Hz. Muhammed
176 theses under this subject heading
Hz. Peygamber'in haklarında dua ettiği sahâbîler
Hz. Peygamber'in haklarında dua ettiği bazı sahâbîleri konu alan bu çalışma; bir giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında araştırmanın konusu ve amacı ile tezde uygulanacak yöntem ve başvurulacak kaynaklara değinilmiştir. Birinci bölümde öncelikle duanın kavramsal ve pratik yönü ele alınmış; daha sonra tevessül kavramıyla olan ilişkisi analiz edilmiştir. İkinci bölümde Hz. Peygamber'in bazı sahâbîler hakkında yaptığı dualar, ilgili sahâbîlere ait hal tercemeleri eşliğinde serdedilmiştir. Son olarak dualar; dua eden, hakkında dua edilen ve içerik açısından değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Çalışma, zikri geçen dualara ait metinlerin alfabetik fihristiyle sonlandırılmıştır. Anahtar Sözcükler: Hazreti Peygamber, Sahâbe, Dua, Tevessül.
Julius Reiner'in "Muhammed und der İslam" eserinin siyer açısından değerlendirilmesi
Bu çalışma, 1871-1930 tarihleri arasında yaşayan Dr. Julius Reiner'in 1907 yılında kaleme aldığı "Muhammed und der İslam" isimli eserini, onun Hz. Peygamber'e ve İslam'a yaklaşımını Siyer bağlamında ele almaktadır. Akademisyen olmasına rağmen Reiner, bu eseri Alman toplumuna yönelik popüler tarzda kaleme aldığı için bilimsel ilkelerden yer yer ödün vermiştir. Bu bağlamda o, İslâm dini ve Hz. Peygamber hakkında sahip olduğu önyargılar hasebiyle yanlış bilgiler ve ideolojik yaklaşımlar sergilediği görülmektedir. Bu sebeple eserde özellikle problemli gördüğümüz kısımlar, İslam Tarihi kaynakları ölçüsünde tahlil edilmeye çalışılmıştır. Tezimizin ilk bölümünde, Oryantalizm ve Alman oryantalizmi kavramlarının hem anlam alanı, hem de tarihsel serencamına konumuz ölçüsünde değinilmiştir. Ayrıca Reiner'in Hayatı, eserleri ve yaşadığı dönemde köşe taşı mesabesinde olan oryantalistlerin Siyer ve İslam tarihine yönelik çalışmaları ele alınarak, bu bağlamda Reiner'in kendisinin ve eserinin konumu tespit edilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde, Reiner'in eseri içerisinde İslam, Kur'an, Sünnet ve Ehl-i Kitab konularında yaptığı yorumlar ve bu yorumlar bağlamında bizim değerlendirmelerimiz bulunmaktadır. Üçüncü bölümde ise, Reiner'in eseri çerçevesinde Cahiliyye, Mekke, Medine ve Hz. Peygamber'in şahsiyeti ile ilgili görüş ve değerlendirmelerine ve Siyer kaynakları açısından tenkit ve tahlillerine yer verilmiş, Reiner'in Hz. Peygamber ve İslam algısı tespit edilmeye çalışılmıştır. Son olarak, Ek-1'de Reiner'in "Muhammed und der islam" isimli eserinin ve Ek-2'de "Muhammeds Sendung" adlı makalesinin tercümeleri sunulmuştur. Bununla beraber, Ek-3'te ise çalışmamıza katkı sunması amacıyla Hz. Peygamber'in hayatını konu edinen Almanca Siyer çalışmalarının bir bibliyografyasına yer verilmiştir. Anahtar Kavramlar: Oryantalizm, Alman Oryantalizmi, İslam Tarihi, Siyer, Julius Reiner
Ahmed Râsih Efendi'nin Fâlü's-Sa'âde adlı eseri (inceleme-metin)
Bu çalışmada 17. yüzyılın ikinci yarısı ile 18. yüzyılın ilk yarısında yaşamış olan Balıkesirli Ahmed Râsih'in Fâlü's-Sa'âde adlı eseri transkribe edilerek eserin ortaya konulması, içerik özellikleri ile dil ve anlatım özellikleri hakkında bilgi verilmesiyle eserin tanıtılması amaçlanmıştır. Tezin giriş bölümü; nesir, nesir çeşitleri ve klasik Türk edebiyatında nesrin yeri hakkındadır. Bu bölümde nesrin çeşitli tanımlarına yer verilerek nesir türleri hakkında açıklamalar yapılmıştır. Ayrıca klasik Türk edebiyatında 13. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar nesir alanındaki gelişmelerle bu dönemlerdeki önemli isim ve eserlere yer verilmiştir. Birinci bölüm, 17. yüzyılın sonu ile 18. yüzyılın ilk yarısında yaşamış olan Râsih ve eserleri hakkındadır. Tezkirelerdeki bilgilerden hareketle Râsih'in hayatı ve özelliklerine dair açıklamalara yer verilerek eserleri kısaca tanıtılmaya çalışılmıştır. İkinci bölüm; eserin muhteva ve şekil özellikleri ile ilgilidir. Muhteva ve şekil özellikleri başlığı altında çeşitli alt başlıklarla eserin yazılış sebebi, nüshaları ve fiziksel özellikleri, üslup ve dil hususiyetleri, içerik tahlili, eserde müellifin yararlandığı kaynaklar, eserde yer alan manzum ürünler, ayet ve hadisler ile Hz. Peygamber ve dört halife ele alınmıştır. Eserde Hz. Peygamber, bütün özellikleriyle tanıtıldıktan sonra diğer peygamberlerle karşılaştırılmıştır. Yine eserde, dört halifenin özellikleri ve onlarla ilgili nazil olan ayet ve rivayet edilen hadislere oldukça geniş bir şekilde yer verilmiştir. Üçüncü bölümde metnin transkripsiyonu yapıldıktan sonra ve sonuç ve kaynakça bölümlerine yer verilmiştir.
