Health
488 theses under this subject heading
Havalimanlarında iş sağlığı ve güvenliği: 3. havalimanı örneği
Dünya'da olduğu gibi ülkemizde de meydana gelen iş kazaları sonucu hayatını kaybedenlerin sayısı hayli fazladır. Özellikle iş sağlığı ve güvenliği konusunda kazalara yönelik alınan önlemlerin yetersiz oluşu, çalışanların eğitimlere yeterince önem vermemesi ve kişisel koruyucu donanımların yeterince özverili kullanılmaması nedeniyle ortaya çıkan durumun sonuçları hayli ağır olmaktadır. İş kazalarına yönelik önleyici programların geliştirilmesi ve denetiminin doğru ve yeterli şekilde yapılması gerekir. Bu çalışmada; Türkiye'de ve Dünya'da iş sağlığı ve güvenliği kavramına ilişkin tanımlamalara ve havalimanlarındaki uygulamalara yer verilerek, iş sağlığı ve güvenliğini konusunda havalimanlarındaki uygulamalar ve bu uygulamaların Üçüncü Havalimanında nasıl yapıldığı konusu araştırılmıştır. Ayrıca çalışmamızda; Türkiye'de ve Dünyada iş sağlığı ve güvenliği konularına ilişkin yazılmış olan tezler, internet kaynaklı sistemlerden alınmış bilgiler, konu ile alakalı kitaplar ve makalelerden yararlanılarak kaynak tarama tekniği kullanılmıştır. Araştırmada sonunda anket yönteminden faydalanılmıştır.
Zor hasta kavramı ve sağlık alanında eğitim gören öğrencilerin zor hasta algısı: Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu ve Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu örneği
Bu çalışma fizyoterapi, hemşirelik, tıbbi dokümantasyon ve sekreterlik, yaşlı bakımı öğrencilerinin zor hasta algısı ve zor hasta ile iletişimlerinin belirlenmesi amacıyla yapılan tanımlayıcı bir araştırmadır. Araştırma evrenini Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu Hemşirelik bölümü 2, 3, 4. Sınıf öğrencileri toplam 347 kişi, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Fizyoterapi bölümü 2. Sınıf öğrencileri, Yaşlı bakımı bölümü 2. Sınıf öğrencileri, Tıbbi dokümantasyon ve sekreterlik bölümü 2. Sınıf öğrencileri olmak üzere NKÜ SHMYO öğrencileri toplam 116 kişi oluşturmaktadır. Araştırma kapsamına toplam 493 öğrenci dahil edilmiştir. Araştırmada örneklem seçilmemiş, NKÜ Sağlık Yüksekokulu ve Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu'nda öğrenim gören öğrencilerinin %80'ine ulaşılması hedeflenmiş, 347 öğrenciye ulaşılmıştır. Evreni oluşturan 493 öğrencinin %70'ine ulaşılmıştır. Araştırmanın verileri, "Sağlık Alanında Öğrenim Gören Öğrencilerin Zor Hasta Algısı ve Zor Hasta İle İletişimlerinin Belirlenmesine Yönelik Form" ve "Zor Hasta ve Sağlık Alanında Öğrenim Gören Öğrencilerin Etkileşimi Anketi" olmak üzere iki form aracılığı ile elde edilmiştir. Sağlık Alanında Öğrenim Gören Öğrencilerin Zor Hasta Algısı ve Zor Hasta İle İletişimlerinin Belirlenmesine Yönelik Formda, birinci bölümde, "Zor hasta" algısı ile ilgili sorular, zor hasta ile iletişimlerinin belirlenmesine yönelik sorular yer almaktadır. İkinci bölümde, zor hasta algısına bağlı olarak öğrencilerin verdiği hasta demografik bilgileri yer almaktadır. Üçüncü bölümde, araştırmaya katılan katılımcıların demografik bilgileri yer almaktadır. "Zor Hasta ve Sağlık Alanında Öğrenim Gören Öğrencilerin Etkileşimi Anketi" formunda 34 ifade dört boyut altında sınıflandırılmıştır. Her bir ifade 5'li Likert ölçeği ile ölçülmüştür. Zor Hasta ve Sağlık Alanında Öğrenim Gören Öğrencilerin Etkileşimi Anketi 4 boyuttan oluşmaktadır. Bunları hastanın zorluğu, personelin duyduğu rahatsızlık, uyum ve iletişim problemi ve sedaktif davranış boyutları oluşturmaktadır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS Statistics 21.0 bilgisayar programında; ortalama, ortanca, standart sapma, yüzdelik sayılar, T testi, Oneway Anova testi, Scheffe testi, Tamhane's T2 ve Kruskal-Wallis testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Fizyoretapi bölümü öğrencilerinin yaş ortalaması 20,04, hemşirelik bölümü öğrencilerinin 21,54, tıbbi dokümantasyon ve sekreterlik bölümü öğrencilerinin 20,41, yaşlı bakımı öğrencilerinin 20,05'tir. Fizyoterapi, hemşirelik ve yaşlı bakımı bölümü öğrencilerinin karşılaştıkları zor hastaların mesleğe bakışlarını etkilemediği belirlenmiştir. Fizyoterapi bölümü öğrencileri zor hastayı "Tedaviyi reddeden-işbirliği yapamayan hasta", hemşirelik, tıbbi dokümantasyon ve sekreterlik ve yaşlı bakımı bölümü öğrencileri ise "İletişim kuramayan hasta" olarak tanımlamıştır. Fizyoterapi ve hemşirelik bölümü öğrencileri zor hastaların özelliklerini "İletişime kapalı hasta" ve "İşbirliği kuramayan hasta" olarak nitelendirmiştir. Yaşlı bakımı ve tıbbi dokümantasyon ve sekreterlik bölümü öğrencileri zor hastayı "İletişime kapalı hasta" olarak nitelendirmiştir. Araştırmaya katılan öğrenciler zor hasta ile yüksek yüzdelerde karşılaştıkları belirlenmiştir. Zor hasta ile karşılaşılan klinikler genellikle; Fizik tedavi ve rehabilitasyon, iç hastalıkları polikliniği, kardiyoloji polikliniği, ruh sağlığı ve hastalıkları polikliniği ve nöroloji poliklinikleridir. Öğrencilerin zor hastalarla iletişimde kısmen güçlük yaşadıkları ve kendilerinin orta düzeyde başarılı hissettikleri saptanmıştır. Zor hasta davranışı ile baş etme yöntemlerinden en çok sakince iletişim kurmaya çalıştıkları tespit edilmiştir. Öğrencilerin iletişimle ilgili uygulamalı derslerin de olması gerektiği belirlenmiştir. Zor hastaların genellikle kadın, evli, yetişkin (40-65 yaş) grubunda, ilköğretim mezunu, işçi, ev hanımı ve emekli oldukları tespit edilmiştir.
