Terror avents
89 theses under this subject heading
Terör olaylarının ülke CDS primlerine ve hisse senedi piyasalarına etkisi: Avrupa bölgesi ve Türkiye özelinde
Çalışmanın amacı terör olaylarının, özellikle İslami kökenli terör olaylarının, finansal piyasalara etkisini ülke CDS primleri ve hisse senedi piyasaları özelinde incelemektir. Bu etki Belçika, Danimarka, Fransa, Almanya, İtalya, İspanya, İsveç, İngiltere ve Türkiye'nin yer aldığı 9 ülke kapsamında 2008-2017 dönemi itibariyle olay analizi yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Çalışmada terör olaylarının ülke CDS primlerinin ve hisse senedi piyasalarının davranışını getiri ve oynaklık açısından etkileyip etkilemediğine bakılmıştır. Çalışmada kullanılan verilere Thomsan Reuters veri tabanından ulaşılmış olup bu verileri çalışmada yer alan ülkelerin 5 yıl vadeli ülke CDS primleri ve hisse senetlerinin kapanış fiyatları oluşturmaktadır. Avrupa Bölgesi'nde yer alan 8 ülke için sadece İslami kökenli terör olaylarına bakılırken, Türkiye için IŞİD, PKK ve FETÖ ayrımına gidilmiştir. Çalışma sonucunda ülkeler terör olayları sonrasındaki 10, 20, 30 ve 45 günlerinde terör öncesine göre hem borsa getirileri açısından hem de 5 yıl vadeli ülke CDS primleri getirisi açısından birkaç istisna dışında anlamlı farklılık göstermemiştir. Bunun yanı sıra ülkelerin her iki piyasa için de volatiliteleri benzer davranış göstererek terör olayı öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Terör, Ülke CDS primi, Olay analizi, Getiri, Volatilite
Terörizmin finansmanı ile mücadelede 11 Eylül saldırılarının etkisi, FATF'in ülke uygulamalarındaki rolü: Türkiye'nin PKK ile mücadelesi örneği
Bu çalışma terörizmin finansmanı ile mücadelede 11 Eylül Saldırılarını etkisini, bu alanda BM'nin girişimlerini, FATF'in terörizmin finansmanı ile mücadeledeki rolü ve ülke uygulamalarına etkisini incelemektedir. Terörizmle mücadele araçları içerisinde terörizmin finansmanı ile mücadelenin rolü ele alınmıştır. BM ve FATF'in 11 Eylül Saldırıları sonrasında terörizmin finansmanı ile mücadelede uluslararası alandaki kurucu ve kapasite artırıcı etkisi incelenmiş; bu etki Türkiye'nin PKK'nın finansmanı ile mücadelesinin analizi üzerinden irdelenmiştir. Türkiye'nin PKK'nın finansmanı ile mücadelesi eski ve yeni perspektif üzerinden ele alınmış, BM ve FATF nezdinde geliştirilen terörizmin finansmanı ile mücadele araçlarının PKK ile mücadelede kullanılıp kullanılmadığı tartışılmıştır. Bu kapsamda uluslararası alanda BM ve FATF nezdinde ihdas edilen hukuki düzenlemeler incelenmiş, ulusal alanda Türkiye'nin yürürlüğe koyduğu terörizmin finansmanı ile mücadele düzenlemeleri ile karşılaştırılmıştır. Uluslararası alanda geliştirilen terörizmin finansmanı ile mücadele araçlarının Türkiye'de PKK'nın finansmanına karşı kullanıldığı ortaya koyulmuştur.
Türkiye'de kalkınma-güvenlik bağının iç güvenlik bağlamında analizi
Bu çalışma, Soğuk Savaş'ın bitimi ile birlikte kalkınma ve güvenlik politikalarının birbirlerine yakınsamasının ortaya çıkardığı kalkınma-güvenlik bağının, iç güvenlik bağlamında terör örneği üzerinden analizini ele almaktadır. Kalkınma ve güvenlik konuları hem bireylerin hem de devletlerin daima öncelikleri arasında yer almıştır. 1980'lerden bu yana Uluslararası Kalkınma Birliği içerisinde gelişen kalkınma-güvenlik bağı yaklaşımının ana fikri, güvenliği gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde kalkınmanın gerçekleştirilmesi için ön koşul olarak saymasıdır. Gelişmekte olan bir ülke olarak Birleşmiş Milletler ve OECD kurucu üyesi Türkiye'nin, kalkınma-güvenlik bağı ilişkisi ise 1990 yılında gelişmeye başlamış ve bu süreç günümüze kadar devam etmiştir. Bu süreçteki öncelikli kalkınma konusu ekonomik güvenlik iken ikincil kalkınma konusu ise iç güvenliktir. Ekonomik güvenlik garantili temel bir gelirin, belirli bir ücret karşılığında veya "sosyal güvenlik" yoluyla elde edilmesi iken; iç güvenlik, bir ülkenin sınırları içerisindeki bireylerin vücut bütünlüğüne ve anayasal haklarına karşı herhangi bir saldırı ve tehlikenin olmamasını ve ülkenin kamu düzeninin kolluk eliyle sağlanmasını ifade etmektedir. Ekonomik güvenliğin, kalkınma planlarından hareketle 1990 yılından günümüze kadar olan sürecinde "sosyal güvenlik" sorunları ön plana çıkarken; iç güvenlikte "terör" sorunu ön plana çıkmıştır. Terör, sadece iç güvenlik sorunu değil aynı zamanda kalkınmanın da bir sorunudur. Türkiye'de kalkınma-güvenlik bağını iç güvenlik bağlamında belirli örnekler üzerinden değerlendirmek mümkündür. Bu çalışmada terör örneği değerlendirilecektir.
