüşümlü olduğu ve tedaviye gerek duyulmadan kendiliğinden düzeldiği görüldü. Şiddetli ve çok şiddetli süt dişi kök rezorbsiyonu gözlenen ektopik daimi birinci molar dişlerin (%22.50) ise geri dönüşümsüz olduğu ve gömülü kaldıkları tespit edildi. Rezorbsiyon derecesi ile ektopik erüpsiyon tipi arasındaki bu ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre süt dişi kök rezorbsiyon şiddetinin artmasının geri dönüşümsüz ektopik erüpsiyona sebep olduğu önerilebilir. Maloklüzyonla sonuçlanan süt ikinci molar dişinin erken kaybının önlenmesi için ektopik daimi birinci molar dişlerin erken teşhis ve tedavisi büyük önem taşımaktadır.

Azı dişleriDiş rezorpsiyonuDiş sürmesi+3
Emine Öztekin
Gaziantep University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Uludağ Üniversitesi Engelli Sağlık Kuruluna başvuran olguların retrospektif değerlendirilmesi

Çalışmamızda Uludağ Üniversitesi Engelli Sağlık Kurulu'na başvuran hastaların raporlarının tanımlayıcı incelemesini yapmak, ÇÖZGER sistemine geçildikten sonra olan değişiklikleri değerlendirmeyi amaçlamaktayız. Çalışmamız Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Engelli Sağlık Kurulu'na 20/02/2018 – 20/02/2020 tarihleri arasında başvuran hastaların ESKR ve ÇÖZGER'leri retrospektif olarak taranarak yapılan tanımlayıcı bir çalışmadır. Hastaların sadece raporları baz alınmıştır, hasta dosyaları incelenmemiştir. Belirlenen tarihler arasında başvuran tüm hastalar çalışmanın evrenini ve örneklemini oluşturmaktadır. Tüm hastaların raporları çalışmaya dahil edilmiş olup, çalışmada dışlama kriteri bulunmamaktadır. Toplam 1747 hastanın raporları incelenmiş olup, %44,7'sinin ÇERSH başvurusu bulunmaktadır. Hastaların %58,2'si erkek, %41,8'i kadındır ve yaş ortalaması 8,502 ± 4,804 yıl, ortancası 8,000 yıldır. Hastaların %43,3'ü zihinsel yetersizlik, %26'sı gelişimsel gerilik (GG) (birlikte %69,6'sı bilişsel gelişimde gecikme (BGG)), %12,1'i özgül öğrenme bozukluğu (ÖÖB), %11,9'u otizm spektrum bozukluğu (OSB) tanılarını almıştır. BGG tanısı alan hastaların %14,9'unun sınır düzeyde mental kapasiteye sahip olduğu, %61,7'sinin hafif düzeyde, %15,9'unun orta düzeyde, %7,6'sının ağır düzeyde BGG olduğu saptanmıştır. ÇÖZGER'de ESKR'ye göre ÖÖG tanısı alma oranı anlamlı olarak daha yüksek (p<0,0001), GG tanısı alma oranı ESKR'den anlamlı olarak daha düşük (p<0,0001) saptanmıştır. Hastaların %12,1'inde eşlik eden bir psikiyatrik tanı saptanmıştır. ÇÖZGER'de bu oran ESKR'ye göre anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur (p=0,0001). En sık eşlik eden tanı %49,5 ile dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğudur. Hastaların %42,1'inde eşlik eden sistemik bir hastalık bulunmaktadır. Sistemik hastalıkları olan hastaların %26,5'inde nörolojik, %19,1 genetik %14,6 kulak burun boğaz hastalığı bulunduğu saptanmıştır. Hastaların %24,6'sında epilepsi eşlik etmektedir. Çalışmamızın sonuçları özel gereksinimli çocukların sağlık kurulu raporları için başvurularını incelemekte ve sistemsel değişikliklerin başvuru oranları, tanı dağılımları üzerine etkilerini vurgulayan bir çalışmadır. Bu iv bağlamda özel gereksinimli çocuklara uygun desteklerinin sağlanması amacıyla, yapılan sistemsel değişikliklerin klinik yansımalarının belirlenmesi, hem klinisyenler hem kanun koyucuların ileriye yönelik çalışmaları için alana katkı sağlaması amaçlanmıştır.

