Yardımlar
97 theses under this subject heading
657 Sayılı Yasaya tabi devlet memurların emekliliği üzerine yardım sandıklarının etkisi: "İLKSAN örneği
Türkiye'de 30 milyona yakın çalışan olduğu bilinmektedir. Bu çalışan kesim; sektörel, unvan, kıdem ve kademede birçok faktörün belirlediği bir sistem kapsamında çalışma hayatında yer almaktadır. İş hayatı zaman açısından, insan ömrünün önemli bir kısmını işgal etmektedir. Bu emeğin bir karşılığı olarak aynı kazanç ve haklara sahip olma beklentisi içerisinde bir emekli hayatı düşlemektedir. Bu çalışmada iş hayatı boyunca kazanılan gelirler ve bununla birlikte özlük haklarının, emeklilik döneminde nasıl aynı şekilde devam edebileceği sorusuna cevap verebilme gayesi güdülmüştür. Bu cihetle, tabi olunan sosyal güvenlik sistemleri kapsamında ülke genelinde sayıca çoğunluğu oluşturan ücretli çalışanlar ile kamu kesimi çalışanlarının emeklilik dönemlerine geçişte hangi sisteme dâhil edildikleri mali oluşumlar içinde incelenmiştir. Bu çalışan kesimin sahip olduğu sosyal haklar yönüyle hukuki ilişkisi ele alınmıştır. Ayrıca Türkiye'de mevcut emeklilik sistemlerinin tarihi gelişimleri araştırılarak, ayrıntılı bir şekilde yer verilmiştir. Ücretli olarak veya kamu kesiminden memurların çalışma hayatında emeklilik dönemine ilişkin elde edilen sosyal hak ve yardımlar ile aynı kanunlara tabii olup; diğer özel ve tüzel kurum ve kuruluşlar bünyesinde oluşturulan vakıf sandıklarına mensup çalışanların emeklilik dönemlerine ait sosyal hak ve yardımlar karşılaştırmalı olarak sunulmuştur. Özellikle vakıf sandıklarının emeklilik ve diğer sosyal yardımlardaki vermiş olduğu katkının, vurgusu yapılan diğer kesim çalışanlarına uyumu için ortak bir vakıf sandığı sistemine dâhil edilmesi gerektiği önerisinde bulunulmuştur.
Sosyal yardımda yeni bir yaklaşım olarak şartlı sosyal yardım: Sosyal yardım-istihdam bağlantısının etkinleştirilmesi programı 2014 yılı Türkiye uygulaması üzerine bir araştırma
Dünyada yoksulluk olgusu ve yoksullukla mücadele, küreselleşme sonrasında daha da artan gelir dağılımı adaletsizliği ile birlikte bugün için çoğu dünya devletinin önemle eğildiği konuların başında gelmektedir. Klasik (karşılıksız) sosyal yardım uygulamaları nedeniyle oluştuğu iddia edilen bağımlılık kültürünü kırmak, sosyal yardım harcamalarını katma değerini artırarak sosyal yardımı daha verimli şekilde kullanmak üzere son 50 yıldır dünyada ve son 15 yıldır Türkiye'de ilgi çeken ''şartlı'' sosyal yardım uygulamaları, yeni ve değerlendirilmeye değer bir kavram olarak dikkat çekmektedir. 2014 yılında Türkiye'de uygulamasına başlanılan ''Sosyal Yardım-İstihdam Bağlanlantısının Etkinleştirilmesi Programı'', şartlı sosyal yardım uygulamasının en yeni örneklerinden birisi olarak Türkiye kamusal sosyal yardım sisteminin gelecek yıllarda alacağı şekle dair önemli ipuçlarını barındırmaktadır. 2014 yılı Türkiye uygulaması çerçevesinde ele alınan şartlı sosyal yardım uygulamalarının dünyada ve Türkiye'de gelişimi konusu, bugüne kadar akademik çevrelerce irdelenmeyen yeni bir uygulama ve hizmet sunumu olarak Türkiye sosyal yardım yaklaşımına yönelik etki ve katkılarıyla tez içeriğinde irdelenmiş, tezin sonuç kısmında, programı daha etkin ve verimli kılacak önerilere yer verilmiştir.
Sosyal güvenlik harcamalarının sosyal refah devleti bağlamında değerlendirilmesi: Seçilmiş OECD ülkeleri ile Türkiye'nin incelemesi ve karşılaştırılması
Sosyal güvenlik sistemi bir ülkenin hem geçmişte ki yaşamış oldukları dönemler hem de gelecek dönemleri içinde modern yapının en vazgeçilmez parçasıdır. Tüm dünya ülkeleri dâhil sosyal güvenlik sistemi ne kadar sistematik olursa bu alanın profesyonelce yönetimi o kadar etkili olur. Kamu harcamalarının en büyük bütçe payları sosyal harcamalara aktarılmaktadır. Sosyal harcamaların etkin ve verimli olabilmesi için bu alanın etkili kullanımı büyük öneme sahiptir. Çünkü harcamalar doğru şekilde yapıldığı vakit elde edilecek sonuçlar ülke ekonomisine de büyük katkı sağlayacaktır. Ekonomik olarak iyi durumda olan ülkeler toplumlarına yeterli düzeyde sosyal yardımlar gerçekleştirecektir. Sosyal yardımlar istenilen düzeyde olursa refah seviyesi göstergeleri de aynı şekilde yüksek olacaktır. Bu sayede hızlı büyüyen gelişen ülkelerde istihdam alanı açılacak ve çalışan bir toplum haline gelecektir. Çalışan toplumların oluşması ile birlikte sosyal harcamalara kaynak tutan finans sistemi gelir getiren faaliyetlerde artış gösterecektir. Böylelikle asgari gelir düzeyi her vatandaş için istenilen düzeyde olacaktır. Bu sayede ortaya kamu harcamalarının doğru şekilde kullanılması ile sosyal harcamaların artması beklenecektir. Sosyal harcamalarda oluşan artışlar beklentilerin istenilen düzeye gelerek refah seviyesini de arttıracağı düşünülmektedir. Çalışmada 20 OECD ülkesinin 2010-2019 yılları arasındaki sosyal güvenlik harcamaları, kamu harcamaları ve refah seviyesi göstergeleri üzerinde durularak analizler yapılmıştır. Elde edilen inceleme sonuçlarına göre sonuç kısmında sosyal güvenlik kamu harcamaları alanında tüm ülkelerde genel anlamda artışlar görülmüştür. Sosyal refah göstergeleri de aynı şekilde artış göstermiştir. Sosyal güvenlik harcamaları kamu içinde ne kadar büyük bir bütçeye sahipse refah devleti göstergeleri ona bağlı olarak arttığı sonucu ortaya konulmuştur. Yapılan sonuçlar itibari ile bazı politik düşünce yaklaşımları ile öneriler verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Güvenlik Harcamaları, Kamu Harcamaları, Refah Devleti, Sosyal Yardımlar, Sosyal Refah OECD Ülkeleri
