Adult attachment
55 theses under this subject heading
Romantik ilişkilerdeki aşk bağımlılığı ve yetişkinlerin bağlanma stilleri arasındaki ilişki
Romantik ilişkilerde aşk bağımlılığı ve bağlanma stilleri psikolojik ve sosyal açıdan önemli konulardır. Aşk bağımlılığı, yetişkinlerin romantik ilişkilere aşırı duygusal yatırım yaparak bu ilişkileri hayatlarının merkezine koyması, kişisel ihtiyaçlarını geri plana atması ve bu süreçte sağlıksız ilişki dinamiklerine kapılması durumudur. Bağlanma stilleri ise, çocuklukta gelişen ve yetişkinlikteki romantik ilişkileri şekillendiren duygusal bağlanma kalıplarını ifade eder. Bu araştırmada bağlanma stillerinin, romantik ilişkilerdeki aşk bağımlılığını yordayıp yordamadığı ve yorduyorsa ne derecede yordadığını belirlemek amaçlanmaktadır. Araştırmaya Osmaniye Korkut Ata Üniversitesinde eğitim gören ve en az 6 aylık romantik ilişkiye sahip 671 kişi(209 erkek, 462 kadın) katılmıştır. Araştırmada katılımcıların romantik ilişkilerindeki bağlanma düzeylerini belirlemek amacıyla Atlam, Göven ve Yüncü (2023) tarafından geliştirilen 'Romantik İlişkilerde Bağımlılık Ölçeği', bağlanma stillerini belirlemek için, Erzen (2016) tarafından geliştirilen 'Üç boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği' ve katılımcıların demografik bilgilerini almak amacıyla 'Kişisel Bilgi Formu' kullanılmıştır. Bu araştırma ilişkisel araştırma modeline göre düzenlenmiş betimsel nitelikte bir araştırmadır. Araştırmanın yordanan değişkeni Aşk Bağımlılığı iken yordayıcı değişkenleri Güvenli Bağlanma, Kaçıngan Bağlanma ve Kaygılı/Kararsız Bağlanmadır. Yordayıcı değişkenlerin Aşk Bağımlılığını ne derecede yordadığını belirlemek için Standart Çoklu Regresyon Analizi, değişkenler arasındaki ilişkileri incelemek için ise Pearson Korelasyon Katsayısı kullanılmıştır. Aşk bağımlılığında; yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, ilişki süresi ve ilişki biçimi gibi sosyodemografik özelliklere göre farklılaşmanın olup olmadığını tespit etmek için bağımsız örneklemler t- testi ve Tek Yönlü ANOVA tekniğinden yararlanılmıştır. Araştırmada verilerin analizi SPSS 27.0 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Bu çalışmanın sonucunda; Aşk Bağımlılığını Güvenli Bağlanmanın negatif yönde anlamlı, Kaçıngan Bağlanma ve Kaygılı/Kararsız Bağlanmanın ise pozitif yönde anlamlı olarak yordadığı tespit edilmiştir. Sosyodemografik özelliklere göre yapılan analizler sonucunda ise aşk bağımlılığı ile cinsiyet ve eğitim durumu arasında anlamlı bir farklılık olduğu bulgulanırken, yaş, ilişki biçimi ve ilişki süresi değişkenleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmadığı tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular ilgili alan yazın ışığında tartışılarak değerlendirilmiş ve gelecek araştırmalara yönelik öneriler sunulmuştur.
Üniversite öğrencilerinde anne-babadan algılanan duygusal istismar ile öz memnuniyet arasındaki ilişkide bağlanma stillerinin aracı rolü
Bu araştırma, üniversite öğrencilerinde anne-babadan algılanan duygusal istismar ile öz memnuniyet (kendinden memnun olma) arasındaki ilişkide bağlanma stillerinin aracı rolünü tespit etmek amacıyla yapılan ve nicel araştırma yöntemlerinin kullanıldığı bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemi 2021-2022 Akademik yılı Bahar Döneminde Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesinde öğrenim gören ve yaşları 18 ile 28 arasında değişen; 292' si kadın 187' si erkek ve 6' sı cinsiyet belirtmeyen 485 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Veri toplama işlemi gerekli izinler alındıktan sonra Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesinin farklı fakültelerinde 23-27 Mayıs 2022 tarihleri arasında yüz yüze gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama araçları olarak araştırmacı tarafından hazırlanan Sosyodemografik Bilgi Formunun yanı sıra Psikolojik İstismar Ölçeği (PİÖ), Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II (YİYE-II) ve Öz Memnuniyet/Kendinden Memnun Olma Ölçeği (3S) kullanılmıştır. Bu araştırmada elde edilen bulgular yapısal eşitlik modeli kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sorularından yola çıkılarak oluşturulan hipotezler test edilip doğrulanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre anne babadan algılanan duygusal istismarın öz memnuniyeti anlamlı düzeyde yordadığı; kaygılı ve kaçınan bağlanmanın anne-babadan algılanan duygusal istismar ile öz memnuniyet arasındaki ilişkide anlamlı kısmi aracılık etkilerine sahip oldukları belirlenmiştir.
Postpartum dönemdeki annelerin eşleri ve bebeği ile olan bağlanma düzeyi arasındaki ilişki
Araştırma, postpartum dönemdeki annelerin eşleri ve bebeği ile olan bağlanma düzeyi arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla kesitsel ve tanımlayıcı türde yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Gaziantep ili Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'ndeki, 1-4 aylık bebeği olan 150 anne oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından oluşturulan anne tanıtıcı bilgi formu, "Maternal Bağlanma Ölçeği" (MBÖ) ve "Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri II" (YİYE II) ölçeği kullanılmıştır. Veriler 06 Ekim 2016- 03 Ocak 2017 tarihleri arasında çalışmayı kabul eden annelerle yüz yüze görüşme yöntemi ile elde edilmiştir. Verilerin analizinde; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, "iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi" (bağımsız t testi), "tek yönlü varyans analizi" (ANOVA), Levene testi, "çoklu karşılaştırma testi"(Bonferonni ya da Tamhane's T2) kullanılmıştır. Sonuç olarak postpartum dönemde annelerin eşleri ve bebeği ile olan bağlanma düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. MBÖ ile YİYE II Ölçeği arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır (p>0.05). Annelerin yaşlarının, eğitim düzeylerinin, evlilik sürelerinin, doğum ve çocuk sayılarının ve doğum şekillerinin anne-bebek bağlılığını etkilediği saptanmıştır. Hemşire ve ebelerin ev ziyaretleri ve hastanelerde aileyi bir bütün olarak değerlendirmesi, annelerde maternal bağlanmayı değerlendirip bunu olumsuz etkileyen faktörleri belirlemesi ve aileye bu konuda gerekli girişimlerde bulunması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Bağlanma, Eşler arasındaki bağlanma, Maternal bağlanma, Postpartum dönem, Hemşirelik.
