Psychological problems
87 theses under this subject heading
Lösemi hastalarının ruhsal sorunları ve stresle başa çıkma tarzları
Bu araştırma lösemi hastalarında görülen ruhsal sorunları ve stresle başa çıkma tarzlarını belirlemek amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı ve kesitsel türdeki bu çalışma Eylül 2020-Nisan 2021 tarihleri arasında yürütüldü. Araştırmanın evrenini Gaziantep il merkezinde bulunan SANKO Üniversitesi Hastanesi Hematoloji Servisi'nde yatarak tedavi gören lösemi hastaları oluşturdu. Çalışma, araştırmaya katılmayı kabul eden 120 hasta ile tamamlandı. Veriler "Kişisel Bilgi Formu'', '' Kısa Semptom Envanteri (KSE)''ve '' Stresle Başa Çıkma Ölçeği (SBÇÖ)'' aracılığıyla yüz yüze toplandı. Çalışmada hastaların %61,7'si erkek, yaş ortalaması 50,4±17,8 yıl, % 45'i 56 yaş ve üstündedir. Hastaların % 30,8'ine Akut Miyeloid Lösemi(AML) tanısı konduğu, % 35'inin 2. Evrede olduğu ve % 35'inin tanı sürelerinin 6-12 ay aralığında olduğu saptandı. SBÇÖ toplam puanının ortanca, minimum, maksimum değeri 40,5 (20-67), kendine güven yaklaşımı 10 (1-21), iyimser yaklaşım 7 (1-15), çaresiz yaklaşım 10 (0-24) ve boyun eğici yaklaşım puanının ortanca, minimum, maksimum değeri 8 (2-17)'dir. KSE toplam puanının ortanca, minimum, maksimum değeri 76 (15-167); anksiyete 14 (0-44); depresyon 20,5 (3-43), olumsuz benlik 13 (0-42), somatizasyon 17 (3-27) ve hostilite puanının ortanca, minimum, maksimum değeri 8,5 (0-27)'dir. Rahatsızlık Ciddiyet İndeksi(RCİ), Belirti Toplam İndeksi(BTİ) ve Semptom Rahatsızlık İndeksi(STİ) alt boyut puanlarının ortanca, minimum, maksimum değerleri sırasıyla 1,43 (0,28-3,15), 37 (7-53), 2,08 (1,18-3,39)'dir. SBÇÖ toplam ölçek puanı ile Depresyon (r=0,210) alt ölçek boyutu ile pozitif yönlü zayıf; Somatizasyon (r=-0,255), Hostilite (r=-0,181) ve BTİ (r=-0,180) ölçek puanları ile ters yönlü zayıf bir ilişki olduğu belirlendi (p<0,05). KSE toplam ölçek puanı ile BTİ (r=0,879) ölçek puanı ile pozitif yönlü kuvvetli, STİ (r=0,671) ölçek puanı ile ise pozitif yönlü orta düzey bir ilişki olduğu belirlendi (p<0,05). Lösemi hastalarında ortaya çıkan ruhsal sorunlar ve başetme gücünde azalma, bir çok sorunla yüz yüze kalmalarına neden olabilmektedir. Bu noktada, tedavi süreçleri boyunca uzman psikiyatri hemşiresi tarafından psikososyal gereksinimlerinin değerlendirilmesi, tanı süresi uzamış ve metastaz varlığı olan hastaların fiziksel, psikolojik ve günlük yaşamı destekleyici bakım gereksinimlerinin planlanması önemlidir. Anahtar Kelimeler: Lösemi; Ruhsal Sorunlar; Stresle Başa Çıkma; Psikiyatri Hemşireliği
Analysing and comparing Sylvia Plath's the Bell Jar and Susan Sontag's Alice in bed within the frame of feminism and panopticon
Throughout the history, there is a crucial difference between men's and women's position. Women have been the ones who are expected to engage in some social roles such as being an ideal mother, housewife while men have been expected to deal with outer world. Especially, women who have an intellectual power to write have had paradox between their creative minds and feeling of obligation to be accepted by society. For the sake of literature, these women have suffered from mental illness and depression. At the end, suicidality emerges among these women. This thesis study aims at demonstrating how social and familial constraints have an impact on the future plans of women no matter how they have creative minds.This study will handle this issue by analyzing Sylvia Plath's novel, The Bell Jar, and Susan Sontag's play, Alice in Bed. These works will be the main sources of this thesis while they are being analyzed within the frame of Feminism and Foucault's notion of Panopticon. Both of the works question the position of women in patriarchal society. The protagonists in the novel and the play clearly demonstrate the oppression they feel because of dominant forces. These characters are the examples of the power that patriarchal system creates, and they clearly show the limitation of women's scopes of success because of this system. They feel engulfed, and they suffer from depression, so they have a tendency towards committing suicide. Hence, this thesis will reflect society's pressure on women's desires and their identity, and it will demonstrate the double standards applied to women which later gives rise to psychological problems for women.
Sağlık hizmetleri meslek yüksekokulu öğrencilerinin ruhsal hastalıklara yönelik inanç ve tutumlarının bazı sosyodemografik değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırma, bir vakıf üniversitesinin Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) öğrencilerinin ruhsal hastalıklara yönelik inanç ve tutumlarını incelemek ve etkileyen faktörleri araştırmak üzere; tanımlayıcı ve ilişki arayıcı bir araştırma olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, Nisan-Haziran 2016 tarihleri arasında SHMYO'da öğrenim görmekte olan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 400 öğrenci oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında, "Sosyodemografik Bilgi Formu", "Ruhsal hastalığa yönelik inançlar ölçeği-RHİÖ" ve "Ruhsal sorunları olan bireylere yönelik toplum tutumları ölçeği-RSTTÖ" kullanılmıştır. Veriler, öncesinde katılımcılara sözel açıklamalar yapılarak dağıtılan formlar aracılığıyla toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS for Windows 10.0 istatistik paket programı ile bağımsız gruplarda t testi, nonparametric bağımsız grupların karşılaştırmalarında Mann-Whitney U testi ve Kruskal Wallis testi kullanıldı. Korelasyon analizleri Pearson yöntemi ile yapıldı. p<0,05 anlamlı kabul edildi. Araştırmada katılımcıların çoğunluğunu (%53,8) 20 ile 22 yaş grubu, %67,3'ünü kadın, %85'ini 1. Sınıf, %96,8'ini ise bekar öğrenciler oluşturmuştur. Öğrencilerin RHİÖ toplam puanından 51,90±18,59, tehlikelilik alt ölçeğinden 22,88±6,95, çaresizlik alt ölçeğinden 27,74±12,35 ve utanma alt ölçeğinden 1,28±2,37 puan aldığı belirlenmiştir. RHİÖ ve alt ölçek puanları açısından "tehlikelilik" boyutu ile "çaresizlik" boyutu arasında istatistik olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (r=0,85 ve r=0,96, Çizelge 4.6). Öğrencilerin RSTTÖ ölçeğinde "korku/dışlama" boyutundan düşük, "toplum ruh sağlığı" ve "iyi niyet" boyutundan yüksek puanlar almış oldukları saptanmıştır. Öğrencilerin cinsiyetleri, ruhsal hastalığı olan bireyle yakınlık durumu, anne-baba eğitim durumları, aylık gelirleri, ruhsal hastalık hakkında bilgi sahibi olma durumları, ruhsal hastalığı olan bireyle karşılaşma durumları ile RHİÖ ve RSTTÖ toplam ve alt ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulunmuştur (p<0,05). Ruhsal hastalıklara yönelik inanç ve tutumlar açısından, kendisi ya da yakını psikolojik destek ve/veya psikiyatrik tedavi alan öğrenciler ile almayan öğrenciler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0,05). Araştırmada elde edilen sonuçlar doğrultusunda; ruhsal hastalığı olan hastalara yönelik olumlu tutum ve davranışların geliştirilmesine yönelik önerilerde bulunulmuştur.
