Aydın Adnan Menderes University
Discipline

Horticulture

Aydın Adnan Menderes University

552

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Bazı erkek incir çeşit ve genotiplerinin tuz stresine toleranslarının saptanması

Bu tez çalışması, 2022 yılında Haziran-Ağustos ayları arasında Çukurova Üniversitesi'nde yürütülmüştür. Prima projesi (FREECLIMB TÜBİTAK-119N495) kapsamında Aydın-Erbeyli İncir Araştırma Enstitüsü'nden temin edilen, 9 erkek incir genotipinin tuz stresine tolerans durumları saptanmıştır. Stres ve kontrol bitkilerinde denemenin belli aşamalarında yapılan morfolojik (gövde çapı, bitki boyu ve yaprak sayısı) ve fotosentetik ölçüm değerleri karşılaştırılmıştır. Morfolojik ölçüm sonuçlarında Mıstık genotipi ve Hamza çeşidi en iyi performansı göstermiştir. Kızılay 1 genotipi ise en düşük değerleri almıştır. Denemede yer alan tuz stresine maruz kalmış tüm çeşit ve genotiplerin yaprak su potansiyelinde düşüş olduğu saptanmıştır. Fotosentetik parametrelerdede tuz stresine bağlı olarak düşüşler saptanmıştır. SPAD (Klorofil değeri) ölçüm değerleri Şaytan 1 ve Kızılay 1 genotipleri dışında hepsinde artış saptanmıştır. Besin elementi analizi analizi sonucunda özellikle tuza dayanıklılık üzerine önemli olan K/Na ve Ca/Na dengesi bakımından Mıstık genotipi en yüksek değeri, Kızılay 1 genotipi ise en düşük değeri almıştır. Ölçüm ve analiz sonuçlarına göre tuz stresine en dayanıklı genotip Mıstık, çeşit olarakta Hamza öne çıkmıştır. Tuz stresine en hassas genotipise Kızılay 1 olarak saptanmıştır. Diğer çeşit ve genotiplerin orta düzeyde tolerans gösterdikleri belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Erkek incir, tuzluluk, stres, yaprak su potansiyeli, genotip

Pınar Köse
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Drosera spp. ve Dionaea spp.'de organogenesis yöntemiyle mikroçoğaltımın araştırılması

Böcekkapan bitkiler, saksılı süs bitkisi olarak kullanılabildiği gibi Plumbagin ve Ramentaseon maddelerini içermeleri nedeniyle öksürük, boğaz ağrısı ve astım gibi hastalıkların tedavisinde de kullanılmaktadırlar. Bu tez kapsamında; Dionaea muscipula, Drosera capensis, Drosera spatulata ve Drosera aliciae bitkilerinin in vitro koşullarda optimum mikroçoğaltım olanaklarının araştırılması hedeflenmiştir. Bu amaçla ilk olarak yaprak ve tohum eksplantlarına yüzey sterilizasyon denemesi yapılmıştır. Denemede, Dionaea muscipula ve Drosera türlerine uygulanan sterilizasyon işlemleri sonucunda, yaprak ekspantlarının kimyasallara karşı çok hassas olduğu saptanmıştır. Drosera türlerinin tohumlarında, %20 NaOCl kullanılarak yapılan işlem sonrası daha başarılı sonuçlar alınmıştır. Dionaea türünde en iyi sonuç, %70 ethanol ve %20 NaOCl kullanılarak giriş yapılan tohumlardan elde edilmiş, ancak eksplantların yetersiz sayıda olması nedeniyle sadece tohumdan çimlenen Drosera türleri ile mikroçoğaltım denemesi kurulmuştur. Denemede BA (0, 0.5, 1, 2 mg/L) ve NAA (0, 0.5 mg/L )'nın farklı kombinasyon ve konsantrasyonları kullanılmıştır. Deneme sonucunda bitki boyunda en iyi sonuç kontrol ortamında olurken, bitki sayısındaki en iyi sonuç türler arası değişkenlik göstermiştir. Mikroçoğaltım denemesi sonucunda bitki boyu ve bitki sayısında en iyi sonuç veren iki ortamdan alınan bitkiler, 0, 0.5, 1 ve 2 mg/L NAA içeren 1/2 MS besin ortamlarına aktarılarak köklendirme denemesi kurulmuştur. Deneme sonucunda en fazla kök sayısı, D.capensis türünde kontrolden kontrol ortamına aktarılan bitkilerde, D.spatulata türünde kontrolden 2 mg/L NAA ortamına aktarılan bitkilerde, D.aliciae türünde ise kontrolden 1 mg/L NAA ortamına aktarılan bitkilerde olduğu saptanmıştır. Çalışma sonucunda tüm bitkiler başarılı bir şekilde dış ortama aklimatize edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Böcekkapan, mikroçoğaltım, Drosera, Dionaea, in vitro

Ömer Özakçaoğlu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Bazı sebzelerin su kültürü sistemi yetiştiriciliğinde tuz zararı üzerine biyostimulantların etkisi

Bu çalışma, topraksız tarım sistemi kullanarak su kültüründe yetiştirilen yeşil yapraklı sebzelerde tuz zararını azaltmak için biyostimülantların etkilerini araştırmıştır. Çalışmada marul, fesleğen, yaprak lahana ve biber bitkileri kullanılmış ve bu bitkiler 100 mM NaCl tuz stresine maruz bırakılmıştır. Araştırmanın amacı, biyostimülantların bitkilerin büyüme, gelişme, verim, kalite, beslenme ve tuz stresine karşı adaptasyon ve savunma mekanizmalarını nasıl etkilediğini incelemektir. Çalışma, Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü'ne ait 500 m² cam serada gerçekleştirilmiştir. Bitki materyali olarak Caipira kıvırcık marul çeşidi, Morfes fesleğen çeşidi, Temel Karadeniz yaprak lahana çeşidi ve Beşparmak süs biberi çeşidi kullanılmıştır. Biyostimülantlar olarak ise fulvik asit, aminoasit, vermikompost, AMF, PGPR ve kitosan kullanılmıştır. Denemeler derin durgun su kültürü sisteminde yürütülmüştür. Çalışmanın sonuçlarına göre, biyostimülant uygulamaları tuz stresi altında bitkilerin büyüme ve gelişmelerini olumlu yönde etkilemiştir. Özellikle aminoasit ve fulvik asit uygulamaları, bitki boyu, yaprak sayısı, gövde çapı ve yaprak alanı gibi morfolojik parametrelerde belirgin iyileşmeler sağlamıştır. Ayrıca, biyostimülantların klorofil içeriği ve kuru madde üretimi gibi fizyolojik parametreler üzerinde de olumlu etkileri gözlemlenmiştir. Nitrat miktarı ve baş sertliği gibi kalite parametreleri de biyostimülant uygulamaları ile iyileşmiştir. Anahtar Kelimeler: Tuz stresi, Biyostimulantlar, Yeşil Yapraklı sebzeler, Biber, Topraksız yetiştiricilik

Boran İkiz
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Süper emici hidrojel kullanımı ile taze fasulye yetiştiriciliğinde kuraklık stresinin etkilerinin azaltması

Abiyotik stres koşullarında, su ve besin maddesi tutma kapasitesine sahip hidrojel polimerleri, araştırmalarda önemli bir ilgi odağı haline gelmiştir. Benzer şekilde, biyokömür ilavesinin de bu stres koşullarında bitki gelişimini desteklediği bilinmektedir. Bu çalışmada, aljinat bazlı hidrojeller ile bitki kabuklarından elde edilen biyokömürün kombinasyonundan oluşan farklı dozlarda süper emici hidrojellerin (SAH), kuraklık stresi altında fasulye (Phaseolus vulgaris L.) yetiştiriciliği üzerindeki etkileri incelenmiştir. Çalışmada altı farklı uygulama kullanılmıştır: kontrol, kurak, kurak + 0.5 g SAH, kurak + 1.5 g SAH, kurak + 2.5 g SAH ve kurak + 3.5 g SAH. Kuraklık stresi, bitkilerin morfolojik ve fizyolojik özelliklerini olumsuz etkilemiştir. Ayrıca, reaktif oksijen türlerinin (ROS) konsantrasyonunu artırarak lipid peroksidasyonuna neden olmuş, bu durum lipidlerin zarar görmesine ve lipid radikallerinin oluşumuna yol açmıştır. Bu süreç, oksidatif stresin önemli bir biyomarkeri olan malondialdehit (MDA) seviyelerinde artışa neden olmuştur. Ancak, farklı dozlarda uygulanan SAH'lerin, yaprak oransal su içeriği, stomal iletkenlik, yaprak su potansiyeli ve klorofil içeriği gibi fizyolojik parametreler üzerinde kuraklığın olumsuz etkilerini azalttığı tespit edilmiştir. Özellikle 2.5 g SAH uygulaması, MDA seviyelerinde belirgin azalma sağlamıştır. SAH'lerin, kuraklık stresi altında bitki dokularında antioksidatif savunma sistemini güçlendirdiği ve oksidatif hasarı azalttığı belirlenmiştir. Bu durum, fenol ve flavonoid bileşenleri ile birlikte prolin, askorbat peroksidaz (APX), glutatyon redüktaz (GR) ve süperoksit dismutaz (SOD) aktivitelerindeki artışla ilişkilendirilmiştir. Ayrıca, SAH'lerin bitki ağırlığı, kök uzunluğu, kök ağırlığı ve yaprak sayısı gibi büyüme parametreleri üzerindeki olumsuz etkileri azalttığı ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Fasulye, Kuraklık Stresi, Süper Emici Hidrojel, Biyokar

Afife Keskin
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Domateste bazı antioksidanların kuraklık stresini azaltıcı etkilerinin incelenmesi

Kuraklık stresi bitki büyüme, gelişme ve verimliliğini kısıtlayan en önemli abiyotik streslerden biridir. Nitrik oksit ve glisin betain antioksidanlarının bitkilerin abiyotik strese karşı savunmalarını güçlendirdiği bilinmektedir. Bu çalışmada domates (Solanum lycopersicum L.) yetiştiriciliğinde 10 mM glisin betain ve 200 µM nitrik oksit vericisi sodyum nitroprussid (SNP) olmak üzere iki farklı antioksidan uygulamalarının kuraklık stresinin azaltıcı etkileri incelenmiştir. Kuraklık stresine dayanıklı (D2 ve D15) ve duyarlı (D1 ve D14) olmak üzere dört farklı genotip kullanılmıştır. Kuraklık stresi bitki büyüme parametrelerini, morfolojik, fizyolojik ve biyokimyasal parametreleri olumsuz şekilde etkilemiştir. Domates bitkilerine uygulanan glisin betain ve nitrik oksit antioksidanları yaprak oransal su içeriği, yaprak su potansiyeli, stoma iletkenliği, membran zararlanma indeksi gibi fizyolojik parametreler üzerine kuraklık stresinin oluşturduğu zararlı etkileri azalttığı belirlenmiştir. Kuraklık stresi altındaki bitkilere kıyasla, yaprak oransal su içeriği GB uygulamasında % 5.91 oranında, stoma iletkenliği ise SNP uygulamasında % 68.28 oranında artış göstermiştir. Kuraklık stresi, domates bitkilerinde su kaybına neden olarak stomaların kapanmasına ve CO2 alımının azalmasına neden olmuştur. Antioksidan uygulamaları strese karşı savunma mekanizması geliştirerek fotosentez hızının ve transpirasyon hızının artmasını sağlamıştır. Kullanılan antioksidan uygulamaları lipid peroksidasyonunu engelleyerek MDA üretiminin kısıtlanmasını ve prolin miktarının artmasını sağlamıştır. Prolin miktarının artması bitkide osmotik dengenin korunmasına yardımcı olmuştur. Gisin betain ve nitrik oksit uygulamaları, domates bitkilerinde antioksidan enzim aktivitelerini arttırarak, oksidatif strese karşı daha dayanıklı hale gelmesini sağlamıştır. Bu durum askorbat peroksidaz (APX) ve glutatyon redüktaz (GR) aktivitelerinde GB uygulamasının kurak bitkilere kıyasla sırasıyla % 28.18 ve % 45.23 oranlarında, süperoksit dismutaz (SOD) aktivitesinde ise SNP uygulamasının kurak bitkisine kıyasla % 18.28 oranında artmasıyla desteklenmiştir. Domates yetiştiriciliğinde kullanılan glisin betain ve nitrik oksit antioksidan uygulamalarının bitki büyüme parametreleri, morfolojik, fizyolojik ve biyokimyasal parametreler üzerinde kuraklık stresinin etkilerini azalttığı belirlenmiştir.