Türkiye'de sağlık hizmetlerinde piyasalaşma süreci sağlıkta dönüşüm programı kapsamında kamu özel ortaklığı modeli
Sağlık ve sağlık hizmetleri, 19.yüzyılın sonlarında ortaya çıkan sosyal devlet anlayışının 20. yüzyılının sonlarına doğru genişlemesiyle insanların sahibi olduğu sosyal bir hak haline gelmiştir. Sağlığın sosyal yönü devletin sağlık sektörü içinde çeşitli rollerde var olmasını gerektirmektedir. Bu çalışmada, Türkiye'nin kuruluş yıllarından itibaren uygulanan sağlık politikaları devlet anlayışları ekseninde ele alarak nasıl değişim gösterdiği ve devletin sağlık alanında nerede ve nasıl rol aldığı dönemsel olarak incelenmiştir. Türkiye'de Kamu özel ortaklığı ile uygulanan yap-işlet, yap-işlet-devret ve yap-kirala modelleri ile yapılan entegre şehir hastanelerine geçiş boyunca sağlık alanında meydana gelen birçok tahavvül teşhir edilmiştir. Kamu-Özel Ortaklığı (KÖO) yöntemi kamu ile özel sektörün sağlık alanındaki ortaklığına dair olarak Türk sağlık sektörü içerisinde de tatbik etmeye başlanılmıştır. Türkiye son yıllarda sağlık sektörü içerisinde geniş çaplı varyasyonlar yaparak KÖO'yu artırmaktadır. Bu doğrultuda çalışma Türkiye'nin sağlık sektörüne ilişkin politikalarında oluşan bu varyasyona odaklanmıştır. Çalışmanın sonuçları doğrultusunda Kamu Özel Ortaklığı Modeli (KÖOM) ile sağlık tesislerinin yapılması, atıl sermayeler ile toplum yararına yeni yatırımlar oluşturulmasına, daha kısa zamanda sonuçlanan etkin ve kaliteli kamu hizmetleri sunumunun sağlamasına, kamunun bütçe sıkıntısından kaynaklı gerçekleştirilemeyen yatırımların oluşturulmasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Türkiye'de sağlık sistemi ve sağlıkta dönüşüm programı (2003-2019)
Sağlık uluslararası bir kavramdır ve sağlıklı yaşamak her bireyin hakkıdır. Devletin vatandaşa karşı var olan yükümlülükleri arasında bireylerin sağlığının korunması ve sağlık hizmetlerinin sunulması bulunmaktadır. Sağlıklı bireyler sağlıklı toplumları sağlıklı toplumlarda gelişmiş ülkeleri oluşturur. Bir ülkenin gelişmesinin sağlıklı bireyler sayesinde olduğu düşünüldüğünde sağlık hem bireysel hem de kamusal yönüyle büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle devletler sağlık politikaları doğrultusunda sağlık sistemleri oluşturmuş ve bireylerin sağlığı korunmaya çalışılmıştır. Dünyada meydana gelen değişiklikler küreselleşme ile ülkeleri her alanda olduğu gibi sağlık alanında da etkilemektedir. Ülkeler sağlık sistemlerini günün şartlarına uyarlamak zorundadırlar. Ülkemizde sağlık alanında yapılan çalışmalar 19.yy Osmanlı Devletine kadar uzanmakta ve cumhuriyet döneminde de dönemin şartları doğrultusunda devam etmektedir. Türkiye'de sağlık politikalarında yapılan değişiklikler özellikle 2003 yılından sonra hız kazanmış ve bu alanda köklü değişiklikler yapılmıştır. Sağlıkta Dönüşüm Programı ile kaliteli, etkili ve nitelikli sağlık hizmetlerinin bireylere sunulması amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda Sağlık Bakanlığı'nın idari ve fonksiyonel bakımdan yapılandırılması, genel sağlık sigortası sistemine geçilerek sigortalı birey kapsamının arttırılması, parçalı yapıdaki sağlık kuruluşlarının tek çatı altına alınması, hastanelerin idari ve mali yönüyle özerk bir yapıya kavuşması, aile hekimliği sisteminin uygulamaya konması, sağlık alanına özel sektör yatırımlarının özendirilmesi, sağlık alanında e-dönüşüm projelerinin uygulamaya konması gerçekleştirilerek sağlık sisteminde yapısal bir dönüşüm yaşanmıştır. Anahtar Kelimeler: Sağlıkta Dönüşüm Programı, Türk Sağlık Sistemi, Sağlıkta Dönüşüm
Anne - bebek dostu hastane standartları bağlamında (SKS- versiyon 6) hasta memnuniyetinin belirlenmesi: Çorlu Devlet Hastanesi örneği
Sağlık canlılar için vazgeçilmez bir unsur olmuş ve insanlık bu bağlamda sürekli olarak kendini geliştirmiştir. Ülkemizde de sağlık alanında çeşitli çalışmalar yapılmış ve 1980'li yıllardan itibaren sağlık sistemindeki aksaklıklar sebebiyle sağlık reformlarına ihtiyaç duyulmuştur. 2003 yılında Sağlıkta Dönüşüm Programı uygulanmaya başlanmıştır. Sağlıkta Dönüşüm Programı, 'Herkese sağlık' ilkesini benimsemiştir. Her bireye eşit sağlık ulaştırmayı hedefleyen yaptırımlar Sağlıkta Kalite Sistemleri (SKS) ile devam etmiştir. Periyodik olarak versiyonları yayınlanan SKS, en son SKS Versiyon 6 ile güncellenmiştir. Böylelikle, Türkiye hem sağlık üreten hem de denetleyen bir ülke haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de Sağlıkta Dönüşüm ile başlayan ve Sağlıkta Kalite Sistemleri ile geliştirilen projeleri sağlıkta hizmet veren kurumlar ve sağlık hizmeti alan bireyler açısından incelemektir. Bu amaç özelinde bu çalışmada Anne Bebek Dostu Hastane projeleri dikkate alınmış ve kurumların Anne Bebek Dostu Hastane unvanı almaları için gerekli koşullar değerlendirilmiştir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, sağlığın temel kavramları, sağlık hizmetleri ve sınıflandırılması, sağlık hizmetlerinin özellikleri ele alınmış olup açıklamalarıyla verilmiştir. İkinci bölümde, sağlık Reformu ile başlayan, planlamalar ve Sağlıkta Kalite Standartları (SKS) ve versiyonları ile devam eden programlar, bunun yanı sıra Anne Bebek dostu hastane standartları çalışmaları, özellikleri ve sınıflandırmaları ele alınmıştır. Üçüncü bölümde, Normal ve Sezeryan Doğum Anne Memnuniyet Ölçeğine bağlı kalarak Anne-Bebek Dostu Hastane unvanına sahip olan Çorlu Devlet Hastanesinde 250 adet yeni doğum yapmış anne ile anket çalışmasından elde edilen veriler analiz edilmiş ve sonuçlar demografik, betimleyici ve memnuniyet düzeylerine göre alt boyutlarıyla ile birlikte değerlendirilerek yorumlamalar yapılmıştır. Sonuç olarak, farklı demografik özelliklere sahip normal ve sezeryan doğum yapan annelerin genel memnuniyet oranları yüksek bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Sağlık, Kalite, Hizmet, Sağlıkta Dönüşüm, Sağlıkta Kalite, Anne Memnuniyeti
Sağlıklı kent kavramı bağlamında Sarıyer sağlık profili
Kent Kavramı, birbirinden farklı özelliklere sahip bireylerin bir arada yaşadığı nüfusunun belli bir büyüklüğü aştığı ve içinde yaşayan insanlara hizmet sağlayan kentsel yerleşim alanlarının genel adı olarak ifade edilirken; sağlık kavramı ise, kent yaşamının tamamını içine alarak insan yaşamını etkileyen her şeyle ilgili bir kavramdır. Bu sebepledir ki sağlıklı kent kavramı yaşanabilir bir kent kavramı olarak ifade edebilmek için gerekli tüm disiplinleri içinde barındıran bir kavramdır. Sağlıklı Kent kavramında amaç sağlıklı, huzurlu, yaşanabilir kent olmak için, gerekli yapısal değişiklikleri ve süreci başlatmış ve çalışmalarını bu yönde kararlılıkla yürüten kent olmaktır. Dünya genelinde gerçekleşen hızlı nüfus artışının sonucu olarak kentlerin büyümesinden kaynaklı ortaya çıkan çevresel kirlilik, küresel iklim vb. sorunların artmaya başlaması ile kentleri bir bütün olarak gören ve ortaya çıkan sorunları çözmeye odaklı bir bilinci de ortaya çıkarmıştır. Sağlık kent kavramı da bu bilincin bir sonucu olarak doğmuş bir olgudur ve ilk olarak Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından sağlıklı kentler projesi ile ortaya çıkmıştır. Türkiye'de Sağlıklı Kentler Projesi çalışmaları 1993 yılında başlamıştır. DSÖ Avrupa Sağlıklı Kentler Ağına üye belediyelerle ve T.C. Sağlıklı Kentler Birliği'nin yürütmüş olduğu çalışmalarla devam etmektedir. Sağlıklı Kentler Birliği, "Sağlıklı Kentler" hareketinin Türkiye'de gelişebilmesi, benimsenmesi ve uygulanabilmesi amacıyla, 22 Aralık 2004 tarihindeki Resmî Gazete ile tüzel kişilik kazanmıştır. Bu çalışmada sağlıklı kent kavramının tarihsel gelişimi ve Türkiye'deki sağlıklı kent uygulamaları incelendikten sonra Sarıyer Belediyesinin sağlıklı ve sürdürülebilir kent yönetim stratejisi içerisinde gerçekleştirdiği projeler ışığında sağlıklı kent hizmet kalitesi analiz edilecektir.