İstanbul ilinde öğrenim gören 15-17 yaş aralığındaki bir grup lise öğrencisinin aleksitimi,ruhsal ve davranışsal sorunlar ile üst biliş özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı 15-17 yaş aralığındaki öğrencilerin aleksitimik karakter özelliğine sahip olma durumlarına göre üst biliş özellikleri ile ruhsal ve davranışsal sorunları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemi İstanbul ili Üsküdar ve Kadıköy ilçesinde bulunan toplam 5 ortaöğretim kurumunda öğrenim gören lise 1. 2. ve 3. Sınıf 592 kişiden oluşmaktadır. Katılımcıların 331'i (%58,1) kız, 239'su (%41,9) erkektir, 22 katılımcıdan ise sağlıklı veri toplanamamıştır. Araştırmanın verileri Demografik Soru Formu, 20 soruluk Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20), Üst Biliş Ölçeği Çocuk ve Ergen Formu (ÜBÖ-ÇE) ile Güçler ve Güçlükler Anketi (GGA) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizi SPSS v22.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde frekans, aritmetik ortalama, standart sapma, minimum, maksimum, yüzde gibi betimsel istatistiklerden faydalanılmıştır Kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında ki-kare ilişki, bağımsız iki grubun karşılaştırılmasında ise bağımsız gruplar t testi kullanılmıştır. İlişki analizinde Pearson ilgileşim katsayısı hesaplanmıştır. Ölçekler arasındaki ilişki korelasyon analiziyle ve ilişki katsayısı pearson korelasyon katsayısı olarak gösterilmiştir. İstatistiksel anlamlılık değeri p<0.05 kabul edilmiştir. Araştırma bulgularına göre; kızlar ve erkekler arasında aleksitimi sıklığı açısından anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür. Aleksitimik ergenler ile aleksitimik olmayan ergenler karşılaştırıldığında yaş ortalamaları arasında istatistiksel anlamlı bir fark bulunmamaktadır. Aleksitimik ergenlerin ailelerinin aylık gelir ortalamaları, aleksitimik olmayan ergenlere oranla istatistiksel anlamlı olarak düşüktür. Aleksitimik ergenlerin üst biliş puanları incelendiğinde olumsuz üst endişeleri, batıl inanç, ceza ve sorumluluk inançları ve üst biliş toplam sorunları yaşıtlarına göre anlamlı olarak daha yüksektir. GGA puanları incelendiğinde aleksitimik ergenlerin toplam sorun puanları, dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik puanları, akran, davranış ve duygusal sorun puanları yaşıtlarına oranla istatistiksel anlamlı oranda yüksek, olumlu özelliği ölçen sosyal davranış puanları ise istatistiksel anlamlı oranda düşüktür. Korelasyon analizi sonuçları incelendiğinde TAÖ-20 puanları ile ÜBÖ-ÇE puanları arasında pozitif yönde zayıf ve TAÖ-20 puanları ile GGA puanları arasında pozitif yönde orta düzey istatistiksel anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır.
Writing through the experience of fire: Bachmann and Plath
Sylvia Plath and Ingeborg Bachmann were two outstanding contemporary post-war writers of the same ethnicity, dealing with the place of women in the social order and examining the characteristics of relationships in order to shed light on the self-destructive and suicidal inclinations in the female psyche. In their works, they provide a psychoanalytic perspective by presenting their mental state, sufferings, and the consequences of their emotions and actions. Suffering similar psychological problems and having experienced alike treatments like the electro-shock therapy, the stimuli for their self-destructive behaviors will be analyzed through various psychological theories. Considering the direct reference to the 'anima-animus theory' in Malina and associating Ich's dream cycles with Esther's employment of 'stream of consciousness', Jung and Freud's researches on the structure of the psyche will be a fundamental medium to interpret Malina and The Bell Jar. The sociological dimensions of these novels will also be discussed through Emile Durkheim's theories on suicide within the framework of 'integration' and 'alienation'. This work will make an intensive study of self-destruction and the suicide of women as a consequence of fascist behaviors. It will compare the process of self-destruction in two works of literature, Ingeborg Bachmann's Malina and Sylvia Plath's The Bell Jar, examining the female protagonists' personality traits and their identities to reveal common motives for suicide. It will also examine and analyze events and secondary characters leading the narrator protagonists to suicide, using the reflections of Bachmann and Plath to interpret The Bell Jar and Malina. It will concern itself with the psychological dimensions of norms and regulations that function in a fascistic and depressive way, limiting females and depriving them of authenticity and individuation. This study will also attempt to explore the purpose of myths from a sociological perspective, to display how they function and what they intend to accomplish.
Obez kadınlarda tıkınırcasına yeme bozukluğunun psikobiyolojik modele göre incelenmesi
Obezite, psikiyatrik bozukluklarda dikkat çeken ve görülme sıklığı gittikçe artan ciddi bir bozukluktur. Bu nedenle, obezitenin etiyolojisiyle ilişkili psikolojik faktörleri araştıran çalışmalar büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı, tıkınırcasına yeme bozukluğu (TYB) olan bireylerin, obez ve kontrol grubundan mizaç ve karakter özellikleri açısından farklılık gösterip göstermediğini araştırmaktır. Çalışmada, Yeme ve Kilo Özelliklerini Değerlendirme Formu ile Mizaç ve Karakter Envanteri (MKE) ölçme aracı kullanılmıştır. Çalışmaya, İstanbul'da bir sağlık kurumuna başvuran 65 obez hasta (28'i tıkınırcasına yemesi olan obez grubunu oluşturmaktadır) ve 53 kişiden oluşan kontrol grubu olmak üzere toplam 118 kişi katılmıştır. Mizaç özellikleri; yenilik arayışı, zarardan kaçınma, ödül bağımlılığı, sebat etme boyutlarında değerlendirilirken, karakter özellikleri; kendini yönetme, işbirliği yapma ve kendini aşma boyutlarında değerlendirilmiştir. Araştırmanın sonucuna göre, mizaç ve karakter özellikleri bakımından gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Mizaç ve Karakter Envanterinde Mizaç boyutunda yer alan yenilik arayışı ve zarardan kaçınmanın savurganlık?tutumluluk ile çabuk yorulma alt boyutlarında, tıkınırcasına yeme bozukluğu olan bireylerin, kontrol grubundan anlamlı derecede daha yüksek puan aldığı görülmüştür. Tıkınırcasına yeme bozukluğu olan bireylerin kontrol grubundaki bireylere oranla doyumu ertelemekte daha fazla güçlük yaşayan ve kolayca yorulan bireyler oldukları görülmüştür. Karakter boyutunda, tıkınırcasına yeme bozukluğu olan bireylerin kendini yönetme boyutunda yer alan kendini kabullenme ve amaçlılık alt boyutlarında kontrol grubuna göre daha düşük puanlar aldığı görülmüştür. Tıkınırcasına yeme bozukluğu olan bireylerin olgunlaşmamış, kırılgan ve sorumluluklarını alamayan bireyler oldukları görülmüştür. Bu sonuçlar, kendini yönetmenin, tıkınırcasına yeme bozukluğunu yordayıcı olduğu hipotezini destekler doğrultudadır. Çalışmadan elde edilen bulgular, alanyazında yeme bozuklukları ve kişilik arasındaki ilişkinin ortaya çıkarılmasına yönelik olarak yapılmış diğer önemli araştırmaların bulguları ışığında tartışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu, Obezite, Mizaç ve Karakter Envanteri.