Üniversite öğrencilerinin bağlanma biçimleri, bilinçli farkındalık düzeyleri ve psikolojik belirtileri arasındaki ilişkiler
Bu araştırmada, bağlanma, bilinçli farkındalık ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkiler araştırılmıştır. Araştırmanın örneklemini 452 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada katılımcıların bağlanma biçimleri, bilinçli farkındalık düzeyleri ve psikolojik belirtilerinin düzeyi ve aralarındaki ilişkiler değerlendirilmiştir. Bu amaçla Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri (YİYE-I), Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BİFÖ) ve Kısa Semptom Envanteri (KSE) kullanılmıştır. Ayrıca bir kişisel bilgi formu kullanılarak katılımcıların cinsiyet, yaş ve sosyo-ekonomik seviyelerine dair bilgi alınmıştır. Uygulanan analiz sonuçlarına göre; bilinçli farkındalık düzeyi ile kaygılı bağlanma biçimi, güvenli bağlanma biçimi ve rahatsızlık ciddiyeti indeksi arasında negatif, bilinçli farkındalık düzeyi ve kaçıngan bağlanma biçimi arasında ise pozitif, rahatsızlık ciddiyeti indeksi ile kaygılı bağlanma biçimi, kaçıngan bağlanma biçimi ve güvenli bağlanma biçimi arasında ise pozitif yönde bir ilişki olduğu bulunmuştur. Yapılan regresyon analizi sonuçlarına göre bağlanma biçiminin, bilinçli farkındalık düzeyini yordadığı bulunmuştur. Travma ve bilinçli farkındalık düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Elde edilen bulgulara demografik değişkenler açısından bakıldığında ise; bağlanma alt-boyutlarının tümünde kadın katılımcılar ile erkek katılımcılar arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Ayrıca, yaşın farklılaşmasının kaygılı bağlama biçimi ve rahatsızlık ciddiyeti indeksi üzerinde, sosyo-ekonomik seviyenin farklılaşmasının ise rahatsızlık ciddiyeti üzerinde bir fark ortaya koyduğu bulunmuştur. Bütün sonuçlar ele alındığında, bağlanmanın ve bilinçli farkındalığın, psikolojik belirtiler ile ilişkili olduğu söylenebilir. Elde edilen bulgular literatür çerçevesinde tartışılmıştır.
Romantik ilişkisi olan yetişkin bireylerin ilişki doyumlarının bağlanma stilleri, benlik saygısı ve kişilerarası ilişki tarzları açısından incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, romantik ilişkisi olan yetişkin bireylerin ilişki doyumlarını bağlanma stilleri, benlik saygısı ve kişilerarası ilişki tarzları açısından incelemektedir. Araştırmanın örneklemi 19-67 yaş arası, 143'ü kadın 107'si erkek birey olmak üzere toplam 250 romantik ilişkisi içerisinde bulunan evli veya evli olmayan yetişkin bireyden oluşmaktadır. Katılımcılara sırasıyla, Kişisel Bilgi Formu, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri (YİYE-II), Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği, Kişilerarası İlişki Tarzları Ölçeği (KİTO) ve İlişki Doyumu Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 21 programıyla analiz edilmiş olup veri analizlerinde Pearson Momentler Çarpım Korelasyon Katsayıları, Spearman Brown Korelasyon Katsayıları ve ANOVA tekniklerinden yararlanılmıştır. Analizler sonucu, kadın ve erkek bireyler arasında ilişki doyumu, benlik saygısı ve kişilerarası ilişki tarzları açısından herhangi bir fark bulunmazken, bağlanma stilleri açısından erkeklerin daha kaygılı bağlandıkları bulgusu elde edilmiştir. Yetişkin bireylerin ilişki doyumları arttıkça benlik saygılarının ve besleyici ilişki tarzlarının arttığı, kaçınmacı bağlanma stillerinin ise azaldığı bulunmuştur. İlişki türlerine göre, flört ilişkisi olan bireylerin diğer ilişki türlerine göre ilişkilerinden daha az doyum sağladığı ve benlik saygılarının daha düşük olduğu, evli bireylerin ise diğer ilişki türlerine göre daha az ketleyici ilişki tarzı kullandıkları bulunmuştur. Anahtar kelimeler: İlişki doyumu, bağlanma stilleri, benlik saygısı, kişilerarası ilişki tarzları.
Yetişkinlerin bağlanma stilleri ve anne baba tutumlarının affetme esnekliğine etkisi
Bu araştırmanın temel amacı yetişkinlerde bağlanma stilleri ve anne baba tutumlarının affetme esnekliği üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırmanın bir diğer amacı da yetişkinlerde bağlanma stilleri, anne baba tutumları ve affetme esnekliğinin çeşitli demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemektir. Araştırmada bağlanma stilleri ve anne baba tutumları bağımsız değişken; affetme esnekliği ise bağımlı değişken olarak incelenmiştir. Bağımlı ve bağımsız değişkenlerin demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemeye yönelik olduğundan nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama yöntemi kullanılmıştır. Araştırma 384 kadın (%83.7), 75 erkek (%16.3) olmak üzere toplam 459 katılımcıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veriler Covid-19 salgını nedeniyle online olarak toplanmıştır. Katılımcılara ölçekler, oluşturulan Google form üzerinden ulaştırılmıştır. Araştırmanın evreni Türkiye'de yaşayan, yetişkin bireylerden oluşmaktadır. Uygun örnekleme yöntemiyle gönüllülük esasına dayalı olarak katılımcılara ulaşılmıştır. Araştırmada veriler, Kişisel Bilgi formu, Affetme Esnekliği, Çocuk Yetiştirme Tutumları ve Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri II ölçekleri kullanılarak elde edilmiştir. Veriler Pearson momentler çarpım korelasyon katsayısı, bağımsız gruplarda t testi, ANOVA ve çoklu hiyerarşik regresyon analizi yöntemleriyle analiz edilmiştir. Verilerin analizi için uygun istatistik paket programı kullanılmıştır. Affetme esnekliğinin alt boyutlarını tanıma, içselleştirme ve uygulama; bağlanma stillerinin alt boyutlarını kaygı ve kaçınma; anne baba tutumlarının alt boyutlarını ise anne ve babadan algılanan kabul/ilgi/sevgi ve sıkı denetim/kontrol boyutları oluşturmaktadır. Yapılan analizler sonucunda affetme esnekliğinin tanıma, içselleştirme ve uygulama alt boyutlarında cinsiyet, yaş ve ilişki durumuna bağlı bir farklılığın olmadığı bulunmuştur. Affetme esnekliğinin tanıma ve içselleştirme alt boyutunda eğitim