Türk sağlık sisteminin sağlık göstergelerine etkileri ve OECD ülkeleri ile karşılaştırılması
Sağlık hizmetleri içindeki toplum bireylerin fiziksel, ruhsal ve sosyal etkilerini korumayı amaçlayan bir dizi hizmetinin tamamını ifade eder. Sağlık, tüm yaşamın temelidir ve ertelenemez ve yeri doldurulamaz bir ihtiyaçtır. Sağlık, kişiler rahatsız hissetmedikleri sürece sağlık merkezlerine başvuramayacakları bir alan olarak kabul edilirken, sağlık camiası ve hekimler ruhen ve fiziken tam bir iyilik hali olarak değerlendirirler. Sağlık, kişisel bir anlayışın yaklaşımı, gelişmiş refah düzeyi ve yüksek bir toplumun temel ilkelerinden oluşur. Ayrıca, sağlık gelişmişlik değerlendirmesinin bir göstergesidir. Pek çok ülkede sağlık bir kamu hizmeti olarak ele alınır. Türkiye'de sağlık ilk defa 1961 anayasasıyla Dünya Sağlık Örgütünün tanımına benzer bir şekilde ele alınmıştır. 1982 anayasasıyla ile de sağlık güvencesinin kişisel bir hak olduğu kabul edilmiştir. Bu hakkın yerine getirilmesi için yapılanmış yapılar ve yatırımlar, bireylerin ve toplumun değerlerini korumayı ve geliştirmeyi amaçlar. Sağlıklı bir toplum, okullar ekonomik büyümeyi teşvik eder ve kalkınmanın temelini oluşturur. 2003 yılında yeni seçilmiş hükümetin ilk icraatlarından biri sağlıkta kökten bir değişikliğe gitmek olmuştur. Yeni oluşturulan plan "Sağlıkta Dönüşüm Programı" adını almıştır. Sağlıkta Dönüşüm Programı ile tüm sağlık yapısının değiştirilmesi ve çağın şartlarına uygun bir hale getirilmesi amaçlanmıştır. Tüm bu çalışmalar yapılırken amaçlanan verimli, hakkaniyete uygun ve etkili bir işleyiş amaçlanmıştır. Geçmişten günümüze yürürlükte olan tüm politikalar, tüm çalışmalar incelenerek toplumda ki yansımaları da incelenmiştir. Tüm dünyada sağlık harcamaları ve uygulanan sağlık politikaları ülkelerin ekonomilerini etkilemekte ve bütçelerinde önemli bir pay sahibi olmaktadır. Bu çalışmayı yaparken amacımız ülkemizde uygulanan sağlık politikalarının geldiği noktayı OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) ülkeleri ile kıyaslayabilmekti. Yapılan çalışmada konuyla ilgili araştırmalardan, tez çalışmalarından, güncel yayınlardan, kitap ve yayınlanmış makalelerden, OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) ve TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) verilenden literatür taraması yapılarak yararlanılmıştır. Verilerin güncel olmasına dikkat edilmiştir.
Kapalı alanlarda yüksek gürültü ve titreşime maruz kalan çalışanların kardiyovasküler parametrelerinin ölçülerek insan sağlığı üzerine etkilerinin incelenmesi
Araştırma Malatya İlinde bulunan bir döküm fabrikasında yapılan ölçümler ve çalışanlarda uygulanan testler ile gerçekleştirilmiştir. Kapalı alan olarak, yüksek gürültü ve titreşim maruziyetinin en fazla olduğu çalışma ortamlarından birisi olan döküm fabrikası seçilmiştir. Söz konusu bu döküm fabrikasında kişiler günlük 8 saat çalışmaktadır. Çalışanlar haftalık 6 gün 48 saat ağır çalışma koşulları altında gürültü ve titreşime maruz kalmaktadır. Bu tez çalışmasında iş sağlığı ve güvenliği yönetmeliklerine göre, çalışanların gürültü ve titreşim maruziyetlerinin kardiyovasküler etkileri araştırılmıştır. Bu çalışmada döküm fabrikasının farklı bölümlerinde ses ve titreşim ölçümleri yapılmıştır. Bu ölçümlerin sayısal sonuçları analiz edilmek üzere bilgisayar ortamına aktarılmıştır. Ayrıca tüm çalışanlara kapsayıcı bir anket uygulaması yapılmıştır. Bunlar ile birlikte gürültü ve titreşimin kardiyovasküler etkilerini görebilmek için maruziyetten en çok etkilenen 5 gönüllü çalışana kombine EKG ve tansiyon holteri 24 saat süre ile takılmıştır. Çalışma ve istirahat zamanlarındaki EKG ve tansiyon kayıtları alınmıştır. Daha sonra, kardiyolog doktor tarafından 5 gönüllü çalışanın ekolarına bakılmıştır. Daha önceki kayıtlarla birlikte eko sonuçları değerlendirilerek raporlandırılmıştır. Fabrikada elde edilen ölçüm sonuçları, anketlerden elde edilen veriler, holter verileri ve kardiyolog değerlendirme sonuçları incelenerek ve iş sağlığı ve güvenliği yönetmeliğide dikkate alınarak maruziyet düzeyleri belirlenmiştir. En sonunda ise, maruziyet önleyici ve düzeltici önlemler tespit edilmiştir.
Öğretmen algılarına göre örgütsel sağlık ve örgütsel bağlılık arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada, Elazığ il merkezinde bulunan ortaokullarda görev yapan öğretmenlerin, örgütsel sağlık ve örgütsel bağlılık algıları arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırma, ilişkisel tarama modelinde bir çalışmadır. Araştırma evrenini 2016-2017 eğitim-öğretim yılında Elazığ il merkezi ve ilçelerinde bulunan toplam 56 ortaokulda çalışan 1813 öğretmen; örneklemi ise 18 ortaokulda görev yapan 411 öğretmen oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak, Hoy, Tarter ve Kottkamp (1991) tarafından okulların örgütsel sağlığını ölçmek ve betimlemek amacıyla geliştirilen "Örgütsel Sağlık Ölçeği" (ÖSÖ) ve Balay (2000) tarafından geliştirilen "Örgütsel Bağlılık Ölçeği" (ÖBÖ) kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen verilerin analizinde SPSS 21 paket programından yararlanılmıştır. Araştırma verilerinin normal dağılımın olduğu maddelerde öğretmenlerin cinsiyet değişkeni için t-testi; okul türü değişkeni için tek yönlü varyans analizi; normal dağılımın olmadığı maddelerde ise öğretmenlerin cinsiyet değişkeni için Mann Whitney U; okul türü değişkeni için de Kruskal Wallis H testi kullanılmıştır. Öğretmenlerin örgütsel sağlık algısı ile örgütsel bağlılıkları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla Pearson Korelasyon analizi ve bağımsız değişkenlerin bağımlı değişkenleri yordama düzeylerini belirlemek amacıyla da Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi yapılmıştır. Test sonuçları p≤0,05 hata düzeylerinde yorumlanmıştır. Örgütsel sağlık ve örgütsel bağlılık arasındaki ilişkilere yönelik elde edilen sonuçlar, örgütsel sağlığın örgütsel bağlılığı pozitif yönde etkilediğini ve örgütsel sağlığın örgütsel bağlılığı yüksek oranda yordadığını ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Örgüt, örgütsel sağlık, örgütsel bağlılık.
