North Atlantic Treaty Organisation
115 theses under this subject heading
Uluslararası gelişmeler ve 2010 stratejik konsepti bağlamında NATO'nun dönüşümü
Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Ⅱ. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa'da güvenliği sağlamak amacıyla; Belçika, Kanada, Danimarka, Fransa, İzlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, Portekiz, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından 1949 yılında kurulmuştur. En temel özelliği caydırıcılık olan ve kolektif savunma ilkesi çerçevesinde örgütlenen NATO, Soğuk Savaş boyunca üyelerini korumayı başarmıştır. Soğuk Savaş döneminde NATO üyelerine yönelik başlıca tehdit unsuru olan Sovyetler Birliği'nin 1991 yılında dağılmasıyla beraber NATO'nun varlık sebebi sorgulanmaya başlanmıştır. NATO bu döneme yeni risk ve tehditler doğrultusunda yeni görev alanları ve yeni roller edinerek girmiştir. NATO'nun dönüşümü olarak ifade edilen bu durum devingen bir sürece karşılık gelmektedir. NATO'nun Soğuk Savaş sonrasındaki dönüşümünü İttifak'ın zirve bildirilerinde ele alınan konu çeşitliliği ve bu yeni konu başlıkları doğrultusunda geliştirilen mekanizmalar üzerinden izlemek mümkündür. Yeni risk ve tehditler yeni strateji ve yeni araçları beraberinde getirmiştir. Bu doğrultuda NATO özellikle 2010 Stratejik Konsept belgesinde yer alan; terörizm, kitle imha silahları, enerji güvenliği, siber güvenlik ve çevre sorunları konu başlıklarıyla, 2010'dan tarihten itibaren giderek küresel çapta hareket eder hale gelmiştir. Bu tezin amacı, NATO'nun bu dönüşüm sürecinin uluslararası gelişmeler ve 2010 Stratejik Konsept belgesi çerçevesinde ele alınarak incelenmesidir. Çalışmada, uluslararası ilişkilerde değişen güvenlik anlayışı NATO özelinde incelenmeye çalışılacaktır. NATO'nun Soğuk Savaş sonrasındaki bu dönüşüm süreci ile Soğuk Savaş dönemindeki ortak savunma örgütü kimliğinden sıyrılıp küresel çapta görev yapan ortak güvenlik örgütüne dönüşmüş olduğu değerlendirilebilir.
Gender mainstreaming in international security organizations: The case of NATO
This thesis examines the adoption of UNSCR 1325 and implementation of the Women, Peace and Security (WPS) agenda by NATO. Within the framework of Feminist Security Studies, it discusses how NATO's integration of a gender-sensitive perspective reflects on the organization's structures and operations and whether the process has led to a transformation of its masculine culture and institutions. Through an extensive overview of NATO reports, news and discussions in the literature about the integration of gender perspective in NATO, the thesis examines both military and civilian /political structure of NATO and finds out that NATO has taken several institutional steps for inclusion of UNSCR 1325 and Women, Peace and Security agenda into its structures. However, it also argues that without a meaningful interpretation of what a gender perspective truly is, the efforts of NATO to implement the UNSCR 1325 and the WPS agenda will stay unfinished. As a conclusion, the thesis asserts the necessity of diminishing the masculine culture in militaries, abstaining from essentialist approaches, increasing efforts to push the WPS agenda commitments of NATO member states as well as increasing the political will and awareness, decreasing the glass ceiling syndrome, and usage of more reliable and standardized tools in order to integrate gender perspectives into military and civilian /political structures of NATO. Keywords: International Security, Gender, NATO, UNSCR 1325
A neoclassical realist explanation of burden sharing: The case of NATO burden sharing between 2014 and 2020
NATO requires substantial amounts of resources to operate which involves material and political costs to be shared among allies. The issue of unfair burden-sharing commitments in NATO intrigued scholars across many disciplines such as economics, international relations, and security studies. This thesis focuses on explaining the variables which have the most explanatory power to account for allies' divergent burden-sharing commitments. The latest flare-up of burden-sharing discussions which started in 2014 (mainly as a response to the Russian aggression against Ukraine) is elaborated in this research by employing a neoclassical realist theoretical framework. Here we show that allies make their burden-sharing decisions based primarily on systemic pressures. There are recent attempts to explain burden-sharing behavior by intra-Alliance management strategies or strategic culture in the literature. However, our analysis indicates that intra-Alliance bargaining might be useful in setting the stage for new burden-sharing arrangements, but burden-sharing commitment is still a matter of national preference. Furthermore, associating Atlanticist strategic culture with reduced personnel costs and increased major defense equipment acquisition costs might be misleading if an ally is reducing the number of military personnel and purchasing new equipment to satisfy its national military requirements. We anticipate our research to be the starting point for a more sophisticated analysis of burden-sharing indicators.
Trump dönemi Amerikan güvenlik politikasında NATO'nun araçsallaştırılması
Bu yüksek lisans tezinde, ABD ve NATO arasındaki ilişki kapsamında, Trump döneminde ABD güvenlik politikasında NATO'nun bir araç olarak kullanılması, Neoklasik Realizm bağlamında incelenmektedir. ABD güvenlik politikasının öncelikleri ve amaçları ile NATO'nun politikaları tahlil edilmiştir. Bu bağlamda, 2017 yılında yayınlanan ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi ile 2020 yılında yayınlanan NATO 2030 Raporu karşılaştırılmış ve iki politika belgesi arasındaki benzerlikler ortaya konmuştur. "NATO, Trump Döneminde askeri, siyasi ve ekonomik açıdan Amerikan güvenlik politikasında bir araç olarak kullanılmıştır." görüşü hipotezi oluşturmaktadır. "2017 ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi ve NATO 2030 Raporu belgelerinde yer alan temel politika konularından hareketle, Trump Dönemi ABD güvenlik politikasında NATO, askeri, siyasi ve ekonomik açıdan bir araç olarak nasıl kullanılmıştır?" sorusu temel araştırma sorusu olarak belirlenmiştir. Bu tezde, nitel araştırma yöntemlerinden vaka analizi ve süreç takibi yöntemleri kullanılmış ve söz konusu iki belge karşılaştırılarak analiz edilmiştir. Bunun sonucunda, ABD'nin dış politika sürecinde NATO'yu bir araç olarak kullandığı ve NATO'yu doğrudan etkilediği belirlenmiştir. Öte yandan NATO'nun da ABD ile benzer politikalar benimseyerek ortak hareket etme arzusu içinde olduğu anlaşılmıştır.