Birinci Dünya Savaşı'ndan günümüze Ermeni terörizmi
Çeşitli ülkelerde yıllardan beri görülen Ermeni olayları günümüzde daha çok politik olarak devam etmektedir. Ancak daha önceki dönemlerde gerçekleştirilen kanlı eylemler "Uluslararası Terörizm" faaliyetleri arasında tarihte yerini almıştır. Gerçekleştirilen bu eylemlerin kanlı ve insanlık dışı olması ise daha fazla korku ve endişeyi meydana getirmiştir. Ermeni örgütlerinin hedefinde Türkiye ve Türkiye Cumhuriyeti diplomatları yer alır. Tüm Ermenilerin ortak sesi olduklarını iddia eden bu örgütler, Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Azerbaycan'ı parçalayarak kendi hayali projelerini hayata geçirmeyi amaçlamaktadır. Özellikle son yıllarda gündemi oldukça meşgul eden Ermeni meselesinin ortaya çıkışı ve bunu destekleyen ülkelerin amacının ne olduğu önceki dönemlerde Ermeni terör örgütlerinin de arkasındaki güçlerin kimler olduğunu gün yüzüne çıkartmıştır. Sözde Ermeni Soykırımı'nın bazı ülkelerce kabul edilmesi ve tarihi gerçeklerin saptırılarak özellikle Karabağ ve Hocalı olaylarının üzerinin örtülmesinin önüne bir türlü geçilememiş ve Ermeni devletinin yaptığı insanlık dışı olaylar yanına kar kalmıştır. Bu çalışmada geçmişten günümüze süre gelen Ermeni terörü ele alınarak tarihi gerçeklerin ışığında günümüzde de hala aynı zihniyetin ortaya çıkabileceğinin araştırılması amaçlanmıştır.
Terör saldırıları bağlamında psikolojik dayanıklılık, öz etkililik / yeterlik ve pozitif negatif duygusallık ilişkisi
Terörist saldırılar, doğrudan etkilenen mağdurların yanı sıra toplumların tüm katmanlarını da olumsuz yönde etkilemektedir. Bu çalışmada, literatürdeki terörizm tanımları, terörizmin gelişimi, çeşitleri incelenmiş ve 2016 yılında Türkiye'de yaşanan önemli terörizm saldırıları ortaya konulmuştur. Sonrasında terörist saldırıların toplum üzerindeki etkilerini özellikle dolaylı yoldan etkilenen bireyler üzerinden ölçmeye yönelik olarak terörizm risk algısı, psikolojik dayanıklılık, öz etkinlik/yeterlik ve pozitif negatif duygusallık kavramları irdelenmiştir. Çalışmada İstanbul genelinde gerçekleştirilen bir saha çalışması ile İstanbul'da yaşayan katılımcıların terörizm risk algıları ve terör olaylarıyla bu kişiler üzerindeki psikolojik ve duygusal ilişkiler analiz edilmiştir. Analizde katılımcıların farklı demografik özelliklerine göre, terörizmin alt boyutlarında herhangi bir farklılık olup olmadığı incelenmiş ve terörizm risk algısı ile psikolojik dayanıklılık arasında negatif korelasyon, negatif duygularla pozitif korelasyon tespit edilerek çıkan sonuçlara göre çeşitli önerilerde bulunulmuştur. Sonuç: Çalışmanın sonuçlarına göre psikolojik dayanıklılığı yüksek bireylerde terörizm risk algısı düşük, negatif duygusallığı yüksek bireylerin ise terörizm risk algılarının yüksek olduğu görülmüştür.
2003-2016 yılları arasındaki terör eylemlerinin Türkiye'ye Turistik talep üzerine etkisi: Marmara, Ege ve Akdeniz bölgeleri arasında karşılaştırmalı bir yaklaşım
Son zamanlarda tüm dünya da yükselişte olan terörizm faaliyetleri birçok toplumsal, siyasi ve ekonomik problemleri de beraberinde getirmektedir. Terörizm, kaynağı, nedenleri ve kimlikleri neler veya kimler olursa olsun, insanlığın karşı karşıya kaldığı önemli problemlerin başında gelmektedir. Bu problemi uzun zamandır ve sıklıkla yaşamakta olan ülke olarak Türkiye'de kiterörizm faaliyetlerinin olumsuz etkilerini uzunyıllardır hissetmektedir. Özellikle turizm gibi ulusal istikrarla yakından alakalı alanlar yurtiçinde yaşanan bu sıkıntılı durumdan son derece etkilenmektedir. Bu çalışmada ülkemizde 2003 - 2016yılları arasındaki terör eylemlerinin Türkiye'ye turistik talep etkilerinin Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgeleri arasında karşılaştırmalı bir yaklaşım olarak olumsuz etkileyip etkilemediği araştırılacaktır.
2010 yılı sonrası Türkiye' de terörle mücadele
Kapsamı ve amacı çok derin bir konu olan terör, yakın tarihten bakıldığında anlaşılmayacak kadar karmaşık bir düzeni oluşturmaktadır. Terör ifadesi ve terörizm çok eski tarihlere dayanan ve günümüze kadar çeşitli değişimlere uğrayarak gelen fakat ana düşüncesinden kopmayan bir olgudur. Tüm terör faaliyetlerinin çıkış noktası şiddettir. Devleti, buna bağlı olarak halkı güçsüz duruma düşürme çabası başka bir deyişle var olan devletin etkinliğini ve güvenirliliğini azaltarak, devlete hükmetme, devirme ya da istediği bir bölgede özerklik arayışıdır. Türkiye Cumhuriyeti jeopolitik konumu nedeniyle oldukça stratejik ve aynı zamanda kritik bir bölge üzerinde yer almaktadır. Türkiye öncelikli bu sebep yüzünden uzun yıllar terörle mücadele etmek zorunda kalmış bir ülke olmuştur. Yapılan araştırmada Türkiye' de terörle mücadele çalışmalarında devlet kavramı ele alınmıştır. Terörle mücadele devletin etkisi araştırılmış ve terör eylemlerinin devlete etkisi de değerlendirilmiştir. Devletin terörle mücadele kapsamında etkin şekilde yürüttüğü çalışmalar ve gerek terör eylemlerini durdurmak gerekse teröre karşı önlem almak konularında devletin varlığı değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Terör, terörle mücadele, devlet.