EngellilikErgen psikiyatrisiPrevalans+5
Berna Karabina
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Nonsendromik süpernümerer dişlerin prevalans ve dağılımının retrospektif olarak değerlendirilmesi

Dişlerin gelişim sürecinde, dental lamina oluşumunun dış etkenler sebebiyle duraksaması veya dental laminanın yapı bozukluğuna uğraması sonucunda diş anomalileri meydana gelmektedir. Süpernümerer dişler, dental arkın herhangi bir bölgesinde normal dentisyona ilave görülen ve diş germinden köken alan diş veya diş benzeri yapılardır. Bu retrospektif çalışmada Gaziantep Üniversitesi Çocuk Diş Hekimliği Anabilim Dalı'na başvuran 7085 hastanın panoramik radyografik verileri kullanılarak süpernümerer dişlerin prevalansı, karakteristik ve dağılımının değerlendirilmesi amaçlandı. Tanımlayıcı istatistikler sayı, yüzde, ortalama ve standart sapma olarak verildi. Bu çalışmada süpernümerer dişlerin prevalansı %1.73 olarak bulundu. Değerlendirilen 7085 hastadan 123'ü (%1.73), 148 süpernümerer dişe sahipti. Süpernümerer dişleri olan 123 hastanın ortalama yaşı 9.31±1.73 yıl (5 ila 12 yıl) idi.123 hastanın 80'i (%65.04) erkek, 43'ü (%34.96) kadındı. 101 hastada (%82.11) bir, 20 hastada (%16.26) iki, 1 hastada (%0.81) üç ve 1 hastada (%0.81) dört süpernümerer diş tespit edildi. Süpernümerer dişlerin çoğu (%89.18) premaksillada idi. 148 süpernümerer dişin 98'inin (%66.21) konik, 30'unun (%20.27) süplemental (normal boyut ve şekil) ve 20'sinin (%13.51) tüberkülat (kasp veya kronda bir tüberkül) olduğu tespit edildi. Süpernümerer dişlerin 104'ünün (%70.27) gömülü olduğu ve 100 tanesinin (%67.56) normal (vertikal) pozisyonda olduğu bulundu. Çalışmadan elde edilen sonuça göre, süpernümerer dişlerin erken teşhisi ve uygun tedavi planlamasının yapılması, olası komplikasyonların önlenmesi ve daha sonra gerekebilecek uzun ve maliyetli tedavilere olan ihtiyacın azalması açısından önemlidir. Anahtar kelimeler: çocuk diş hekimliği, diş anomalileri, hiperdonti, karışık dişlenme prevalans, süpernümerer diş

Diş anomalileriDiş çıkarma-karışıkDişler+4
Münibe Selin Denli Rastgeldi
Gaziantep University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Viral gastroenterit nedenlerinden adenovirüs ve rotavirüs prevalansının ELISA ve kart test yöntemiyle araştırılması

Bu çalışmada viral gastroenterit nedenlerinden Adenovirüs ve Rotavirüs prevalansının ELISA ve kaset test yöntemiyle araştırılması amaçlanmıştır. Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Merkez Laboratuvarı Mikrobiyoloji Birimi'ne gastroenterit ön tanısı ile çeşitli poliklinik ve kliniklerden gönderilen hastalardan alınan dışkı örnekleri kullanılmıştır. Araştırmada ELİSA ve Kaset test kullanılmıştır. Kaset test olarak Rapidan Tester marka Adenovirus ve Rotavirus testleri, ELISA testleri olarak da RIDASCREEN® kitleri kullanılmıştır. Çalışmamızda toplam 92 hastadan dışkı örneği alınmış olup bunların 48'i (%52.2) erkek, 44'ü (%47.8) ise kadın hastalara aitti. Araştırmamız kapsamında değerlendirmeye alınan hastaların yaşları 0-81 arasında değişmekte olup ortalama yaş ise 16.52±20.05 yıl olarak hesaplanmıştır. Hastaların 62'si 18 yaş ve altında olup, 18 yaş ve üzeri hastaların oranı %32.6 idi. ELISA testi ile değerlendirilen gaita örneklerinin %4.3'ünde Adenovirus, %34.8'inde ise Rotavirus pozitifliği saptanmıştır. Kaset test sonuçları ELISA testi ile %100 uyumlu bulunmuştur. Çalışmamızda ELISA ve Kaset test sonuçlarına göre kadınların %2.3'ünde, erkeklerin %6.2'sinde Adenovirus, kadınların %31.8'inde, erkeklerin ise %37.5'inde Rotavirus pozitifliği saptanmıştır. Cinsiyete göre Adenovirus ve Rotavirus pozitifliği açısından anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Yaşa göre incelendiğinde Adenovirus pozitifliğinin tüm yaşlarda görülebildiği, anlamlı şekilde farklılaşmadığı saptanmıştır. Çalışmamızda yabancı uyruklularda Adenovirus pozitifliği saptanmamış iken 4 yabancı uyruklu hastanın 2'sinde (%50) ise Rotavirus pozitifliği tespit edildi. Türk hastaların ise %4.6'sında Adenovirus, %34.1'inde ise Rotavirus pozitifliği saptandı. Çalışmamızdan elde edilen sonuçlar dikkate alındığında ELISA yöntemi ile Kaset testinin, Adenovirus ve Rotavirus saptama açısından birbiriyle %100 uyumlu olduğu, bu nedenle kullanım kolaylığı ve fiyatının daha uygun oluşu açısından kaset testin güvenilir bir şekilde kullanılabileceği söylenebilir.