Alenur Karapür
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Fasulyede bazı antioksidanların tuz stresini azaltıcı etkilerinin incelenmesi

Bu tez çalışmasında iklim odası koşullarında fasulye (Phaseolus vulgaris) yetiştiriciliğinde antioksidanların tuz stresini azaltıcı etkileri incelenmiştir. Çalışmada tuz stresine dayanıklı (BN150) ve duyarlı (BN16) iki farklı genotip kullanılmıştır. Çalışmada ilk olarak 25 mM NaCl konsantrasyonu daha sonra final konsantrasyonu 35 mM NaCl konsantrasyonu ve 100 mM glisin betain, 100µM jasmonik asit, 100 µM nitrik oksit, 100 µM melatonin, 0,5 mM salisilik asit ve 200 ppm potasyum silikat antioksidanları kullanılmıştır. Fasulye bitkilerine uygulanan antioksidanların stoma iletkenliği, membran zararlanma indeksi, yaprak oransal su içeriği ve yaprak su potansiyeli gibi fizyolojik parametreler üzerinde tuz stresinin bitki yaprak dokularında oluşturduğu yıkıcı etkiyi azalttığı belirlenmiştir. Tuz stresi koşullarında azalan klorofil a, klorofil b ve toplam klorofil konsantrasyonları antioksidan uygulamaları ile artmıştır. Tuz stresi, ROS seviyelerini artırır ve lipid peroksidasyonuna yol açar ve zincir reaksiyonu tetikleyerek lipidleri yok eder ve lipid radikallerini oluşturur sonucunda oksidatif stresin önemli bir biyomarkeri olarak kabul edilen malondialdehit (MDA) üretir. Çalışmada kullanılan antioksidanlar MDA miktarı üretiminde ciddi azalmalar sağlamıştır. Çalışmada kullanılan antioksidanlar tuz stresi koşullarında bitki dokularında artış göstererek antioksidatif savunma sistemi oluşturan, fenol, flavonoid, prolin, askorbat peroksidaz ( APX), glutatyon redüktaz (GR) aktivitelerini artırarak oksitadif hasarı azaltmıştır. Antioksidanlar bitki boyu, bitki ağırlığı, yaprak sayısı ve gövde çapı gibi bitki büyüme parametreleri üzerinde tuz stresinin etkisini azaltmıştır. Tuz stresi altında yetiştirilen fasulye bitkilerinin yapraklarında N, P, K, Ca, Mg makro besin elemntleri ile Zn, Cu, Fe mikro besin elementlerinin konsantrasyonları antioksidan uygulamları ile artış göstermiştir. Tuz stresi koşullarında artış gösteren Na ve Cl konsantrasyonları antioksidan uygulamaları ile azalış göstermiştir. Tuz stresi altında yetiştirilen fasulye bitkilerinde antioksidan uygulamalarının bitki büyüme parametreleri, fizyolojik parametreler ve antioksidan aktiviteleri üzerine olumlu etki yaptığı ve stresin olumsuz etkisini azalttığı belirlenmiştir.

Tuğçe Temtek
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Saimbeyli domatesinin morfolojik karakterizasyonu

Saimbeyli domatesine ait elimizdeki 19 genotipin deneme süresince bitkilerinin vegetatif gelişme aşamasında morfolojik karakterizasyonunun belirlenmesi için UPOV'un 36 özelliği incelenmiştir. Ayrıca, domates meyvelerinde ortalama ağırlık, meyve boyu, meyve çapı, meyve hacmi, suda çözülebilir kuru madde (SÇKM), vitamin C, toplam fenol ve toplam fenolik maddeler bakımından incelenmiştir. Saimbeyli domateslerinde ortalama meyve ağırlığı 216.90 g ile 269.99 g arasında, meyve çapı 71.05 mm ile 87.62 mm arasında, meyve boyu 51.48 mm ile 60.63 mm arasında, meyve hacmi 225.00 cm3 ile 292.08 cm3 arasında ve meyve sertliği 2.53 ile 3.27 kg/cm3 arasında belirlenmiştir. Domates meyvelerinde SÇKM değeri %3.30 ile %4,67 arasında, titre edilebilir asitlik %1.27 ile %2,14 arasında, meyve suyunda pH değeri 4.57 ile 5.30 arasında, toplam fenolik maddeler 65.0 ile 152,66 mg GA/100 G TA arasında ve toplam flavonoid 48.57 ile 89,42 mg RU/100 G TA arasında ve vitamin C içeriği ise 33.02 ile 39,04 mg/100 g arasında belirlenmiştir. Sonuç olarak yöresel bir çeşit olan Saimbeyli domatesinin bitki ve özellikle meyve özellikleri bakımından tanımlanması yapılmış ve kayıt altına alınmıştır. Gelecek çalışmalarda ticari bir çeşit olarak geliştirilmesi yapılabilecektir.

Yusuf Gökhan Bağrıaçık
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessEN

Effect of hydrogels on bean (Phaeolus vulgaris L.) growing under salt stress

Hydrogel polymers have garnered significant interest for their potential to improve water and nutrient retention under abiotic stress conditions. Similarly, the incorporation of biochar can enhance plant growth and development under such stresses. This study investigated the effects of a superabsorbent hydrogel (SAH), composed of alginate-based hydrogel and biochar derived from fruit peels, on common bean performance under salt stress. The experiment involved six treatments: T1 (control), T2 (salt), T3 (salt + 0.5 g SAH), T4 (salt + 1.5 g SAH), T5 (salt + 2.5 g SAH), and T6 (salt + 3.5 g SAH). Salt stress adversely affected plant morphological traits (e.g., plant height, leaf area, root length), physiological traits (e.g., photosynthesis, stomatal conductance, leaf temperature), nutrient uptake, and water absorption. Additionally, salt stress increased reactive oxygen species (ROS) concentrations, leading to enhanced lipid peroxidation and cellular damage. Treatment T3, which included 0.5 g of SAH, mitigated the effects of salt stress by improving root length, root fresh weight, shoot fresh weight, leaf area, number of leaves, leaf water potential, and stomatal conductance. T3 also enhanced water uptake, reduced membrane damage, and decreased sodium and chloride uptake. This treatment resulted in the lowest lipid peroxidation and the highest proline content, along with increased antioxidant enzymatic activity. Based on these findings, it can be concluded that the application of 0.5 g SAH could improve common bean growth and development under salt stress conditions. Since increasing doses of SAH cause Na accumulation in the root, the salt damage-reducing effect may not have been seen with increasing SAH doses. Keywords: Common Bean, Hydrogel, Biochar, Plant Growth, Stress Mitigation

Kamran Zıkarıa
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Cyclamen persicum çeşitlerinde fiziksel mutagen (60Co ve 137Cs) etkilerinin araştırılması

Bu tez çalışmasında, Cyclamen bitkisinde etkili mutasyon dozunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Etkili mutasyon dozunu belirlemek için gama ışın kaynağını (Kobalt-60 ve Sezyum-137) kullanılarak 3 deneme kurulmuştur. Kobalt-60 kaynağı ile bitkilere 0, 2, 5, 10, 15, 20, 35 ve 45 Gy ve tohumlara 0, 2, 5, 10, 15, 20, 35, 45, 65, 85, 110 ve 130 Gy dozları uygulanmıştır. Sezyum-137 kaynağında ise tohumlara 0, 50, 100, 150, 200, 250 ve 300 Gy ile ışınlanmıştır. Kontrol ve farklı ışın dozlarında ışınlanan bitkilerde ve tohumlarda 30. ve 60. gün morfolojik veriler alınarak regresyon analizi yapılmıştır. M1 bitkilerinde morfolojik ve fizyolojik özellikler üzerine etkilerinin belirlenmesi, mutasyon ıslahı çalışmalarında kullanılabilecek en uygun gama ışını etkili mutasyon doz değerinin saptanması ve bitkinin morfolojik bakımından süs bitkisi sektör beklentilerini karşılayabilecek çeşit geliştirilmesi amaçlanmıştır. Etkili mutagen dozu, Kobalt-60 (60Co) kaynağında dozlar arası fark çıkmadığı için hesaplanamamıştır fakat Sezyum-137 (137Cs) ışın kaynağı dozları verilerinde hesaplanan değer 301.9 Gy'dir. Daha fazla çimlenme için 290 Gy olarak belirlenmiştir. Kontrol ve farklı ışın dozları uygulanmış tohum ve yumrulara ait çimlenme oranı, canlılık oranı, bitki boyu (mm), yaprak en-boy (mm) ve yaprak sayısı (adet/bitki) olarak hesaplanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre Cyclamen bitkisine uygulanan mutasyon dozları neticesinde yeni bir çeşit ve farklı formda çiçek yapısı bakımından ümitvar genotiplerin olduğu kanaatine varılmıştır.

Senem Uğur
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı çilek çeşitlerinin kuraklık ve tuzluluk streslerine tepkilerinin belirlenmesi

Tarımsal alanlardaki su kaynaklarının hızla tükenmesi, iklim değişikliği ve tuzlanma sorunu tarımsal üretimde şuanda var olan ve gelecekte de devam edeceği tahmin edilen önemli sorunlardandır. Çilek çeşitlerinin bu stres koşullarına tolerans mekanizmasının ve tolerant-hassas çilek çeşitlerin belirlenmesi üreticiler açısından büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle bu tez çalışmasında, kullanılan on farklı çilek çeşidinde kuraklık ve tuzluluk uygulamalarının bu çeşitlerdeki fizyolojik ve biyokimyasal parametrelere olan etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Morfolojik olarak gözleme dayalı olarak skala değerlendirilmesi, yaprak sayısı, yaprak alanı, yaprak sap ve aya uzunluğu, yaprakta kuru ağırlık değerleri; fizyolojik olarak yaprak sıcaklığı, yaprak klorofil içeriği, fotosistem II değerleri, yaprak su potansiyeli ve yaprak oransal su içeriği; biyokimyasal olarak yapılan toplam fenolik madde içeriği, toplam antioksidan kapasite, şekerler, suksunik asit ve prolin içeriklerine göre çeşitler değerlendirilmiştir. Yaprak su potansiyelinin stres koşullarında arttığı belirlenmiştir. Toplam şeker içeriklerine bakıldığında kontrol grubunun ortalaması %7, PEG grubunun %18.5, tuz grubunun ise %16.2'dir. PEG uygulamasının dokuz çeşitte tuz uygulamasının tüm çeşitlerde şeker içeriğini arttırdığı belirlenmiştir. Morfolojik, fizyolojik ve biyokimyasal ölçümler sonucu elde edilen veriler korelasyon analizi yapılmıştır

Şule Hilal Attar
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Mikoriza uygulamalarının avokado çöğür gelişimi üzerineetkileri

Bu çalışmada üç farklı mikoriza türünün avokado çöğür gelişimine ve bitki besin elementi alımı üzerine etkileri, mikorizanın etkinliği ve avokado bitkisinde mikorizaya bağımlılığın belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada Glomus caledonium ve Glomus intradices türü ile doğal (mix mikoriza) mikoriza kullanılmıştır. Mikoriza türleri aşılamasının avokado çöğür gelişimini istatistiki olarak arttırdığı belirlenmiştir. En yüksek sürgün boyu ve gövde çapı Glomus caledonium ile aşılı çöğürlerde elde edilmiştir. En düşük sürgün boyu ve gövde çapı ise mikorizasız kontrol bitkilerinde sağlanmıştır. Yaprak sayısı en fazla olan bitkiler doğal mikorıza aşılanmasında; en az ise kontrol bitkilerde belirlenmiştir. En yüksek bitki taze ve kuru ağırlığı ile SPAD değerleri Glomus caledonium ile aşılı çöğürlerde saptanmıştır. Mikoriza ile aşılı bitkilerin PSII etkinliği kontrol bitkilere göre daha yüksek ölçülmüştür. En yüksek mikoriza infeksiyon oranı Glomus caledonium (%100)'da lçülmüştür. Mikorizaya bağımlılık da en yüksek değer % 75.61 ile Glomus caledonium ve % 47.90 ile de Doğal mikoriza ile aşılı çöğürlerde elde edilmiştir. Bitki besin elementi alımında da mikoriza aşılamasının kontrol uygulamalarına göre önemli düzeyde etkili olduğu belirlenmiştir.

Alperen Gübür
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Robinson mandarininde bazı uygulamaların meyve özellikleri üzerine etkisi

Bu çalışmada meyve iriliği ve kaliteyi arttırmak için turunç anacı üzerine aşılı Robinson mandarin çeşidinde kontrol, yaz budaması, kış budaması, elle seyreltme, deniz yosunu, potasyum 1, potasyum 2, maxim, maxim+K1 ve maxim+K2 olmak üzere toplam 10 uygulamanın meyve verimi, meyve iriliği, pazarlanabilir meyve miktarı ve kalitesi üzerine etkileri araştırılmıştır. Deneme Çukurova Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Çiftliğinde bulunan turunç üzerine 6*6 m mesafe ile dikilmiş Robinson üretim parselinde yürütülmüştür. Araştırmada ağaca başına verim (kg/ağaç), meyve ağırlığı, meyve genişliği, meyve uzunluğu, meyve indeksi, çekirdek sayısı, kabuk kalınlığı, SÇKM, Asit, SÇKM/Asit oranı, meyve tutum oranı, pazarlanabilir meyve oranı ve meyve subjektif özellikleri incelenmiştir. Araştırma sonucunda ağaç başına verim önemsiz bulunurken en geniş çaplı meyveler ve en yüksek usare miktarı maxim uygulamasında Turunçgillerde meyve olgunluğunun en önemli kriteri olan SÇKM/Asit oranı ise en yüksek olarak deniz yosunu uygulamasında tespit edilmiştir. Robinson mandarininde en yüksek SÇKM miktarı maxim+K2 (%15.44) ve potasyum 2 (%15.34) uygulamalarında; en düşük SÇKM ise kış budamasında (%13.66) saptanmıştır.