Suriyeli göçmenlere yardım yapan kuruluşlar ve yapılan yardımlar
İnsanlar tarih boyu çok çeşitli nedenlerle yaşadıkları yerlerden ayrılmak zorunda kalmışlardır. Göç kavramı ile açıklanan bu ayrılık, insan ve mekân üzerinde çok yönlü etkiyi beraberinde getirmiştir. Suriyelilerin de kitlesel olarak göç etmesi Türkiye açısından farklı bir göç deneyimi olarak ifade edilebilir. Bu farklı göç deneyimi birçok sorunu da beraberinde getirmiştir. Türkiye'ye göç eden Suriyeliler ekonomik, insani ve sosyal yardımlara ihtiyaç duymuşlardır. Türkiye kamu kurum ve kuruluşları ile Suriyeli göçmenler için tüm alanlarda yardım çalışmaları yapmıştır. Türkiye'ye maddi olarak büyük bir yük olmaya başlayan bu durum küresel çapta bir organizasyonu gerekli kılmıştır. Avrupa Birliği en büyük bütçeli yardım programını Türkiye'ye uygulamıştır. Hem ulusal hem de uluslararası STK'lar bu süreçte eksik kalan noktaları çözüme kavuşturmaya çalışmışlardır. Bu çalışmada Suriyeli göçmenlere yapılan yardımlar detaylandırılmış, yardım yapan kurum ve kuruluşlar sıralanmıştır. Ayrıca Suriyeli göçmenlere yönelik yapılan yardımlarda aktif rol alan ulusal ve uluslararası kaynaklardan haberdar olmayı ve takip etmeyi de kapsamaktadır. Anahtar Sözcükler: Göç, İnsani Yardım, Suriyelilere Yapılan Yardımlar
Kamu diplomasisinde uluslararası insani yardım ve destek kapsamında Türkiye'nin yumuşak güç uygulamaları: Sudan ülke örneği
Diplomasi çok boyutlu bir kavram olup kendi içerisinde çeşitli alt dallara ayrılmaktadır. Devletlerin belli amaca yönelik resmi olarak sürdüğü ve ikna etme sürecini ifade eden diplomasi yaşanan değişimlere paralel olarak dönüşmüş, değişmiş ve gelişmiştir. Bu kapsamda kamu diplomasisi görece etkili bir devletin diğerleri üzerinde resmi olmayan ancak kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde etkileme çaba ve süreci olarak ortaya çıkmıştır. Kamu diplomasisi özünde resmi diplomasisinin desteklenmesinde devlet dışı aktörlerin katılımını ifade etmektedir. Kamu diplomasisi, genel bir yaklaşım tarzı ve soyut bir kavram olup hayata geçirilmesinde yumuşak güç uygulamalarıyla pratik kazanmaktadır. Yumuşak güç uygulamaları ise değişen koşullara göre iki şekilde yorumlanmaktadır. Birincisi kamu diplomasisini amaçlarına hizmet edecek şekilde strateji, program ve projelerin gerçekleştirilmesidir. İkincisi ise herhangi bir amaç gütmeden ve herhangi bir çıkar ilişkisine dayanmadan yumuşak güç uygulamaların gerçekleştirilmesidir. Batı tarzı yumuşak güç uygulamalarında, belli bir amaç (etnik, dini, ideolojik vb.) söz konusu olduğu gibi insani yardımlar dahil olmak üzere gerçekleştirilen faaliyetlerin sonucunda hedef ülkede bağımlılık oluşturma, borçlandırma, vesayet elde etme vb. gibi amaçlar öne çıkmaktadır. Uluslararası belgelerde insani yardımların çıkar ilişkisine dayanamaması, hedef, amaç ve uygulama bakımından ayrım gözetilmemesi gerektiği belirtilmektedir. Bu çalışmada kamu diplomasisi ve yumuşak güç uygulamaları incelenmiştir. Yumuşak güç uygulamalarından uluslararası insani yardım boyutu merkeze alınarak; Türkiye'nin bu alandaki faaliyetleri hakkında açıklamalar yapılmış ve ardından Türkiye'nin Sudan'a yönelik yumuşak güç uygulamaları kapsamında yaptığı insani yardımlar araştırılmıştır. Çalışma sonucunda Türkiye'nin yumuşak güç uygulamaları sürecinde gerçekleştirdiği insani yardım faaliyetlerinde Batı yaklaşımının tersine hedef ülkeye yönelik resmi bir çıkar ilişkisi gözetmeden, herhangi bir ayrım gözetmeden, mümkün olduğunca dengeli ve adil bir şekilde insani yardım faaliyetlerinde bulunduğu anlaşılmıştır. Bununla birlikte Türkiye'nin Sudan'a yönelik gerçekleştirdiği insan yardım faaliyetlerinin bu ülkenin kalkınmasına önemli ölçüde yardımcı olduğu, farklı alanlarda çok çeşitli yardımların sağlandığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kamu Diplomasisi, Yumuşak Güç, İnsani Yardım, Türkiye, Sudan.
II. Abdülhamid Döneminden itibaren verilen imtiyazlar (1876-1923)
Osmanlı Devleti 1299'dan 1922'ye kadar geçen sürede sırasıyla kuruluş, yükselme, duraklama, gerileme ve dağılma dönemlerini yaşamıştır. Dağılma Dönemi Padişahı olan Sultan II.Abdülhamid dağılmak üzere olan bir ülkenin tahtına oturmuştur. 1876 yılında padişah olan II.Abdülhamid Osmanlı'nın otuz dördüncü padişahı ve islamın yüz onüçüncü halifesidir. Osmanlı'nın en zor zamanlarında dağılma döneminde milliyetçilik akımı sebebiyle azınlık isyanları, çağdaşlaşma ve batılılaşmanın etkisiyle oluşan bir aydın sınıfı, yeni dünya düzeninin getirdiği demokrasi, özgürlük, meşruti yönetim kavramları hazinesi ve sermayesi az kalmış bu sebeple aldığı dış borçları ödeyemez duruma gelmiş lakin yer altı ve yer üstü zenginlikleri olan bir devletin başına geçmiştir. Gelişen teknoloji ile ulaşım maliyetinin azalması ve çağdaşlaşma yolunda atılan adımlara dahil olmak isteyen Devlet-i Aliyye yeterli hazineye sahip değildir. Maddi imkansızlıklarla yerli sermayenin yapabileceği kadarıyla demir yolları, maden araştırması, maden işletmeleri, Osmanlı mimarisi, yerli işletmeler yapılmıştır. Maliyenin yetersiz kaldığı alanlarda ise yabancı devletlerin yardımına ihtiyaç duyulmuştur, yardım karşılığında devletlere imtiyazlar verilmiştir. Aldıkları imtiyaz çerçevesinde devletler imtiyaz aldıkları bölgelerde demir yolu hattı yapımı, maden ve petrol arama işletme hakkı, ticari imtiyazlara sahip olmuşlardır. Bu çalışma Osmanlı Devleti'nin son dönemlerini 1876 senesinden 1923 yılına kadar yabancı devletlere verilen imtiyazları araştırıp ve inceleyerek bir araya getirmiştir.
