Siyaset
474 theses under this subject heading
Türkiye'de vatandaşlığın dönüşümü ve politik mücadelenin işlevi
Vatandaşlık modern dünyanın vazgeçilmez bir olgusu olarak karşımıza çıkarken değişen ve genişleyen hak ve talepler çerçevesinde farklı anlamlara bürünmüş sürekli bir gelişim içerisinde olmuştur. Bu çalışma gerçekle mesafe içindeki vatandaşlık statüsünün siyasal değeri ve siyasal sorunların çözümündeki önemi açısından politik mücadelenin işlevini ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Vatandaşlık konusu bölgesel, , dinsel ve kültürel pratikler çerçevesinde ele alınacaktır. Bu çerçevede Türkiye'de vatandaşlık statüsü ile siyasal sorunlar arasındaki ilişkinin tarihsel süreçteki değişimi ortaya çıkarılacaktır. Buna göre eşit vatandaşlığın gerçekle mesafe içindeki yeri, erozyona uğradığı alanlar incelenerek, ekonomik ve toplumsal eşitlikle arasındaki mesafe ortaya konacaktır. Ayrıca vatandaşlık pratiği çerçevesinde İspanya, ABD ve Almanya örneklerine bakılacak ve Türkiye'de vatandaşlığın oluşumu ve dönüşümü açısından karşılaştırma yapılacaktır. Anahtar Kelimeler: Vatandaşlık, Vatandaş, Yurttaşlık, Kimlik, Ulus-devlet
Sosyal bilgiler öğretmen adaylarının politika konularına yönelik eğilim düzeyleri ile tartışmalı konulara yönelik tutumlarının karşılaştırılması
Sosyal bilgiler öğretmen adaylarının politika konularına yönelik eğilim düzeyleri ile tartışmalı konulara yönelik tutumlarının karşılaştırılmasına yönelik gerçekleştirilen çalışma 2019-2020 eğitim-öğretim yılında Ege Bölgesi'nde yer alan Afyonkarahisar, Aydın, Denizli, İzmir, Manisa, Muğla ve Uşak illerindeki üniversitelere bağlı 408 adet Eğitim fakültesi Sosyal Bilgiler öğretmen adayı üzerinden gerçekleştirilmiştir. Araştırmada Akhan (2011) tarafından geliştirilen "Sosyal Bilgiler Öğretmen Adaylarının Politika Konularına Eğilimlerini Belirleme Ölçeği" ile Alagöz(2014) tarafından geliştirilen " Sosyal Bilgiler Öğretmeni Adaylarına Yönelik Tartışmalı Konular Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma sonucunda erkeklerin kadınlara göre politik konulara eğilim düzeylerinin daha yüksek, 26 yaş ve üzerinde olan katılımcıların politik konulara eğilim düzeylerinin diğer öğretmen adaylarına göre daha yüksek, kentsel alanda yaşayanların politik konulara eğilim düzeylerinin kırsal alanda yaşayanlara göre daha yüksek, annesi üniversite mezunu olan katılımcıların politik konulara eğilim düzeylerinin diğer katılımcılara göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte babası lise ve üniversite mezunu olan katılımcıların politik konulara eğilim alt boyutları olan politikaya karşı eğilim, politik konuları takip etme ve politikaya karşı ilgi düzeylerinin diğer katılımcılara göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte, kadın katılımcıların tartışmalı konulara yönelik düzeylerin erkeklere göre daha yüksek kentsel alanda yaşayan katılımcıların tartışmalı konulara yönelik tutum düzeylerin kırsal alanda yaşayanlara göre daha yüksek, annesi lise ve üniversite mezunu olan katılımcıların tartışmalı konulara yönelik tutum düzeylerinin annesi ilköğretim mezunu olanlara göre daha yüksek, babası lise ve üniversite mezunu olan katılımcıların tartışmalı konulara yönelik tutum ölçeği alt boyutları olan tartışma ve tartışmalı konulara bakış açısı, tartışma ve sorgulama hakkı, mesleki kazanım, soru ve sorunlara yönelik tutum düzeylerinin babası ilköğretim mezunu olanlara göre daha yüksek düzeyde olduğu tespit edilmiştir.
Memduh Şevket Esendal'da toplumsal ve siyasal tanıklık: Değişim ve eleştiri
Geç Osmanlı ile Erken Cumhuriyet dönemlerini yaşamış bir isim olan Memduh Şevket Esendal, hayat hikâyesi boyunca II. Meşrutiyet, Millî Mücadele, Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet, Tek Partili Dönem, Çok Partili Dönem, I. ve II. Dünya Savaşı gibi ulusal ve küresel düzeyde birçok radikal kırılma noktasına tanıklık etmiştir. Elbette en çarpıcı tanıklığı, Osmanlı'dan Türkiye'ye miras kalan Batılılaşma- Modernleşme meselesidir. Sanatçının kaleme aldığı kurmaca ve kurmaca dışı eserlerde söz konusu tanıklıkların izini sürmek mümkündür. Bu çalışmada yazarın bahsi geçen bütün bu sosyo-politik gözlemlerini edebî dünyaya nasıl taşıdığı, onları kurmacanın sağladığı imkânlar dâhilinde nasıl tartışmaya açtığı, sözün özü bütün bu yaşamsal deneyimi nasıl edebî tanıklığa dönüştürdüğü üzerinde durulmuştur. Bu doğrultuda öncelikle, Esendal'ın yazarlık hâli üzerine muhtelif kesitler sunulmuş ve böylelikle çalışmaya bir temel oluşturulmuştur. Hemen ardından geçiş dönemi aydınlarının tartıştığı medeniyet, terakki, geri kalmışlık, gecikmişlik, kültür ikiliği, melezlik, yamalama, züppelik, yetimlik, kimlik kaybı ve değerler yitimi gibi temel kavramlar eşliğinde dinamik ve eleştirel bir kuramsal tartışma yürütülmüştür. Bir geçiş dönemi aydını olarak nitelendirilebilecek Esendal'ın eserleri etraflıca incelendiğinde de bu kavramların açık ya da örtük şekilde metinlere sirayet ettiği görülür. Dolayısıyla Esendal edebiyatına ilişkin ikna edici hükümler verebilmek ve metinlerinin derin yapılarına tam anlamıyla nüfuz edebilmek için bu kavramların rehberliğine ihtiyaç duyulmuştur. Kavramsal çerçevenin akabinde ise yazarın tür ayırt etmeksizin bütün eserleri toplumsal ve siyasal tanıklık bağlamında yakın okuma ve içerik analizi teknikleriyle incelenmiştir. Bu inceleme esnasında da genel geçer yargıların ötesine ulaşabilmek adına dikey eleştiri metodu benimsenmiştir. Batılılaşma süreciyle beraber gelen kimlik yitimi endişesi, yine bu süreçteki kadının yeri ve rolü; dini, toplumsal ve aydına yönelik eleştiriler ile yazarın politik kimliğinden büyük izler taşıyan bürokrasi eleştirisi çalışma boyunca mercek altına alınan temel meselelerdir.