Elli beş yaş ve üstü bireylerin sağlık profili ve huzur evine ilişkin düşünceleri
Bu çalışma evde yaşayan 55 yaş ve üstü bireylerin sağlık profili ve huzurevinde yaşamaya ilişkin düşüncelerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma 1 Mart 2018- 30 Nisan 2018 tarihleri arasında, Gaziantep İli Şahinbey İlçesi Düztepe Mahallesinde yaşayan 218 katılımcı ile tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Çalışmaya başlamadan önce gerekli izinler alınmıştır. Verilerin toplanmasında Anket Formu, Nottingham Sağlık Profili (NSP) ve SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen verilen değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Kolmogorov Simirnov, One Way Anova, Student T, Kruskall Wallis ve Mann Whitney U testleri kullanılmıştır. Katılımcıların yaş ortalamalarının 66,17 olduğu, %51,4'ünün kadın, %30,7'sinin okuryazar, %85,3'ünün evli, %39,4'ünün ev hanımı ve % 89,4'ünün sosyal güvencesinin olduğu, % 56,9'unun çalışmadığı ve % 38,5'inin eşi ile birlikte yaşadığı belirlendi. Bireylerin %72'sinin huzur evinde yaşamak istemedikleri, ancak huzur evinin adının rehâbilitasyon ya da yaşam merkezi olması durumunda %99,1'inin buralarda kalabileceklerini belirttikleri tespit edildi. Katılımcıların %80,8'inin huzurevlerinde kalan kişilerin günlük yaşam aktivitelerine yardım edildiğini düşündükleri saptandı. Eşi ve çocukları ile birlikte yaşayanların, erkeklerin, ilaç kullanmayanların, kronik hastalığı olmayanların SF-36 ölçeği tüm alt boyut puan ortalamalarının diğerlerine göre daha yüksek olduğu, NSP puan ortalamalarının ise birlikte yaşadıkları kişilere göre dağılımları arasındaki farkın anlamlı olduğu belirlendi. Çalışma kapsamına alınan bireylerin çoğunun huzurevinde kalmak istemediği, SF-36 ölçeği tüm alt boyut puan ortalamalarının ve NSP puan ortalamalarının birlikte yaşadıkları kişilerden etkilendiği saptandı. Bu sonuçlar doğrultusunda bu yaş grubundaki kişilere huzuerevleri hakkında bilgi verilmesi önerilebilir. Anahtar kelimeler: Sağlık profili, 55 yaş ve üstü, huzurevi, hemşirelik
İşlevsellik, yetiyitimi ve sağlığın uluslararası sınıflandırması (ICF) temelinde yetişkin kistik fibrozisli bireyler için çekirdek set oluşturulması
Kistik Fibrozis (KF), temelde solunum ve sindirim olmak üzere birden fazla vücut sistemini etkileyen genetik bir hastalıktır. Yaşam kalitesi KF tanılı bireylerde çoklu sistem etkilenimine ek artan tedavi yükü ile olumsuz yönde etkilenmektedir. İşlevsellik, Yetiyitimi ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırması (ICF)- Çekirdek Setleri, ICF sınıflandırmasından mevcut hastalık için amaca uygun kategorilerin seçilmesiyle oluşturularak, hastanın mevcut durumunu hızlı ve pratik bir şekilde değerlendirmeye olanak sağlamaktadır. Çalışmamızın amacı, Türkiye'deki yetişkin KF'li bireylere özgü hastanın mevcut durumunu ICF'e dayalı hızlı ve pratik bir şekilde değerlendiren ve interdisipliner takım içinde koordinasyonu artıran bir çekirdek setin geliştirilmesi idi. Çalışmamız literatür taraması, hasta ve sağlık profesyonelleri perspektifi ve fikir birliği aşamalarını içerdi. Çalışmamızda 143 tam metin makale incelendi. 30 KF'li birey, 40 fizyoterapist ve 31 hekim 6 soruluk ankete cevap verdi. Vücut yapıları bileşeninden 1. seviyeden 2 kategori, 2. seviyeden 13 kategori ve 3. seviyeden 7 kategori belirtildi. Vücut işlevleri bileşeninden 2. seviyeden 14 kategori, 3. seviyeden 11 kategori ve 4. seviyeden 1 kategori belirtildi. Aktivite ve katılım bileşeninden 1. seviyeden 1 kategori, 2. seviyeden 9 kategori ve 3. seviyeden 10 kategori belirtildi. Çevresel etmenler bileşeni için 1. seviyeden 1 kategori,2. seviyeden 20 kategori ve 3. seviyeden 4 kategori belirtildi. ICF çekirdek set oluşturma aşamalarında bildirilen ICF kategorilerinin çeşitliliği KF'nin bilinen heterojenliğini ve yetişkinlikteki işlevlerin çeşitliliğini vurguladı. Kişi-çevre etkileşiminin önemini gösteren çevresel faktörler bileşeninin önemi fazlaca vurgulandı. Mevcut sonuçlar Türkiye örneğinde KF'li yetişkinler için en sık görülen sorunları tanımlayarak, değerlendirme ve tedavi başarısını artıracağını öngörüyoruz.
COVİD 19 enfeksiyonu geçirmiş hastalarda sağlıkla ilgili yaşam kalitesinin araştırılması
COVID 19 enfeksiyonu 2019'un sonunda ortaya çıkıp kısa sürede tüm dünya ülkelerine yayılarak bir pandemi halini almıştır. Hastalığın akut dönemde yarattığı mortalite ve morbiditeye ek olarak hastalığı geçiren bireylerde uzamış semptomların görülebileceği ve bunun da sağlıkla ilgili yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebileceği görülmüştür. Çalışmanın amacı COVID 19 enfeksiyonu nedeni ile hospitalize olmuş hastaların taburculuktan sonraki ilk 6 ay içerisindeki sağlıkla ilgili yaşam kalitelerini değerlendirilmesi ve bununla ilişkili olabilecek parametrelerin belirlenmesidir. Bu çalışmaya 01.08.2021 ve 31.05.2022 tarihleri arasında COVID 19 enfeksiyonu nedeni ile Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi'nde hospitalize olmuş ve taburcu olmuş 80 hasta dahil edildi. Hastaların sağlıkla ilgili yaşam kalitesi SF-36 ölçeği ile değerlendirildi, hastaların demografik, klinik ve laboratuvar özellikleri retrospektif olarak incelendi. Hasta ve enfeksiyon ilişkili parametreler ile SF-36 ölçeğinin 8 komponenti arasındaki ilişki tek değişkenli analiz ve regresyon analizi ile incelendi. İleri yaş (p>0.001, B:-0.615, CI:-0.906,-0.324), yatış günü süresinde uzama (p=0.023, B:-0.892, CI:-1.660, -0.125), eşlik eden malignite (p=0.003, B:-19.938, CI:-32.976, -6.9) ve eşlik eden kardiyak hastalık (p=0.011, B:-14.097, CI:-24.857, -3.338) ile fiziksel fonksiyon arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptandı. Favipiravir kullanımı (p=0.049, B:7.508, CI:0.001, 15.015) ile fiziksel fonksiyon puanı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptandı. Yatış günü süresinde uzama (p=0.003, B:-2.01, CI:-3.322, -0.698), eşlik eden malignite (p>0.001, B:-45.5, CI:-69.533, -21.467), eşlik eden akciğer hastalığı (p=0.047, B:-19.473, CI:-38.644, -0.302) ve eşlik eden kardiyak hastalık (p=0.004, B:-27.772, CI:-46.640, -8.904) ile fiziksel rol kısıtlılığı arasında negatif yönde anlamlı biri ilişki saptandı. İleri yaş (p=0.016, B:-0.433, CI:-0.784, -0.082), kadın cinsiyet (p=0.024,B:-10.276, CI:-19.171, -1.382), eşlik eden malignite (p=0.007, B:-20.226, CI:-34.734, -5.717) ve eşlik eden kardiyak hastalık (p=0.018, B:-15.434, CI:-28.117, -2.750) ile sosyal işlev arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptandı. Kadın cinsiyet (p=0.021, B:-12.438, CI:-22.977, -1.898) ve eşlik eden akciğer hastalığı (p=0.007, B:-19.087, CI:-32.684, -5.490) ile ağrı arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptandı. Yatış süresince favipiravir kullanımı (p=0.035, B:11.521, CI:0.830, 22.213) ve yatış öncesi dönemde COVID dışı endikasyon ile rutin steroid kullanımı (p=0.013, B:30.071, CI:6.411, 53.732) ile ağrı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptandı. Kadın cinsiyet (p=0.023, B:-10.215, CI:-18.985, -1.445) ve eşlik eden kardiyak hastalık (p=0.005, B:-16.484, CI:-27.893, -5.074) ile genel sağlık arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptandı. İleri yaş ile hem emsoyonel rol kısıtlanması (p=0.009, B:-0.645, CI:-1.121, -0.169) hem de vitalite (p=0.021, B:-0.283, CI:-0.520, -0.045) arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptandı. Ruhsal sağlık açısından herhangi bir risk faktörü saptanmadı. Sonuç olarak çalışmamızda COVID 19 enfeksiyonu geçiren hastalarda sağlıkla ilgili yaşam kalitesi ile ilişkili bazı parametreler belirlenmiş olup bu konuda daha geniş çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: COVID-19, sağlıkla ilgili yaşam kalitesi, Post COVID sendromu
