Treatment adherence and compliance
177 theses under this subject heading
Perception of social support and compliance with treatmen in hypertensive patients
This study was planned to investigate the relationship between perception of social support and compliance with treatment in patients with hypertension. Between January 2016 and January 2017, 285 patients who were admitted to the Internal Medicine Outpatient Clinic and Internal Medicine Department of Marmaraereğlisi Public Hospital, followed up with the diagnosis of hypertension and accepted to participate in the study constituted the sample of the study. Data were collected by using the Patient Information Form, Multidimensional Scale of Perceived Social Support (MSPSS) and Medication Adherence Self-Efficacy Scale (MASES). The data were analyzed by parametric tests because the research data were suitable for normal distribution. Independent group t-test analysis was used for comparison of binary groups and ANOVA test was used for comparison of multiple groups. In order to test the relationship between the research variables, Pearson correlation analysis was performed. The mean age of the patients was 64.26±11.08 years, 64.2% were women, 81.1% were married and 67.7% were secondary and high school students. The mean total score of the patients in the Multidimensional Scale of Perceived Social Support was 81.65±21.81 and the total score obtained from the Medication Adherence Self-Efficacy Scale was 70.61±11.2. The mean scores were higher than the intermediate level. In the study, it was determined that compliance with treatment was affected by factors such as marital status, education, income level, the person he / she lived with, frequency of blood pressure measurement, tea-coffee consumption and diet (p<0.05). Also it was determined that social support was affected by factors such as education, how to drink antihypertensive drugs, frequency of blood pressure measurement, frequency of hypertension controls (p<0.05). According to research results, there was no significant correlation between perception of social support and compliance with treatment in patients with hypertension. Keywords: Hypertension, compliance with treatment, social support
MS'li bireylerde tedaviye uyumu etkileyen faktörler
MS hastalarında parenteral tedaviyi de içeren uzun süreli tedavi uygulanmakta, hastalarda çeşitli nedenler ile tedavi uyumunda sorun yaşamaktadır. Bu çalışma MS hastalarının tedavi uyumunu etkileyen faktörleri saptamak ve tedavi uyumlarını arttırmaya yönelik öneriler geliştirmek amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Araştırma verileri Nisan-Ekim 2018 tarihlerinde, Tekirdağ ve Edirne illerindeki üniversite hastanelerinin nöroloji polikliniğinde MS tanısı ile takip edilen 211 hasta ile yüz yüze görüşülerek elde edilmiştir. Araştırmada "Hasta Tanılama Formu", "Morisky Tedaviye Uyum Ölçeği", "Beck Depresyon Ölçeği", "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği" ve "Hastalık Algısı Ölçeği" kullanılmıştır. Çalışmada yer alan hastaların yaş ortalaması 40,03±10,82 olup, hastaların %70,1'i kadındır. Hastaların Morisky Tedaviye Uyum Ölçeği'nden aldıkları puan ortalama 0,78±0,90 olarak hesaplanmış ve hastaların %48'inin tedaviye uyumunun iyi düzeyde olduğu saptanmıştır. MS hastalarında Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği'nden ortalama 64,79±16,53 puan alınmış olup, sosyal destek algısı daha iyi olanlarda tedavi uyumu da daha yüksek bulunmuştur (p<0,01). Hastaların %35,5'inde depresif semptomatoloji saptanmıştır. En düşük Beck Depresyon Ölçeği puanı, tedaviye uyum düzeyi yüksek olanlardan elde edilmiştir (p<0,01). MS hastalarında hastalık algısının tedavi uyumuna etkisi gösterilememiştir (p>0,05). Tedavi uyumları kötü olan hastaların tedavi uyumu iyi olan hastalara oranla poliklinik kontrollerini daha fazla aksattığı (p<0,01) ve MS nedeniyle daha fazla hastanede yattığı saptanmıştır (p<0,05). Sonuç olarak MS hastalarının yarısında tedavi uyumu yetersizdir. Tedavi sürecinde hasta ailesi ile daha fazla işbirliği sağlanması, poliklinik kontrollerinin aksatılmaması için hatırlatma gibi önlemler alınması, hastaların depresif semptomatoloji yönünden taranması tedavi uyumunun artmasında etkili olabilir. Anahtar Kelimeler: Multipl Skleroz, Tedavi Uyumu, Sosyal Destek, Depresyon, Hastalık Algısı
Aile hekimliği polikliniğine başvuran hipertansiyon hastalarının sosyodemografik özelliklerinin ilaç tedavisi ve kronik hastalık uyumuna etkisi
Arteryal kan basıncının tekrarlayan ölçümlerle 140/90 mmHg üstünde olmasına hipertansiyon denir. Hipertansiyon kan basıncının devamlı yüksek seyretmesiyle kendini gösteren sistemik bir hastalık olup, çeşitli komplikasyonlara sebep olması ve toplumda sık görülmesi sebebiyle önemli bir sağlık sorunudur. Hipertansiyon olgularının tamamının %80-90'ı mekanizması kesin olarak belirlenememiş olan primer (esansiyel) hipertansiyondur. Geriye kalan %10-20'lik kısmı ise altta yatan ek bir hastalığa bağlı olarak meydana gelen sekonder hipertansiyondur. Hipertansiyon tedavisine başlama kriterleri sistolik ve diyastolik kan basıncı seviyeleri ve total KV risk seviyesine göre belirlenir. Hipertansiyonu kontrol altına alabilmek için ilaç tedavisi kadar yaşam tarzı değişiklikleri dediğimiz non-farmakolojik tedavide önemlidir. Bunların yanında diyabet, dislipidemi, abdominal obezite ve sigara gibi değiştirilebilir risk faktörleri de tespit edilmelidir. Hipertansiyonun kronik bir hastalık olması nedeniyle hastaların hipertansiyonla birlikte yaşamayı öğrenmeleri gerekmektedir. Bu nedenle hastaların hipertansiyona uyum sağlarken hangi alanda zorlandıklarını belirlemek önemlidir. Hipertansiyon tedavisindeki başarıyı arttırabilmek amacıyla doğru ilaç tedavisinin seçilmesi kadar, bu tedaviye hastaların ne kadar uyum gösterdiği tespit edilmelidir. Birinci basamakta hastaların almakta oldukları tedavilerin etkinliğini arttırmak amacıyla hastaların ilaç tedavisi uyumları ve kronik hastalıklara uyumları açısından hızlı bir değerlendirme yapılması mümkündür. Çalışmamız Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Aile Hekimliği Polikliniğine Nisan 2021-Temmuz 2021 tarihleri arasında başvuran 106 hipertansiyon hastasının sosyodemografik özelliklerinin ilaç tedavisi ve kronik hastalıklara uyumunu değerlendirmek amacıyla yapıldı. Çalışmamızda hastalarımızın %63,2'si ilaç tedavisine düşük uyum göstermekteydi. İlaç tedavisine yüksek uyum gösteren hastaların hipertansiyona fiziksel, sosyal ve psikolojik uyumlarının da anlamlı derecede yüksek olduğu sonucuna varılmıştır.Literatüre baktığımızda uyuma etki eden birçok neden tanımlanmıştır. Ancak sonuçlar çelişkidir. Benzer çalışmaların birinci basamakta ve daha çok katılımcı ile yapılabilmesi hastaların tedaviye uyumunu ve yaşam kalitesini arttırabilmek adına önemlidir.
Tip ıı diyabetli hastaların hastalık yönetimine katılım düzeylerinin belirlenmesi
Bu çalışma, Tip 2 diyabetli hastaların hastalık yönetimine katılım düzeylerinin belirlenmesi ve katılım düzeylerini etkileyen faktörlerin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Çalışmamızın evrenini Gaziantep Dr. Ersin Arslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dâhiliye, Endokrin, Diyabet polikliniklerinde Ekim 2017-Mart 2018 tarihleri arasında tedavi, kontrol veya yatış yapan hastalar, örneklemini ise araştırma kriterlerine uygun olan 375 hasta birey oluşturmuştur. Çalışma verilerinin elde edilmesinde hasta tanıtım formu, Tip 2 Diyabete İlişkin Öz-etkililik Ölçeği kullanılmıştır. Toplanan verilerin istatistiksel analizinde, ki kare testi, ANOVA testi, t testi ve Pearson korelasyon analizleri uygulanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin %60,53'ünün kadın ve yaş ortalamasının 54,76±13,35 olduğu saptanmıştır. Diyabet yönetimine ilişkin öz-etkililik ölçeği özel beslenme ve kilo alt boyutu puanlarının bakım için yardım alma ve gelir durumuna, fizik egzersiz skorlarının yaş, öğrenim durumu ve egzersiz yapma durumuna, kan şekeri puanlarının hastalığa uyum, tedavi şekline göre dağılımları arasındaki farkların istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir. Diyabetli bireylerin hastalıklarını daha iyi algılamalarını ve hastalıklarının yönetimlerinde etkin bir rol oynamalarını sağlayacak olan hemşirelik uygulamalarının planlanması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Tip 2 diyabet; Diyabet yönetimi; Öz etkililik.
