Plants-medicinal
199 theses under this subject heading
Ferula L. cinsine ait bazı türlerinin iPBS-retrotranspozon dna markörleri ile moleküler karakterizasyonu
Bu tez çalışmasında, Türkiye'de doğal olarak yayılış gösteren Ferula L. cinsine ait 20 farklı türe ait toplam 76 genotipin genetik çeşitliliği iPBS-retrotranspozon DNA markörleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamında, iPBS belirteçleri ile genotiplerin genetik yapıları incelenmiş ve türler arasındaki genetik farklılıklar detaylı şekilde analiz edilmiştir. Kullanılan 83 iPBS primerinden 10 tanesi analizler için uygun bulunmuş ve bu primerlerle toplam 80 polimorfik bant elde edilmiştir. Primer başına gözlemlenen allel sayısı 5 ile 15 arasında değişmiş, ortalama Polimorfizm Bilgi İçeriği (PIC) değeri ise 0.251 olarak hesaplanmıştır. Genetik çeşitlilik analizleri sonucunda; ortalama etkin allel sayısı (Ne) 1.554, Nei'nin genetik çeşitlilik indeksi (h) 0.3234 ve Shannon bilgi indeksi (I) 0.4868 olarak belirlenmiştir. Elde edilen moleküler veriler NTSYSpc (Dice benzerlik katsayısı), POPGEN1.32 ve STRUCTURE yazılımları kullanılarak analiz edilmiştir. Kümeleme analizleri, genotiplerin genetik benzerlik düzeylerine göre gruplandığını göstermiştir. Genetik yapı analizi sonucunda ise bireylerin iki farklı alt gruba ayrıldığı ortaya konmuştur. Elde edilen bulgular, iPBS-retrotranspozon markörlerinin Ferula türlerinin genetik çeşitliliğini ortaya koymada etkili bir araç olduğunu göstermektedir. Bu çalışma, Ferula cinsi üzerine yapılacak genetik, filogenetik ve koruma biyolojisi araştırmalarına önemli katkılar sağlayacağı kanatindeyiz.
Nizip nanesi (Mentha spicata) bitkisinin gelişiminde Cladophora glomerata ve Arthrospira (Spirulina) platensis alglerinin, biyogübre olarak kullanımının araştırılması
Bu çalışma, Mentha spicata türünün en uygun yetiştirme ortamlarının geliştirilmesi ve belirlenmesi amacıyla, Cladophora glomerata ve Arthrospira (Spirulina) platensis alglerinin beş farklı kuru ağırlık dozu (2 gr, 4 gr ve 6 gr; 8 gr, 10 gr; ve karışımları ise %50+%50 olarak) toprağa sıvı olarak üç defa uygulanmıştır. Deneme üç tekrarlı olarak 22.10.2021 ile 24.03.2022 tarihleri arasında Biyoloji Bölümü Serası'nda 7 litrelik saksılarda yapılmıştır. Araştırmada sırasında nane kalitesinin bazı ayırt edici özelliklerinden olan; en kısa ve en uzun dal uzunluğu, kök uzunluğu, yaş ve kuru aksam ağırlığı, yaş ve kuru kök ağırlığı, yaprak sayısı, ortalama dal/yaprak oranı, klorofil a verimi gibi kıstaslar incelenmiştir. Kontrol grubuna göre en yüksek yaş ağırlık artışı olarak Cld1.0 grubu %165, Spr0,6 %26 ve C+S0,8 ise %32 olarak gerçekleşmiştir. Nane bitkisinde alg uygulamalarının genelde kontrol grubuna göre daha iyi sonuçlar verdiği görülmüştür.
Türkiye'de yetişen Chaiturus ve Leonurus (Lamiaceae) cinslerine ait türlerin morfolojisi, anatomisi, palinolojisi ve kimyasal içerikleri üzerine araştırmalar
Chaiturus ve Leonurus, Lamiaceae familyasında yer alan ve birbirine morfolojik açıdan benzeyen iki cinstir. Morfolojik benzerlikler taksonomik problemlere yol açmaktadır. Bu yüzden, bu tezde Türkiye'de yetişen Chaiturus ve Leonurus türlerinin anatomisi, makro ve mikromorfolojisi daha detaylı bir şekilde incelenerek taksonomik sorunların çözümüne katkı sağlanması amaçlanmıştır. Ayrıca, bu çalışmada ilgili cinslere ait türlerin kimyasal içeriği ve antioksidan etkisi araştırılmıştır. C. marrubiastrum, L. cardiaca, L. glaucescens, L. persicus ve L. quinquelobatus türlerinin kök, gövde ve yaprak anatomisi parafin metoduyla, gövde, yaprak, kaliks, korolla, nutlet ve polen morfolojisi SEM ve stereomikroskopla incelenmiş ve DPPH, fenol ve flavonoid miktarları karşılaştırılmıştır. Chaiturus ve Leonurus türlerinin anatomik ve mikromorfolojik yönden birçok farklılıkları bulunmaktadır. DPPH seviyesi ile fenol ve flavonoid miktarları yönünden ise Chaiturus ve Leonurus türleri arasında oldukça büyük farklılıklar bulunmaktadır.
Asperula l. (rubıaceae) cinsinin asperula ve glabella seksiyonlarına ait bazı türlerin anatomisi, mikromorfolojisi, palinolojisi ve ekolojisi üzerine araştırmalar
Bu tez çalışması, ülkemizin çeşitli coğrafi bölgelerinde doğal olarak yayılış gösteren ve tıbbi açıdan önemli bileşikler içeren Asperula L. (Rubiaceae) cinsine ait bazı bitki türlerini konu almaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, Asperula cinsi altında yer alan Asperula ve Glabella seksiyonlarına ait türlerini mikromorfoloji, anatomi, polen karakterleri ve ekolojik özellikler bakımından ayrıntılı bir şekilde araştırmaktır. Bu kapsamda araştırmaya dahil edilen türler şunlardır: Asperula seksiyonundan A. arvensis (tarla belumotu), A. orientalis (gökçebelumotu) ve A. setosa (acembelumotu), Glabella seksiyonundan A. cymulosa (amanosbelumu), A. involucrata (akçabelumotu) ve A. xylorrhiza (Siirtbelumotu). Çalışmada, bu türlerin gövde ve yapraklarının mikromorfolojik özellikleri ile birlikte kök, gövde ve yapraklarının anatomik yapıları detaylı bir şekilde incelenmiştir. Mikromorfolojik analizlerde trikom yapıları, stoma tipleri, epidermis özellikleri gibi önemli yüzey morfolojisi detayları ortaya konulmuştur. Buna ek olarak, türlerin palinolojik özelliklerinin belirlenmesi amacıyla polen morfolojisi üzerine çalışmalar yapılmıştır. Palinolojik analizler, polenlerin şekli, büyüklüğü, apertür tipi ve eksin yapısı gibi karakteristik özelliklerin tanımlanmasına olanak sağlamıştır. Bu veriler, hem sistematik taksonomi açısından önemli ipuçları sunmakta hem de bu türlerin çevresel adaptasyonlarına dair bilgiler sağlamaktadır. 2024 yılından itibaren gerçekleştirilen saha çalışmaları kapsamında, türlerin doğal yayılış alanları ziyaret edilerek çok yönlü çevresel veriler toplanmıştır. Elde edilen ekolojik veriler, her türün hangi habitat koşullarında geliştiği, yayılış gösterdiği bölgelere özgü çevresel faktörlere nasıl adapte olduğu gibi sorulara cevap aramak amacıyla detaylı şekilde analiz edilmiştir. Bu çalışma, ülkemizde yayılış gösteren potansiyel tıbbi etkiye sahip bazı Asperula türlerinin çok yönlü biyolojik özelliklerinin ortaya konulmasına katkı sağlamaktadır. Aynı zamanda bu araştırma, söz konusu türlerin korunması, sürdürülebilir kullanımı ve ileride yapılacak farmakolojik çalışmalar açısından temel veri niteliği taşımaktadır.