7 - 11 yaş arası özel eğitim gören zihinsel engelli öğrenci annelerinin stres belirtileri ve sosyal kaygı düzeyi açısından karşılaştırılması
Engelli ailelerinin özellikle annelerin yaşadıkları ruhsal sorunların anlaşılması onlara ve çocuklarına daha iyi hizmet verebilmek için gereklidir. Engelli insanlar hayatlarını tek başlarına idare edemedikleri için aile fertlerinin desteğine özellikle annelerinin destek ve korumalarına ihtiyaç duyabilmektedir. Bu durum annelerin normal bir çocuğa sahip olmakla üstlenmeleri gereken sorumluluktan daha fazla sorumluluk üstlenmeleri anlamına gelmektedir. Engelli bir çocuğa sahip olmanın getirdiği duygusal, fiziksel, ekonomik, sosyal yük annenin normal şartlarda yaşayabileceği stresi daha da yoğun yaşamasına sebep olmaktadır. Hatta pek çok engelli annesi ruhsal ve fiziksel rahatsızlıklara maruz kalmaktadır. Ancak engelli annelerinin stres ya da ruhsal rahatsızlıklar yaşamasının tek nedeni engelli bir çocuğu sahip olmak değildir. Araştırmalar engelli bir çocuğa sahip olmanın dışında stres ve ruhsal sorunları etkileyebilecek pek çok faktör olduğunu bildirmektedir. Bu bilgilerden yola çıkarak bu araştırmanın amacı 7-11 yaş arası özel eğitim gören zihinsel engelli öğrenci annelerinin stres belirtileri ve sosyal kaygı düzeyi açısından karşılaştırılmasıdır. Araştırmanın örneklemini İstanbul Bağcılar'daki özel eğitim merkezlerinde eğitim alan 108 zihinsel engelli çocuk annesi oluşturmuştur. Katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, Stres Belirtileri Ölçeği ve Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği uygulanmış, elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 17.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Gruplar arası karşılaştırmayı esas alarak karşılaştırma türü ilişkisel tarama ve korelasyon türü ilişkisel tarama yöntemi uygulanmıştır. Sonuç çıkarıcı istatistiklerden tek yönlü anova, T-testi ve Regresyon Analizi uygulanmıştır. Elde edilen bulgular %95 güven aralığında 0,05 anlamlılık düzeyinde yorumlanmıştır.Araştırma sonucunda elde edilen bulgular değerlendirildiğinde, zihinsel engelli çocuk annelerinin stres ve sosyal fobiye maruz kaldıkları tespit edilmiştir. Araştırmaya katılan zihinsel engelli öğrenci annelerinin stres belirtilerinin sosyal fobi düzeyinden etkilenme durumunu test etmek için yapılan regresyon modeli istatistiksel olarak anlamlıdır (F=13,063; p=0,000<0,05). Elde edilen bulgulara göre zihinsel engelli çocuk annelerinin stres ile sosyal fobi puanları arasında .33 düzeyinde pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur (r=.33; p= 0,000<0,05). Buna göre stres puanı arttıkça sosyal fobi puanı da artmakta, sosyal fobi puanı arttıkça stres puanı da artmaktadır. Bu bulgular ışığında gerek eğitim kurumlarında gerekse sağlık kurumlarında zihinsel engelli çocuk anneleri ile ilgili değerlendirmeler yapılırken annelerin stres yaşamalarının dışında başka ruhsal rahatsızlıklar da yaşayabileceği dikkate alınmalıdır. Gerek bu araştırma gerekse literatürdeki pek çok araştırma zihinsel engelli çocuk annelerinin yaşadığı stresin sadece çocuklarının yaşadıkları engelden dolayı değil başka pek çok sebepten dolayı yaşanabileceğini göstermektedir.Anahtar Kelimeler: Zihinsel engelli çocuklar, stres, sosyal fobi, anneler
Anksiyete bozukluğunun terapisinde "Analitik hipnoterapi"nin teoriği ve uygulamaları hakkında bir alan araştırması
Analitik hipnoterapi anksiyete bozukluklarının oluşumunu geçmiş anılardaki olumsuz somatik duygu bileşenlerinde, çözümünü de bu duygu bileşenlerinin boşaltımında aramaktadır. Bu çalışma anksiyete bozukluklarının oluşum ve terapisine analitik hipnoterapinin kuramsal yaklaşımını incelemek amacıyla tarama modelinde yapılan bir alan araştırmasıdır. İstanbul ilinde psikoterapi yapan 40 uzmana anket uygulanarak anksiyete bozukluğunun oluşumu ve psikoterapisi hakkındaki analitik hipnoterapinin kuramsal yaklaşımları sorularak, bu yaklaşımlarla toplanan psikoterapist görüş ve uygulama verileri arasındaki ilişki ve farklar araştırılmış, ulaşılan sonuçlar istatistiksel analizlerle raporlaştırılmıştır.Araştırma sonucunda analitik hipnoterapinin anksiyetenin oluşumuna ve terapisine ilişkin yaklaşımlarının diğer psikoterapilerle bileşenleri açısından ilişkileri ve ortak yönleri olduğu ancak bütünü itibari ile farklı ve özgün olduğu görülmüştür. Yüksek lisans tezi olarak 9 aylık sürede tamamlanan bu çalışma 2012-2013 eğitim-öğretim yılında Arel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Psikoloji Ana Bilim Dalında gerçekleştirilmiştir.