Hipertansiyon hastalarında ilaç uyumu ve kadercilik eğilimi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma, hipertansiyon hastalarının ilaç uyumu ve kadercilik eğilimi arasındaki ilişkinin incelenmesi, amacıyla kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırma Gaziantep İli Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı bir aile sağlığı merkezinde Mayıs-Aralık 2018 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini bir aile sağlığı merkezine kayıtlı hipertansiyon tanısı almış 495 kişi oluşturmaktadır. Örneklemi ise evreni bilinenden örneklem hesaplama yöntemine göre belirlenen 222 birey oluşturmuştur. Evrenden örneklem seçiminde basit-rastgele örneklem yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada veriler, yüz yüze görüşme tekniğiyle aile sağlığı merkezinde poliklinik ortamında toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak Tanımlayıcı Bilgi Formu, İlaca Uyum ve Reçete Yazdırma Ölçeği (İURYÖ-7) ve Kadercilik Eğilimi Ölçeği (KEÖ) kullanılmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin %42.8'i 55-64 yaş aralığında ve bireylerin %57.7'sinin erkek olduğu belirlenmiştir. Bireylerin İlaca Uyum ve Reçete Yazdırma Ölçeği (İURYÖ-7) puan ortalaması 14.38±4.35, ölçeğin İlaca Uyum alt boyutu puan ortalaması 7.94±2.58 ve Reçete Yazdırma alt boyutu puan ortalaması 6.44±1.99 olarak belirlenmiştir. Kadercilik Eğilimi Ölçeği toplam puan ortalaması 80.07±10.01, ölçeğin Önceden Belirlenmişlik alt boyutu puan ortalaması ise 28.76±5.12, Kişisel Kontrol alt boyutu puan ortalaması 18.67±3.25 ve Batıl İnanç puan ortalaması 20.15±4.58 olarak hesaplanmıştır. İlaç Uyumu ve Reçete Yazdırma Ölçeği (İURYÖ) puan ortalaması ile Kadercilik Eğilimi Ölçeği (KEÖ) puan ortalaması arasında, pozitif yönde zayıf düzeyde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak bireylerin kadercilik eğilimi artarken ilaç uyumu ve reçete yazdırma düzeyleri düşmektedir. Anahtar kelimeler: Hipertansiyon, Kadercilik, İlaç Uyumu, Hemşirelik
Ostomili hastaların bilgi gereksinimlerinin ve ostomiye uyumlarının belirlenmesi
Bu çalışma; Ostomisi olan hastaların ostomiye uyumlarını belirlemek ve hastaların gereksinimlerine göre danışmanlık vermek amacıyla yapıldı. Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Uygulama ve Araştırma Hastanesi genel cerrahi servisinde yatan 61 ostomili hastadan veriler Hasta Tanılama ve Değerlendirme Formu, Ostomisi Olan Bireylerin Bilgi-Davranış-Tutumlarını Değerlendirme Formu, Ostomi Bölgesini Değerlendirme Formu ve Ostomili Bireylere Yönelik Uyum Ölçeği kullanılarak toplandı. Gerekli yasal izinler ve hasta onamı alındı. Hastaların % 52.5 (n:32)'i kadın, yaş ortalamaları 53,65±13,55 yıl olduğu gözlenirken erkek (54,79 yıl) hastaların kadın (52,62 yıl) hastaların yaş ortalamalarından daha yüksek olduğu ancak aralarındaki farkın istatistiksel açıdan anlamlı olmadığı belirlendi. Çalışmada kullanılan ostomili bireylere yönelik uyum ölçeği; Kabul etme, Kaygı/Endişe, Sosyal Uyum, Öfke olmak üzere dört farklı alt grupta incelendi. Hastaların en çok ostomi bakımı, kişisel bakım, beslenme, cinsellik konusunda bilgi gereksinimlerine ihtiyaç duydukları belirlendi ve bu doğrultuda hastalara bakım ve danışmanlık hizmeti verildi.
Böbrek nakli olan hastalarda öz yönetim ve immünsupresif ilaç uyumu incelenmesi
Bu çalışma böbrek nakli olan hastaların nakil sonrası öz yönetim düzeylerini ve immünsupresif ilaç uyumunun incelenmesi amacıyla uygulanmıştır. Araştırmanın evreni Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Nefroloji - Organ Nakli Polikliniğine 2009 yılından 2021 yılına kadar başvuran 413 böbrek nakli olmuş 134 hasta oluşturmuştur. Veri toplama araçları; sosyo demografik ve tanıtıcı özellikler formu, Böbrek Nakli Alıcılarında Öz Yönetim Ölçeği ve Organ Nakli Hastalarında İmmünsupresif Tedaviye Uyum Ölçeğidir. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzdelik ve ortalama değerleri, Kolmogorov Smirnov Testi t testi, varyans analizi veya nonparametrik Kruskal Wallis H testi, Mann-Whitney U kullanılmıştır. Çalışmaya başlamadan önce gerekli izinler alınmıştır. Çalışma bulgularına göre hastaların %63'ü erkek, %27'si 31-40 yaş grubunda, %76'sı evli, %84'ü ilkokul – ortaokul öğrenimine sahip ve %48'inin gelir giderine eşittir. Böbrek Nakli Alıcılarında Öz Yönetim Ölçeği'nin alt boyutlarından "normal olmayan durumları erken dönemde fark etme ve bunlarla baş etme" puanı 3,065±0,524, "günlük yaşamda öz bakım davranışları ve stresle baş etme" puanı 3,046±0,459, "kendi kendine izleme" puanı 2,485±0,882 olarak hesaplanmıştır. Hastaların cinsiyet, alkol kullanım durumu sorularına verilen yanıtlar arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Bunların dışında ölçek puan ortalamasıyla sigara kullanım durumu, fiziksel egzersiz yapma durumu ve donör türü arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). Organ Nakli Hastalarında İmmünsupresif Tedaviye Uyum Ölçeği toplam puan ortalaması 3,051±0,417 olarak hesaplanmıştır. Ölçeğin puan ortalaması ile cinsiyet, alkol kullanım durumu, fiziksel egzersiz yapma durumu, nakil sonrası ilaç kullanımı ve diğer yapmanız gerekenler hakkında eğitim alma durumu, donör türü sorularına verilen yanıtlar arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Bunların dışında ölçek puan ortalamasıyla sigara kullanım durumu arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Böbrek Nakli Olan Hastalarda Öz Yönetim ve İmmünsupresif İlaç Uyumunun İncelenmesi'nde öz yönetim ve uyumun birbiri ile ilişkili olduğu belirlenmiştir. İmmünsupresif tedaviye uyumu artırmak ve öz yönetimi sağlayabilmek için periyodik olarak eğitimler yapılmalıdır.