Umut Ergan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Topraksız Kültür Üzüm Yetiştiriciliğinde Taç ve Kök Yönetimi

Topraksız tarım, toprak kaynaklı patojenlerden ve toprağın neden olduğu abiyotik streslerden kaçınmak için, beslenmenin ve su durumunun izlendiği, ürüne özgü talepleri karşılayacak şekilde ayarlandığı bir yetiştirme modelidir. Bu çalışmada, Black Magic üzüm çeşidinde farklı yetiştirme ortamları (Kokopit (K), Pomza (P), Torf (T), P:K (2:1, v/v), P:T (2:1, v/v), dal sayısı (tek dal ve çift dal) ve kök kesme (kök kesme var ve kök kesme yok) uygulamalarının fenoloji, verim, kalite ve bitki besleme ile üzüm tanesinin biyokimyasal ve mineral element bileşimine etkisi 2019-2022 yıllarında Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü, Araştırma ve Uygulama Bağında örtüaltı koşullarında incelenmiştir. Ayrıca, uygulamaların bitki büyümesi ile, ekofizyolojik özelliklere etkisi de saptanmıştır. Araştırmada asmaya uyarlanmış Hoagland besin çözeltisi kullanılmıştır. Besin çözeltisi su ile birlikte otomasyonla ve damla sulama yoluyla verilmiştir. Sulama ve gübreleme solar radyasyona ve fenolojik gelişme dönemlerine göre sıklığı ve süresi ayarlanarak yapılmıştır. Beş yetiştirme ortamına da aynı sulama ve gübreleme uygulanmıştır. Uygulamaların beslenme üzerine etkisini belirlemek amacıyla tam çiçeklenme ve ben düşme döneminde alınan yaprak ayası ve sap örneklerinde makro ve mikro element analizleri yapılmıştır. Çalışmanın ilk yılında bitki büyümesi üzerine kokopit yetiştirme ortamının nispeten daha etkili olduğu belirlenmiştir. İkinci ve üçüncü yıl çalışmalarında en yüksek verim ve salkım ağırlığı, kokopit ve pomza ortamlarından, yüz tane ağırlığı ve hacmi ise pomza ortamından alınmıştır. Dördüncü yıl en yüksek verim, kokopit, yüz tane ağırlığı ve hacmi pomza ve P:T ortamlarında saptanmıştır. En yüksek Suda Çözünebilir Kuru Madde (SÇKM), asitlik ve olgunluk indisi ikinci ve dördüncü yılda P:T, en yüksek SÇKM ve olgunluk indisi değerleri ise üçüncü yılda P:K ortamından alınmıştır. Tam çiçeklenme ve ben düşme döneminde alınan yaprak ayası ve saplarındaki besin element konsantrasyonu yetiştirme ortamlarına, dal sayısı ile kök kesme uygulamalarına ve yıllara göre farklılık göstermiştir. Üçüncü ve dördüncü yıl olgun üzümlerde yapılan besin elementi analizlerinde tek dal uygulaması çift daldan daha yüksek değerler vermiş, dördüncü yıl yapılan kök kesme var uygulamasında kök kesme yapılmayanlardan daha fazla besin elementi konsantrasyonu tespit edilmiştir. Olgun üzüm tanelerinde yapılan biyokimyasal analizlerde en yüksek toplam fenol, toplam antosiyanin ve antioksidan kapasite, üçüncü ve dördüncü yıllarda torf ortamından alınan örneklerde saptanmıştır. Sonuç olarak topraksız kültür üzüm yetiştiriciliği için en uygun yetiştirme ortamının kokopit ve pomza, dal uygulamasının çift dal olduğu, kök kesme uygulamaları arasında farklılığın belirgin çıkmadığı belirlenmiştir. Sonraki çalışmalarda yerli ve diğerlerinden daha ucuz olan pomza ortamının saf veya karışım olarak kullanımının öncelikli olarak teşvik edilmesinde yarar görülmektedir. Anahtar kelimeler: Asma, topraksız yetiştiricilik, yetiştirme ortamı, bitki besleme, kök budaması

Melike Ada
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Çilekte melezleme ıslahı yöntemi ile F1 melez popülasyonlarının oluşturulması ve kurağa tolerans durumlarının belirlenmesi

Bu araştırma 2021-2023 yetiştirme dönemlerinde Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümüne araştırma ve uygulama alanlarında yer alan cam seralar ile doku kültürü laboratuvarlarında yürütülmüştür. Melezleme ıslahı programında; anne ebeveyn olarak 'Osmanlı', 'Kara', 'Tüylü', 'Albion', 'San Andreas', 'E22', 'Brillance', 'Ananassa' ile tozlayıcı olarak 'Albion', 'E22', 'San Andreas' ve 'Tüylü' çeşitleri ile 9 farklı melez kombinasyonu oluşturulmuş ve yapay melezlemeler kontrollü bir şekilde yapılmıştır. Bu tezde klasik melezleme ıslahı yöntemiyle elde edilen 9 farklı melez çilek kombinasyonundan elde edilen F1 bireylerinin in vitro koşullarda kurağa tolerans durumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla in vitro koşullarda çimlendirilen F1 melez bireyleri PEG 6000 (Polietilen glukol) uygulaması ile yapay kuraklık stresi koşulları oluşturularak sürgün boyu, yaprak alanı, kardeş sayısı, kardeşlenme oranı, klorofil miktarı ve yaprak sıcaklığı kriterleri baz alınarak kurağa tolerans durumları belirlenmiştir. Elde edilen verilere göre kontrol bitkiler ve strese tabi tutulan bitkiler karşılaştırılmıştır ve kurağa en dayanıklı olan bitkiler seçilmiş ve skala puanlaması yapılmıştır. En yüksek puanı Kara x E22 (26x12) melezi alırken, seçilmiş melez bireylerden 26x17 no'lu genotip söz konusu çeşitleri izlemiştir.

Tuğçe Alan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Hacıhaliloğlu kayısı çeşidinin klon seleksiyonu ve moleküler karekterizasyonu

Hacıhaliloğlu kayısı çeşidi yetiştiricilik açısından yüksek adaptasyon yeteneği, düzenli ve bol ürün vermesi, kurutmalık özellikleri açısından üstün kalitede olması sebebiyle üreticiler tarafından tercih edilmektedir. Ayrıca çeşit içi varyasyonun yüksek olması klon seleksiyonu çalışmalarında odak noktası olmasına neden olmuştur. Bu çalışma 2022-2025 yılları arasında Malatya ilinin 8 ilçesinde yürütülmüştür. Çalışmada 22 farklı Hacıhaliloğlu klonu ile kontrol olarak seçilen Kayısı Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü Ulusal Genetik Kaynaklar Parselinde yer alan standart Hacıhaliloğlu çeşidi kullanılmıştır. Çalışmada klonların morfolojik, fenolojik ve meyve kalite özellikleri değerlendirilmiş, moleküler düzeyde yapılan analizde DArT tekniği kullanılarak klonlar arasındaki genetik benzerlik ve farklılıklar ortaya konmuştur. Çalışmada yapılan morfolojik gözlemlerde ağaç taç genişliklerinin 380-1310 cm arasında; ağaç taç yüksekliğinin 315-1130 cm arasında; gövde çevresinin 61-180 cm arasında arasında değişim gösterdiği görülmüştür. Meyve kalite özellikleri bakımından incelendiğinde meyve eninin 30.37 ile 42.83 mm; meyve boyunun 30.48 ile 45.04 mm; meyve yüksekliğinin ise 32.40 ile 44.09 mm arasında değişim gösterdiği görülmüştür. Meyve ağırlıkları 18.89 g ile 51.02 g arasında, et/çekirdek oranı %11.22 ile % 26.54 arasında değişim göstermiştir. SÇKM oranları %22.17 ile % 25.63; titre edilebilir asitlik miktarı % 0.28 ile %0.47; pH değeri ise 4.4 ile 7.9 arasında değişmiştir. Renk değerleri incelendiğinde ise; 'L'değeri 51.87 ile 76.5; 'a' değeri -7.47 ile 10.88; 'b' değeri ise 23.47 ile 35.52 arasında değişim göstermiş ve renk okumaları sonucunda hesaplanan C* değeri 23.47 ile 35.96; Hue (h⁰) değerinin ise 1.18 ile 178.64 arasında değer aldığı görülmüştür. Tartılı derecelendirme sonucunda; HK2-HK4-HK7-HK8-HK10-HK11-HK15-HK16 ve HK20 nolu klonlar kontrolden daha yüksek puanlar almıştır. Moleküler çalışmalar sonucunda elde edilen dendrogramda; HK19, HK21 ve HK22 klonlarının diğer klonların yer aldığı kümenin uzağında yer aldığı bunun yanı sıra HK8, HK15 ve HK20 klonlarının aynı kümede yer almasına rağmen bulunduğu küme içerisinde en fazla genetik farklılığı yansıtan klonlar oldukları görülmüştür. Çalışma sonunda öne çıkan klonların aynı çevresel koşullar altında bahçe performanslarının değerlendirilmesi önerilmektedir.

Çiğdem Yavuz
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Çataloğlu kayısı çeşidinin klon seleksiyonu ve moleküler karekterizasyonu

Çataloğlu kayısı çeşidi ilkbahar geç donlarına dayanıklı, Hacıhaliloğlu ve Kabaaşı kayısı çeşitlerinden sonra en fazla yetiştiriciliği yapılan verimli kurutmalık bir kayısı çeşididir. Malatya ekolojisinde çeşidin hızla yayılıyor olması ve bir çok farklı klonlarının bulunması, verimli ve kaliteli klonların tespit edilip üretime kazandırılması açısından önem arz etmektedir. Bu çalışma Malatyanın ilçelerinde (Yeşilyurt, Doğanşehir, Darende, Yazıhan, Kale, Hekimhan, Battalgazi, Akçadağ) gerçekleştirilmiştir. Çalışmada 22 farklı klon ve Kayısı Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü bünyesinde bulunan Ulusal Genetik Kaynaklar Parselindeki tescilli standart Çataloğlu kayısı çeşidi kontrol olarak incelenmiştir. Değiştirilmiş Tartılı Derecelendirme Yöntemiyle klonların toplam değer puanları belirlenmiş ve yeni nesil dizileme (DArT) tekniğiyle de Moleküler karektarizasyonları gerçekleştirilmiştir. Çataloğlu klon seleksiyonu arazi çalışmalarında fenolojik gözlemler alınmış ve morfolojik özellikler incelenmiştir. Klonların yaşları 5 ile 38 aralığında, taç genişliği 420-1203 cm, taç yüksekliği 265-1280 cm, gövde çevresi 37-139 cm olarak belirlenmiştir. Labaratuvar çalışmalarında meyve analizleri gerçekleştirilmiş olup, yapraklarda moleküler karektarizasyon için DNA izolasyonu gerçekleştirilmiştir. DNA izolasyon aşaması sonrasında örnekler Diversity Arrays Technology şirketine (Avustralya) gönderilmiştir. Meyve kalite özellikleri bakımından klonların meyve ağırlıkları 26,66-46,41g arasında, et/çekirdek oranı 12,93-19,37 arasında ve suda çözünebilir kuru madde miktarı (SÇKM) %21,67-27,30 brix arasında değişim göstermiştir. Yapılan moleküler çalışma sonucunda Çataloğlu klonlarına ait PCA ve kümeleme analizleri klonların genetik yapısının büyük oranda benzer olduğunu, ancak Çataloğlu 19 klonunun genetik olarak belirgin şekilde farklılaştığını ortaya koymuştur. Tartılı derecelendirme ve moleküler analiz sonucunda ÇK5, ÇK15, ÇK19, ÇK21, ÇK22 klonlarının aynı koşullar altında verim ve meyve kalite özellikleri incelenerek üretime kazandırılması önerilmektedir.

Didem Koşar
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

In vitro tuz stresi şartlarında bazı patlıcan türlerinin gelişim düzeylerinin belirlenmesi

Bu çalışma, farklı tuz (NaCl) konsantrasyonlarının farklı patlıcan tür ve çeşitlerinin çimlenme, morfolojik ve fizyolojik özellikleri üzerine etkilerini in vitro koşullarda belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Araştırma, Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümüne ait Prof. Dr. Saadet BÜYÜKALACA Bitki Doku Kültürü Laboratuvarı'nda gerçekleştirilmiştir. Denemede dört farklı patlıcan çeşidi (Topan 374, Amadeo F1, HAWK ve AGR-703) bitkisel materyal olarak kullanılmıştır. Çalışmada Murashige ve Skoog (1962) besin ortamına farklı NaCl dozları (0, 50, 100, 150, 200, 250 ve 300 mM) eklenmiştir. Araştırmada tuz stresinin çimlenme oranı (%), ortalama çimlenme süresi (gün), çimlenme hızı, gövde ve kök yaş-kuru ağırlıkları (g), gövde ve kök uzunluğu (mm) ile nispi su içeriği (%RWC) üzerine etkileri incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar, artan NaCl konsantrasyonlarının tüm genotiplerde çimlenme oranı ve biyokütle miktarlarını azalttığını, çimlenme süresini uzattığını ve RWC değerlerini düşürdüğünü göstermiştir. Çeşit × ortam etkileşimi tüm parametrelerde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Genel değerlendirmede, Amadeo F1 çeşidi gövde ve kök yaş-kuru ağırlıkları, gövde ve kök uzunlukları bakımından en yüksek değerlere ulaşmış ve morfolojik dayanıklılığı ile ön plana çıkmıştır. AGR-703 çeşidi, yüksek RWC değeri (%94.00), kısa çimlenme süresi ve yüksek çimlenme hızı ile fizyolojik tolerans açısından en iyi performansı göstermiştir. Topan 374 çeşidi orta düzeyde, HAWK çeşidi ise tüm parametrelerde düşük performans sergileyerek en hassas genotip olarak belirlenmiştir. Çok değişkenli analiz (PCA ve Isı Haritası) sonuçlarına göre, ilk iki bileşen toplam varyansın %82'sini açıklamış ve çeşitler arası ayrımı başarıyla ortaya koymuştur. Sonuç olarak, bu çalışma patlıcanda tuz stresine karşı genotipik varyasyonun belirgin olduğunu göstermekte; Amadeo F1 ve AGR-703 genotiplerinin tuz stresine dayanıklılık açısından ıslah programlarında ebeveyn materyali olarak değerlendirilebileceğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Patlıcan, In vitro Tuz Stresi, Çimlenme, Morfolojik ve Fizyolojik Özellikler, PCA

Ayselnur Şahin
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Hasat öncesi metil jasmonate (MeJA) uygulamalarının star maviyemiş çeşidinin muhafaza üzerine etkileri