Halk ilacı olarak kullanılan Peganum harmala L. (üzerlik) tohumu üzerinde ilaç hammaddesi yönünden araştırmalar
Türkiye'de Peganum cinsini temsil eden tek tür olma özelliğine sahip Peganum harmala L. "üzerlik" olarak bilinmekte ve halk ilacı olarak çok yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Bitki üzerinde gerçekleştirilen farmakolojik çalışmaların P. harmala bitkisinin antienflamatuvar, antibakteriyel, ağrı kesici gibi bazı etnobotanik uygulamalarını desteklediği bilinmektedir. Bu çalışmada bitkinin tohumlarından elde edilen metanollü ekstre artan polariteye sahip solvanlarla fraksiyonlanlandırılmış, ayrıca asit-baz ekstraksiyonu yöntemi ile alkaloitler ve diğer bileşenler şeklinde bir ayrıma tabi tutulmuştur. Elde edilen fraksiyonlar ve ekstre üzerinde izolasyon ve yapı tayini işlemleri, HPLC analizi ve biyolojik aktivite çalışmaları yürütülmüştür. İzole edilen alkaloitler harmin, harmalin, harmalol, vasisinon, deoksivasisinon ve pegalin olarak tanımlanmıştır. Diğer yandan tohumlardan bir flavon iskeleti (diosmetin veya akasetin) ile dört adet oz ünitesi taşıyan iki adet bileşik elde edilmiştir. Bunlardan diosmetin-7-O-β-D-glukopiranozil-(1→2)-β-D-glukopiranozil-(1→2)-[α-L-ramnopiranozil-(1→6)]-β-D-glukopiranozit molekülünün P. harmala türünden izolasyonu ilk defa gerçekleştirilirken, akasetin-7-O-β-D-glukopiranozil-(1→2)-β-D-glukopiranozil-(1→2)-[α-L-ramnopiranozil-(1→6)]-β-D-glukopiranozit olarak tayin edilen flavonozit Peganum cinsinden ilk defa bu çalışma ile izole edilmiştir. Ayrıca bu bileşiklerin doğadan ikinci kez elde edildikleri anlaşılmıştır. Ekstre ile ana fraksiyonların antioksidan özellikleri TEAC, CUPRAC ve DPPH yöntemleriyle değerlendirilmiş, en yüksek antioksidan aktivite TEAC için alkaloit fraksiyonu-1'de (IC50 76,06 µg/ml), CUPRAC ve DPPH için etil asetat fraksiyonunda (IC50 61,62 ve 110 µg/ml) gözlenmiştir. Sitotoksik aktivite çalışmaları L929 ve HeLa hücre serileri üzerinde MTT yöntemine göre gerçekleştirilmiş olup alkaloit fraksiyonları, etil asetat ve n-butanol fraksiyonları ile ekstrenin belirgin sitotoksik aktivitesi gösterilmiştir. Ayrıca bu çalışma ile valide edilmiş HPLC yöntemine göre kalitatif ve kantitatif analizler gerçekleştirilmiş, bu sayede biyolojik aktivitelerin hangi bileşenlerden kaynaklandığı araştırılmıştır.
Sıklıkla kullanılan bitkisel ürünlerin ilaçlar ile olası etkileşmelerinin eczacılar tarafından farkındalıklarının değerlendirilmesi
Dünyanın pek çok bölgesinde bitkisel ilaçların ve besin desteklerinin kullanımı oldukça fazla artış göstermektedir. Pek çok bitkisel ürün internet yoluyla satıldığından bu ürünlerin kontrolsüz bir pazarda tüketici ve hastalar tarafından ne ölçüde kullanıldığını değerlendirmek zordur. Bu nedenle pek çok ülke geleneksel ürünlerin ruhsatlandırılması için düzenlemelere başlamıştır. Diğer taraftan, tedavinin başarısını etkileyen çok önemli bir konu olan bitkisel ilaçlar ile sentetik ilaçların etkileşme sıklığı henüz tam olarak bilinmemektedir. Hastalar aile ve arkadaş tavsiyesine göre bitkisel ilaçları kullanmaktadırlar. Genel olarak bitkisel ilaç kullanımlarını hekim ve eczacılarına haber vermemektedirler. Hastaların pek çoğunun ve eczacılar da dahil sağlık çalışanlarının da bitkisel ürün-ilaç etkileşmesi hakkında yeterli bilgisi bulunmamaktadır. Etkileşmelere ilişkin bilgi yetersizliği muhtemelen etkileşmelerin farkında olunmaması ya da rapor edilmemesinden kaynaklanmaktadır. Ginkgo biloba, Panax ginseng, Hypericum perforatum, Aloe vera ve Allium sativum çok yaygın olarak kullanılan bitkisel ilaçlardır. Bu çalışmada, sıklıkla kullanılan bu bitkisel ilaçların, tedavide kullanılan ilaçlarla etkileşmelerinin eczacılar tarafından değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada geniş bir anket kullanılarak, eczacıların bu bitkisel ilaçların kullanım alanları, istenmeyen etkileri, ilaçlarla olası etkileşmeleri hakkında bilgileri değerlendirilmiştir. Eczacıların yarısından çoğunun bitkisel ürünler ve ilaçlar arasındaki etkileşmeler hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıkları gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Bitki, bitkisel ilaçlar, bitki-ilaç etkileşimleri, eczacı farkındalığı, alternatif tedavi, Ginkgo biloba, Panax ginseng, Hypericum perforatum, Aloe vera, Allium sativum.
Pharmacognostic evaluation of glaucium flavum crantz.