Adenovirüs enfeksiyonlarıAdenovirüslerEnzime bağlı immünosorbent testi+6
Neşe Özsoy
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erişkin nöroloji kliniklerinde, serebrotendinöz ksantomatozis (CYX) hastalığının prevalansının belirlenmesine yönelik prospektif değerlendirmeli epidemiyolojik gözlem çalışması

Bu çalışmanın amacı,progresif nörodejeneratif hastalıkla ile ilişkisi olduğu düşünülen, ataksi, epileptik nöbetler, polinöropati, erken mental yıkım, piramidal, ekstrapiramidal ve serebellar nörolojik belirti ve bulgular olan ve etiyolojisi açıklanamayan kişilerde Serebrotendinöz Ksantomatozis (CTX) hastalığının prevalansının araştırılmasıdır. Araştırma,nöroloji kliniğine başvurmuş, kronik, nörodejenerasyon ile ilişkisi olduğu düşünülen, nörolojik belirti ve bulgular gösteren ancak etiyolojisi kesin olarak belirlenemeyen hastalar ile yürütülmüş, tek merkezli, hastane tabanlı, tanımlayıcı kesitsel bir çalışmadır. Hastaların demografik özellikleri, şikayetleri, fizik ve nörolojik muayene bulguları, görüntüleme yöntemi sonuçları kayıt edilmiştir. Hastalardan periferik kanda yeni nesil dizileme ile genetik inceleme yapılmıştır. Genetik incelemede CYP27A1 gen bölgesinde homozigosite veya heterozigosite varlığı araştırılmıştır. Çalışmaya alınan 71 hastanın yaş ortalaması 27,7 yıl iken, 44 hasta (%62,0) erkektir. Hastaların büyük çoğunluğunun (%81,8) doğum yeri Gaziantep iken, en sık görülen şikayetler sırasıyla nöbet (%57,7) yürüme güçlüğü (%42,2) ve zeka geriliğidir (%28.2). Sistemik bulgular açısından; çalışmaya dahil edilen 5 hastada (%7,0) juvenil katarakt, 3 hastada (%4,2) tendon ksantomları ve 2 hastada (%2,8) çocukluk çağı başlangıçlı kronik diyare saptanmıştır. Hastalarda en sık görülen nörolojik bulgu epilepsi iken (%60,6), bunu sırasıyla; entelektüel kısıtlılık (%43,7), piramidal tutulum (%40,8), gelişme geriliği (%33,8), serebellar tutulum (%33,8), ataksi (%31,0), parkinsonizm (%26,8) ve polinöropati (%7,0) takip etmektedir. Hastalarda en sık görülen manyetik rezonans görüntüleme bulgusu serebral fokal lezyonlar (%29,6) iken, bunu sırasıyla; beyaz cevher tutulumu (%19,7), non-spesifik lezyonlar (%9,9), serebral atrofi (%9,9), serebellar atrofi (%7,0), dentat nükleus sinyal bozukluğu (%5,6), bazal ganglion tutulumu (%5,6), serebellar fokal lezyonlar (%4,2) ve beyin sapı fokal lezyonlar (%1,4) izlemektedir. Çalışmaya alınan 24 hastada (%33,8) elektroensefalografide keskin karakterli yavaş dalgalarla karakterize paroksismal bir düzensizlik, 14 hastada (%19,7) keskin karakterli yavaş dalgalarla karakterize epileptiform potansiyalite gösteren bozukluk ve 7 hastada (%9,9) zemin aktivite yavaşlığı saptanmıştır. Çalışmaya dahil edilen 3 hastanın (%4,2) CTX pozitif olduğu bulunmuştur. CTX pozitif hastaların 2'sinde nöbet şikayeti varken, bu şikayetin ortalama başlama yaşı 15,5 yıldır. CTX pozitif hastaların tamamında zeka geriliği ve yürüme güçlüğü varken bu şikayetlerin ortalama görülme yaşı sırasıyla, 3,67 yıl ve 29,33 yıldır. Hiçbir hastada tremor görülmemişken, 2 hastada görme sorunları ve 1 hastada diğer şikayetler saptanmıştır. CTX pozitif saptanan hastaların klinikopatolojik öyküleri bir arada değerlendirildiğinde; genetik temeli olan ve erken tedavi ile küratif sonuçlar alınabilen hastaların çocukluk döneminde gelişen nörolojik belirti ve bulguların menenjit gibi enfeksiyoz nedenli sağlık sorunlarına atfedildiği, bu nedenle ileri tetkik yapılıp tanı konulamadığı için yıllar boyunca tedavisiz kaldığı görülmüştür. CTX hastalığının genetik değerlendirme sonucunda erken tanısı ile tedavi sonrası morbidite gelişimi önlenebilecektir.