Well-being in older migrants and non-migrants in Germany: A specific look at health and poverty dimensions
Well-being among older people has become an essential matter, as the ageing population throughout the world become a more widespread phenomenon. Well-being is an implicit notion, which can be approached in different ways. This thesis approaches well-being from both objective and subjective perspectives and analyses its two measurable dimensions as health and poverty. This thesis aims to examine health and poverty determinants among the older population in Germany and to find whether health and poverty status converge to or diverge from each other for older migrants and non-migrants. Health is examined by looking at diabetes, depression, and subjective health measures. Poverty is examined by looking at income, wealth, and subjective poverty measures. As the data source, Wave 7 of the Survey of Health, Ageing, and Retirement of Europe is used. Six hypotheses were formulated based on migration status and length of residence, and outcome variables. Binary logistic regression model is employed to reveal the factors affecting health and poverty of the older migrants and non-migrants. Descriptive statistics by the prevalence of diabetes, depression, subjective health, income poverty, wealth poverty and subjective poverty are presented. For each model, binary logistic regression tables are given. By focusing the migration status and length of residence, the results are discussed within the framework of the healthy immigrant effect for the health models. For the poverty models, the results were discussed by comparing them with that of the previous research and hypotheses formulated. The results suggest that for health models, both older migrant groups have higher odds of having diabetes than natives. Western older migrants have lower odds of having depression while non-Western migrants have similar to that of natives. Both migrant groups have similar odds of having poor subjective health when compared to non-migrants. For poverty models, both migrant groups have higher odds of having income poverty than natives. Western migrants have lower odds of having wealth poverty while non-Western migrants have higher odds of wealth poverty compared to natives. Western migrants have similar odds of having subjective poverty and non-Western migrants have higher odds when compared to natives. In general, the results point out that healthy immigrant effect is not generalizable to the all three health models. Although we provide support for most of our formulated hypotheses, model of diabetes provides results not in line with our expectations.
Türkiye'de sağlık insangücünün sağlık hizmeti kullanımı ve sağlık sonuçları üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, Türkiye'deki sağlık insangücünün sağlık hizmeti kullanımı ve sağlık sonuçları üzerine etkisinin incelenmesidir. Çalışmada, Sağlık Bakanlığı'nın hazırlamış olduğu "Sağlık İstatistikleri Yıllığı" ve Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinden faydalanılmıştır. Çalışma, 2012-2019 yılları arasını kapsamaktadır. Araştırmada, sağlık hizmeti kullanım göstergeleri olarak sağlık kurumuna toplam başvuru sayısı, kişi başına hekime başvuru sayısı, yatak doluluk oranı ve toplam ameliyat sayısı; sağlık sonuçları göstergeleri olarak bebek ölüm oranı ve beş yaş altı ölüm oranı kullanılmıştır. Sağlık insangücünün ölçümü için ise; pratisyen hekim sayısı, uzman hekim sayısı, asistan hekim sayısı, hemşire-ebe sayısı, diş hekimi sayısı, eczacı sayısı ve diğer sağlık personeli sayısı alınmıştır. Sağlık insangücünün hizmet kullanımı ve sağlık sonuçlarına etkisinin ölçülmesi için panel veri analizinden yararlanılmıştır. Panel veri analizi hem yıllara göre hem de illere göre değişimin incelenmesine imkan sunması sebebiyle tercih edilmiştir. Analiz sonuçları sağlık insangücünün sağlık hizmet kullanımı ve sağlık sonuçlarını etkilediğini göstermektedir. Sağlık insangücünün sağlık hizmeti kullanım değişkenlerinden yalnızca yatak doluluk oranı üzerinde anlamlı bir etkisinin bulunmadığı görülmüştür. Uzman ve pratisyen hekim sayısının sağlık kurumuna toplam başvuru sayısı üzerinde pozitif, diş hekimi sayısının ise negatif etkisinin bulunduğu tespit edilmiştir. Kişi başına düşen hekime başvuru sayısı üzerinde diş hekimi ve eczacı sayısının pozitif etkisinin olduğu görülmüştür. Ameliyat sayısı üzerinde ise uzman hekim sayısının pozitif, pratisyen hekim ve diş hekimi sayısının ise negatif etkisi olduğu saptanmıştır. Son olarak sağlık sonuçlarının göstergesi olan bebek ve beş yaş altı ölüm oranları üzerinde uzman hekimlerin pozitif, pratisyen hekimlerin ise negatif etkisinin bulunduğu saptanmıştır. Çalışma sonuçlarının, mevcut veri seti üzerinden sağlık insangücünün niceliksel durumunu ortaya koyması açısından yazında önemli bir boşluğu dolduracağı düşünülmektedir. Politika yapıcılar, araştırma sonuçlarını etkili bir sağlık insangücü planlaması için kullanabilir. Sağlık insangücü planlaması konusunda sağlık profesyoneli grupları arasındaki beceri karması ve coğrafi dengesizliklerin giderilmesi önerilmektedir. Sağlık profesyonellerini taşra bölgelerine çekmek için gerekli teşvik ve koordinasyon mekanizmalarının uygulanmasına odaklanılması gerektiği düşünülmektedir.
Sağlık kültür ve spor daire başkanlıklarında çalışan yöneticilerin iş doyum düzeylerinin belirlenmesi: İstanbul örneği
Bu araştırmanın verileri; SKS daire başkanlığı, Spor Koordinatörlükleri, Kültür koordinatörlükleri, Kültür ve Spor, SKS daire direktörlüğü vb. alanında çalışan yöneticilerin iş doyum düzeylerini belirlemek amacıyla 2015-2016 eğitim-öğretim yılında devlet ve vakıf üniversitelerinde tanımlanan görevleri yürüten toplam 47 kişiye, araştırmacı tarafından geliştirilen kişisel bilgi formu ve iş doyum düzeylerini belirlemek için Weiss ve ark., (1967) tarafından iş doyumunu ölçmek amacıyla geliştirilen ve Baycan (1985) tarafından Türkçeye çevrilip, geçerlilik ve güvenilirlik çalışmaları yapılarak Cronbach Alpha değeri 0.77 olarak belirlenen Minnesota İş Doyum Ölçeği (MSQ) kullanılarak elde edilmiştir. Elde edilen veriler sıklık (Frequency), tanımlayıcı istatistik, Man Whitney U ve Kruskall Wallis varyans analizi testleri ile analiz edilmiştir. Verilerin analizi sonucunda araştırma grubunun içsel tatmin puanları arasında 0,05 düzeyinde anlamlı farklılık bulunurken diğer parametreler arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır. Anahtar Kelimeler: Sağlık, Spor, İş Doyumu.