Bu tez çalışmasında Star maviyemiş çeşidinde derim öncesi metil jasmonat'ın (MeJA) farklı doz uygulamalarının muhafaza üzerine etkileri araştırılmıştır. Tahmini derimden 15 gün önce maviyemiş ağaçlarına değişik konsantrasyonlardaki Metil Jasmonat (MeJA) yapraktan uygulanmıştır. Maviyemiş ağaçları için; 0 (kontrol), 0.5 mM ve 1 mM konsantrasyonlarında MeJA %0.01 lik (Tween-20) yayıcı yapıştırıcı karıştırılarak sprey şeklinde bir uygulama ve kontrol ağaçları için ise sadece su ve yayıcı yapıştırıcı karıştırılarak bir uygulama yapılmıştır. Metil jasmonat (MeJA) uygulanmış ve uygulanmamış ağaçlardan derilen maviyemiş meyveleri 2 °C sıcaklıkta %90-95 oransal nem koşullarında 35 gün muhafaza edilmiştir. Meyveler muhafaza süresince periyodik olarak 7 gün aralıklarla çıkartılarak meyvelerde meydana gelen fiziksel ve kimyasal değişimler belirlenmiştir. Derilen meyvelerde derim sırasında, ağaç başına verim, ortalama meyve ağırlığı, meyve en ve boyu, meyve kabuk rengi, meyve eti sertliği, mumsu tabaka miktarı, SÇKM (Suda çözünebilir kuru madde) miktarı, pH ve TEA (Titre edilebilir asit) miktarı analizleri yapılmıştır. Muhafaza süresince ağırlık kaybı, çürük meyve miktarı, meyve kabuk rengi, meyve eti sertliği, SÇKM miktarı, TEA miktarı, toplam fenolik madde miktarı, C vitamini, antosiyanin miktarı ve antioksidan aktivitesi analizleri yapılmıştır. Çalışmada elde edilen fiziksel ve kimyasal analizler bulgularına göre; farklı dozlarda MeJA (0.5 ve 1 mM) uygulanmış maviyemiş meyvelerinin karşılaştırılması sonucunda MeJA uygulaması yapılan analizlerde meyve boyu, hue açısı, meyve sertliği, titre edilebilir asit, pH, fenol, antioksidan, antosiyanin miktarları üzerine istatistiksel olarak önemli bir etkisine rastlanmamıştır. Muhafaza süresince MeJA uygulamasının ağırlık kaybı, mumsu tabaka miktarı, suda çözünebilir kuru madde miktarı ve vitamin C değerleri açısından istatiksel olarak pozitif sonuçlar verdiği belirlenmiştir. MeJA uygulamasının muhafaza süresince saptanan ağırlık kaybını azaltmada başarılı sonuç verdiği tespit edilmiştir. Muhafaza süresinin uzaması ile mumsu tabaka miktarının azaldığı görülmüştür. MeJA uygulaması, en yüksek C vitamini içeriğine sahip olmuştur. Muhafaza süresince 35 gün depolanan Star maviyemiş meyveleri meyve kalite kriterlerine olumlu etkisinin olduğu belirlenmiştir.

Ümmühan Dölek
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı elma ve şeftali çeşitlerinde Paclobutrazol'ün (PP-333) fizyolojik etkileri üzerinde araştırmalar

öz PP-333 son yıllarda geliştirilmiş özellikle meyve ağaçlarında büyümeyi düzenleyici bir kimyasal maddedir. Bu kimyasal madde Ülkemizde Yalova, Bursa, Adana ve Niğde'de Starking Delicious ve Amasya elma çeşitleriyle Dixired, J.H.Hale, Redhaven şeftali çeşitlerin de renklenmeyi artırmak, sürgün büyümesini azaltmak ve ertesi yılın ürününü artırmak amacıyla erken ilkbahar ve yazın toprak üstü organ larına ve özellikle yapraklara püskürtülmüştür. Uygulamalar elmalarda vegetatif gelişmeyi % 10-15 oranında azaltırken meyvelerde kırmızı renk oluşumunu önemli düzeyde artırmıştır. Şeftalilerde sürgün büyümesi % 50 ye kadar azalmış, buna karşın 100 cm'lik sürgünde oluşan meyve gözü sayısı da önemli ölçüde artmıştır. Meyve eti sertliği, suda çözünebilir toplam kuru madde miktarı ve ortalama meyve ağırlığı tüm uygulamalarda artmıştır. Bu sonuçlara göre, Paclobutrazol (PP-333) Ülkemizdeki elma ve şeftali yetiştiriciliği için umutlu görünmektedir. - V -

Zeki Kara
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
1985
00
DoctorateOpen AccessTR

Değişik antepfıstığı anaçlarıyla bunlar üzerine aşılı antepfıstığı çeşitleri arasında topraktan bitki besin maddeleri alımları bakımından karşılıklı etkileşmeler

ÖZ Ç.Ü.Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümünde yürütülen bu çalışmada, Pistacia vera L. (Antepfıstığı), Pistacia khinjuk Stocks (Buttum) ve Pistacia atlantica Desf. (Atlantik Sakızı) anaçlarıyla, bunların üzerine aşılı Kırmızı, Uzun, halebi, Siirt ve Ohadi Antepfıstığı çeşitleri arasında topraktan bitki besin maddeleri alımları bakımından karşılıklı etkileşmeler incelenmiştir. Anaçların topraktaki bitki besin maddelerinden yararlanma yetenek lerinin farklı olduğu ve bu özeliklerini üzerlerine aşılanan çeşitlere de akset tirdikleri bulunmuştur. Pistacia atlantica Desf. anacının yapraklarındaki K, Mg, Mn düzeyleri öteki iki anaçtan daha yüksek bulunmuştur. Üç anacın yapraklarındaki P, Ca, Fe, Cu düzeyleri arasında önemli farklar bulunmamıştır. - V -

Ahmet Münir Bilgen
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
1985
00
Master'sOpen AccessTR

Yabani asma (Vitis vinifera ssp. silvestris) genotiplerineait üzümlerin fitokimyasal özelliklerinin belirlenmesi

Bu araştırma, Diyarbakır, Elazığ ve Siirt illerinden toplanarak Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Bağcılık Araştırma ve Uygulama Alanında koruma altına alınmış yabani asma (Vitis vinifera ssp. silvestris) parselindeki, 8 yabani asma genotipinin (E2, K1, L7, M1, M2, M5, M6, P1) fitokimyasal özelliklerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Ayrıca yabani asma genotiplerinde fiziksel (tane eni ve boyu (mm), salkım eni ve boyu (mm)) ve kalite özellikleri (suda çözünebilir kuru madde (SÇKM), pH ve TA (titrasyon asitlği (g/l) bakımından da incelenmiştir. Buna ek olarak çalışmada enzim aktiviteleri de incelenmiştir. DPPH yönteminde antioksidant aktivite en yüksek M6 yabani asma genotipine ait çekirdek örneğinde 573,78 µg/ml olarak bulunmuştur. ABTS yöntemi kullanılarak elde edilen sonuçlara göre en yüksek antioksidan aktivitesi 171,60 µg/ml ile L7 yabani asma genotipine ait ekstrede tespit edilmiştir. CUPRAC yönteminde ise en yüksek antioksidan aktivitesi 65,9531 µg/ml ile E2 yabani asma genotipine ait çekirdek ekstresinde bulunmuştur. Tüm bu sonuçlar dikkate alındığında genel olarak çekirdeklere ait ekstre örneklerinde, kabuklu meyve eti ekstre örneklerine göre daha yüksek antioksidan aktivitesi tespit edilmiştir. Elde edilen enzim aktivite sonuçlarına göre çalışılan genotiplerde AChE, BChE ve tiyoüre enzimleri aktif bulunmamıştır. En yüksek kollajenaz enzim inhibisyon aktivitesi, 21.34 µg/ml ile P1 yabani asma genotipinin meyve (kabuk ve meyve eti) ekstresinden elde edilmiştir. Bu çalışma, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde asmanın tarihi kültür sürecine ve literatüre katkı sağlamak; sağlık, farmakoloji, kozmetik gibi alanlarda üzümün faydalarından yararlanmak ve bağcılıkta yabani genotiplerin ıslah çalışmalarında gen kaynağı olarak kullanımı yönündeki çalışmaları teşvik ederek, yabani asmaların güçlü kalıtımsal özelliklerinin belirlenip sonraki jenerasyona aktarımını sağlayacak çalışmaların önünü açmak amacıyla yürütülmüştür. Bu bölgede çalışılan yabani asma genotiplerinin antioksidan kapasiteleri, fenolik bileşikleri ve enzim aktiviteleri konusunda daha önce yapılmış herhangi bir çalışmaya rastlanılmamıştır. Bu nedenle bu çalışma ilk olması açısından büyük önem taşımaktadır.

Bitki fenolikleri
Selma Akyıldız
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Öküzgözü üzüm çeşidinde klon seleksiyonu-II

Bu çalışmada, Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bağcılık Uygulama ve Araştırma Alanı'nda 2016 yılında kurulan Öküzgözü (Vitis vinifera L.) üzüm çeşidine ait klon adaylarına ait deneme bağında, klon seleksiyonu uygulamasının ikinci aşamasının birinci yılına ait 2024 üretim dönemi verileri analiz edilerek, üstün nitelikli klonların belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu deneme, her biri üç tekerrürlü olmak üzere 26 adet klon adayından oluşmuştur. Bu çalışmadaki tüm parametreler; 3 tekerrürlü ve her tekerrürde 4 adet omca olmak üzere toplam 12 adet omcanın ortalaması alınarak hesaplanmıştır. Bu kapsamda 312 adet omcanın verileri analiz edilmiştir. Araştırmada; fenolojik gözlemler (budama, sürme, çiçeklenme, tane tutum, ben düşme, hasat), verim (omca verimi, sürgün ve salkım sayısı, sürgün başına salkım sayısı) ve kalite parametreleri (pH, suda çözünür kuru madde, tartarik asit, salkım ve tane ağırlığı, tane hacmi, tane boyutları, şıra randımanı) analiz edilmiştir. Fenolojik gelişim süresi ortalama 186 gün olarak hesaplanmış ve klonlar arasında belirgin fark gözlenmemiştir. Verim analizlerinde, EÜ54 (4516,46 g/omca), EDK1 (4310,83 g/omca) ve ET24 (4112,50 g/omca) klonları en yüksek omca verimini göstermiştir. Kalite analizlerinde, EDK1, ET17 ve ET24 (4,02 pH), ET5 (%23,41 SÇKM, 303,83 g/100 tane ağırlığı, 284,17 ml/100 tane hacmi), EB15 (8,92 g/L tartarik asit) ve ED2 (%70,25 şıra randımanı) klonları öne çıkmıştır. Budama artığı ve salkım ağırlığı analizlerinde klonlar arasında istatistiksel fark bulunmazken, diğer parametrelerde anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir (p<0,001). Bu çalışma, yüksek verimli, kaliteli ve üstün nitelikli öküzgözü üzüm çeşidine ait klonlarının belirlenmesine katkı sağlamayı hedeflemekte; bu yönüyle sürdürülebilir bağcılık uygulamaları için yürütülecek gelecekteki araştırmalara bilimsel bir temel sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Öküzgözü, Üzüm, Klon, Seleksiyon

Faik Gençdal
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
10
DoctorateOpen AccessTR

Farklı dozlarda uygulanan etil metan sülfonatın biberde (capsicum annuum L.) bitki gelişimi, bazı fizyolojik parametreler ve phytophthora capsici üzerine etkileri

Bu çalışmada Kandil, Üçburun biber çeşitleri ve Çermik biberi olarak bilinen yerel bir genotipte Etil Metan Sülfonat (EMS) kullanılarak mutasyon oluşturulup, verimli, kaliteli ümitvar hatların elde edilmesiyle biberde görülen kök boğazı yanıklığı (Phytophthora capsisi) hastalığına dayanıklı belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla biber tohumları kimyasal mutagen kaynağı EMS ile %0,1, %0,2, %0,3, %0,4, %0,5, %0,75 ve %1,0 dozlarında kimyasala maruz bırakılmıştır. Çalışma M1 ve M2 dönemlerini kapsayıp (2023 2024 yılları); M1 generasyonu döneminde tohumlarda çimlendirme çalışmaları, fide döneminde ''Etkili Mutasyon Dozunu'' belirleme çalışmaları ve araziye fidelerin dikimi gerçekleştirilmiştir. M2 generasyonu döneminde ise bir önceki yıl toplu seleksiyon yöntemi ile alınan biber tohumları ekilmiştir. M2 generasyonunda sera ortamında saksılardaki fidelere kök çürüklüğü hastalığı bulaştırılmış ve nekroz boyları (cm) ölçülmüştür. Arazide ise fidelerin dikimleri yapılmış ve sezon sonunda teksel seleksiyon yöntemi ile seçilen hatlardan tohumlar alınmıştır. M1 ve M2 generasyonundaki morfolojik karakterizasyonlar, Uluslararası Yeni Bitki Çeşitlerinin Korunması Birliği (UPOV) ve Tohumluk Tescil ve Sertifikasyon Merkez Müdürlüğü (TTSM) biber tanımlama kriterlerine göre yapılmıştır. Mutasyon ıslahı çalışmalarında seçilimlerin yapıldığı M2 generasyonunda hasat parametresi incelendiğinde; Üçburun biber çeşidine ait hatlarda en yüksek toplam verim %0,3+9 saat uygulamasında; en az verim ise geri kalan tüm uygulamalarda tespit edilmiştir. Çermik genotipine ait hatlarda ise en fazla verim %0,4+6 saat uygulamasında; en düşük verim ise %1,0+6 ve %1,0+9 saat uygulamalarında tespit edilmiştir. Kandil biber çeşidine ait hatlarda ise en fazla verim %0,2+9 saat uygulamasında (20.253,10 g); en düşük verim ise %0,3+9 (6.816,90 g) ve %0,75+9 saat (8.399,40 g) uygulamalarında tespit edilmiştir. Elde edilen verilere göre kimyasal mutagen kullanımı ile artan dozlarda ve artan sürelerde mutagenlerin kullanımı ile bitki tohumlarında çimlenme oranlarının azaldığı, bitki boylarında kısalmaların yaşandığı, yapraklardaki prolin miktarı, SOD ve CAT gibi enzim miktarlarının artan dozlara bağlı olarak arttığı tespit edilmiştir. Çalışma sonunda elde edilen tüm parametrelerin istatistik sonuçlarına göre üç biber çeşit/genotipinden elde edilen en verimli hatlar belirlenmiştir. Üçburun çeşidine en verimli hatlar %0,3+9 saat, %0,2+9 saat ve %0,4+6 saat uygulamalarından; Çermik genotipinde en verimli hatlar, %0,4+6 saat, %0,1+9 saat ve %0,2+9 saat uygulamalarından; Kandil çeşidinde en verimli hatlar, %0,2+6 saat uygulamasından ve %0,1+9 saat uygulamasında tespit edilmiştir. Sonuç olarak bitki ıslahında yeni çeşitlerin elde edilmesinde, kimyasal mutagenlerin kullanımı ile biberlerde varyasyonların elde edilebilmesi mümkün görünmektedir. Elde edilen sonuçlar birlikte değerlendirildiğinde; pazar değeri yüksek, albenisi olan ve hastalığa dayanıklı çeşitlerin seçimi yapılarak yeni hatların elde edildiği düşünülmektedir.