EpidemiyolojiNörodejeneratif hastalıklarPrevalans+1
Gunel Gardashova
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ailevi akdeniz ateşi olan hastalarda atopi prevalansı

Ailevi Akdeniz ateşi (AAA) ülkemizde sık görülen otozomal resesif geçişli kalıtsal bir hastalıktır. AAA bulunan hastalar tekrarlayan ateşle birlikte karın ve eklem ağrıları gibi klinik bulgular vermektedir. Yapılan çalışmalarda hastalığa sahip çocuklarda atopi ve alerjik hastalık sıklığının genel popülasyona göre daha az sıklıkta olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmada AAA hastası ile sağlıklı kontrol grubu olgularında, değişik parametreler kullanarak atopi ve alerjik hastalık prevalansını belirlemeyi amaçladık. Çalışmada 61 AAA ve 61 kontrol grubu olgu değerlendirildi. Her iki grupta tüm olgularda atopi ve alerjik hastalık öyküsü sorgulandı. Her hastada eozinofil yüzdesi, total serum IgE düzeyleri, yumurta akı spesifik IgE, buğday unu spesifik IgE ve inek sütü spesifik IgE düzeyleri araştırıldı. AAA grubunda 10 hastada (%16,4), kontrol grubunda 5 hastada (%8,2) atopi saptandı (p=0.27). AAA grubunda 5 hastada (% 8,2), kontrol grubunda 2 hastada (%3,3) alerjik hastalık görüldü (p=0.272). Bakılan serum spesifik IgE düzeylerinden yumurta akı spesifik IgE düzeyi kontrol grubunda 11 hastada (%18), AAA grubunda ise 3 hastada (%5) pozitif saptandı (p=0.044). Buğday unu ve inek sütü serum spesifik IgE düzeyleri her iki grupta benzer bulundu. Total serum IgE düzeyi kontrol grubunda daha yüksek saptandı (p=0.009). Sonuç olarak bu çalışmada, atopi ve alerjik hastalıkların AAA hastalarında kontrol grubu ile benzer sıklıkta görüldüğü, fakat yumurta akı spesifik IgE ve total IgE düzeylerinin kontrol grubunda daha yüksek saptanması AAA hastaları arasında atopinin daha az görüldüğü kanaatini uyandırmıştır.

Ailevi akdeniz ateşiHipersensitivitePrevalans
Serhat Özkan
Bezmialem Vakıf University
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Uzamış cerrahi işlemlerde basınç yaralanması prevelansı ve risk faktörleri