Glaucium flavum, species of Glaucium belonging to Papaveraceae family, grows mostly with yellow flowers in sand in waterside and rocky areas which suffered from erosion below 500 meters height. Due to the isoquinoline alkaloid it content, it has antitussive, neuroprotective, anti-inflammatory and antibacterial effects. Herba of Glaucium flavum collected from three distinct locations were studied with "Loss on drying, total ash, sulfate ash and ash insoluble in HCl" in accordance with European Pharmacopoeia. Alkaloid profile of the plant is detected by GC-MS "(Gas Chromatography-Mass Spectrometry)" method. Inhibitory activities of acetylcholinesterase and butyrylcholinesterase were examined on alkaloid extracts of the plant samples. Glaucine was found to be major compound in the plant that was collected from Sakran, Izmir which is a Bulancak, Giresun culture form; isocorydine was major compound in the plant that was collected from Mordogan, Izmir; an alkaloid with a moleculer weight of 337 was found to be major compound in the plant that was collected from Karabiga, Canakkale. Acetylcholinesterase and butyrylcholinesterase inhibitory activity potentials were detected in all extracts obtained from the plants. The highest activity between the examined plants is found in the plant extract that was collected from Karabiga, Canakkale. For the acetylcholinesterase inhibitory activity, the highest IC50 value is 8,98 µg/mL whereas the highest IC50 value is 17,46 µg/mL for the butyrylcholinesterase inhibitory activity. Difference of alkaloid profile and biological activity were detected between the samples of the plant that are collected from different locations. Keywords; Glaucium flavum; Papaveraceae; alkaloid; GC-MS; acetylcholinesterase inhibitory
Flos sambuci drog örnekleri üzerinde kalite kontrol çalışmaları
Türkiye'de doğal olarak yetişen iki Sambucus türünden biri olan Sambucus nigra L., Caprifoliaceae familyasına ait çalı formunda bir bitkidir. Geleneksel olarak soğuk algınlığı, üst solunum yolu enfeksiyonları ve gripte kullanılmaktadır. S. nigra'nın antiviral, antioksidan, antienflamatuar, antimikrobiyal ve antidiyabetik etkinlikleri bilimsel olarak ispatlanmıştır. Bu çalışmada dört farklı drog örneği üzerinde kalite kontrol çalışmaları yürütülmüştür. İki örnek sırasıyla (SN2 ve SN3) eczane ve aktarda satılan ticari droglardır. Diğer iki örnek ise (SN1 ve SN4) İzmir-Bozdağ ve Isparta-Gölcük'ten sırasıyla toplanmıştır. Tüm örnekler, Avrupa Farmakopesi 8.0 ve Türk Farmakopesi 2017'de yer alan yöntemler esas alınarak incelenmiştir. Kurutmada kayıp, bütün kül, hidroklorik asitte çözünmeyen kül ve sülfat külü deneyleri gerçekleştirilmiştir. Rutin ve kafeik asitten standart olarak yararlanılmak suretiyle drog örneklerinin analizi ve saflık kontrolü için ince tabaka kromatografisi (İTK) kullanılmıştır. Toplam flavonoitlerin spektrofotometrik miktar tayini yapılmıştır. Ayrıca drog örneklerinin antioksidan potansiyeli spektrofotometrik ölçüm tekniği baz alınarak, DPPH (2,2-difenil-1-pikrilhidrazil) radikal süpürücü aktivite tayin yöntemiyle saptanmıştır. Genel olarak tüm örneklerin farmakope standartlarıyla uyumlu olduğu görülmüştür. Test edilen örnekler içerisinde SN1 kodlu örneğin en yüksek flavonoit miktarına sahip olduğu bulunmuştur. Buna ek olarak, tüm örneklerin DPPH radikal süpürücü aktivite potansiyelinin az çok birbirine yakın olduğu görülürken, SN1 kodlu örnek en yüksek aktiviteyi (IC50:32,09) ve SN4 kodlu örnek ise en düşük aktiviteyi (IC50: 46,55) göstermiştir.
Obezite tedavisinde kullanılan tokluk hissi sağlayan bitkisel kaynaklar
Obezite Tedavisinde Kullanılan Tokluk Hissi Sağlayan Bitkisel Kaynaklar Değişen yaşam tarzları, hareketsizlik ile birlikte sedanter yaşam, beslenme alışkanlıklarının değişmesi ve medya etkisi gibi faktörler beraberinde birçok sağlık sorunu getirmektedir. Obezite, halk arasında şişmanlık olarak bilinen vücutta fazla miktarda yağ depolanması sebebiyle ortaya çıkan ve tedavi edilmesi gereken ciddi bir sağlık sorunudur. Son zamanlarda dünya genelinde yapılan araştırmalar sonucu obezitenin prevelansının artmakta olduğu bilinmektedir. Bireylerin, dengeli ve sağlıklı beslenme alışkanlıklarını küçük yaşta kazanmaları, obezite ve obeziteye bağlı sağlık sorunlarını en aza indirilmesi üzerine dünya genelinde odaklanılmakta ve çalışmalar yapılmaktadır. Obezite, enerji alımı ve harcaması bakımından enerji dengesi bozukluğundan kaynaklanmaktadır. İştahı bastıran, kilo kaybına neden olan veya besin emilimini inhibe eden ilaçlar da dahil olmak üzere obeziteyi kontrol etmek için birçok farklı yaklaşım bulunmaktadır. İlaçla tedavinin yararları yanında çeşitli yan etkileri mevcuttur. Bu nedenle, obezitenin tedavisinde faydalı olabilecek doğal bileşikler alternatif olarak araştırılmaktadır. Bu sebeple bitkilerin obezite tedavisini destekleyici etki mekanizmaları üzerinde durulmaktadır. Geçtiğimiz on yıl boyunca, bitkisel ilaçlarla yapılan zayıflama tedavisi çalışmalarında her geçen gün yeni gelişmeler kaydedilmektedir. Bitkisel ilaçların klinik araştırmaları obezite tedavisinde etkili olduğunu göstermiş ve bitkisel ilaçların potansiyel mekanizmalarını ortaya çıkarmaya yönelik araştırmalar sürmektedir. Bu tez kapsamında etki mekanizmaları açısından obezite tedavisinde yararlanılan lif içeriği yüksek iştahı etkileyen; Amorphallius Konjac, Plantago Ovata, Hoodia Gordonii, Garcinia Cambogia, Gymnema Sylvestre ve Gelidium Amansi uygulamalarını incelenmiş ve obezite tedavisinde uzun vadeli kilo kaybı üzerindeki etkilerini değerlendirilerek tedavide kullanılan ilaçlar ile karşılaştırılmıştır. Obezite tedavisinde kullanılan ilaçların yararları olmasına rağmen yan etkileri bitkisel desteklere kıyasla daha fazladır. Bu sebeple bitkilere yönelim gün geçtikçe artmaktadır. Anahtar Kelimeler: Beslenme; diyet; obezite; Amorphallius Konjac; Plantago Ovata; Hoodia Gordonii; Garcinia Cambogia; Gymnema Sylvestre; Gelidium Amansi.
Psikiyatri kliniğine başvuran hastaların kullandığı bitkisel ürünlerin belirlenmesi
Psikiyatri Kliniğine Başvuran Hastaların Kullandığı Bitkisel Ürünlerin Belirlenmesi Psikiyatri kliniğine başvuran hastalarda bitkisel ürün kullanımını belirlemek amacıyla yapılan tanımlayıcı araştırma 303 birey ile gerçekleştirilmiştir. Bireylere yüz yüze görüşme ile anket formu uygulanmıştır. Katılımcıların yarıdan fazlası kadın (n=194, %64) ve evlidir (%54.5) ve %38.9'u lise mezunudur. Araştırmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 40.14±15.15'tir. Erkeklerin yarısından fazlası çalışmamaktadır (n=66). Bitkisel ürünlerin en çok rutin kullanımı (günlük çaylar) bulunmaktadır (%60,7). Bu kullanımı sırası ile obezite (%17.2) ve uykusuzluk (14.8) takip etmektedir. En çok kullanılan form bitki çayıdır (%96,6). En çok bitkisel ürün temin edilen yer aktarlardır (%68). Hastalar en çok yakınlarının tavsiyesi ile bitkisel ürün kullanmaktadır (%54). Hastaların yarısından fazlası kullandığı bitkisel ürünü araştırmamıştır (%59,1). En fazla akraba/arkadaştan (%39,5) ve internetten (%34,7) bilgi edinilmiştir. Katılımcıların %41,5'i bitkisel ürünü her gün kullanmaktadır. Katılımcıların %79'unun kullandığı bitkisel ürünlerin aylık maaliyeti 25 TL'yi geçmemektedir. Çoğunluk, kullandığı bitkisel ürün bilgisini doktoru ile paylaşmamıştır (%81). Taze bitki olarak en çok kullanılan ürün cevizdir (%73.6). Kuru bitki olarak tarçın (%29.7) ve bitki çayı olarak ıhlamur (%50.2) en sık kullanılan bitkilerdir. Aloe vera bitkisinin jeli kullanılmaktadır (%8.9). Sarı kantaron bitkisi, yağda bekletilerek kullanılmaktadır (%22.8).