Üniversite öğrencilerinin zaman perspektikleri ile ruh sağlıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada üniversite öğrencilerinin zaman perspektiflerinin ruh sağlıklarına etkisi incelenmiştir. Araştırmaya 18-40 yaş arası 49'u kadın, 51'i erkek 300 üniversite öğrencisi dahil edilmiştir. Araştırmada öğrencilere zaman perspektifi ile ruh sağlığı arasındaki ilişkiyi ölçmek için Zimbardo Zaman Perspektifi Envanteri Kısaltılmış Form ve Kısa Semptom Envanteri uygulanmış, ayrıca yaş, cinsiyet gibi demografik bilgilerin olduğu Kişisel Bilgi Formu'nu doldurmaları istenmiştir. Elde edilen verilerin analizinde SPSS 16 paket programı kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiyi incelemede Pearson Momentler Korelasyon Tekniğinden yararlanılmıştır. Zaman Perspektiflerinin, Psikolojik Belirtileri yordayıp yordamadığını belirlemek için Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Cinsiyet değişkenine ilişkin farklılıkları belirlemek amacıyla Bağımsız Örneklem T-Testi kullanılmıştır. Zaman pespektiflerinin ruh sağlığna etkisine yönelik yapılan analizler sonucunda depresyon, anksiyete ve somatizasyon alt boyutlarının görülmesinde geçmişe olumlu, geçmişe olumsuz ve şimdide kaderci zaman perspektiflerinin etkisi olduğu, şimdide hazcı ve gelecek zaman perspektiflerinin bu üç alt boyuta etki etmediği saptanmıştır. Olumsuz benlik alt boyutunun görülmesinde geçmişe olumlu ve geçmişe olumsuz zaman perspektiflerinin etkisi olduğu, şimdide kaderci, şimdide hazcı ve gelecek zaman perspektiflerinin etki etmediği belirlenmiştir. Hostilite alt boyutunun görülmesinde şimdide kaderci, şimdide hazcı, geçmişe olumlu, geçmişe olumsuz zaman perspektiflerinin etkisi olduğu, gelecek zaman perspektifinin ise etki etmediği bulunmuştur. Cinsiyete göre farklılaşma testlerinde zaman perspektiflerinde herhangi bir fark bulunamazken, psikolojik belirti boyutlarından depresyon, anksiyete ve somatizasyonun kadınlarda daha çok görüldüğü tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Zaman Perspektifi, Ruh Sağlığı, Psikolojik Belirtiler
DİYAY-Ruh sağlığı ilişkisinde yaratıcılığın ve benlik kavramı belirginliğinin aracı rolü
Bu araştırmanın amacı DİYAY (Dil ile Yaşantı Arasında Bireyler Tarafından Algılanan Yarık) ile ruh sağlığı ilişkisinde yaratıcılığın ve benlik kavramı belirginliğinin aracılık rolü olup olmadığının, var ise ne yönde olduğunun incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini İstanbul ve Muğla'da bulunan bir vakıf ve bir de devlet üniversitesinde okuyan 175 kadın, 135 erkek toplam 310 öğrenci oluşturmaktadır. (DİYAY) ile yaratıcılık .19, anksiyete .49, depresyon .57, olumsuz benlik .49, somatizasyon .30, hostilite .41, ve aleksitimi .53 arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Diğer taraftan DİYAY ile benlik kavramı belirginliği .23 arasında ise negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Yaratıcılık ile benlik kavramı belirginliği -.12 arasında negatif yönde; depresyon .12 ve aleksitimi .13 arasında ise pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Yaratıcılığın çalışmanın diğer değişkenleri ile anlamlı ilişkiler göstermediği saptanmıştır. Benlik kavramı belirginliği ile anksiyete -.53, depresyon -.53, olumsuz benlik -.52, somatizasyon -.38, hostilite -.44 ve alakesitimi -.45 arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Benlik kavramı belirginliğinin DİYAY ile depresyon, anksiyete, aleksitimi, olumsuz benlik, hostilite ve somatizasyon arasındaki ilişkide aracılık rolü oynadığı bulunmuştur. Yaratıcılığın DİYAY – hostilite ilişkisinde aracılık rolü olduğu bulunmuştur.
Stratejik planlama katılımının stratejik planlama tutumu üzerindeki etkisinde stratejik planlama farkındalığının rolü: Kamu sağlık alanında bir araştırma
Kamu Sağlık alanında ilk stratejik planlama döneminin 2010-2014 olduğu düşünüldüğünde stratejik planlamanın Kamu Sağlık alanı açısından daha yeni ve üzerinde birçok araştırma yapılabilecek bir konu olduğu görülmektedir. Kamu Sağlık alanında stratejik planlama literatür ve araştırmalarının çok yeterli olmaması ve alanyazına bir katkı sağlamak üzere Devlet ve Eğitim Araştırma Hastanelerinde görev yapmakta olan Kamu Sağlık çalışanları üzerinde stratejik planlama katılımının stratejik planlama tutumları üzerindeki etkisi incelenirken stratejik planlama farkındalığının aracılık rolü olup olmadığı araştırılmak istenmiştir. Araştırmanın sonuçları doğrultusunda stratejik planlama katılımının tutum üzerindeki etkisi tespit edilmiş, stratejik planlama farkındalığının ise modelde tam aracı rolü olduğu görülmüştür. Stratejik planlama katılımının stratejik planlama tutumu üzerinde pozitif yönde ve anlamlı bir etkisi olduğu görülürken stratejik planlama farkındalığı değişkeni modele eklendiği zaman bu iki değişken arasındaki etkinin anlamsız olduğu görülmüştür. Çalışma ile stratejik planlamanın Sağlık sektöründeki önemi bir kez daha vurgulanmış olup, Kamu Sağlık alanında planlama başarısını arttırıcı farklı araştırma modeli ve kavramlar çerçevesinde daha fazla çalışma yapılabileceği önerilmektedir.
Zones of uncertainty: Exploring medical interpreting in Turkey in the aftermath of the pandemic
This thesis examines the role of healthcare interpreters in Turkey and how their interpretation services inform patient outcomes and satisfaction with healthcare services. The study aims to reveal how the pre-COVID practices of healthcare interpreters informed their remote interpreting practices both during and after COVID era. To do so, semi-structured interviews were conducted with ten interpreters, revealing their challenges and sense of fulfillment from helping patients communicate with healthcare providers. The habitus of healthcare interpreters is supposed to be influenced by their experiences, education, and cultural background, which shapes and in turn is shaped by how they interpret and mediate communication between patients and healthcare providers. However, the findings suggest that since healthcare interpreting is not institutionalized in Turkey, interpreters work in a zone of uncertainty where they do not share the same habitus and norms as the patients and providers. The study also suggests that research can contribute to the improvement of healthcare services and the development of training programs for healthcare interpreters.
Ecology, epidemics and the colonial state: Environmental change and health in Eastern Bengal Delta, 1858-1947
The dynamic nature of the ecological regime of eastern Bengal stems from the fact that it is home to the largest delta in the world, the Bengal Delta. Despite its importance, its history has been underrepresented in regional historiography. Iftekhar Iqbal tried to address thisunder-representation by incorporating the category of the ecological in his assessment of the region. An important aspect of Iqbal's scholarship includes the study of how human-induced ecological changes in the Bengal Delta spread water-borne diseases and caused famine. The present study argues that colonial efforts to combat the epidemic disease at Dhaka in eastern Bengal failed due to two reasons. First, the colonial medical institutions and health infrastructure in the nineteenth and early twentieth century Dhaka was disproportionately distributed and remained inadequate and out of the reach of those who needed it most. Second, colonial developmental projects and attitudes leading to the loss of ecological balance in the Bengal Delta contributed to famine-like conditions and hyperendemicity of epidemic disease in the region, which together contributed to higher mortality in the region. This study employs an ecological framework based on dynamic deltaic nature to examineepidemics in assessing the colonial history of the Bengal Delta region. It also uses the notion of the Delta as a broader 'zone of anomaly' in the history of colonial administration of the region. Employing this framework to assess the history of the region, the study concludes that colonial policies that neglected ecological concerns in the delta were directly responsible for failure in eradicating epidemics in eastern Bengal during the colonial period.