Cerrahi hastasında ameliyat sırası basınç yaralanması (ASBY) ameliyat sonrası beklenen sonuçları olumsuz etkileyen önemli sorunlardan biridir. Sunulan çalışmanın amacı uzun süreli ameliyatlara bağlı basınç yaralanması risk faktörlerini ve prevelans durumunu belirlemek, cerrahi ve ameliyathane hemşiresinin ASBY'nın önlenmesindeki sorumluğuna dikkati çekmektir. Araştırma kesitsel nitelikte tanımlayıcı bir çalışmadır. Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi ameliyathanesinde ortopedi, genel cerrahi servislerinde Şubat 2017 ve Mayıs 2018 tarihleri arasında gelen hastaların izlemlerini kapsamaktadır. Evren için bu iki kliniğin son bir yıllık büyük cerrahi girişim yapılmış hastaları hedef alındı. Budurumda örneklem sayısı güç analizine göre 170 büyük cerrahi girişim planlanan gönüllü bireyden oluştu. Araştırma için Etik kurul ve araştırmanın yapıldığı yerden kurum ve gönüllülerden bilgilendirilmiş yazılı izin alındı. Veriler Braden Risk değerlendirme formu, literatüre dayalı hazırlanan hasta tanılama formuyla toplandı ve SPSS 15.0 paket programında sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, t testi, Ki kare testleri ile analiz edildi. Katılımcıların yaş ortalaması 47.72±22.20 idi, %55.9'u kadındı ve %44.1'i erkekti. Ameliyat öncesi %67.7'si 18.5-24.9 ile normal bir beden kitle indeksine sahipti, %48.2'sinin kronik hastalığı yoktu, %97'sinin bilinci açıktı, %98.8'inin dehidratasyonu yoktu, sadece %47.7'isinin ek bir beslenme desteğine gereksinimi yoktu, %87.6'sının Hemoglobin düzeyi 13.6-17.7 g/dl ve albumin düzeyi 3.5-5.5g/dl arasındaydı, %93,5'inin nabzı ve %76.5'inin kan basıncı, %99'unun vücut sıcaklığı normal sınırlarındaydı. Katılımcıların ameliyat sırasında %81.8'i sırtüstü pozisyonda ameliyat oldu, ameliyatın ortalama süresi 246.707±145.3 dakikaydı. Katılımcıların hiçbirinin ameliyat sırasında verilen pozisyon nedeniyle, basınç alanlarına, özel doku destek materyali kullanılmadı. Sadece şiltelerle, kompreslerle ve çarşaflarla basınç bölgelerine destek sağlandı. Ameliyat sonrası ilk saatlerde yapılan değerlendirmeye göre hastaların %24.1'inde ASBY gelişti. ASBY'nın gelişiminde hastanın beslenme desteği gerektirmesinin, albumin düzeyinin düşük olmasının, ameliyat süresinin uzamasının, Braden skala puanı düşmesinin, istatistiksel olarak, anlamlı rolü olduğu belirlendi (p<0.05). Verilere göre ASBY'nın önlenmesinde cerrahi hemşiresinin ameliyat öncesi risk tanılaması yapması önemlidir. Özellikle düşük albumin ve beslenme sorunları, "Basınç yaralanma risk skoru" gibi objektif ve subjektif risk verilerinin yer aldığı bir deri tanılaması, bakımın devamının için ameliyathane hemşiresi ile paylaşılmalıdır. Ayrıca, uzun süreli ameliyatlarda, ASBY'na karşı basınç bölgeleri için özel doku destek materyallerinin (örnk. akıllı petler gibi) kullanması önerilmektedir.

BasınçBasınç ülserleriCerrahi+3
Cemile Akan
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yatarak tedavi bakım alan yaşlılarda basınç yaralanması prevelansı, nedenleri ve ilişkili risk faktörleri

Amaç: Bu çalışmanın amacı, Türkiye'deki bir özel üniversite hastanesinde yatan yaşlı hastalarda basınç yaralanması prevalansı ve risklerini belirlemektir. Yöntemler: Tanımlayıcı, prospektif ve kesitsel bir tasarımdır. Evren bir yıl içinde hastaneye yatan yaşlı hasta sayısına göre G* power analizi ile hesaplandı (N=594). Özel bir üniversite hastanesinde yatan yaşlı 382 hasta çalışmanın örneklemini oluşturdu. Etik kurul izni alındı. Çalışma verileri sosyodemografik ve sağlık tanılama ve deri tanılama formu, Braden Basınç Yaralanması Skalası, The National Pressure Injury Advisory Panel/ Ulusal Basınç Yarası Tavsiye Paneli evreleme sistemi ile değerlendirildi. Risk faktörlerinin analizi SPSS IBM 28.0 ile analiz edildi. Bulgular: Ortalama yaş 76.20±8.36 (basınç yaralanması olan: 79.34±8.38, basınç yaralanması olmayan: 74.81±7.98) idi. Basınç yaralanması olan hastaların Braden skoru 18'in altındaydı. Basınç yaralanması olan hastaların toplam prevalansı %30.6 ve hastanede basınç yaralanması prevalansı %14.1 idi. En sık yerleşim yerleri sakrum / koksis ve torakanter/ iskiyum bölgeleriydi. Evre II (%31.6), III ve IV (%24.7) tanımlanan temel basınç yaralanması aşamalarıydı. İstatistiksel analiz basınç yaralanmasının, uzun süreli hastanede yatış, kronik hastalık nüksü, oral beslenme güçlüğü, invaziv girişim sayısı çokluğu, geçmişte basınç yaralanması öyküsü, mobilizasyonda ve pozisyon değişiminde bağımlılık, inkontinans, 75 ≥ yaş ile önemli ilişki gösterdi (p< 0.05). Bu değişkenler önemli risk faktörleri olarak tanımlandı. Sonuç: Yaşlı hastalar için basınç yaralanması hastanede önemli bir sorun olmaya devam etmektedir. Hastaneye yatan yaşlılarda yaş, hastalık sürecine bağlı hareketsizlik, invaziv girişim sayısı, geçmiş sağlık öyküsü, inkontinans hastaneye yatan yaşlılar için önemli bir basınç yaralanması etkenidir. Yaşlılara özgü riskleri belirlemek bu sorun önlenmesinde önemli bir adım olabilir. Anahtar kelimeler: basınç yaralanması, risk faktörü, prevelans, yaşlı hasta.