durumuna göre anlamlı farklılaşmaların olduğu, tanıma alt boyutunda lise eğitimi alanlara oranla lisansüstü eğitim alanların lehine; içselleştirme alt boyutunda ise lise ve lisansüstü eğitim alanlar arasında lisansüstü lehine anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Affetme esnekliğinin tanıma alt boyutunda baba sıkı denetim kontrol boyutuyla ilişkisi bulunmazken, kaçınma ve kaygılı bağlanma stilleriyle negatif; anne kabul/ilgi/sevgi ve baba kabul/ilgi/sevgi tutumları ile pozitif ilişkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Affetme esnekliğinin içselleştirme alt boyutunda anne kabul/ilgi/sevgi, anne sıkı denetim/kontrol ve baba sıkı denetim/kontrol ile ilişki bulunmazken, kaçınma ve kaygılı bağlanma tarzı ile negatif; ve baba kabul/ilgi/sevgi tutumu ile ise pozitif yönlü anlamlı ilişki bulunmuştur. Affetme esnekliğinin uygulama alt boyutunda kaçınma ve baba sıkı denetim/kontrol ile ilişki bulunmazken, kaygılı bağlanma tarzı, anne sıkı denetim/kontrol tutumu arasında negatif yönlü, anne kabul/ilgi/sevgi ve baba kabul/ilgi/sevgi tutumu boyutlarıyla ise pozitif yönlü anlamlı ilişki bulunmuştur. Yapılan hiyerarşik regresyon sonuçlarına göre ise; kaygılı bağlanma boyutunun, anne baba tutumlarından anne kabul/ilgi/sevgi ve baba kabul/ilgi/sevgi ile affetme esnekliği tanıma, içselleştirme ve uygulama arasındaki pozitif ve anlamlı ilişkiye eşlik ettiğinde yordama düzeyinin düştüğü bulunmuştur. Kaygılı bağlanma boyutunun, anne baba tutumlarından anne sıkı denetim/kontrol ile affetme esnekliği tanıma ve uygulama arasındaki negatif ve anlamlı ilişkiye eşlik ettiğinde yordama düzeyinin anlamsızlaştığı bulunmuştur. Kaçıngan bağlanma boyutunun, anne kabul/ilgi sevgi ile affetme esnekliği tanıma ve uygulama boyutu; baba kabul/ilgi/sevgi ile affetme esnekliği tanıma, içselleştirme ve uygulama boyutu ile arasındaki pozitif ve anlamlı ilişkiye dahil edildiğinde açıklama düzeyinin düştüğü bulunmuştur. Kaçıngan bağlanma boyutu, anne baba tutumlarından anne sıkı denetim/kontrol ile affetme esnekliği tanıma arasındaki negatif ve anlamlı ilişkiye eşlik ettiğinde yordama düzeyini anlamsızlaştırdığı bulunmuştur. Bulgular literatür ışığında tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur. Anahtar kavramlar: Affetme, Affetme esnekliği, Anne baba tutumları, Bağlanma stilleri.
Kök aile ilişkileri ile yetişkin bağlanma stilleri arasındaki ilişkide duygusal zekanın aracılık rolü
Bu çalışmanın temel amacı kök aile ilişkileri ile yetişkin bağlanma stilleri arasındaki ilişkide duygusal zekanın aracılık rolünü incelemektir. Ayrıca kök aile ilişkileri, yetişkin bağlanma stilleri ve duygusal zekanın sosyo-demografik değişkenlere göre farklılık gösterip göstermediğini incelemek amaçlanmıştır. Çalışma grubunu seçkisiz olmayan uygun örnekleme yoluyla ulaşılan, 18-65 yaş arası 410 katılımcı oluşturmuştur. Bu çalışma kapsamında veri toplama aracı olarak "Kişisel Bilgi Formu", "Kök Aile İle İlişkiler Envanteri", "İlişki Ölçekleri Anketi" ve "Rotterdam Duygusal Zeka Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 26 programı ile analiz edilmiştir. Analizlerde Bağımsız Gruplar T Testi, Tek Yönlü Anova, Pearson Momentler Çarpımı Korelasyonu, Regresyon Analizi ve Hayes Process Analizi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda yetişkin bağlanma stillerinin "Güvenli Bağlanma" ve "Saplantılı Bağlanma" alt boyutları ile kök aile ilişkileri arasında duygusal zekanın kısmi aracılık rolü üstlendiği tespit edilmiştir. Ayrıca duygusal zekanın kök aile ilişkileri ile kayıtsız bağlanma arasında baskılayıcı değişken olduğu sonucuna varılmıştır.
Romantik ilişkisi olan bireylerin bağlanma stilleri ve partnerin algılanan bağlanma stilinin ilişki doyumu üzerindeki etkisinde temel psikolojik ihtiyaçların aracı rolünün araştırılması
Bu çalışmanın temel amacı romantik ilişkisi olan bireylerin bağlanma stillerinin ve partnerin algılanan bağlanma stilinin ilişki doyumu üzerindeki etkisinde temel psikolojik ihtiyaçların aracı rolünü belirlemektir. Bu çalışmada ayrıca ilişki doyumunun demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığı da incelenmiştir. Araştırmanın örneklem grubu romantik ilişkisi olan 434 kadın ve 141 erkek olmak üzere 575 bireyden oluşmaktadır. Araştırmada betimsel korelasyonel model kullanılmıştır. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II Partner Algısı Formu, Romantik İlişkilerde Temel Psikolojik İhtiyaçların Doyumu Ölçeği ve İlişki Doyum Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizi SPSS 29.0 programı ile yapılmıştır. Hipotez modelini test etmek için ise M-Plus 7. Sürüm programı ile 5,000 tekrarlı yeniden örnekleme yöntemi kullanılmıştır. İlişki doyumunun demografik değişkenlere göre değişip değişmediğini belirlemek için bağımsız örneklem t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) yapılmıştır. Bulgulara göre temel psikolojik ihtiyaçlar, kaçınan bağlanma ve partnerin algılanan kaygılı bağlanma stilleri ile ilişki doyumu arasındaki ilişkide kısmi aracı rol; partnerin algılanan kaçınan bağlanma stili ile ilişki doyumu arasındaki ilişkide tam aracı rol oynamıştır. Sevgi/ait olma ihtiyacı da kaygılı bağlanma stili ile ilişki doyumu arasındaki ilişkide tam aracı rol oynamıştır. Kaçınan bağlanma stili ve partnerin algılanan kaygılı bağlanma stili ilişki doyumunu negatif yönde yordamıştır. Kaygılı bağlanma stili ve partnerin algılanan kaçınan bağlanma stili ise ilişki doyumunu temel psikolojik ihtiyaçlar aracılığıyla yordamıştır. Kaçınan ve kaygılı bağlanma stilleri ilişki doyumunu sevgi/ait olma ihtiyacı, güç ihtiyacı ve eğlence ihtiyacı üzerinden anlamlı ve negatif yönde yordamıştır. Partnerin algılanan kaçınan bağlanma stili, ilişki doyumunu sevgi/ait olma, güç ve eğlence ihtiyaçları üzerinden negatif yönde yordarken; partnerin algılanan kaygılı bağlanma stili ise ilişki doyumunu sevgi/ait olma ihtiyacı aracılığıyla pozitif yönde yordamıştır. Demografik değişkenler açısından incelendiğinde, ilişki doyumunun cinsiyete ve sosyoekonomik duruma göre anlamlı bir farklılık göstermediği bulunurken, eğitim düzeyine göre anlamlı bir farklılık gösterdiği saptanmıştır; lisans eğitim düzeyindeki bireylerin ilişki doyumu, yüksek lisans düzeyindeki bireylerin ilişki doyumuna göre daha yüksek bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Bağlanma Stilleri, Partnerin Algılanan Bağlanma Stili, İlişki Doyumu, Temel Psikolojik İhtiyaçlar