Türk ve Alman dış politikasında Afganistan'ın yeri: Dış yardımlar
Bu çalışma Almanya ve Türkiye'nin dış politikaları kapsamında Afganistan'a dış yardımlarını incelemektedir. Bununla birlikte, dış yardımların etkinliğinden bahsedilerek Almanya ve Türkiye'nin genel siyasi, ekonomik, sosyal ve kalkınma yardımlarından bahsedilmiştir. Çalışmada Almanya'nın dış politikası, ekonomi durumu ve dış yardımları ele alınmış, Almanya ve Afganistan'ın uzun yıllardır dostluk içerisinde devam eden ilişkilerine yer verilmiştir. Dostluk ilişkisi çerçevesinde Almanya Afganistan'a sayısız maddi yardımda bulunmuş, kalkınma amaçlı projeler yürütmüş, Afganistan'ın yeniden yapılandırması için programlar uygulamıştır. Aynı şekilde çalışmada Türkiye'nin dış politikası ve dış yardımlarından bahsedilerek, Afganistan'a yapılan milyonlarca dolarlık kalkınma yardımları, insani yardımlar, askeri geliştirme programları, imar ve inşaat programları incelenmiştir. 11 Eylül olaylarından sonra çok dikkat çeken bir ülke olan Afganistan ile hem Türkiye'nin hem de Almanya'nın ilişkileri çok eskilere dayanmaktadır. Türkiye Afganistan'a yardım eden ülkelerin arasında 3. sırada yer almaktadır. Almanya ise 20. yüzyılın başında dış politikasını ve komşuluk politikasını yeniden gözden geçirmiş, 2001 yılının ardından Ortadoğu ve Orta Asya ülkelerine özen göstermeye başlamıştır. 2001'den günümüze kadar Almanya Afganistan'a sürekli yardımlarda bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Almanya, Türkiye, Afganistan, Dış Politika, Dış Yardımlar
Türkiye'nin dış yardımlarında bir ulus markalama aracı olarak diyanet dış yardımları
Dünya genelinde yaşanan doğal afetler, krizler ve olağanüstü durumlar sebebiyle, zaman zaman bazı toplumların yardıma muhtaç hale geldiği bilinen bir gerçektir. Özellikle II. Dünya Savaşı'nın yıkıcılığından sonra, dış yardımlar uluslararası gündemin ayrılmaz bir parçası olmuştur. Bu dönemde daha çok finansal yardım olarak gerçekleşen dış yardımlar, sonraki dönemlerde içerik yönünden çeşitlenerek geniş kapsamlı bir alana dönüşmüştür. Türkiye Cumhuriyeti devleti de II. Dünya Savaşı sonrası yardıma ihtiyaç duymuş ve çeşitli ülkelerden dış yardım almıştır. Ancak Soğuk Savaş sonrası döneme geldiğimizde; dış yardım yapmak, Türk dış politikasının önemli bir unsuru olarak karşımıza çıkmıştır. Türkiye'nin özellikle içinde bulunduğu bölgede çokça siyasi kriz ve çatışmaların yaşanması, kayıtsız kalmanın mümkün olmadığı bir durum ortaya koymuştur. Yapılan dış yardımların, yardım vasfını taşımanın ötesinde hem donör ülke imajına katkı sunduğu hem de bir sosyal inşa süreci olduğu gözlemlenmiştir. Bu tezde; dış yardımların, Uluslararası İlişkiler'de bir dış politika aracı olarak kullanılmaya başlandığı fikrinden yola çıkılarak, dış yardım ve ulus markalama ilişkisi ele alınmıştır. Türkiye'de ve dünyada dış yardımlar, çeşitli kurum ve kuruluşlardan örneklerle açıklanmaya çalışılmıştır. Türkiye'nin dış yardımlarında hem sivil toplum kuruluşlarının hem de kamu kurum ve kuruluşlarının önemli görevler üstlendiği görülmüştür. Bu kurum ve kuruluşların faaliyetleri sonucunda, Küresel İnsani Yardım 2018 Raporu'na göre Türkiye "en cömert ülke" konumuna yükselmiş ve bu vesilesiyle uluslararası alandaki olumlu imajını da güçlendirmiştir. Bu minvalde; Türkiye'nin dış yardımları bağlamında önemli bir paya sahip olan diyanet yardımları incelenerek, Türkiye'nin ulus marka değerine etkisi ele alınmış, bu durum Diyanet İşleri Başkanı Sn. Prof. Dr. Ali Erbaş ile yapılan mülakat ile de yetkili merci görüşlerinden faydalanarak ortaya koyulmaya çalışılmıştır.
Vergi hukuku açısından bağış ve yardımlar
Bağış ve yardım konusunda; yapan ve kabul eden olmak üzere iki taraf olduğu görülmektedir. Vergi hukuku açısından ise üçüncü taraf olarak devlet bu konudan etkilenmektedir. Bağış ve yardım kavramları sosyal içerikli alanlarda kullanılmakla beraber birçok yasada yer almakta, Vergi Hukukunda geniş bir kullanım alanı bulunmaktadır. Vergi hukukunda daha çok gelir ve kurumlar vergileri için vergi mükelleflerini ilgilendiren düzenlemeler bulunmaktadır. Sosyal sorumluluk duygusunun gelişmesi için vergisel teşvik sağlanmaktadır. Yapılan bağış ve yardımlar özel düzenlemeler ve şartlar ile vergi matrahlarını düşürebilmektedir. Kelime anlamı olarak farkları bulunsa da bağış ve yardım konumuz açısından aynı anlamda değerlendirilmiştir. Yasal düzenlemeler karışıktır ve güncel değildir. Bu yüzden yeni düzenlemeler yapılması gerekmektedir. Bağış konusunda yeni ve güncel düzenlemeler yapılması hem sosyal gelişim için hem de bağışların doğru bir şekilde kullanılması için önem arz etmektedir. Anahtar kelimeler: Bağış, Yardım, Vergi Hukuku Açısından Bağış ve Yardımlar, Matrah, Vergi Teşvikleri.
1869-1876 tarihli Ceyb-i Hümâyûn Defterine göre Sultan Abdülaziz ihsanları
Bu çalışmada Sultan Abdülaziz dönemine ait Ceyb-i Hümâyûn hazinesi incelenmiştir. Araştırma neticesinde gelirler, giderler, ihtiyaçlar ve yapılan ihsanlar hazine dahilinde ele alınmıştır. Ceyb-i Hümâyûn defterinde yer alan maaş verileri analiz edilmiştir. Sultan Abdülaziz döneminde Mabeyn-i Hümâyûn'a bağlı olarak varlığını devam ettiren Ceyb-i Hümâyûn'un tahsisatı Hazine-i Hassa tarafından sağlanmıştır. Saray masrafları ve çalışanların maaşları Ceyb-i Hümâyûn tarafından karşılanmıştır. Ayrıca Ceyb-i Hümâyûn çerçevesinde yapılan ihsanların boyutu, padişahın kişisel ve sosyal yanı incelenmiştir. Çalışma, Sultan Abdülaziz'in bu hazine üzerinden kurumlara yaptığı tahsisatları, şahıslara verilen maaşları ve çeşitli vesilelerle yapmış olduğu ihsanları sunmaktadır.