Basınç ülserleriGeriatriPrevalans+3
Neslihan Kartal
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psoriasis hastalarında bazal hücreli karsinom prevelansı

Başlıca deriyi ve eklemleri etkileyen kronik inflamatuvar bir hastalık olan psoriasis tüm dünyanın %3-4'ünü etkilemektedir. Romatoid artrit, crohn hastalığı veya psoriasis gibi inflamatuvar hastalıkların kanser riskini artırdığı ileri sürülmektedir. Psoriasis hastalarında immünsupresif ajanlar, metotreksat, siklosporin ve UV tedaviler kanser riskini attırabilmektedir. Ancak, psoriasis ile melanom dışı deri kanserleri (NMSC) arasındaki ilişki tartışmalıdır. NMSC tipleri içerisinde skuamoz hücreli karsinomun (SCC) psoriasisle ilişkisi hakkında çok sayıda çalışma bulunmasına rağmen, bazal hücreli karsinom (BCC) ile psoriasis ilişkisini inceleyen sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmada psoriasis hastalarında BCC tanısı , BCC varlığından şüphenilen vakalardan biyopsi alınarak , histopatolojik olarak doğrulanarak konuldu . Gereç ve Yöntem Çalışma, 1 Ocak 2020 ile 1 Temmuz 2020 tarihleri arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Dermatoloji Polikliniğine başvuran, psoriasis tanısı ile takipli hastalar ile gerçekleştirildi. Çalışma 346 psoriasis hastası ile yaş ve cinsiyet ile uyumlu 306 kontrol arasında gerçekleştirildi. Hastaların demografik, klinik özellikleri ve kullandıkları farmakolojik tedavileri kaydedildi. Psoriasis şiddeti "Psoriasis Area and Severity Index (PASI)" ile değerlendirildi. Klinik olarak şüphelenilen vakalarda BCC tanısı histopatolojik olarak yapıldı. Bulgular Hastaların ortalama yaşı 49,9 ± 15,8 yıl, kontrol grubunun 49,4 ± 13,4 yıldı. Hastaların %53,7'si, kontrol grubunun %52,2'si kadındı. Demografik özellikler gruplar arasında farklılık göstermiyordu. Hastaların %6,6'sında (n = 23), kontrol grubunun %2,9'unda (n = 9) BCC görüldü. Psoriazis hastalarında BCC sıklığı kontrollere göre anlamlı derecede daha yüksekti (p=0,029). En sık BCC tipi nodüler BCC'ydi (%39,1). Psoriasis hastalarında, BCC olanlar, olmayanlardan daha yaşlıydı (p<0,001), BCC olanlarda artrit varlığı (p<0,001) ve sigara kullanımı daha sıktı (p=0,003). Psoriasis tedavileri arasından sadece PUVA alan hastalarda BCC sıklığı daha yüksek izlendi (p<0,001). BCC olan hastalarda, olmayanlara kıyasla PUVA seans sayısı daha çoktu (p=0,010). Sonuç Psoriasis hastalarında BCC sıklığı artmıştır. PUVA tedavisi BCC riskini artırabilir, bu nedenle PUVA tedavisi alanlar psoriasis hastaları BCC açısından taranmalıdır.

KarsinomaKarsinoma-bazal hücreliPrevalans+1
Aliye Sevdem Gülcan
Bezmialem Vakıf University
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Prevalence of asthma and related factors among school-age children in hospitals in the city of babylon

Objectıves: This study aimed to investigate the prevalence of Asthma disease and their associated factors among school-age children at Imam Al-Sadiq Teaching Hospital, Babel Teaching Hospital for Women and Children, and Al-Mahaweel General Hospital. Methodology: A descriptive cross-sectional study was conducted between April and May. The study population consisted of patients in these hospitals. The study sample consisted of 235 patients in Imam Al-Sadiq Teaching Hospital, Babel Teaching Hospital for Women and Children, and Al-Mahaweel Hospital who agreed to participate in the study at the time of data collection. Face-to-face data was collected and a personal information form and an asthma risk factor scale were used to collect data. Results: The average age of the study group was 9.08 ± 2.286 females, 74.5% of whom were in the first or third grade of education. It was determined that the risk factors for developing asthma were higher in age group 7, males and in education level 1-3 who did 4 times more physical activity. Ashtma risk factor was different between participants who were grouped according to number of times doing physical activity per week, type of physical activity, the amount of time that spent during physical activity (p<0.05). Conclusion: The results of the study showed that there is a positive relationship between age, gender, physical activity and asthma risk factors Recommendations: The study suggests that social assistance should be provided to asthma patients at most who are at the age of ≤7 to overcome to help them overcome the risk factors associated with asthma.