Siyasal tutumları oluşturan ve değiştiren faktörler: Muğla örneği
Birey kavramı açılımları ve siyasi önemi açısından; günlük dilde oldukça geniş bir anlam ifade etmesine rağmen genellikle ihmal edilmekte ve tek bir insan olarak algılanmaktadır. Ancak kavram tek bir insandan fazlasını içermektedir. Bireyler yaşadığı çevresindeki varlığını ve etkinliğini kanıtlama ihtiyacı duydukları için doğdukları andan itibaren başta aileleriyle başladıkları daha sonra ise genişleyen çevreleri doğrultusunda tutumlarını belirlemektedir. Bireylerin zaman içerisinde değişen ve değişmeyen tutumları oluşabilmektedir. Siyaset alanında bireyin rolü büyüktür. Birey varsa siyaset vardır. Bu anlamda siyasetin psikolojisini ele almak büyük önem taşımaktadır. Çünkü bireyin psikolojisi siyasi davranışlarını, tutumlarını ve katılımlarını etkilemektedir. Siyasi katılımdaki tutumları değiştiren farklı nedenler vardır. Bireyin karakteristik özellikleri doğrultusunda belirlediği tutumlar dışında cinsiyetinin, yaşının, eğitiminin, mesleğinin, medya ve kitle iletişim araçlarının yani çevresinin etkisiyle belirlediği ve değiştirdiği tutumları da bulunmaktadır. Geniş bir alanı kapsayan siyaset alanında siyasal tutumları inceleyebilmek adına öncelikle siyasal katılım kavramı incelenmelidir. Çalışmada da buna önem verilmiş, siyasal katılım sonrasında siyasal tutumlar incelenmiştir. Çalışmayı desteklemek amacı ile de Muğla ili ölçeğinde anket yapılmıştır. 2019 Yerel Seçimleri örnek alınarak siyasal tutumların oluşumu ve değişiminde etkili olan faktörlerin neler olduğuna dair bir çalışma yapılmıştır. Çalışmada karşılaştırmalı bir yöntem benimsenmiştir. Hedef kitlenin belirlenmesinde rassal yöntem ve teknikler kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Siyasal Tutum, Siyasal Katılım, Birey, Demokrasi, Muğla
Kojin Karatani'de felsefenin politik olan ile ilişkisi
Felsefenin politik-olanla ilişkisi kapsamında politik-olanın felsefeye içkinliğini savunan bu tez çalışması Japon Filozof Kojin Karatani'den hareket etmiş ve kendini Karatani'nin ele aldığı filozoflar ve sorunsallarla sınırlandırmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Karatani'nin Transkritik eserinden hareketle Kant üzerinden yapılan Marx okuması paralelinde kapitalizme karşı oluşturulabilecek mücadelenin üretim hattından mübadele hattına kaydırılması gerektiği sonucuna varılmış ve bu da transandental felsefedeki politik-olanın açılımına dayandırılmıştır. İkinci bölümde Dünya Tarihinin Yapısı eserinden hareketle birinci bölümde varılan yer olan mübadeleden devam edilerek Karatani'nin mübadele tarzları perspektifinden yapmış olduğu dünya tarihi okuması incelenmiştir. Bu paralelde kapitalizme alternatif toplumsallıkları oluşturabilmek için aynı anda aşılması gereken sermaye, ulus, devlet üçlü yapısına sırasıyla denk düşen mübadele tarzları tanımlanarak incelenmiş ve bu üçlü yapıyı aşarak farklı bir toplumsallığı oluşturabilecek olan nihai mübadele tarzı ortaya konmuştur. Bu bölüm aynı zamanda tez çalışmasında birinci bölüm ile üçüncü bölümü birbirine bağlayan köprü vazifesi görmüştür. Üçüncü bölümde ise İzonomi ve Felsefenin Kökenleri eserinden hareketle ikinci bölümde ortaya konan üçlü yapıyı aşacak olan mübadele tarzının fiili olarak gerçekleştiği İonia dönemi incelenmiştir. Bu döneme dair olan inceleme de izonomi kavramı temel alınarak İonia felsefesindeki politik-olana dayandırılmıştır. Felsefenin başladığı yer olarak görülen İonia ve İonia felsefesinin, Karatani'nin düşünsel mecrasında bir doruk noktasını ifade ettiği ve günümüz için kapitalist dünya ekonomisine ve onun yarattığı toplumsallıklara alternatif olabilecek yeni toplumsallıklar için nasıl ufuklar sunabileceğinin değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu çerçevede çalışmanın öncelikli hedefi politik-olanın felsefeye sonradan eklemlenen ya da felsefenin kendine araştırma nesnesi olarak aldığı "konulardan bir konu" olmadığını, felsefenin kendisine her zaman içkin olan bir etmen olduğunu Karatani'den hareketle ortaya koymak olmuştur. Anahtar Sözcükler: Karatani, Kant, Marx, İonia, İzonomi, Politik olan
Türk siyasetinde Refah Partisi deneyimi: Gelenek, ideoloji ve politika
Türk Siyasetinde Refah Partisi Deneyimi: Gelenek, İdeoloji ve Politika adlı çalışmamız temel düzeyde 12 Eylül sonrası çok partili hayatın yeniden tesis edilmesi ile iktidar mücadelesine dahil olan ve 1998 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan Refah Partisi'nin politik düşüncesini ve iktidar deneyimlerini ele almaktadır. Teorik olarak modern siyasete ait kavramlar ve çağdaş siyasal gelişmeye ait eleştirel yaklaşımlar ele alındıktan sonra, Milli Görüş Hareketinin bir temsilcisi olarak Refah Partisi'nin gelenek içerisindeki yeri sorgulanmış; kendisinden önce ve sonra var olan politik deneyimlere ne düzeyde aracılık ettiği gelenek içi bir tartışma üzerinden sınanmıştır. İkinci olarak Refah Partisi'nin ideolojik tahlili politik aktörler ve siyasal teoriye ait devlet, demokrasi, ekonomi, laiklik ve insan hakları kavramlarına üzerinden incelenmiştir. Modern Türk siyasetinde iktidar mücadelesi veren Refah Partisi'nin Türk modernleşmesine bakışı, İslamcılık söylemi ve din anlayışı ayrıca ele alınmıştır. Türk siyasetinin yaşadığı yapısal kriz ile geliştirilen Adil Düzen söylemi üzerinden üretilen meclis içi muhalefet ile yerel iktidar başarısının ne ölçüde merkezi iktidar başarısına katkı yaptığı değerlendirilmiştir. Refah Partisi'nin Doğru Yol Partisi ile yaptığı koalisyon ve iktidar süresince cari rejimin gösterdiği politik refleks 28 Şubat askeri müdahalesi üzerinden ele alınmıştır. Milli Görüş hareketi ve Refah Partisi, Türk siyasal hayatında cari olan iktidar bölünmelerinin ötesinde ortaya koydukları düşünce ve pratikler ile alternatif bir siyaset iddiasında olmuşlardır. Türk siyasal hayatı için Milli Görüş hareketinin alternatif bir politika ürettiği iddiası ele alınarak sorgulanmıştır. Böylece Refah Partisi'nin Milli Görüş hareketine ve modern Türk siyasetine olan katkısı çözümlenmeye çalışılmıştır.