Erhan Akalp
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
10
Master'sOpen AccessTR

Melatonin ve salisilik asit uygulamalarının tuz (NaCl) stresi altındaki Diyarbakır sürme karpuzu (Citrullus lanatus) ve Crimson sweet karpuz çeşidinde bitki gelişimine etkisi

Bu çalışmada, Diyarbakır' a özgü Sürme genotipi (Citrullus lanatus) ve ticari Crimson Sweet karpuz çeşidinin tuzluluk, melatonin ve salisilik asit uygulamalarına gösterilen tepkiler araştırılmıştır. Çalışma, 2023 yılı Nisan ayında Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nde topraksız tarım koşulları altında yürütülmüş ve tesadüf parselleri deneme desenine göre üç tekerrürlü olarak gerçekleştirilmiştir. Denemede melatonin (50, 100, 200 µM) ve salisilik asit (0,5 ve 1,0 mM) dozları uygulanmış ve daha sonra 150 mM NaCl tuz stresi uygulanmış. Bitki boyu, kök uzunluğu, yaprak alanı, klorofil içeriği, prolin derecesi gibi birçok farklı özellik ve morfolojik parametrelere bakılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, tuz stresi bitki ve kök boyu, yaprak sayısı ve ağırlıkları gibi önemli büyüme parametrelerinde azalmaya neden olurken, melatonin ve salisilik asit uygulamalarının bu olumsuz etkileri kısmen azalttığı gözlenmiştir. Özellikle melatonin 200 µM uygulaması, hem Crimson Sweet hem de Sürme genotipinde bitki büyümesini ve kuru ağırlıkları kontrol koşullarına yakın seviyelere getirmiştir. Tuz stresine bağlı olarak yükselen prolin içeriği salisilik asit ve melatonin uygulamalarla düşürülmüştür. Ayrıca, yansıma oranları gibi fizyolojik parametrelerdeki değişiklikler, bitkilerin stres koşullarına verdikleri tepkileri göstermektedir. Sonuç olarak, melatonin ve salisilik asit uygulamalarının, karpuz genotiplerinin tuz stresine toleransını artırmada etkili olduğu belirlenmiştir. Bu bulgular, Diyarbakır bölgesinde yetiştirilen karpuz çeşitlerinin tuzlu topraklarda üretimi ve gelecekte yapılacak ıslah çalışmalarında kullanılmak üzere umut vadetmektedir. Ayrıca, bu genotiplerin biyostimülan ajanlarla desteklenmesi, tuza dayanıklı yeni çeşitlerin geliştirilmesi için önemli bir kaynak teşkil edeceği düşünülmektedir.

Sümbül Gündüz
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
10
Master'sOpen AccessTR

Elazığ ilinde tarla koşullarında yetiştirilen nergis çiçeğine (Narcissus spp. ) farklı sıvı gübre uygulamalarının etkisi

Nergis (Narcissus ssp.), Amaryllidaceae (Nergisler) familyasına ait soğanlı bir süs bitkisidir. Kesme çiçek olarak kullanılmasının yanında park ve bahçelerde ve iç mekânlarda saksılı bitki olarak kullanılmaktadır. Araştırmada; iki farklı nergis çeşidine (Sempre Avanti ve Barret Browning) organik kökenli altı çeşit sıvı gübrenin (Organik+mineral sıvı gübre-I, Organik sıvı gübre-II, Fındık sirkesi, Tavuk sirkesi, Ticari sıvı gübre, Humik asit) etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, Elazığ ilinde tarla koşullarında üç tekerrürlü basit tesadüfi deneme yöntemi ile oluşturulan deneme sonucunda bitkinin gelişimi, tam çiçeklenme süresi, çiçek boyu, çiçek iç genişliği, çiçek çapı, toplam çiçek uzunluğu, yaprak sayısı, yaprak genişliği ve yaprak uzunluğu parametreleri kullanılarak incelenmiştir. Çalışma sonucunda her iki nergis çeşidinde incelenen parametreler bakımından kullanılan gübreye bağlı olarak anlamlı farklılıklar görülmüştür (p<0,05). Sempre Avanti çeşidi için tam çiçeklenme süresi, çiçek boyu, çiçek iç genişliği, çiçek çapı, toplam çiçek uzunluğu ve yaprak uzunluğu parametrelerinde organik sıvı gübre-II, yaprak sayısı parametresinde ticari sıvı gübre, yaprak genişliği parametresinde tavuk sirkesi diğer gübre çeşitlerine göre daha olumlu sonuçlar vermiştir. Barret Browning çeşidinde ise tam çiçeklenme süresi, çiçek iç genişliği, çiçek çapı, toplam çiçek uzunluğu parametrelerinde organik sıvı gübre-II, çiçek boyu parametresinde organik+mineral sıvı gübre-I, yaprak sayısı ve yaprak genişliği parametlerinde ticari sıvı gübre ve yaprak uzunluğu parametresinde humik asit uygulamalarında daha olumlu sonuçlara ulaşılmıştır. Uygulama yapılan tüm parsellerde; toprak mikro ve makro faunası için sıvı gübre uygulamalarının, süs bitkilerinin gelişimi üzerine etkili olduğu ancak, dozaj ve uygulama dönemlerine göre bu değerlerin farklılık arz edebileceği düşünülmektedir. Ayrıca insanların süs bitkileri ile yakın teması göz önünde bulundurulduğunda organik içerikli gübre kullanılmasının tercih edilmesinin gerekliliği vurgulanmaktadır.

Remziye Cengiz
Bingöl University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Bingöl ili ceviz yetiştiriciliğinin mevcut durumu

Bu araştırmanın amacı, Bingöl ilinde ceviz yetiştiriciliği yapan işletmelerin ekonomik analizinin yapılarak karlılığının belirlenmesi, ceviz yetiştiriciliğinde karşılaşılan üretim ve pazarlama sorunlarının saptanması ve bu sorunlara yönelik çözüm önerilerinin geliştirilmesidir. Araştırmanın ana materyalini Bingöl ili merkez ve ilçelerinde ceviz yetiştiriciliği yapan toplam 134 işletme ile yapılan anket çalışması ile toplanmış birincil veriler oluşturmaktadır. Kullanılan veriler 2024–2025 üretim dönemine aittir. Araştırma sonuçlarına göre; ankete katılan ceviz üreticilerinin yaş ortalaması 61,24 olarak belirlenmiştir. Anket yapılan ceviz üreticilerin büyük bir kısmının (%61,2) ilkokul mezunu oldukları sonucuna varılmıştır. Üreticilerin ortalama tarımsal deneyim süreleri 37,21 yıl, ortalama ceviz üretim süreleri ise 15,85 yıl olarak belirlenmiştir. Anket yapılan işletmelerde ceviz bahçesinin ortalama 12,25 da ve ağaç sayısının ise 232,24 adet olduğu belirlenmiştir. İncelenen işletmelerde cevizin genellikle eylül-ekim aylarında hasat edildiği, iklim şartları ve yabani hayvanlardan dolayı hasat kaybı yaşandığı ve hasat kaybının ortalama 158,53 ton olduğu belirlenmiştir. Öz tüketim olarak sadece cevizin ailede ortalama olarak 91,69 kg tüketildiği belirlenmiştir. Ortalama 241,53 ton ceviz satıldığı ve satış fiyatının ise ortalama olarak 132,02 ₺/kg olduğu belirlenmiştir. İncelenen işletmelerde üreticilerin beyanları esas kabul edilerek üretim ve pazarlama sorunları; bilgilendirme, desteklemelerin yetersizliği, su sorunu, alet ekipman sorunu, girdi maliyetlerinin yüksek olması, hastalık ve zararlı sorunu, verimin düşük olması, işçi sorunu ve iklim şartları olarak belirlenmiştir. İncelenen ceviz bahçelerinde dekar başına ortalama ceviz verimi 136,32 kg, Gayrisafi Üretim Değeri 17996,96 ₺/da, değişken masraflar toplamı 2161,86 ₺/da, toplam üretim maliyeti 3545,88 ₺/da, brüt kar ise 15835,10 ₺/da olarak hesaplanmıştır. İncelenen işletmelerde net kar 14451,08 ₺/da, oransal kâr 5,07 ₺ olarak hesaplanmıştır. Ceviz maliyeti 26,01 ₺/kg, kabuklu ceviz satış fiyatı 132,02 ₺/kg, 1 kg ceviz brüt kar 116,16 ₺/kg ve 1 kg ceviz net karı 106,00 ₺/kg olarak hesaplanmıştır. Sonuç olarak; pozitif brüt ve net kar değerleri itibariyle işletmenin ve işletme sahibinin başarılı olduğu ve ceviz üretiminin faydalı olduğu ve işletmelerde 1 kg ceviz maliyeti analiz edildiğinde, işletmelerin ceviz üretimini maliyet-etkin bir şekilde gerçekleştirdiği sonucuna varılmıştır. Ceviz yetiştiriciliği konusunda ilgili kurum ve kuruluşlardan alınacak bilgi ve destek sonucunda bilinçli ve doğru uygulamalarla ceviz yetiştiriciliği Bingöl için karlı bir yatırım olmaya devam edecektir.

Emre Mehmet Say
Bingöl University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Maden işletmeleri kaynaklı ağır metal kirliliğinin bazı bahçe bitkileri üzerine etkileri (Bingöl örneği)

Bu çalışma, Bingöl ili Genç ilçesinde faaliyet gösteren Avnik demir madeni çevresinde yetiştirilen bazı bahçe bitkilerinde biriken ağır metal konsantrasyonlarını belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Araştırmada Armut (Pirus communis), Böğürtlen (Rubus caesius), Çilek (Fragaria vesca), Beyaz Dut (Morus alba), Elma (Malus cummonis), Ceviz (Juglans regia), Erik (Prunus domestica), Kayısı (Prunus armeniaca) ve Üzüm (Vitis vinifera) türlerinin dal, yaprak ve meyve kısımlarında Al, As, Cd, Cr, Cu, Fe, Mn, Ni, Pb ve Zn elementlerinin birikim düzeyleri analiz edilmiştir. Toprak örneklerinin fiziksel ve kimyasal özellikleri ile birlikte, ağır metallerin bitki dokularındaki dağılımı değerlendirilmiştir. Bulgular, özellikle yaprak ve meyve dokularında değişken düzeylerde metal birikimi olduğunu ve bazı türlerin fitoremediasyon potansiyeline sahip olabileceğini göstermektedir. Bu durum hem gıda güvenliği hem de çevre sağlığı açısından risk teşkil edebileceğinden dolayı önemlidir. Elde edilen veriler, madencilik faaliyetlerinin çevresel etkilerinin izlenmesi, tarımsal üretimde güvenliğin sağlanması ve sürdürülebilir tarım uygulamalarının geliştirilmesine katkı sunmayı amaçlamaktadır.