Hz. Muhammed dönemi Medine Yahudileri ile ilişkiler (Rudolf Leszynsky'nin "Die Juden in Arabien zur Zeit Mohammeds" adlı eseri bağlamında)
Bu çalışmada; 1910 yılında Berlin'de neşredilen Rudolf Leszynsky'nin "Die Juden in Arabien zur Zeit Mohammeds (Muhammed Döneminde Arabistan'daki Yahudiler)" isimli eseri ele alınmıştır. Leszynsky kitabında, Hz. Peygamber döneminde Medine ve çevresinde ikâmet eden Yahudileri, onların sosyal-siyasî hayatlarını ve Müslümanlarla olan etkileşimlerini ele almıştır. Dolayısıyla bu dönem incelenerek Leszynsky'nin temas ettiği konular araştırılmıştır. Onun öncesinde ise Oryantalizm ve Alman oryantalizmine dair açıklamalarda bulunulmuştur. Konuları daha iyi anlamak adına Oryantalizme katkı sağlayan Leszynsky'nin çağdaşı bazı oryantalistlere de değinilerek eserleri hakkında kısaca bilgi verilmiştir. İşlediği konu itibariyle önemli bir döneme ilişkin eser veren Rudolf Leszynsky'nin hayatı hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Leszynsky, Abraham Geiger'in büyük yankı uyandıran "Was hat Mohammed Aus Dem Judenthume aufgenommen? (Muhammed Yahudilikten Ne Aldı?)" adlı eserine atıfta bulunarak, Hz. Peyagmber'in birçok öğretiyi Yahudilerden aldığını iddia etmiştir. İslâm tarihi kaynaklarında yer verilen konulara da değinen Leszynsky, bunları kendi bakış açısıyla değerlendirmiş ve çoğunlukla taraflı ifadelerle yorumlamıştır. Çalışmada İslâm tarihi ve oryantalist kaynaklar karşılaştırarak konulara açıklık getirilmeye, Medine Yahudilerine geçmeden önce Yahudiliğin başlangıcından itibaren Medine dönemine kadar geçen evreleri, yaşadıkları sürgünleri ve Tanrı ile yaptıkları ahitleri anlatılarak konu izah edilmeye, onların inanç esaslarına da değinilerek İslâmiyet ile benzerlik ve farklılıkları Leszynsky üzerinden kısmen ortaya konmaya çalışılmıştır. Yahudilerle ilişkilerin başlangıcı olan Hz. Peygamber'in Medine'ye hicretinden sonra, Müslümanlarla birlikte Medine'de bulunan gayri müslim kabileler arasında imzalanan antlaşmanın, Yahudilerle ilgili olan maddelerine ve sonucuna da kısaca değinerek Rudolf Leszynsky bağlamında, oryantalistlerin ve İslâm tarihçilerinin görüşlerini kaynakları ile karşılaştırarak tarafsız bir şekilde değerlendirme yapmaya özen gösterilmiştir.
Önceki şeriatların İslâm hukukuna yansımaları
İslâm, semavi dinlerin sonuncusudur. Bütün semavi dinler, kaynağını Allah'tan aldığına göre İslâm hukuku ile önceki şeriatlar arasında birçok benzerliğin bulunması tabiîdir. Bununla beraber önceki şeriatlarda bulunup da İslâm'da bulunmayan bazı hükümler de bulunmaktadır. Bu tez hem benzerliklere hem de farklılıkları dikkate alarak önceki şeriatların İslâm hukukuna olan yansımalarını ele almayı hedeflemiştir. Bu tezde, şeriat kavramı ayrıntılı bir şekilde incelenerek tarifi ve fıkhi analizi yapılmıştır. Daha sonra önceki şeriatlar hakkında detaylı bilgi verilmiştir. Önceki şeriatlar tabiriyle her ne kadar Yahudilik ve Hıristiyanlık anlaşılsa da bu kavramın her ikisinden daha geniş olduğu açıktır ve bu husus tezde izah edilmiştir. Ayrıca, önceki şeriatların İslâm hukuku açısından delil kabul edilip edilemeyeceği sorgulanmış ve Hz. Peygamber'in bisetten önce ve sonraki tutumuna göre fukahanın sözleri ifade edilmeye çalışımıştır. Öte yandan, önceki şeriatlardan neshedilen ve neshedilmeyen hükümler araştırılarak bunun İslâm hukukuna olan yansımaları ortaya konulmuştur.
Hz. Peygamber dönemi savaş ekonomisi
Bu çalışmanın ana teması Hz. Peygamber dönemi savaş ekonomisidir. Bununla bağlantılı olarak Hz. Peygamber'in harpleri organize etmek için izlediği politikanın içeriği, savaşların iktisadî gerekçeleri, savaşların finanse edilmesi, savaş gelirleri ve gelirlerin iktisadî hayat üzerindeki etkileri ele alınmıştır. Araştırmamızın amacı, Müslümanların sosyal hayatında meydana gelen değişimlerde savaşların rolünü tespit etmektir. Bu bağlamda "Savaş sürecinin iktisadî hayat üzerindeki yansımaları nelerdir?" sorusu, yanıtlamaya çalıştığımız başlıca problemdir. Nitel araştırma yöntemini kullandığımız bu çalışmada, savaş ve ekonomi ilişkisini anlamaya yönelik temalar oluşturulmuştur. Birtakım olumsuz etkileri olmakla birlikte savaş sürecinin ekseriyetle Müslümanların lehine sonuçlandığı tespit edilmiştir. İslâm Devleti'nin ilk yıllarında ticaret, tarım, hayvancılık ve zanaattan oluşan geçim vasıtalarına ganimetler eklenmiş, idarecilik gibi yeni bir istihdam alanı oluşmuştur. Bu durum, başta devlet hazinesi olmak üzere Müslümanların gelirlerine ve iktisadî hayatın çeşitli alanlarına yansımıştır. Savaş gelirlerinin artmasıyla beytülmâl zenginleştiği için kamuoyuna yönelik harcamalarda devletin rolü gelişmiştir. Hayvancılık ve tarım gibi alanlarda önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Medine'nin ilk yıllarında iktisadî zorluklarla mücadele eden Müslümanların hayat şartlarında kayda değer gelişmeler yaşanmıştır. Henüz kurumsallaşma aşamasındaki İslâm Devleti'nin kısa süre içerisinde elde ettiği bu kazanımlar ise Hz. Peygamber'in savaş ekonomisi sürecinde izlediği politikanın önemine işaret etmektedir.