International and national non-governmental organisations working in Northwest Syria and their humanitarian support to internal displaced people
This thesis seeks to analyse the humanitarian aid response for the internally displaced people living in the Northwest of Syria which is correlated with the security situation of the area and the funds donors are allocating to the Northwest of Syria. The thesis focuses on the Northwest of Syria examining the four main humanitarian sectors of food security, health, water sanitation and hygiene and protection. Then the thesis will move to the challenges which are impacting the humanitarian aid response in the Northwest of Syria as experienced by the United Nations agencies workers, humanitarian organisations and the clusters. The study looks at the multiple flows of internally displaced people who ended up residing in the Northwest of Syria. It will review the military and political developments which led to opposition groups ending up in the Northwest of Syria controlling an area inhabited by millions of individuals. Also, will be examining the humanitarian response based on the motivation and needs fulfilment of these IDPs. The study presents some differences as well between the delivery mechanisms between cross border and cross lines aid delivery which were adopted in the humanitarian response for the Northwest of Syria. As coordination is vital in the humanitarian response in the Northwest, the study will focus on the multiple stakeholders involved in the coordination process of this response. After that the study will present the findings of the survey and key informants interviews conducted to inform the study.
Humanitarian aid as foreign policy: The case of Syria, 2012-2020
This study aims to explore the role of foreign aid as a soft power tool by providing an understanding of the interrelation between foreign policy and aid. The research presents the case of the humanitarian response to the Syria crisis from 2012 till 2020, with a focus on five major donors to Syria: The United States, the United Kingdom, the European Union, Germany, and Qatar. The study is based on an extensive literature review as well as interviews with aid actors. The findings of the study unambiguously demonstrate that aid and foreign policy are intertwined since, in most cases, 'foreign aid' falls under the responsibility of foreign ministries. Besides the humanitarian imperative, the geopolitical account has significant importance in the decision-making process that cascades down from the general foreign policy agenda. In addition, the strategic interests of the donor country are contributing to the decision making. The prominent themes are national security, tackling terrorism, preventing immigration influx, and economic goals. The study also demonstrates the extent to which aid can be politicised in its extreme form by focusing on Russian vetoes in the UN Security Council and the Syrian Government's weaponisation of aid. The findings of the literature review are also crosschecked through interviews conducted with nine experts who have significant experience in humanitarian, and humanitarian-foreign policy nexus. Finally, the study provides a set of recommendations to humanitarian practitioners.
Three essays on poverty alleviation programmes: Basic income, negative income tax and child benefit
Poverty alleviation, which has gained prominence along with socio-political economics, has been the focus of studies in the development economics literature. In this thesis, basic income, negative income tax, and child benefit policies that are among the prominent issues in poverty alleviation are examined using an extensive individual and household basis data set and microsimulation analysis. Chapter One reveals the background, objective and organization of the study. Chapter Two introduces the concept of poverty, describes key metrics related to income distribution and poverty, and outlines the social policies, social assistances and poverty in Turkey. Chapter Three examines the effectiveness of the basic income policy, which is presented as the first solution to the poverty problem. Basic income refers to the cash payment by the state to all citizens, regardless of the level of income of individuals and their working conditions. Microsimulation analysis is carried out by combining individual and household data in the Income and Living Conditions survey compiled by Turkstat in 2018 and published in 2020. 50% of the median income, also called the poverty line, is considered basic income per capita and is given to all households according to the equivalence scale. In order to ensure neutral budget, the final tax collected is equal to sum of the initial tax and the basic income payment, and taxation is carried out using two different taxation schemes, i.e., flat rate tax and progressive rate tax. The household-based scenario shows that the Atkinson index drops from 0.123 to 0.040, the Gini index falls from 0.381 to 0.202, and the Theil index decreases from 0.284 to 0.095 after basic income with flat tax financing scheme. On the other hand, the Atkinson index drops from 0.123 to 0.034, the Gini index decreases from 0.381 to 0.190, and the Theil index falls from 0.284 to 0.079 after basic income with progressive tax financing scheme. It shows that the basic income policy reduces income inequality, and the progressive tax funding scheme is more effective. In the final case, 62.01 % flat rate tax or 2.89 times the initial tax burden should be levied on households within the scope of the neutral budget. Since basic income is tax-free, it is also defined as the minimum guaranteed income. Poverty is eliminated due to the fact that all households' incomes are greater or equal than poverty line. Chapter Four reveals the effectiveness of the negative income tax policy, which is presented as the second solution to the poverty problem. Negative income tax refers to the policy based on the fact that individuals whose incomes are below a certain threshold receive a tax refund, while individuals whose incomes are above the specified threshold fund tax payments to finance tax refund. Microsimulation analysis is carried out by combining individual and household data in the Income and Living Conditions survey compiled by Turkstat in 2018 and published in 2020. The median income is equal to the breakeven income level, the households whose gross income is below the breakeven income level receive half of the difference between breakeven income level and the household gross income. In order to ensure neutral budget, the final tax collected is equal to sum of the initial tax and the negative income tax payment, and taxation is carried out using two different taxation schemes, i.e., flat rate tax and progressive rate tax. The household-based scenario shows that the Atkinson index from 0.123 to 0.055, the Gini index decreases from 0.381 to 0.240, and the Theil index from 0.284 to 0.133 after negative income tax with flat tax financing scheme. On the other hand, the Atkinson index decreases from 0.123 to 0.044, the Gini index decreases from 0.381 to 0.216, and the Theil index decreases from 0.284 to 0.104 after negative income tax with progressive tax financing scheme. It shows that the negative income tax policy reduces income inequality, and the progressive tax funding scheme is more effective. In the final case, %41.94 flat rate tax or 1.85 times the initial tax burden should be levied on households within the scope of the neutral budget. Negative income tax is also defined as the minimum guaranteed income, since even a household with no income will receive as many tax refunds as the poverty line. Poverty is eliminated due to the fact that all households' incomes are greater or equal than poverty line. Chapter Five shows the effectiveness of the child benefit policy, which is presented as the third solution to the poverty problem. Child benefit refers to cash payment provided to households with children whose income below the poverty line. Microsimulation analysis is carried out by combining individual and household data in the Income and Living Conditions survey compiled by Turkstat in 2018 and published in 2020. The households with children whose equivalent income is below the poverty line receive child benefit, which is equal to the difference between the poverty line multiplied by equivalence scale and household gross income. In order to ensure neutral budget, the final tax collected is equal to sum of the initial tax and the child benefit payment, and taxation is carried out using two different taxation schemes, i.e., flat rate tax and progressive rate tax. The household-based scenario shows that the Atkinson index from 0.122 to 0.093, the Gini index decreases from 0.379 to 0.326, and the Theil index from 0.282 to 0.193 after child benefit with flat tax financing scheme. On the other hand, the Atkinson index from 0.122 to 0.083, the Gini index decreases from 0.379 to 0.311, and the Theil index from 0.282 to 0.123 after child benefit with progressive tax financing scheme. It shows that the child benefit policy declines income inequality, and the progressive tax funding scheme is more effective. In the final case, %25.28 flat rate tax or 1.12 times the initial tax burden should be levied on households within the scope of the neutral budget. Since child benefit is provided only to households with children whose income is below the poverty line, households without children whose income is below the poverty line continue to remain poor. When child benefit is financed with a flat-rate tax, the headcount ratio decreases from 0.140 to 0.024, and the poverty gap falls from 0.040 to 0.006. On the other hand, when child benefit is financed with a progressive tax, the headcount ratio drops from 0.140 to 0.026, and the poverty gap decreases from 0.040 to 0.007. Unlike the basic income and negative income tax policies, the child benefit policy is not aimed at eliminating poverty, but at alleviating poverty. Chapter Six presents key findings and policy recommendations, outlines the limitations and directions for future research.