NATO'nun yük paylaşımında hegemon politikaları ve dış tehdidin rolü: Ukrayna savaşı örneği
Devletlerin yer aldığı diğer uluslararası kuruluşların birçoğuna benzer biçimde, NATO'ya üye olmanın da bazı faydaları ve maliyetleri bulunmaktadır. Bu üyeliğin sağladığı faydalar genellikle eşit biçimde bölüşülürken maliyetler ise daima aynı oranda üstlenilmemekte ve bu durum yük paylaşımı sorununa yol açmaktadır. Bu tez, söz konusu yük paylaşımını savunma harcamaları üzerinden ele almakta ve bunların farklılaşmasının altında yatan nedenleri araştırmaktadır. Tezde vaka çalışması ve süreç takibi yöntemlerinden faydalanılarak yaklaşık on yıldır devam eden Ukrayna Savaşı sürecine odaklanılmıştır. Hegemonik istikrar ve dış tehdit teorilerine dayanarak saldırgan niyetler (Rusya), hegemonun (ABD) stratejisi ve hegemonun boyutu olmak üzere üç bağımsız değişkenin yük paylaşımına etkisi analiz edilmiştir. Yapılan analiz sonucunda; öncelikle bu iki teorinin birlikte kullanılmasının muhtemel faydaları ortaya konmuştur. Buna ek olarak yük paylaşımında; Obama döneminde hegemon politikaları ve dış tehdidin birbirini dengeleyerek birlikte etkili olduğu, öte yandan Trump döneminde hegemon baskılarının ve Biden döneminde ise artan Rus saldırganlığının temel belirleyici olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Dahası, Biden döneminde ABD dışındaki NATO üyelerinin savunma harcamalarında yaşanan artışın diğer dönemlerin ötesine ulaşması, dış tehdidin yük paylaşımında hegemon baskılarından daha etkili olduğunun göstergesi olmuştur.
Soğuk savaş başlangıcında Türkiye'ye yönelik Sovyetler Birliği tehdidi ve güvenlik politikaları
II. Dünya Savaşı boyunca Türk Dış Politikasının genel eğilimi savaşa girmeme üzerine olmuştur. Türkiye'nin bu politikası savaşın gidişatına göre değişiklikler göstermiştir. Savaşın başında tarafsız ve savaş dışı kalmayı tercih eden Türkiye, savaşın ortalarında bu politikasından ciddi derecede sapmıştır. Bu durumun en belirgin örneği İngiltere ve Fransa'ya karşı yakın davranmaya başlaması ve Üçlü İttifak Antlaşmasına imza atmasıdır. 1939 yılında savaşın başlamasıyla İngiltere, Fransa ve Rusya Türkiye'yi savaşa girmeye ikna etmek için Adana Görüşmesi ve Kazablanka Konferansı yapmalarına rağmen; Türkiye her defasında savaş dışı kalmayı başarmıştır. Savaşın sonucunun belli olmasından sonra Türkiye Müttefiklerin tarafında savaşa girmiştir. Müttefik Devletlerin Yalta Konferansında, Birleşmiş Milletler'e yalnızca 1 Mart 1945 tarihine kadar Almanya'ya savaş ilan etmiş ülkelerin katılacağını açıklamasıyla Türkiye 23 Şubat 1945'te Almanya'ya savaş ilan etmiştir ve savaşa dâhil olmuştur. İkinci Dünya Savaşı her açıdan Avrupa için bir yıkım olmuştur. Ekonomik, sosyal, siyasi buhranların dışında milyonlarca insan bu savaşta hayatını kaybetmiştir. Savaşın galipleri ABD ve SSCB, Avrupa'nın yeniden inşası için işbirliği yapmayı planlamış fakat savundukları ideolojilerin farklılığı sebebiyle bu hedefe ulaşamamışlardır. Bu tarihten itibaren dünya bu iki yeni gücün etrafında iki blok halinde şekillenmeye başlamıştır. Pek çok ülke kendisini bu iki blok arasında tercih yapmak zorunda olduğunu hissetmiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Türkiye, SSCB'nin kendisinden Kars, Ardahan ve Boğazlardan üs talep etmesinden dolayı tercihini Batı Bloğu yönünde kullanmıştır. Bu sebeple Türkiye'de birçok reform yapılmıştır; çok partili siyasi hayata geçilmiş, ekonomide ve siyasette liberal eğimler hâkim konuma gelmiş ve geleneksel dış politika çizgisinden vazgeçilmiştir. Marshall Planı ve Truman Doktrini ile Türkiye artık ABD'nin müttefiki olmuş ve Demokrat Parti döneminde Kore'ye gönderilen askerler ile 1952'de NATO'ya kabul edilmiştir. NATO üyeliğinden sonra Batı'nın Türk dış politikasındaki önemi ve ağırlığı oldukça artmıştır. Türkiye'nin Batı Bloğunda yer almasının en önemli belirleyicilerden biri şüphesiz II. Dünya Savaşı yıllarından başlayarak savaş sonunda artan SSCB tehditleri olmuştur. Bu çalışma ile II. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında artan Sovyet tehditlerinin Türkiye'nin Dış Politikasına nasıl yön verdiği analiz edilecektir. Bu çalışmanın temel sorunsalı; İkinci Dünya Savaşı sonrasında Sovyet tehditlerinin Türk Dış Politikasını nasıl etkilediğini ortaya koymaktır. Bu sorunsalı analiz ederken soracağımız soru; "Türkiye'nin savaş sonrasında Batı Bloğuna katılmasında SSCB tehditlerinin etkisi var mıdır?" olacaktır. Anahtar Kelimeler: Soğuk Savaş, Güvenlik, Sovyet Rusya, NATO.