Çavdaroğlu Müftî Dervîş'in dîvân-ı Münacat'ı üzerine bir inceleme
Tarikatlar, tasavvufî düşüncenin yaygınlaşmasında birinci derecede rol oynayan müesseselerdir. Bunlar-bugün bildiğimiz şekliyle-VII/XIII. yüzyılda ortaya çıkmışlardır. XIV. yüzyıldan itibaren Anadolu'da şekillenmeye başlayan Halvetîlik hareketi XV. yüzyıldan sonra yaygınlık kazanmış ve sistemleşerek günümüze kadar etkisini sürdürmüştür. Anadolu ve Rumeli'de en çok tekkesi olan Halvetî tarikatının Rumeli'de hâla faal tekkeleri vardır. Bu etkinin bir sonucu olarak Halvetîlik öğretilerini işleyen birçok şair ve yazar ortaya çıkmıştır. XVI-XVII. asırda Kütahya'da yaşayan Çavdaroğlu Müftî Dervîş de dönemin Halvetî şairlerinden biridir.Çalışmamızda Çavdaroğlu Müftî Dervîş'in hayatı, edebî şahsiyeti ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Divân'ı Arap alfabesinden Lâtin alfabesine aktarılmıştır. Şiirlerin din-tasavvuf-cemiyet yönlerinden tahlili yapılmıştır.Çavdaroğlu Müftî Dervîş'in şiirlerinde, Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı'nın ve Halvetîliğin belirgin özellikleri görülmektedir.Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı, hem İslam'dan önceki hem de sonraki dönemde yer alır. Bu edebiyat işlediği konular sebebiyle halkın dilini, inanancını, duygu ve düşüncesini esas almaktadır. Halkın bütününü kapsadığı için toplumun her kesimine hitap edebilmektedir.Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı, şekil ve üslup özellikleri bakımından İslam'dan önceki Türk edebiyatından etkilenmiştir. Türklerin İslâm dinini kabullerinden sonra İslâmiyet'in etkisiyle yeni bir şekle bürünerek, tasavvufî unsurları da bünyesine almıştır.Anadolu'da, yayılmaya başladığı XIV. Yüzyıldan başlayarak Halvetîlik temi edebiyatımızda işlenmeye başlamıştır. XVI-VII. Asırda yaşayan Çavdaroğlu Müftî Dervîş şiirlerinde tasavvuf ve Halvetîlik düşüncesini işlemiş şairlerimizdendir.Müftî Dervîş XVII. Asır Türk Tasavvuf Edebiyatı'nın önemli temsilcilerinden olan mutasavvıf şair Gaybî Sun'ullah'ın babasıdır. Mutasavvıf bir şair olan Müftî Dervîş de pek çok şairimiz gibi tezkirelerde yer almadığı için ilim âlemine yeterince tanıtılamamıştır.Üç bölümden oluşan inceleme kısmının ilk bölümünde şairin hayatı, ikinci bölümde şiirlerindeki şekli unsurlar, üçüncü bölümde şiirlerin din-tasavvuf-cemiyet yönünden tahlili yapılmıştır. Tahlilden sonra ise Dîvân'ın transkripsiyonlu metni yer almaktadır.Müftî Dervîş Dîvânı üzerinde yaptığım bu çalışmada yardım ve teşvikleri için Hocam Doç. Dr. İsmail EKİNCİOĞLU'na, yardım ve önerileri için Hocam Yrd. Doç. Dr. Mustafa GÜNEŞ'e, yönlendirmeleri ile yol gösteren, teşvik eden ve yardımlarını esirgemeyen Hocam Prof. Dr. Ali TORUN'a teşekkürlerimi sunmayı bir borç biliyorum.
Rivayetlerde hayvan figürleri ile anlatım
Hz. Peygamber insani olan herhangi bir durumda ve İslam davetinde insanlara hitap ediyordu. Onun bu hitabı bazen İslami bir emrin uygulanması için yapılan açıklamada, bazen de ümmetine nasihati gerektirecek bir konudaki beyanında yer buluyordu. O, Mekke döneminde Arapçayı en iyi bilen bir kavmin içinde onlara kendi diliyle hitap etti. Bu daveti kabul eden etmeyen herkes onun hitabında, dili kullanımında asla bir kusur bulmadığı gibi aksine onun hitabına hayran kalmışlardı. Özellikle Mekke döneminde ne söylediği belli olmayan bir peygamberle karşı karşıya kalsalardı, o gün hiç şüphesiz muarızları bunu bir itiraz gerekçesi olarak kullanmaktan asla çekinmeyeceklerdi. O, dili süslü değil ancak anlaşılır, özlü ve hikmetli bir şekilde anlam yüklü söylerdi. Dinleyeni yormadan, anlamının da dışına çıkmadan maksada uygun ifadeler kullanırdı. Belagat ve Arap dili tabiriyle fasih bir üsluba sahipti. Peygamberler gönderildiği topluluğa Allah'ın yüklediği mesajı en mükemmel şekilde ulaştırmakla görevlendirilmiş ve o toplumun diliyle gönderilmiştir. Zira gönderildiği toplumla dil konusunda anlaşamayan, karşılıklı konuşamayan ve onların dillerinin inceliklerini bilmeyen bir peygamberin risalet görevini hakkıyla yapması düşünülemezdi. Rivayetlerde hayvan figürleri ile anlatımın Hz. Peygamber ümmetini eğitmedeki hassasiyetini, dili kullanımındaki inceliğini ve ne denli belagat içeren bir üsluba sahip olduğunu göstermektedir. Hayvan figürleri ile anlatım aynı zamanda her insanın muttali olduğu objeler üzerinden benzetme yapıldığından evrensel bir dilin kullanımıdır. Bu vesileyle anlatılmak istenen şeyin hafızalarda en kısa yoldan daha kalıcı hale gelmesi sağlanır ve konu daha iyi anlaşılmış olur.