Osmanlı Devleti'nde Muhacirîn-i İslamiyenin iskânı; problemler ve çözüm çabaları (1850-1900)
19. yüzyılın ikinci yarısında, Osmanlı Devleti ile Rusya arasında meydana gelen Kırım Savaşı ile 93 Harbi olarak bilinen 1877-1878 tarihli Osmanlı-Rus Savaşı ve 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı'nın meydana getirdiği en önemli sonuç nüfus hareketliliği olmuştur. Bu savaşlar sırasında pek çok insan hayatını kaybederken, çoğu da göçmen durumuna düşmüştür. Bahsedilen savaşların etki alanı olan Balkan, Kafkas, Kırım ve Girit gibi coğrafyalardan pek çok sayıda insan Osmanlı topraklarına göç etmeye başlamıştır. Süreç içerisinde göçmen sayısındaki artış nedeniyle devlet, gelen göçmenleri en iyi şartlarda sevk ve iskân etmek için resmi anlamda bir iskan politikası belirleyerek, çeşitli tedbirler alma yoluna gitmiştir. Öncelikli olarak göçmen meselesi ile ilgilenen muhacir komisyonlarının kurulması ve talimatnamelerle göçmenlerin iskânı sırasında ve sonrasında bunların sorunlarını çözmeye yönelik çalışmalar yapılırken, bir yandan da sosyal, kültürel ve ekonomik hizmetler verilmeye çalışılmıştır. Bu hizmetler bağlamında göçmenlerin sosyal, ekonomik, eğitim vb. alanlarla ilgili ihtiyaçları giderilmeye çalışılmış ve bunların Osmanlı toplumuna uyumu konusunda yaşanacak sorunlar en aza indirilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda 19. Yüzyılın ikinci yarısında Osmanlıya sığınmış olan bu göçmenlerin Osmanlı toplumuna uyumunu sağlamak amacıyla yapılmış olan eğitim ve öğretim, sağlık vb. alanlarda yapılan faaliyetlerde kurumsal işleyiş, işleyiş sırasında yaşanan mekansal, sosyal, idari vb. alanlarda yaşanan problemler, göçmenlerin bu faaliyetlere ne ölçüde katılabildikleri gibi konular ışığında göçmenlerin Osmanlı toplumuna ne ölçüde uyum sağladığı ortaya konmaya çalışılmıştır.
Türkiye merkezli STK'lar tarafından Afrikada yapılan insani yardımların etkinliği ve su kuyusu projelerinin sürdürülebilirliği üzerine bir inceleme
Bu makalede Türkiye merkezli Sivil Toplum Kuruluşlarının Afrika'ya yönelik yardımlarının sunmuş olduğu katkının düzeyi üzerinde durulmuştur. Afrika'daki kaynaklara erişimde yaşanan problemlere alternatif bir çözüm yolu olarak yürütülen insani yardımlar ve özel olarak su kuyusu projeleri incelenmiş, bu yardımların etkinliği ve sürdürülebilirliği değerlendirilmiştir. Bu projeler kamu ve Sivil Toplum Kuruluşları aracılığıyla bağışçılar tarafından finanse edilmekte olup, bağışçı memnuniyetini sağlamak için düşük bütçeli çalışmalarla kullanıma açılan birçok kuyunun, kısa süre sonra kullanılamaz hale geldiği tespit edilmiştir. Kuyu türlerine göre hizmet sürelerinin değiştiği, bakım ve onarım için verilen taahhütlerin gerçekçiliği tartışılmaktadır. Bağışçı ve destekçilerin manevi duygularının karşılandığı ancak ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarının uzun vadede karşılanamadığı anlaşılmıştır. Kaynak israfının boyutunu ortaya koyan çalışmada, bağışçı bilincini artıracak politika önerileri sunulmuştur.