Bağlanma stilleri ve yaşantısal kaçınmanın internet bağımlılığındaki rolü
Bu araştırmanın amacı beliren yetişkinlik döneminde olan bireylerde internet bağımlılığı ile bağlanma stilleri arasındaki ilişkide yaşantısal kaçınmanın aracı rolünü incelemektir. Değişkenler arasındaki ilişki sosyal telafi hipotezi bağlamında değerlendirilmiştir. Araştırma örneklemi 18-25 yaş arası 287 kadın katılımcıdan oluşmaktadır. Veri toplama amacıyla Sosyodemografik Bilgi Formu, Chen İnternet Bağımlılığı Ölçeği, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II ve Kabul ve Kararlılık Formu-II ölçekleri kullanılmıştır. Araştırma değişkenleri arasındaki ilişkileri incelemek amacıyla Pearson korelasyon analizi, internet kullanım saatleri ile araştırma değişkenleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), aracılık analizini yürütmek amacıyla Process Macro kullanılmıştır. Korelasyonel analizler sonucunda, internet kullanım saati ile internet bağımlılığı arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Bulgular, internet bağımlılığı ile yaşantısal kaçınma; internet bağımlılığı ile kaygılı bağlanma arasında anlamlı ilişki olduğunu gösterirken internet bağımlılığı ile kaçıngan bağlanma arasında anlamlı bir ilişki olmadığını göstermiştir. Aracılık analizi sonucunda, kaygılı bağlanma ile internet bağımlılığı arasındaki ilişkide yaşantısal kaçınmanın kısmi aracı; kaçıngan bağlanma ile internet bağımlılığı arasındaki ilişkide yaşantısal kaçınmanın tam aracı rolde olduğu görülmüştür. Bulgular, alan yazındaki bilgiler ile tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İnternet bağımlılığı, Kaygılı bağlanma, Kaçıngan bağlanma, Yaşantısal kaçınma, Sosyal telafi hipotezi
Çocukluk dönemi örselenme yaşantılarının yetişkin bağlanma stilleri ve Tanrı'ya bağlanma stilleri üzerindeki etkisi
Çocuğa yönelik istismar geçmişten günümüze devam eden toplumsal bir problemdir. İstismar, çocuğu fiziksel olarak etkilediği gibi ruhsal olarak da etkilemektedir. Çocukluk dönemi bağlanma kalıpları ise kişinin bağlanacağı figürlerle olan etkileşimi şekillendirmede önemli bir etkendir. Kişinin çocukluk döneminde örselenmeye maruz kalması, yetişkinlik döneminde tanrıya karşı bağlanma davranışlarını oluşturmada etkilediği düşünülmektedir. Bu araştırmanın amacı, yetişkinlerin çocukluk dönemine ait anımsadıkları örselenme yaşantılarının, yetişkinlik dönemi Tanrı'ya bağlanma düzeyleri ile ilişkili midir? sorusuna cevap aranmasıdır. Bununla birlikte demografik değişkenlere göre (yaş, cinsiyet, eğitim durumu), araştırmanın temel değişkenleri (örselenme yaşantıları, yetişkinlik dönemi bağlanma stilleri, Tanrı'ya bağlanma stilleri) arasında ilişkinin ya da farklılaşmanın olup olmadığını incelemektir. Araştırmanın evrenini Türkiye'de yaşayan 18-35 yaş aralığındaki genç yetişkinler oluşturmaktadır. Araştırma örneklemi 411 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada kullanılan ölçekler, internet ortamına aktarılmış ve katılımcılar ile online ortamda paylaşılmıştır. Araştırmada 1994 yılında Bernstein ve arkadaşları tarafından hazırlanan ve Türkçe uyarlaması 1999 yılında Aslan ve Alparslan tarafından yapılan 'Çocukluk Dönemi Örselenme Yaşantıları Ölçeği', 2016 yılında Erzen tarafından yapılan 'Üç Boyutlu Yetişkin Bağlanma Stilleri Ölçeği', 2005 yılında Beck ve arkadaşları tarafından oluşturulan ve Türkçe uyarlaması 2012 yılında Subaşı tarafından yapılan 'Tanrı'ya Bağlanma Envanteri' kullanılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda, çocukluk dönemi örselenme yaşantıları ile tanrıya bağlanma stilleri arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif bir ilişki bulunmuştur. Çocukluk dönemi örselenme yaşantıları düzeyi, yetişkin bağlanma stilleri ve tanrıya bağlanma stilleri demografik değişkenlere göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermektedir. Ulaşılan sonuçlar bulgular kısmında detaylı olarak verilmiştir.
İşyerinde bağlanma, duygusal örgütsel bağlılık ve yazılı olmayan anlaşmalar
İş gören ve organizasyonların karşılıklı yükümlülüklerini belirleyen resmi sözleşmelerin yanında, bireysel algıya dayalı bir özellik taşıyan psikolojik sözleşmeler, çalışanların örgütsel bağlılığını da etkileyebilmektedir. Bu bağlılığın psikolojik mekanizmaları açıklamakta yararlı olabileceği öngörülen yetişkin bağlanma biçimlerinin de işle ilgili sonuçları etkileyebileceği düşünülmektedir. Bu çalışmada yetişkin bağlanma biçimleriyle, çalışanların psikolojik sözleşme (hem işlemsel hem de ilişkisel) algıları ve örgütsel bağlılıkları arasındaki ilişki araştırılmıştır. Çukurova Bölgesinde taşımacılık sektöründe faaliyet gösteren bir organizasyonda 132 iş görenle gerçekleştirilen araştırmada, kolayda örnekleme yöntemi kullanılmış; 4 bölüm ve 35 maddeden oluşan 3 ölçekli bir anket uygulanmıştır. Analizler sonucunda, hem psikolojik sözleşme ile örgütsel bağlılık arasında hem de saplantılı ve korkulu bağlanma biçimleri ile işlemsel sözleşme arasında pozitif yönlü çok düşük düzeyde ilişki bulunmuştur. Ayrıca, psikolojik sözleşmenin sadece korkulu bağlanma biçimi ile örgütsel bağlılık arasında kısmi aracı rolü üstlendiği gözlenmiştir. Bununla birlikte, regresyon sonuçlarına göre saplantılı ve korkulu bağlanma biçimlerinin, psikolojik sözleşmenin işlemsel alt boyutuna düşük düzeyde pozitif etki ettiği saptanmıştır. Anahtar kelimeler: YetiĢkin Bağlanma Biçimleri, Duygusal Örgütsel Bağlılık,Psikolojik SözleĢme.