Süt içirme sıklığının buzağıların gelişimi ve davranışları üzerine etkileri
Çalışmada, süt içirme sıklığının süt içme döneminde buzağıların gelişimi, davranış ve sağlıkları üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 5 günlük yaşta 10 adet (Her grupta 5 buzağı) Holstein buzağı kullanılmıştır. Çalışmada Bilgisayar Kontrollü Besleyici (BKB) kullanılmıştır. Birinci grup buzağılara, sabah-akşam olmak üzere 4 lt/gün süt ikame yemi (G1) verilmiştir. İkinci gruba ise doğal emzirme davranışı olan sabah (05:00-08:00), öğlen (10:00-13:00), akşam (16:00-20:00) olmak üzere azami 12 lt/gün süt ikame yemi tüketmelerine müsaade edilmiştir. Grupların canlı ağırlıkları, toplam ve günlük canlı ağırlık artışları ve vücut ölçüleri arasında önemli farklılık bulunamadı. Ancak G1 buzağıları G2 buzağılarına nazaran daha fazla (P<0.05) yem tüketmişlerdir. Yemden yararlanma oranında G2 buzağıların lehine önemli olmayan bir iyileşme elde edildi. Besleyici olmayan BKB ziyaretleri çalışmanın ilk zamanlarında G1 buzağılarında fazla gözlemlenmiş, denemenin sonuna doğru G2 buzağıların ziyaretleri artmıştır. Yemlik ziyaretlerinin G1 buzağılarında G2 buzağılarına nazaran fazla olduğu gözlemlenmiştir. Ruminasyon için harcanın zaman gruplarda birbirlerine yakın olmuştur. Çapraz emme davranışı G1 buzağılarında fazla görülmüştür ancak yaşla beraber bu davranış kalıbında azalma olmuştur. Dil çevirme davranışı ise G2 buzağılarda fazlaca görülmüş ancak bu davranış kalıbı yaşla beraber ortadan kalkmıştır. Bağırma davranışı G1 buzağılarında fazlaca gözlemlenmiş ancak yaşla beraber bu davranış ortadan kalkmıştır. Kan biyokimya değişkenlerinden GGT, inorganik fosfor ve glukoz konsantrasyonları G2 buzağılarında yüksek olmuştur (P<0.05). Hematolojik kan değerlerinden hemoglobin, hematokrit, eritrosit ve trombosit G2 buzağılarda önemli oranda artmıştır. Ancak buzağıların oksidatif stres, antioksidan savunma mekanizması ve bağışıklık sistemi üzerine önemli olmayan bir etki gözlemlenmiştir. Elde edilen sonuçlar, süt içirme sıklığının buzağıların gelişimleri, davranış kalıpları, sağlıkları üzerine önemli etkisinin olmadığını göstermiştir.
Süt içme döneminde tam yağlı süte ilave edilen kefir yan ürününün holstein buzağıların gelişimi ve genel sağlık parametreleri üzerine etkisi
Buzağılara oral yolla uygulanan kefir yan ürününün Holstein buzağıların süt içme döneminde gelişim ve sağlık parametreleri üzerine etkileri araştırılmıştır. Çalışmada 21 baş Holstein buzağı kullanılmış ve buzağılar gruplara canlı ağırlık ortalamaları dikkate alınarak dağıtılmışlardır. Buzağılara 4 lt/gün süt iki öğün olarak (sabah 2lt-akşam 2 lt) verilmiştir. Deneme gruplarına kefir yan ürünü 0, 20 ve 40 mL/gün/buzağı olacak şekilde ticari yem katkı maddesi ise 15 g/gün/buzağı olacak şekilde süte ilave edilerek verilmiştir. Buzağıları ardışım üç gün 800 g/gün başlangıç yemi tükettiklerinde sütten kesilmişlerdir. Buzağılara başlangıç yemi ad libitum olarak verilmiş, yonca kuru otu ise sütten kesildikten sonra verilmiştir. Araştırmada elde edilen sonuçlar; kefir yan ürününün buzağıların toplam ve günlük canlı ağırlık artışları önemli oranda arttırdığını ve gelişimlerini iyileştirdiğini göstermiştir. Ancak buzağıların sütten kesim yaşı üzerine önemli etkisi olmamıştır. 20 mL/gün kefir yan ürünü buzağıların toplam ve günlük yem tüketimlerini önemli ölçüde arttırmış ve yemden yararlanma oranını ise önemli ölçüde iyileştirmiştir. Kefir yan ürünü buzağıların nabız ve solunum sayısını, solunum skorunu, rektal sıcaklığını, genel görünüşünü, hastalıklı gün sayısını, dışkı skorunu ve ishalli gün sayısını önemli olmayan oranda etkilemiştir. Buzağıların bağışıklık ve antioksidan belirteçlerinin konsantrasyonu kefir yan ürünü ilavesi ile önemli olmayan ölçüde artmış ve oksidan belirteçlerinin konsantrasyonu ise önemli olmayan ölçüde azalmıştır. Araştırma sonucunda kefir yan ürününün sağlıklı buzağı yetiştirmesinde kullanılma potansiyeli olduğu ancak farklı çevre koşullarında ve farklı dozlarda çalışılarak potansiyelinin net bir şekilde ortaya konulmasında yarar olacağı düşünülmektedir.
Asbestin sağlık coğrafyası ve çevre perspektifinden uzaktan algılama ve coğrafi bilgi sistemleri kullanılarak incelenmesi: Güneydoğu Anadolu Bölgesi
Günümüzde, çevresel sağlık riskleri, doğal kaynakların kullanımı ve çevre kirliliği gibi konuların insan sağlığı açısından önemi giderek artmaktadır. Bu nedenle, belirli minerallerin çevreye ve insan sağlığına olan muhtemel etkileri dikkatle incelenmektedir. Bu minerallerden birisi de asbesttir. Asbest liflerinin solunması sonucu akciğer zarında kireçlenme ve kalınlaşma, su toplanması, malign mezotelyomanın (MM) yanı sıra karın zarı kanserine neden olduğu da tıp otoriteleri tarafından tespit edilmiştir. Aynı zamanda, tıp dışında, coğrafya, jeoloji ve çevre mühendisliği gibi disiplinler tarafından da doğal bir mineral olan asbest araştırmacılar tarafından yoğun bir şekilde çalışılmaktadır. Bu çalışma, Güneydoğu Anadolu Bölgesi özelinde, söz konusu asbest minerali, sağlık coğrafyasının yöntem ve ilkeleri esas alınarak çevre, jeoloji, UA-CBS teknikleriyle incelenerek çevresel etkilerini değerlendirmeyi ve potansiyel sağlık risklerini belirleyerek, bu riskleri azaltmak için önerilerde bulunmayı hedefler. Sonuç olarak, bölgenin jeomedikal risk haritası oluşturulmuştur. Yanı sıra, MTA ve literatürden derlenen sayısal jeoloji haritaları CBS ortamında çözümlenerek, uydu görüntüleri yardımıyla ve arazi çalışmalarıyla da kontrol edilerek, bölgenin asbest emisyon kaynakları belirlenmiştir. Çalışma alanından alınan 34 adet toprak numunelerinin yüzde 35.29'sinda krizotil, yüzde 14.70'sinde tremolit mineralleri belirlenmiştir. Ayrıca, çalışma alanında yer alan dört ilçede (Ergani, Çermik, Çüngüş, Gerger) çevre ve halk sağlığı için "yüksek riskli" alanların olduğu tespit edilmiştir. Siverek ilçesinde ise riskli alan tespit edilememiştir. MM teşhisi konulan vakaların yaklaşık %56'sı yüksek riskli alanların ilk bir km mesafede olduğu, vakaların yaklaşık %70'i ise yüksek riskli alanların ilk dört km mesafesinde olduğu görülmüştür. Bu çalışma sonucunda elde edilen metodoloji ve yaklaşımların özellikle asbest maruziyeti gibi çevresel risk faktörlerinin incelenmesinde ve yönetilmesinde etkin bir şekilde kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Bu çalışmanın çıktılarından konuyla ilgili çalışan yerel ve merkezi otoritelerin yararlanacağı önerilmiştir.