Asimetrik savaş stratejisi çerçevesinde PKK'nın yapısal dönüşümü: Şehir terörizmi ve Hendek Olayları
Bu çalışma ile terör örgütü PKK'nın tarihi ve şehir odaklı gelişen yapısal dönüşümünün ortaya konulması hedeflenmiş, söz konusu dönüşümün en önemli göstergesi olan "Hendek Olayları" vaka örneği olarak incelenmiştir. PKK, Marksist/Leninist temelde kurulmuş ve 90'ların ikinci yarısına kadar Mao'nun kır gerillacılığı yöntemleri ile terör eylemleri gerçekleştirmiştir. Mevcut konjonktüre uyum sağlayabilen bir terör örgütü olan PKK, Abdullah Öcalan'ın yakalanmasıyla birlikte dağılmanın eşiğine gelmiş, bu minvalde taktik ve yöntemleri değişmeye başlamıştır. Nihai amacına kırsal alanlardaki terör eylemleri ile değil, şehirlerde yoğunlaşarak ulaşabileceğini düşünen terör örgütü, bu bağlamda çeşitli oluşumlar ve yapılanmalar tesis etmiştir. Yerel ve bölgesel gelişmeleri de yeni terörizm stratejisine eklemleyen PKK, 2015-2016 arasında, örgütlendiği meskûn mahallerde alan hâkimiyeti elde etmek ve kurtarılmış bölgeler oluşturmak amacıyla birçok şehir merkezinde yoğun terör eylemleri gerçekleştirmiştir. Sonuç olarak PKK, demokratik uygarlık ve doğrudan demokrasi/komünalizm teorilerini şehir gerillacılığı anlayışı ile bütünleştirerek kendine has bir terörizm stratejisi geliştirmiş, yapısal dönüşümünü şehir merkezli özyönetim paradigması temelinde oluşturmuştur. Bu sürecin gelişimi ve sonucu, "Hendek Olayları, terör örgütü PKK'nın demokratik özerklik ve şehir merkezli özyönetim paradigması temelinde gelişen yapısal dönüşümünün göstergesidir" hipotezi ile test edilmiştir. Bu çalışma tümelden tikele bir seyir izlediği için birinci bölümde savaşın dönüşümüne, yeni nesil savaş olgusuna ve asimetrik yöntemlere yer verilmiştir. İkinci bölümde asimetrik yöntemlerin temel bileşeni olan terörizm, kavramsal ve tarihsel yönleriyle irdelenmiş, terörizmin türleri, nedenleri ve terörizmle mücadele anlayışı ortaya konulmuştur. Üçüncü bölümde PKK terör örgütünün tarihi ve yapısal dönüşümü analiz edilmiştir. Son bölümde ise şehir merkezli dönüşümün bileşenleri ve Hendek olayları ile güvenlik güçlerinin meskûn mahal/hendek operasyonları incelenmiştir.
Crisis communication in Sub-Saharan Africa: Media coverage of terrorist attacks in the age of social media
In recent years, terrorist attacks became a serious plague in West African countries. Thus, various academics focused their works on the phenomenon and its consequences on economy and the lives of population. However, there is no academic research about the framing of terrorist attacks by the West African media, especially in a context of social media predominance. Not only Media have a duty to inform the public regarding every major incident, but besides, the remarkably dramatic side of terrorism captivates a large audience. Hence, news about terrorism floods more and more West African media ecosystem today. Yet, an appropriate comprehension of the issue of terrorism could result from a cautious reflexion on the multifaceted nexus that exists between extremism, mass media and public-opinion. By generating an anxious environment full of tension, terrorists use media to encourage the mobilization of public opinion to discuss their extortions. In this research, I will analyse and assess the media agenda setting and crisis communication strategy implemented by media practitioners in West African countries following terrorist attacks. Thereby, this study aims to diagnose the attitude of media professionals in relation to the coverage of terrorism, analyse it and evaluate it in the light of the various ethical and deontological rules that govern the profession of journalism. As a result, the investigations are carried out on samples based on interviews, survey data analysis and contents analysis of the main digital media in Burkina Faso and Mali. Therefore, the current study is essentially qualitative but follows a Sequential Mixed Method. It encompasses an analysis of a total of 219 news articles from "Maliweb.net" and "LeFaso.net", along with a corpus of 98 surveyed population and 4 interviews realized with "resource persons". In doing so, the central purpose of this research is threefold. Firstly, it aims to investigate and establish a nexus between crisis communication, media framing and the advent of social media prevalence. Secondly, this study attempts to check whether the processing of information by West African media respects the professional rules of journalism. The third purpose of the research concerns the comprehension of the digital prosumers' behaviours towards counterfeits information related to terrorism in West African context. Keywords: Framing, terrorism, West Africa, Media, Maliweb.net, LeFaso.net.