Muğla bölgesindeki eczanelere başvuran kronik hastalığı olan bireylerden tıbbi bitki kullanımı konusunda bilgi alınması
Bitkisel ürünlerin tedavi amacıyla kullanılması binyıllar öncesine dayanmaktadır. Günümüzde de hala devam eden bitkisel ürünlerin kullanımı, özellikle son yıllarda artmıştır. Bitkisel tedavi her ne kadar olumlu sonuçlar verse de bu ürünleri bilinçsiz şekilde kullanılması istenmeyen sonuçlara neden olabilmektedir. Özellikle bu ürünlere hemen her yerde rahatça ulaşılabilmesi, bitkisel ürünlerin kullanımını arttırmaktadır. Kronik hastalığı bulunan kişiler, bu ürünleri çoğu zaman doktorlarına ya da eczacılarına danışmadan kullanmaktadır. Ancak kronik hastalığı olan bireylerde düzenli kullandıkları ilaçlar ile bitkisel ürünlerin etkileşimi tehlikeli sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle çalışmada eczanelere başvuran kronik hastalığı olan bireylerde tıbbi bitki kullanımı konusunda bilinç düzeylerinin ölçülmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda Muğla'da yer alan eczanelere başvuran 115 kronik hastalığı bulunan bireyler üzerinde anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Bu anket çalışmalarının bulguları sonucunda eğitim durumu ve yaş değişkenlerinin bitkisel ürün kullanımında istatistiksel olarak önemli bir faktör olmadığı görülmüştür. Ayrıca doktorların ve hastaların bitkisel ürünleri kullanımı konusunda bilinçlenmeleri gerektiği anlaşılmıştır.
Hiperlipidemi tedavisinde kullanılan bazı fitoterapötiklerin antioksidan ve pro-oksidan özelliklerinin değerlendirilmesi
Hiperlipidemi kardiyovasküler hastalıklar için ciddi bir risk faktörü olduğundan farmakolojik tedavi esastır ancak bazı bireylerde gelişen statin kaynaklı yan etkilerden dolayı hem hastalar hem de bilimsel çevreler tarafından doğal ürün arayışı oluşmuştur. Bu doğal ürünlerin antioksidan etkileri kadar pro-oksidan etkilerinin de varlığı literatürde yer almaktadır. Anti-hiperlipidemik etkili doğal ürünlerin antioksidan ve pro-oksidan özelliklerinin eş zamanlı değerlendirildiği çalışmaların sayısı literatürde kısıtlıdır. Bu kapsamda çalışmamızda alıç çiçek ve yaprağı, hibiskus çiçeği, yeşil çay ve mersin yaprağının metanol ekstrelerinin ve bergamot albedo metanol ekstresi, bergamot meyve suyunun antioksidan ve pro-oksidan etkilerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışmamızda ticari örnekler üzerinde çalışıldı; toplanan örnek olarak sadece mersin yaprağı çalışmaya dahil edildi. Total fenolik madde içerikleri Folin-Ciocalteu, total flavonoit miktarları alüminyum klorür metotlarına göre tayin edildi. Antioksidan kapasite üç değişik yöntem ile belirlendi; demir (III) indirgeme kapasitesi yöntemi, serbest radikal süpürme kapasitesi 2,2-difenil-1-pikrilhidrazil (DPPH) yöntemi ve troloks eşdeğeri antioksidan kapasitesi (TEAK) tayini yöntemi. Hidroksil radikali süpürücü aktivite yöntemine göre pro-oksidan kapasite belirlendi. İncelenen bitkisel drog örneklerinde en yüksek total fenolik madde miktarı doğadan toplanan mersin yaprağında tespit edildi (146,22±4,62 mg GAE/g ekstre, p<0,05). En düşük total fenolik madde içeriği ise aktardan temin edilen hibiskus çiçeğinde belirlendi (42,30±1,05 mg GAE/g ekstre, p<0,05). Bitkisel drog ekstrelerinde en yüksek total flavonoit madde miktarı eczaneden temin edilen yeşil çayda tespit edildi (48,76±0,69 mg kersetin/g ekstre, p<0,05). En düşük total flavonoit madde içeriği ise aktardan elde edilen hibiskus çiçeğinde belirlendi (17,09±0,62 mg kersetin/g ekstre, p<0,05). Bergamot örnekleri içinde en yüksek total fenolik ve flavonoit madde içeriği süzülmüş meyve suyunda saptandı (197,35±6,29 mg GAE/100 ml bergamot suyu; 94,14±1,39 mg Kersetin/ 100 ml bergamot suyu; p<0,05, sırasıyla). Tüm bitkisel drog örneklerinde en yüksek demir (III) indirgeme ve TEAK değerleri yeşil çayda tespit edildi (2,29±0,12 mM Troloks /mg ekstre; p<0,05; 2,32±0,07 mmol Troloks/mg ekstre, p<0,05 sırasıyla). DPPH yöntemiyle en düşük IC50 değeri eczaneden temin edilen mersin yaprağında saptandı (6,95±0,08 µg/ml; p<0,01). En yüksek demir (III) indirgeme ve TEAK değerleri ve DPPH yöntemiyle en düşük IC50 değeri bergamot süzülmüş meyve suyunda bulundu (2,94±0,031 mM Troloks /10µL meyve suyu; 5,14±0,084 mmol Troloks; 10,561±0,17 µl, sırasıyla). Bitkisel drog ve bergamot örneklerinde eczaneden temin edilen yeşil çay ve 1mg/ml'lik konsantrasyondaki süzülmüş liyofilize bergamot meyve suyu en düşük hidroksil radikali süpürücü aktivitesine sahipti (0,171±0,013 µM MDA eşdeğeri, p<0,05; 0,144±0,015 µM MDA eşdeğeri, p<0,05 sırasıyla). 0,073±0,006 µM MDA eşdeğeri ile en düşük pro-oksidan değer süzülmüş bergamot meyve suyunda saptanmış olsa da katı bergamot örnekleri ile karşılaştırma yapılmadı. Yüksek miktarda total fenolik ve flavonoit, yüksek antioksidan kapasitesi ve düşük pro-oksidan seviyelerinin saptanması ile süzülmüş bergamot meyve suyu çalışmamızda ön plana çıkmaktadır. Yüksek flavonoit içeriği, yüksek antioksidan kapasitesine ek olarak düşük pro-oksidan özelliği ile de yeşil çay incelenen bitkisel droglar içerisinde daha üstün durumdadır. İncelenen örnekler arasından özellikle bergamot ve yeşil çayın ileri araştırmalar ile bu alandaki değerlerinin daha da netleştirilmesi gerekliliğini çalışmamız sonuçları ortaya koymaktadır.