Diyabetik ayağı olan ve olmayan hastaların anti-diyabetik ilaç uyumlarının karşılaştırılması
Amaç: Çalışmamızda Diyabetes Mellitus tanılı hastalarda tedavi uyumu düzeyi, tedavi uyumunu etkileyen çeşitli özellikler, tedavi uyumunun diyabetik ayak gelişimi üzerine etkileri ve diyabetik ayak gelişimini etkileyen çeşitli özellikler arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız kesitsel nitelikte ve kontrol gruplu olup, 01.08.2024-31.12.2024 tarihlerinde Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı, Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Merkezi polikliniği ve Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Su Altı ve Hiperbarik Tıp polikliniğine başvuran 18 yaş ve üzeri diyabetes mellitus tanılı hastalar ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara sosyodemografik ve klinik özelliklerini içeren bir veri toplama formu, diyabetik ayağı olan hastalar için diyabetik ayak veri toplama formu ve Morisky-8 Maddeli İlaca Uyum Anketi(MTUÖ-8) uygulanmıştır. İstatistiksel analizler SPSS 26.0 for Windows kullanılarak yapılmıştır. Anlamlılık düzeyi için p<0,05 olarak alınmıştır. Bulgular: Toplam 343 katılımcı ile gerçekleştirdiğimiz çalışmamızın yaş ortalaması 63,2±10,6'dır. Bunların %54,2'si kadın, %75,5'i evli, %46,9'u ilkokul mezunu ve %65,9'u asgari ücret veya altı gelire sahiptir. Çalışmamıza katılanların %19,5'i sigara ve %4,4'ü alkol tüketmektedir. Katılımcıların MTUÖ-8'den aldıkları puan ortalaması 5,65±2,02'dir. Katılımcıların %42,9'u kötü uyum, %33,5'i orta uyum ve %23,6'sı ise iyi uyum grubundadır. Kötü uyum gösteren grubun %29,9'unda, orta uyum gösteren grubun %34,8'inde ve iyi uyum gösteren grubun %32,1'inde ayak yarası bulunduğu saptanmıştır. Gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p=0,706). Katılımcıların MTUÖ-8 sonuçları ile yaş(p<0,001), cinsiyet(p=0,038) ve sigara içme durumları(p=0,025) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır. Katılımcıların %32,1'inde(n=110) diyabetik ayak yarası vardır. Diyabetik ayak yarası ile cinsiyet(p<0,001), medeni durum(p=0,034), eğitim durumu(p=0,040), gelir durumu(p<0,001), tedavide kullanılan ilaç çeşidi(p<0,001), kontrol sıklığı(p=0,002) ve kontrol yeri(p<0,001), düzenli kan şekeri ölçümü(p<0,00) ve diyet(p<0,001) arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamız sonucunda diyabetik ayak gelişimi ile tedavi uyumu arasında ilişki saptanmamıştır. Ancak, uzun süredir ayak yarası olan bireylerde tedaviye uyumun belirgin şekilde düştüğü görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Diyabetes Mellitus, Diyabetik ayak, Tedavi Uyumu
Statin tedavisinin kılavuza uygunluğunun ve hasta uyuncunun değerlendirilmesi
Kızıldağ, B., Statin Tedavisinin Kılavuza Uygunluğunun ve Hasta Uyuncunun Değerlendirilmesi, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Klinik Eczacılık Programı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2023. Aterosklerotik kardiyovasküler hastalık (ASKVH), gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde en önemli mortalite ve morbidite nedenidir. Dislipidemi, ASKVH gelişim riskini artıran en önemli risk faktörlerinden biridir. Statinlerin kardiyovasküler olayları azalttığı gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı, dahiliye servisinde yatan hastaların klinik eczacı tarafından 2021 Avrupa Kardiyoloji Birliği/Avrupa Ateroskleroz Derneği Klinik Uygulamada Kardiyovasküler Hastalıkların Önlenmesine İlişkin Kılavuzu'na göre statin tedavisinin gerekliliğinin ve uygunluğunun değerlendirilerek öneride bulunulması ve tedaviye uyuncun değerlendirilerek uyunçsuzluk nedenlerinin belirlenmesidir. Bu tez çalışması bir üniversitesi hastanesinin iç hastalıkları yatan hasta servislerinde Eylül 2022-Mart 2023 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmaya 40 yaş ve üzeri 370 hasta (%51,1'i kadın, yaş ortalaması±standart sapma 64,67±12,7 yıl) dahil edilmiştir. Statin tedavisine ilişkin hekimlere yapılan tüm önerilerin %38,8'i kabul edilmiştir. Başlangıçta kılavuza uygunluk %40,3 iken klinik eczacının da katkısı ile taburculukta kılavuza uygunluk %54,1'e çıkmıştır (p<0,001). Ayrıca düşük yoğunluklu lipoprotein düzeyi hedef aralıkta olmayan hastaların %29,2'si başlangıçta kılavuza uygun iken taburculukta kılavuza uygunluk %46,2'ye yükselmiştir (p<0,001). Hastalar taburculuktan 3 ay sonra telefon ile aranarak yapılan değerlendirmede, hastalar statin tedavisine uyunçlu bulunmuş ve hastaların tedaviyi en sık bırakma nedeninin hekim önerisi olduğu saptanmıştır. Hekimlerin dislipidemi yönetiminde güncel kılavuzlar doğrultusunda risk profilini dikkate almaları konusunda farkındalık yaratılması ve bu hastalarda optimal tedavi yönetimi için klinik eczacının multidisipliner ekip içinde yer alması önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Dislipidemi, kılavuza uygunluk, statin tedavisi, klinik eczacı, uyunç.
Kişiselleştirilmiş hasta katılım planı'nın tip 2 diyabetli hastalarda diyabet yönetimine etkisinin incelenmesi
Bu randomize kontrollü çalışmada, Kişiselleştirilmiş Hasta Katılım Planı'nın (KHKP) tip 2 diyabetli bireylerde, diyabet yönetiminde tedaviye uyum, öz etkililik ve hasta katılımına etkisi incelenmiştir. İlk olarak KHKP'nin dil ve kapsam geçerliğini içeren Türkçe adaptasyonu ve ön uygulaması yapılmıştır. Ardından KHKP'nin diyabet yönetimine etkisi 26 Ocak - 29 Kasım 2021 tarihleri arasında, Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi Endokrin Polikliniği'nde 51 katılımcı ile ön test-son test düzende paralel gruplu randomize kontrollü olarak incelenmiştir. Veriler Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği, Tip 2 Diabetes Mellitus Tedavisinde Hasta Uyum Ölçeği, Tip 2 Diyabet Hastalarında Diyabet Yönetimine İlişkin Öz Etkililik Ölçeği ve Hasta Katılımı Ölçeği ile toplanmıştır. Dahil edilme ölçütlerini karşılayan katılımcılar, random atama ile müdahale (n: 24) ve kontrol (n: 27) gruplarına atanmıştır. KHKP, dört hafta aralıklarla iki yüz yüze görüşme oturumunu, ilk görüşmeden iki hafta sonra gerçekleştirilen bir telefon görüşmesini ve katılımcıların yüz yüze görüşmeler arasındaki dört hafta boyunca kendi kendilerine uyguladığı ev tabanlı yazılı egzersizleri içermektedir. Müdahale grubuyla yapılan birinci yüz yüze görüşmede katılımcıların diyabet öyküsü alınmış, hasta katılımı kavramı açıklanarak bireye özgü bakım hedefleri belirlenmiş ve ev tabanlı alıştırmalar tanıtılmıştır. İkinci yüz yüze görüşmede bireylerin dört haftalık süreçteki yeni deneyimleri ile ev tabanlı alıştırmalar tartışılmış, kaydedilen gelişmelere ilişkin olumlu geribildirimler verilerek bakım hedefleri gözden geçirilmiş ve bireyler katılım planını sürdürmeye teşvik edilmiştir. İlk görüşmeden iki hafta sonra gerçekleştirilen on dakikalık telefon görüşmesinde ise, katılımcıların ev tabanlı alıştırmaları uygulama sürecindeki ilerlemeleri/yaşadıkları güçlüklere ilişkin geribildirimler alınmış ve motivasyonları desteklenmiştir. Ön test-son-testler müdahale grubuna birinci yüz yüze görüşmeden önce ve ikinci yüz yüze görüşmeden sonra uygulanmıştır. Kontrol grubundaki katılımcılara poliklinikte uygulanan rutin kontrollerin dışında herhangi girişim uygulanmamış olup, birinci ve dördüncü haftalarda ön test-son-test uygulanmıştır. Araştırma sonucunda müdahale grubundaki katılımcıların tedaviye uyum, öz etkililik ve hasta katılımı düzeyleri anlamlı ölçüde artmıştır. Bu sonuçlara göre, Kişiselleştirilmiş Hasta Katılım Planı'nın diyabet öz yönetim eğitimine ek bir yöntem olarak kullanılması ve polikliniklerde hasta takibine entegre edilmesi önerilmektedir.