Yetişkinlerde bağlanma stilleri ile stresle başa çıkma düzeyleri arasındaki ilişkide bilinçli farkındalık ve psikolojik sağlamlığın aracı rolü
Bu araştırmanın amacı yetişkinlerde bağlanma stilleri ile stresle başa çıkma düzeyleri arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlık ve bilinçli farkındalığın aracı rolünü incelemektedir. Ayrıca katılımcıların bağlanma stilleri, stresle başa çıkma, bilinçli farkındalık ve psikolojik sağlamlık düzeyleri arasındaki ilişkiler belirlenmiş, bu değişkenlerin katılımcıların demografik özelliklerine göre farklılık gösterip göstermediği incelenmiştir. Bu amaç doğrultusunda Türkiye'de yaşamakta olan ve rastlantısal olarak seçilen 479 yetişkin araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Araştırmada Sosyodemografik Bilgi Formu, İlişki Ölçekleri Anketi, Stresle Başa Çıkma Ölçeği, Bilinçli Farkındalık Ölçeği ve Yetişkinlerde Psikolojik Sağlamlık Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada İlişkisel Tarama Modeli ve Aracı Değişken Modeli kullanılmıştır. Toplanan verilerin değerlendirilmesi ve analizinde Bağımsız Örnek t Testi, Varyans Analizi, Korelasyon Analizi, Regresyon Analizi ve Sobel Testinden yararlanılmıştır. Araştırmanın bulguları incelendiğinde güvenli bağlanma stiline sahip yetişkinlerin stresle başa çıkma düzeyleri üzerindeki etkisinde psikolojik sağlamlığın aracı rolü olduğu belirlenmiştir.
İletişim becerileri ile yetişkinlerdeki bağlanma biçimlerinin psikopatoloji belirtileri arasındaki ilişki
İnsanların birbirleriyle iletişim kurma gereksinimi, temel olarak sosyal yapının bir gereğidir. Bireylerin çevreleriyle sağlıklı iletişim kurmaları temel iletişim becerilerine sahip olmalarına bağlıdır. Kişilerarası ilişkilerde bağlanma stillerinin önemli rolü vardır. Bağlanma sistemi, verilen tepkilere uygun olarak karşılıklı iletişimi düzenler. Yetişkinler de, evlilik, ayrılık gibi önemli olaylar bağlanma stilini etkileyebilmektedir.Diğer taraftan çeşitli bağlanma örüntüleri de psikopatolojiye zemin hazırlayan koşulları oluşturmaktadır. Bu çalışmada, iletişim becerileri, yetişkinlerdeki bağlanma biçimleri ve psikopatoloji belirtileri arasındaki ilişki incelenmiştir. Anahtar Kelimeler : ĠletiĢim, IletiĢim Becerisi, Bağlanma, Psikopatoloj
Yetişkinlerin bağlanma stillerine göre bireylerin öfkeyi ifade etme tarzları, kendilik algısı ve sosyal problem çözme becerisi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı; yetişkinlikteki bağlanma stillerinin bireylerin öfkeyi ifade etme tarzları, kendilik algısı ve sosyal problem çözme becerilerini ne derece etkilediğini saptamaktır. Araştırmanın evren ini Bursa ili örneklemini ise Osmangazi ilçesinde yaşayan rastgele seçilmiş yaşları 18-40 arasında değişen 114 kadın 86 erkek oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla; İlişki ölçekleri anketi, sürekli öfke-öfkeyi ifade etme tarzı ölçeği, sosyal karşılaştırma ölçeği, kişisel bilgi formu ve problem çözme envanteri kullanılmıştır. Anket ve ölçeklerden alınan toplam puanların frekans ve yüzdeleri hesaplanarak yetişkinlerin bağlanma stilleri, öfkeyi ifade etme tarzları, kendilik algıları ve sosyal problem çözme becerileri belirlenmiştir. Araştırmada elde edilen veriler SPSS 21.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Analiz sonucunda bireylerin cinsiyetlerine göre erkeklerin kadınlara oranla güvenli bağlanma düzeylerinin daha yüksek olduğu ve erkeklerin kadınlara oranla sürekli öfke düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Kadınların erkeklere oranla öfke kontrolü düzeylerinin daha yüksek olduğu bulgulanmıştır. Yaş değişkenine göre; bireylerin yaşı arttıkça öfke kontrolü düzeylerinin de artmakta olduğu görülmüştür. Eğitim durumu değişkenine göre; lise mezunu ve altı olan bireylerin diğer bireylere oranla sürekli öfke düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Bireylerin gelir düzeyi değişkenine bakıldığında geliri 3001 TL ve üzeri olan bireylerin diğer bireylere oranla güvenli bağlanma düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Bireylerin kaç kardeş ve kaçıncı çocuk olduklarına göre bağlanma stilleri gruplarının sürekli öfke-öfke tarzı alt ölçekleri, kendilik algısı ve problem çözme envanterine göre aralarında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Bağlanma stilleri ile problem çözme envanteri karşılaştırıldığında, güvenli bağlanmaya sahip olan bireylerin diğer bireylere oranla problem çözme beceri düzeylerinin ve güvenli bağlanmaya sahip olan bireylerin diğer bireylere oranla kendilik algısı düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Bireylerin kendilik algıları düzeyi arttıkça problem çözme becerileri düzeylerinin de artmakta olduğu görülmüştür. Korkulu bağlanmaya sahip olan bireylerin sosyal karşılaştırma ölçeğinden aldığı puanlar ile sürekli öfke ölçeğinden aldığı puanlar arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur ve buna bağlı olarak, bireylerin kendilik algıları düzeyi arttıkça sürekli öfke düzeylerinde düşme olduğu saptanmıştır.