Olası yeni soğuk savaş tehlikesi ve Şanghay işbirliği örgütü
Soğuk Savaş'ın 1990'ların başlarında gözle görülür biçimde sona ermesinin ardından dünyanın yeni bir şekle ve yeni bir düzene doğru evirildiği göze çarpmaktadır. Yeni Dünya Düzeni etkisi altına girerek Batı dünyası ve onun lider gücü statüsünde bulunun Amerika Birleşik Devletleri'nin öncülüğünde şekillenen dünya, Soğuk Savaş dönemine damgasını vurmuş olan iki kutuplu sistemden de yavaş yavaş kendini soyutlamıştır. Bu yapılanma amacına uygun olarak dünyada bir düzen ve istikrarın doğmasına zemin olarak görülse de, doğru orantılı olarak düzensizliği ve istikrarsızlığı da beraberinde getirdiği gözle görülmektedir. Soğuk Savaş'ın çirkin yüzünün açığa çıkmasıyla bilinçlenen devletler, Soğuk Savaş'ın kirli havasını dağıtmak için bir yandan uluslararası karşılıklı işbirliği ve entegrasyonlar ile bir trendin içine kapılsalar da, diğer yandan yeni tehdit algılarının ortaya çıkmasına engel olamamışlardır. Bu tez Şanghay İşbirliği Örgütü ekseninde NATO'ya karşı bir askeri evirilmenin Soğuk Savaş'a zemin hazırlayıp hazırlayamayacağı sorunsalına bir cevap verebilmek için tasarlansa da, yeni bir Soğuk Savaş'ta dünyanın neleri kaybedip neleri göze alabileceğinin de şifrelerini barındırmaktadır.Sonuç olarak dünyanın tekrardan böyle büyük bir felaketin eşiğine gelmesi kuşkusuz 2. Dünya Savaşı sonrası olduğu gibi dünya insanlığını tekrardan diken üstünde tutan, devlet politikalarını 25 sene önceki gibi kutuplaşan dünyaya göre revize eden ve askeri, ekonomik ve siyasi olarak yeni bir çıkılmaza sürüklenen bir yapıyı beraberinde getirecektir. Anahtar Kelimeler: Uluslararası Örgütler, Soğuk Savaş, Şanghay İşbirliği Örgütü, NATO, ABD, Rusya.
Uluslararası Hukukta kuvvet kullanımı: Kosova örneği
Bu çalışmada amaçlanan, "kuvvet kullanma" kavramı çerçevesinde uluslararası hukukun gelişimini açıklamaktır. Sonrasında Kosova'da yaşanan iç savaştan başlayarak, Kosova'nın tek taraflı bağımsızlığına kadar gelişen süreç ve tek taraflı bağımsızlık sonrası süreçte Kosova'nın uluslararası hukuktaki statüsünü açıklamaktır. Çalışmanın konusu, uluslararası hukukta "kuvvet kullanma" kavramının ortaya çıkması ve uluslararası hukukun gelişimi ile başlayıp, NATO'nun Kosova iç savaşına müdahalede bulunması ile devam edip, sonrasında Kosova'nın tek taraflı bağımsızlığı ve Kosova'yı tanıyan devletlere değinilmiştir. Son olarak da Uluslararası Adalet Divanı'nın, Kosova'nın tek taraflı bağımsızlığı hakkındaki yorum kararları incelenmiştir. Çalışma esas olarak Birleşmiş Milletler Şartı'nda kuvvet kullanmanın bölgesel örgütlere verilmesiyle birlikte NATO'nun Kosova iç savaşına müdahalesi bağlamında şekillenmiştir. Çalışmanın amacı ve önemi, uluslararası hukukta "kuvvet kullanma" kavramı çerçevesinde uluslararası hukukun gelişimi ile birlikte Kosova iç savaşına giden süreç ve NATO'nun Kosova müdahalesinin incelenmesidir. NATO'nun Kosova müdahalesi ile Kosova'nın bağımsızlığa giden yolu ve Uluslararası Adalet Divanı'nın Kosova'nın bağımsızlığı sürecindeki yorum kararlarının ele alınmasıdır. Anahtar Kelime: Kuvvet Kullanma, Kosova, BM, NATO.
"Nation building effort" of (VMRO-DPMNE) within the scope of "Skopje 2014 Project"
This study discusses the growing nationalist politics of the Internal Macedonian Revolutionary Organization - Democratic Party of National Unity of Macedonia (VMRO-DPMNE) with the Skopje 2014 Project. Skopje 2014 has attracted the reaction of Turks, Albanians, and many others. In addition, the Macedonian administration's sole possession of the ancient Macedonian civilization has strained relations with Greece. Therefore, with Skopje 2014, political relations with Greece have also reached a stalemate. This tension with Greece also reflected negatively on Macedonia's accession process to the North Atlantic Treaty Organisation (NATO) and the European Union (EU). During the Internal Macedonian Revolutionary Organization - Democratic Party of national unity of Macedonia (VMRO-DPMNE) rule, Greece has also vetoed Macedonia's attempts to negotiate with the North Atlantic Treaty Organisation (NATO) and the European Union (EU) until very recently. This continued until the 2016 early parliamentary elections. In 2016, the Internal Macedonian Revolutionary Organization - Democratic Party of National unity of Macedonia (VMRO-DPMNE) government was forced to resign and the new government was established under the Union of Social Democrats (SDSM). Since then, Macedonia has experienced many changes in a short period of time. It solved the name problem with Greece, Macedonia's name was changed to North Macedonia, and North Macedonia became a full member of North Atlantic Treaty Organisation (NATO). Key Words: VMRO-DPMNE, "SKOPJE 2014", FYRM, SDSM, PRESPA, NMK, EU, NATO.
İnsani müdahale söylem ve pratiğinin Kosova bağımsızlık sürecine etkisi
1999 tarihinde NATO'nun BMGK yetkilendirmesi olmaksızın gerçekleştirdiği insani müdahale tüm öncüllerinden farklı bir konumdadır. Anılan müdahale hiçbir hukuki dayanak gözetilmeksizin yalnızca insan haklarının yeniden tesisi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Ancak müdahalenin hukuka aykırı ancak meşru olması insani müdahale, hukuk ve meşruiyet gibi kavramları söylem olarak ele almayı gerektirmektedir. Bu noktada hukuk, kendisini oluşturan normların ötesinde bir söylem olarak ele alındığı takdirde hukuk ve hukuki söylemin söylem dışı alanla ilişkili olduğu ortaya çıkmaktadır. Hukuk, yalnızca kurallar bütünü olarak değil bir ilişki biçimi olarak iktisadi, siyasal, ideolojik alanla sıkı bir ilişkiliye sahiptir. İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde ABD'nin küresel kapitalizm içerisindeki öncü ve özgün rolü sermaye ve devletin uluslararasılaşması süresinde ve bu süreç içerisindeki küresel iktisadi, siyasal ideolojik dönüşümlerde büyük etki sahibi olmuştur. İkinci Dünya Savaşı öncesi dönemden farklı olarak 1945 sonrası dönemde emperyalizmin güncel formu içerisinde, bir devlet birden fazla sermaye grubunu ihtiva edebilmekte; bir sermaye grubu ya da tekil kapitalist ise birden fazla ülke içerisinde operasyon yürütebilmektedir. 1980'li yıllardan itibaren neo-liberal politikalar neticesinde uluslararasılaşma süreci ivmelenmiş, 1990'larda SSCB'nin dağılmasıyla, ABD hegemonyası küresel konjonktürde tek proje olarak kalmıştır. 1990 sonrası dönemin yeni uluslararası hukuk normları ekonomi politik perspektiften ele alındığında anlam kazanmaktadır. Nitekim uluslararası hukukun yaşadığı dönüşüm yalıtılmış bir iç dönüşüm değildir. Bu noktada 1990'lı yıllardan itibaren Soğuk Savaş dönemine ait hukuk ilkeleri yerlerini insani müdahale, koruma sorumluluğu, evrensel insan hakları, haydut devlet gibi kavramlarda açığa çıkan yeni bir hukuk mantığına bırakmıştır. Merkez kapitalist ülkelerin Yugoslavya savaşları esnasında sergiledikleri iktisadi, siyasal, hukuki pratikler ve bunları mümkün kılan söylemler insan hakları ve insani müdahale kapsamında korunan menfaati insancıllık hakkındaki genel kanaatin üstünde bir noktada konumlandırmaktadır. NATO'nun Kosova'ya doğrudan müdahalesi ve Kosova'nın bağımsızlığı, uluslararası hukuk içerisinde gelişen yeni müdahaleci perspektifin ürünüdür.