Orduda sosyal hizmet: Terör gazilerinin ve aile üyelerinin yaşam deneyimleri, sorunları ve gereksinimleri
Bu çalışmada, terörle mücadelede etkin bir şekilde görev alarak eve dönüş yapmış terör gazilerinin ve aile üyelerinin sorunları, gereksinimleri ve yaşam deneyimleri ele alınmıştır. Araştırmanın verileri, nitel araştırma yöntemiyle terör gazileri, onların eşleri ve çocukları olmak üzere toplam otuz katılımcıyla yarı yapılandırılmış, derinlemesine görüşmelerle toplanmıştır. Araştırmanın bulguları, görev öncesi, görev sırası, eve dönüş sonrasını temel alarak, yaşam deneyimleri, karşılaşılan sorunlar, gereksinimler ve çözüm önerileri olmak üzere dört tema altında tartışılmıştır. Görev öncesi dönemde, görev haberinin alınmasıyla beraber, aile üyelerinde endişe, korku, öfke ve üzüntü gibi duygusal değişimlerin meydana geldiği, ebeveynlerin çocuklarını göreve ilişkin bilgilendirme konusunda tereddütler yaşadığı bulunmuştur. Görev sırasında terör gazilerinin ve aile üyelerinin travmatik yaşam deneyimleri, bu deneyimlerin yol açtığı psikososyal sorunlar, tek ebeveynli aile yaşamının güçlükleri, çocuğun eğitim yaşamı, tayin ve barınma konuları ele alınmıştır. Eve dönüş sonrasında, ordudan ayrılma kararı, terör gazilerinin ve aile üyelerinin sivil yaşama uyumu ve eve dönüş sonrasında yaşanan psikososyal sorunlar ortaya konmuştur. Son olarak terör gazilerinin ve aile üyelerinin yaşanılan sorunlara ve gereksinimlere yönelik çözüm önerilerine yer verilmiştir. Orduda sosyal hizmet uygulamasının terör gazilerinin ve aile üyelerinin yaşadıkları sorunların çözümünde, müracaatçıların gereksinimlerinin hak temelli bir düzlemde karşılanmasında önemli roller üstleneceği değerlendirilmektedir.
Alman devlet televizyon haberlerinde 2015 Ankara ve Paris terör saldırılarının temsili: Karşılaştırmalı bir analiz
Televizyon haberlerinde aktarılan terör saldırılarına veya yasa dışı örgütlere, küresel egemen ideoloji doğrultusunda içerik kazandırılabilmektedir. 1980 yılları itibaren A.B.D. önderliğinde neo- liberal politikaların küreselleşmesi ve sonrasında Sovyetler Birliğinin dağılması ise A.B.D.'nin tek kutuplu güç haline gelmesini sağlamıştır. Bu doğrultuda A.B.D.'nin menfaatleri, Batı'lı ulus- ötesi şirketlerin kazançları ve İsrail'in Ortadoğu'da güvenliği doğrultusunda küresel egemen ideoloji şekillenmeye başlamıştır. Böylelikle küresel egemen ideolojinin işlevselliği doğrultusunda, farklı devletlerin ulusal televizyon kanalları tarafından aktarılan terör haberlerinde, bu ideolojiyi destekleyecek haber çerçeveleri kullanılabilmektedir. Bu çalışmanın amacı Alman ulusal devlet televizyon kanalları 'Das Erste' ve 'ZDF'nin, 'Tagesthemen' ve 'Heute Journal' haber programlarında, 2015 yılı gerçekleşen Ankara ve Paris terör saldırıları hakkında aktarılan televizyon haberlerinde, küresel egemen ideolojinin işlevselliğini sağlayacak haber çerçevelerini tespit etmek ve bu doğrultuda haber hikayelerini oluşturan söylem ve görüntüleri yorumlayıp, karşılaştırmaktır. ANAHTAR KELİMELER: Küresel Egemen İdeoloji, TV Haberlerinde Terörün Temsili, Alman Devlet Televizyon Haberleri, Das Erste, ZDF
An analysis of radicalization models with examples of lone-wolf terrorism
This paper focuses on the radicalization process of one of the most relevant forms of political violence, which is the phenomenon of "lone wolf" terrorism. This research proposes that the rise of lone-wolf terrorism, along with its implications for both right-wing extremism and online spheres, requires examination through the process of radicalization. Furthermore, this paper uses the "Radicalization Model of Lone Wolf Terrorism," based on Mark S. Hamm and Ramon Spaaij's radicalization model, to break down the components of the process. Initially, this paper focuses on terms associated with political violence within the radicalization literature. Secondly, this paper studies the chosen model and analyzes its elements to comprehend the commonalities between three terrorism cases: the 2011 Norway attacks, the 2019 Christchurch mosque shootings, and the 2022 Buffalo shooting. As a result, this paper reaches conclusions that can help to understand the radicalization cycle of lone wolf terrorism through its components and various commonalities that emerge from the terrorism examples.
Irak hukukunda terör eylemi mağdurlarının hakları ve ceza hukuku kapsamında korunmaları
İnsanın hayatı, sahip olduğu en değerli şeydir ve bedeninin güvenliği, yaşamının temelini oluşturur. İnsan, topluma karşı görevini yerine getirebilmesi için güçlü bir bedene ve sağlam organlara sahip olmalıdır. Ancak terör eylemleri, her patlamada onlarca insanın hayatını kaybetmesine neden olurken, yaralananlar ise tam veya kısmi sakatlık yaşamaktadır. Bunun yanı sıra, terör eylemleri kamuya ve özel mülklere de zarar vermektedir. Bu nedenle, terör eylemlerinden zarar görenlerin tazminat alma konusundaki önemi, İslam hukuku ve mevzuatında hem iç hukukta hem de uluslararası düzeyde önemli bir yer tutması şaşırtıcı değildir. Bir terör suçu (terör eylemi) meydana geldiğinde bilinen bir gerçektir ki iki hak ortaya çıkar. İlk hak, devletin suçu işleyen kişiye yüklediği kamu hakkıdır, yani ceza hakkıdır. İkinci hak ise özel haktır ve zarar görenin veya suçun mağduru olanın tazminat talep etme hakkını içerir. Bu hak, terör eylemlerinden zarar görenlerin bu tür davalar için tazminat taleplerini mahkemelerde iddia etme yasağıyla sınırlıdır. Bu, çoğu ülkenin ve Irak'ın da dahil olduğu çoğunluğun yasalarının bir duruşudur. Bu durumda terör eylemlerinin mağdurlarının dava açan ve davada taraf olarak konumlandırılmaları engellenmektedir. Daha önce tazminatın ne olduğunu ve terör eylemlerinde uygulanan yöntemlerini açıkladık ve bunlar "maddi ve manevi tazminat" olarak adlandırdık ve fark ettik ki çoğu yasa, terör eylemlerinin kurbanlarına tazminat ödenmesini öngörmektedir. Ayrıca, bu çalışma analitik yönteme dayanarak sunulan fikrin analiz edilmesi ve uygun görüşlerin ışığında tartışılması üzerine yapılmıştır. Bu analizler, konuyla ilgili yasal metinlere dayandırılarak değerlendirilmiştir. Bu bağlamda, 2009 yılında değiştirilen 20 sayılı yasaya dikkat çekilmiş ve bu yasaların devlet tarafından terör mağdurlarının tazminatını ele alıp almadığı ve bu tazminatın tam veya kısmi olup olmadığı incelenmiştir. Araştırmacı, terörün zarar gören tarafının, maruz kaldığı zararın telafisi için sadece hukuki sorumluluk kuralları tarafından belirlenen sorumlu şahsın önünde başka bir seçeneği olmadığı sonucuna vardı. Zarar gören, zararları tek başına taşımalıdır ve toplum, zararların telafisiyle ilgili bir rol oynamamaktadır. Aynı şekilde, zarar görenin hata veya kusuru kanıtlayamaması durumunda veya sorumlu kişi maddi olarak yetersiz durumdaysa, zararların telafisi yalnızca zarar gören ve sorumlu arasındaki ilişkiye sınırlıdır. Anahtar Kelimeler: Sorumluluk, Terör Eylemleri, Tazminat, Zarar, Irak Yasası
Terror management and pro-social values: Does mortality salience facilitate forgiving only in-group transgressors?