6 ile 11 yaş arasında çocuklarda görülen ruhsal sorunların annelerin bağlanma düzeyi, çocuk yetiştirme tutumu ve aile işlevleri ile olan ilişkisi
Bu araştırma, 6 ile 11 yaş arasındaki çocuklarda görülen ruhsal sorunlar ile annelerin bağlanma düzeyi, çocuk yetiştirme tutumları ve aile işlevlerine göre farklılık gösterip göstermediğini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır.Bu araştırma İstanbul ili içerisinde bulunan birbirinden farklı danışmanlık ve psikiyatri merkezlerinde 6-11 grubu çocuğa sahip 91 anneden oluşmaktadır. Annelere Kişisel Bilgi Formu, İlişki Ölçekleri Anketi, CBCL-Çocuk Davranışları Değerlendirme Ölçeği (4-18 yaş formu), Aile Değerlendirme Ölçeği, PARI- Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutumları Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin istatistiksek analizleri SPSS 21.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Veriler değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotlar (Frekans, Yüzde, Ortalama, Standart sapma) ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA), t-testi ve Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon analizi kullanılmıştır. Tek yönlü varyans analizleri sonucunda farkın anlamlı olduğu durumlarda hangi gruplardan kaynaklandığını bulmak için Tukey analizi kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularına bakıldığında, aile değerlendirme ölçeğinde demografik özelliklere göre anlamlı farklılıklar görülmüştür. Aynı şekilde çocuk yetiştirme tutumu ile demografik özellikler arasında da anlamlı farklılıklar görülmüştür.Ölçekler arasındaki ilişkilere bakıldığında aile değerlendirme ölçeği ile çocuk davranışları arasında, aile değerlendirme ile çocuk yetiştirme tutumu arasında ve çocuk davranışları ile çocuk yetiştirme tutumları arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Diğer yandan bağlanma stilleri ile çocuk davranışları arasında herhangi anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Anahtar Kelimeler: Bağlanma Stili, Çocuklarda Görülen Ruhsal Sorunlar, Çocuk Yetiştirme Tutumu, Aile İşlevleri
Peyami Safa'nın romanlarında ruhsal ve bedensel hastalıklar
Peyami Safa'nın romanlarında ruhsal ve bedensel hastalıklar arasındaki ilişki sıklıkla işlenir. Bu romanlarda bedensel rahatsızlıklar, ruhsal; ruhsal rahatsızlıklar ise bedensel kaynaklı olabilir. Böylelikle Safa, psikoloji ve tıp bilgisini birleştirerek özgün karakterler ortaya koymayı başarır. Romancı, Bir Akşamdı, Şimşek, Yalnızız, Sözde Kızlar ve Dokuzuncu Hariciye Koğuşu başlıklı eserlerinde, ruhsal gerilim ile fiziksel rahatsızlık arasındaki etkileşime yoğun bir şekilde yer vermiştir. Bu nedenle tezde bu romanlara odaklanılmış ve her bir romanın psikolojik örgüsü ile fiziksel rahatsızlıklar arasındaki bağıntılar somut bir şekilde ortaya konmuştur. Bu bağıntılar ortaya konurken psikanalitik kuram esas alınmış, fiziksel ve ruhsal rahatsızlıklar arasındaki ilişki bu disiplin çerçevesinde ele alınmıştır.
Pozitif psikoloji müdahale yöntemlerinin Tip 1 Diyabetli çocukların ve ebeveynlerinin psikolojik iyi oluşu üzerindeki etkisi
Çocukluklarda görülen kronik hastalıklardan biri olan tip 1 diyabet, çocukları ve ebeynlerini psikolojik sorunlara yatkın kılan bir stresör olabilmektedir. Pozitif psikoloji müdahale yöntemlerinin, psikolojik iyi oluşu arttırdığı bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı, yaşı 7-13 arasında olan tip 1 diyabetli çocuklar ve ebeveynleri tarafından uygulanan pozitif psikoloji müdahale yöntemlerinin, çocukların depresyon, anksiyete ve sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi düzeyleri üzerindeki etkisi ile; ebeveynlerin mutluluk, depresyon, anksiyete, stres ve pozitif duygulanım düzeyleri üzerindeki etkisini incelemektir. Altı haftalık pozitif psikoloji müdahelelerinin etkisini ölçmek için çocuk katılımcılara (n = 24) Çocuk Anksiyete ve Depresyon Ölçeği-Yenilenmiş (ÇADÖ-Y) ve Çocuklar için Sağlıkla İlişkili Yaşam Kalitesi Ölçeği (Kid-KINDL); ebeveynlerine (n = 24) ise PERMA Ölçeği, Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği (DASÖ) ve Pozitif ve Negatif Duygu Ölçeği (PNDÖ) uygulanmıştır. Müdahale programı sonucunda, ebeveynlerin mutluluk ve pozitif duygulanım düzeylerinde artma; depresyon, anksiyete, stres ve negatif duygulanım düzeylerinde azalma görülmüştür. Çocukların ise anksiyete düzeylerinde azalma görülürken, depresyon ve sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi düzeylerinde anlamlı bir fark görülmemiştir. Müdahale programının çocukların HbA1c düzeyleri ile ölçülen diyabet kontrolü üzerinde bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Araştırma bulguları, pozitif psikoloji müdahale yöntemlerinin tip 1 diyabetli çocukların ve ebeveynlerinin psikolojik iyi oluşu üzerinde olumlu etkilere sahip olduğunu desteklemektedir. Bulgular, literatürdeki pozitif psikoloji müdahale çalışmaları ile büyük ölçüde tutarlıdır. Bu araştırma, tip 1 diyabetli çocuklarla birlikte ebeveynlerini de pozitif psikoloji müdahaleleri kapsamına alarak literatüre katkı sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Pozitif psikoloji müdahale yöntemleri, tip 1 diyabet, psikolojik iyi oluş, çocuklar, ebeveynler
Suriyeli ergenlerde travma sonrası büyüme ve psikolojik problemler ile ilişkili faktörler
Suriye iç savaşı nedeniyle milyonlarca insan göç etmeye ve başka ülkelere sığınmaya zorlanmıştır. Bu sığınmacıların neredeyse yarısını 18 yaşından küçükler oluşturmaktadır. Savaşın Suriyeli ergenler üzerindeki psikolojik etkisine ilişkin araştırmalar oldukça önemlidir. Ancak çoğu çalışmada sadece olumsuz etkileri ele alınmış ve travmanın ardından yaşanan olumlu değişime değinilmemiştir. Bu çalışmanın amacı Suriyeli ergenler arasında travma sonrası büyüme olgusunun ve travma ile ilişkili psikolojik problemlerin incelenmesidir. Travmatik deneyim, algılanan sosyal destek ve dini başa çıkmanın travma sonrası büyüme ve psikolojik problemlere etkisi ele alınmıştır. Bu amaçla çalışmamızda İstanbul'daki dokuz ortaokul, sekiz lise, iki geçici eğitim merkezi ve bir sivil toplum kuruluşu aracılığı ile ulaşılan %56,6'sı (n = 244) kız, %43,4'ü (n = 187) erkek olmak üzere 12-18 yaşları arasındaki 431 Suriye kökenli sığınmacı yer almıştır. Katılımcılara demografik bilgi formu ile beraber Travma Sonrası Büyüme Envanteri (PTGI), Çoklu Travma Ölçeği (CTS-S), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (MSPSS), Depresyon Anksiyete Stres 21 Ölçeği (DASS21), Kısa Dini Başa Çıkma Ölçeği (Brief RCOPE) ve Çocuk Olayın Etkisi Ölçeği (CRIES-8) uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda Suriyeli ergenlerin %53,13'ünde (n = 229) travma sonrası büyüme, %26,68'inde (n = 115) travma sonrası stres, %65,89'unda (n = 284) depresyon ve %79,35'inde (n = 342) anksiyete belirtilerinin görüldüğü tespit edilmiştir. Ayrıca, aileden ve arkadaştan gelen sosyal desteğin, olumlu dini başa çıkmanın ve travmatik deneyimin sıklığının travma sonrası büyümeyi; aileden gelen sosyal desteğin, olumsuz dini başa çıkmanın, yaşı büyük olmanın ve travmatik deneyimin sıklığının depresyonu ve anksiyeteyi; yaşı büyük olmanın, olumlu ve olumsuz dini başa çıkmanın, travmatik deneyimin sıklığının travma sonrası stres belirtilerini anlamlı olarak yordadığı gözlenmiştir. Çalışma sonucunda Suriyeli ergenlerde savaş travmasının ardından psikolojik problemlerle beraber olumlu değişikliklerin de görülebileceği, sosyal destek ve dini başa çıkmanın Suriyeli ergenlerin psikolojik sağlığına katkıda bulunabileceği ortaya konulmuştur. Bulgular, ilgili literatür ışığında tartışılmış ve gelecek çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur.