Behçet hastalığı olan yetişkin bireylerde akdeniz diyetine uyumun behçet sendromu aktivite skalası ve yaşam kalitesi ile ilişkisi
Bu çalışma, Akdeniz diyetine (AD) uyumun ve bağlılığın hem sağlığı koruyucu özelliklerin kalıcılığına yardımcı olması hem de kronik ve inflamatuar seyirli hastalıklar üzerine olan olumlu etkilerini düşünerek, otoinflamatuvar/otoimmün yapıda kronik multisistemik inflamatuar bir hastalık olan Behçet Hastalığına sahip bireylerde Akdeniz diyetine uyumun Behçet Sendromu aktivitesi ve yaşam kalitesi ile ilişkisini araştırmak ve bu konu ile ilgili kısıtlı olan literatüre katkı sağlamak amacı ile yapılmıştır. Çalışma, yaşları 25-50 yıl aralığında olan çalışmaya katılım koşulu sağlayan 34 kadın ve 34 erkek olmak üzere 68 Behçet hastası ile kesitsel bir çalışma olarak yürütülmüştür. Bireylere genel bilgiler, besin tüketim sıklığı, besin tüketim kaydı, Akdeniz Diyeti Uyum Ölçeği, Behçet Sendromu Aktivite Skalası (BSAS) ve Behçet Hastalığı Yaşam Kalitesi Ölçeği'nden (BHYKÖ) oluşan bir anket formu çevrimiçi görüntülü veya sesli görüşme ile uygulanmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 37,88±7,20 yıl olarak ve hastalık süresinin ortanca değeri 8,50(12,00) yıl olarak bulunmuştur. Çalışmada AD uyum skoru 10 ve üzeri olan birey saptanmamıştır. Akdeniz diyetine uyum skoru [6-9] puan aralığında olan bireylerin %64,7'si kadın ve %35,3'ü erkek, ≤5 puan olan bireylerin %38,2'si kadın ve %61,8'i erkek bireylerden oluşmaktadır (p=0,028). Erkek ve kadın katılımcıların BSAS skoru ortalaması sırası ile 30,12±16,29 ve 27,12±10,64 puan olarak bulunmuştur (p=0,372). Akdeniz diyeti uyum skoru ≤5 puan olan bireylerin hastalık aktivite skoru ortalaması 37,11±13,54 olarak ve [6-9] puan olan bireylerin ise 20,61±7,36 puan olarak saptanmıştır (p<0,001). Negatif değerlendirmeye sahip olan bir ölçek olan BHYKÖ'nün total puanı, AD uyum skoru arttıkça azaldığı tespit edilmiştir (p=0,001). Serum C-Reaktif Protein (CRP) değerinin Akdeniz diyeti uyum skoru ≤5 puan olan bireyler ile [6-9] puan aralığında olan bireyler arasındaki farkı anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Behçet hastalarının toplam Akdeniz diyeti uyum skoru ile Behçet hastalığı aktivite toplam skorunun ilişkisi negatif yönlü, orta düzeyde ve anlamlı olarak elde edilmiştir (r= -0,577;p<0,001). Katılımcılarda toplam Akdeniz diyeti uyum skoru ile Behçet hastalığı yaşam kalitesi toplam skorunun ilişkisi negatif yönlü, zayıf düzeyde ve anlamlı olarak bulunuştur (r= -0,328; p=0,007). Behçet hastalığı yaşam kalitesi toplam skoru ve Behçet hastalığı aktivite toplam skorunun ilişkisi pozitif yönlü, zayıf düzeyde ve anlamlı olarak tespit edilmiştir (r=0,295 p=0,015). Akdeniz diyeti uyumu total skoru ile serum C-reaktif protein, beden kütle indeksi, bel çevresi ve bel/kalça oranı arasındaki ilişki anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Akdeniz diyetine uyumun, Behçet hastalarında hastalık aktivitesini ve yaşam kalitesini pozitif etkilediği tespit edilmiştir. Akdeniz diyet modelinin içerdiği bir besin grubu veya bir besin öğesi ile hastalık aktivitesi arasında anlamlı bir korelasyon saptanmamıştır. Bu durum bir besin grubu ya da besin öğesine odaklanmak yerine Akdeniz diyet modelinin tamamına odaklanmamız gerektiğini vurgular nitelikte olsa da bu konu ile ilgili ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Hacettepe Üniversitesi Romatoloji kliniğinde biyolojik DMARD tedavisi başlanan romatoid artrit hastalarında takip süresi on yılın üzerinde olanların klinik ve demografik özelliklerinin değerlendirilmesi
Çalışmanın amacı, on yıldan uzun süre biyolojik ilaç alma potansiyeli olan romatoid artrit (RA) hastalarında, takip süresi on yıldan uzun ve kısa olanların klinik ve demografik özelliklerinin incelenmesi ve on yılın üzerinde tedavi takibine devam edilmesinde ilişkili faktörlerin saptanmasıdır. Çalışmaya, 2001-2022 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Romatoloji Bilim Dalı'nda takip edilen ve on yıldan uzun süre biyolojik DMARD (bDMARD) tedavisi kullanma potansiyeli olan 640 RA hastası dahil edildi. Retrospektif olarak toplanan veriler uygun istatistik yöntemlerle analiz edildi. Hastaların 242'sinin (%37.8) takip süresi on yıl ve üzerindeyken, 398'inin (%66.7) takip süresi on yılın altındaydı. Takip süresi on yıldan uzun hastaların197'si kadındı (%81.4) ve 218'i (%90,9) son vizitte bDMARD tedavisine devam ediyordu. Hastaların 131'i (%54.1) Ankara il merkezinden geliyordu. Ankara ilinden gelen hastaların %50.2'si on yıldan uzun süre takibe devam etmişken, Ankara dışından gelen hastaların %29.8'i on yıldan uzun süre takibe gelmiştir (p<0.001). On yıldan uzun takibi olan hastaların ilk şikayet yaşı 36.9 ±12.9, tanı yaşı 38.7±12.9, ilk şikayet ile bDMARD başlangıç arasındaki süre 8.8±6.9 yıldı. On yıldan kısa süreli takibi olan hastalara kıyasla, uzun süreli takibi olan hastalarda ilk şikayet ile bDMARD başlama arasındaki süre daha uzundu. Tedavi devamlılığı olan hastalarda romatoid faktör kuvvetli pozitifliği daha fazla, kilolu olma sıklığı daha belirgin ve metabolik sendrom komponentleri daha sıktı (Hipertansiyon, diyabetes mellitus ve hiperlipidemi gibi).Uzun süre takipte, akut faz yanıtı kontrolde olan hastalarda, takip devamlılığı daha yüksekti. bDMARD'lar ile birlikte sentetik DMARD'ların kullanımının on yıldan uzun süre tedavi devamlılığı sağlaması üzerine anlamlı bir etkisi görülmemiştir. İlk tedavi seçeneği olarak intravenöz yolla tedavi kullanıldığında, on yıldan uzun süreli devamlılık daha fazla saptandı. Hastaların başlangıç ve takip aktivite değerlerinin tedavi devamlılığına etkisi görülmemişken, fonsiyonel durumu daha kötü giden hastalar daha uzun süre takip edilmişlerdir. bDMARD alan hastaların en az %37.8'si merkezimizde takibine devam etmiş, %34'ü ise herhangi bir bDMARD'a devam etmektedir. Sonuç olarak hastaların yaşadıkları yerin tedavi aldıkları hastaneye yakınlığı, ilk şikayet ile bDMARD başlangıç süresi, biyolojik ajan başlama öncesi akut faz belirteçleri değeri, on yılın üzerinde tedavi takibine devam etme açısından önemli olarak gözükmektedir.
Alkol ve madde kullanım bozukluğu olan erkeklerde narsisizm düzeylerinin nüks ve tedavi motivasyonu ile ilişkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı alkol ve madde bağımlılığı olan erkeklerde narsisizm düzeylerinin tedavi motivasyonu ve nüks ile ilişkisini incelemektir. Yöntem: Araştırmaya Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Alkol ve Madde Tedavi Merkezi'nde alkol veya madde kullanım bozuklukları tanılarıyla yatarak tedavi gören, yaş ortalaması 38,80±12,21 olan 75 erkek hasta katılmıştır. Katılımcılara sırasıyla Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu, Sosyodemografik ve Klinik Bilgi Formu, Kendilik Psikolojisi Envanteri (KPE) ve Tedavi Motivasyonu Anketi (TMA) uygulanmıştır. Araştırma verileri SPSS for Mac 23.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışma sonucunda KPE alt boyutu olan savunmacı büyüklenmeci kendilik ile TMA kişiler arası yardım alt boyutu arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Ayrıca sosyal destek alan hastaların TMA içsel motivasyon, dışsal motivasyon ve toplam puanlarının anlamlı düzeyde yüksek olduğu gözlenmiştir. Çocuk sahibi olanların nüks sayılarının daha düşük olduğu; çocuk sayısı ve ilk tedaviye başvuru yaşının nüks ile negatif yönde anlamlı düzeyde ilişkili olduğu saptanmıştır. Örneklemimizde alkol/maddeye başlama yaşı ve narsisizm arasında negatif yönde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Ailede psikiyartik öyküye sahip olmayan alkol/madde kullanımına bağlı adli olay ve iş/okul kaybı yaşamış olan hastaların TMA alt boyutlarında anlamlı düzeyde yüksek puanlar aldığı bulunmuştur. Sonuç: Araştırmamız travmatik erken dönem yaşantıları ile patolojik gelişen, KPE alt boyutu olan savunmacı büyüklenmeci kendilik ile ölçülen narsisizmin alkol ve madde kullanım bozukluklarında tedavi motivasyonu için bir risk faktörü olabileceğini göstermektedir. Elde edilen bulguların, bağımlılıkta tedavi protokolleri geliştirilmesinde yol gösterici olacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: alkol kullanım bozukluğu, madde kullanım bozuklukları, narsisizm, tedavi motivasyonu, nüks