Sema Cirit
Bingöl University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Diyarbakır'da yetiştirilen yerli karpuz genotiplerinin (Citrullus lanatus) verim ve kalite özelliklerinin belirlenmesi

Bu çalışma, Diyarbakır'ın yerel karpuz genotipleri olan Sürme, Beyazkış, Karakış, Pembe ve şahit olarak kullanılan Ergani genotipinin bazı tarımsal özellikleri ile verim değerlerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmada genotiplerin bazı tarımsal özelliklerinin belirlenmesi için başta UPOV olmak üzere, Tohumluk Tescil ve Sertifikasyon Merkez Müdürlüğü (TTSM) tarafından karpuz için önerilen kriterler ve bazı referans değerler dikkate alınmıştır. Çalışmada; tohum, fide, bitki ve meyvede ölçüm ve gözlemler alınmıştır. Çalışma sonucunda, meyve ağırlık bakımından en büyük karpuzlar ortalama18,95 kg ile Sürme genotipinde elde edilirken, meyve suyunda çözünebilir kuru madde miktarı en yüksek Karakış ve Beyazkış (%9,0) genotipinde elde edilmiştir. Çalışma sonucunda Pembe ve Sürme genotiplerinde yoğun lif yapısı görülmüştür. Yeme alışkanlığı yönünden, küçük aile yapısından dolayı ve de çekirdek içeriği bakımından rahatsız etmeyecek düzeyde tüketime yönelik öneri sunmak için Ergani genotipinin bu özellikleri karşılayabilen genotip olduğu öne çıkmıştır. Diyarbakır yerel karpuz genotiplerinden Sürme genotipi diğer genotiplere göre bölgede tüketimi yaygındır. Başta Sürme genotipi olmak üzere diğer genotiplerin koruma altına alınması, genotiplerin morfolojik özelliklerinin belirlenmesi ve ayrıca üretiminin sürdürülebilmesi için ilk adım olan karakterizasyon çalışması bu çalışma ile gerçekleştirilmiştir. Bundan sonraki süreçte de bu çalışmanın ıslah programlarına zemin hazırlayacağı düşünülmektedir. Ayrıca, daha önce Sürme adına alınan "coğrafi işaret" belgesi diğer genotiplerin korunması ve kayıt altına alınması için bu genotiplere de "coğrafi işaret" belgesi nin alınması için yeterli verilerin elde edildiği düşünülmektedir. Yapılan bu çalışma sonucunda Sürme dışında üreticilerde bulunmayan Beyazkış, Karakış ve Pembe genotiplerinin yetiştiriciliğinin yeniden yaygınlaşması gerekli çoğaltım materyalinin üretilebileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Diyarbakır, Karpuz, Morfoloji, Karakterizasyon

Erhan Akalp
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Diyarbakır karpuzu sürme tipinde (Citrullus lanatus) somatik embriyogenesis çalışmaları

Bu çalışmada, Diyarbakır karpuzu Sürme tipinin somatik embriyogenesis yoluyla çoğaltılabilmesi için bir rejenerasyon protokolünün geliştirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada, Deney I ve Deney II olmak üzere iki farklı deney yapılmıştır. Deney I'de Sürme'nin olgun tohumlarından in vitro olarak elde edilen 20 günlük fidelerin kotiledon kesitleri, TDZ (0.1, 0.25, 0.5 mg/l), NAA (0.5, 1.0, 1.5 mg/l) ve 2,4-D (0.5, 0.75, 1 mg/l) konsantrasyon ve kombinasyonları ile desteklenen MS (Murashige ve Skoog 1962) besi ortamında, Deney II'de ise Sürme'nin olgun tohumlarından in vitro olarak elde edilen 5 günlük fidelerin kotiledon, hipokotil ve kotiledon çeneği, BAP (1.0, 2.0, 3.0 mg/l), TDZ(0.1, 0.25, 0.5 mg/l), NAA (0.05, 0.1, 0.5 mg/l) ve 2,4-D (0.1, 0.5, 1.0 mg/l) konsantrasyon ve kombinasyonları ile desteklenen MS besi ortamında kültür işlemi başlatılmıştır. Deney I'de, TDZ + NAA konsantrasyon ve kombinasyonlarında %100 oranında kallus oluşumu gözlenmiştir. Yalnız NAA içeren ortamların dışında, kallus oluşumu gözlemlenen tüm ortamlarda %100 oranında embriyogenik kallus oluşumu gözlenmiştir. Herbir eksplantta çok yüksek miktarlarda kallus oluşumu meydana gelmiştir. Ortalama her bir yaş kallus ağırlığının en düşüğü 820.1 mg ve en büyüğü ise 4184.25 mg olarak saptanmıştır. Deney II'de, BAP + NAA konsantrasyon ve kombinasyonlarında %89-100, BAP + 2,4-D konsantrasyon ve kombinasyonlarında ise %61,27-100 oranında kallus oluşumu gözlenmiştir. Embriyogenik kallus oranı bakımından BAP + NAA kombinasyonu %75-100, BAP + 2,4-D kombinasyonlarında ise %0.62-86.21 olarak saptanmıştır. Somatik embriyo oluşumu en çok BAP + NAA kombinasyonlarında saptanmıştır. En yüksek ortalama somatik embriyo sayısı 23.2 adet ile 3 mg/l BAP + 0.5 mg/l NAA içeren MS ortamında saptanmıştır. Eksplant tipi bazında ise en yüksek somatik embriyo sayısı 62.6 adet ile kotiledon (3 mg/l BAP + 0.5 mg/l NAA), 46.9 adet ile kotiledon çeneği (1 mg/l BAP + 0.5 mg/l NAA) ve 11.3 adet ile hipokotilde (2 mg/l BAP + 0.05 mg/l NAA). Somatik embriyoların çimlenme oranları sırasıyla; %52.7 ile 1 mg/l IAA, %35.5 ile kontrol (BBDsiz) ve %31.8 ile 1 mg/l Kin içeren MS olgunlaştırma ve çimlendirme ortamlarında gözlenmiştir. Çimlenen embriyoların kök ve sürgün oluşturup bitkiciklere dönüşme oranı en yüksekten sırasıyla; %95.5 ile kontrol ortamında, %80.2 ile 1 mg/l IAA içeren ortamda ve %77.3 ile 1 mg/l Kin içeren ortamda gerçekleştiği saptanmıştır. Somatik embriyogenesis yoluyla Diyarbakır karpuzu Sürme tipinden rejenere edilen bitkicikler aklimatize edilip arazi şartlarına aktarılarak dikimleri gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, çalışmada sekonder somatik embriyogenesis ve organogenesis de gözlenmiştir.

Citrullus lanatusSomatik embriyogenezİn vitro
Cihat Değirmenci
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Şişe kültüründe enoki mantarı (Flammulina velutipes) yetiştiriciliğinde pirinanın substrat malzemesi olarak kullanım olanaklarının belirlenmesi

Bu çalışma, şişe kültüründe enoki mantarı (Flammulina velutipes) yetiştiriciliğinde pirinanın yetiştirme ortamı (substrat) olarak kullanım olanaklarının belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Çalışmada 2 adet F. velutipes izolatı (FV008-Güney Kore Orijinli Beyaz İzolat ve FV010- Çin Orijinli Sarı İzolat) kullanılmıştır. Çalışmada ana materyal olarak kullanılan kayın talaşı (KT) ve pirina (P) ile katkı materyali olarak kullanılan pirinç kepeğinin (PK) farklı oranlarından hazırlanan 10 adet yetiştirme ortamı ele alınmıştır. Yetiştirme ortamlarının misel gelişimi, verim ve mantar kalitesine etkilerini belirlemek amacıyla 15 özellik incelenmiştir. Araştırma bulgularına göre yetiştirme ortamları arasında incelenen özellikler yönünden önemli farklılıkların olduğu tespit edilmiştir. FV008 izolatında verim ve biyolojik etkinlik değerleri sırasıyla 79.41-127.72 g/kg ve %19.29-27.37, FV010 izolatında ise 79.54-198.12 g/kg ve %18.68-48.12 arasında değişiklik göstermiştir. Pirinanın F. velutipes mantar türünün üretimi için yetiştirme ortamı olarak kullanılabileceği belirlenmiştir. FV008 izolatında 7 (10KT+20PK+70P) ve 8 (20PK+80P) nolu yetiştirme ortamlarının, FV010 izolatında ise 1 (70KT+20PK+10P) ve 2 (60KT+20PK+20P) nolu yetiştirme ortamlarının verim yönünden daha iyi sonuçlar verdiği ve yetiştiricilik için önerilebileceği sonucuna varılmıştır.

KaliteKültür mantarlarıPirina+3
Burak Baybaş
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
10
DoctorateOpen AccessTR

Cevizde dal açısı ile yönünün meyve verim ve kalitesi üzerine etkilerinin belirlenmesi

Bu doktora tezi çalışması, Kahramanmaraş ili Pazarcık ilçesinin ekolojik koşullarında (ılıman kışlar, sıcak yazlar ve yeterli ışık yoğunluğu) yürütülen iki yıllık (2022 ve 2024) bir araştırma kapsamında, Chandler ve Fernette ceviz çeşitlerinde dal açısı (dar: 45°–60°, dik: 80°–90°, geniş: 110°–120°) ve dal yönü (batı, doğu, güney, kuzey) faktörlerinin fenolojik gelişim, pomolojik özellikler, verim bileşenleri, verim etkinliği ve biyokimyasal içerik üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamıştır. Çalışma, üç yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Tukey HSD testi kullanılarak istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgular, dal açısının meyve kalitesi ve verim parametreleri üzerinde baskın etkiye sahip olduğunu ortaya koymuştur. Dar açılı dallar iç ağırlık (Chandler: 6.33 g, Fernette: 6.10 g), kabuklu ağırlık (Chandler: 13.39 g, Fernette: 13.13 g) ve meyve sayısı (Chandler: 390.40 adet, Fernette: 125.77 adet) bakımından üstünlük gösterirken; geniş açılı dallar randıman (Chandler: 47.59 %, Fernette: 47.40 %), ham yağ oranı (Fernette: 54.30 %) ve linoleik asit içeriği (Fernette: 60.99 %) açısından avantajlı bulunmuştur. Dik açılı dallar meyve tutumu ve verim etkinliğinde belirgin dezavantaj sergilemiştir. Dal yönü etkisi daha sınırlı kalmış; kuzey yönü meyve sayısı ve palmitik asit oranı bakımından, güney yönü stearik asit oranı bakımından olumlu etkiler yaratmıştır. Yıl etkisi, 2024 sezonunun daha yüksek sıcaklık toplamı nedeniyle birçok parametrede olumlu yönde kendini göstermiştir. Fernette çeşidi fenolojik olarak Chandler'a göre 3–5 gün daha geç gelişim sergileyerek don riskine karşı avantaj sağlamıştır. Biyokimyasal profilde yüksek PUFA oranı (%73–77) her iki çeşitte de besinsel değer açısından kaliteyi teyit etmiştir. Sonuç olarak, dal açısı ve yöney optimizasyonunun verim ve kaliteyi artırabileceği gösterilmiş olup, Chandler için dar açılı, Fernette için geniş açılı terbiye sistemleri önerilmektedir. Gelecek çalışmaların farklı ekolojilerde uzun vadeli gözlemlerle hormonal ve moleküler analizleri içermesi gerekmektedir.

Meyve bahçeleri
Halil Feyzullah Erdönmez
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2025
10
Master'sOpen AccessTR

Ultrason, UV-C ve gümüş nanopartikül uygulamalarının taze doğranmış star ruby ve marshseedless (Citrus paradisi Macf.) altıntopunda raf ömrü ve kalite özellikleri üzerine etkileri

Gıda güvenliği ve kalitesi, günümüzde tüketicilerin en önemli konularından biri haline gelmiştir. Taze doğranmış meyvelerin raf ömrünü uzatmak için yenilikçi yöntemler geliştirilmekte; bu bağlamda nano gümüş, UV-C ışık ve ultrasonik uygulamalar gibi teknolojiler öne çıkmaktadır. Nano gümüş, meyvelerin yüzeyindeki patojenleri inhibe ederek gıda güvenliğini artırmakta ve raf ömrünü uzatmaktadır. UV-C ışığı, mikrobiyal kontaminasyonu azaltarak meyve kalitesini artırırken, ultrasonik uygulamalar da mikroorganizmaların inaktivasyonunu sağlayarak meyvelerin besin değerlerini iyileştirmektedir. Ayrıca, Marshseedless ve Starruby altıntopları gibi meyveler, sağlık açısından faydalı özellikleri ve lezzetleri ile dikkat çekmektedir. Taze doğranmış meyvelerin hasat sonrası süreçte kalitelerinin korunması, gıda israfının azaltılması ve tüketici memnuniyetinin artırılması açısından önemlidir. Bu tezde, nano gümüş, UV-C ve ultrasonik uygulamalarının etkileri araştırılmıştır. Nano gümüş uygulaması 0 ile 10µg arasında 4 dozda, UV-C uygulaması 40cm ila 10 cm mesafe ve kontrol olmak üzere 4 dozda ve ultrason uygulaması soğuk su, soğuk su+ ultrason, sıcak su ve sıcak su + ultrason olmak üzere 4 dozda uygulanmıştır. Uygulamalarda raf ömrü şartlarında(20°C) 3 ve 6.günlerde analizler 3 tekrarlı olarak yapılmıştır. Temel bazı pomolojik (meyve suyu oranı, ağırlık kaybı, pH, titre edilebilir asitlik, SÇKM ve kolorimetrik analizler) ile Biyokimyasal (toplam antosiyanin, toplam karbonhidrat, toplam fenolik, toplam protein, DPPH ve PG enzim aktivitesi) ölçümler yapılmıştır. Analizler sonunda nanogümüş ve ultrason uygulamasında depo ömrü süresinde olumlu potansiyel ve meyve kalitesi konusunda sınırlı etkiler gözlemlenmiştir. UV-C uygulamasında ise sınırlı meyve kalite özellikleri korunumu gözlemlenmiştir.

Şamil Tatar
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2025
10
DoctorateOpen AccessTR

Bolu ilinde doğal olarak yetişen kızılcıkların morfolojik, biyokimyasal ve moleküler karakterizasyonu

Bu çalışma Bolu ili florasında doğal olarak yetişen kızılcıkların morfolojik, biyokimyasal ve moleküler karakterizasyonunu belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Çalışmada elde edilen iki yılık ortalama verilere göre genotiplerin meyve ağırlıkları 1,44 g (14BL47)- 3,37 g (14BL61), çekirdek ağırlıkları 0.19 g (14BL10)-1,13 g (14BL05) değerleri arasında belirlenmiştir. Suda çözünen kuru madde (SÇKM) değerleri %10,37 (14BL37)- 21,22 (14BL09) arasında değişmiştir. Meyvelerin organik asit içeriği incelendiğinde malik asit içeriğinin en yüksek olduğu ve bunu sırasıyla vitamin C ve tartarik asitin izlediği görülmüştür. Spesifik fenoliklerden gallik asit, ellajik asit, kateşin, kafeik, vanilik, siringik, p-kumarik, klorojenik, o-kumarik, ferulik, rutin ve kuersetin miktarları HPLC ile tanımlanmış ve ellagik asit, kateşin ve klorojenik asit ön plana çıkan bileşikler olarak belirlenmiştir. Toplam antosiyanin içeriği genotipler arasında büyük varyasyon göstermiş ve 3,79 (14BL06)-77,65 (14BL36) µg cy-3-glu/g arasında değişmiştir. Meyvelerde toplam antioksidan kapasite trolox equivalent antioksidan kapasitesi (TEAK) ve demir indirgenme antioksidan kapasitesi (FRAP) olmak üzere iki yöntemle belirlenmiştir. TEAK değerleri 4,14 (14BL08)-11,03 (14BL61) µmol TE/g ve FRAP değerleri ise 3,37 (14BL08)-10,50 (14BL61) µmol TE/g arasında bulunmuştur. Kızılcıklarda yapılan genetik analizlerde iPBS retrotranspozon markörleri kullanılmış ve iPBS markörleri genotipler arasında genetik farklılıkları ortaya koymakta başarılı bulunmuştur. Genotipler soy ağacında 3 grup halinde kümelenmiş ve aralarında genetiksel olarak polimorfizim tespit edilmiştir. Sonuç olarak, Bolu bölgesinde zengin kızılcık gen kaynaklarının olduğu ve ıslah çalışmalarında bu materyallerin kullanılmasının ülkemiz biyoçeşiştliliğinin geliştrilmesi ve korunması açısından önem arz ettiği ortaya konulmuştur.