NATO'nun kimlik oluşumunda Karadeniz güvenliğinin yeri
İki kutuplu sistemin sona ermesi ve uluslararası sistemde meydana gelen değişim karşısında, dönemin önde gelen teorilerinin temel önerme ve analiz birimlerinin, süreci açıklamada yetersiz kalmaları ve yaşanan gelişmeleri öngöremeyen analizleri, uluslararası ilişkiler disiplininde ciddi eleştirilerin gelişmesine neden olmuştur. İdeolojik temelli iki kutuplu sistemin sona ermesi, uluslararası ilişkiler disiplininde, aktörlerin davranışlarını analiz etmede ve açıklamada yeni teorik önermelerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Soğuk Savaş'ın son süreçlerinde, kimlik kavramı üzerinden aktörlerin davranışlarının ve dış politika yaklaşımlarının nasıl inşa edildiği ele alınmaya başlanmıştır. Soğuk Savaş sonrası kimlik kavramını, temel analiz birimi olarak ele alan çalışmaların sayısında artış meydana gelmiştir. Uluslararası ilişkiler disiplininin dışında, sosyal bilimlerin birçok alanında kimlik temelli çalışmalar ortaya çıkmıştır. Soğuk Savaş'ın ardından dönemin hâkim teorilerine gelişen karşı itirazlar, eleştirel yeni teorilerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Kimlik kavramını ele alarak temel kuramsal önermelerini, kimlik üzerinden yapan sosyal inşacılık ve postyapısalcılık kuramları bu dönemde önemli teorik yaklaşımlarda bulunmuştur. Her iki kuram da kimlik kavramını merkeze alarak, uluslararası ilişkiler disiplinindeki aktörlerin davranışlarını ve dış politika yapım süreçlerini incelemiş, kimlik üzerinden teorik önermelerini ileri sürmüşler ve kuramlarını kimlik kavramı çerçevesinde çizmişlerdir. Sosyal inşacılık kuramı, aktörlerin normlar, değerler, fikirler üzerinden çıkarlarını belirlediğini ve daha sonra bu değerler üzerinden kimlik inşa süreçlerine girdiğini, karşılıklı inşa edilen değerlerin, kolektif kimliklere döndüğünü ileri sürmüştür. Postyapısalcılık kuramı ise aktörlerin kimlik kurgularının düşünselden başlayıp, söylemsel olarak inşa edildiğini ve her kimliğin karşıt kimlik yarattığını tezini ileri sürmüştür. Sosyal inşacılık kuramı, kimlik kavramına olumlu değerler atfederken, kolektif kimlikleri ön plana çıkartmaktadır. Postyapısalcılık kuramı ise kimliklerin, sürekli kurgulanan süreçlerle, karşıt söylemler üzerinden inşa edilen öteki ve düşman kimlikler yarattığını iddia etmekte ve kimlik kavramına olumsuz değerler atfetmektedir. NATO kuruluşundan itibaren siyasi ve savunma olmak üzere iki yapılı bir kimliğe sahip olmuş, bu iki yapı üzerinden, Batı kimliğinin temsilini sağlamıştır. Savunma ve siyasi kimliğini, ortak değerler, normlar, fikirler üzerinden inşa eden NATO, ittifak içerisinde kolektif kimliğin üyeleri arasında oluşmasına yardımcı olmuştur. Soğuk Savaş sonrası uluslararası sistemde meydana gelen değişim karşısında NATO, savunma ve siyasi kimliğinde değişim süreçlerini gerçekleştirmiştir. Kimlik yapısındaki değişimler sırasında kolektif kimliğinin yapısını muhafaza etmiş, uluslararası sistemde meydana gelen değişimler ve yeni güvenlik sorunlarına karşı, kimlik yapısını yeni inşa süreçleriyle uyumlu hale getirmeye çalışmıştır. Batı kimliğinin düşünselde temsilcisi haline gelen NATO, "biz" ve "ötekiler" üzerinden karşıt kimlik kurgusuna, söylemsel ve düşünsel zemini de hazırlamıştır. Karadeniz bölgesi, stratejik konumu, enerji hatlarının geçiş güzergâhı olması, birçok bölgeyi birbirine bağlaması gibi özelliğiyle, Soğuk Savaş sonrası önemli bir bölge olmuştur. Avrupa güvenlik mimarisinin içinde önemli bir konuma sahip olan Karadeniz, birçok karmaşık ve çok yönlü sorunları da içinde barındırmaktadır. Soğuk Savaş sonrası bölgede en önemli aktör olarak ortaya çıkan NATO, siyasi ve savunma kimliği temelinde, Batı kimliği yaklaşımıyla Karadeniz'in güvenliğini ele almıştır. Karmaşık ve zorlu sorunlar eşliğinde NATO, Karadeniz güvenliğine yaklaşımı birçok zorluğu da önüne getirmiştir. Tez, NATO'yu kimlik kavramı üzerinden ele alarak sosyal inşacılık ve postyapısalcılık teorileri çerçevesinde analiz etmiş, Kimlik güvenlikle olan ilişkisi bağlamında NATO'nun kimliğinin söylemsel ve düşünsel olarak ifade biçimlerinin, hangi değerler, normlar ve fikirler üzerinden inşa edildiğini, inşa süreçlerini ve kimliksel yapısındaki değişimleri ve Karadeniz güvenliğinin, NATO'nun kimlik yapısındaki yerini konu edinmiştir.