Yetişkinlerde bağlanma biçimleri, kişilik özellikleri ve bu özelliklerin ruhsal sorunlarla ilişkisinin araştırılması
Kişilik özellikleri, bağlanma biçimleri ve ruhsal sorunların birbiriyle ilişkili olduğu bilinmektedir. Psikopatolojinin kişilik özellikleri ve bağlanma biçimlerinden etkilendiğini gösteren pek çok çalışma vardır. Ancak, hem bağlanma hem kişiliğin farklı boyutlarının farklı psikopatoloji semptomları üzerinde ne tür etkiler gösterdiğini bir arada ele alan çalışmalar kısıtlıdır. Öte yandan eğitim ve cinsiyetin de psikopatolojiyi etkilediği bilinmektedir. Bu çalışma kapsamında, yetişkinlerin bağlanma biçimleri, kişilik özellikleri ve psikopatoloji düzeylerinin ilişkilerini bir arada incelemek amaçlanmıştır. Araştırma İstanbul'da yaşayan, 18 yaş üstü, 100 gönüllü yetişkinle gerçekleşmiştir. Veri toplama aşamasında örneklem grubuna değişkenlerin ölçümü için Sosyo-demografik Bilgi Formu, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri II, Beş Faktör Kişilik Envanteri Kısa Formu ve Kısa Semptom Envanteri uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Demografik değişkenlerle kullanılan ölçekler arasındaki ilişkiyi tespit etmek için t-testi ve tek yönlü (One-Way) ANOVA kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiyi incelemek için pearson korelasyon ve hiyerarşik regresyon analizi uygulanmıştır. Elde edilen bulgular sonucunda, yalnızca kaygılı bağlanmanın psikopatolojiyi yordadığı belirlenmiştir. Kaygılı bağlanma kontrol edildiğinde ise anksiyetenin; nevrotizmin %2'sini, depresyonun; dışadönüklük, nevrotizm ve sorumluluğun %11'ini, hostilitenin; nevrotizm ve uyumluluğun %8'ini yordadığı, olumsuz benliğin; nevrotizmi yordamasına rağmen yüzdelik olarak katkı sağlamadığı ve somatizasyonun ise sadece kaygılı bağlanmayı yordadığı başka hiçbir kişilik özelliğini yordamadığı saptanmıştır. Ayrıca, eğitim ve cinsiyetin de psikopatoloji düzeyleri üzerinde hiçbir etkisinin bulunmadığı görülmüştür. Araştırmanın daha heterojen örneklemde tekrarlanması önemli olmakla birlikte bu değişkenlerin bir arada ele alınmasının da ileriki çalışmalara ışık tutacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Bağlanma Biçimleri, Kişilik Özellikleri, Ruhsal Sorunlar
Ergenlerin algıladıkları ebeveyn tutumları ile ruhsal sorunları ve akılcı olmayan inançları arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Bu çalışma, ergenlerin algıladıkları ebeveyn tutumlarının ruhsal sorunları ve akılcı olmayan inançları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma, Nisan 2022 – Haziran 2022 tarihleri arasında, Şanlıurfa'da bulunan bir lisede ergenlik döneminde bulunan 341 lise öğrencisi ile yapılmıştır. Çalışmada veri toplama aracı olarak; Kişisel Bilgi Formu, Algılanan Helikopter Ebeveyn Tutum Ölçeği (AHETÖ), Güçler ve Güçlükler Anketi ve Ergenler için Mantık Dışı İnançlar Ölçeği (EMİÖ) kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 23.0 paket programı ile yapılmıştır. Verilerin normal dağılıma uygunluğunun değerlendirilmesinde Kurtosis ve Skewness değerleri esas alınarak yapıldı. Değişkenler arasındaki ilişkiler veriler normal dağılıma uyduğunda Pearson Korelasyon Katsayısı, uymadığında ise Spearman's Korelasyon katsayısı kullanılarak incelenmiştir. İki grupta ortalamaların (ortalama) karşılaştırılması, veriler normal dağılıma uyduğunda Student's t tesi kullanılarak yapılmıştır. Veriler normal dağıldığında Lineer regresyon modeli kullanıldı. p< 0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi Çalışmanın yapılabilmesi için gerekli etik ve kurum izinleri alınmıştır. Ergenlerin Akılcı Olmayan İnanç Ölçeği toplam puanlarının 55.32 ± 11.35 olduğu görülmüştür. Anne Algılanan Helikopter Ebeveyn Tutum Ölçeği toplam puan ortalaması 55.32 ± 11.35 olarak elde edilmiştir. Baba Algılanan Helikopter Ebeveyn Tutum Ölçeği toplam puan ortalaması 46.62 ± 11.34 olduğu saptanmıştır. Ergenlerin Güçlük Ve Güçlükler Anketi toplam puan ortalamalarının 15.66 ± 5.73 olduğu ve puan ortalamalarının sınırda olduğu görülmüştür Araştırmaya dahil edilen katılımcı ergenlerin akılcı olmayan inanç ölçeği ile anne algılanan helikopter ebeveyn tutumu arasında negatif yönde güçlü ilişkiye sahip olduğu ortaya çıkmıştır (p<0.001). Ergenlerin akılcı olmayan inanç ölçeği ile baba algılanan helikopter ebeveyn tutumu arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki lmadığı belirlenmiştir(p>0,005).Ergenlerin Akılcı olmayan inanç ölçeği ile güçlük ve güçlükler ölçeği ve alt boyutları arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı tespit edilmiştir(p>0,005). Çalışma sonuçlarımız ergenlerin ebeveynlerinden algıladıkları ebeveyn tutumlarının ergenlerde ruhsal sorunlar yaratabileceği ve akıcı olmayan inançlar oluşturduğunu ortaya koymuştur.