Nordik ülkelerin Afrika politikaları
"Nordik Ülkelerin Afrika Politikaları" Avrupa'nın kuzeyinde yer alan Nordik ülkeler; coğrafi konumları, yakından iç içe geçmiş tarihi ilişkileri, birbirine benzeyen kapsayıcı, hoşgörülü, eşitlikçi, sosyal refah ve demokratik siyasi sistemleri gibi birtakım sosyal, ekonomik ve politik özellikleri paylaşan devletlerdir. Ancak Kuzey ülkelerinin günümüzdeki bu olumlu imajlarına rağmen geçmişlerinde birbirlerinin topraklarını işgal etme ve birbirlerinin topraklarında kolonicilik faaliyetleri yürütme gibi irredentist faaliyetleri de olmuştur. Uluslararası sistemde günümüzdeki söz konusu iyi özellikleri ile tanınan Nordik ülkeler, küresel sisteme entegre olmaya çalışan Afrika ülkeleri ile diğer birçok Batılı devlet gibi işbirliği yapmaya çalışmaktadır. Nitekim II. Dünya Savaşı sonrası dönemde Afrika'da dekolonizasyon süreci ve siyasi özgürlük mücadelesi egemen olmuştur. Söz konusu dönemde Afrika'da sömürgecilik geçmişlerinin olmamasının avantajlarını kullanan Kuzey ülkeleri, Afrikalı devletlerin kurtuluş mücadelelerini de desteklemiştir. Kıta'da sömürgecilik geçmişinin olmamasının yarattığı tüm olumlu koşullara rağmen Nordik ülkeler, Afrika ile geçmişteki ilk temaslarına bakıldığı zaman sömürgecilik ve köle ticareti faaliyetlerine rastlanmaktadır. Afrikalı devletlerin bağımsızlıklarını kazanmalarının sonrasında Kıta'nın, zengin doğal kaynaklar ve genç nüfus gibi birtakım sebeplerle önemi artmış ve Afrika'nın kalkınması için dış yardıma ihtiyacı olmuştur. Nordik ülkeler de geçmişte misyonerlik, ticaret, keşif vb. sebeplerle Afrika devletleri ile kurdukları köklü ilişkiyi söz konusu alana eğilerek devam ettirmişlerdir. Bu çalışma, Nordik ülkelerin Afrika Kıtası üzerinde yürüttüğü politikaları araştırmak üzere yapılmıştır. Bu bağlamda çalışmada Nordik ülkeler olan İsveç, Danimarka, Norveç, Finlandiya ve İzlanda'nın Afrika'ya yönelimlerindeki temel motivasyonlarının ne olduğu analiz edilmiş ve süreci etkileyen dış politika dinamikleri, iç ve dış etkenler tespit edilmiştir. Dış politika-din ilişkisi ve dış politika-dış yardım ilişkisi kavramsal çerçevesinden yapılan çalışmada; Neoklasik Realist bir yaklaşım esas alınmış ve tümevarım yöntemi ile tek tek incelenen Nordik ülkelerin Afrika politikaları, karşılaştırmalı dış politika analizi yöntemi ile ayrıca kıyaslanmıştır. Nordik ülkelerin Afrika Politikaları tarih boyunca uluslararası koşullardan, ülkelerin içindeki farklı aktör ve süreçlerden etkilenmiş ve söz konusu tüm faktörlerin sentezlenmesi sonucu oluşmuştur. Kuzey ülkelerinin Afrika politikalarının karşılaştırıldığı bölümde, mevzubahis ülkelerin politikalarındaki benzerliklere, farklılıklara ve öne çıktıkları alanlara da değinilmiştir. Ayrıca çalışmanın sonucunda edinilen bulgular kapsamında Afrika'nın siyasi önemi vurgulanarak Afrika-Nordik özel ilişkisinin değişen küresel düzenden gelecekte nasıl etkilenebileceği, Afrika-Nordik işbirliğinin gelişmeye devam edip her iki taraf için de geçerliliğini sürdürüp sürdüremeyeceği konuları da tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Nordik Ülkeler, Afrika, Neoklasik Realizm, Dış Politika, Kalkınma Yardımı
Yoksullukla mücadelede osyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının rolü: Kastamonu ili örneği
Günümüzde kişiler ya da ailelerin hayatlarını devam ettirmek için ihtiyaç duydukları temel gereksinimlere erişememesi halini ifade eden yoksulluk sadece kişileri değil aynı zamanda içinde bulunduğu toplumu da doğrudan etkilemektedir. Yoksulluğun temelinde yatan ekonomik sorunlar başta olmak üzere siyasal, coğrafi, demografik ve sosyal sorunlarda bu durumu tetiklemektedir. Yoksulluk globalleşen dünyada ülke sınırlarını aşarak küresel bir sorun haline gelmiştir. Bu denli önemli ve kapsamlı bir sorunun çözümü için ise yoksulluğun merkezi konumundaki ekonomik sorunlar ile birlikte bu problemi etkileyen faktörleri ortadan kaldıracak kalıcı sosyal politika ve uygulamalar büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmada, yoksullukla ile mücadelede muhtaç bireylere ulaşmada en yakın kurum olan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının yardım faaliyetleri Kastamonu İli özelinde incelenmiştir. Kastamonu ili, Orta Karadeniz bölgesi ile Batı Karadeniz bölgesi arasında geçiş konumunda olması, ilçe sayısının fazla olması, yaşlı nüfusun fazla olması, göç alma-verme hızının yüksek olması vb. coğrafi ve demografik sebeplerle seçilmiştir. Çalışmanın kapsamını Kastamonu Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından 2012-2021 yılları arasında verilen yardım faaliyetleri oluşturmaktadır. Doküman incelemesi esasına dayanan bu çalışmada 2012-2021 yılları arasında verilen sosyal yardımların içeriği, dağılımı ve yıllara göre değişimi, cari ve reel fiyat düzeyinde değerlendirilmiştir. Kastamonu Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından yapılan yardım sayısının ve kapsamının artması, yoksul bireylerin sosyal hayata tutunmaları için önemli olduğu görülmektedir. Buna karşın "yaşlılık aylığı" hariç verilen yardım miktarlarının reel fiyatlar seviyesindeki değerlendirmelerinde önceki yıllara göre azaldığı görülmektedir. Bu durumun ortadan kalkması, yapılan yardımların daha etkin kullanılabilmesi için her yıl enflasyon ve alım gücü dikkate alınarak yardım miktarlarının revize edilmesi gerekmektedir.
Çocuklara verilen insani yardım hizmetlerine sosyolojik bir bakış: UNICEF Irak, Erbil örneği
Çatışma ve savaş ortamlarından etkilenmiş çocukların durumlarında etkili olan pek çok unsur bulunmaktadır. Bunlar farklı açılardan incelenmektedir ancak sayıları oldukça azdır. Etkili unsurlardan olan UNICEF gibi kurum ve kuruluşların çabaları önemlidir. Ancak yapılan çalışmalar; kimi zaman annenin, kimi zaman gönüllü çalışanların kimi zaman ise çocukların bakış açılarına odaklanmaktadır. Bu tür ortamlarada, bu üç grubun bakış açısını mahalleler arası farklara da dikkat ederek çalışan araştırmalara rastlanamamaktadır. Araştırmada alan çalışmasına odaklanılmış ve Erbil'i çevreleyen Kasnazan, Shawes, Mamzawa ve Daratu yoksul mahalelerinde, UNICEF'in de üzerinde çalıştığı çocukların durum tespiti; doğrudan çocuklardan, dolaylı olarak ise anne ve gönüllülerin bakış açıları üzerinden değerlendirilmeye çalışılmaktadır. Bu amaçla 52 çocuk, 52 anne ve 15 UNICEF gönüllüsü tesadüfi örneklem ve uygun örneklem teknikleriyle seçilmiştir. Onlara anketler uygulanmış, gözlemler ve konuyla ilgili kaynak taramaları yapılmıştır. Anket verileri SPSS programı ile analiz edilerek sunulmuştur. Çalışma dört ana bölümden oluşmaktadır. Giriş ve kavramsal ve teorik bölümlerde çalışmanın önem ve orjinalliğine değinilmektedir. Üçüncü bölümde, çalışmanın metodolojik detaylarına yer verilmektedir. Dördüncü bölümde ise bulgular ve değerlendirmeler yer almaktadır. Burada; sosyo-demografik bulgular, yerleşim birimi, eğitim durumu, sağlık ve güvenlik durumu, aile yapıları, akran gruplarla ve akrabalarla, komşularla ilşkiler, ikamet alanlarındaki değişimler, çocukların etkileşimde oldukları görevli ve kuruluşlar, UNICEF'in çocuk konulu uygulamaları, bu programların ortakları, çocukların farklılıkları, farklı ortamlarda farkındalık ve tanınırlıkları, çocukların yaşamlarında oluşan ve hedeflenen değişimler ve COVID-19 Pandemisinin etkileri başlıkları altında veriler analiz edilmektedir. Sonuç ve öneriler kısmında, Erbil'in bu dört yoksul mahallesinde çocukların farklı çocukluk deneyimlerinin olabildiği, çocuklara ilişkin değerlendirmelerde bakış açısının farklılaşabileceğine ve durum tespitlerinde sonuçların katılımcılar (çocuk, anne ve gönüllüler) ve yerleşim yerlerine göre ( Erbil ve dört mahalesi) farklı sonuçlar verebileceğini ortaya konulmaktadır. Yerleşim bazlı çalışmaların önemine dikkat çekilmektedir. UNICEF gibi uluslararası kuruluşlar kadar katılımcıların, hükümetlerin ve sosyal çevrenin de çatışma ortamlarından etkilenen çocukların durumlarını belirlemede ne kadar önemli fonksiyonlarının olduğu da vurgulanmaktadır. Bu bölümde, gelecek çalışmalar için kısmi önerilerde de bulunulmaktadır.