Rusya-Ukrayna ilişkileri: 1991-2021
Soğuk Savaşın ardından SSCB'nin çöküşü gerçekleşmiş, 15 yeni devlet ortaya çıkmıştır. Kendisini SSCB'nin devamı olarak tanımlayan Rusya, tarihi ve kültürel bağları nedeniyle eski Sovyetler Birliği cumhuriyetlerinden Ukrayna ile güçlü ilişkiler kurmaya çalışmıştır. Ancak Ukrayna'nın bağımsız dış politika yürütmek istemesi, Rusya'nın çıkarlarına uygun olmamış ve ülkeler arasında ilişkiler zaman içinde kötüleşmiştir. Ukrayna, Batı'ya entegrasyon çalışmaları yaparak AB ülkelerinin ekonomik gücünden yararlanmak istemiştir. Ukrayna, jeopolitik konumu, yer altı zenginlikleri ve verimli toprakları nedeniyle Rusya ve Batı için çok önemli bir ülkedir. Asya ve Avrupa arasında, enerji ve ticaret koridorun üzerinde bulunması diğer ülkelerin çıkar alanına girmesini sağlamıştır. Ukrayna, bağımsızlığını kazanmasının ardından Rusya ile krizler yaşamıştır. Krizler nedeniyle Ukrayna, Batı yanlısı politika izleyerek Rusya ile dengeli ilişkiler kurmayı hedeflemiştir. Ancak 1993 yılından itibaren Rusya, Ukrayna üzerindeki etkisini artırmıştır. NATO'nun genişleme politikası nedeniyle Ukrayna üzerinde Rusya ve Batı arasında yeni krizler oluşmuştur. İki güç arasındaki kriz sonucunda Ukrayna bölünmeye başlamıştır. Siyasi istikrarsızlıklar nedeniyle Ukrayna, iç ve dış politikada etkin rol oynayamamış, yönetime uygun olarak dış politika yürütmüştür. Sonuç olarak iki ülke arasında ilişkiler olumsuz bir şekilde sürmüştür. Rusya ve Ukrayna arasında gerçekleşen krizlerden diğer devletler de etkilenmiştir. Batı, bölge üzerinde etkinliğini artırarak Rusya'yı sıkıştırmaya çalışmıştır. Ancak AB ve NATO arasındaki anlaşmazlık nedeniyle Rusya'nın bölge üzerindeki etkisi kırılamamıştır.
NATO intervention in the libyan crisis and the implementation of the responsibility to protect
The events that occurred during the Arab Spring in early 2011 triggered the world community. Violent socio-political processes and changes in the ruling regimes of the Middle East and North African countries, particularly in Libya, led to the emergence of a political and moral dilemma for the Western World. In this context, this thesis examines the importance and influence of the North Atlantic Treaty Organization's (NATO) intervention and response regarding this issue, as well as the questions of the motives behind the military operation in Libya. To this end, the thesis specifically discusses the positions of some key NATO members, namely USA, France, UK, Germany, as well as Italy, regarding the intervention in Libya based on the principle of 'Responsibility to Protect' under the United Nations Security Council (UNSC) authorization of Resolution 1973.
Turkey's 'anomalies' in the nuclear nonproliferation regime
Turkey is in compliance with the global nuclear nonproliferation regime in both legal and verbal terms. It voices support for the norms of nuclear nonproliferation, nuclear disarmament and peaceful use of nuclear technology. It adopts supplementary practices in order to strengthen the regime like export controls and the Additional Protocol to the Comprehensive Safeguard Agreements. It emphasizes the right to exercise peaceful use of nuclear technology based on the Article IV of Treaty of Nonproliferation of the Nuclear Weapons that is granted to Non Nuclear Weapon States in good standing with the IAEA. However, the thesis draws attention to two deviations in Turkey's behavior. Turkey advocates keeping access to proliferation-sensitive technologies such as uranium enrichment and reprocessing of the spent nuclear fuel despite lacking the current nuclear infrastructure for these technologies. Turkey also welcomes the attempts to realize a weapons of mass destruction free zone (WMDFZ) in the Middle East. But also, Turkey continues to host tactical nuclear weapons at İncirlik Airbase that is located in Adana, a city in the southeastern region of the country, with abstention to call for their removal. The thesis argues that despite Turkey's commitment to the nonproliferation regime, Turkey's particular behavior in nuclear nonproliferation regime in those cases stems from its conceptualization of power pertaining to nuclear field. Thus, it is argued that Turkey's anomalies in the regime relate to its hesitance to let go off the subjective 'virtual power' it attributes to nuclear energy and NATO nuclear umbrella.
Ukrayna krizi sonrasında değişen NATO-Rusya stratejileri çerçevesinde NATO-Rusya ilişkileri
Ukrayna krizi sonrasında uluslararası ilişkiler sisteminde yoğun bir tartışma yaşanmıştır. Bu kriz dış dünya ile Rus ilişkilerinde bir sarsıntıya neden olmuş, NATO'nun stratejilerini yenilemesine neden olmuştur. Bu nedenle, makalenin amacı Ukrayna Krizi çerçevesinde ortaya çıkan NATO stratejilerindeki dönüşüm çerçevesinde Rusya ve NATO ilişkilerinin incelenmesidir. Rusya, Vladimir Putin'in Rusya Güvenlik Konseyi'nde yaptığı bir görüşmede açıkça ortaya koyduğu gibi ekonomik diplomasi ve yumuşak güç yöntemlerini kullanarak uluslararası arenada aktif bir politikayı sağlamak ve sürdürmek ile ilgilenmektedir. Ancak, Ukrayna krizinden sonra 2014-2015 yılları arasında dünyada Rus pozisyonu çarpıcı şekilde değişmiştir. Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ve Moskova arasındaki ilişkinin tarihi tam olarak "sorunlar, güvensizlik ve yanlış anlamalar" şeklinde yorumlanabilir. Ukrayna çatışması, Rusya-Batı ilişkilerini Soğuk Savaşın bitiminden bu yana ilk defa çatışma sınırına getirdi. NATO Soğuk Savaşın bittiğinden bu yana yeni bir stratejik vizyon arıyor. Şu anda, yeni bir siyasi-askeri atmosfer Rusya'nın eylemleri tarafından tehdit edilmekle birlikte, bu yeni iklimin tüm tarafların menfaatine olmadığı açıktır; bir takım güvenlik tehditleri hem Avrupa Atlantik hem de Avrasya için ciddi zorlu olmuştur. Birinci bölümde Tarihsel süreç ve stratejiler, İkinci bölümde soğuk savaş'tan günümüze NATO ile Rusya arasındakı İlişkinin değerlendirilmesi, Üçüncü bölümde Ukrayna krizi ve sonuncu bölümde ise Ukrayna Krizinden sonra NATO-Rusya arasındaki yeni ve değişen stratejiler tanımlanacaktır. Anahtar Kelimeler: Ukrayna krizi, Vladimir Putin, İkili ilişkiler, strateji, Dış politikası, güvensizlik ve yanlış anlamalar.