Hz. Peygamber ve mizah
İnsan doğasında var olan rahatlama ve eğlenme arzusunun en bariz yansımalarından birisi de mizah olgusudur. Hayatın zorlu zamanlarında sıkıntılarımızı hafifleten en etkili yöntemlerden birisi olan mizah, tıpkı yemeğe tat vermesi için kararında olması gereken tuz misali dozunu aşmadığı sürece bireysel ve toplumsal ilişkilerimize olumlu katkılar sunar. Tarih boyunca din ve mizah birbirinin karşıtı iki olgu olarak görülmüştür. Bu yaklaşım dinlerin tamamen ciddiyet gerektiren bir alanı temsil ettiği görüşünün ağır basmasındandır. Elbette din olgusu, getirdiği ahlaki prensipleri ile müntesiplerinin yaşam tarzlarının nasıl olması gerektiğine dair ilkeler koyar, bu yönüyle din ciddi bir iştir. Ancak insan, fıtratında var olan bazı duyguları ne kadar bastırırsa bastırsın tamamen yok edemez. Mizah yapmak, gülmek, güldürmek gibi kimi arzular uygun bir alan bulduğunda kendilerini hemencecik gösteriverir. İnsan duyguları ve eylemlerine damgasını vuran en belirleyici etken, kişinin inançlarıdır. Bu noktadan hareketle araştırmamız, genelde bu inançların temelini oluşturan din olgusunu, özelde de İslâm-mizah ilişkisini, Hz. Peygamber'in bu konudaki örnekliğini, Müslümanlarca ortaya konan zengin mizahi kültürün verileri ile gözler önüne sermeyi hedeflemektedir. Anahtar Kelimeler: Hadis, Hz. Peygamber, Mizah, Şaka, Tarih
Hz. Peygamber'le ilgili bazı halk inanışlarının El-Hasaisü`l-Kübra'daki dayanakları
rv ÖZET HZ. PEYGAMBER'LE İLGİLİ BAZI HALK İNANIŞLARININ EL-HASÂİSÜ'L- KÜBRÂ'DAKt DAYANAKLARI Recep TUZCU Yüksek Lisans Tezi: Temel İslâm Bilimleri Ana Bilim Dalı Danışman: Prof. Dr. Ali Osman ATEŞ Haziran 2002, 251 Say fe Bu çalışmanın konusu, es-Suyûtfnin el-Hasâisül-Kübrâ adlı eserinde yer alan ve halk arasında Hz. Peygamber hakkında yaygın yanlış kanaatler oluşmasına sebep olan bazı rivayetlerdir. Amacımız, Kur'ân, sahih hadisler ve tarihi gerçeklerle uyuşmayan bu rivayetleri, akim ve ilmin prensiplerini esas alarak, hadis metodolojisi çerçevesinde incelemektir. Araştırmamız bir giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, Peygamber kavramı, Hz. Peygambert konu edinen bilim dallan, hasâis kelimesinin tanımı, hasâis ve deîâil türü eserlerin benzer ve farklı yönleri, araştırmaya konu olan eseri tanıtıcı bilgiler üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde, Hz. Peygamberin doğumundan önceki ve peygamberlik dönemine kadar geçen süreç hakkındaki rivayetler incelenmiştir. Bu rivayetlerin çoğunun asılsız olduğunu, bunların Kur'ân'ın Hz. Peygamberi bir beşer olarak tanıtan açıklamalarına, sahih hadislere, tarihi gerçeklere uygun olmadıkları ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu tür rivayetlerin, Hz. Peygamber'i, diğer peygamberlerle kıyaslarken onu övmekte aşırılığa, kaçarak, onun gerçek kîmliğînin kaybolmasına kendisinin insanüstü bir varlık gibi algılanmasına sebep oldukları sonucuna ulaşılmıştır. İkinci bölümde, Hz. Muhammed'in peygamberliği döneminde cereyan eden olaylarla ilgili rivayetler araştırılmıştır. Burada daha çok Hz. Peygamber'in mucizeleriyle ilgili rivayetler incelenmiştir. Bunların da, Hz. Peygamber'in diğer peygamberlerden daha çok mucize gösterdiğini vurgulamak amacıyla uydurulmuş olduğunu gördük. îlgili rivayetlerin Ehl-i Kitaptan müslüman olanlar veya Hz. Peygamber'in de Kur'an'da bahsedilen diğer peygamberler gibi mu'cizeler göstermiş olmasını arzu eden bazı kişilerce uyduruldukları kanısına vardık. Bunların bir çoğunun mevzuat kitaplarında yer aldığım da îesbî t ettik.Üçüncü bölümde ise; Hz. Peygamberin geleceğe dair haberleri araştırma konusu yapılmıştır. Bu rivayetlerin, ilk asırda ortaya çıkan siyâsi guruplar arasındaki çekişmeler sebebiyle uydurulmuş olduğunu ve bazı hadis âlimlerinin bunların büyük bir çoğunluğunu mevzu kabul ettiklerim görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Peygamber, Rivayet, Sahih, Uydurma, Hasâis, Delâil.
Peygamber'e (S.A.V.) göre savaş etiği
Bu araştırma, Resûlullah'ın fetihlerinde izlediği insani boyutları ele almaktadır. Ahlakı ve savaşın anlamını dil ve ifadelerle tanımladım, ardından Müslümanlar arasındaki savaşların nedenlerinden bahsettim ve bunları diğer ülkelerdeki savaşların nedenleriyle karşılaştırdım ve bu savaşlardan bazıları üzerinde durdum. Daha sonra Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in fetihlerine damgasını vuran bu beşeri boyutların tecellilerini inceledim ve düşman esirlerle -Allah onu korusun ve bağışlasın- münasebetlerine odaklandım. Yaralılar ve onların cesetleri. Sonra düşmanının kadınları ve çocukları ile Müslümanlara karşı yaptığı savaşlara katılmayan sivillerle ilişkisinin boyutunu inceledim. Daha sonra araştırmamın bir bölümünü, Allah'ın salat ve selamı üzerine olsun, Resûl'ün savaş meydanındaki ashabıyla etkileşiminde insani boyutlardan bahsetmeye ayırdım, çünkü o onlara merhamet etti ve onlardan uzak durdu. Bu, Cenab-ı Hakk'ın kendisine emanet ettiği İslam dininin yayılmasının önünü açsa da, onun sürekli savaştan kaçınma çabasından ve savaşa karşı koymaktaki isteksizliğinden ortaya çıkmıştır. Düşmanın politikası, savaşın ateşiyle savaşmayı kabul etmeye başlamadan önce onları uyarmak ve ondan yüz çevirmek ve - muharebe başladıktan sonra - düşman isterse, kararlı bir şekilde onu bitirmeye çalışmaktır. yoldaşlara ihanet etmemeye vurgu. Ve düşmanın cesetlerini parçalamak ve toplu cezalandırma yöntemini kullanmamak. Sonunda, savaşın sona ermesinden sonra askeri politikasına, sonun büyük bir zafer mi yoksa acı bir kayıp mı olduğuna ışık tuttu. Allah Resulü'nün (s.a.v.) güç kullanmadığını, doğru yol kapanıncaya kadar savaşa girmediğini ve sadece orduyu zayıflatmak için savaşmak istediğini okuyucuya anlatmaktır. Anahtar Kelimeler: Ahlak, insan boyutları, savaş, mahkumlar, yaralılar
شفاء الطالبين في شرح البردة للشيخ علي الكردي كان حيًّادراسة وتحقيقاً
Al-Burdah poem by Al-Busiri (d. 696 AH) is considered one of the most famous and greatest poems in praise of the Prophet. This poem has been explained by many explanations, including: the explanation of Sheikh Ali Al-Kurdi (he was alive in the year 1000 AH), which he called "Shifaa Al-Talibeen". This study aimed to make the book available to researchers and those interested in the poetry of praise of the Prophet, as well as to introduce Sheikh Al-Busiri, Sheikh Ali Al-Kurdi and his era, and his approach in commenting on the poem. This study relied on three written copies: the copy of Nour Osmaniye Library, the copy of Hafez Effendi Library, and the copy of Hassan Hosni Pasha Library in Turkey. The study followed the steps of the historical descriptive approach when studying the author's era and his personal and scientific life, and the scientific method in investigation and commentary in studying the manuscript and attributing what he referred to by returning to the appropriate sources. The conclusions of the study were as follows: The author wanted in his book a brief explanation of the poem Al-Burdah, as he started with an introduction to the poem, the reason for its composition, then he mentioned the reason for calling it Al-Burdah. He divided it into ten chapters, and after that he proceeded with the explanation, so he mentions the verse, then explains its vocabulary, then the syntax of the verse, then the quotient of the meaning, and the sheikh He adheres to this division in all his explanations. He discusses some issues without lengthening, and Al-Kurdi's explanation includes some benefits, comments on issues in hadith and belief. He mentioned the commentators' sayings, and a statement of his opinion on them, as well as his comments on rhetorical and presentation issues, The author also mentions the opinions of Issam al-Din ibn Arabzadeh and Sheikh Jalal al-Din al-Mahalli in his book. He comments on them, The commentator was distinguished by explaining the degrees of hadith, and discussing those who accuse Al-Busiri of adopting fabricated hadiths in some of the meanings of his poem. He excelled in all that was presented, which reflects a high scientific level, and his ability in the sciences of Arabic and Sharia sciences.