Yetişkin bireylerde kendilik algısı ve bağlanma stillerinin aleksitimi üzerindeki etkisi
Bu araştırmanın amacı; yetişkin bireylerde kendilik algısı ve bağlanma stillerinin aleksitimi üzerindeki etkisini saptamaktır. Araştırmanın örneklemini İstanbul ilinin Kağıthane, Okmeydanı ve Üsküdar ilçelerinde yaşayan rastgele yöntemle seçilmiş yaşları 20-50 arasında değişen 132 kadın ve 118 erkek oluşturmaktadır. Araştırmada yer alan değişkenlerin ölçülmesi amacıyla katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20), Yakın İlişkiler Yaşantılar Envanteri (YİYE) ve Sosyal Karşılaştırma Ölçeği (SKÖ) uygulanmıştır. Araştırma sonucunda bireylerin kaygılı bağlanma ölçeğinden aldıkları puanlar arttıkça bireylerin duyguları tanımada güçlük ve Toronto Aleksitimi ölçeklerinden aldıkları puanların düştüğü görülmüştür. Bireylerin kendilik algısı ölçeğinden aldıkları puanlar arttıkça bireylerin duyguları tanımada güçlük, duyguları ifade etmede güçlük, dışa dönük düşünce ve Toronto Aleksitimi ölçeklerinden aldıkları puanların düştüğü görülmektedir. Kadınların kendilik algısı düzeylerinin erkeklerin kendilik algısı düzeylerine oranla daha yüksek olduğu saptanmıştır. Kadınların dışa dönük düşünce düzeylerinin erkeklerin dışa dönük düşünce düzeylerine oranla daha yüksek olduğu saptanmıştır. Bireylerin yaşı arttıkça kendilik algısı düzeylerinin de artmakta olduğu görülmüştür. Lise mezunu olan bireylerin kendilik algısı düzeylerinin ilkokul mezunu olan bireylerin kendilik algısı düzeylerinden daha yüksek olduğu görülmüştür. Üniversite mezunu ve üzeri olan bireylerin kendilik algısı düzeylerinin ilkokul mezunu olan bireylerin kendilik algısı düzeylerinden daha yüksek olduğu görülmüştür. Güvenli bağlanmaya sahip olan bireylerin kendilik algısı düzeylerinin korkulu bağlanmaya sahip olan bireylerin kendilik algısı düzeylerinden daha yüksek olduğu görülmüştür. Kayıtsız bağlanmaya sahip olan bireylerin kendilik algısı düzeylerinin korkulu bağlanmaya sahip olan bireylerin kendilik algısı düzeylerinden daha yüksek olduğu görülmüştür. Bireylerin kendilik algısı ölçeğinden aldıkları puanlar arttıkça kaygılı bağlanma ölçeğinden aldıkları puanların düştüğü görülmüştür. Bireylerin kendilik algısı düzeyinin aleksitimi düzeyini düşürmekte olduğu görülmüştür. Bu sonuçlar güncel literatür eşliğinde tartışılmıştır.
Evlilikte bağlanma ve çatışmayı yönetmede bağlanma stillerinin etkisi
Bu araştırmanın amacı, çiftlerin bağlanma stillerini ve sahip oldukları bağlanma stillerinin aile içinde yaşanan evliliğe ait çatışmaları nasıl etkilediğini araştırmaktır. Araştırma grubu, Trabzon ilinde tesadüfen seçilmiş 300 evli birey, 150 çifttir. Evli bireylere dağıtılan ölçeklerden elde edilen veriler üzerinde istatistiksel işlemler yapılmıştır. Araştırmanın veri toplama araçları, Griffin ve Bartholomew (1994) tarafından geliştirilmiş ve Türk örneklemi üzerine uyarlanarak Sümer ve Güngör (1999) tarafından geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmış olan "ilişki Ölçekleri Anketi", geçerlik ve güvenirliği araştırmacı tarafından yapılan Johnson-Johnson'ın (2000) geliştirmiş olduğu "Çatışma Tepki Ölçeği" ve bilgi toplama formudur. Bu çalışmada tanımlayıcı (descriptive) ve çıkarımlı (inferential) istatistik yöntemleri kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistik kapsamında; aritmetik ortalama, frekans dağılımları ve maximum ve minimum puanlar bulunmuştur. Bunun yanında veri analiz işlemlerinde çıkarımlı istatistik tekniklerinden, Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Katsayısı Tekniği, t testi ve ANOVA kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, olumlu bağlanma stilleri ile olumlu çatışmayı çözme tutumları arasında beklenildiği gibi olumlu yönde ilişki bulunamamıştır. Bunun yanında bağlanma stilleri ve çatışmayı çözme tutumları arasında cinsiyet farklılıkları yoktur. Bağlanma stilleri üzerinde evlilik süresi, evlenme biçimi ve eğitim düzeyi açısından grup farklılıkları vardır. Araştırma bulguları önceki çalışmalar ışığında tartışılmış ve başka araştırmalar için öneriler getirilmiştir. vn
Erken dönem uyum bozucu şemalar ile aldatma eğilimi arasındaki ilişkide ilişki doyumunun ve ilişki bağlanımının rolü: Aracı ve durumsal aracı model önerileri
Bu çalışmanın amaçları (1) erken dönem uyum bozucu şema alanları, ilişki doyumu, ilişki bağlanımı ve aldatma eğilimi arasındaki ilişkileri incelemek; (2) erken dönem uyum bozucu şema alanları ile aldatma eğilimi arasındaki ilişkide ilişki doyumunun aracı rolünü incelemek; (3) erken dönem uyum bozucu şema alanlarının ilişki doyumu üzerinden aldatma eğilimi ile dolaylı ilişkisinde ilişki bağlanımının düzenleyici rolünü incelemektir. Araştırmanın örneklemini en az altı aydır devam etmekte olan romantik bir ilişki içerisinde bulunan 20-60 yaş aralığındaki 295 birey oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri; Kişisel Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği Kısa Form-3, İlişki Doyumu Ölçeği, İlişki İstikrarı Ölçeği ve Aldatma Eğilimi Ölçeği aracılığıyla toplanmıştır. Yürütülen istatistiksel analizler (1) araştırmanın değişkenleri arasında anlamlı ilişkiler olduğunu; (2) ilişki doyumunun erken dönem uyum bozucu şema alanlarından kopukluk, zedelenmiş otonomi, zedelenmiş sınırlar ve diğerleri yönelimlilik ile aldatma eğilimi arasındaki ilişkiye anlamlı olarak aracılık ettiğini; (3) erken dönem uyum bozucu şema alanlarından kopukluk ve zedelenmiş otonominin ilişki doyumu üzerinden aldatma eğilimi ile dolaylı ilişkisinin ilişki bağlanımı tarafından düzenlendiğini ortaya koymuştur. İlişki doyumunun aracı rolü daha yakından incelendiğinde, yüksek standartlar şema alanı hariç diğer dört şema alanının (kopukluk, zedelenmiş otonomi, zedelenmiş sınırlar ve diğerleri yönelimlilik) ilişki doyumunu düşürerek aldatma eğilimini arttırdığı görülmektedir. Durumsal aracılık etkisi daha detaylı incelendiğinde ise ilişki bağlanımının düşük olduğu koşulda kopukluk ve zedelenmiş otonomi şema alanlarının ilişki doyumu aracılığıyla aldatma eğilimi üzerindeki dolaylı etkisi daha da yükselmektedir. Bulgular ilgili alanyazın ışığında tartışılmış, araştırmanın alanyazın ve klinik uygulama için önemi vurgulanmış ve son olarak araştırmadaki kısıtlılıklar incelenerek gelecek araştırmalar için önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Aldatma Eğilimi, Erken Dönem Uyum Bozucu Şemalar, İlişki Doyumu, İlişki Bağlanımı