Romantik ilişkide psikolojik şiddet, algılanan sosyal destek ve öz yeterlik ilişkisinin incelenmesi
Yakın ilişkide kadına yönelik psikolojik şiddetin etkisinin birikimli olarak ortaya çıkması ve fiziksel şiddet gibi net bir şekilde dışarıdan gözlemlenememesi nedeniyle kadınlara sağlanacak olan desteğin ve yaşadıkları durumla baş edebilmelerinde öz yeterlik inançlarının önemli bir kaynak olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı; romantik ilişkide psikolojik şiddetin algılanan sosyal destek ve öz yeterlik inancıyla ilişkisini, bu değişkenlerin çeşitli demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını ve fiziksel, cinsel, ekonomik şiddet kontrol altına alınarak algılanan sosyal desteğin ve öz yeterliğin psikolojik şiddeti nasıl yordadığını araştırmaktır. Araştırmanın I. çalışma grubunu, Türkiye'de yaşayan ve ilişkisi olan 396 kadın oluşturmuştur. Araştırmanın II. çalışma grubunu, Türkiye'de yaşayan ve ilişkisi olan 178 kadın oluşturmuştur. Araştırmada veri toplamak amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen 'Demografik Bilgi Formu', Cankardaş-Nalbantçılar (2018) tarafından geliştirilen 'Yakın İlişkilerde Psikolojik Şiddet Ölçeği', Eker ve Arkar (1995) tarafından Türkçe'ye uyarlanan 'Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği' ve Yıldırım ve İlhan (2010) tarafından Türkçe'ye uyarlanan 'Genel Öz Yeterlik İnanç Ölçeği', Akpınar (2011) tarafından Türkçe'ye uyarlanan 'Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Öz Yeterlik Ölçeği' uygulanmıştır. Elde edilen bulgular sonucunda; yakın ilişkide psikolojik şiddetin, algılanan sosyal destek ve öz yeterlik ile negatif ve anlamlı, algılanan sosyal desteğin, öz yeterlik ile pozitif ve anlamlı bir ilişkisi olduğu bulunmuştur. Yakın ilişkide psikolojik şiddet ile yaş, kadının eğitim düzeyi, partnerin bir işte çalışması, çocuk sahibi olma, ilişki durumu, ilişki süresi, aile tarafından fiziksel ve ekonomik şiddete maruz kalma ve partneri tarafından fiziksel, ekonomik ve cinsel şiddete maruz kalma değişkenleri anlamlı bulunmuştur. Algılanan sosyal destek ile yaş, kadının eğitim düzeyi, partnerin eğitim düzeyi, partnerin bir işte çalışması, çocuk sahibi olma, ilişki durumu, ilişki süresi, aile tarafından fiziksel ve ekonomik şiddete maruz kalma ve partneri tarafından fiziksel, ekonomik ve cinsel şiddete maruz kalma değişkenleri anlamlı bulunmuştur. Öz yeterlik ile kadının bir işte çalışması, tanışma şekli, aile tarafından fiziksel ve ekonomik şiddete maruz kalma ve partneri tarafından fiziksel, ekonomik ve cinsel şiddete maruz kalma değişkenleri anlamlı bulunmuştur. Yakın ilişkide psikolojik şiddetin yordanmasına ilişkin yapılan çoklu regresyon analizi sonucunda, 'fiziksel, ekonomik, cinsel şiddet' ve 'algılanan sosyal destek' anlamlı yordayıcılar olarak bulunmuşken, 'öz yeterlik' anlamlı yordayıcı olarak bulunmamıştır. Elde edilen bulgular alan yazında tartışılmış, şiddetin önlenmesine ve kadınların rehabilitesine yönelik önerilere yer verilmiştir. Anahtar Sözcükler Şiddet, yakın/romantik ilişkide psikolojik şiddet, algılanan sosyal destek, öz yeterlik, kadın.
Dini-psikoterapi ekseninde karakter eğitimi
Psikoloji ilmi, Avrupa ve Amerika'da gelişen bir bilim dalıdır. Temel dayanağını, Avrupalı bilim adamlarının düşünce sistemleri oluşturur. Yakın bir geçmişe sahip olan bu bilim dalı, Amerika, Almanya, İngiltere, Hollanda, diğer Avrupa ülkelerinde ve zamanla Asya ülkelerinde de yer edinmeye başlamıştır. Psikoloji ilminin bir alt disiplini olan, bireyi, içinde olduğu hastalık ve rahatsızlıktan kurtarmak adına belli başlı metotları içeren psikoterapi de Batı temelli bir var oluşa ve Batı eksenli düşünce sistemine sahiptir. Bu çalışmada temelde insanın karşılaştığı anlam belirsizliği sebebiyle yaşadığı eksiklik ve maneviyat eksenli huzursuzluk, psikoterapi ve dini terapi ekseninde ele alarak bireyin karakter eğitimi incelenmiştir. Psikoloji ve eğitim kavramları üzerinde tahliller yapıldıktan sonra, bu ilimlerin alt disiplinleri olan psikoterapi, din eğitimi ve dini terapi kavramları üzerinde durularak, bu kavramlar kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır. Çalışmamızda nitel araştırma yöntemlerinden literatür tarama yöntemi kullanılmıştır. Bilgiler alanda yazılan kitapların detaylı bir şekilde okunup incelenmesiyle elde edilmiş analizlerdir. Çalışmamız neticesinde, ferdin yaşadığı olumsuz olayları ve ruhsal rahatsızlıkları iyileştirme sürecinde ve bireye kimlik kazandırmada modern ilimlerin yanı sıra dini bilgilerin de etkin rol alması gerektiği sonucuna varılmıştır. Sağlıklı bir kişilik ve karakter oluşturma sürecinde psikolojik, antropolojik verilerle beraber dini bilgilerin ve dini terapi yöntemlerinin sürece dahil edilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Dini terapinin de bireyi ele almada, onu değerlendirmede ve iyileştirmede en az psikoterapi kadar etkin olması gerektiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler : Eğitim, Din Eğitimi, Psikoterapi, Dini Rehberlik, Karakter Oluşumu, Sayfa Adedi : 132 Tez Danışmanı : Prof. Dr. Şakir GÖZÜTOK
الصحة النفسية في القرآن الكريم
Mental health is one of the most important issues that Islam is concerned with, as the stability of one's mental health leads to happiness in this world and the hereafter, and on the contrary, the deterioration of mental health leads to unhappiness in both worlds. Man is a being with a soul, mind, heart and body, and all these components play an important role in his life, one of which cannot be separated from the other. According to the Islamic perspective, the issue of human happiness or misery has been resolved, because no one who follows the guidance of Almighty Allah does not deviate or suffer, and mental health is included under this general divine rule.In addition to the above, the religion of Islam is endorsed by Allah Almighty for the people and has become complete and complete to encompass all aspects of a person's life, since God Almighty chose him as a caliph on earth and understood what he received from the Shari'ah for him to live a proper, carefree life. He gave a mind. This study aims to examine how a person's mental health is stabilized by the verses of the Qur'an and the hadiths of the Prophet, and to examine the most important main issues on this subject in a way that will benefit the reader, based on the sources and references written on mental health, and aims to provide a service. Keywords: Mental health, the Quran, the Sunnah of the Prophet, people, types of spirit, psychological disorders الصحة النفسية من أهم الموضوعات التي اهتم بها الإسلام، ذلك أن استقرار الصحة النفسية للإنسان يؤدي إلى سعادته في الدنيا والآخرة، وعلى النقيض من ذلك فإن تدهور صحته النفسية يؤدي إلى شقائه وتعاسته في الدارين. وما ورد في القرآن الكريم من الآيات المتعلقة بتنمية الصحة النفسية كثيرة متشعبة، ولكن يمكن دراستها عبر محاور رئيسية تندرج تحتها المسائل الفرعية المتعلقة بها، ولعل كثرة النصوص وتشعبها يعزى إلى كيان الإنسان، فإنه مخلوق له روح ونفس وعقل وقلب وجسم، وكل هذه المكونات تؤدي دوراً مهماً في حياته، بحيث لا يمكن فصل أحدها عن الآخر. إضافة إلى ما سبق فإن الدين الإسلامي الذي ارتضاه الله تعالى للناس وجاء كاملاً شاملاً لكل جوانب حياة الإنسان، كان الإنسان وما يزال هو الهدف الأول لتشريعه، سواء حياته في الدنيا أو مصيره في الآخرة. وهو الذي اختاره الله خليفة في الأرض، ووهبه عقلاً يفهم به ما يتلقاه من الشرع، من أجل أن يحيا حياة طيبة هانئة لائقة به. قضية سعادة الإنسان أو شقائه في منظور الإسلام محسومة منذ هبوط آدم عليه السلام إلى الأرض، ويكمن حسمها في أن من اتبع هدى الله تعالى فلا يضل ولا يشقى، والصحة النفسية مندرجة تحت هذا الحكم الإلهي العام. وجاءت هذه الرسالة لدراسة كيفية استقرار الصحة النفسية للإنسان وفق المنهج الإلهي، من خلال الآيات القرآنية، ودراسة أهم المسائل الرئيسة المتعلقة بهذا الموضوع، بالاستناد إلى المصادر والمراجع التي ألفت حول الصحة النفسية، لعلها تتحف نفعاً لقارئها، وتثري المكتبات الإسلامية بشيء جديد في هذا المجال. الكلمات المفتاحية: القرآن الكريم، الصحة، النفسية، النفس السوية، النفس الأمارة بالسوء، النفس المطمئنة، التربية الإسلامية.