BoluCornus masDNA analizi+6
Akgül Taş
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2021
10
DoctorateOpen AccessTR

Arbusküler mikorhizal fungus ve putresin uygulamalarının çileğin fizikokimyasal özellikleri üzerine etkisi

Bolu ilinde 2018 ve 2019 yıllarında yürütülen bu çalışmada, çilekte putresin ve arbusküler mikorizal fungus uygulamalarının fenolojik gelişim, bitki verimi, vejetatif gelişim ve meyvenin biyokimyasal içerikleri üzerine etkisi araştırılmıştır. Araştırmada Kabarla, Festival, Camarosa ve Albion çilek çeşitleri, Funneliformis mosseae ve Gigaspora margarita mikoriza türleri, 100 ve 150 ppm doz putresin uygulamaları ve mikorizaXputresin interaksiyonları ile muamele edilmiştir. Çalışma sonunda en fazla kolonizasyon Kabarla çeşidinde F. mosseae türünde, diğer çeşitlerde ise G. margarita mikoriza türünde elde edilmiştir. Çiçeklenme ve hasat tarihleri açısından mikoriza ve putresin interaksiyon uygulamaları, verim açısından ise F. mosseae uygulaması ön plana çıkmıştır. Yapılan araştırmada, Kabarla ve Festival çeşidinde FM+put-150 uygulamasında, Camarosa ve Albion çeşidinde ise FM+put-100 uygulamasında meyvelerin C vitamini içeriklerinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Meyvelerin şeker içeriği üzerine, Festival ve Camarosa çeşitlerinde 150 ppm putresin uygulamasının, fenolik bileşik miktarları üzerine ise Camarosa ve Albion çeşitlerinde G. margarita uygulamasının daha etkili olduğu görülmüştür. Araştırma sonunda, putresinin tek başına kullanıldığında 150 ppm dozunun daha uygun olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, mikoriza türleri kendi içinde değerlendirilirse, F. mosseae türünün verim ve büyüme parametreleri açısından, G. margarita türünün ise meyve biyokimyasalları açısından önem arz etttiği belirlenmiştir. Sonuç olarak çeşitlerin putresin dozu ve mikoriza türlerine göre farklı tutum sergilediği belirlenmiştir.

Arbüsküler mikoriza fungusFizikokimyasal özelliklerPutresin+2
Selma Kuru Berk
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Dünden bugüne Bursada meyvecilik

Bursa ilinin geçmişten günümüze meyve potansiyelini ortaya koyabilemek için yürütülen bu çalışmada, Bursa ili meyveciliği ile ilgili üretim alanları, miktarları ve verim ile ilgili bilgiler derlenerek tablo, çizelge ve grafiklerle gösterilerek değerlendirilmiştir. Bursa arazi varlığı incelenmiş yıllar itibariyle tarıma elverişli arazilerdeki kayıplar ortaya konulmuştur. İl genelinde yıllar itibariyle üretim alanları Sofralık Çekirdekli Üzüm ile Golden Elmada azalmıştır. Sofralık Çekirdeksiz Üzüm, Yaş İncir, Armut, Kiraz, Çilek, Kestane ve Sofralık Zeytininin ise üretim miktarı, yine üretim alanları ile doğru orantılı olarak artmıştır. Aynı yıllarda, Şeftalinin üretimi ise üretim alanı ile ters orantılı olarak artmıştır. Çalışmada Bursa ili İnegöl ilçesinde Üreten Çiftçiler Kooperatif üretcileri ile anket yapılmış ve ankete 100 çiftçi katılmıştır. Çiftçilerin tamamı gelirini sadece tarımdan sağlayan aile iştemesidirler. Fakat çiftçilerin arazisi %40'ının arazisi 100 da'ın altında olup, %70'i kiralık + kendine ait arazilerde şeftali, kiraz, erik, armut, çilek yetiştirmektedirler.. Yine çiftçiler büyük pazarlara yakın olan Bursa ilinin üretim çeşitliliğinin zengin olmasının bir avantaj olduğunu, meyveciğin ilde daha da gelişme gösterebilimesi için üretici birliklerine ihtitaç olduğunu belirtmişlerdir.

Özlem Sözeri
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Beykoz'da (İstanbul) yetişen kestane (Castanea sativa Mill.) genotiplerinin seleksiyon yoluyla ıslahı

Bu çalışma 2019 ve 2020 yıllarında İstanbul ilinin Beykoz ilçesinde yürütülmüştür. Çalışmada ilçedeki kestanelerden en üstün özellikte olan genotiplerin seçilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 87 genotip değerlendirmeye alınmış ve 10 genotip ümitvar olarak seçilmiştir. Araştırmada seçilen genotiplerin bazı fenolojik ve pomolojik özellikleri belirlenirken genotiplerde bazı hastalık ve zararlıların popülasyon yoğunlukları tespit edilmiştir. 2019 yılında seçilen ümitvar genotiplerin meyve özellikleri ikinci yılda meyve ağırlığı 4,48-11,49 g, meyve eni 24,53-31,42 mm, meyve boyu 12,02-19,83 mm ve meyve yüksekliği 22,93-29,08 mm olarak belirlenmiştir. Ayrıca, meyve kabuğu genellikle yumuşak olduğu, tohum zarının kolay soyulduğu ve tohum kabuğunun tohum içine çoğunlukla girmediği tespit edilmiştir. Bu çalışmada "Normal Mevsim" yönünden ve 34 BYZ 81, "Erkencilik" yönünden 34 BYZ 01, "Kestane Hamuru" yönünden 34 BYZ 14 genotipleri en yüksek puanları almışlardır. Toplam değer puanı yönünden 34 BYZ 01 genotipi birinci olmuş bunu sırasıyla 34 BYZ 81 ve 34 BYZ 76 izlemiştir. Çalışma sonucunda selekte edilen genotiplerin kestane hamuru yapımına uygunluk bakımından üstün özellik göstermiş olması ve bölgede var olan kestane kanserine karşı bulaş göstermemesi sebebi ile ileride ıslah çalışmalarında kullanılması önemli görülmektedir.

Fatma Aydın
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2021
10
DoctorateOpen AccessTR

Doğal florada yetişen bazı meyve türleri ile bal arılarının (Apis mellifera) polinasyon ilişkileri

Bal arılarının (Apis mellifera) gerek kültür meyveleri gerekse doğal yayılım gösteren yabani meyve türlerinin polinasyonundaki yeri ve böcekle tozlaşan bitki türlerinin varlığını sürdürebilmesi için önemi bilinmekle birlikte polen kaynağı seçimlerinin nedenleri hala bilinmezliğini korumaktadır. Doğada dengenin ve biyoçeşitliliğin korunabilmesi ve tarımsal faaliyetlerin sürdürebilirliği için, polinatör böcekler arasında çok önemli bir konuma sahip olan bal arılarının daha yakından tanınması gerekmektedir. Bal arılarının davranış biçimlerini, yaşam döngülerini ve varlıklarını sürdürmek için tercih ettikleri besin kaynaklarını sebep sonuç ilişkileri ile anlamayı amaçlayan birçok bilimsel araştırma yapılmış ve yapılmaktadır. Bursa İli, Orhangazi İlçesine bağlı, Akharem Köyü Mart Bayırı Mevkii'ndeki dağ yamacında orman sınırındaki zeytinliğe yerleştirilen arı kolonileri ile 2017, 2018 ve 2019 yılları Mayıs, Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında polinasyon araştırması yapılmıştır. Araştırmada bölgede doğal yayılım gösteren bazı yabani meyve türleri ile tarımı yapılmakta olan bazı meyve türleri ele alınmıştır. Kovanlardan haftalık periyotlarla toplanan arı polenlerinin bitkisel kaynağı tespit edilerek Kestane, Böğürtlen, Kuşburnu, Muşmula, Yabani Asma, Lotus Eriği, Zeytin ve Kivi'den oluşan sekiz meyve türünün polenlerinin hangi oranlarda arılar tarafından tercih edildiği belirlenirken, üç yıla ait veriler iklim şartları göz önüne alınarak incelenmiş; türlerin bölgedeki popülasyonları ve arılığa mesafeleri gibi koşulların arıların polen kaynağı tercihlerine etkisine yönelik tespitlerde bulunulmuştur. Bu çalışmada rüzgar hızı ve yönünün arıların polen kaynağı tercihlerinde belirleyici rol oynadığına dair bulgular elde edilmiştir. İklim koşullarının uzak mesafelere gitmeye uygun olmadığı durumlarda zeytinin polen kaynağı olarak öncelik kazandığı görülmüştür. Kovan polenlerinde renk bilgisinin polen kimliği belirlemede kolaylaştırı olduğu görülmüştür. Türlerin polenlerine ait renk, boyut ve benzeri morfolojik verileri listelenerek daha sonraki bilimsel çalışmalarda kullanılmak üzere kayıt altına alınmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Bal Arısı, Apis mellifera, Polen, Polinasyon, Tozlaşma, Çiçek Tozu

Nilüfer Erdin
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Trabzon hurması (Diospyros kaki L.) meyvelerinin fenolik bileşik içerikleri ve bazı kalite kriterleri üzerine hasat sonrası putresin uygulamasının etkisi

Klimakterik meyve özelliğine sahip olan Trabzon hurmasında hasattan sonra olgunlaşma devam ettiğinden dolayı muhafaza süresince kalite kayıpları yaşanmaktadır. Trabzon hurmasında depolama süresince meydana gelen kayıpları azaltmak ve meyvede biyoaktif bileşik konsantrasyonunu muhafaza etmek amacıyla yapılan çalışmada, farklı dozlarda putresin (0,4, 0,8, 1,2 ve 1,6 mM) uygulanarak meyveler muhafazaya alınmıştır. 60 gün boyunca 1,5 C'de %90 nemde muhafaza edilen meyvelerde, 15 gün süre ile analiz ve ölçümler yapılarak depolamada kalite parametrelerinde meydana gelen değişklikler tespit edilmiştir. Solunum hızı iki ay depolama sonunda kontrol grubu meyvelerinde %9,96 olarak belirlenirken, 0,8 mM putresin uygulaması en düşük solunum hızına (%8,31) sahip uygulama olarak belirlenmiştir. Çalışmada, putresin uygulaması yapılan meyvelerde C vitamini miktarı korunmuş ve 60. günde en yüksek değer 165,56 mg kg-1 ( Put-1,2) olarak ölçülmüştür. İki aylık depolama sonunda gallik asit (2,19 mg kg-1), kateşin (1,51 mg kg-1), vanilik asit (2,42 mg kg-1) ve kuersetin (0,35 mg kg-1) 0,8 mM putresin uygulamalarında daha yüksek kaydedilirken, kafeik asit (0,30 mg kg-1), ferulik asit (1,11 mg kg-1) ve rutin (0,39 mg kg-1) 0,4 mM putresin uygulamalarında daha yüksek kaydedilmiştir. Depolama süresince meyve kalitesinin korunması ve ağırlık kaybının azaltılmasında putresin uygulaması etkili olmuştur. Putresinin meyvelerde organik maddelerin yıkımına neden olan solunum hızını yavaşlatarak meyvedeki SÇKM, pH, organik asit ve fenolik bileşiklerin muhafazasını sağladığı görülmüştür. Sonuç olarak, Trabzon hurmasında 60 günlük depolama süresince kalite kayıplarının azaltılmasında 0,8 mM putresin uygulamasının daha etkili olduğu ortaya konmuştur.