Siyasal reklamlarda duygusal çekicilik kullanımı: 7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinde siyasal partiler tarafından üretilen reklam filmlerinin analizi
Siyasal reklamların temel amacı seçmenlerin, bir siyasal parti ya da adaya yönelik düşünce, inanç, tutum ve davranışlarına etki etmektir. Siyasal partiler ve adaylar, bu amaca yönelik olarak seçmenlere reklamlar aracılığıyla çeşitli mesajlar iletirler. Siyasal parti ya da adayın bulunduğu konuma ve dönemin siyasal atmosferine bağlı olarak, bu mesajlar kimi zaman seçmenlerin mantığına, faydasına ve çıkarına seslenen rasyonel çekicilikleri, kimi zamansa duygularına ve hislerine hitap eden duygusal çekicilikleri barındırmaktadır. Bu çerçevede, bu araştırmanın amacı siyasal reklamlarda kullanılan çekicilik kategorilerini, duygusal çekicilik türlerini ve çekicilik tonlarını ortaya koymaktır. Araştırmanın amacı çerçevesinde 7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinde siyasal partiler tarafından üretilen 265 reklam filmi içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular, kampanya sürecinde rasyonel ve duygusal çekicilik kullanım oranlarının birbirine oldukça yakın olduğunu göstermektedir. Bu anlamda çekicilik kategorileri açısından siyasal partiler arasında farklılıklar olduğu görülmektedir. Bulgular, duygusal çekicilik türleri içerisinde en çok tercih edilen duygusal çekicilik türünün coşku çekiciliği, en az tercih edilen duygusal çekicilik türünün ise hüzün çekiciliği olduğunu ortaya koymaktadır. Son olarak, kampanya sürecinde siyasal partiler tarafından ağırlıklı olarak pozitif çekicilik tonlarının tercih edildiği görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Siyasal Reklam, Çekicilik, Rasyonel çekicilik, Duygusal Çekicilik
Kadınlarda pozitif psikolojik sermaye – kariyer algısı ilişkisi: Eskişehir ilindeki siyasi partiler örneği
Pozitif psikolojik sermaye bireylerin kim olduğu ve bireysel gelişimin ardından kim olabileceğini konu edinen bir kavramdır. İyimserlik, umut, dayanıklılık, öz-yeterlilik alt boyutlarını kapsayan pozitif psikolojik sermaye, örgütlerin ve bireylerin gelişimine büyük katkılar sağlayacak potansiyele sahiptir. Bu araştırmanın amacı siyasi platformda yer alan kadınların pozitif psikolojik sermayelerinin bileşenleri ile kariyer algıları arasında bir ilişki olup olmadığının incelenmesidir. Buna ek olarak demografik değişkenlerin bu değişkenlerle olan ilişkisinin de değerlendirilmesi hedeflenmektedir. Pozitif psikolojik sermaye ile siyasi parti üyesi kadınların kariyer gelişimlerini nasıl algıladıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla Eskişehir ilinde siyasi parti üyesi olan 135 kadın ile anket çalışması yapılmıştır. Psikolojik Sermaye Ölçeği ve kariyer algısını ölçmeye yönelik sorular kullanılarak yapılan araştırmanın verileri, istatiksel analizler yoluyla demografik değişkenler, pozitif psikolojik sermaye alt boyutları ve kariyer algısı arasındaki ilişkiler açıklanmaya çalışılmıştır. Yapılan çalışmaların sonuçlarına göre pozitif psikolojik sermayenin tüm alt boyutlarının; kadınların üyesi oldukları siyasi parti içindeki kariyer algıları ile pozitif yönlü ve orta şiddetli ilişkisi olduğu görülmüştür. Bununla birlikte söz konusu alt boyutların; kadınların genel olarak siyasi platformdaki kariyer algılarını etkilemediği gözlenmiştir.
Teksas Tribün Grubu taraftarları ve milliyetçilik ilişkisi üzerine bir inceleme
Bu araştırmanın genel amacı, Teksas Tribün Grubu alt kültürünün bir boyutunu oluşturan Teksas Tribün Grubu taraftarlarının milliyetçilik ile olan ilişkisini ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda Tribün Grubu taraftarlarının siyasi tutumları ve milliyetçilik eğilimleri aydınlatılmaya çalışılmıştır. Araştırmada nicel veri toplama yöntemlerinden faydalanılmıştır. Nicel veriler açık ve kapalı uçlu sorular ile milliyetçilik ölçeğinden yararlanılarak Teksas Tribün Grubu taraftarlarından toplanmıştır. Araştırma sonucunda Teksas Tribün Grubu'nun Türkçülük ve İslam merkezli milliyetçilik anlayışlarına sahip olan çoğunluğu genç, bekâr, eğitimli erkeklerden oluşan ve büyük bir kısmı Bursa'da doğmuş ve memleketini Bursa olarak belirten bireylerden oluştuğu belirlenmiştir. Elde edilen verilere göre eğitim durumu, yaş, meslek ve siyasi tutumların milliyetçilik eğilimlerini belirleyici etkenlerden olduğu görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Alt Kültür, Milliyetçilik, Teksas Tribün Grubu, Futbol, Taraftar.