AsthmaBabylonianIraq+4
Jınan Abdulkadhım Husseın Al-mamoorı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Irak'ta gebe kadınlara yönelik aile içi şiddetin yaygınlığı ve risk faktörlerinin incelenmesi

Bu araştırmada, Irak'ta gebe kadınlara yönelik aile içi şiddetin yaygınlığı ve risk faktörlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma tanımlayıcı tipte bir çalışma olup, araştırmanın evrenini Irak'ın Diyala Valiliği Bakuba şehiri Al-Batool Doğum ve Çocuk Eğitim Hastanesine başvuran gebe kadınlar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise devlet hastanesine başvuran 150 gebe kadın oluşturmuştur. Araştırma 1 Mart 2022- 1 Ağustos 2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. Verilerin elde edilmesinde gebe kadınların; demografik özelliklerine ait anket formu ve aile içi şiddeti belirlemek için Suistimal Değerlendirme Ekranı (Abuse Assessment Screen) (AAS) kullanılmıştır. Araştırma verileri, gebe kadınlarla yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Verilerin analizinde frekans analizi (sayı, yüzde, ortalama), tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, normallik testi, bağımsız gruplar t-testi, ANOVA testi ve korelasyon analizi kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0,025 ve p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Gebe kadınların toplam AAS puan ortalamaları 5,93±1,01 ve vücut haritası yaralanma bölgesi puan ortalamaları 11,15±1,49 bulunmuştur. Kadınların gebeliği eşin isteme değişkenine göre AAS arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmazken (p>0,05), eğitim durumu, çalışma durumu, gelir durumu, en uzun süre yaşanılan yer değişkenine göre AAS arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Kadınların çalışma durumu, gebeliği eşin isteme değişkenine göre vücut haritası yaralanma bölgesi puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmazken (p>0,05), eğitim durumu, gelir durumu, en uzun yaşanılan yer değişkenine göre vücut haritası yaralanma bölgesi puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Araştırmanın sonucunda gebe kadınların aile içi şiddet yaygınlıkları yüksek olduğunu saptanmıştır. Aile içi şiddet konusunda çalışmaların yaygınlaştırılması, şiddete yönelik risk faktörlerinin ve önlemlerin alınması gerektiği düşünülmektedir.

Aile içi şiddetGebelikHemşirelik+5
Hutham Abdullah Mahdı Alashjar
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

The prevalence and determinants of diabetes distress among adult people with diabetes mellitus in telafer city

Background: The incidence of diabetes mellitus between adults has increased dramatically throughout the previous decades. Living with this chronic disease carries a lot of biopsychosocial burdens for patients. Diabetes Distress is one of these serious psychological consequences that could be faced by diabetic patients. Aims: this study objective to assess the prevalence and determinants of diabetes distress among adult people with diabetes mellitus in Telafer city. Methodology: This cross-sectional descriptive study is conducted in Iraq, Nineveh governorate, Telafer city. A purposive sample of (525) adult individuals with diabetes mellitus attending Telafer general hospital and primary health care centers are selected in the study. Data for the study are collected by using Diabetes Distress Scale and through the use of the interview method. Result: The study reveals that the overall prevalence of Diabetes Distress is (53.3%). The study results proved that there is a highly significant association between diabetes distress and many participant characteristics. The diabetes drug type is the only variable that show no significant association with diabetes distress. However, the study indicated that only four variables under study are predictive of diabetic distress. These factors are occupational status, economic status {low-income level, middle income level}, physical activity, and comorbidity. Conclusion: This study is clinically importent, since its hilghted the high prevlance of diabetes distress in Telafer city. The study also identifed several factors that predict the development of diabetes distress aomg diabetic patients in Telafer city.

DeterminantsIraq-Mosul-TelaferPrevalence
Muslem Awnı Alı Khudhur Waraqa
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Diyarbakır yöresinde mezbahada kesilen koyunlarda Coenurus cerebralis'in yaygınlığı ve moleküler karakterizasyonu