Türkiye'de sosyal yardım ve sosyal yardımların tek merkezden yürütülebilirliği
Yoksul bireylere veya hanelere devlet tarafından yapılan para, mal veya hizmet şeklindeki desteklere sosyal yardım adı verilmektedir. Toplum refahının artırılmasını ve yoksullukla mücadeleyi hedefleyen sosyal yardım programları, çağın değişen koşullara uygun olarak şekillendirilmeli ve ihtiyaç sahiplerinin talepleri en uygun şekilde giderilmelidir. Bu çalışmada; sosyal yardımların daha etkili bir şekilde yerine getirilmesi ve kaynakların daha verimli kullanılabilmesi için merkezi bir sistem veya uygulama yoluyla sosyal yardım ve hizmetlerin ihtiyaç sahiplerine daha fazla fayda sağlayacağı düşüncesi ortaya konulmuştur.Türkiye'deki sosyal yardım sisteminin işleyişinin incelenmesi yoluyla, sistemdeki sorunların tespit edilmesi, yeni bir sistem önerisi olan merkezi uygulama ve bu yöndeki sorunların çözümüne yönelik önerilerin getirilmesi gerekmektedir. Uygulamadaki yaşanan aksaklıkların ortaya konulabilmesi için; farklı hizmet sunucuları tarafından yürütülen sosyal yardım programlarının neler olduğu ve nasıl uygulandığı gösterilmiştir.Çalışmada; yoksulluk, sosyal hizmet, sosyal güvenlik, sosyal yardım ve sosyal politika kavramları ayrıntılı olarak incelenmiştir. Sosyal yardımlara ilişkin ulusal ve uluslararası yasal kaynaklargösterilerek Türkiye'deki sosyal yardım kurum ve kuruluşları irdelenmiş. Sosyal yardım uygulamalarının en üst düzeyde ve kapsamda uygulandığı refah devleti konusu kapsamlı bir şekilde ele alınmış ve Almanya, İngiltere, İsveç, Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki sosyal politika uygulamaları belirtilmiş ayrıca Cumhuriyetin ilanından bu yana Türkiye'deki sosyal yardımların tarihsel süreci anlatılmıştır.Sosyal yardımlarla ilgili karşılaşılan başlıca sorunlar bu sorunlara ilişkin çözüm önerileri olarak; sosyal yardım alanında faaliyet gösteren ve sosyal yardım yapan kamu kurum ve kuruluşlarını tek bir çatı altında toplanarak merkezi bir uygulamanın hayata geçirilmesi, bu kurum ve kuruluşların mevzuatları gözden geçirilerek çağın ihtiyaçlarına uygun, gerçekçi değerlendirme kriterlerinin getirilmesi, sosyal yardım aktörlerinin yapmış olduğu yardımlara ilişkin yararlanıcı bilgilerinin ortak ve her an ulaşılabilir bir bilgi ağında bir araya getirilmesi gerektiği, ortak değerlendirme kriterlerin getirilmesinin önem arz ettiği ve ihtiyaç sahibine "balık yemeyi değil balık tutmayı öğretmek" diğer bir deyişle sosyal yardım-istihdam bağı kurularak kişinin kendi ayakları üstünde durmasının sağlanması gerektiği önerilmiştir.Anahtar Sözcükler1.Yoksulluk2.Sosyal Yardım3.Sosyal Politika4.Refah Devleti5.Merkezi Yönetim
Türkiye'de şartlı nakit transferi yardımlarını etkileyen faktörlerin lojistik regresyon analiziyle tahmini
Yoksulluk, insanların temel gereksinimlerini karşılayamama durumudur. Bu durum hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde ciddi ekonomik ve sosyal dengesizlikler doğurmaktadır. Bu nedenle tüm ülkelerin öncelikle ele aldıkları konuların başında yoksullukla mücadele yöntemleri gelmektedir.Son yıllarda başlangıcı Latin Amerika olmak üzere birçok ülkede yoksullukla mücadelede kullanılan etkin politika araçlarından bir tanesi Şartlı Nakit Transferleridir. Bu yardım politikasına göre yoksul kesime özellikle kadınlara ve çocuklara belirli koşulları yerine getirmeleri karşılığında nakdi yardımlar yapılmaktadır. Türkiye'de ise 2003 yılından beri eğitim ve sağlık alanında bu politika uygulanmaktadır.Ekonometrik çalışmalarda bağımlı değişkenin iki veya daha çok değer aldığı durumlarda kukla bağımlı değişkenli modeller kullanılmaktadır. Bunlardan biri olan lojistik regresyon modelinde bağımlı değişkenin hangi faktörler tarafından açıklandığı karar sürecinin olasılıklı yapısına dayanmaktadır.Bu çalışmada Türkiye'de yoksullukla mücadele amacıyla verilen ŞNT yardımlarını etkileyen faktörler lojistik regresyon yardımı ile incelenmiştir. Modelin verileri 2003 - 2010 yıllarına ait verilerinden çekilmiştir.Yapılan çalışmanın sonuçlarına göre; Türkiye'de 0 - 6 yaş grubu çocuk sayısına daha çok sahip olan hanelerin, 40 yaş üstü kadınların, eğitim düzeyi düşük olanların, işsiz fakat iş arayan hane reislerinin, hanesinde özürlü olanların ve kalkınmada öncelikli illerde yaşayanların diğer başvuru sahiplerine göre ŞNT yardımı alma olasılıklarının daha yüksek olduğu görülmüştür.Anahtar Sözcükler:1.Lojistik Regresyon2.İkili Lojistik Regresyon3.Yoksullukla Mücadele4.Hedefleme Mekanizması5.Şartlı Nakit Transferi
İstihdamın geliştirilmesi bağlamında yatırımlarda devlet yardımları hakkında 2006 ve 2009 kararlarının ve istihdamı teşvik paketlerinin Şanlıurfa ilinde ortaya çıkardığı sonuçların değerlendirilmesi
Şanlıurfa ili Türkiye'de bir yandan kalkınmada öncelikli iller arasında sayılmakta; diğer yandan da şu an yürürlükte olan 14.07.2009 karar tarihli, 2009/15199 karar sayılı ?Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Karar?daki yardımlardan en fazla imkan sağlanan IV. Bölge illerden biri olma özelliğine sahiptir. Kalkınmada öncelikli iller arasında ikinci sırayı alan Şanlıurfa'nın idari yapısının, yapılacak uygulama açısından kolaylık sağlayacağı ve bu sayede güvenilir veriler elde edilebileceği öngörülmektedir. 5763 sayılı ?İş Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun? ve 5838 sayılı ?Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun?lar ile yürürlükten kaldırılmış olan 2006/10921 karar sayılı ?Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Karar?ın sonuçları değerlendirilerek, faiz desteği, gümrük vergisi muafiyeti ya da katma değer vergisi istisnası yardımlarından hangisi ya da hangilerinden yararlandıkları ve bu yararlanılan kalemlerden ne tür geri dönüşümler elde ettikleri belirlenerek işveren algısı ortaya koyulmuştur. Aynı zamanda 2009 yılında yürürlüğe giren yatırımlarda devlet yardımları hakkındaki karardan neler beklediklerinin de yapılan anket çalışması sonucunda ortaya konulmuştur. Bu çerçevede yapılan çalışmadan elde edilecek sonuçlar ileride yapılacak olan benzer çalışma ve araştırmalara da örnek teşkil edecektir.