Yetişkinlikte bağlanma biçimleri ve obsesif kompulsif özellikler arasındakı ilişkide bilişsel esnekliğin aracı rolü
Yetişkinlikte bağlanma stillerinin çeşitli psikopatolojiler ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Obsesif kompulsif özelliklere sahip bireylerin bağlanma örüntülerinde aşırı korumacı, reddedilme tutumu sergileyen veya daha az yakınlık kurmalarından dolayı daha yüksek kaygılı ve kaçınma örüntüsüne sahip kişiler olduğu ve bu kişilerin de daha fazla obsesif kompulsif belirtiler gösterdikleri bildirilmiştir. Bağlanma stillerinin zihinsel olarak dış dünyadaki beklenmedik durumlarla yüzleşip başa çıkılmaya çalışılması, zor koşullardaki durumları kontrol etmeye yönelik algılama eğilimi gibi düşük esnekliğe sahip bireylerle ilişkili olabileceği görülmektedir. Geçmiş çalışmalarda bağlanma örüntüleri ile obsesif kompulsif özelliklerde bilişsel esnekliğin aracı rolünü inceleyen bir çalışma henüz yer almamaktadır. Bu çalışma, 18-60 yaş aralığındaki sağlıklı bireylerde bağlanma biçimleri ve obsesif kompulsif özellikler arasında bilişsel esnekliğin aracı rolünü incelemeyi amaçlamıştır. Bu bağlamda, sağlıklı gönüllü katılımcılara "Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği (Y-BOKÖ)", "İlişki Ölçekleri Anketi", "Bilişsel Esneklik Ölçeği", "Beck Depresyon Ölçeği" ve "Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri" çevrimiçi formlar ile ortalama 20 dakika sürecek şekilde uygulanmıştır. Aracılık analizi, SPSS üzerinden basit ve çoklu regresyon modelleri kullanılarak uygulanmıştır. Bunun sonucunda, güvenli bağlanma ve kayıtsız bağlanma alt boyutları ile Y-BOKÖ toplam puanı arasındaki ilişkide bilişsel esnekliğin kısmi aracılık etkisi olduğu bulunmuştur. Çalışma sonuçları ilgili alan yazın çerçevesinde tartışılmıştır.
Bireylerin kişilerarası-sosyal zekâ düzeyleri ve bağlanma stillerinin, ilişkilerde karar verme becerilerini yordama gücünün incelenmesi
Yapılan araştırmada bireylerin kişilerarası-sosyal zekâ düzeyleri ve bağlanma stillerinin, ilişkilerde karar verme becerilerini yordama gücü incelenmiştir. Ayrıca demografik değişkenlere göre kişilerarası-sosyal zekâ düzeyleri ve bağlanma stillerinin, ilişkilerde karar verme becerilerinin farklılaşma durumlarının da tespit edilmesi amaçlanmaktadır. Bireylerin kişilerarası-sosyal zekâ düzeyleri ve bağlanma stillerinin, ilişkilerde karar verme becerilerini yordama gücünün incelenmesine yönelik yürütülen bu araştırma ilişkisel desenle tasarlanmıştır. İlişkisel desende iki ya da daha fazla sayıdaki değişken arasındaki ilişkinin tespit edilmesi amaçlanmaktadır. Araştırmaya 18 yaş üstü 281 birey katılmıştır. Katılımcılar basit seçkisiz yöntemle seçilmiştir. Gerçekleştirilen uç değer analizi sonucunda Z puanı ±3 arasında olmayan 5 ölçüm veri setinden çıkartılmış ve 276 veri analize dahil edilmiştir. Araştırmaya katılan bireylere Demografik Bilgi Formu, Tromso Sosyal Zekâ Ölçeği, İlişki Ölçekleri Anketi ve İlişkide Karar Verme Ölçeği uygulanmıştır. Katılımcılardan toplanan veriler istatistiksel analizleri için SPSS 24.0 paket programı kullanılmıştır. Verilerin normal dağılıp dağılmadığının tespit edilmesi için "Normallik Testi" gerçekleştirilmiştir. Verilerin normal dağıldığı tespit edildiğinden demografik değişkenlere göre incelemelerde "Parametrik Testlerden", "t-testi" ile "One Way Anova" testi kullanılmıştır. Bireylerin kişilerarası-sosyal zekâ düzeyleri ve bağlanma stillerinin, ilişkilerde karar verme becerilerini yordama gücünün incelenmesinde ise hiyerarşik regresyon analizinden yararlanılmıştır. Yapılan korelasyon analizine göre kişilerarası-sosyal zekâ alt boyutlarından olan sosyal bilgi süreci, sosyal beceriler ve sosyal farkındalık düzeyi ile ilişkilerde karar verme becerileri arasında pozitif yönde korelasyon tespit edilmiştir. Korkulu bağlanma ile ilişkide karar verme becerileri arasında negatif yönde korelasyon belirlenmiştir. Güvenli bağlanma ile ilişkide karar verme becerileri arasında pozitif yönde korelasyon vardır. Kayıtsız ve saplantılı bağlanma ile ilişkide karar verme becerileri arasında korelasyon tespit edilememiştir. Yapılan hiyerarşik regresyon analizine göre sosyal bilgi süreci ile sosyal beceriler, ilişkide karar vermeyi anlamlı biçimde yordarken bu değişkenler toplam varyansının %27'sini açıklamaktadır. İkinci adımda bağlanma stilleri modele dahil edilmiş ve analiz yeniden gerçekleştirilmiştir. Buna göre güvenli bağlanma, ilişkide karar vermeyi anlamlı biçimde yordarken, güvenli bağlanmanın modele katkısı %2,1 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak güvenli bağlanmanın ayırt edici gücünün yeterli düzeyde olmadığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sosyal zekâ, Sosyal farkındalık, Sosyal beceri, Bağlanma stilleri, İlişkide karar verme.