Crude oil, natural gas, politics, and economic growth: Impact and causality analysis in Caspian Sea region
The main objective of this study is to investigate the impact and causality of crude oil and natural gas with economic growth in Caspian Sea region. Alongside, analyzing the impact and causality of regional politics with crude oil and natural gas, and investigating the internal strengths and weaknesses as well as external opportunities and threats of the region are also the significant purposes of the study. Here, the study uses ordinary least square method and Granger causality test by considering time-series data from 1997-2015 to ascertain the impact and causality of crude oil, natural gas, politics, and economic growth. The results show that crude oil and natural gas has a significant impact on economic growth of the region. However, no significant regression model has been found considering the political variables which jointly has a significant impact on crude oil and natural gas. Now, considering Granger causality, from the economic perspective, GDP does granger cause crude oil price and export. It denotes that there is a unidirectional causal relationship between GDP and crude oil price, and GDP and crude oil export. Surprisingly, this direction is unlike for GDP and natural gas. Here, GDP and natural gas have opposite but unidirectional causal relationship—i.e., natural gas price and export do Granger cause GDP. On the other hand, considering political perspective, the findings of the Granger causality test show seven pairs which have a unilateral significant causal relationship between them.
Siyasal düşünceler bakımından Adalet Ağaoğlu romanları
Edebiyat ile siyaset, birbirlerine oldukça yakın iki çalışma alanıdır. Buna rağmen, her ikisi arasındaki bağı güçlendirecek nitelikteki çalışmaların azlığı dikkat çekmektedir. Akademik düzeyde ise edebiyatın siyaset yahut siyasetin edebiyatına dair hemen hiç çalışma bulunmamaktadır.?Siyasal Düşünceler Bakımından Adalet Ağaoğlu Romanları? adlı bu çalışma edebiyat ve siyaset arasındaki ilişkiyi güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Tez, Giriş hariç, genel hatlarıyla yedi bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm: Adalet Ağaoğlu Romanlarının Olay Örgüsü; İkinci Bölüm: Adalet Ağaoğlu Romanlarının Ortak Özellikleri; Üçüncü Bölüm: Sosyal Hayatın Dönüştürücüsü Olarak İdeolojiler ve Siyasi Partiler; Dördüncü Bölüm: Siyasetin Gölgesi Olarak Sosyal Hayat; Beşinci Bölüm: Isıtan Değil Yakan Güneş Olarak Siyasal Ortam; Altıncı Bölüm: Adalet Ağaoğlu Romanlarında Siyasal Sınıflar; Yedinci Bölüm: Adalet Ağaoğlu Romanlarında Geleneğe Bakış adını taşımaktadır.Çalışma, edebiyat ve siyaset arasındaki ilişkilerin teorik çerçevesinin kurulması ve bu ilişkiye pratik zemin oluşturma anlamında bir ilk adım olarak düşünülürse amacına ulaşmış demektir.
1980 sonrası İslamcı dergilerde kadının dini politik dönüşümü
"1980 Sonrasında İslamcı Dergilerde Kadının Dini Politik Dönüşümü" başlıklı tezimiz, giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. Tezimizin giriş kısmında, araştırmanın konusu, amacı, önemi, yöntemi kavramsal çerçevesi, kapsam ve sınırlılıkları hakkında bilgiler bulunmaktadır. Tezimizin ana konusu İslamcılık düşüncesinin kadın meselesine yaklaşımını İslamcı dergiler üzerinden inceleyerek, bu yaklaşıma karşı oluşan yeni mütedeyyin kadın kimliğinin analizini yapmaktır. Çalışmamızın ortaya koymaya çalıştığı temel problem, dini politik olarak İslamcılığın kadın meselesine yaklaşımının altında yatan temel dinamikleri ve aynı zamanda mütedeyyin kadınların İslamcı hareket tarafından bu konumlandırılışlarına karşı oluşturdukları yeni söylem dilinin muhtevasını tespit etmektir. Varsayımımız ise 1980 sonrasında mütedeyyin kadınların "Türk Modernleşmesi" bağlamında yeni bir kadın kimliği inşa ettikleridir. Mütedeyyin kadınların kendi değerleri doğrultusunda moderni dönüştürerek oluşturdukları bu yeni kimlik aynı zamanda "nesne" konumundan "özne" konumuna evrilmelerinin en önemli göstergesi sayılabilir. Bu varsayıma göre dini ve politik kaygılarla toplumsal, siyasal ve ekonomik rol ve görevleri belirlenen mütedeyyin kadınlara dair düşüncelerin bu yeni oluşan söylem dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğidir. Tezdeki temel amacımız ise, temel problem ve varsayımımızı İslamcı dergiler ekseninde temellendirmektir. İslamcı dergiler ve dönemlerin İslamcı aktörlerinin kitap ve köşe yazılarıyla sınırlı tuttuğumuz çalışmamızda mütedeyyin kadınlar için belirlenen rol ve görevlerin dönüşümünü ortaya koymak için dönemsel analiz yöntemini kullandık. Bu analizi gerçekleştirirken Türkiye'de 1980 sonrasında oluşmaya başlayan mütedeyyin kadınların birey olma mücadelelerini incelemeye çalıştık. Bu tez birkaç sonuç ortaya koymaktadır. İlk olarak, İslamcılık düşüncesi tarafından esas rolü "anne", "eş" ve "davaya hizmet", mekânı da "ev" olarak belirlenen mütedeyyin kadınların toplumsal alanda rol ve görevlerini yeniden belirleyerek yeni bir mütedeyyin kadın kimliği oluşturmuş oldukları sonucuna vardık. İkinci olarak ulaştığımız sonuç ise, çoklu modernite teorisi bağlamında moderni içselleştirip kendi temel değerleriyle dönüştürerek oluşturduğu bu modern kimliğin özgül, özgür ve entelektüel bir yapıya sahip olduğudur.