Avrupa Birliği ve Türkiye'de ihracata yönelik devlet yardımlarının ihracat performansına etkisi: Ekonometrik bir analiz
Bu çalışmada, AB ve Türkiye'de uygulanmakta olan ihracata yönelik devlet yardımlarının ihracatı etkileme derecesini ortaya koymak; böylece AB ve Türkiye'nin belirlemiş oldukları hedeflere ulaşıp ulaşamayacağı konusunda bazı öngörülerde bulunabilmek ve elde edilecek bilgiler dâhilinde Türkiye özelinde, politika uygulayıcılarına yönelik bazı önerilerde bulunma amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda, devlet yardımlarının ihracat performansına etkisi AB 15 ülkeleri ile Türkiye'ye ait 1996 – 2013 dönemine ait veriler kullanılarak panel veri yöntemi ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda elde edilen bulgular, ihracata yönelik devlet yardımlarının AB 15 ülkeleri ve Türkiye'nin ihracat performansları üzerindeki etkisinin pozitif ve anlamlı olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: İhracat Teşvikleri, İhracat Performansı, Devlet Yardımları
Afet sosyolojisinde sosyal sermayenin güven boyutunun incelenmesi: 2020 İzmir depremi örneği
Bu çalışma 2020 yılı Ekim ayında İzmir deprem bölgesinde yaşayanların yardımlaşma faaliyetlerine katılma durumunu sosyal sermayenin güven boyutu çerçevesinde ele alarak incelemeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda sosyal sermayenin güven boyutunun önemini vurgulayan yaklaşım temel alınmıştır. Afet sonrasında kişilerin sosyal sermayesinin güven boyutu yardımlaşma ve dayanışma faaliyetlerine katılma durumuna etki etmektedir ve çalışmanın temel noktasını oluşturmaktadır. 2020 İzmir Depremi sonrasında deprem bölgesinde yaşayan kişilerin yardımlaşma faaliyetlerine katılma durumu sosyal sermayenin güven boyutuna etkisini ortaya koymaktır. 2020 yılı Ekim ayında İzmir deprem bölgesinde yaşayanların sosyal sermayenin güven boyutunun yardımlaşma faaliyetlerine katılıma etkisinin incelendiği alan çalışmasında elde edilen veriler yoluyla analiz edilmiştir. Bu bağlamda bu çalışmada ilk olarak afet sosyolojisi, sosyal sermaye, yardımlaşma ve dayanışma, güven teorileri tartışılmış ve detaylı bir şekilde incelenmiştir. Yardımlaşma ve dayanışma bölümünde klasik sosyoloji kuramcılarından olan Emile Durkheim'ın dayanışma kavramına yer verilerek detaylandırılmıştır. İkinci bölümde ise araştırmanın metodolojik sınırları belirlenmiştir. Üçüncü bölümde ise araştırmanın verileri analiz edilerek araştırma bulguları sonucunda 2020 İzmir Depreminde yardımlaşma faaliyetlerine katılım bağımlı değişken olarak yer alıp, sosyal sermayenin güven boyutu ve demografik bilgiler bağımsız değişkeni oluşturmuştur. Araştırma bu çerçevede oluşturulmuş ve Lojistik Regresyon modeli kullanılarak araştırma bulgularına ulaşılmıştır.
Kar amacı gütmeyen yardım kuruluşlarının sürdürebilirlik ile ilgili online iletişimi: Web sitelerinin içerik analizi
Bu araştırmanın amacı kar amacı gütmeyen yardım kuruluşlarının kurumsal web siteleri aracılığıyla iletişim kurmak adına sürdürülebilirlik ile ilgili ne derece ve nasıl bilgi paylaşımında bulunduklarını tespit etmektir. Bu amaç doğrultusunda araştırmada Türkiye'nin İstanbul, Ankara ve İzmir illerinde bulunan ve sürdürülebilirlik içeriği ile ilişkili olan 72 dernek, www.dernekler.gov.tr web sitesi aracılığıyla araştırılarak veriler tespit edilmiştir. Birden fazla ilde faaliyet gösteren dernekler kodlamaya sadece bir kez dâhil edilmiştir. Bu nedenle farklı illerde faaliyet gösteren 3 derneğin veri girişi bir kez yapılarak toplamda 69 dernek analize dâhil edilmiştir. Derneklerin web sitelerinin incelenmesi 35 farklı kıstasa göre yapılmıştır. Araştırmanın veri analizi SPSS 23 programı kullanılarak yapılmıştır. Araştırma sonucunda incelenen web sitelerinin genel özelliklerinin ve sürdürülebilirlik içeriğinin, kuruluşun ölçek büyüklüğüne göre değiştiği tespit edilmiştir. Sonuçlara göre; kar amacı gütmeyen kuruluşun faaliyetleri bakımından büyük ölçekli olması, web sitesinin de daha yoğun içerikli olmasına neden olmaktadır. İncelenen sitelerin büyük çoğunluğunda sürdürülebilirlikle ilgili görsel ve metinsel içerik bulunmaktadır. Fakat bunun yanında sosyal medya araçlarının kullanılmadığı web sitelerinin halkla iletişim konusunda yetersiz olduğunu göstermektedir.