Taenia multiceps, hem vahşi hem de evcil etoburların ince bağırsaklarında yaşayan bir taeniid cestoddur. Larva aşaması olan C. cerebralis, tipik olarak çok çeşitli çiftlik hayvanlarının merkezi sinir sisteminde ve koyun ve keçilerin beyin dışı dokularında bulunur. Bu çalışmada Diyarbakır yöresinde koyunlarda C.yaygınlığı %9.8 olarak tespit edilmiştir. Çalışmada toplanan kistlerin mitokondriyal genindeSitokrom C Oksidaz alt birim 1 kullanılarak moleküler karakterizasyonu yapılmıştır. T. multiceps izolatları COX1 gen dizileri arasında düşük genetik çeşitlilik (%0,24'e kadar) saptanmıştır. Sonuç olarak koyun yetiştiriciliğinin yaygın olduğu bölgelerde, yaygın olarak görülen Coenuriasisi önlemek için sürü sağlığı ile ilgili yeni stratejilerin geliştirilmesinin yanında, bulaşmada aktif rol oynayan köpeklerin etkili anti-paraziter ilaçlarla tedavi edilmesinin elzem olduğu kanatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Coenurus cerebralis, Koyun, Taenia multiceps

Coenurus cerebralisDiyarbakırKoyunlar+4
Delil Adem Çiftçi
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of the prevalence of post-traumatic stress disorder in individuls with diagnosed COVID-19

This study aimed to investigate the prevalence of Post-Traumatic Stress Disorder (PTSD) in individuals diagnosed with COVID-19. This descriptive and cross-sectional study was conducted between May and November 2022 at the Azadi Teaching Hospital Kirkuk, Iraq. The study population consisted of 980 people who had tested positive for COVID-19. Data were collected online (Google Forms) using a sociodemographic questionnaire and a Post-Traumatic Stress Disorder Questionnaire (PTSDQ). Frequencies, percentages, means, and standard deviations were used for categorical variables. The data were analyzed using a one-way analysis of variance (Kruskal Wallis) and a two-sample t-test. More than half of the participants were women (n=545, 55.8%). With mean age 35.58±12.70 More than a quarter of the participants were 26 to 33 years of age. Participants had a mean PTSDQ score of 47.7 ± 11.9. Gender, educational, and method of infection affected their PTSDQ scores. Conclusion: Participants had a moderate PTSDQ score.

COVID 19Coronavirus enfectionsPrevalence+1
Zaınab Mohammed Ahmed Ahmed
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Assessment of the prevalence of anxiety and depression among nursing students in middle euphrates of Iraq in pandemic process

This research aims to evaluate the prevalence of anxiety and depression among nursing students in the Middle Euphrates, Iraq, in the pandemic process.The study used a descriptive and observational study method in 4 universities in Iraq in the period between March to June 2022. The sample of the study consists of 812 nursing students by the sample calculation method. Data were collected online through Google Forms. "Sociodemographic Characteristics Form", "The State-Trait Anxiety Inventory scale", and "Beck Depression Scale" were used to collect data, Mann-Whitney U or Kruskal￾Wallis and Post-Hock tests were used to analyze the data. These results most of nursing srudents 58% of the study group were female and 77.4% were single. The State-Trait Anxiety Inventory scale' mean score of students was 50.9 ± 10.1 Beck Depression Scale mean score 21.00 ± 12.00 moderate depression among nursing students mean. It was also shown that there is a statistically significant negative relationship between the total score of The State-Trait scale Anxiety Inventory scale and the Beck score is positive. As the scores for the subdimension of anxiety increase, the total scores for depression increase. There is a positive relationship between BDI scale and STAI scale. This study concluded that nursing students' scores on the anxiety scale were high, and that this score had a significant impact on depression among nursing students during the pandemic and its spread among students. The study recommends the need to provide psychological counseling to the unemployed, those with negative income, sSmoker use and chronic diseases.

AnxietyCOVID 19Depression+6
Kadhım Abdulhaleem Kadhım Al-haddad
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of the prevalence of giardiainfection in dogs in Çankiri Municipality StrayAnimals Treatments and Rehabilitation Centers

Investigation of the prevalence of giardia infection in dogs in Çankırı municipality stray animals treatments and rehabilitation centers The objective of the present study was to investigate the prevalance of infection with Giardia parasite in stray dogs in Cankırı Municipality Stray Animals Treatment and Rehabilitation Center from February to April 2021. One hundred fresh samples were collceted from dogs of different ages and of both gender. In laboratory of parasitology, Veterinary Control Central Research Institute of Minister of Agriculture and Foresty, different traditional methods were used to diagnose of the parasite. ˙In addition, Giemsa dye and Trichrome dye were also used. The prevalence of infection by traditional methods was 43% in males and 57% in females. In the examination of pigments, the study showed that the rates of infection in young ages less than a year 71% and in ages between 1-3 years ranged between 25.8%, and at older ages, it ranged between 3.2%. . Key Words: Cankırı, Stray dog, Giardia, Prevalence. 2021, 48 pages

GiardiaPrevalenceÇankırı
Alhan M. Sheet
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2021
00

Related subjects