تفسير آية ﴿إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ﴾ للشيخ محمد بن عدوان النابلسي كان حيَّاً سنة (1144ه)دراسةً وتحقيقاً
This thesis is directed to the study and investigation of the book of Sheikh Muhammad bin Adwan Al-Nabulsi (he was alive in 1144 AH), in which he dealt with the interpretation of the verse No. (53) from Surat Al-Ahzab, which is mentioned in the blessings of God and His angels to the Prophet, PBUH, and he named it: "Interpretation on a verse (ayah) ﴿إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ﴾ Where the book dealt with the interpretation of the verse with a unique approach, and excelled in dividing it into ten requirements that fulfilled most of the vocabulary and meanings of the verse, with the help of different sciences such as: jurisprudence and its origins, hadith and language with all its sciences. The study dealt with a unique copy of the book in the author's handwriting, which is the copy of the Hassan Hosni Library in Turkey (preserved No. 100). The study also followed the historical descriptive approach when researching the author's biography, reviewing the features of the era in which he lived, the events that took place in it, and the most prominent scientific figures. Which led the scientific life at the time, and the study followed the method of investigation and commentary in the investigated section, by copying the text and adjusting it according to modern spelling rules, extracting Quranic verses and hadiths of the Prophet, attributing texts and sayings to their sources, extracting poetic verses and adjusting their texts. The study concluded with results, the most important of which are: the scientific value of Nabulsi's book in the chapter on the interpretation of the verses, as it reflected the reality of the prevailing culture at the time of the author, and the prevailing approach in interpretation. It contains the scholarly personality of the author, although he is not mentioned in biographies, but what he wrote in explaining the verse of prayer upon the Prophet, PBUH, indicates that he has extensive knowledge in many legal sciences, in addition to his mystical references that indicate his moderation, as he controlled the hadiths He commented on it whether it is valid or weak. He rejected many of the Sufis' opinions on the interpretation of Muqattaʿat Letters, and corrected some of them, and this indicates his ability and intellectual independence. Keywords: Interpretation(Tafsir). Nabulsi. Tafsir Ayah. Al-Ahzab. Salat 'Ala An-Nabi. Investigation.
Çankırı'da mevlid törenleri ve icra bağlamları
Mevlid geleneği, bugün Anadolu'nun birçok bölgesinde olduğu gibi Çankırı'da da yaşamaktadır. Mevlid okuma geleneği ve mevlid törenleri esasında İslâm dünyasında önemli bir olgudur. Nitekim mevlidlerin Hz. Peygamber'in ismini anmak ve yaşatmak, ona dua etmek ve dolayısıyla da şefaatine nail olmak gayesi ile kaleme alınan eserler olduğu söylenmektedir. Bu bilgiler ışığında asırlardan beri icra edilen ve Türk milleti için büyük bir önemi olan mevlid törenlerinin Çankırı'da nasıl icra edildiği konusu saha araştırmasından hareketle bu tez çalışmasında irdelenmiştir. Süleyman Çelebi'nin "Vesiletü'n-Necât" adlı eseri üzerinde yapılan araştırmaların genelinde eserdeki bahirler ve hikâyeler kısımlarının incelenmesine ağırlık verilmiştir. Bu çalışmada ise mevlidin günümüzde Çankırı bölgesinde nasıl icra edildiği ve mevlid törenlerinin toplumun yaşamına etkisi üzerinde durulmuştur. Bu amaçla Çankırı'nın merkezi ile bazı ilçelerinde saha çalışması yapılmıştır. Ancak Covid-19 salgını başladıktan sonra Çankırı'nın tüm ilçelerinde derleme yapma imkânı ortadan kalkmıştır. Buna karşın mevlidhan olan diyanet görevlileri, mevlidhan olmadığı halde mevlid hakkında bilgisi olan diyanet görevlileri ve ayrıca diyanet görevlisi olmayan Çankırılı sıradan vatandaşlarla mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Yapılan saha araştırmaları esnasında kaynak kişilere mevlid törenleri ve Süleyman Çelebinin "Vesiletü'n-Necât" adlı eseri hakkında sorular sorulmuştur. Bunun yanı sıra mevlid törenlerinin farklı icra bağlamlarını tespit etmek için farklı yer ve zamanlarda düzenlenen mevlid törenlerine giderek gözlemler de yapılmıştır. Alan araştırmaları esnasında yapılan derlemelerin ve mevlid törenlerinin ses ve görüntüleri kayıt altına alınmıştır. Yine saha araştırması esnasında bulduğumuz farklı tarihlerde yayımlanan eski alfabeli üç mevlid metni üzerinde de incelemeler gerçekleştirilmiş ve bu tezde kullanılmıştır.