Hicrî III. Asırda Mu'tezile-Şia etkileşimi
Erken dönemde teşekkül etmiş olan iki mezhebin arasındaki etkileşimi incelediğimiz bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın genel çerçevesi, takip edilen yöntem ve çalışma esnasında kullanılan kaynaklar giriş bölümünde verilmiştir. Tezde Mu'tezile ve Şia arasındaki ilişkiler ve bunun neticesinde, çoğunlukla Şia'nın Mu'tezile'den etkilendiği fikrî yönler ispat edilmeye çalışılmıştır. Mu'tezile ve Şia, çalışmanın iki öznesi olduğu için, teşekkül süreçleri konumuz açısından önem arzetmektedir. Bu sebeple, birinci bölümde söz konusu iki mezhebin ortaya çıkışları, mezhepleşme aşamaları ve temel esasları çerçevesinde teşekkül süreçleri incelenmiştir. İkinci bölümde ise kuruluşundan hicrî üçüncü asrın sonuna kadar Abbasîlerin genel durumu kısaca ifade edilmiş, daha sonra bu dönemde Mu'tezile ve Şia'nın Abbasî iktidarı ile ilişkilerinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Özellikle her iki mezhebin iktidar tarafından, çoğu zaman aynı dönemlerde ve aynı muamelelere muhatap olmaları, çalışmanın konusu açısından önemlidir. Siyasetin mezhepler üzerindeki etkileyici rolü, ikinci ve üçüncü asırlarda da belirleyici olmuş ve bu durum birçok açıdan Mu'tezile-Şia ilişkilerinin gelişmesinde etkili olmuştur. Üçüncü bölümde ise, iki mezhep arasındaki etkileşim erken dönemden itibaren incelenmiştir. Özellikle mihne süreci ve sonrasındaki durumları ve aralarındaki ilişkinin gelişimi, mezhepler tarihi ilkeleri çerçevesinde kronolojik olarak takip edilmeye çalışılmıştır. Yine son bölümde tespit edilebildiği kadarıyla Mu'tezile ve Şia arasındaki etkileşimin hangi konularda olduğu ve fikirlerinin süreç içerisindeki değişimi ortaya konmuştur. Anahtar Kavramlar: Mu'tezile, Şia, Mezhep, Siyaset, Etkileşim
Niccolò Machiavelli bağlamında siyaset ve ahlâk ilişkisinin incelenmesi
Birlikte yaşamanın belirli kuralları vardır. Bu kuralların oluşmasında ve toplumları yönetme işinde, toplumsal normlar şeklinde oluşan öğretiler ve ahlâki ilkelerin etkisi mevcuttur. Bu amaçla tezimizde siyasetin ahlâki ilişkilerle olan bağlantısı ve modern siyaset biliminin kurucularından Machiavelli'nin öğretilerinin bu alana etkileri incelenmiştir. Machiavelli, tarihsel süreç içerisinde unutulmuş, silik bir siyaset bilimcisi değil; aksine yaşadığı dönemden itibaren fikirleriyle günceliğini koruyan birisi olarak, tarihselliği yakalamış önemli bir şahsiyettir. Bu durum çalışmamızda Machiavelli'nin siyaset ve ahlâka yönelik fikirlerini tercih etmemizde bize yön göstermiştir. Tezimizdeki veriler, literatür taraması neticesinde toplanmış ve bu bilgiler ışığında çalışmamız üç bölümden oluşmuştur. Birinci bölümde ahlâk kavramının çerçevesi belirlenmiş ve farklı ahlâk yaklaşımları açıklanmıştır. Yine siyasetin kavramsal çerçevesi çizilerek, farklı özellikleri ön plana çıkan siyaset tanımları ele alınmıştır. Akabinde farklı düşünürlerin olaya bakış açılarıyla, siyaset ve ahlâk kavramları arasındaki ilişkinin nasıl olması gerektiği ile ilgili çıkarımlarda bulunulmuştur. Tezimizin ikinci bölümünde Machiavelli'nin öğretilerinin kaynakları ve devletlerin ulusal birliklerini sağlamalarındaki amaçları ve bunu başarmadaki yöntemleri açıklanmıştır. Ayrıca Makyavelizm kavramının oluşum süreci ve Machiavelli ile olan bağlantıları da belirlenerek; Machiavelli siyasetinde, ahlâki ilkelerin reddedildiği yönündeki görüşlerin gerekçeleri ve bu ilişkinin nasıl olduğu incelenmiştir. Son bölümde ise Machiavelli'nin öğretilerinde siyaset ve ahlâk ilişkisi incelenmiş ve bunun günümüze yansımaları üzerinde durulmuştur. Anahtar Sözcükler: Ahlâk, Siyaset, Makyavelizm, Virtu, Fortuna, Hikmet–i Hükümet.
Ammâr B. Yâsir'in hayatı ve siyasi hadiselerdeki rolü
"Ammâr b. Yâsir'in Hayatı ve Siyasi Hadiselerdeki Rolü" konulu tez çalışmasında Ammâr b. Yâsir'in hayatı ve mücadelesi ilk kaynaklar ışığında ele alınmıştır. Kronolojik sıralama dikkate alınarak hazırlanan bu çalışmada, Ammâr b. Yâsir'in özellikle Fitne Dönemi'ndeki tavırlarının sebepleri ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Tezimiz dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm olan Risalet Dönemi'nde; Ammâr b. Yâsir'in soyu, Müslüman olduktan sonraki hayatının Mekke- Medine'deki yılları ve Hz. Peygamber ile olan yakın ilişkisi incelenmiştir. İkinci bölümde; Ammâr b. Yâsir'in ilk üç halife dönemindeki hayatı ele alınmış, Hz. Ali taraftarlığının belirginleşmesinin seyri aktarılmıştır. Üçüncü bölümde; Hz. Ali'nin halifeliğinde Ammâr'ın aktif görev alışı ve Hz. Ali'ye olan desteği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Son bölümde ise; Ammâr b. Yâsir'in kişiliği, hakkında söylenenler ve siyasi fikirleri tahlil edilmeye çalışılmıştır. Hz. Peygamber'in vefatından kısa bir süre sonra Müslümanlar siyasi anlaşmazlığa düşerek birbirleri ile mücadele etmek durumunda kalmışlardı. Bu siyasi anlaşmazlık sonraki yıllarda siyasi ayrılıklara ve itikadi kamplaşmalara dönüşerek günümüze kadar Müslümanları etkilemeye devam etmiştir. Bu çalışmada, siyasi mücadelenin aktörlerinden biri olan Ammâr b. Yâsir'in hayatı incelenerek bu ayrışmanın nedenleri bulunmak hedeflenmiştir. Anahtar Kavramlar: Ammâr b. Yâsir, sahabi, Hz. Ali, siyaset, hilafet
Politik teoloji kavramı üzerinden Amerika Birleşik Devletleri'nin tarihsel sürecine dair genel bir inceleme