The main goal of the current research was to examine the existential motivations that underlie forgiveness and punishment in the intergroup context. The personal importance of self-transcendence and self-enhancement values and the Social Dominance Orientation (SDO) were also investigated for their potential contributions to the moral judgment process. The results of 2 (Condition: Mortality Salience, Control) x 2 (Group Affiliation of the Transgressor: Out-Group, In-Group) MANCOVA and follow-up two ANCOVAs demonstrated a main effect of group affiliation of the transgressor. Participants were less forgiving towards and harsher in sentencing the in-group offender (M.H., a Turkish citizen) than the out-group offender (M. H., with a Syrian origin). Contrary to the expectations, mortality salience did not result in the heightened tolerance for the wrongful in-grouper. Higher scores on the self-enhancement values predicted lower levels of forgiveness. Additionally, penalty toughness was negatively predicted by the self-transcendence value, and positively by the self-enhancement value. The findings were discussed for their contributions to the related literature.
Terör saldırılarının finansal piyasalara etkisi: Borsa İstanbul 100 endeksi üzerine bir uygulama
Yatırımcıların finansal piyasalarda rasyonel hareket ettikleri görüşüne dayanan ve Eugene Fama tarafından ortaya atılan Etkin Piyasalar Hipotezine göre, piyasa da oluşan bilgiler anında fiyatlara yansımaktadır. Bilgilerin fiyatlara anında yansıması yatırımcıların bu piyasalardan beklenenin üzerinde bir getiri elde etme imkânları ortadan kaldırmaktadır. Bundan dolayı da teknik ve temel analiz yoluyla fiyatların önceden tahmin edilme olanağının bulunmadığı iddia edilmektedir. Fakat bahsedilen bu durum her zaman mümkün olmamaktadır. Yatırımcıların her zaman rasyonel davranmadıklarını ve bazen benzer durumlara benzer tepkiler verdikleri yapılan çalışmalarla ortaya konulmuştur. Davranışsal Finansında temellerini oluşturan bu olgu, yatırımcılar sosyolojik, psikolojik ve çevresel birçok etkenden etkilenme eğilimi gösterebilmektedir. Özellikle son yıllarda artış gösteren ve toplumların sosyolojik, psikolojik, yönetimsel yapılarını zedelemekten çıkıp ekonomik olarak da zarar vermeye başlayan terör olaylarının varlığı çalışmamızın temel çıkış noktasını oluşturmaktadır. Ülkemiz açısından da önemli sorunları beraberinde getiren terör olaylarının varlığı ve etkileri uzun yıllardır tartışılan bir konudur. Bu perspektifte, çalışmanın amacı 20.09.2011-17.02.2017 tarihleri arasında Türkiye'de meydana gelen 94 terör saldırısının Borsa İstanbul 100 Endeksi üzerindeki olası etkisinin ortaya çıkarılmasıdır. Bu kapsamda, Olay Çalışması (Event Study) metodolojisi uygulanırken piyasanın vermiş olduğu tepkiyi daha net gözlemleyebilmek amacıyla terör saldırılarının etkisi tatil günlerinde ya da hafta içi günlerde gerçekleşmesi şeklinde iki alt kategoride irdelenmiştir. Yapılan analiz sonucunda; terör olayları neticesinde genel anlamında piyasada net olarak negatif ya da pozitif bir trendin varlığından söz etmek kullanılan veri seti ve yöntem bağlamında mümkün olmadığı görülmüştür. Diğer taraftan, istatistiksel olarak anlamlı sonuçların varlığı, ele alınan konu çerçevesinde BİST 100 Endeksinin yarı güçlü formda etkin olmadığını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Terör Saldırıları, BİST 100 Endeksi, Etkin Piyasalar Hipotezi, Davranışsal Finans, Event Study.