Düzenli bilinçli farkındalık meditasyonu uygulayıcılarının duygu regülasyonu stratejileri ve romantik ilişki deneyimleri: Nitel bir çalışma
Using attachment theory as the framework, this qualitative study focused on the experiences of the emotion regulation strategies and romantic relationships of regular mindfulness meditators with at least two years of practice and their meditation-naïve or non-regularly meditating partners. The Turkish mother-tongue sample consisted of 8 heterosexual and 2 same-sex couples. Semi-structured interviews were held separately with each partner. Thematic analysis yielded 7 themes and 13 subthemes on three levels: intrapersonal, relationship, and the perspective of the non-regularly meditating partners. Three intrapersonal themes (numbers) and four related subthemes (letters) were revealed: 1) meta-awareness; 1a) impermanence of emotions; 2) shift in emotion regulation capacities; 2a) decreased intensity of emotions; 2b) staying with negative emotions; 3) shift in the relationship with oneself; 3a) self-compassion. Three relationship themes and seven subthemes emerged: 4) experiential shift in stressful situations; 4a) less negative reactivity; 4b) fewer conflicts; 5) transformation of the emotional bond; 5a) self-disclosure of emotions; 5b) decreased anxiety about the relationship; 6) transformation of the romantic relationship; 6a) being present during sex; 6b) compassion and acceptance for the partner; 6c) re-defining of boundaries. One theme and two subthemes emerged from the non-regularly meditating partner's data: 7) general positive effects of regular practice; 7a) observing the peaceful mood of the partner; 7b) observing less negative reactivity of the partner. These intrapersonal themes indicated the importance for the regularly meditating partner of meta-awareness and enhanced emotion regulation and self-compassion. These were reflected in the romantic relationship as less reactivity, less anxiety, more self-disclosure, and enhanced compassion and acceptance for the partner, which attachment theory would associate with a more secure relationship. The partners of the regular meditators confirmed the relational and individual shifts due to their partner's regular mindfulness practice. Integrating attachment theory with regular mindfulness practice can thus be a valuable approach for couple and family therapy. Regular mindfulness practice, even for one partner, may also be beneficial during couple therapy. Future research can focus on the effects of mindfulness practice on specific periods or situations in romantic relationships. It can also investigate the relationship between the unique emotion regulation strategies promoted by regular mindfulness meditation and potential shifts in the attachment styles of both partners.
İlişki doyumunda bağlanma davranışlarının ve çatışma çözme stillerinin rolü: Uzak mesafe ve coğrafi olarak yakın romantik ilişkilerin karşılaştırılması
The present study investigated how people in long-distance relationships (LDRs) and geographically close relationships (GCRs) differ in perceiving attachment behaviors and dyadic coping skills, using conflict resolution styles during the Covid-19 pandemic, and how they are related to their relationship satisfaction. The sample comprised 201 individuals 18 to 31 years old who had been in a romantic relationship for at least 12 months. Perceived attachment behaviors were assessed via the Brief Accessibility, Responsiveness, and Engagement (BARE) Scale. In contrast, Conflict Resolution Styles Scale (CRSS) was used to determine which style they were using during conflicts. The outcome variable was relationship satisfaction, measured via the Relationship Assessment Scale (RAS). Participants were asked questions about their stress level, dyadic coping skills, and negative experiences during the Covid-19 pandemic. The self-reports determined the relationship type for some analyses. Hierarchical multiple regression analysis showed that negative and positive resolution style, dyadic coping, and perceived attachment behaviors explained significant variances in relationship satisfaction for both LDRs and GCRs. However, there was no additional variation from the relationship type over and beyond the main effects of the focal predictors. Exploratory mediation analysis revealed that dyadic coping partially mediated the relation between attachment behaviors and relationship satisfaction. The results and related discussion were provided as well as implications and future research directions. Keywords: Long-distance relationships, geographically close relationships, attachment behaviors, dyadic coping, conflict resolution styles, relationship satisfaction, comparison
Etişkin bağlanma stilleri ile otobiyografik anıların fenomonolojik özellikleri arasındaki ilişki: Aktör-partner etkilerinin incelenmesi
The present study aimed to investigate the link between adult attachment orientations and the phenomenological properties of romantic relationship-related autobiographical memories, examining the actor-partner effect on the partner's phenomenological properties of memories. The sample consisted of 108 heterosexual couples. Inclusion criteria required a as minimum two years romantic relationships and non-pregnancy for women. Demographic information forms, Experiences in Close Relationships-Revised (ECR-R) (Fraley et al., 2000), and Memory Experience Questionnaire-Short Form (MEQ-SF) (Luchetti, & Sutin, 2015) were filled out by both partners. Partial Correlation Analyses and The Actor-Partner Interdependence Model (APIM) were used to analyze hypotheses. Partial Correlation Analyses showed that there is a positive correlation between attachment anxiety, sharing, and emotional intensity for negative memories. For positive memories, there was a positive correlation between attachment avoidance and distancing for both females and males. A negative correlation between male attachment avoidance sensory details, and emotional intensity was found. For females, there was a negative association between attachment avoidance, and vividness, sensory details, emotional intensity, and sharing. For negative memories, there was a negative correlation between males' attachment anxiety emotional intensity, and coherence. According to APIM results, males' attachment anxiety and female's sharing of positive memories were positively related (direct partner effect). Females' attachment avoidance and males' sharing of negative memories were positively related (direct partner effect). Clinical implications of these dyadic findings are discussed in terms of the existing body of literature. The study's limitations and future research suggestions are discussed. Keywords: adult attachment orientations, autobiographical memory, phenomenological characteristics, APIM
Romantik bağlanmada görülen kişisel farklılıkların kökenleri: Evrimsel psikoloji yaklaşımı
The current thesis investigated the hypothesis that evolved psychological mechanisms producing adult attachment strategies are sensitive to personal and contextual inputs linked to costs and benefits of alternative attachment strategies. Three studies were designed to 1) identify the link between the inputs "early parental environment, speed of life, and mate value" and attachment strategies; 2) examine temporary activation of adult attachment mechanisms in response to a blind date opportunity with individuals varying in physical attractiveness; and 3) test the relationship between physical attractiveness and secure base use behavior in couples experimentally manipulating physical attractiveness. Study 1 results showed adult attachment mechanisms up-regulated both men's and women's attachment anxiety in response to low mate value and low quality early parental environment; men's attachment avoidance in response to fast life speed and low quality early parental environment; women's attachment avoidance in response to fast life speed and low mate value. Study 2 results showed both men and women exhibited an anxious attachment strategy in response to a blind date opportunity with an individual of high physical attractiveness whereas only women exhibited an avoidant strategy in response to a blind date opportunity with an individual of average physical attractiveness. Study 3 results revealed a positive correlation between women's ratings of facial attractiveness and secure base use scores; between individuals' physical attractiveness and their secure base scores specifically among individuals who compared themselves to attractive others. These results enhance the understanding of the origins of individual differences in adult romantic attachment.
Yetişkin bağlanma tiplerinin müşteri tatmini ve marka sadakati ilişkisi üzerine moderatör etkisi
This thesis examines adult attachment styles' moderator effect on the relationship between customer satisfaction and brand loyalty. Although, the link between satisfaction and loyalty has been investigated by a wide range of perspectives in marketing literature, limited number of studies have been interested in the effects of moderator variables on the relationship between these two phenomenon (Homburg and Giering, 2001). According to attachment theory early relationship experiences of an infant with his/her primary caregiver provide a development of internal working models of the infant which have long-term influences on his/her personality, ability to develop relationships and expressing his/her emotions (Bowlby, 1973). Hence, the fundamental purpose of this thesis is to investigate moderating role of adults' attachment styles that are presented by Bartholomew and Horowitz (1991) on satisfaction and loyalty relationship. According to a questionnaire that was conducted to 389 respondents, a positive link between customer satisfaction and brand loyalty was found as expected. However, by contrast with our expectation, the moderator effect of adult attachment styles on satisfaction-loyalty link was not found. Keywords: Customer Satisfaction, Adult attachment styles, Brand Loyalty