Hz. Peygamber ile Teberrük rivayetleri (Yiyecek, içecek ve abdest suyu örneği)
Hz. Peygamber, yaratıcının O'na biçtiği misyon ve insanlara örnekliğindeki üstün ahlaki vasıfları nedeniyle getirdiği dinin mensupları tarafından çok sevilmiş ve diğer insanlardan üstün tutulmuştur. Bu olması gereken ve yaratıcının da emrettiği bir durumdur. Fakat diğer dinlerde olduğu gibi İslam Dini'nde de Hz. Peygamber'in misyonu kimi zaman yanlış değerlendirilmiştir. O'nu yaratıcının istediği ve emrettiği değerin çok daha üstünde olağanüstü, fevkalbeşer ve hatta ilâhî bir statüye çıkarmak isteyen insanlar İslam'ın başından beri hep olagelmiştir. Bunun en belirgin tezahürlerini ilk dönemden itibaren hadis kaynaklarında görmekteyiz. Konumuzun özünü teşkil eden teberrük kavramında ise Hz. Peygamber'e duyulan muhabbetin tezahüründe bazen farklı mecralara kayıldığını görmekteyiz. O'na ait herhangi bir şeyin insanı cehennemden kurtaracağı, hastalıkları iyileştireceği, imanını artıracağı vb. düşünceler hatırasına duyulan saygı ve hürmetten daha ön plana çıkmıştır. Hâlbuki îtikâdî açıdan medet umulacak, yardım edecek, kutsanacak yegâne varlık sadece Allah'tır. Bundan dolayı hadis eserlerindeki bu hususla alakalı rivayetler hadis teknikleri açısından titizlikle incelenmeli, konuyla alakalı îtikâdî, psikolojik ve sosyolojik boyutta samimi de olsa zaafa düşülmesinden sakınılmalıdır. Konuyla ilgili rivayetler hadis eserlerinde fazlaca bulunduğundan tezimizde konuyu sınırlandırdık. Teberrük kavramının Kur'an ve Hadisler ışığında genel bir analizini yaptıktan sonra hadis eserlerinde bu hususun hangi başlıklar altında yer aldığını ortaya koymaya çalıştık. Sonrasında Hz. Peygamberin yiyecek, içecek ve abdest suyu artıklarıyla teberrük edilmesine dair başta Kütüb-i Tis'a olmak üzere meşhur addedilen hadis kaynaklarındaki rivayetleri ilgili eserler ışığında değerlendirmeye çalıştık. Anahtar Kelimeler: Hadis, Hz. Peygamber, kutsal, artık, teberrük.
Kitâb-ı Dâstân-ı İbrâhîm (Metin-inceleme-sözlük)
Anadolu'daki ilk örneklerine XIV. asırdan itibaren rastlanan peygamber kıssaları ve evliya menkıbeleri, ahlâkî kavramların ve İslâmî fikirlerin halk arasında caziplik kazanması için tedvin edilmeye başlanmıştır. Kaynağını Kur'ân-ı Kerîm ile hadîslerden alan peygamber kıssaları başta olmak üzere İslâm dünyasında Bâyezîd-i Bestâmî ve Fudayl b. Iyad gibi birçok evliyanın şahs-ı manevîsi ile içtimaî hayatlarının birer örnek teşkil etmesi nedeniyle haklarında sözlü ve yazılı eserler ortaya konulmuştur. Bu çalışmada, Millî Kütüphane'de 06 Mil Yz A 1981 koduyla yer alan ve yazarı belli olmayan el yazması nüsha temin edilerek, nüsha içerisinde yer alan bir metnin transkripsiyon harflerine aktarımı gerçekleştirilmiş ve dönemin dil özellikleri gözetilerek çevrisi tamamlanmıştır. Öncelikle Hz. Muhammed ile oğlu İbrahim'in hayatı inceleme konusu edilirken İbrahim Kitabı Destanı başlığı altında tespit edilmiş olan diğer tüm kişiler, dinî ve tasavvufî öğeler, ulvî varlıklar ve mekân isimleri de irdelenerek açığa kavuşması sağlanmıştır. Mevzu bahis olan eser, Hz. Peygamber'in oğlu İbrahim'in vefatı hakkında olup özellikle Eski Anadolu Türkçesi ile yazılmıştır ve bu dilin özelliklerini yansıtması açısından önem taşımaktadır. Anahtar kelimeler: Hz. İbrahim b. Muhammed, Hz. Muhammed, Eski Anadolu Türkçesi, dinî ve tasavvufî sözcükler, kelime bilgisi, şekil yapısı.
Hasâis ve delâil edebiyatında Hz. Peygamber'e atfedilen hissî mucizelerin Kur'an çerçevesinde değerlendirilmesi
Bu çalışmanın konusu Beyhakî'nin (ö. 458/1066) Delâilü'n-Nübüvve ve Suyûtî'nin (ö. 911/1505) el-Hasâisü'l-Kübrâ adlı eserleri bağlamında Hz. Peygamber'in peygamberliğine delil olarak gösterilen rivayetleri Kur'an ve sahih hadis çerçevesinde incelemektir. Araştırmamız bir giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş veya birinci bölümde hasâis, delâil ve mûcize kavramları ele alınmış ve mûcizenin çeşitlerine değinilmiştir.İkinci bölümde Hz. Peygamber'in doğumundan peygamberlik öncesi ve sonrası döneme kadar geçen süreçte meydana gelen olağanüstü hadiseler ile Hz. Peygamber'in fizikî özelliklerini konu edinen rivayetler ele alınmıştır. Bu rivayetlerin çoğunun Hz. Peygamber'e asılsız olarak isnat edildiği, Kur'an, sahih hadis ve tarihî gerçeklerle örtüşmediği ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca Hz. Peygamber'in adeta diğer peygamberlerle yarıştırılmasının ona nispet edilen mûcizelerin sayısının artmasında oldukça etkili olduğu belirtilmiştir.Üçüncü bölümde ise Hz. Peygamber'e atfedilen hissî mûcizeler Kur'an bağlamında değerlendirilmeye çalışılmıştır. Bunun yanında söz konusu mûcizelerin çıkış sebepleri üzerinde durulmuş ve mûcizelerin ortaya çıkışında Ehl-i hadis ekolünün, Yahudi geleneğinin ve diğer peygamberler için mûcize diye nitelenebilecek vasıfların Hz. Peygamber için de bulunması gerektiği düşüncesinin olduğu ifade edilmiştir.Anahtar Kelimeler: Peygamber, Mûcize, Delil, Rivayet.