Tip 2 diyabetes mellitus hastalarında sağlık okuryazarlığı ve tedavi uyumu ilişkisi
Amaç: Tip 2 Diyabetes mellitus (DM) Türkiye'de ve dünya genelinde oldukça yaygın kronik bir hastalıktır. Eğitim ve danışmanlık yoluyla hastaların farkındalıklarının ve tedaviye uyumlarının arttırılması tip 2 DM hastalığının başarılı bir şekilde yönetilebilmesinde kritik öneme sahiptir. Son yıllarda kronik hastalıklarda tedavi başarısı ile tedavi uyumu arasındaki ilişki üzerinde sıkça durulmaktadır. Bu çalışmada, tedavi başarısı ile ilgili olarak güncel kavramlardan biri olan sağlık okuryazarlığı seviyesi ile tip 2 DM hastalarının tedaviye uyumları arasındaki ilişki araştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Prospektif, tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte olan bu çalışma, Mart 2023- Mayıs 2023 tarihleri arasında Harran Üniversitesi Hastanesi Endokrinoloji Polikliniğine başvuran Tip 2 DM tanısı olan katılımcılarla yürütüldü. Verilerin elde edilmesinde araştırmacılar tarafından oluşturulan Sosyodemografik ve Klinik Veri Değerlendirme Formu, ayrıca Tip 2 Diabetes Tedavisine Hasta Uyum Ölçeği (DMTHUÖ) ve Yetişkin Sağlık Okuryazarlığı Ölçekleri (YSOÖ) kullanıldı. Çalışma verileri SPSS 24,0 istatistik programı ile analiz edildi. İstatistiksel alfa önemlilik seviyesi p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya katılan 150 hastanın yaş ortalaması 57,3±12,8 olup (min 25 – maks 90) 77'si (%51,3) kadındı. Katılımcıların çoğunluğu (n=131'i %87,3) evliydi. İlköğretim mezunu (%27,3) seviyesinde eğitimi olanların en yüksek oranda olduğu görüldü. Çalışmada DMTHUÖ toplam puan ortalaması 85,2±9,8 idi. Cinsiyet, medeni hal, çalışma durumu, eğitim ve gelir durumu açısından DMTHUÖ toplam puanları arasında anlamlı bir fark tespit edilmedi. Sigara kullananlarda, tedavisini düzgün uygulamayanlarda, evde düzenli kan şekeri ölçmeyenlerde ve ek hastalığı olanlarda DMTHUÖ toplam puanı istatistiksel olarak daha yüksek saptandı (sırasıyla p=0,019; p<0,001; p=0,001; p=0,008). Katılımcıların YSOÖ toplam puan ortalaması 8,6±4,7 idi. Yaş ile YSOÖ toplam puanı arasında negatif yönde orta kuvvette istatistiksel olarak önemli bir ilişki bulundu (r=-0,355; p<0,001). Cinsiyeti erkek olanlarda, çalışanlarda, eğitim durumu lise ve üzeri olanlar ile geliri giderine eşit ya da giderinden fazla olanlarda YSOÖ toplam puanları istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksekti (p<0,05). IX Sonuçlar: Çalışma bulgularımız DM hastalarında sağlık okuryazarlığı seviyesinin düşük seviyede olduğunu, tedavi uyum düzeyi ile sağlık okuryazarlığı arasında istatistiksel anlamda orta kuvvette bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Düşük sağlık okuryazarlığı seviyesinin diyabet hastalarının tedavi uyumunu, dolayısıyla tedavi başarısını düşürerek yaşamlarını sağlıklı bir şekilde sürdürebilmelerini olumsuz yönde etkileyen bir risk faktörü olduğu görülmektedir. Diyabetin başarıyla yönetilebilmesi için hastaların hastalıklarıyla ilgili yeterli bilgi ve farkındalığa sahip olmaları ve tedaviye uyumları oldukça önemlidir. Bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre tedavilerinin gerektirdiği diyet, egzersiz, kontrol ve takiplerin nasıl olması gerektiğini kavrayan ve uygulayan hasta profili hedefiyle ileri planlamalara ihtiyaç olduğu söylenebilir. Anahtar kelimeler: Tip 2 Diyabetes Mellitus, sağlık okuryazarlığı, tedavi uyumu,
Kronik obstrüktif akciğer hastalığında yaşam kalitesi ve ilaç uyumunu değerlendirilmesi
Amaç: Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) solunum sistemi hastalıklarının başlıcalarındandır. KOAH morbidite, mortalitesi olan ve tedavisi uzun süre devam eden yaşam kalitesini önemli derecede olumsuz etkileyen akciğer hastalığıdır. Çalışmamız, KOAH'da yaşam kalitesi ve ilaç uyumu arasındaki ilişkiyi inceleyerek hastalık yönetimine katkı sağlamayı amaçlamıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Mart 2023-Temmuz 2023 tarihleri arasında Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi polikliniklerine başvuran 18 yaş üzeri KOAH tanılı hastalardan çalışmaya katılmayı kabul edenler dahil edildi. Gönüllülere yüz yüze sosyodemografik ve hastalık bilgilerini içeren form, EQ 5D 5L yaşam kalitesi ölçeği ve İlaç Uyum Bildirim Ölçeği (İUBÖ) uygulandı. Bulgular: Araştırmaya toplam 120 kişi katılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 59 olup, %86,7'si erkek, %91,7'si evli, %25'i emekliydi. Eğitim durumu sorgulandığında %73,3'ü ilkokul mezunu ya da okuryazar seviyesinde idi. Beden Kitle Endeksi ortalaması 28,5, sigara kullanımı %59,2 ve toplam sigara paket yıl ortalama 35,15 olarak görülmüştür. İUBÖ puan ortalaması 19,68±3,92 idi. Sosyodemografik veriler ile İUBÖ puanları arasında anlamlı bir fark saptanmadı. İlaç uyumuna ilaç türü sayısı ortalaması, ilaç türünün 4 ve üzeri olması, günlük ilaç kullanım sıklığı ve nebül kullanımı olumlu etkilediği görülmüştür. EQ 5D 5L yaşam kalitesi indeks puanı 0,48±0,28, EQ VAS(visual analog scala) puanı 57,1±18,5 idi. Yaşam kalitesini erkek cinsiyet, çalışıyor olmak, lise ve üzeri eğitim seviyesi, obez olmamak, çekirdek ailede yaşamak, bki düşüklüğü, alevlenme nedeni ile hastane yatışının olmaması, ek hastalık olmaması, günlük bir kez ilaç kullanımı olması olumlu yönde etkilemekteydi. Yaşam kalitesi ile KOAH tanı yılı ve kullanılan ilaç türü sayısı arasında negatif yönde düşük kuvvette ilişki görülmüştür. Sonuçlar: Hastaların yaşı ve hastalık süreci arttıkça tedaviye uyum ve göreceli sağlık durumunun azaldığı, eğitim durumunun da yaşam kalitesini olumlu etkilediği görülmüştür. İlaç uyumu ile yaşam kalitesi arasında bir ilişki bulunamamıştır. Erken tanı için hastalık farkındalığı oluşturarak erken teşhisin yaşam kalitesindeki ve morbidite üzerindeki öneminin ön plana çıkarılması önerilir. Anahtar kelimeler: Kronik obstrüktif akciğer hastalığı, KOAH, yaşam kalitesi, ilaç uyumu
Hipertansiyon tanılı hastalarda tedavi uyumu ve sağlık algısı
Amaç: Tedavi uyumsuzluğu ve sağlık algısı düzeyindeki eksiklikler hipertansiyon hastalarında hastalık adına kötü prognostik faktörler olup çalışmamızda hipertansiyon hastalarına yöneltilen sorular ile tedavi uyumu ve sağlık algısı düzeylerinin ölçülmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Şubat 2023-Nisan 2023 tarihleri arasında Şanlıurfa ilinde merkez ilçelerde erişilebilen Aile Sağlığı Merkezlerine başvuran 18 yaş üstü hipertansiyon tanısı olan 6 aydan daha uzun süre antihipertansif ilaç kullanan hastalardan çalışmaya katılmayı kabul edenler alındı. Gönüllülere sırasıyla katılımcıların sosyodemografik özellikleri ve ilaç kullanımlarına dair bilgilerin yer aldığı Sosyodemografik Veri Formu, Hill-Bone Hipertansiyon Tedavisine Uyum Ölçeği ve Sağlık Algısı Ölçeği uygulandı. Bulgular: Çalışmaya katılan 205 kişinin yaş ortalaması 58,6±14,1 olup (min 18– maks 88) katılımcıların 108'i (%52,7) kadın, 163'ü (%79,5) evliydi. Çalışma durumu sorgulandığında 70'inin (%34,1) çalıştığı, eğitim durumu sorgulandığında ise en yüksek oranda (%35,1) ilkokul mezununun olduğu görüldü. Kan basıncı normal sınırlarda olanların yaş ortalaması istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşüktü (p<0,001). Cinsiyet, medeni hal, çalışma durumu, eğitim ve gelir durumu açısından HBHTUÖ toplam puanları arasında anlamlı bir fark saptanmadı. Hill Bone Tedaviye Uyum Ölçeği Toplam Puanı 7,2±4,3 bulundu. Kan basıncı ölçüm sıklığı ve doktor kontrolüne gitme sıklığı grupları ile HBHTUÖ toplam puanları arasında anlamlı bir fark saptandı (p<0,001). Ek hastalığı olanların HBHTUÖ toplam puanları ek hastalığı olmayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşüktü (p=0,001). SAÖ toplam puanı 42,9±5,6 olarak bulundu. Medeni hali evli olan katılımcıların SAÖ sağlığın önemi alt grup puanları istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulundu (p=0,006). Sonuçlar: Kronik hastalıkların seyrinde hastanın düzenli takibi kritik öneme sahiptir. Erken tanı ve tedavi ile mortalite ve morbiditenin önüne geçilebilmesi için özellikle hastalık görülme sıklığının arttığı orta ve ileri yaşlar başta olmak üzere tüm yaş gruplarında klinik muayenede tansiyon ölçümü ve hipertansiyon taramaları konusunda gereken hassasiyetin gösterilmesi önerilir. Aile hekimlerine uzmanlık eğitimi sürecinde kronik hastalıklara yönelik sadece takip programları değil hastaların tedavi uyumunu artıracak ve sağlık algısını yükseltecek eğitimlerin de verilmesi faydalı olacaktır. Anahtar kelimeler: Hipertansiyon, tedavi uyumu, sağlık algısı