Basınç yarasının önlenmesinde zeytinyağının etkisinin incelenmesi
Tıp dünyasındaki teknolojik ilerlemelere rağmen basınç yarası, hastanın yaşam kalitesini etkilemeye, sağlık bakım maliyetini ve hastaların birebir bakımından sorumlu olan hemşirelerin iş yükünü arttırmaya ve zaman kaybına neden olmaya devam etmektedir. Zeytinyağı antioksidan özelliği başta olmak üzere bazal bir nemlendirici olması ve farklı mikroorganizmalara karşı antimikrobial aktivite göstererek deriyi patojen mikroorganizmalara karşı koruması nedeniyle basınç yaralarını önlenmesinde etkili olabilir. İnsan sağlığı açısından birçok yararı bilinen zeytinyağının topikal ajan olarak basınç yarasının önlenmesindeki etkisini incelemek amacıyla planlanan çalışma Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon ve Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniklerinin yoğun bakım birimlerinde 19.02.2015 /26.10.2015 tarihleri arasında yürütüldü. Veri toplama süresince araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan ve cinsiyete göre tabakalandırılmış randomizasyon yöntemi ile seçilen 129 hasta araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Uygulama grubundaki hastaların yaş ortalaması 61.48±17.49, kontrol grubundaki hastaların yaş ortalaması ise 58.56±19.22 yıldır. Grupların homojenliğini incelemek amacıyla yapılan t testi sonucunda gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı görülmektedir. (p>0,05).Çalışmamızda basınç yarası gelişen hastaların yaş ortalamasının 68.56 ± 14.34 yıl, basınç yarası gelişmeyen hastaların yaş ortalamasının ise 57.22 ± 18.73 yıl olduğu belirlenmiştir. Hastaların yaş ortalamalarına göre basınç yarası gelişme durumları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır ( p<0.05). Her iki grubun arasında yaş, cinsiyet, BKİ, beslenme ve sıvı alma durumu, destek yüzey tipi, izlem günü, kronik hastalık durumu, braden risk puanı, tıbbi tanı, hemoglobin ve albumin düzeyleri açısından istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Uygulama grubundaki hastaların %16.9'unda basınç yarası gelişirken, kontrol grubundaki hastaların ise %32.8'inde basınç yarası geliştiği saptanmıştır. Hastaların basınç yarası oluşma durumlarına göre dağılımını incelemek amacıyla yapılan Ki-kare analizi sonucunda zeytinyağı ve rutin bakım grubu arasında farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir. Basınç yarası gelişen hastaların BRDÖP ortalamasının 11.56±0.62 olduğu, hemoglobin değeri ortalamasının 9.74 ± 1.58± mg/dl, albümin değeri ortalamasının 2.66 ± 0.38 mg/dl olduğu, basınç yarası gelişmeyen hastaların BRDÖP ortalamasının ise 11.61±0.60 olduğu, hemoglobin değeri ortalamasının 10.72 ± 1.99 ± mg/dl. albümin değeri ortalamasının 2.97 ± 0.55 mg/dl olduğu saptanmıştır. Hastaların hemoglobin değeri ve albümin değeri ortalamalarına göre basınç yarası gelişme durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır. Çalışma sonucunda zeytinyağının basınç yaralarının önlenmesinde etkili olduğu saptanmış olup, ekonomik bir alternatif tedavi seçeneği olarak hastalarda güvenle kullanılabileceği önerilmektedir Anahtar Kelimeler: Basınç Yarası, Zeytinyağı; Hemşirelik
Üniversite öğrencileri ve ailelerinde bitkisel ürün kullanım yaklaşımının belirlenmesi
Üniversite öğrencileri ve ailelerinde bitkisel ürün kullanımının belirlenmesi amacıyla yapılmış tanımlayıcı araştırma 855 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Anket formu kişilere yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Katılımcıların yarıdan fazlası kadın (n=561, %65.5) ve bekardır (%52.0). Erkeklerin yarıdan fazlası (n=294, %56.5) üniversite mezunudur. Erkek ve kadınların yaş ortalamaları 35.2±10.52 ve 30.7±11.8'dir. Kadınlar (%63.5) erkeklere göre (%33.7) daha fazla bitkisel ürün kullanmaktadır. Zayıflama amacıyla bitkisel ürün kullanımı kadınlarda (%30.6) erkeklere göre (%15.1) fazladır (p<0.05). Erkeklerin yarıdan fazlası (%57.6) soğuk algınlığı durumunda bitkisel ürün kullanmaktadır. Kadınlarda bitkisel ürünün çay ve tablet formunda kullanımı (%76.0 ve %9.5) erkeklere göre (%36.6 ve %4.0) fazladır (p<0.05). Katılımcıların çoğunluğu (erkek:%75.8, kadın: %86.6) bitkisel ürünleri aktardan almaktadır. Bireylerin yarıdan fazlası (erkek: %51.5, kadın: %56.0) kullanılan yöntem ile bilgiyi komşu ve akrabadan aldığını ve yaklaşık üçte biri (erkek: %39.4, kadın: %26.7) araştırma yapmadan ürünü kullandığını belirtmiştir. Erkeklerin %19.2'sinin, kadınların %24.5'inin haftada 2-3 kez bitkisel ürün kullandığı ve kadınların %49.4'ünde bu ürünlerin kullanım süresinin bir yıldan fazla olduğu belirlenmiştir. Erkeklerin %40.4'ü, kadınların ise %37.0'si kullandığı bitkisel ürünü başkalarına önermektedir. Katılımcıların büyük çoğunluğu (%74.0), kullandığı bitkisel ürünü doktoruyla paylaşmamaktadır. Yapılan lojistik regresyon analizinde; artan yaş, kadın olma ve üniversite mezunu olmanın bitkisel ürün kullanımını etkilediği saptanmıştır. Sorgulanan 95 bitki içinde kuru bitki olarak en çok kullanılan ilk beş bitki sırasıyla karabiber (%37.1), tarçın (%30.1), çörek otu (%28.4), kırmızı biber (%24.5) ve kekik (%23.8)'tir. Taze bitki olarak en çok havuç (%34.0), zeytin (%33.2), nar (%32.0), maydanoz (%27.9) ve ceviz (%24.0); bitki çayı olarak ise yeşil çay (%34.5), ıhlamur (%32.5), kuşburnu (%29.2), oğul otu (%21.2) ve rezene (%19.0) tercih edilmektedir.
Ayvalık (Balıkesir/Türkiye) ve Midilli adası (Yunanistan)'nın etnobotanik kültür açısından karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, Ayvalık ve Midilli Adası halkının çeşitli amaçlarla faydalandıkları bitkileri belirlemek, kullanım çeşitliliğini inceleyerek benzerlik ve farklılıklara dayalı karşılaştırma yapmaktır. Bu amaçla 2018-2024 yılları arasında Ayvalık'ta ve Midilli Adası'nda arazi gezileri düzenlenerek 246 kaynak kişiden yarı yapılandırılmış görüşmelerle bilgi toplanmış, 555 öğrenciye anket uygulanmıştır. Çalışmada etnobotanik kullanımı olan toplam 81 familyaya ait 297 takson tespit edilmiştir. Ayvalık'ta 80 familyaya ait 291 taksondan 166 gıda, 167 tıbbi, 56 hayvan hastalıkları, 41 hayvan yemi, 36 süs, 30 boya, 27 el sanatları, 21 arı bitkisi, 18 yakacak, 10 oyuncak ve 33 taksonun diğer etnobotanik kullanımları kaydedilmiştir. Midilli Adası'nda 39 familyaya ait 86 taksondan 49 gıda, 27 tıbbi, 16 süs, 11 hayvan yemi, 9 arı bitkisi, 4 el sanatları, 3 boya, 2 oyuncak, 1 hayvan hastalıkları, 1 yakacak ve 14 taksonun diğer etnobotanik kullanımları kaydedilmiştir. Etnobotanik kullanımı en çok olan familyalar Asteraceae, Lamiaceae ve Fabaceae, taksonlar Olea europaea ve Hypericum perforatum'dur. Ayrıca 65 taksona ait 90 yöresel ad, ilk kez kayıt altına alınmıştır. Çalışma verileri UV, FIC, CI, PPV ve JI veri değerlendirme yöntemleriyle analiz edilmiştir. UV değeri en yüksek taksonlar; Olea europaea (0,97), Hypericum perforatum (0,84) ve Origanum onites (0,73)'dir. İnsan hastalıklarında en yüksek FIC değeri sindirim sistemi hastalıklarında (0,73) görülmüştür. Her iki ülkede gıda benzerlik (JI) %23 ve tıbbi benzerlik (JI) %12'dir. Yapılan bu çalışmayla ilk kez Ayvalık ve Midilli Adası'nın etnobotanik envanteri çıkartılarak karşılaştırılmıştır. İlgili taksonların Türkiye ve Yunanistan'da yapılmış olan tüm etnobotanik çalışmaları taranarak detaylı bir veritabanı oluşturulmuştur.