Din ve siyaset kavramlarının her ne kadar modern devlet anlayışı sonucunda ayrı kaldığı öne sürülse bile bu durumun imkânsızlığı, politik teoloji kavramı üzerinden siyasi alanda dinin dönüşümü ile ifade edilmektedir. Politik teoloji bağlamında dinin araç haline getirilmesi, politika içerisinde kutsal olanın yerini değiştirmede büyük rol oynamıştır. Kutsal olana atfedilen yücelik zamanla kendini iktidara bırakarak, iktidarın eylemlerini sorgulanamaz bir şekilde meşru zemine oturtmuştur. Böylece modern devlet anlayışında yer alan kavramlar, içi boşaltılmış ve sekülerleştirilmiş teolojik kavramlar olarak yerini almaktadır. Dinin tamamen yok olmadığı siyasi alanda ortaya çıkan kavramlar, politik teoloji bağlamında din ve siyasetin karşılıklı olarak ifade edilişinde farklı formlara dönüşerek, toplumsal ve siyasi değişimlere sebebiyet veren hareketlerin dini barındıran ideolojiler haline gelmesine yardımcı olmaktadır. Dinin toplumların geleneksel teolojik yapısı ile dönüşümü sonrası sivil din, dini milliyetçilik gibi kavramlar o toplumun özelliklerini barındırarak ortaya çıkmıştır. Böylece, politik teoloji üzerinden ele alınan bu kavramlar hem siyasi altyapının hem de toplumun yönlendirilmesinde etkili olmuştur. Farklı formlarda da olsa kendini belli ettiği güncel siyaseti analiz etmede bize yardımcı olmaktadır. Din ve siyasetin politik teoloji açısından dönüşümünü ABD'nin tarihsel sürecinde ve ABD başkanlarının söylem ve politik kararlarında görmek mümkündür. Özellikle kilise ve devlet arasında ortaya çıkan çatışmaların Anayasal Dönem'le beraber dinin hangi formlarda kendini gösterdiği politik teoloji açısından önem arz etmektedir. Tanrı'nın kutsallığı ve dokunulmazlığı zamanla iktidara atfedilerek ona kutsallık ve meşruiyet alanı sağlamaktadır. Yapılan bu çalışmada, ABD tarihi, politik teoloji bağlamında incelenerek dinin siyaset üzerindeki dönüşümü açıklanmıştır. Dönemsel olarak değerlendirilen din, toplumda yer alan geleneksel teolojik kavramlarla etkileşim halinde varlığını korumaya devam etmiştir. Böylece politik teoloji bu dönüşümü ve etkileşimi analiz etmede bizlere yardımcı olmaktadır. ABD başkanlarının açılış konuşmalarında ve aldıkları politik kararlarda politik teoloji bağlamında dinin siyaset üzerindeki etkileşimi, dini motiflerin ve kutsala yapılan atıfların kullanımı bu çalışmada analiz edilmiştir. Böylelikle, başkanların söylemlerinde yer alan dini argümanların hem ulusu hem de siyasi yapıyı yönlendirmede etkili olduğu birçok konuşma örnekleriyle ele alınmıştır.
Muhammed b. Muhtar eş – Şankıti'nin düşüncesinde din toplum ve siyaset
Bu çalışmada Şankıti'nin İslam Medeniyetinde Anayasal Kriz/Büyük Fitneden Arap Baharına isimli eserinden hareketle İslam Medeniyetinin içerisinde bulunduğu Anayasal Krizin ne olduğunu, bu durumun nedenlerini ve sunulan çözüm önerilerini incelemeye çalıştık. Çalışmamız Giriş kısmı hariç üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde konunun günümüzdeki önemine değinerek İslam siyasal değerleri açısından ele alınmasının gereğini vurguladık. İslam siyasal tarihinin ilk dönem olaylarını inceleme altına aldığımız birinci bölümde Hz. Muhammed'in vefatıyla başlayan ve Cemaat Yılı olarak adlandırılan uzlaşmalarla son bulan süreçteki siyasal yaşanmışlıkları, Anayasal Kriz kavramının anlaşılabilmesi için olduğu şekliyle ortaya koymaya çalıştık. Çalışmamızın ikinci bölümünde, hicretin birinci asrında tecrübe edilen siyasi olayların Müslümanların inanç sahasına nasıl taştığını ve siyaset ile itikat arasındaki ilişkiyi gözler önüne sermeyi amaçladık. Çalışmamızın üçüncü bölümünü ise günümüze kadar taşınan siyasi ve itikadi problemlerin küllerinden kurtularak mevcut siyasal krizin çözümü noktasında Şankıti'nin önerilerini incelemeye ayırdık.
Bir siyasal iletişim aracı olarak politik mizahta karikatürün kullanılması: 2014 Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde Salih Memecan tarafından çizilen siyasi karikatürlerin analizi
Siyaset mekanizması kendini ifade edebildiği, hedef kitlesini ikna edebildiği ve onlar üzerinde meşruiyetini kazandığı ve devam ettirebildiği sürece varlığını sürdürebilmektedir. Tüm bunları da siyasal iletişim yöntem, teknik ve araçlarıyla gerçekleştirebilmektedir. Bu yöntem, teknik ve araçlardan biri olarak değerlendirebileceğimiz politik mizahın bir türü olan karikatür de genel olarak iktidara karşı bir muhalefet ve eleştiri aracı olarak kullanılsa da zaman zaman iktidarın kendi hegemonyasını devam ettirebilme, muhalefeti itibarsızlaştırma ve yapılan icraatlara destek bulma amacıyla da kullanıldığı görülmektedir. Bu çalışmamızda 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde Salih Memecan tarafından Sabah Gazetesi Bizimcity köşesinde çizilen karikatürlerin analizi yapılmaya çalışılmıştır. Çalışmamızın birinci bölümünde; Siyaset ve İletişim kavramlarının ardından Temel İletişim modelleriyle ilgili genel bilgi verilmiştir. Siyasal İletişim kavramı açıklanarak kavramın tarihçesi, ülkemizdeki gelişimi, işlevleri ve güncel olarak uygulanan yöntem ve teknikleri hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde; politik mizah ve karikatür konuları detaylı olarak incelenmiştir. Mizah kavramından başlanarak mizahın tür ve çeşitleri açıklanmış ve politik mizah kavramı anlatılmıştır. Daha sonra karikatür kavramı, çeşitleri, dünyadaki ve ülkemizdeki tarihi gelişimi devreler halinde ele alınmıştır. Son olarak da karikatür bir iletişim biçimi olarak formüle edilmiş ve bu formüldeki aşamalar açıklanmıştır. Son bölüm olan üçüncü bölümde ise; ilgili bölümde yapılacak analizin amaç, kapsam ve yönteminin neler olduğu açıklanmış ve Salih Memecan'ın 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde çizdiği 23 karikatür konularına göre 3 kategoriye ayrılarak içerik analizi yöntemiyle yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Siyaset, Siyasal İletişim, Politik Mizah, Karikatür, Cumhurbaşkanlığı Seçimi.