The impacts of Turkey's foreign and internal policies on Turkish tourism industry
Tourism sector is one that gets affected by the political turmoils and foreign policy activities in the most rapid and extensive way. Statistical studies clearly show that the increasing perceived risks change the demand for tourism in considerable amount. Therefore, it is considered as necessary to examine Turkey's tourism from the perspective of foreign and internal politics of Turkey. From this viewpoint, the impact of tourism in Turkey depends on foreign and internal politics of Turkey was elaborated in this study. Various periods emerged as a significant period of relations between tourism and the domestic and foreign policies of the country. Significant increases have been observed in tourism revenues especially after 1980. After the coup d'état of 1980, Turgut Özal developed a foreign policy that underscored the expansion of Turkey's commercial and economic relations with the surrounding regions. Parallel to these developments, the number of foreign visitors, which were approximately 1.5 million in 1983, reached around 7.5 million in 1995. Then, the number of foreign visitors to Turkey increased to 37 million in 2014 and the revenue the Turkish economy derived from international tourism was between $ 45-47 billion as a result of following the policies of integration with the world and friendly relations with neighbouring countries. However, the number of visitors increasing until 2014 started to show a major decline after 2014. The number of tourists in Turkey fell by 35% down to 22,1 million in 2016. At this point, of course, both the foreign policies adopted and the terrorist incidents in the country can be shown as the reasons for this decline. The results of our study expressly revealed that foreign and internal politics of Turkey and tourism are directly connected.
The framing of terrorism in print newspapers: The case of october 10 Ankara attack
Terrorism is one of the things that countries do not want to encounter. In addition, terrorism is among the major events for the press across the world and is one of the most important events that set the agenda. Apart from setting the agenda of the press, it also plays a role in directing individuals' thoughts. When it is considered that the media also influence societies and directs their thoughts, it is seen that terrorism and media interact with each other. How the media set the agenda as regards terrorist incidents and how they frame such events in news texts constitute the fundamental problem of this study. The agenda setting and framing theories are the most appropriate ones for the purpose of this study. While the importance of terrorist events for the media is discussed within the scope of the agenda-setting theory, how they affect the reader in this way and which ideological implications they have are analyzed through the framing method. In this study, the coverage of the terrorist attack in Ankara on October 10, 2015 in the Turkish press was examined. First, the concept of communication and the effects of mass media are explained. In the second part, the theories of agenda setting and framing are discussed, and the connection between media and terrorism is explained. Then the subject, the purpose, the scope of the research, the research questions and the method of the research were mentioned. The terrorists attack chosen as the case study is investigated in chapter four. In this context, the first pages, the internal pages and column articles from the four selected newspapers Cumhuriyet, Hürriyet, Birgün and Sabah were examined through quantitative content analysis. In the last section, the results obtained after analyzing the coverage of the case by the quantitative analysis method are included. At the end of the study, it was seen that this terrorist attack was heavily featured in the Turkish press, setting the agenda. It was also concluded that the incident and the perpetrators of the incident were framed in terms with certain ideological implications. Keywords: Terrorism, Media, Agenda Setting, Framing, the Press
Temas patlamasına maruz bırakılan kompozit beton plakların patlama sonrası deneysel performanslarının incelenmesi
Küresel ölçekte insanlık için en büyük tehditlerin başında gelen terör saldırıları, gelişen teknoloji ile birlikte, toplumlar üzerinde oluşturduğu tahribatı her geçen gün arttırmaktadır. Geçmişten günümüze değin, ülkemizde meydana gelen terör saldırıları, başta güvenlik güçlerimizin ve sonrasında konuyla ilgili araştırmacıların üzerinde hassasiyetle durduğu mühim bir meseledir. Terör örgütleri tarafından gerçekleştirilen saldırıların ekserisi patlayıcı/bomba kaynaklıdır. Kamu, askeri ve sivil yapıları hedef alan saldırılar, çok sayıda can kaybına sebep olmuştur. Bu saldırılardan doğacak tahribatı mümkün mertebede azaltmak, disiplinler arası çalışmalar ile mümkündür. Mevcut tez çalışmasında, temas patlaması sonrasında oluşan patlama enerjisini optimum oranda sönümlemenin yolları araştırılmıştır. Bu amaç doğrultusunda, betonarme yapıların mevcut yöntem ve malzeme özelliklerinin haricinde, geotekstil ve galvanizli tel çit kullanılarak kompozit beton plaklar imal edilmiştir. Bu takviye malzemeleri ile imal edilen kompozit beton plakların, patlayıcı etkisinde sergiledikleri performans çok sayıda saha deneyleriyle incelenmiştir. 219M392 numaralı TÜBİTAK 1001 projesi kapsamında yürütülen bu çalışmalar, betonarme plakların haricinde saymış olduğumuz malzemeler ile imal edilen kompozit beton plakların, patlama enerjini sönümlemede iyi bir performans sergilediklerini göstermiştir.
Doğu coğrafyasında radikal terörizm
Uluslararası ilişkilerin en önemli konularından biri; siyasal şiddet türü açısından terörizm sorunsalıdır. Doğu coğrafyası için de en önemli sorun terör sorunudur. Doğu coğrafyasında, radikal terörizmin nedenlerini modernleşme ortaya çıkarmıştır. Modernleşme çabaları dikkate alındığında; Mısır, İran, Türkiye ve Hindistan'da radikal terörizm sorunu insani açıdan ciddi sonuçlar doğurmaktadır. Bu örnek ülkelerde radikal hareketler, siyasal şiddet eylemlerinin temelini oluşturmaktadır. Bölgesel benzerlikler, örgütlerin ideolojisi ve örgüt yapısında da paralellikler ortaya çıkarmıştır. Küresel ölçekte terörü artıran nedenler ise; küreselleşme, Türkiye dışında laik rejim teşebbüslerinin başarısızlığı ve bölgesel sorunlardır.Radikalizmin temel motivasyonu, dini gerekçeler olarak gösterilmektedir. Radikal terörizm, siyasal şiddeti araç olarak kullanmakta ve amacına ulaşmaya çalışmaktadır. Örgütler, gerçekleştirdikleri terör eylemlerini evrensel ideallere veya bağımsızlık mücadelelerine bir gerekçe olarak sunmaktadır. Evrensel idealleri gerçekleştirme amacındaki El Kaide ve İsrail işgalini sonlandırma iddiasındaki Lübnan Hizbullah'ı bu iki ayrım açısından değerlendirilmelidir. Bir aktör olarak beliren terör örgütleri, eylem pratiklerini genel bir olgu olan terörün hedeflerini dönüştürerek, bölgesel rejimlerin yıpratılması olarak kullanmaktadır. Cihat fikri ile motive edilmiş birey ve örgütün bütünü, amaçlarına ulaşmak için terör eylemleri gerçekleştirmektedir.