Cerrahi geçiren ve kemoterapi tedavisi alan onkoloji hastalarının bitkisel ürün kullanımı ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi
Cerrahi Geçiren ve Kemoterapi Tedavisi Alan Onkoloji Hastalarının Bitkisel Ürün Kullanımı ve Etkileyen Faktörlerin Değerlendirilmesi Tanımlayıcı nitelikte olan bu çalışma cerrahi geçiren ve kemoterapi tedavisi alan onkoloji hastalarında bitkisel ürün kullanımı ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma 4 merkezde 281 hasta ile gerçekleştirildi. Çalışmanın verileri araştırmacı tarafından literatüre dayanılarak hazırlanmış anket formu kullanılarak ve katılımcılar ile yüz yüze görüşülerek toplandı. Bu çalışmada elde edilen veriler SPSS 20 paket programında Ki-Kare analizi, Fisher's Exact Test ve Pearson Ki-Kare analizi kullanılarak değerlendirildi. Sonuçlar yorumlanırken p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Çalışma kapsamında yer alan hastaların yaş ortalaması 49.1±128 olmakla birlikte, %51.6'sı kadın, %48.4'ü erkek, %34.6'sı ilkokul mezunu ve %34.5'i ev hanımıdır. Cerrahi tedavi öncesinde bitkisel ürün kullanım prevelansı %38.9 iken kemoterapi tedavisi sırasında bu oranın %54.1'e yükseldiği görüldü. Cerrahi tedavi öncesinde en sık kullanılan bitkisel ürünün sarımsak (%19.2), kemoterapi tedavisi sırasında ise ısırgan otu (%13.8) olduğu görüldü. Cerrahi tedavi öncesinde hastaların %94.3'ü, kemoterapi tedavisi sırasında ise %81.7'si hekim ya da hemşire tarafından bitkisel ürün kullanımının sorgulanmadığını belirtti. Sonuç olarak, cerrahi tedavi öncesinde ve kemoterapi tedavisi sırasında onkoloji hastalarında bitkisel ürün kullanımının oldukça yaygın olduğu saptandı. Bu bağlamda, sağlık profesyonelleri tarafından hastaların bitkisel ürün kullanım durumları sorgulanmalı, avantaj ve dezavantajları hakkında bilgi verilmeli ve rehberlik edilmelidir. Anahtar Kelimeler: Kanser, Fitoterapi, Bitkisel Ürün, İlaç Etkileşimi, Hemşirelik
Dictamnus Albus'un dermatit yapıcı etkilerinin deney hayvanları üzerinde incelenmesi
ÖZET Fitofotodermatiteyolaçtığı bildirilen Dictamnus albus'un bazı etkileri çeşitli deneysel modeller kullanılarak bu çalışmada araştırılmıştır. Kobaylarda deri üzerine uygulanan sulu ve alkollü maserelerin dermatit yapıcı etkisi farkedilmiştir. Formalin ile oluşturulan sıçan pençe ödeminin sulu masereler tarafından arttırıldığı ve sulu maserelerin ödem oluşturucu etkinliğinin olduğu gözlenmiştir. Histolojik çalışmalar deri içine uygulanan maserelerin önemli ölçüde mast hücresi aktivasyonuna neden olmadığını ve daha çok lökosit infîltrasyonuna yol açtığını göstermektedir. Kobay ileumunda sulu maserelerin kastırıcı etkisi gözlenmiş ve bu etki histamin ile karşılaştırmak olarak incelenmiştir. Ayrıca histamin antagonist ve liberatörleri ile yapılan deneylerde bu kastıncı etkinin oluşmasmda endojen histaminin önemli bir rolünün olmadığı anlaşılmaktadır. Bunu yanısıra, "Tail-flick" testi kullanılarak maserelerin aljezik ya da analjezik bir etkisinin olmadığı ve fare yüzme testi kullanılarak sedatif etkilerinin olduğu kanıtlanmıştır. Akut letal toksisite testlerinde ise D.albus'tan hazırlanan maserelerin toksisitesinin çok düşük olduğu gösterilmiştir. Yine bu testlerde sedatif etkinin varlığı doğrulanmıştır. Tüm bu bulgular değerlendirildiğinde bu bitkinin fotodermatit yapıcı etkisinde histaminin önemli bir rolünün olmadığı sonucuna varılmıştır.
Thalictrum orientale Boiss. alkaloitleri
ÖZET T.orientale Boiss. bitkisinin NiğderUlukışla'dan toplanmış toprak altı ve toprak üstü kısımları ekstre edilmiş ve alkaloitleri yönünden ilk kez incelemeye tabi tutulmuştur. Kromatografik yöntemlerle izole edilen ve saflaştınlan alkaloitlerden üçünün yapısı spektral yöntemlerle belirlenmiş olup iki katerner aporfin alkaloitinin yapısı miktar azlığı sebebiyle tam olarak aydınlatılamamıştır. Alkaloitlerin tümü toprak altı kısmında elde edilmiş olup, toprak üstü kısmından elde edilen alkaloitler miktarlarının azlığı sebebiyle incelenememiştir. Bu çalışma sonunda, toprak altı kısmından elde edilen üç ana alkaloit fangkinolin (bisbenzilizokinolin), fuzitin (aporfin) ve berberin (protoberberin)'dir. Bunlardan ilk iki alkaloitin Thalictrum cinsindeki varlığı ilk kez rapor edilmiştir. Anahtar kelimeler : Thalictrum, Thalictrum orientate, alkaloit, fangkinolin, fuzitin, berberin.
Farelerde Aynısefa çiçeği (Calendula officinalis) ekstraktının yara iyileşmesi üzerine etkilerinin araştırılması
Amaç: Sunulan çalışmada BALB/c ırkı farelerde aynısefa bitkisi çiçeği ekstraktının yara iyileşmesi üzerine etkilerinin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmada yaşları 6-8 hafta arasında değişen, 72 adet BALB/c ırkı erkek fare her grupta 24 fare olacak şekilde 3 çalışma grubuna [AYSEF (aynısefa bitkisi çiçeği ekstraktı, FTS (fizyolojik tuzlu su) ve NEGKON (tedavi uygulanmayan)] ayrıldı. Farelerin sırt bölgesine 4 adet simetrik yara açıldı ve tedaviler topikal olarak her gün uygulandı. Yara alanları milimetrik kağıt ile ölçüldü ve çalışmanın 1., 3., 5., 7. ve 14. günlerinde immünohistokimyasal, biyokimyasal ve genomik analizler için yara dokuları toplandı. Bulgular: Çalışmanın 3., 7. ve 14. gününde çalışma gruplarının yara alanları arasında istatistiksel anlamlı farklar bulundu. Fibroblast sayım değerlerinde çalışmanın 3., 5., 7. ve 14. gününde, makrofaj sayım değerlerinde 5., 7. ve 14. gününde gruplar arası istatistiksel anlamlı farklar bulundu. Çalışmanın 3., 5. ve 7. günlerinde çalışma gruplarının hidroksiprolin düzeyleri arasında istatistiksel anlamlı farklar bulundu. MDA ve TAS düzeylerinde 14. günde, TOS ve OSİ düzeylerinde 3. günde, GPx düzeylerinde 3. ve 14. günde, FGF düzeylerinde ise 7. ve 14. günde çalışma grupları arasında istatistiksel anlamlı farklar bulundu. MPO, IL-6, GM-CSF, MMP-2 ve MMP-9 düzeylerinde çalışmanın 3., 5., 7. ve 14. gününde, TNF-α düzeylerinde 7. ve 14. gününde, IL-1 düzeylerinde ise 3., 5., 7. gününde çalışma grupları arasında farklar bulundu. MMP-2 ve MMP-9 gen ekspresyonunda çalışmanın 3., 5., 7. ve 14. gününde çalışma grupları arasında istatistiksel anlamlı farklar bulundu. Sonuç: Ekstraktının yara iyileşmesinde planimetrik, immünohistokimyasal, biyokimyasal ve genomik bulgulara göre alternatif bir tedavi olduğu kanaatine varılmıştır.