Hume ve Tocqueville üzerinden Liberal-muhafazakâr zihniyeti incelemek
Düşünce biçimleri arasında yapılan katı ayrımlar total ve kategorik bir aynılık ima eder, yani bir ideolojiyi ve ardından o ideolojiyi temsil eden düşünürü tanımlar. Fakat tek tip bir kategorileştirme ve tanımlama olarak ideolojiler yapay ve sınırlandırıcı ayrımlara dayanırlar. Bu tezde felsefe yapan bir düşünürün belli bir ideolojik kategoriye kapatılamayacağı çünkü bu ideolojinin söz konusu filozofun sadece kısmi bir yanı olup tözsel yanı olmadığı görüşünü temel alarak liberal-muhafazakâr düşünce Hume ve Tocqueville üzerinden okunmaktadır. Diğer bir deyişle filozof felsefe yapan kişidir bir ideolog değildir, bir ideolog ile bir filozof arasında kapatılamaz bir boşluk vardır. Liberal-Muhafazakâr düşünceyi ele alan bu çalışma, liberal-muhafazakâr düşüncenin bir ideoloji olarak okunmasından daha fazla bir zihniyet olarak okunmasını hedeflemektedir. Bundan dolayı, liberal-muhafazakâr zihniyeti tahayyül etmeye çalışmak, her şeyden evvel katı ayrımlara dayalı ideolojik formasyonun sınırlarının ötesinde bir yorumu vurgulamaktadır. Liberal-Muhafazakâr zihniyetin değerlendirilmesinde ele alınacak olan iki düşünür David Hume(1711-1776) ve Alexis de Tocqueville (1805-1859)'dir. Hume ve Tocqueville'in düşüncelerinde, liberal-muhafazakâr zihniyetin siyasal boyutları ve düşüncelerinin felsefi yanları ele alınarak, bir liberal veya muhafazakâr ideolojinin bu kalıpları neden kapsayamadığı anlatılmaya çalışılmıştır. Ayrıca liberal-muhafazakâr zihniyet, ekonomi ve piyasa ilişkileri özelikle devlet müdahalesi bağlamında ele alınmıştır. Bu tartışmaların sonunda liberal-muhafazakâr zihniyetin siyasal içeriği ile ekonomik içeriğinin bir birleşimi ortaya konulmuştur. Bu tartışma çerçevesinde ekonomik ve siyasi düşüncenin birleşim imkânı değerlendirilmiştir. Liberal-Muhafazakâr zihniyetin siyasal ve ekonomik tahayyülü, gerek liberalizmin gerek muhafazakâr ideolojinin sunî ve dayatmacı sınırlarının ötesinde bir uzlaşımsal zihniyet formu olarak düşünülebilir. Bu açıdan, liberal-muhafazakâr zihniyet, düşünmenin sahip olduğu genişliği ve derinliğin hakkını verme çabasının bir ürünüdür. Anahtar Kelimeler: Liberal-Muhafazakâr Zihniyet, Dolayımsal, Hume, Tocqueville, İdeoloji, Siyaset ve Piyasa
Toplumsal cinsiyet bağlamında Türk siyasal yaşamında kadının yeri
Dünyada kadınların ilk kez siyasal haklar elde etmesi Batı'da feminizmin ortaya çıkması sonucu gerçekleşmiştir. Türkiye'de ise kadınların siyasal haklar elde etmesinde feminizm dolaylı olarak etkili olmakla birlikte Türk kadının siyasal haklar kazanması 1930'lu yıllarda aşamalı olarak Atatürk'ün talimatı ile TBMM tarafından verilmiştir. Türkiye'de 5 Aralık 1934 tarihinden itibaren kadınların siyasal alanda yer almasına yönelik yasal engel bulunmamasına karşın kadınların siyasal alanda yeterince yer alamaması çözümlenmesi gereken önemli sorun alanlarından biridir. Bu çalışmada kadınların siyasal alanda yeterince yer alamamasının temel nedeninin toplumsal cinsiyet algısı olduğu görülmüştür. Çalışmanın amacı Türkiye'de kadının siyasal alanda yer alamamasının nedeni olan toplumsal cinsiyetin belirleyiciliğine dikkat çekerek bu konuda farkındalık oluşturmaktır. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde toplumsal cinsiyet konusu detaylı bir şekilde incelenerek konuyla ilgili geniş teorik bilgi edinilmiştir. Son olarak da Türkiye'de toplumsal cinsiyet algısını tespit etmek amacıyla Osmanlı döneminden günümüze değin kadının aile, eğitim, çalışma ve medyadaki konumu akademik araştırmalar ve istatistiki verilerden yararlanarak araştırılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde düşünce akımlarından; liberalizm, muhafazakârlık, sosyalizm, faşizm ve feminizmin bir birey olarak kadına bakış açısı incelenmiştir. Bu düşünce akımlarından feminizme; doğrudan kadın haklarına yönelik bir akım olduğundan dolayı daha detaylı şekilde yer verilmiştir. Bu doğrultuda akademik çalışmalardan feminizm tanımları incelenerek feminizmin ne olduğu çözümlenmeye çalışılmıştır. Daha sonra feminizmin tarihsel süreci ve bu tarihsel süreç içerisinde ortaya çıkan bazı feminizm türleri araştırılmıştır. Son olarak da Türkiye'de feminizmin tarihsel süreci incelenmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise toplumsal cinsiyet algısının kadının siyasal alandaki yerine etkisini tespit etmek amacıyla kadının siyasal alandaki yeri Osmanlı döneminden günümüze kadar konuyla ilgili akademik çalışmalar, istatistiki veriler incelenerek araştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Feminizm, Toplumsal Cinsiyet Algısı, Siyasal Alan.