Terör olaylarının sermaye piyasasına etkisi
Çalışmada, terörizmin sermaye piyasalarına etkisi incelenmiştir. Uygulamada 2014-2016 yılları kapsamında panel veri analizi yapılmıştır. Bağımlı değişken, küresel terörizm veritabanında yer alan ülkelerden borsasına ulaşılabilen 89 ülkenin hisse senedi endeks değerleridir. Bağımsız değişken ise, Vision of Humanity tarafından yayınlanan ülkelerin küresel terörizm endeks değerleridir. Kontrol değişkenlerimiz ise hisse senedi getirileri üzerinde etkili olan makroekonomik faktörlerden seçilen gayrisafi millî hâsıla, tüketici fiyatlar endeksi ve cari işlemler dengesidir. Mevcut literatürde Küresel Terörizm Veritabanı'nda günlük yayınlanan terör olaylarıyla incelemeler gerçekleştirilmiş ancak ülkelerin Küresel Terörizm Endeks değerleriyle yapılan çalışmalara rastlanılmamıştır. Sonuçlara göre hisse senedi getirileri ile küresel terörizm endeks değerleri arasında pozitif ancak istatistiksel olarak anlamsız bir ilişki bulunmuştur. Kontrol değişkenlerden gayrisafi millî hâsıla ve cari işlemler dengesi ile hisse senedi endeks değerleri arasında pozitif ve anlamsız bir ilişki elde edilirken, tüketici fiyatları endeksi ile hisse senedi endeksi arasında ise pozitif ve anlamlı bir ilişkiye ulaşılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre yaşanan terör olayları ile sermaye piyasaları arasında bir ilişki yoktur.
PKK-KONRA GEL terör örgütü ile mücadelede sorun çözücü olarak sivil toplum
Terör ve terörizm uzun yıllardan bu yana Türkiye'nin temel sorunu olmaya devam etmekte ve uzun yıllar daha bu yerini koruyacak gibi gözükmektedir. Geçen yıllar, sorunun çözümünde sosyal ve psikolojik temelleri ortaya çıkarmıştır. Dolayısı ile çözüm için, bilim insanlarına ve sıradan vatandaşlara da en az hükümetler kadar sorumluluk düşmektedir. Ama bu sorumluluk ne şekilde yerine getirilmelidir?Bir yanda, terör ve terörizm sorunu, Türkiye'yi uzun yıllardan bu yana epeyce meşgul eden, maddi ? manevi ağır maliyetler ödeten ve özellikle son yıllarda milli güvenliğin bir numaralı tehdit maddesi olarak karşımıza durmaktadır. Var olan Kürt sorununun devamı olarak ortaya çıkan şiddet sorunu artık kendi başına değerlendirilebilecek bir noktadadır. Her ne kadar iç içe geçmiş de olsalar, bu iki sorun karşısında ayrı ayrı çözüm paradigmaları geliştirilmesi zorunluluk arzetmektedir. Diğer yanda, Türkiye'de her geçen gün daha da gelişen ve inisiyatif alarak büyüyen bir sivil toplum bulunmaktadır. On yıllardır, Türkiye'de sivil toplumun kendi geleneğini oluşturduğunu söylemek bile iddialı olmayacaktır. Oluşturduğu geleneğini de arkasına alarak, geleneksel güç merkezlerini değişime zorlamaktadır. Gelişen sivil toplumun beraberinde getirdiği değişim, devletin aşmakta zorlandığı sorunların çözümü için ihtiyaç duyulan aklı geliştirebilecek midir?Bu çalışma, gelişen sivil toplum aklının, Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı, Kürt ve şiddet sorunları başta olmak üzere, sorunların çözümünde nasıl bir rol oynayabileceğinin araştırılmasıdır. PKK var olan Kürt protestosunun bir sonucu olarak ortaya çıkmış ve radikalleşerek terörize olmuştur. Kendisinde var olan ideolojik birikimi ve Kürt halkının taleplerini birleştirmiştir. Taleplerini gerçekleştirebilmesi içinse terörü bir araç olarak benimsemiştir. Devletin ukdesinde bulunan, meşru şiddet kullanma ve legal alanı belirleme, ayrıcalıklarını başarılı bir şekilde kullanamaması örgütün kitle kazanmasına neden olmuştur. Sonuç olarak, gelinen noktada Kürt sorunu ve şiddet sorunun kesişim kümesinde hayli büyük bir kitle bulunmaktadır. Bu kaygan kitle, ya Kürt sorununun çözülmesiyle marjinal şiddet hareketi olarak zayıflayacak yahut da Kürt sorununun çözümsüzlüğüyle şiddet sorunu çığırından çıkacaktır.Çalışmada sorunun tespiti ve sivil toplumun sorun çözücü rolü, bölgede yapılan derinlemesine mülakatlarla ve teorik tartışmalarla ortaya konulmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Sivil Toplum, PKK- KONRA- GEL, Talepler, Legal Alan.
Kültürel değerler ve insani gelişmişlik düzeyi ile terör suçları arasındaki ilişki
Terör, korkutmak, dehşete düşürmek, caydırmak gibi anlamları ifade etmektedir. Terör suçları ise, toplumda genel bir korku ortamı oluşturmak ve belirli bir siyasi amacı elde etmek için sistematik olarak şiddetin kullanılması olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmada bir taraftan konuyla ilgili tanımlara yer verilirken diğer taraftan da konunun kültürel ve insani gelişmişlik boyutu üzerinde durulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın amacı, terör suçlarının ortaya çıkışında insani gelişmişlik düzeyi ve kültürel değerlerin etkisinin tespit edilmesidir. Yapılan analizler neticesinde; Hofstede'nin modelinde yer alan altı adet kültürel değer boyutundan sadece ikisi (güç mesafesi ve uzun vadecilik) ile terör suçları arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Terör suçları ile iki adet insani gelişmişlik düzeyi (eğitim ve gelir) arasında negatif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki, sağlıkla ise negatif yönde ancak anlamlı olmayan bir ilişki saptanmıştır. Ayrıca, Hofstede'nin kültürel değer boyutları ile insani gelişmişlik düzeyinin terör suçlarının % 15'ini açıkladığı tespit edilmiştir.