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesindeki aile hekimliği poliklinikleri'ne ayaktan başvuran çoklu ilaç kullanımı olan erişkin hastalardaki ilaç uyumu ve yalnızlık düzeyi
Giriş ve Amaç: Polifarmasi, eş zamanlı olarak çoklu ilaç kullanımını ifade eder. Tüm dünyada giderek artmakta olan polifarmasi; ilaç uyumunda azalma, ilaç-ilaç etkileşimleri, ilaç yan etkilerinin ortaya çıkması ve sağlık maliyetlerinde artış gibi olumsuz durumlarla ilişkilidir. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre uyum, kişilerin davranışlarının (ilaç alımı dahil) sağlık hizmeti sağlayıcısının tavsiyelerine karşılık gelme derecesi olarak tanımlanmaktadır. İlaç uyumsuzluğu, mortalite ve morbidite artışı gibi durumların yanı sıra sağlık maliyetlerinde artışla da ilişkili olabilen bir durumdur. Yalnızlık ise, bir bireyin tercih ettiği ile gerçek sosyal ilişkileri arasındaki uyuşmazlığa karşılık gelir. Yalnızlık; mortalite riskinde artış, sağlık açısından olumsuz olan bazı davranışlar ve bazı istenmeyen laboratuvar değerleriyle ilişkilidir. Bu çalışmada çoklu ilaç kullanan erişkin hastaların ilaç uyumları, bu hastaların sosyodemografik özellikleri, bu hastalardaki yalnızlık düzeyi ve bu değişkenlerin birbiriyle ilişkisi araştırılmıştır. İlaç uyumunu olumsuz etkileyen özelliklerin belirlenmesi ve bunlara karşı çözüm önerileri sunmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Van ilinde, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Bünyesindeki Aile Hekimliği Poliklinikleri'ne başvuran yetişkin bireylerin dahil edildiği, Mayıs 2019 ile Ağustos 2019 tarihleri arasında gerçekleştirilen kesitsel tanımlayıcı tipte bir anket çalışmasıdır. Bu çalışmaya 18 yaş üstü ve en az 240 gün süreyle en az iki farklı ilaç kullanımı olan 220 adet hasta dahil edildi. Hastalara öncelikle, polifarmasi ve ilaç uyumuyla ilgili bazı soruları da içeren sosyodemografik bilgi formundaki sorular yöneltildi. Daha sonra hastalara, ilaç uyumuyla ilgili sorular içeren Modifiye Morisky Ölçeği ve UCLA (University of California Los Angeles) Yalnızlık Ölçeği uygulandı. Anket hastaların onamı alındıktan sonra yüz yüze görüşme tekniği ile araştırmacı tarafından uygulandı. Verilerin analizinde; üzerinde durulan özelliklerden sürekli değişkenler için tanımlayıcı istatistikler ortalama, standart sapma, minimum ve maksimum değerler olarak ifade edilirken; kategorik değişkenler için sayı ve yüzde olarak ifade edilmiştir. Sürekli değişkenler bakımından grup ortalamalarını karşılaştırmada tek yönlü varyans analizi yapılmıştır. Varyans analizini takiben farklı grupları belirlemede Duncan Çoklu Karşılaştırma Testi kullanılmıştır. Bu değişkenler arasındaki ilişkiyi belirlemede gruplarda ayrı ayrı olmak üzere Pearson Korelasyon Katsayıları hesaplanmıştır. Gruplar ile kategorik değişkenler arasındaki ilişkiyi belirlemede ise ki-kare testi yapılmıştır. Hesaplamalarda istatistik anlamlılık düzeyi %5 olarak alınmış ve hesaplamalar için Statistical Package For Social Sciences (SPSS) istatistik paket programı kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan 220 hastanın %55'i kadın, %45'i erkekti. Yaş ortalaması 58.57±12.04'tü. Çalışmaya katılan hastaların %63'ünde hipertansiyon (HT), %48.3'ünde diyabetes mellitus (DM) ve %34'ünde aterosklerotik kalp hastalığı mevcuttu. Katılımcıların %68.6'sı kronik hastalığı/hastalıkları için aile hekimlerine düzenli olarak başvurmuyordu ve %56.4'ü minör, %43.6'sı majör polifarmasi kullanıyordu. Minör polifarmasi kullanan kadınların oranı minör polifarmasi kullanan erkeklere göre anlamlı olarak yüksekti. Katılımcıların bilgi, motivasyon ve yalnızlık düzeyi minör ya da majör polifarmasi kullanımına göre farklılık göstermemekteydi. Hastaların %70'i antihipertansif, %47.2'si antidiyabetik ve %35'i antükoagülan / antiagregan türü ilaç kullanmaktaydı. İlaç yan etkileri hakkında hiçbir bilgisi olmayan hastaların oranı %58.6 idi. Hastaların ilaç uyumu açısından %70'inin motivasyon, %75.9'unun ise bilgi düzeyi yüksekti. Bilgi düzeyi erkek cinsiyette anlamlı olarak yüksekti. Katılımcıların %63.7'si çeşitli düzeylerde yalnızlık hissetmekteydi. Yalnızlık düzeyi kadın cinsiyette anlamlı olarak yüksekti. Motivasyon, bilgi ve yalnızlık düzeyleri yaşa göre farklılık göstermemekteydi. Yalnızlık düzeyi çalışmayanlarda çalışanlar ve emeklilere göre anlamlı olarak daha yüksekti. Motivasyon düzeyi, hekim tarafından her zaman bilgilendirilen grupta hiçbir zaman bilgilendirilmeyenlere göre anlamlı olarak daha yüksekti. İlaçlarını düzenli kullandığını beyan eden katılımcıların hem motivasyon hem de bilgi düzeyleri ilaçlarını bazen aksattığını beyan edenlere göre anlamlı olarak daha yüksekti. Yalnızlık düzeyi ile motivasyon ve bilgi düzeyleri arasında anlamlı ilişki bulunmamaktaydı. Sonuç: Kronik hastalığı bulunan hastaların -özellikle polifarmasi kullanan ve yaşlı gruptaki- aile hekimlerince düzenli kontrollere çağırılarak kullandıkları ilaçların gözden geçirilmesi ve kullandıkları ilaçlar hakkında bilgi verilmesi; uygunsuz polifarmasi kullanımını engellemek ve ilaç uyumunu artırmak adına yararlı olabilir. Polifarmasi kullanımı olan, kadın ve/veya çalışmayan hastaların yalnızlık düzeyleri daha yüksek olabileceğinden, bu hastaların ruhsal durum muayenelerini yapmak ve hastaları gerektiğinde çeşitli sosyokültürel etkinliklere yönlendirmek, yalnızlık düzeylerini düşürmeye yardımcı olabilir.
Çocuklar ve ebeveynlerı içın kullanılacak 'ilaç tedavisine uyunç' ve 'ilaca ilişkin hasta/hasta yakını yaklaşımı' ölçeklerinin geliştirilmesi ve değerlendirilmesi
Psikotrop ilaçların ergenlerde reçetelenme oranlarının artış gösterdiği ve ilaç tedavisine uyuncun çocuklar ve ergenlerde yetişkinlere kıyasla daha düşük olduğu bilinmektedir. Psikotrop ilaçların etkinliği bu hastaların sağlığının ve hayat kalitesinin sürdürülmesi açısından çok önemli olduğundan ilaç tedavisine uyuncun devamlı olmasına dikkat edilmelidir. Uyuncu etkileyebilecek parametreler arasında ilaç tedavisine olan inançlar ve tedavi konusundaki düşünceler yer almaktadır. Pediatrik popülasyonda tedaviye uyunç, yalnızca çocuğu değil, tüm aileyi de etkilemektedir. Bu nedenle uyunç değerlendirilmesinde her iki taraftan da bildirim alınması gerekir. Hastanın tedaviye olan uyuncunu ölçmek için 'İlaç Tedavisine Uyunç' ölçeği geliştirmek, hastaların tedaviye olan uyuncunu/uyunç göstermeme davranışını daha iyi anlamak için ise 'İlaca İlişkin Hasta/ Ebeveyn Yaklaşımı' ölçeklerinin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu tez çalışması Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniğinde Aralık 2021- Nisan 2022 tarih aralıklarında gerçekleştirilmiştir. Psikiyatrik tanı ile takip edilen ve en az 2 aydır psikotrop ilaç kullanan 288 adolesana ve 255 adet ebeveyne ölçekler uygulanmıştır. Ölçeklerin geçerlilik analizlerinde, uzman görüşü alınarak kapsam geçerliliği ve açıklayıcı faktör analizi ile yapı geçerliliği hesaplanmıştır. Güvenirlilik analizlerinde ise Cronbach alfa iç tutarlılık katsayısı hesaplanmış ve test-retest uygulaması sonrasında sınıf içi korelasyon katsayısı değerlendirilmiştir. Analizler sonucunda tek boyutlu yapıya sahip, hasta için 9, ebeveyn için 6 sorudan oluşan ''Pediatrik İlaç Tedavisine Uyunç-PİTU'' ölçeği, gereklilik ve endişe boyutlarına sahip, hasta için 18, ebeveyn için 20 sorudan oluşan 'Pediatrik İlaç Tedavisine olan Yaklaşım-PİTY'' ölçeği geliştirilmiştir.Ölçeklerin geçerli ve güvenilir (Cronbach alfa >0,70) bir ölçüm aracı olduğu gösterilmiştir. Hastanın endişe skorları, ilaç tedavisine olan yaklaşımını gereklilik skorlarına göre daha anlamlı düzeyde etkilediği, ebeveynin uyunç skorları ile hastanın uyunç skorlarının benzerlik gösterdiği, ebeveynin tedaviye olan negatif tutumu ile hastanın uyuncunun ilişkide olduğu, ebeveyn ve hastanın ilaç tedavisine olan negatif yaklaşımlarının benzerlik gösterdiği saptanmıştır. Klinisyenlerin özellikle endişe algı seviyesini, yan etki profili ve polifarmasinin tedaviye olan uyuncu ve yaklaşımını etkileyebileceği göz önünde bulundurması önem taşımaktadır.