Hadisler ışığında kadınların cami âdâbı
Hz. Peygamber döneminde kadınların mescidi sıklıkla kullandıkları bilinmektedir. Ancak Peygamber efendimizden sonraki dönemlerde kadınların mescidden uzak tutuldukları görülmektedir. Bu durum, asr-ı saâdet'ten günümüze kadınların mescidle olan ilişkisinin araştırılmasına, onların camiye gelirken ve cami içerisinde davranmaları gereken prensiplerin incelenmesine neden olmuştur. Bu düşünceden hareketle yaptığımız çalışmada ayrıca kadınların mescide gelmelerini teşvik eden ve onların namazlarını evlerinde kılmalarının daha hayırlı olacağını söyleyen rivayetlerin nasıl anlaşılması gerektiğine değinilmiştir. Sonuç olarak yeniden konu ile ilgili hadisler incelenerek son çözüm aranmıştır. Anahtar Kelimeler: Hz. Peygamber, Cami, Kadın, Âdâp.
Hadisler bağlamında mutluluk
İslam, mutluluğu; dünya mutluluğu ve ahiret mutluluğu olmak üzere iki farklı kategoride ele almıştır. Dünyayı ebedi mutluluk yurdu, cennetin elde edilebileceği mekân olarak değerlendiren İslam'ın, ahiret hayatına daha fazla önem verdiğini söyleyebiliriz. Bu tezimizde İslam'ın dinin temel kaynaklarından ikincisi kabul edilen Hz. Peygamberin hadislerinin, mutluluk kavramıyla ilgili olanlarından yola çıkarak Hz. Peygamberin mutluluğa bakış açısını ele alıp incelemeye çalıştık.
Hocaoğlu'nun Milli Kütüphane 06 Yz A 2580 numarada kayıtlı mevlid nüshası (metin-inceleme)
İslamiyet'in kabulünden sonra mevlid metinleri edebiyatımızda önemli bir yer teşkil etmiş, Hz. Muhammed'in doğumu İslam dünyası için büyük önem arz ettiğinden her dönemde mevlid türünde eserler verilmiştir. Klâsik Türk şiirinin gelişme devri olarak adlandırılabilecek XV. asrın başlarında Hocaoğlu isimli sanatkâra ait mevlid metni de bu eserlerden biridir. Birden fazla nüshası bulunan bu metnin tam nüshası günümüzde Milli Kütüphane 06 Yz A 2580 numarada kayıtlıdır. Eserin daha önceden bilinen muhtasar nüshalarından hareketle metin değerlendirme çalışmaları yapılmış ancak bu tam nüsha üzerine metin tespiti ve edebî tahlil yapılmamıştır. Bu çalışma, Hocaoğlu'nun eserinin metin tespitini ve edebî açıdan incelemesini amaçlamaktadır. Bu çalışmada ilk olarak mevlidin tanımı yapılmış, edebiyatımızdaki yeri ve önemi üzerinde durulmuş, bilhassa söz konusu eserin de yazılmış olduğu 15.yy edebiyatı özelliklerinden bahsedilmiş ve mevlid metinlerinden söz edilmiştir. Daha sonra Hocaoğlu'nun sanatı ve edebi kişiliğine yer verilmiştir. Metin şekil ve muhteva yönüyle incelenmiş daha sonra metnin transkripsiyonlu yazımına geçilmiştir. Aynı zamanda metnin dil içi çevirisi de yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hz. Muhammed, Mevlid, Hocaoġlu, 15.yy Türk edebiyatı
Vahyin başlangıcıyla ilgili siyer kaynaklarındaki rivayetlerin değerlendirilmesi
Hz. Peygamber'e ilk inen vahyin ne olduğu meselesi Siyer, Hadis ve Tefsir alanlarının ortak çalışma alanlarına girmektedir. İlk vahyin ilk dönem kaynaklarında nasıl ele alındığı konusunu İslâm tarihi açısından ele aldığımız bu çalışmamız esas itibariyle giriş ve iki bölümden müteşekkildir. Girişte konunun amacı, önemi ve kapsamı hakkında bilgi verilmiş, ayrıca özet bir şekilde hicrî ilk üç asırda Siyer yazıcılığının tarihî seyrinden, vahiy ve nübüvvet kavramlarından bahsedilmiştir. Birinci bölümde Mekke toplumunun dinî yapısı, mevcut dinler ve müntesipleri, dinî uygulamalar ile Hz. Peygamber'in risâlet öncesi dinî hayatı hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde ise Hz. Peygamber'in nübüvvetle görevlendirilmesinden önce tehannüs gibi hazırlık safhası olarak nitelenen konular ve nübüvvet alâmetleri meselesi ele alınmıştır. Daha sonra ilk vahiyle ilgili hicrî ilk üç asra ait siyer kaynaklarındaki rivayet malzemeleri belirli bir tasnif içerisinde ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Son olarak Câhiliye'den başlayarak İslâmî dönemde de devam eden Arap kıssacılık geleneğinin bahsi geçen rivayetlere etkilerinin bulunup bulunmadığına dair değerlendirmelerin yer aldığı bir kısım eklenmiştir. Anahtar kelimeler: İlk vahiy, peygamber, kıssa, tehannüs, cahiliye.
Ortaokullarda seçmeli din derslerinin öğrenci görüşleri doğrultusunda değerlendirilmesi: Gaziantep ili örneği
Türkiye'de eğitim sisteminde meydana gelen en köklü değişimlerden biri şüphesiz seçmeli din derslerinin getirilmesidir. Bu değişiklikle birlikte artık isteyen öğrenciler zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine ilaveten Hz. Muhammed'in Hayatı, Kur'an-ı Kerim ve Temel Dini Bilgiler derslerinin seçme imkanına kavuşmuşlardır. 2012-2013 yılı itibariyle uygulamaya konulan bu dersler veli ve öğrenciler tarafından ziyadesiyle teveccüh görmüş ve büyük bir açığı kapama fırsatı olarak algılanmıştır. Çalışmamız ortaokullarda eğitim görmekte olan öğrencilerin bu dersleri seçerken güttükleri amaç ve beklentilerini, derslerden memnuniyetlerini belirlemektir. Çalışma anket yöntemi kullanılarak Gaziantep ilinde 8 okulda 574 öğrenciyle yapılmştır. Elde edilen veriler ışığında seçmeli derslere olan ilgi, derslerin tercih edilme sürecinde etkili olan faktörler, dersin sonraki yıllarda tercih edilip edilmeyeceği gibi konularda bulgu ve değerlendirmeler yer almaktadır. Anahtar kelimeler: Din Eğitimi, Seçmeli Dersler, Hz. Muhammed'in Hayatı, Temel Dini Bilgiler, Kur'an-ı Kerim.