Bir siyasetname olarak Kınalızâde Ali Efendi'nin Ahlâk-ı Alâî eserinde yönetim-siyaset ilişkisi
Modern yönetim ve siyaset düşüncesinin belirttiği yönetim ile siyaset ayrılmalıdır görüşünün aksine, siyasetnamelerde bu iki kavramın birlikte ele alındığı bir anlayış hâkimdir. Siyasetname geleneğinin bir ürünü olan Kınalızâde Ali Efendi'nin Ahlâk-ı Alâî isimli eseri de benzer bir anlayışla yazılmıştır. Eser, modern düşüncedeki yönetim ile siyaset arasında ayrımın yapıldığı ve kavramların birbiri ile çatıştırıldığı bir anlayışla değil, birlikte düşünüldüğü bir yönetim ve siyaset düşüncesine sahiptir. Devletin ayakta kalması ve toplumsal adalet ile mutluluğu sağlama yolunda olaylara bütüncül bir bakış açısı ile yaklaşılmış, söz konusu nedenle de yönetim, siyaset, ahlak ve din gibi kavramlar bir bütün olarak birlikte ele alınmıştır. Kınalızâde'nin eserinde bahsettiği kişi, aile ve devlet ahlakı düşüncesi, yönetim ve siyaset açısından varılmak istenen ideal devlet ve toplum yapısının sistematiğini oluşturmaktadır. Ahlâk-ı Alâî'de yönetim ve siyaset anlamında ideal devlete giden yolda kişi ahlakı en önemli uğrağı oluşturmaktadır. Eserde ideal devlet ve toplum yapısının oluşması, hükümdarın erdemli olmasına bağlanmıştır. Ki buradan yönetim ve siyasetin ahlâk temeline dayandırıldığı görülmektedir. Dolayısıyla; Kınalızâde düşüncesinde yönetim ve siyaset, ideal devlet ve toplum yapısının oluşturulması noktasında ahlâki açıdan bir bütün olarak ele alınan kavramlardır. Anahtar kelimeler: Yönetim-Siyaset İlişkisi, Siyasetname(ler), Ahlak, Kınalızâde Ali Efendi, Ahlâk-ı Alâî
Siyasetin iki yüzü: Popülizm ve demokrasi dikotomisi
1980‟lerde Avrupa‟da başlayıp, 2000‟li yıllarda yoğun olarak hissedilen popülist siyaset ögeleri, demokrasi kavramının ve ilkelerinin önemini yitirmesine yol açmaktadır. Hükümetler tarafından uygulanan popülist politikalar demokratik olarak algılanabilmekte ve demokrasi kusurlu bir hale gelebilmektedir. Demokrasinin sürekli sekteye uğra(tıl)dığı, henüz sivil toplum alanının oluşamadığı ülkelerde popülist siyaset, demokrasinin gerekliliklerine zarar vermektedir. Antik Dönemden Modern Döneme demokrasi sürekli tartışılmış ve yönetim biçimi olarak daha iyi nasıl olabilir sorusuna cevap aranmıştır. Özellikle 20. yüzyılda farklı birçok demokrasi teorisinin tartışılması demokrasiyi daha tartışmalı bir hale getirmiştir. Demokrasinin bu çeşitliliği olumlu olduğu kadar olumsuz sonuçlara da zemin hazırlamıştır. Öyle ki demokrasinin boşluk ve çatışmalarından yararlanarak tıpkı onun gibi görünen popülizmin ortaya çıkması modern dönemin kaçınılmaz bir sonucu olmuştur. Bu çalışma da demokrasinin bir gereğiymiş gibi ortaya koyulan uygulama veya söylemlerin, aslında popülist siyaset mantığını hakim kıldığı ve demokrasinin yerleşikleşmesini güçleştirip kusurlu hale getirdiği ortaya koyulmaya çalışılmış ve bir karşılaştırma yapılarak çözüm önerileri sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Popülizm, Demokrasi, Söylem, Popülist Strateji
Türkiye'de ordu–siyaset ilişkileri ve savunma stratejileri (1923-1950)
Türkiye'de ordu-siyaset ilişkileri hemen her dönemde tartışılagelmiş, bu tartışma kimi zaman ordunun Cumhuriyet devrimlerini koruyucu rolü üzerinden, kimi zaman da kurmaya çalıştığı vesayet rejimi üzerinden yapılmıştır. Hangi açıdan bakılırsa bakılsın Türkiye'de ordu, siyasete yön veren, hükümetleri etkileyen, önemli kararların alınıp uygulanmasında bazen öncü, bazen de karşı olarak varlığını devam ettirmiştir. Ordunun karşısında olduğu politikalar genel manada ve çoğu zaman uygulanamazken, ordu içerisinde de türlü grupların ortaya çıkması kaçınılmaz olmuş, bu gruplar belli bir süre sonra darbe heveslisi cuntalara dönüşmüştür. Darbe söylem ve eylemleri ilk olarak İkinci Dünya Savaşı'nın bitimiyle ortaya çıkarken, bu dönemde Cumhurbaşkanlığı makamında bulunan kişinin İstiklal Harbi kahramanı İsmet İnönü olması, planların kısmen de olsa akamete uğramasına sebep olmuştur. Ancak 27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesine giden süreci, İnönü'nün Cumhurbaşkanlığına ve politikalarına karşı çıkan bir grup askerin örgütlemesi, bu dönemin ayrıntılı bir şekilde incelenmesini gerektirmektedir. Öte yandan, özellikle İkinci Dünya Savaşı yıllarında Türkiye üzerine kurulan baskı, ülkeyi türlü savunma stratejileri uygulamaya iterken, savaşın askeri ve ekonomik yükü hükümetlerin uzun ömürlü olmalarını da engellemiştir. Sonuç olarak dönemin en önemli problemleri ordunun siyaset içindeki rolü ve ülke savunması olarak belirmiştir. Çalışma, daha detaylı bilgi verebilmesi ve dönemselleştirme açısından 1923–1950 yılları arasını kapsayacak şekilde ele alınmıştır.
Clausewitz ve Schmitt'te politika-savaş ilişkisine dair bir analiz
Teknolojik alanda yaşanan gelişmeler savaşlarda da köklü değişimlere neden olmuştur. Bu tezin temel amacı, savaşlarda yaşanan bu değişimler sonrasında Clausewitz'in "savaş sadece politikanın başka araçlarla devamıdır.'' argümanının geçerliliğini koruyup korumadığını Carl Schmitt'in görüşlerinden istifade ile sorgulamaktır. Bu çerçevede, tezin ilk bölümünde, savaşın kavramsal incelemesi ile savaşın felsefe içerisindeki yeri ele alınmıştır. Müteakiben savaşlarda yaşanan dönüşümler ile Clausewitz'in savaş üzerine görüşlerine yer verilmiştir. Tezin ikinci bölümünde, politikanın kavramsal analizi ile Schmitt'te politik olan savaş ilişkisi incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise günümüzde savaş ile politikanın bir bağlatısının olmadığına dair iddialar incelenerek Clausewitz'in tezinin geçerlilik durumu değerlendirilmiştir.