Eryngium campestre ekstresinin deri kanseri üzerine etkilerinin araştırılması
Apoptozisin kanserin gelişimi ve tedavisindeki önemi büyüktür. Çalışmamızın materyali olarak seçilen Eryngium campestre bitkisinden elde edilen bileşikler ile yapılmış az sayıda çalışma mevcut olmakla beraber, bu çalışmalar bitkinin bazı kanser türleri üzerinde aktif olabileceğini göstermiştir. Bu bilgilerden hareketle Eryngium campestre ekstresiyle muamele edilen cilt kanseri hücrelerinde kaspaz-3, Bax, Bcl-2, wee1, grp78, GADD153, ve AIF protein düzeyleri ve aktivitelerini incelemeyi amaçladık. Hücre kültürünün kullanıldığı çalışmada ELISA yöntemi ile kaspaz-3, Bax, Bcl-2, wee1, GADD153, AIF ve grp78 protein düzeyleri ve aktiviteleri incelendi. Çalışmamızda veriler %95 güvenle SPSS 21 versiyon kullanılarak analiz edildi. Grup kıyaslamaları için Mann Whitney U testi kullanıldı. Çalışma sonunda wee1, Bax, kaspaz-3, GADD153 ve AIF, grp78 protein düzeyleri ve aktiviteleri değerlendirildiğinde kontrole kıyasla anlamlı şekilde arttığı ve Bcl-2 değerlerinin azaldığı tespit edildi (p<0,01). Sonuç olarak; Eryngium campestre bitkisinden elde edilen bileşikler ile kanser tedavisinde kullanılma potansiyeli olabilecek yeni ilaçların geliştirilebileceği, bu amaçla in-vivo ve faz çalışmalarının yapılması gerektiği kanaatine varıldı.
Halk tarafından sıkça kullanılan bazı bitkilerin antibakteriyel etkilerinin araştırılması
Bu çalışmada, çörek otu (nigella sativa), badem (Prunus Dulcis), chia (Salvia hispanica), defne (Laurus Nobilis L.), sarı kantaron (Hypericum Perforatum) ve hindistan cevizi (Cocos Nucifera) bitkilerinden elde edilen uçucu ve sabit yağların, tüp dilüsyon yöntemi kullanılarak, Gram pozitif bakterilerden Staphylococcus aureus, Gram negatif bakterilerden Escherichia coli ile Pseudomonas aeruginosaya karşı antimikrobiyal etkinlikleri değerlendirilmiştir. Çalışmada elde edilen sonuçlara baktığımızda, E.coli üzerine farklı değerlerde etki etmiştir. Prunus Dulcis; 25 µl/ml, salvia hispanica; 12,5 µl/ml, nigella sativa 25 µl/ml, laurus nobilis; 25 µl/ml, cocos nucifera; 12,5 µl/ml, hypericum perforatum; 25 µl/ml oranlarda antibakteriyel etki göstermiştir. S.aureus üzerine prunus dulcis; 25 µl/ml, salvia hispanica; 25 µl/ml, nigella sativa; 0,21 µl/ml, laurus nobilis; 12,5 µl/ml, cocos nucifera; 12,5 µl/ml, hypericum perforatum; 25 µl/ml oranlarda antibakteriyel etki göstermiştir. P.auregunosa üzerine ise prunus dulcis; 25 µl/ml, salvia hispanica; 25 µl/ml, nigella sativa; 25 µl/ml, laurus nobilis; 25 µl/ml, cocos nucifera; 25 µl/ml, hypericum perforatum; 25 µl/ml oranlarda etkinlik gösterdiği görülmüştür. Bitkilerin hem Gram-pozitif hem de Gram-negatif bakterilere karşı anti-bakteriyel aktiviteye sahip oldukları gösterilmiştir. Bu sonuçlar, bakteri türlerine karşı antibakteriyel aktivitelerden sorumlu ümit verici bileşikler bulma olasılığı açısından bitki türlerinin seçilmesi için bir kılavuz görevi görebilir. Anahtar Kelimeler: Nigella Sativa, Prunus Dulcis, Salvia Hispanica, Laurus Nobilis, Antibakteriyel Etki.
Thymbra spicata L. ve Salvia triloba L.'nin antienflamatuvar aktivitelerinin araştırılması
Vücudun herhangi bir tetikleyici karşısında bağışıklık sisteminin doğal bir yanıtı olan enflamasyon akut ve kronik olmak üzere iki şekilde sınıflandırılmaktadır. Enflamasyonun tedavisinde non-steroid antienflamatuvar ilaçlar (NSAİİ) yaygın bir kullanıma sahiptir. Ancak bunların kardiyovasküler ve gastroinstestinal sistemde ortaya çıkan yan etkileri kullanımlarını sınırlamaktadır. Bu nedenle daha az yan etkiye sahip yeni antienflamatuvar ilaç arayışları devam etmektedir. Bu alternatifler arasında doğal ürünler sahip oldukları geniş çeşitlilikteki biyolojik aktif bileşenleri ile önemli bir potansiyeldir. Sitokinler enflamasyon sürecinde aktif rol oynamaktadır. Tümör nekrozis faktör-alfa (TNF-α), enflamasyonun başlamasında ve devam ettirilmesinde rol oynayan bir pro-enflamatuvar sitokindir. Interlökin- 10 (IL-10) ise antienflamatuvar immünosupresif sitokindir. Son dönemde makrofaj hücrelerince sentezlenen bu sitokinlerin belirlenmesi ile çeşitli bileşiklerin antienflamatuvar aktivitenin belirlenmesi mümkün olmaktadır. Muğla yöresi sahip olduğu geniş çeşitlilikteki bitki örtüsü ile hammadde arayışları için önemli bir potansiyeldir. Bu tez çalışmasında; ekonomik ve tıbbi anlamda ciddi değere sahip olan ve halk arasında uzun yıllardır baharat ve boğaz ağrısı, soğuk algınlığı gibi rahatsızlıkların tedavisinde kullanılan Thymbra spicata ve Salvia triloba bitkilerinin antienflamatuvar etkilerinin araştırılması amaçlanmaktadır. Bu bitkilerin uçucu yağları ve ekstraklarının antienflamatuvar aktiviteleri İnsan monositik THP-1 hücre hattı üzerinde araştırılmıştır. İlk olarak bitki uçucu yağ ve ekstraktlarının phorbol 12-myristate 13-acetate (PMA) ile farklılaştırılmış THP-1 monosit hücreleri üzerindeki sitotoksik etkinliği MTT (3-(4,5- Dimethylthiazol-2-yl)-2,5- diphenyltetrazolium bromide) yöntemi ile belirlenmiştir. MTT testi sonucunda T. spicata ekstrakt ve uçucu yağı için IC50 değerleri sırasıyla 112 µg/mL ve 18.38 µg/mL olarak hesaplanmıştır. S. triloba ekstraktı için IC50 değeri >1000 µg/mL; S. triloba uçucu yağında ise IC50 değeri 385.76 µg/mL olarak hesaplanmıştır. Subsitotoksik dozlardaki uçucu yağ ve ekstraktların antienflamatuvar aktiviteleri PMA ile makrofaja farklılaştırılmış THP-1 hücreleri üzerinde araştırılmıştır. Enflamasyonu sağlamak üzere lipopolisakkarit ile stimüle edilen hücreler, T. spicata ektraktının 62.5-31.25 