Çölyak hastalığı tanılı çocukların glutensiz diyete uyumlarının idrar ve dışkı gluten immünojenik peptidleri ile değerlendirilmesi
Çölyak hastalığının (ÇH) tedavisi, ömür boyu sıkı bir glutensiz diyettir. Çölyak hastalarında glutensiz diyete uyumu değerlendirmek için yöntemler konusunda fikir birliği yoktur; özellikle hafif diyet ihlallerini tespit etmek zordur. Diyet uyumu; hastaların kendilerinden veya ebeveynden alınan beslenme öyküsü, semptom varlığı ve seroloji ile değerlendirilmektedir. Kısa sürede gluten maruziyetini gösteren, dışkı ve idrardaki gluten immünojenik peptidler (GİP), özgül ve duyarlı monoklonal antikorlardır ve gastrointestinal sindirime dirençlidir. Bu çalışmada Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Gastroenterolojisi Bilim Dalı'nda çölyak hastalığı tanısıyla izlenen çocuklarin glutensiz diyete uyumlarını idrar ve dışkı GİP ile değerlendirilmesi amaçlandı. Şubat 2021 – Aralık 2021 tarihleri arasında 3-18 yaş arasında, 77'si kız (%64,7), 42'si erkek (%35,3) toplam 119 hasta çalışmaya katıldı. Olguların ortalama yaşı 12,43,5 idi. Hastaların %18,5'inde (n:22) idrarda GİP pozitif, %11,8'sinde (n:14) dışkı GİP pozitif saptandı. Dışkı GİP pozitif saptanan 14 hastanın %50'sinde (n:7) idrar GİP pozitifti. Dışkı GİP ile idrarda GİP arasında anlamlı ilişki vardı (p:0,004). Diyete uyumu hiç/az/orta olan 32 hastanın %71,9'unda serolojisi pozitifti. Çalışmada seroloji ile diyete uyum arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,001). Diyete uyumu hiç/az/orta olan 32 hastanın %37,5'inde diyete uyumu iyi olan 87 hastanın %11,5'inde idrarda GİP pozitif saptandı. Diyete uyum ile idrarda GİP arasında anlamlı bir ilişki gösterildi (p:0,001). Diyete uyumu hiç/az/orta olan 32 hastaların dışkıda GİP %21,9'unda pozitifti. Diyete uyum ile dışkı GİP arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktu (p:0,053). Dışkı ve idrar GİP, glutensiz diyete uyumu değerlendirmek ve diyet ihlallerini saptamak için klinik uygulamalara ek olarak kullanılabilecek uygun bir yardımcı yöntemdir. Gluten maruziyetinin erken tanımlanması olası komplikasyonların engellenmesine yardımcı olacaktır. Anahtar kelimeler: Çölyak hastalığı, glutensiz diyete uyum, gluten immünojenik peptid
Adaptasyonun tinnitus üzerindeki etkinliği
Bu çalışmanın amacı tinnitus problemi çeken hastalar için oluşturulan adaptasyon programının tinnitus üzerindeki etkinliğini incelemektir. Bu çalışma en az 6 ay tinnitus şikayeti ile gelen 18-65 yaşları arasında kalan 30 hasta dahil olmuştur. Deney gurubunda 15 birey, kontrol gurubunda 15 birey olacak şekilde toplamda 30 tinnituslu hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışma grubu seçilip amaçlı örnekleme yöntemlerinden biri olan ölçüt örnekleme yönteminden yararlanılmıştır. Çalışmada deney ve kontrol grupları için öntest ve sontest ölçümlü 2 x 2'lik yarı deneysel desen ile çalışma sürdürülmüştür. Çalışma sekiz hafta boyunca 3 görüşme yapılmış ve katılımcıların geri dönütleri işlenmiştir. Çalışmada veri toplamak için, Tinnitus Engellilik Anketi uygulanmıştır. Çınlama yakınması olan bireylerin demografik bilgileri araştırmacının oluşturduğu "Kişisel Bilgi Formu" kullanılarak işlenmiştir. Çalışmaya dahil edilen tinnitus yakınması olan bireylere Kulak Burun Boğaz muayenesinin ardından odyolojik muayene yapılmıştır. Program kapsamında çalışma grubundan bulunan veriler Sosyal Bilimler İçin İstatistik Programı 27 programı kullanılarak analizleri dahil edilmiştir. Analiz sonucunda deney ve kontrol gruplarının verileri ölçümlerden aldıkları puanlamaların öntest ve sontestlerde istatistiksel bir şekilde alamlı bir farklılık gösterme durumları incelenmiştir. Değişkenlerede hesaplanan sonuçlar Mann-Whitney U ve Wilcoxon İşaretli Sıralar Testleri kullanılarak birbirleri ile karşılaştırılmıştır. Çalışmada elde edilen sonuçlara göre, deney ve kontrol gruplarında yer alan tinnitus yakınması olan hastaların Tinnitus Adaptasyon Programı uygulanan deney grubunun Tinnitus Engellilik Anketi öntest ve sontest toplam puanlamaları arasında istatistiksel bir şekilde deney grubunda anlamlı bir farklılık saptanmıştır. Çalışma sonuçlarına göre Tinnitus Adaptasyon yöntemi tinnitusun sosyal ve bireysel hayatta yarattığı problemlerin azalmasında faydalı bir role sahip olduğu saptanmıştır.
Tip 2 diyabetli yaşlıların oral antidiyabetik ilaçlar hakkında inançlarının ve sağlık okuryazarlık düzeylerinin belirlenmesi
Araştırma, Tip 2 diyabetli yaşlıların oral antidiyabetik ilaçlar hakkında inançlarının ve sağlık okuryazarlık düzeylerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak Ağustos 2018- Ağustos 2019 tarihleri arasında dahiliye polikliniklerine başvuran ve dahiliye servisine yatan toplam 131 hasta ile yürütülmüştür. Veriler "Hasta Tanıtım Formu", "İlaçlar Hakkında İnançlar Anketi" ve "Erişkin Diyabetli Hastalarda Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği" ile toplanmıştır. Veri analizinde ortalama, standart sapma, yüzde, sıklık, ANOVA, t testi ve Pearson korelasyon testleri kullanılmıştır. Hastaların İlaçlar Hakkında İnançlar Anketi alt boyut puan ortalamaları Spesifik Endişe 2,53±0,60, Spesifik Gereklilik 3,94±0,59, Genel Zarar 3,08±0,66, Genel Aşırı Kullanım 3,01±0,44'tür. Sağlık Okuryazarlık Ölçeği alt boyut puan ortalamaları Fonksiyonel Sağlık Okuryazarlığı 3,44±0,55, Eleştirel Sağlık Okuryazarlığı 2,34±0,61, İnteraktif Sağlık Okuryazarlığı 2,90±0,61'dir. Kadın, ilçede yaşayan, ek kronik hastalığı olmayan ve evde kendi kendine şeker ölçümü yapan hastaların spesifik endişe; kadın ve ek kronik hastalığı olan hastaların spesifik gereklilik; evde kendi kendine şeker ölçümü yapmayan hastaların genel aşırı kullanım ve diyabet eğitimi alan hastaların genel zarar inanç puan ortalamaları yüksek bulunmuştur (p<0,05). İlkokul mezunu, köyde yaşayan ve diyet uyumu kötü hastaların fonksiyonel sağlık okuryazarlık düzeyi düşük; kadın, lise ve üzeri eğitim düzeyinde ve ilçede yaşayan hastaların interaktif sağlık okuryazarlık düzeyi yüksek ve diyet uyumu iyi olan hastaların eleştirel sağlık okuryazarlık düzeyi yüksek olup anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Spesifik endişe ve genel aşırı kullanım inançları ile interaktif sağlık okuryazarlığı arasında pozitif yönde, zayıf bir ilişki saptanmıştır (spesifik endişe; r=0,18, p=0,03, genel aşırı; r=0,19, p=0,02). Çalışma sonucuna göre diyabet gibi kronik hastalığı olan yaşlı hastalarda, ilaçlara ilişkin inançlarının izlenmesi, diyabette öz yönetimin sağlanabilmesi için sağlık okuryazarlık düzeyleri dikkate alınarak eğitim ve danışmanlık yapılması önerilmektedir.