İnsanda ruhsal çöküntü üzerine görsel arayışlar
Tarihsel süreçte yaşanan acı deneyimler, insanlığın ruhunda derin yaralara sebep olmuştur. Bu da doğası gereği sanatın meselesi ve konusu olmuştur. "İnsanda Ruhsal Çöküntü Üzerine Görsel Arayışlar" isimli bu tez çalışmasında; ruhsal çöküntü, varoluşçuluk felsefesinin sanata yansımaları, geçmişten günümüze yol gösterici sanatçıların bakış açıları ile eserlerine etkileri ve günümüze aktarım biçimleri üzerinde durulmaktadır. Ruhsal çöküntü üzerine çalışan bazı sanatçıların hayatlarından anektodlar verilerek sunulan eserler analiz edilmiştir. Konuya destek olabileceği düşünülen sanat temelli anlatılar göz önünde bulundurulduğunda, çeşitli acı deneyimleri konu alan, ruhsal derinliği bulunan sanat eserleri, ardından görsel yansıtıcılar irdelenerek, ruhsal çöküntü konusuna odaklanılmıştır. Ayrıca, insanda ruhsal çöküntü üzerine görsel arayışların kavramları incelenmiştir. Araştırmada, insandaki psikolojik ruhsal duygu durumları ve bunların yansımaları görsellere uygulanarak dijital manipülasyon yapılmıştır. Bu doğrultuda yaşanan ruhsal çöküntünün etkilerinin görseller aracılığıyla yansıtılması amaçlanmıştır. Konu edinilen psikolojik durumlardan yola çıkılarak geçmiş ve içinde yaşanılan ana ait bütün ruhsal haller (özlem, inkâr, öfke, keder vb.) dijital manipülasyonlar aracılığıyla aktarılmıştır.
The effects of gender, type of problem, previous referral experiences and gender role attitudes on the evaluations of teachers in relation to the students' psychological problems
The current thesis aimed to look at the possible factors, which can affect the teachers' considerations, in relation to the psychological problems of children. The factors which taken into consideration were the gender of the child in the vignette who have some psychological difficulties, the type of the psychological problem that the child faced with: externalized/internalized; the gender of the responders, earlier referral experiences of responders and their gender role attitudes. Two specific vignettes that were developed by the researchers and the Gender Role Attitude Scale of Zeyneloğlu and Terzioğlu (2011) were used. The study was performed with 120 elementary and middle class teachers and school counselors in an online format. The results represent that teachers considered the externalizing problems of children as more serious and they expected to see these problems more commonly among boys. On the other hand, the internalizing problems were considered as more likely to be seen among girls and these problems could not capture the necessary attention of teachers. Also, female teachers were more likely to refer a child with externalizing problems compared to male teachers. Lastly, the teachers with more egalitarian gender role attitudes evaluated the internalizing problems of youth as more serious compared to the teachers with more traditional attitudes.
Pandemi döneminde bireylerin yaşadığı COVID-19 fobisi, psikolojik iyi oluşları ve psikolojik sıkıntılarının incelenmesi
Çalışmanın amacı, pandemi döneminde bireylerin yaşadığı COVID-19 fobisi, psikolojik iyi oluşları ve psikolojik sıkıntılarının incelenmesidir. COVID-19 pandemisinde vaka sayılarının artışı ile birlikte bireylerin psikolojik iyi oluşlarında azalma, psikolojik sıkıntı düzeylerinde artış olduğu söylenebilir. Buna bağlı olarak da COVID-19 fobisi (koronafobi) gelişebileceği düşünülmektedir. Bu araştırmada Psikolojik İyi Oluş Ölçeği, Psikolojik Sıkıntı Ölçeği ve Koronavirüs-19 Fobisi Ölçeği kullanılmıştır. Ayrıca araştırmacı tarafından hazırlanan Sosyodemografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırma örneklemini yetişkin bireyler oluşturmaktadır. Ölçme araçları çevrimiçi süreçlerle 18 yaş ve üzerindeki bireylere uygulanmıştır. Anket sorularını 231'i (%63,9) kadın ve 131'i (%36,1) erkek olmak üzere 362 birey yanıtlamıştır. Araştırmaya katılan bireylerin çoğunluğu (%33,1) 1824 yaş grubu olmuştur. Araştırma sürecinde ölçme araçlarından elde edilen veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre psikolojik sıkıntı ile psikolojik iyi oluş arasında anlamlı negatif bir ilişki bulunmuştur. Öte yandan COVID-19 fobisinin hem psikolojik iyi oluş ile hem de psikolojik sıkıntı ile anlamlı ilişkisi bulunmamıştır. Yaş grubuna göre incelendiğinde psikolojik sıkıntı düzeyi en yüksek bulunan grup genç yetişkinler (18-24 yaş) olmuştur. Psikolojik iyi oluş düzeyi en az bulunan grup yine genç yetişkinler (18-24 yaş) olmuştur. Bireylerin COVID-19 fobisi düzeyinde ise anlamlı farklılık bulunmasa da göreceli olarak bireylerin yaşı ilerledikçe COVID-19 fobisinin yükseldiği görülmektedir. Literatüre yeni giren COVID-19 fobisi kavramının daha farklı örneklemlerle ve daha fazla araştırma ile desteklenerek incelenmesi gerektiği düşünülmektedir.