ve 15.625 µg/mL; uçucu yağının 15.625-7.81 ve 3.9 µg/mL, S. triloba ekstraktının 1000-500 ve 250 µg/mL; uçucu yağının ise 250-125 ve 62.5 µg/mL'lik konsantrasyonları ile muamele edilmiştir. Bu muamele sonrası hücrelerden salınan interlökin-10 (IL-10) ve tümör nekroz faktör- α (TNF-α) seviyeleri ticari Eliza kiti ile belirlenmiştir. T. spicata ekstraktı ile muamelede en yüksek IL-10 sekresyonu 62.5 µg/mL ekstrakt ile muamele edilmiş hücrelerde, uçucu yağ ile muamelede ise 15.625 µg/mL konsantrasyonda tespit edilmiştir. S. triloba ekstraktı ile muamelede en yüksek IL-10 sekresyonu 1000 µg/mL ekstrakt ile muamele edilmiş hücrelerde, uçucu yağ ile muamelede ise 250 µg/mL konsantrasyonda tespit edilmiştir. T. spicata ekstraktı ile muamelede en düşük TNF-α sekresyonu 62.5 µg/mL ekstrakt ile muamele edilmiş hücrelerde ölçülürken uçucu yağ ile muamelede ise en düşük TNF-α seviyesi 15.625 µg/mL konsantrasyonda tespit edilmiştir. S. triloba ekstraktı ile muamelede en düşük TNF-α sekresyonu 1000 µg/mL ekstrakt ile muamele edilmiş hücrelerde, uçucu yağ ile muamelede ise en düşük TNF-α seviyesi 250 µg/mL konsantrasyonda tespit edilmiştir. Sonuç olarak; proenflamatuvar bir sitokin olan TNF-α sekresyonunun ekstrakt ve uçucu yağ muamelelerinde düşmesi ve antienflamatuvar bir sitokin olan IL-10 sekresyonunun yükselmesi bu iki bitki türüne ait ekstrakt ve uçucu yağların güçlü in vitro antienflamatuvar aktiviteye sahip olduğunu göstermektedir. Elde edilen sonuçlar halk arasında yaygın bir kullanıma sahip olan bu iki bitki türünün antienflamatuvar potansiyeli yeni ilaç hammadde çalışmaları için öncü veriler oluşturmaktadır.
Plantago lanceolata bitkisinin yara iyileştirici özelliklerinin araştırılması
ÖZETBu çalışmanın amacı, sıçan sırtında oluşturulan doğrusal kesi yarası üzerinde P.lanceolata bitkisinin sulu ve metanollü özütlerinin etkisini değerlendirmektir. Bu amaçla, yara dokusunda TBARs, GSH, T-SH ve HP ile serum ve doku iz element (Zn+2 ve Cu+2) düzeyleri incelenmiştir. P.lanceolata bitkisinin yara dokusunda oksidatif stresin göstergelerinden olan TBARs düzeylerini anlamlı düzeyde azalttığı, antioksidan moleküllerden GSH ve T-SH düzeylerinde artışa neden olduğu, bağ doku bileşeni olan kollajen sentezini ise yara dokusunda anlamlı düzeyde artırdığı bulunmuştur. Ayrıca, kollajen sentezinde ve yara iyileşme sürecinde önemli göstergeler olan doku Zn+2 ve Cu+2 düzeylerini de hiçbir tedavi uygulanmayan kontrol grubuna göre anlamlı derecede artırmıştır.Çalışmamızın sonuçlarına göre; Halk tababetinde birçok hastalığın yanısıra yaraların tedavisinde kullanılan flavanoidler açısından zengin olan P.lanceolata bitkisinin güçlü bir antioksidan etkiye sahip olduğu ve bu şekilde iyileşme sürecine olumlu bir katkıda bulunduğu söylenebilir. Ancak, mekanizmayı tam olarak aydınlatabilmek için daha ileri çalışmalara gereksinim vardır.P.lanceolata bitkisinin yara iyileştirici özelliğinin yanısıra kozmetikte de kullanılabileceği ve yeni ilaç geliştirme çalışmaları için gelecek vaat ettiği sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Yara iyileşmesi, Plantago lanceolata, Glutatyon (GSH), Tiyobarbitürik asit reaktifleri (TBARs), Total tiyol grupları (T-SH), İz elementler (Zn+2, Cu+2), Hidroksiprolin.
Bazı ferula uçucu yağlarının kimyasal bileşimi, biyolojik aktivite, ın vıtro sitotoksisite ve genotoksisite yönünden incelenmesi
Günümüzde doğal kaynaklı ürünlere ilginin artmasıyla bilimsel alanda bu yöndeki çalışmalar da hız kazanmıştır. Uçucu yağlar, eski çağlardan günümüze kadar kullanılagelen aromatik sıvılardır. Koku, tat maddesi olarak kullanımlarının dışında farklı biyolojik aktiviteleri nedeniyle sağlık alanında da kullanımları bulunmaktadır. Ferula L. cinsi Apiaceae familyasının en önemli cinslerinden biridir. Türkiye'de 17, Asya'da 177, dünyada ise 180-185 türü bulunmaktadır. Bu çalışmada Ferula hermonis Boiss., F. brevipedicellata Peşmen ex M. Sağıroğlu & H. Duman ve F. rigidula DC. uçucu yağlarının analizleri eş zamanlı olarak GK ve GK/KS ile gerçekleştirilmiştir. F. brevipedicellata ve F. rigidula uçucu yağlarının ana bileşikleri α-pinen (%68.9 ve %73.0, sırasıyla), β-pinen (%5.3 ve %4.0, sırasıyla) ve naftalen (%4.3 ve %8.5, sırasıyla); F. hermonis uçucu yağının ana bileşikleri ise α-pinen (%64.1), naftalen (%8.3) ve trans-verbenol (%4.8) olarak belirlenmiştir. Uçucu yağların mikrodilüsyon yöntemi ile antimikrobiyal aktiviteleri belirlenmiş, mikroorganizmalara göre değişen orta ya da zayıf derecede aktivite tespit edilmiştir. DPPH● radikali ile yapılan serbest radikal süpürücü etki tayini sonucunda uçucu yağların 0.5 mg/mL ve daha düşük konsantrasyonlarda antioksidan aktivite göstermediği saptanmıştır. Uçucu yağların sağlıklı bir hücre hattı olan NIH3T3'e (ATCC® CRL-1658™, fare embriyonik fibroblast hücreleri) karşı sitotoksisiteleri belirlenmiştir. Aktivite deneyleri ve sitotoksisite testi sonucunda umut vadedebileceği düşünülen F. rigidula uçucu yağına uygulanan Ames MPFTM 98/100 testi sonucunda, uçucu yağın test edilen dozlarda mutajenik olmadığı belirlenmiştir. Bu çalışma F. hermonis, F. brevipedicellata ve F. rigidula uçucu yağlarının antioksidan aktivite ve sitotoksisite; F. brevipedicellata ve F. rigidula uçucu yağlarının kimyasal bileşimlerinin belirlenmesi ve antimikrobiyal aktivite; F. rigidula uçucu yağının genotoksisite değerlendirilmesi açısından ilk olma özelliği taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Ferula sp., uçucu yağ, antimikrobiyal, antioksidan, NIH3T3, Ames MPFTM 98/100