Üniversite öğrencilerinde terör korkusu ve güvenlik algısının çeşitli değişkenler açısından incelenmesi
Terörizm insanlarda korku atmosferi yaratmak için planlanan şiddet veya şiddet tehdidi olarak belirtilmiştir. Terör eylemlerinin amacı hasar, yaralanma ve can kaybı gibi kısa dönemde kendini gösteren etkilerinden ziyade toplumda yaşayan bireyler üzerinde oluşan uzun dönemli psikolojik etkilerdir. Bu çalışmanın amacı üniversite öğrencilerinin terör korkusuna ilişkin algıladığı boyutları belirlemek ve bu boyutların algılanma düzeylerini ortaya koymaktır. Ayrıca bu çalışmada üniversite öğrencilerinde terör korkusu ve güvenlik algısının çeşitli değişkenler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda Gaziantep'te eğitim gören 328 üniversite öğrencisine anket uygulanmıştır. Araştırma kapsamında üniversite öğrencilerinin terör eylemlerine ilişkin ''güvenlik algısı' ve '' terör korkusu'' olmak üzere iki farklı algıya sahip oldukları görülmüştür. Araştırmanın sonuçlarına göre üniversite öğrencilerinin terör korkusu ve güvenlik algılarının kısmen yüksek düzeyde olduğu saptanmıştır. Bu sonuçlara göre tüm boyutlarda cinsiyet ve yaş değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık tespit edilememiştir. Ortalamalara bakıldığında erkeklerin güvenlik algısı düzeyinin kadınlara göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Kadınların da terör korkusu düzeyinin erkeklere göre daha yüksek olduğu saptanmıştır. Lisansüstü öğrencilerinin, lisans öğrencilerine göre terör korkusunu daha yüksek düzeyde algıladıkları görülmüştür. Ayrıca orta düzey geliri olan katılımcıların diğer katılımcılara göre daha düşük düzeyde terör korkusu algıladıkları görülmüştür. Bunun yanı sıra anne ve babayla yaşayan katılımcıların, eş ve çocuklarla yaşayan katılımcılara göre daha yüksek düzeyde güvenlik algısına sahip oldukları sonucuna varılmıştır. Daha önce bir terör eylemine şahit olmuş kişilerin böyle bir duruma şahit olmamış kişilere göre daha yüksek düzeyde terör korkusu ve daha düşük düzeyde güvenlik algısı yaşadıkları tespit edilmiştir. Ayrıca herhangi bir yakını terör eylemlerinde akrabası veya yakını mağdur olmuş kişilerin terör korkusunu nispeten daha yüksek düzeyde, güvenlik algısını da nispeten daha düşük düzeyde algıladıkları görülmüştür. Sonuç olarak terör olgusunun üniversite öğrencilerinin olumsuz bir şekilde etkileyerek tedirginlik oluşturduğu görülmüştür. Ancak Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kolluk kuvvetlerinin koruyucu ve önleyici operasyonları sayesinde bu öğrencilerin kendilerini güvende hissettikleri de anlaşılmıştır. Diğer bir ifadeyle üniversite öğrencilerinin terör ve güvenlik algıları incelendiği bu çalışmada öğrencilerin terör korkusu orta düzeyde ve yüksek eğilimli olduğu görülmüştür. Ancak terörle mücadele kapsamında, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin aldığı önlemler ve güvenlik tedbirlerinin de öğrencilerin güvenlik algısını bir o kadar artırdığı sonucu elde edilmiştir.
Emperyalizm ve terörizm ilişkileri; Orta Amerika ve Güney Amerika örneği
Emperyalizm, bir ulusun diğeri tarafından ekonomik ve bazen askeri kontrolünün meşruiyetini destekleyen ideolojik bir terim iken, sömürgecilik, emperyalizm ideolojisinden gelen ve esas olarak bir grup insanın yeni bir ülkeye yerleşmesiyle ilgili bir uygulama biçimidir. Bugün sömürgecilik sona ermiş gibi görünse de, Amerika gibi Batılı uluslar, diğer ulusların kalıcı ekonomik sömürüsü yoluyla zenginliklerini ve güçlerini artıran emperyal eylemlere katıldıkça, emperyalizm hala devam etmektedir. Terör, şiddet içeren ve bu özelliğiyle siyasetin en korkunç yöntemidir. Terör, planlama, uygulama ve sonuçları itibariyle insanlık tarihinde acılara, afetlere ve gözyaşına neden olmuştur. Tüm bu olumsuz sonuçlara rağmen terör günümüzde emperyalist devletler tarafından bir siyaset biçimi olarak aktif olarak kullanılmaktadır. Bölgesel ve küresel hegemonya kurmak isteyen emperyalist güçler, terörizmi açık ya da örtülü olarak kullanmakta ve desteklemektedir. Bu doğrultuda çalışmanın temel amacı; Orta Amerika ve Güney Amerika ülkelerinin günümüzde yaşamış oldukları iç çatışmalar ve terör faaliyetlerinin, bölgedeki egemen güçler tarafından nasıl kullanıldığını ülke örnekleri üzerinden incelemektir. Çalışmada Peru, Şili, Meksika, Kolombiya ve Venezuela ülkelerinde faaliyette bulunan terör örgütleri incelenmiştir. Elde edilen bulgular, emperyal güçlerin politikaları sonucunda, hedef ülkelerde istikrarsızlaşmaların olduğu görülmüştür.