İbrahim bin Hızır es-Sirozî'nin 'Alâ'imü'n-nübüvve'si (İnceleme-metin)
Abdurrahmân bin Nizâmüddîn Ahmed bin Muhammed el-Câmî'nin Farsça yazdığı Şevâhidü'n-nübüvve'nin bilinen dört Türkçe çevirisi bulunmaktadır. Eserin tercümelerinden bir tanesi de İbrahim bin Hızır es-Sirozî'nin yazdığı 'Alâ'imü'n- nübüvve'dir. Bu tercümede Hz. Muhammed'in peygamberlik alâmetleri ve mucizeleri esas eserden alınan kaynaklar ile müellif tarafından eklenen farklı türdeki eserler, âyetler, hadisler ve manzum parçalarla anlatılmıştır. Eserin iki nüshası tespit edilmiştir. Tercüme metni, diğer nüshaya göre daha sağlam olan Süleymaniye Kütüphanesi Hüsrev Paşa (H) nüshası üzerinden oluşturulmuştur. Araştırma beş bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerde eserin ait olduğu tür, müellifin hayatı, Şevâhidü'n-nübüvve ve tercümeleri, 'Alâ'imü'n- nübüvve'nin esas eser ve diğer tercümelerle mukayesesi, eserin dil ve üslup özellikleri anlatılmıştır. Daha sonra incelemeye kaynakça, dizin, sözlük eklenip araştırma sonlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hz. Muhammed, İbrâhim bin Hızır es-Sirozî, Abdurrahmân-ı Câmî, Şevâhidü'n-nübüvve, Delâ'ilü'n-nübüvve, Siyer, Mucize, Tercüme.
Hz. Peygamber'den nakledilen kıssalar ve hadis usûlü açısından değerlendirilmesi
Hz. Peygamber'den Nakledilen Kıssalar ve Hadis Usûlü Açısından Değerlendirilmesi adlı çalışma Hz. Peygamber'den nakledilen kıssaların tespiti ve bunların sened-muhteva değerlendirilmesi mahiyetindedir. Kur'ân kıssaları hakkında pek çok çalışma yapılmasına karşın Hz. Peygamber'den nakledilen kıssalar alanında, özellikle de Türkiye'de yapılmış herhangi bir çalışma görülmemektedir. Bu itibarla konu ile ilgili yapılacak çalışmaların önemli bir boşluğu dolduracağı kanaatindeyiz. Araştırmamızın sağlıklı bir şekilde tamamlanması, ancak temel kaynakları oluşturan hadis musannefatının ve bunlar üzerine yapılan çalışmaların incelenmesi ile mümkündür. Dolayısıyla çalışmanın kaynaklarını daha ziyade hadis alanının temel eserleri; ayrıca bunlar üzerine yapılan çalışmalar, tezimizle ilgili doktora, yüksek lisans tezleri, makale, ansiklopedi maddesi vb. kaynaklar oluşturmaktadır. Çalışmada konu hakkındaki temel kaynaklar refarans alınmakla birlikte yeri geldikçe farklı görüşlerin değerlendirmesine, tespit, tedkik, mukayese ve tenkidine yer verilmiştir. Hz. Peygamber'den nakledilen 33 kıssa tespit etmiş bulunmaktayız. Çalışmamız neticesinde ulaştığımız sonuç bu olmakla beraber, bu sayının kesin olup değişmeyeceğini iddia etmiyoruz. Bu kıssalar 17 sahabî tarafından rivâyet edilmiştir. Hadis rivâyetlerinin genelinde olduğu gibi kıssalarda da rivâyetlerin çoğu Ebû Hüreyre (r.a.) tarafından nakledilmiştir. Bu bağlamda 33 kıssanın 19 tanesini sadece Ebû Hüreyre rivâyet etmiştir. Ancak bir kıssanın tek sahabî râvi tarafından nakledilmesi ona has olmayıp Suheyb b. Sinân er-Rûmî, Ebû Sa'îd el-Hudrî, Abdullah b. Mes'ûd, Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Abbâs, Übey b. Ka'b ve Cündüb b. Abdullah el-Becelî'nin de rivâyetlerinde teferrüd ettiği kıssalar bulunmaktadır. Hz. Peygamber'den nakledilen bu kıssalardan iki tanesi Kur'ân-ı Kerim'de, altı tanesi ise Kitab-ı Mukaddes'te geçmektedir; diğer bir kısmı hakkında ise kaynaklarda herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır. Bununla birlikte kıssaların bazılarında bunların Hz. Peygamber'e ilham edildiği, bir kısmında bir görüntü şeklinde izlettirildiği, bir tanesinde ise Cebrail tarafından haber verildiği anlaşılmaktadır. Tespit edilen bu kıssaların muhtevalarının ise Allah'a imandan "kişinin kendi iradesi ile hayatına son vermesi" anlamına gelen intihara kadar geniş bir yelpaze arz ettiği görülmektedir. Kıssalardan bir kısmı hem içerdikleri muhteva hem de Ebû Hüreyre tarafından isrâiliyatla irtibatlı olarak rivâyet edildiği gerekçesiyle eleştirilmiştir. Bu eleştiriler daha ziyade mucize, keramet vb. mahiyetteki aklın muhal gördüğü olayları muhtevi kıssalar hakkındadır. Ayrıca kıssanın Kitab-ı Mukaddes'te yer alması da bu hususta etkili olmuştur. Eleştiri konusu edilen rivâyetlerin muhtevaları, temel hadis kaynaklarında ve bunların şerhlerinde farklı açılardan tartışılmış; ancak bunların sıhhatleri itibariyle mevzû olduğu görüşüne yer verilmemiştir. Modern çalışmalarda ise tartışma konusu olan bu kıssalar, hem müsteşrikler hem de birtakım müslüman araştırmacılar tarafından Hz. Peygamber'e nispetinin uygun olmadığı iddiasıyla reddedilmiştir. Tamamının âhâd yolla geldiği anlaşılan kıssaların itikadda delil olmayacağında usûlcüler ittifak etmişlerdir. Muhaddisler ise karinelerle desteklenmiş haber-i vâhidin ilim/bilgi ifade edeceğini belirtmişlerdir. İncelediğimiz kıssaları konularına göre bir taksime tâbi tutacak olursak; iman, ibadet, ahkâm ve güzel ahlâk olmak üzere neredeyse hayatın her alanına dair insanlık için örnek tablolar ve izi takip edilecek bir muhtevanın varlığından söz edebiliriz. Netice olarak Kur'ân kıssaları kadar araştırmaya konu olmayan nebevî kıssalar pekçok yönden ele alınmış ve bu sahadaki boşluk bir nebze de olsa doldurulmaya gayret edilmiştir. Anahtar kelimeler: Kıssa, mesel, Hz. Peygamber'in bilgi kaynağı, hadis, sünnet, israiliyat, şer'u men kablena, aslu's-sened