Spa-wellness projelerinin inşaat proje yönetimi süreçlerindeki kritik başarı faktörleri
Modern hayatın getirdiği stresli yaşam ve kötü beslenme alışkanlıkları insanların sağlığını olumsuz etkilemeye başladığından beri, insanların sağlıklarını geri kazandıracak ve mevcut sağlıklı hallerini korumalarını sağlayacak yöntemler arayışında bulunması kaçınılmaz olmuştur. Sudan gelen sağlık anlamı taşıyan "Spa" kavramı ve zindelik anlamı taşıyan "Wellness" kavramı bir araya gelerek; bu arayışlara cevap veren imkânlar sunmakta ve Spa-Wellness aktivitelerinin yapıldığı merkezler olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Popülaritesi ile birlikte sayıları her geçen gün artan, ülke ekonomisine hareketlilik getiren Spa-Wellness merkezleri niş bir pazarın oluşmasını sağlamıştır. Yerli-yabancı yatırımcılar, malzeme ve donanım tedarikçileri, uygulama yapan inşaat-dekorasyon firmaları, Spa-Wellness işletmeleri ve çeşitli konularda uzmanlaşan danışmanlar bu büyüyen niş pazarda yer almanın ve başarılı Spa-Wellness merkezleri yaratmanın yollarını aramaktadırlar. Spa-Wellness kavramlarının Türk kültüründeki karşılığı; varlığı çok eskilere dayanan geleneksel hamam ve kaplıcalardır. Bu geleneksel hamam ve kaplıcalar zaman içerisinde yenilenmeyen, eskiyen ve köhneleşen işletmeler terk edilmeye yüz tutmuştur. Günümüzde Spa-Wellness geçmişten gelen farklı birçok kültürün modern bir sentezidir ve evrensel bir kavramdır. Osmanlı Hamamları, Rus Banyaları, Fin saunaları, Hint Ayurvedası, Japon Onsenleri, Çin alternatif tıp teknikleri gibi farklı kültürden gelen birçok kavram modern Spa-Wellness'ın bileşenlerini oluşturmuşlardır. Geleneksel hamam ve kaplıcalar yerlerini; hamam ve termal havuzların da yer aldığı modern Spa-Wellness merkezlerine bırakmışlardır. Modern Spa-Wellness merkezi ülkemiz için yeni sayılacak bir oluşumdur. On beş-yirmi yıllık bir geçmişi vardır. Bu merkezlerin popülerliği ile birlikte sayıları her geçen gün artarken, sektöre dair bilgi ihtiyacı da artmaktadır. Bilgi eksikliği nedeniyle yatırım süreçlerinde alınan yanlış kararlar, tasarım-yapım uygulamalardaki eksik ya da hatalı durumlar ve akabinde gelişen yanlış işletme stratejileri sektörün imajını zedeleyen durumların oluşmasına sebep olmuştur. Spa-Wellness sektörünün ülke ekonomisine katkılarının farkına varan sektör katılımcıları, başarılı Spa-Wellness merkezleri yaratmayı hedeflemektedirler. Bir Spa-Wellness merkezinin başarılı kabul edilmesi için; yüksek hizmet kalitesi sunması, müşteri memnuniyeti sağlaması ve işletmenin karlı olması önemlidir. Ancak bir Spa-Wellness merkezinin bu başarı kriterlerini sağlayabilmesi temelde birçok kritik faktöre bağlıdır. Sektöre dâhil olacak bütün katılımcılar; geniş bir çerçeve ile bakarak bu kritik faktörleri göz önünde bulundurmalı, kapsamları dâhilinde olan kriterlerin yerine getirilebilmesi için gerekli hamleleri yapmalıdırlar. Bu nedenle tezin amacı; Spa-Wellness projelerinin inşaat proje yönetimi süreçlerindeki kritik başarı faktörlerinin tespit edilmesidir. Her sektör için geçerli olabileceği gibi bu sektörde de başarılı olmanın temeli öncelikle Spa-Wellness kavramlarını tanımak ve ne olduğunu anlamaktır. Bu bağlamda tez kapsamında, kaynak araştırması yapılarak; "Spa" ve "Wellness"'ın kavramsal boyutlarına, mekânsal özelliklerine, tarihsel gelişim süreçlerine, günümüzdeki durumuna, sektörü yönlendiren küresel ve yerel trendlerine yer verilmiştir. Böylelikle sektör katılımcılarına akademik bir bakış açısıyla vizyon sağlamak amaçlanmıştır. Spa-Wellness ile ilgili genel bilgi verilmesinin ardından, Spa-Wellness yapım projeleri ele alınmıştır. Spa-Wellness projeleri uzmanlık isteyen özel fonksiyonlu hacimlerden oluşur, bu nedenle de kendine has dinamikleri ve zorlukları vardır. Kaynak araştırması yapılarak, projelerin başarılı bir şekilde yürütülmesini sağlayan proje yönetimi süreçleri ve bilgi alanları Spa-Wellness projelerine uyarlanmıştır. Spa-Wellness projelerinin proje yaşam döngüsü; inşaat öncesi süreçleri, inşaat süreçleri ve inşaat sonrası süreçleri olarak üç ayrı alt başlık altında anlatılmıştır. Proje yönetim süreçleriyle ilgili kaynak çalışmasının aktarılmasının ardından örnek olay incelemeleri yapılarak, gerçekleşmiş Spa-Wellness yapım projelerinin süreçlerine bakılmıştır. Uzmanlık gerektiren Spa-Wellness projeleri, sektörde yer alacak katılımcıların da ilgili alanlarda uzmanlaşması ihtiyacını doğurmuş; bu bağlamda projelere danışmanlık, projelendirme, inşaat, imalat, ürün tedariki teknik servis ve yönetim desteği gibi hizmetler veren küçük ve büyük ölçekli uzman firmalar oluşmuştur. Örnek olay incelemelerinde bu firmalardan; birçok projeye dâhil olmuş, referansları, iş hacmi ve teknik kadrosuyla sektöre örnek teşkil eden bir tanesiyle iletişime geçilerek dâhil oldukları projeler hakkında bilgi toplanmıştır. Örnek olay incelemelerinde farklı özellikteki Spa-Wellness projeleri ele alınmıştır. Projelerin yapım yılları, yapım yöntemleri, konseptleri, yüzey alanları, bütçeleri, organizasyon şemaları, iş programları farklılık gösterdiği için proje yönetim süreçleri de farklı farklıdır. Seçilen örnek projeler; inşaat öncesi süreçler, inşaat süreçleri ve inşaat sonrası süreçler alt başlıkları altında anlatılmış; proje bilgileri aktarılmıştır. Kaynak araştırmasından elde edilen bulguların ışığında, örnek olaylar incelemelerindeki gerçekleşmiş Spa-Wellness projeleri üzerinden tespit edilen kritik başarı faktörleri tartışılmıştır. Tezin sonuç bölümünde, önceki bölümlerde yapılan araştırmalar ve örnek olay incelemelerinde edinilen tecrübeler değerlendirilerek Spa-Wellness yapım projelerinin, proje yönetim süreçlerindeki kritik başarı faktörleri bir liste halinde sıralanarak; gelecekteki Spa-Wellness projesi katılımcılarına yön verecek bir bilgi birikimi oluşturulmuştur. Bu çalışmanın etkisi; popülerliği ile birlikte sayıları her geçen gün artan Spa-Wellness projelerinin önemine dikkat çekmek ve Spa-Wellness projelerinin inşaat proje yönetimindeki kritik başarı faktörlerini belirlemek suretiyle sektörün gelişimine katkıda bulunmaktır.