Akıcı konuşma bozukluğu olan bireylerde kekemelik şiddeti ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkinin incelenmesi
Kekemelik tanısı almış bireylerde kekemelik ve kekemelik şiddetinin psikolojik belirtiler ile olan ilişkisi literatürde uzun zamandır araştırılan bir konudur. Kekemeliğin bireyin sosyal hayatında yarattığı olumsuzluklar, doğal olarak bireyin psikolojik durumu üzerinde de olumsuz etkilere yol açar. Yapılan pek çok araştırmada kekemelik anksiyete ve/veya depresyonla ilişkilendirilmiş olup, tüm psikolojik belirtilere yönelik bir tarama çalışmasına ulaşılamamıştır. Bu çalışmada, Türkçe konuşan kekeme bireylerde kekemelik şiddetinin değerlendirilmesi ve bu bireylerin ayrıntılı psikolojik belirtilerinin taranması amaçlanmıştır. Çalışmaya kekemelik şikâyeti olan 18 yaş ve üzeri 47 birey dâhil edilmiştir. Bireylerden kekemelik şiddetini değerlendirmek amacıyla yaklaşık 15-20 dakika süresince ortalama 300 kelime içeren konuşma kaydı alınmış ve bu kayıtlar incelenerek konuşma analizleri yapılmıştır. Çalışmaya katılan tüm bireylerin psikolojik belirtilerini taramak amacıyla Somatizasyon, Obsesif-Kompulsif Bozukluk, Kişilerarası Duyarlılık, Depresyon, Anksiyete, Hostilite, Fobik Anksiyete, Paranoid Düşünceler ve Psikotizm alt ölçeklerini içeren Kısa Semptom Envanteri uygulanmıştır. Kekemelik şiddetinin, Kısa Semptom Envanteri Toplam puanı, Somatizasyon alt ölçeği, Kişilerarası Duyarlılık alt ölçeği ve Fobik Anksiyete alt ölçeği ile istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönde ilişkili olduğu bulunmuştur. Bu bulgular doğrultusunda, kekeme bireylerin konuşma terapisi sürecinde psikolojik belirtilerinin de göz önünde bulundurulması ve gerektiğinde ruh sağlığı profesyonellerine yönlendirilmelerinin uygun olacağı düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Kekemelik, Kekemelik Şiddeti, Psikolojik Belirtiler
Suriyeli sığınmacıların bazı ruhsal sorunları ve ruh sağlığı hizmet gereksinimleri ile hizmet sunucuların ve yöneticilerin görüşlerinin belirlenmesi
Niceliksel ve niteliksel veri toplama yöntemlerinin birlikte kullanıldığı çalışmada; Ankara'da Suriyeli sığınmacılarda depresyon ve travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) yaygınlığı ile bu hastalıklarla ilişkili risk faktörlerinin belirlenmesi; sığınmacıların ruh sağlığı hizmeti ihtiyaçları ile hizmet kullanımlarının sığınmacı, hizmet sunucu ve yöneticilerin bakış açıları ile değerlendirilmesi ve sığınmacıların genel sağlık hizmetlerine erişim ve kullanım durumları ile ilişkili faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın niceliksel verileri Ankara'da sığınmacıların yoğun olarak yaşadığı iki mahallede kartopu yöntemi ile 420 kişiden toplanmıştır. Niteliksel veriler ise sığınmacılara sağlık hizmeti sunan 10 sağlık personeli ve sığınmacılara yönelik sağlık politikalarının belirlenmesinde rol alan 10 yönetici ile derinlemesine görüşmelerle toplanmıştır. Çalışmada olası depresyon ve TSSB düzeyi sırasıyla %47,7 ile %36,5 bulunmuştur. Kadın olma, bedensel hastalığın olması, ruh sağlığını kötü olarak değerlendirme ve travma tipi sayısındaki artış artmış depresyon ve TSSB riski ile ilişkili bulunmuştur. Ekonomik durumun kötü olması ve genel sağlık durumunu kötü olarak değerlendirme artmış depresyon riski ile; çocuk sahibi olma, geçmiş ruhsal hastalık ve ruh sağlığı yardımı alma ihtiyacı duyma ise artmış TSSB riski ile ilişkili diğer faktörlerdir. Katılımcıların sadece %1,4'ü Türkiye'de ruh sağlığı hizmetlerine başvurmuştur. Hem niteliksel hem de niceliksel sonuçlar karşılanmayan ruhsal sağlık ihtiyacı olduğunu göstermektedir. Katılımcıların yarısına yakını son bir yılda Türkiye'de sağlık hizmeti kullandığını, yaklaşık beşte biri ise sağlık hizmetlerine erişemediğini belirtmiştir. Dil bilme, ekonomik yardım alma ve yaşanılan evin uygun olması sağlık hizmetlerine erişim ile evli olma, sağlık durumunu "kötü" olarak değerlendirme ve sağlık hizmetlerine erişim ise sağlık hizmeti kullanımı ile ilişkili bulunmuştur.
Ebeveynlerinde psikoz öyküsü olan ve olmayan şizofreni tanısı almış bireylerin zihin kuramı ve bilişsel işlevler açısından karşılaştırılması
Bu çalışmada öncelikli olarak ebeveynlerinde psikoz öyküsü olan ve ebeveynlerinde psikoz öyküsü olmayan şizofreni tanısı almış bireyleri bilişsel işlevler ve zihin kuramı açısından karşılaştırmak amaçlanmıştır. Çalışmanın diğer amacı ise şizofreni tanısı alan bireylerin bilişsel işlevlerini ve zihin kuramı becerilerini şizofreni tanısı almayan kontrol grubuyla karşılaştırmaktır. Araştırmanın örneklemi, Sağlık Bilimleri Üniversitesi İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezi'nde tedavi gören, çalışmaya dahil edilme ölçütlerini karşılayan, ailesinde psikoz öyküsü olan ve olmayan 40'ar şizofreni hastasından oluşmaktadır. Kontrol grubu olarak hastalar ile benzer yaş, cinsiyet ve eğitim düzeyine sahip 40 sağlıklı birey ile çalışılmıştır. Araştırmada katılımcıların zeka düzeylerini belirlemek amacıyla WAIS-R Yetişkinler İçin Zeka Ölçeği, bilişsel fonksiyonlarını ölçmek için İşitsel Üçlü Sessiz Harf Sıralaması Testi, Sözel Kelime Akıcılığı Testi, Stroop Testi TBAG Formu, Çizgi Yönünü Belirleme Testi ve Zihin Kuramı becerilerini değerlendirmek amacıyla da Zihin Kuramı Testleri uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda ailsinde psikoz öyküsü olan şizofreni hastalarının hem bilişsel işlevler hem de ZK işlevleri açısından aile öyküsü olmayan şizofreni hastalarına göre daha kötü performans sergilediği görülmüştür. Ayrıca kontrol grubunun bütün testlerde deney grubundan daha yüksek puanlar aldığı bulunmuştur. Elde edilen bulgular ilgili literatür sonuçları ile birlikte tartışılmıştır.
A single case study of family resilience after parental death
The main purpose of this study was to explore the factors that help family members adapt to parental death. Since any type of loss affects relationships, roles, and life goals, it was important to provide the whole picture of a family via a family systems perspective through using various data sources. To gather in-depth data about a family, a single case study design of qualitative approach was employed. Through a purposeful convenience sampling method, a family that had experienced loss of the mother became the case for the current study. For screening, DSM-V "Persistent Complex Bereavement Disorder" criteria were used. Data was collected through demographic forms and semi-structured interviews. The data was transcribed and then analyzed by using a thematic analysis procedure. Six themes emerged from the data: life after the diagnosis, mediators of mourning, life after loss, family members' future plans, school perspective and family resilience. Findings revealed that the fact that the mother's death was due to an illness was a facilitating factor for the family because of the predictability of loss. Also, religious beliefs, open communication, social support and economic resources of the family were helpful in their overcoming their experience of loss. This study was important in the sense that it gave an in-depth perspective of a Muslim family who lost the maternal parent, which is considered a person's most important attachment figure.