The fifth wave of NATO expansion into Eastern Europe and its effect on Russian security policies in Eastern Europe
This study contributes to the policy formulation debates and academic analyses within the field of international relations, facilitating a deeper comprehension of the evolving dynamics between NATO and Russia. It investigates the impact of NATO's expansion on Russia's security policies in Eastern Europe, employing the analytical frameworks of neorealism and ontological security. The objective is to evaluate how the enlargement of NATO has influenced Russia's strategic considerations and policy formulations within this geostrategic context. This study delves into the reactions and perspectives of the Russian government, with a primary focus on the viewpoints of Vladimir Putin as the head of state. The research observes noticeable shifts in Russia's positions and policies resulting from the evolving landscape due to NATO expansion. This is achieved through careful examination of Russia's security-oriented documents, encompassing defence and foreign policy doctrines, in addition to scrutinizing alterations in Russia's security policies but also investigates the intricate interplay between these modifications and NATO expansion in Eastern Europe. The findings of the thesis reveal that the Russian state has methodically adjusted its security policies in response to NATO's actions, aiming to mitigate the influence of NATO in the region while concurrently enhancing Russia's global standing. Analysis of President Putin's speeches distinctly highlights Russia's stance on the military challenges posed by NATO and the perceived risks to Russian identity attributed to Western influence stemming from NATO's enlargement. These perspectives underscore the Russian leadership's perception of both the military ramifications of NATO's actions and the potential erosion of Russia's identity due to the increasing Western influence. Therefore, Russia's foreign policy trajectory has shifted from a relatively moderate stance in the early 2000s to a more assertive one by 2008. This transformation is attributed to NATO's expansion and increased Western influence into the Eastern Block, which challenged Russia's historical control in the region. As such, this study contends that Russa's calculated responses to NATO's expansion underscore the intricate interplay between security considerations and the preservation of ontological identity. The analysis of President Putin's statements offers insights into how Russia's recognition of the multifaceted risks posed by NATO's expansion and its corresponding efforts to address these concerns. Notably, the strategic shift towards a more assertive foreign policy in 2008 can be interpreted as a reaction to NATO's mounting influence in Eastern Europe, potentially undermining Russia's prevailing influence.
Uluslararası terörizmle mücadelede Türkiye-NATO işbirliği: Terörle mücadele mükemmeliyet merkezi örneği
Günümüzde terörizm, ulusal ve uluslararası güvenliği tehdit eden en önemli meselelerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Terör eylemleri, masum insanların hayatlarını yitirmesine, toplumsal karışıklığa ve ekonomik zararlara yol açarak istikrarı ve barışı tehdit etmektedir. Bu sebeple, terörizmle etkin bir biçimde mücadele göstermek, uluslararası toplumun ana gündem maddelerinden biri haline gelmiştir. NATO terörizmle mücadelede önemli görev üstlenen önde gelen uluslararası güvenlik örgütlerinden biridir. Terörle mücadele konusunda NATO'nun sahip olduğu tecrübe, uzmanlık ve imkânlar üye ülkelerin ve ortakların güvenlik yeteneklerini kuvvetlendirmek için önemli bir kaynak olarak kabul edilmektedir. Bu kapsamda, Türkiye-NATO işbirliği de terörizmle mücadelede önemli bir rol oynamaktadır. Bu tez çalışması, Türkiye'nin NATO ile işbirliği içinde terörizmle mücadelesini incelemektedir. Bilhassa, Türkiye'nin terörle mücadeledeki stratejilerini ve NATO'nun bu çabaları destekleme rolünü araştırmakta ve Terörle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi gibi NATO'nun Türkiye'ye temin ettiği destek mekanizmalarını örneklemektedir. Çalışma, Türkiye-NATO işbirliğinin terörle mücadeledeki faaliyetlerini değerlendirerek, uluslararası terörizmle mücadele çabalarına katkı sağlamayı hedeflemektedir.
The regional cooperation between Romania and Türkiye in the field of maritime security in The Black Sea region in the context of the Russian war on Ukraine (2014-2024)
Throughout history, the Black Sea has been a meeting point for many great civilizations, marked by intense competition and conflict as various powers have vied for political control and dominance over vital trade and maritime routes. The 2022 Russian invasion of Ukraine has significantly reshaped security dynamics in the Black Sea region, raising questions about the role of regional cooperation in the field of maritime security. Romania and Türkiye, two pivotal actors with deep historical and geopolitical ties, are essential players in this context. Their shared history, rooted in centuries of interaction, places them in a unique position to influence security outcomes in the region. From Romania's viewpoint, Türkiye has a long-standing role as a key regional player in the Black Sea. This thesis explores the regional cooperation between Romania and Türkiye in the field of maritime security in the Black Sea region, in the context of the Russian war on Ukraine from 2014 to 2024. The study seeks to understand in what ways the war has influenced the maritime security cooperation between the two countries, focusing on whether it has strengthened their collaborative efforts in response to heightened regional threats. Findings reveal that while some cooperative measures, such as joint demining operations, have been undertaken, broader collaboration in maritime security remains shaped by differing national priorities and geopolitical considerations. Future projects in energy supply also signal potential areas for deeper engagement. Türkiye's influence in this scenario remains critical, especially as it maintains its strategic balance between NATO commitments and its complex relationship with Russia. As a signatory of the Montreux Convention, Türkiye has a crucial role in controlling naval access to the Black Sea, which limits NATO's ability to send ships to the region. Romania, as a NATO member, has significantly increased its defense capabilities, in line with its broader security goals in the Black Sea. Using a comparative case analysis, this thesis utilizes both qualitative data from official statements, naval agreements, and expert interviews, as well as quantitative data such as content analysis of news, reports, existing statistics, joint military exercises, and defense spending.