Renal transplantasyon hastalarında immunsupresif tedavinin takibi ve tedaviye uyuncun iyileştirilmesi
Renal transplantasyon; daha düşük maliyet, daha yüksek mesleki rehabilitasyon, daha iyi yaşam kalitesi ve diyalize kıyasla daha uzun sağ kalım sağlamasıyla son dönem böbrek hastalığı için en iyi tedavi seçeneğidir. Ancak renal transplantasyon hastaları, ilaç tedavisine yüksek oranda uyunçsuzluk gösterirler. Çok az girişimsel çalışma, ilaç uyuncunu artırmayı amaçlayan yaklaşımları içermektedir. Bu çalışmanın amacı, klinik eczacının davranışsal ve eğitim stratejisinin böbrek nakli hastalarının tedaviye uyunç üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Yeni renal tranplantasyon hastaları (n = 62) iki gruba ayrılmıştır: kontrol grubu (n = 31; rutin nakil eğitimi) ve eğitim grubu (n = 31; rutin nakil eğitimi artı klinik eczacı eğitimi). Üç ay sonra İmmunsupresif Tedaviye Uyunç Ölçeği (İTUÖ) 1., 2. sorularına verilen yanıtların ve toplam ortanca İTUÖ skorunun eğitim grubunda kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu görülmüştür (sırasıyla; p=0,006, p<0,001 ve p<0,001). Ortalama takrolimus kan düzeyi eğitim grubunda kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,001). Üç ay sonra takrolimus kan düzeyi eğitim grubunda %20 artarken kontrol grubunda %24 azalmıştır. Laboratuvar bulgularında (örneğin böbrek fonksiyonu), hastaneye başvuru sayısı, akut organ reddi, yeni başlayan hipertansiyon varlığı ve yeni başlayan diyabet varlığı sayısında anlamlı fark saptanmamıştır. Bir yıldan fazla süredir nakil olan hastaların (n=175), klinik eczacının eğitimi öncesi ve sonrası olmak üzere karşılaştırması yapılmıştır. Üç ay sonra İTUÖ 1., 2., 4. sorularına verilen yanıtların ve toplam ortanca İTUÖ skorunun eğitim sonrası daha yüksek olduğu görülmüştür (sırasıyla; p<0,001, p<0,001, p=0,025 ve p<0,001). Ortalama takrolimus ve siklosporin kan düzeyinin eğitim sonrasında daha yüksek konsantrasyonlara ulaştığı tespit edilmiştir (p<0,001). Eğitim sonrası takrolimus ve siklosporin kan düzeylerinde sırasıyla %33,33 ve %100 artış görülmüştür. İkinci görüşmede yeni ve eski immunsupresif ilaç dozlarının kan düzeyine göre düzenlenmesi sonucunda günlük takrolimus, siklosporin ve toplam immunsupresif ilaç (takrolimus artı siklosporin) maliyetlerinde istatistiksel olarak anlamlı azalma sağlanmıştır (p<0,001). Ayrıca kreatinin (p<0,001), kan üre nitrojen (p=0,034), ürik asit (p=0,035) ve hemoglobin (p=0,028) düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı iyileşme sağlanmıştır. Hastalara uygulanan 26 soruluk ankete verilen yanıtlar değerlendirildiğinde klinik eczacının, yeni ve bir yıldan fazla süredir nakil olan hastalarda nakil sonrası ne yapılması gerektiği konusunda hastanın farkındalığına (sırasıyla 4 ve 12 soruda) anlamlı katkıda bulunduğu belirlenmiştir (p<0,05). Bu tez çalışmasında, renal transplantasyon hastalarının immunsupresif ilaçlar hakkındaki algılarına ve bilgilerine yönelik klinik eczacının davranış ve eğitim stratejisinin bir sonucu olarak immunsupresif tedaviye uyunç önemli ölçüde artmış ve bunun sonucu olarak da tedavi sonuçlarında ve maliyetinde iyileşmeler görülmüştür.
Kanser hastalarında finansal toksisite düzeyinin sağlıkla ilgili yaşam kalitesi ve tedaviye uyum üzerindeki etkileri
Bu araştırmanın amacı; kanser hastalarının finansal toksisite düzeyini ölçmek için geliştirilen COST Ölçeği (v2)'nin Türkçe'ye uyarlamasını yaparak kanser hastalarında finansal toksisite düzeyini belirlemek, bu düzeyle ilişkili olan risk faktörlerini (hasta ile ailesine ilişkin sosyo-demografik özellikler, finansal durum ve istihdama ilişkin özellikler ile hastalık ve tedaviye ilişkin özellikler) tespit etmek ve bu düzeyin tedaviye uyumsuzluk ile sağlıkla ilgili yaşam kalitesi üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Bu kapsamda; Ankara'da bir onkoloji hastanesinde yatarak tedavi gören, 18 yaş ve üzeri, en az 3 aydır kemoterapi alan 316 hastadan elde edilen veriler değerlendirilmiştir. Veriler, bir anket formu aracılığıyla araştırmacı tarafından hastalarla yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Formda; COST Ölçeği (v2)'nin yanı sıra hastaların sağlıkla ilgili yaşam kalitelerini değerlendirmek için FACT-G Ölçeği (v4), tedaviye uyumlarını ölçmek için ise literatür taranarak oluşturulan bir soru formu kullanılmıştır. Araştırmada; COST Ölçeği'nin Türkçe'ye uyarlamasında faktör analizleri ile Cronbach alfa katsayısı, finansal toksisite düzeyiyle ilişkili risk faktörlerinin belirlenmesinde tek değişkenli analizler ile çoklu lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Finansal toksisitenin hasta sonuçları üzerindeki etkisini değerlendirmek için ise; korelasyon, çoklu doğrusal ve çoklu lojistik regresyon analizlerinden yararlanılmıştır. Analizler sonucunda; COST Ölçeği'nin Türkçe versiyonunun geçerli ve güvenilir olduğu, hastaların orta düzeyin üzerinde finansal toksisite yaşadığı, genç yaş, evli olma, düşük eğitim seviyesi ile aylık düşük hanehalkı gelirine sahip olma ve tedaviyle ilgili olarak bir kurumdan sosyal/ekonomik destek almanın yüksek finansal toksisitenin belirleyicileri olduğu saptanmıştır. Araştırmada ayrıca; hissedilen finansal toksisite düzeyi artıkça hastaların tedaviye uyumsuzluk olasılıklarının arttığı, sağlıkla ilgili yaşam kalitesi düzeylerinin ise azaldığı belirlenmiştir.
Meme kanseri ilişkili lenfödem hastalarında kendi kendine lenfödem yönetimi eğitim programının hasta uyumu, günlük yaşam aktiviteleri ve hasta aktiflik düzeyi üzerine etkisi
Bu tek grupta ön test son test yarı deneysel araştırmanın amacı meme kanseri ilişkili lenfödemi (MKİL) olan hastalara uygulanan kendi kendine lenfödem yönetimi (KKLY) eğitim programının hasta uyumu, günlük yaşam aktiviteleri ve hasta aktiflik düzeyine etkisinin belirlenmesidir. Araştırma, Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesi Lenfödem Tanı ve Tedavi Uygulama ve Araştırma Merkezinde 1 Aralık 2019 – 15 Aralık 2020 tarihleri arasında MKİL olan 44 hastayla yürütülmüştür. Araştırmanın başlangıcında hastaların üst ekstremite lenfödem değerlendirmeleri yapılmış ve ardından hastalara planlı bir şekilde KKLY eğitim programı uygulanmıştır. Araştırmaya dâhil edilen hastalar 12 ay boyunca takip edilmiştir. Araştırmada Kişisel Bilgi Formu, Üst Ekstremite Lenfödem Tanılama Formu, Kronik Hastalıklar Uyum Ölçeği, KATZ Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi, Kol-Omuz ve El Sorunları Anketi ve Hasta Aktiflik Düzeyi Ölçüm Aracı kullanılmıştır. Araştırmada, ön test ile son test bulguları karşılaştırıldığında, hastaların üst ekstremite volümünde anlamlı bir azalma, hasta uyumu ve hasta aktiflik düzeyinde anlamlı bir artış olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Araştırma sonucunda hastaların lenfödem ilişkili semptomlarında da azalma olduğu belirlenmiştir. Araştırmada KKLY eğitim programının hastaların üst ekstremite volümünde azalma sağladığı, hasta uyumunu ve hasta aktiflik düzeyini artırdığı, günlük yaşam aktivitelerini bağımsız gerçekleştirmelerine katkıda bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Hemşireler tarafından KKLY eğitim programının, hastanın tedaviye uyumunu ve aktif katılımını sağlamada kullanılması, hemşirelik ve lenfödem yönetimi ile ilgili literatüre güçlü kanıtlar oluşturacak randomize kontrollü araştırmaların yapılması önerilmektedir.