Kolektif savunma örgütlerinin sosyal ağ analizi: NATO örneği
Bu çalışma, sosyal ağ analizinin kolektif savunma örgütleri bağlamında sunduğu açıklayıcı gücü NATO örneği üzerinden inceleyerek güvenlik ağlarının yapısal işleyişini, ittifak dinamiklerini ve savunma yük paylaşımını anlamaya yönelik yenilikçi bir yöntemsel yaklaşım önermektedir. Bu kapsamda, sosyal ağ analizinin kolektif güvenlik örgütlerinin karar alma süreçlerini, üyelik politikalarını, savunma harcamalarının dağılımını ve aktörlerin stratejik rollerini anlamada nasıl etkili olduğunu değerlendirilmektedir. Araştırmada nicel yöntem benimsenmiştir. NATO üyesi ülkelerin coğrafi konumlarına dayalı olarak oluşturulan güvenlik ağı; derece merkeziliği, kenar arasındalığı ve kümelenme gibi ölçütlerle analiz edilmiştir. Bu ağ, ülkelerin savunma harcamaları ile ağırlıklandırılarak ağırlıklı kümelenme ve prestij gibi ölçütlerle akış temelli çözümlemeler yapılmıştır. Bulgular, sosyal ağ analizine dayalı yaklaşımların kolektif güvenlik örgütlerinin yapısal ve işlevsel dinamiklerini anlamada bütünleyici bir çerçeve sunduğunu göstermektedir. Aktörlerin konumlarının güvenlik üretimi ve yük paylaşımı üzerindeki etkisi görünür kılınmıştır. Genişleme süreçlerinin mevcut ağ yapısında yarattığı dönüşümler ve bazı aktörlerin stratejik rollerindeki değişiklikler sistematik biçimde ortaya konmuştur. Ancak, derece merkeziliği ile maddi katkılar arasında doğrudan bir ilişki kurulamaması, ağ analizinin örgütsel davranışı açıklamada bazı sınırlılıkları olduğunu da göstermektedir. Elde edilen sonuçlar, sosyal ağ analizinin yalnızca yapısal ilişkileri değil, aynı zamanda stratejik yönelimleri de anlamada güçlü bir araç olabileceğini ortaya koymuştur. Sonuç olarak, bu tez çalışması sosyal ağ analizinin, kolektif savunma örgütlerinin kurumsal işleyişi, karar alma süreçleri ve güvenlik politikalarının dağılımı konusunda yenilikçi ve işlevsel bir analitik çerçeve sunduğunu ortaya koymuştur. Bu bağlamda, sosyal ağ verilerine dayalı analizlerin gerek politik karar vericiler gerekse akademik araştırmacılar için savunma stratejilerinin daha iyi anlaşılmasına, ittifak dinamiklerinin çözülmesine ve üyelik politikalarının değerlendirilmesine katkı sağlayacağı sonucuna ulaşılmıştır.
Uluslararası lojistik ve NATO lojistiği: Afganistan örneği
Bu tez çalışmasında, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü'nün (NATO) Afganistan'daki lojistik faaliyetleri incelenmekte ve bu faaliyetlerin uluslararası lojistik alanı için ne tür öngörülerde bulunabileceği irdelenmektedir. Yapılan çalışmanın amacı; uluslararası lojistiğin güncel yaklaşımları çerçevesinde, NATO'nun Afganistan'da icra ettiği lojistik operasyonları değerlendirmek ve bu askeri lojistik faaliyetlerinin uluslararası lojistik alanına uygulanabilirliğini ortaya koymaktır. Tez çalışmasında esas olarak tarihsel vaka çalışması yöntemi kullanılmıştır. Tarihsel vaka çalışması hem idiyografik hem de nomotetik bilgi üretmek için eklektik veri kaynaklarını kullanarak geçmişten günümüze vaka/lar(ı) analiz etmektedir. Bu kapsamda çalışmada, dergiler, akademik makaleler ve tezler, arşiv kayıtları, fotoğraf arşivleri ve diğer fiziksel eserler gibi ikincil veri kaynakları kullanılmıştır. Günümüzde savunma kavramı ulusal sınırları aşarak hem uluslararası hem de çok boyutlu bir hale gelmiştir. Bu sebeple uluslararası askeri ve ticari lojistik planlamalar arasında benzerlikler bulunmaktadır. Diğer bir ifadeyle tüketiciye uygun maliyetle mal veya hizmetin sağlanması amacı askeri lojistikte de aynen geçerlidir. Örneğin uluslararası firmaların diğer ülkelerdeki dış kaynak kullanım stratejisi, bazen maddi bazen güvenlik gerekçeleriyle günümüz askeri uygulamalarında da görülmektedir. Ayrıca malzemenin taşınması, tedarik ve dağıtım, depolama ve envanter kontrolü, ulaştırma faaliyetleri, tasarım, bakım ve destek gibi lojistik fonksiyonlar ticari lojistikte olduğu gibi askeri alanda da yaygın şekilde kullanılmaktadır. NATO belirlediği lojistik prensip ve esasların, çok uluslu her operasyon için de uygulanabilir olduğunu kendi dokümanlarında da belirtmektedir. Bu çalışma ile askeri lojistikte yaygın uygulama alanı bulunan dış kaynak kullanımı, lojistik ön planlamanın önemi, standardizasyon ve birlikte çalışabilirlik konularında uluslararası işletmeler için yapılabilecek çıkarımlar değerlendirilmiştir. Sistematik lojistiğin başladığı askeri uygulamalarda edinilen tecrübeler, sivil uygulamalara ışık tutmaktadır. Bu sebeple NATO organizasyonu lojistiğinin uluslararası lojistik normlarıyla incelenmesinin literatüre yeni bir bakış açısı kazandıracağı kıymetlendirilmektedir.
Neo-liberal kurumsalcılık kuramı çerçevesinde NATO ve NATO-Türkiye ilişkileri
NATO, Avrupa-Atlantik Bölgesi'nin güvenliğini korumak ve savunmak amacıyla kurulmuş, kolektif savunmaya dayanan askeri bir ittifaktır. Soğuk Savaş döneminde ortak düşman olarak görülen Sovyetler Birliği'ne karşı oluşan ittifak, dünya siyasetinde siyasi ve askeri anlamda en başarılı ve aktif bir örgüt olarak varlığını sürdürmektedir. NATO, Sovyetler Birliği'nin dağılması ve Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra varlığı sorgulanmasına rağmen yeni zorluklar ve tehditlere karşı bölgesel bir savunma örgütünden küresel bir güvenlik örgütüne dönüşmeye başlamıştır. Bu çalışmanın temel hipotezi şu şekildedir: Neo-liberal kurumsalcılık kuramı çerçevesinde dünyada işbirliği ve barışı sağlayacak bir örgüt gibi çalışmaya başlayan ittifak, yakın zamanda daha fazla neo-realist perspektifle konuşlanmaya gereksinim duymuştur. Türkiye ise zaman zaman NATO müttefikleri ile sorunlar yaşamasına ve neo-realist açıdan müttefiklerinden tehditler sezmesine rağmen NATO'nun en sadık üyesi olmayı sürdürerek uluslararası barış ve istikrar çalışmalarına destek vermiş, NATO sayesinde Batılı kimliğini perçinlemiş, askeri modernizasyonunu ve güvenliğini sağlamıştır. Bu çalışma, neo-liberal kurumsalcılık ve neo-realizm kuramı tartışmaları odağında NATO'yu ele alarak NATO-Türkiye ilişkilerini analiz etmeyi amaçlamıştır. Birinci bölümde neo-realizm ve neo-liberal kurumsalcılık kuramlarının ne ifade ettiği sorusuna yanıt aranmıştır. İkinci bölümde ise neo-realizm ve neo-liberal kurumsalcı bakış açısı ile NATO'nun neden ortaya çıktığı, faaliyetleri ve barış için küresel bir güvenlik örgütüne dönüşüp dönüşmediği sorusuna yanıt aranmış, örgütün neo-realist kuram çerçevesinde yeniden konuşlanma siyasetine neden gereksinim duyduğu analiz edilmiştir. Üçüncü bölümde ise neo-liberal kurumsalcı ve neo-realist kuramlar ışığında NATO-Türkiye ilişkileri incelenirken, Türkiye'nin hangi konularda NATO müttefikleriyle anlaşmazlık yaşadığı analiz edilmiş, ilişkilerdeki sınamalara rağmen Türkiye'nin neden NATO'nun sadık bir müttefiki olarak kalmaya devam ettiği incelenmiştir.
NATO'nun genişleme stratejisi çerçevesinde İsveç örneği
İki kutuplu dünyanın bir sonucu olarak karşımıza çıkan NATO, en etkili ve en eski kolektif savunma örgütüdür. Olası bir saldırıya karşı toplu savunma amacıyla kurulan NATO, kuruluşundan günümüze kadar siyasi ve askeri anlamda etkili kalabilmek için üyelere ve bu üyelikler için de genişleme stratejisine ihtiyaç duymuştur. NATO'ya sınır ülkeler özelinde yaşanan gelişmeler, küresel gerçeklikler, değişen askeri ve siyasal koşullar ve dünya ölçeğinde belki de ilk kez tanımlanmaya başlanan yeni dinamikler ve özellikle sıklıkla dile getirilmeye başlanan yeni bir dünya savaşının patlak vereceği ihtimalleri NATO'nun genişleme stratejisini etkilemiştir. Bu bağlamda, NATO'nun genişleme stratejisinin süreç içerisindeki gelişim seyrini izlemek, üyeliklerin işlevini ve rolünü anlamak, bu denli eski ve etkili bir uluslararası örgüt olan NATO'nun yapısal özelliklerini ortaya koyabilmek açısından oldukça önemlidir. Genişleme stratejisinin son ayağı olan Rusya-Ukrayna Savaşı'nın bir sonucu olan İsveç'in üyeliğinin etkilerini hem Avrupa'da hem de dünyanın geri kalanında reel politiğe yansıyan haliyle izlemek, önümüzdeki günlerde dünya ölçeğinde ortaya çıkması muhtemel siyasi ve askeri ortamın değerlendirilebilmesi açısından gerekli görülmektedir.
Avrupa Birliği'nin güvenlik politikaları bağlamında Türk dış politikası
İnsanlığın varoluşundan bu yana varlığını sürdürebilmek için ihtiyaç duyduğu güvenlik, bir değer olarak ele alındığında dış tehditlere karşı tehlikede olmama durumu olarak tanımlanmaktadır. Bu kavram tarihsel süreçte farklılaşmalar göstermekle birlikte, Soğuk Savaş döneminde tehdidin nereden gelebileceğinin tahmin edilebildiği zamanlarda güvenlik bu duruma göre inşa edilirken, Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte başlayan Yeni Dünya Düzeni'nde tehditlerin belirsizleşmesi ile güvenlik kavramı da değişim göstermiştir. Güvenlik aynı zamanda dış politika ile ilişki içerisindedir ve onun amaçlarından biridir. Dış politika, güvenliğin unsurları için bir çatı olmaktadır. Avrupa için ise Orta Çağ'dan beri kendini gösteren güvenlik kavramı, Soğuk Savaş döneminde NATO çatısı altında sürdürülmüş, Yeni Düzen'de ise Avrupa, kendi güvenliğini sağlama yönünde adımlar atmıştır. NATO, kurulduğu yıldan Yeni Düzen'e değin, Sovyetler'in yayılmacı politikasını önlemeyi hedeflemiştir. Yeni Düzen'de ise kendine uluslararası anlamda yeni bir stratejik misyon belirlemiştir. Türkiye de bu stratejilerin her zaman bir parçası olmayı amaçlamıştır.Avrupa Birliği ise güvenlik politikalarını Yeni Dünya Düzeni ile birlikte ortaya koyduğu Güvenlik Strateji'sindeki üç hedef üzerine oturtmuştur. Bunlar; tehditlerin belirlenmesi ve ortaya konması, etkin çok taraflılığa dayanan uluslararası düzenin sağlanması ve komşu ülkelerde güvenliğin inşa edilmesi olmuştur. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı / Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği / Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP) ve Ortak Dış ve Güvenlik Politikası AB'nin güvenlik politikasının temellerini oluşturmaktadır.Bu düzen içerisinde Türkiye, jeopolitik ve jeostratejik konumunun yanı sıra, tarihten bir miras olarak taşıdığı tehditler karşısında kendi güvenliğini ve dış politikasını her zaman Batı ile eşgüdümlü bir şekilde sağlamayı amaçlamıştır. 1952 yılında NATO üyeliği ve günümüzde de AB'ye üye olma hedefi bu durumun başlı başlına iki somut göstergesidir. Türkiye günümüzde AGSP'nin karar alma sürecinde bulunmayı hedeflemektedir. Ancak, Türkiye'nin AB üyesi olmaması bu hedefin önündeki en büyük engeldir.
NATO'nun Akdeniz güvenlik rolü
In a changing global world, due to the new understanding of security, new threats and their changing importance some regions, which were not of a great deal of importance, has gained interest. Consequently this emerging importance took attraction of the international organizations. The big threat from the East to Europe was removed after the collapse of Soviet Union. With this development NATO, most of whose members are in Europe has increased its level of relationships with some regions especially to establish stability and peace. Among these regions is the Mediterranean Region. With the rise of threats (terror, migration, weapons of mass destruction, rapid population growth) NATO increased the focus on its perimeters. Mediterranean has a great importance for NATO. NATO has begun developing new relations with the countries in this region, especially the Middle Eastern and Northern African countries. Moreover it has formed some dialogues with the region. In this paper Mediterranean identity, the perception of understanding of security in this region, the effects of this security approach on the region and outside the region, especially the elements which could affect the security of the Mediterranean and in this context the Mediterranean dialogue of NATO, the reactions to this dialogue from the region and some measures NATO needs to take are studied. The purpose of this academic research was to tell the Mediterranean policy of NATO, which Turkey is a member of. Turkey both as a NATO member and a regional country will be affected by any positive or negative development in the area. Any security problem in the region will affect Turkey as well as any other Mediterranean country. XIV