PutresinSoğuk depolamaTrabzon hurması
İbrahim Yılmaz
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Bolu ilinde doğal depoculuğun geliştirilmesi: Bolu ili koşullarında limon ve portakal muhafazasının araştırılması

Bu araştırmanın amacı lojistik açıdan önemli bir konumda bulunan Bolu'nun doğal depolamaya uygunluğunun değerlendirilmesidir. Bu bakımdan Bolu, Türkiye'de en çok doğal depoculuğun yapıldığı Ortahisar ile, ticari öneme sahip iki meyve türü bakımından karşılaştırılmıştır. Ortahisar depoda ortalama sıcaklık 8,4 Co, nem % 95, Bolu Doğal depoda ortalama sıcaklık 10,07 Co, nem % 75 olduğu belirlenmiştir. Deneme meyvesi olarak doğal depolarda en çok muhafaza edilen Kütdiken Limonu (Citrus lemon l.) ve Washington navel (Citrus sinensis l.) portakalı kullanılmıştır. Meyveler Ocak ayında derilerek üç farklı depoda muhafaza edilmiş, Haziran ayına kadar ayda bir olmak üzere fizyolojik ve kimyasal analizleri yapılmıştır. Kütdiken limonunda Mayıs ayında Ortahisar bölgesinde yer alan depoda ağırlık kaybı ortalama % 10,17, çürüme kaybı % 3,95, yeşil kapsüllü meyve oranı % 40, usare miktarı % 49,97, SÇKM/Asit oranı % 1,34, Bolu Doğal depoda ağırlık kaybı % 10,65, çürüme kaybı % 4,15, yeşil kapsüllü meyve oranı % 30, usare miktarı % 59,24, SÇKM/Asit oranı % 1,38, AİBÜ Depo'da ağırlık kaybı % 9,98, çürüme kaybı % 3,95, yeşil kapsüllü meyve oranı % 43,3, usare miktarı % 53,35, SÇKM/Asit oranı % 1,43 olarak hesaplanmıştır. Washington Navel'de Mayıs ayında Ortahisar depoda ağırlık kaybı ortalama % 13,65, çürüme kaybı % 9,95, yeşil kapsüllü meyve oranı % 30, usare miktarı % 42,93, SÇKM/Asit oranı % 12,18, Bolu Doğal depoda ağırlık kaybı % 14,42, çürüme kaybı % 7,75, yeşil kapsüllü meyve oranı % 16,6, usare miktarı % 38,91, SÇKM/Asit oranı % 15,82, AİBÜ Depo'da ağırlık kaybı % 12,45, çürüme kaybı % 8,95, yeşil kapsüllü meyve oranı % 50, usare miktarı % 39,02, SÇKM/Asit oranı % 11,16 olarak hesaplanmıştır.Sonuç olarak yalıtımı olmayan, gerçek bir doğal depo özellikleri taşımayan bir alanda yer alan, Bolu depodaki koşullar AİBÜ depoya ve Ortahisar'a yakın değerlerle meyvelerin depolanmasına imkan tanımıştır.Bu depoda koşulların iyileştirilmesi, standarda uygun hale getirilmesi meyvelerin depolanması sürelerinin artmasını, ürün kalitesinin korunmasını sağlayacaktır Bolu ilinin coğrafi, iklimsel, lojistik ve stratejik olarak doğal depoculuk için oldukça uygun olduğu görülmektedir.. Ayrıca farklı ürünlerle yeni çalışmaların yapılması, Bolu'nun doğal depolama potansiyelinin ortaya çıkarılması açısından önem arz etmektedir.

Yasin Yeşil
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Taze doğranmış Eşme ayva (Cydonia oblonga Mill.) çeşidinin kalitesi üzerine bazı hasat sonrası uygulamalarının etkisi

Bu çalışmada taze doğranmış (fresh-cut) Eşme ayva çeşidinin İzmit ve Sakarya lokasyonlarından alınan örneklerde Askorbikasit (AA) (%2), şeker (1:1), UV-C, AA (%2)+şeker (1:1), UV-C+şeker (1:1) ve AA (% 2)+şeker (1:1)+UV-C uygulamalarının etkilerini belirlemek amacı ile yapılmıştır. Çalışmada meyveler doğranarak 500g'lık plastik kapaklı kaplarda 4°C koşullarında 2, 4 ve 6 gün muhafaza edilmiş, ağırlık kayıpları, Titre edilebilir asit miktarı (TEA), kuru madde, pH,L* a* b*, Chroma ve Hue renk değerleri ile genel görünüm, renk, tat ve koku gibi duyusal kalite özelliklerindeki değişimler incelenmiştir. Elde edilen bulgularda;ağırlık kayıpları % 0,47 ile % 3,51 arasında,TEA miktarları %0,34 ile %0,46 arasında, SÇKM miktarları %12,10 ile %14,22 arasında, Renk değerleri (a*,b*Chroma* ve Hue) değerlerinde önemli farkların olmadığı pH değerlerine bakıldığında ise değerlerin %3,86 ile %4 olarak, L* değerleri ise %68,09 ile %73,59 arasında kaydedilmiştir.Duyusal analizlere bakıldığında her iki lokasyonda da uygulama ve zaman etkileri arasında önemli farkların olmadığı görülmüştür. İzmitlokasyonu Eşme ayva çeşidi ile Sakarya lokasyonu Eşme ayva çeşidinde uygulamaların zamanla PG aktivitesi üzerine önemli bir etkisinin olmadığı görülmüştür. İzmit ve Sakarya lokasyonu Eşme ayva çeşidinde tüm analizlere ve duyusal analiz sonuçlarına bakıldığında esmerleşmenin azaltılmasında AA (%2) uygulamasının esmerleşme, UV-C uygulamasının esmerleşme ve mikroorganizma faaliyetlerini durudrucu etkisi nedeni ile taze doğranmış Ayva dilimlerinde kötü kokuyu önlediği düşünülmektedir. Eşme ayva çeşidi için AA (%2) uygulaması ile birlikte UV-C uygulama süresinin azaltılarak birlikte uygulanmasının kalite özelliklerini daha iyi koruyacağı düşünülmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Askorbik asit, Şeker, UV-C, Modifiye atmosfer paketi, Ayva, Lokasyon

Hafzullah Sevim
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2021
10
DoctorateOpen AccessTR

Bolu yöresi asma (Vitis vinifera L.) genetik kaynaklarının biyokimyasal ve moleküler tanımlanması

Bu tez çalışması Bolu ilinde uzun yıllardır yetiştirilmekte olan asma genetik kaynaklarının değerlendirilmesi amacıyla yürütülmüştür. Çalışmada yöre asmlarının pomolojik özellikleri (salkım ve tane özellikleri), biyokimyasal içerikleri (fenolik madde ve organik asit içerikleri) ve akrabalık ilişkileri belirlenmiştir. Genotiplerin ortalama tane ağırlıkları 2,21 g (Ü34) – 6,49 g (Ü12), tane uzunlukları 15,11 mm (Ü34)- 29,30 mm (Ü33), tane enleri 13,15 mm (Ü2) - 22,01 mm (Ü12) arasında belirlenmiştir. Çalışılan genotiplerin tamamında çekirdek varlığı tespit edilmiş ve bölgede çekirdeksiz üzüm yetiştirildiğine dair bulguya ulaşılmamıştır. Genotiplerin ortalama pH değerleri ise 2,99 (Ü3) – 3.69 (Ü12) arasında tespit edilmiştir. SÇKM içeriği %11,40 (Ü3) – %20,10 (Ü8) aralığında bulunmuştur. Ortalama salkım ağırlığı bakımından Ü34 (60,57 g) ve Ü29 (96,96 g) genotipleri 100 g'ın altında kalarak son sırayı alırken, Ü22 (413,86 g), Ü19 (431,42 g), Ü15 (463,13 g) ve Ü16 (466,38 g) genotipleri 400 g'ın üzerinde salkım ağırlıklarıyla bu özellik bakımından en yüksek olarak tespit edilmiştir. Genotiplerin ortalama TEA miktarları %2,45 (Ü18) ile %7,40 (Ü9) aralığında belirlenmiştir. Moleküler analizlerde Bolu ili asmaları standart çeşitlerden büyük olçüde ayrılarak ayrı bir grup oluşturmuştur. Moleküler varyansın büyük bir kısmı (%91) popülasyon içerisinde gerçekleşmiştir. Genotiplerin meyvelerinin fenolikler ve organik asitler bakımından zengin olduğu tespit edilmiştir. Biyokimyasal içerikler bakımından genotipler birbirlerinden farklı bulunurken, meyve renginin fenolik maddelerin ve organik asitlerin çoğu üzerine etkisi önemsiz bulunmuştur. Organik asitler içerisnde tartarik asitin malik asitle kuvvetli pozitif ilişkiye (r=0,78) sahip olduğu görülmüştür. Malik asit ayrıca fumarik asitle pozitif ilişkili bulunmuştur. Fenolik asitlerden gallik asit kateşin ile pozitif korelasyona sahipken, klorojenik, ferukik ve o-kumarik asitle negatif ilişkiye sahip olmuştur. Ferulik asit ile rutin içeriği arasında kuvvetli pozitif bir ilişki tespit edilmiştir. Genotiplerin meyve özellikleri arasındaki ilişkiler korelasyonla belirlenmiştir. Meyve ağırlığı meyve boyutlarıyla, salkım ağırlığı da salkım boyutlarıyla kuvvetli ilişkiye sahip bulunmuştur. SÇKM sadece pH ile ilişkili bulunurken, asitlik değerleri (TEA ve pH) birbirleriyle ve renk değerleriyle ilişkili bulnumuştur. L değeri (parlaklık) diğer renk değerlerinin hepsiyle pozitif veya negatif kuvvetli ilişkilere sahip olarak tespit edilmiştir. Salkım sapı uzunluğu meyve renk özellikleriyle negatif ilişkili (Hue hariç) olarak belirlenmiştir. Genotipler PCA analizi sonucunda farklı bölgelere ayrılmıştır. Biyokimyasal içerikler üzerine yapılan PCA analizinde PC1 üzerine en büyük etkiyi taratarik asit (0,41), PC2 üzerine ise gallik asit yapmıştır (0,42). Pomolojik özellikler üzerine yapılan analizde ise PC1 üzerine en yüksek etkiyi salkım ağırlığı yaparken (0,36), PC2 çoğunlukla renk değerleri tarafından tanımlanmıştır. Pomolojik özelliklerle yapılan kümeleme analizinde genotipler dört farklı gruba ayrılmıştır. Genotiplerin biyokimyasal içerikleri ile yapılan kümeleme analizinde de genotipler dört farklı gruba ayrılmıştır. Ancak, Ü35 genotipi tek başına üçüncü grubu oluşturarak diğer genotiplerden tamamen ayrılmıştır. Çalışma sonucunda Bolu ili asmaları içerisinde standart asma çeşitleriyle meyve ve salkım kalitesi bakımından yarışabilecek oldukça üstün genotiplerin olduğu belirlenmiştir. Asmalar üzerinde yapılacak genetik çeşitlilik analizlerinde iPBS retrotranspozon markörlerin etkili bir şekilde kullanılabileceği orta konulmuştur. Yöre halkının ürünleri adlandırmada titiz davranmadıkları görülmüş ve bu durum Bolu ilinde ve diğer yörelerde yerel çeşitlerin klon seleksiyonu yoluyla ıslahına gidilmesi, farklı genotiplerin tanımlanarak kayıt altına alınması gerektiğini göstermiştir. Yapılacak seleksiyon çalışmalarında bu araştırmada kullanılan iPBS markörleri başarıyla kullanılabilecektir. Bu çalışma, kullanılan yöntemler ve veri analizleri itibariyle yapılacak benzer çalışmalara yol gösterici niteliktedir.

Bitki fenolikleriDoğrusal korelasyonGenetik belirteçler+6
Emrah Güler
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Farklı kurutma tekniklerinin kara dut (M. nigra) ve beyaz dut (M. alba) meyvelerinin bazı beslenme değerleri üzerine etkileri

Yapılan bu araştırmada, beyaz dut (M. alba) ve kara dut (M. nigra) meyveleri üç farklı şekilde kurutma işlemine tabi tutulmuştur. Bu yöntemler, güneşte kurutma, etüvde kurutma (70, 90 ve 110 °C) ve mikrodalgada (450, 600 ve 700 W) kurutmadır. Kurutma işlemlerine bağlı olarak, meyve ağırlığı, nem oranı, organik asit ve fenolik bileşiklerdeki değişimler incelenmiştir. Güneşte kurutulan beyaz ve kara dut örneklerinde meyve ağırlığı sırası ile 1.07 ve 1.59 g olarak bulunmuştur. Etüvde kurutmada, beyaz dutlarda meyve ağırlığı 0.57-0.88 g, kara dutlarda 1.57-1.87 g aralığında, mikrodalga uygulanan beyaz dutlarda 0.62-1.22 g, kara dutlarda 0.76-1.41 g aralığında tespit edilmiştir. Kurutma yöntemlerine bağlı olarak organik asitlerin miktarlarında değişimler görülmüştür. Beyaz dut meyvelerinde; en yüksek okzalik asit içeriği (2.88 g/100 g) güneşte kurutulan meyvelerde, en yüksek sitrik asit içeriği (14.15 g/100 g) ve en yüksek malik asit içeriği (17.67) etüvde (110 oC) kurutulan meyvelerde tespit edilmiştir. Kara dut meyvelerinin organik asit içerikleri incelendiğinde; en yüksek okzalik asit içeriği (2.88 g/100 g), malik asit içeriği (18.39 g/100 g) ve en yüksek sitrik asit içeriği (9.09 g/100 g) güneşte kurutulan meyvelerde belirlenmiştir. En yüksek C vitamini içeriği (31.66 mg/100 g) yaş kara dut meyvelerinde tespit edilmiştir. Beyaz dut meyvelerinde uygulanan kurutma yöntemlerine göre fenolik bileşik içeriklerindeki değişimlere incelendiğinde; en yüksek gallik asit (76.39 mg/100g), klorojenik asit (63.44 mg/100 g) ve kafeik asit içerikleri etüvde yapılan kurutmada (110 oC) tespit edilmiştir. Araştırmada en yüksek rutin içeriği ise (16.79 mg/100 g) mikrodalgada yapılan kurutmada saptanmıştır. Kara dut meyvelerinde en yükse gallik asit içeriği (97.58 mg/100 g), en yüksek klorojenik asit içeriği (51.75 mg/100 g), en yüksek rutin içeriği (21.68 mg/100 g) mikro dalgada (450 W) yapılan kurutmada ve en yüksek elajik asit içeriği yine mikro dalgada 700 W'da yapılan kurutmada tespit edilmişti. Sonuç olarak yapılan kurutma yöntemlerine bağlı olarak beyaz dut ve kara dut meyvelerinin biyokimyasal içeriklerinde önemli değişimlerin olduğu ve C vitamini zenginliği açısından yaş meyvelerin daha önem arz ettiği görülmüştür.

Müjde Kıralan
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
10
DoctorateOpen AccessTR

Batman ilinde farklı anaçlar üzerine aşılı bazı badem çeşitlerinin vejetatif ve generatif özelliklerinin belirlenmesi üzerine araştırmalar

Bu çalışma, Batman ilinde farklı anaçlara aşılı bazı badem çeşitlerinin vegetatif ve generatif özelliklerini belirlemek ve yüksek sıcaklıkların görüldüğü yaz döneminde ağaçlara püskürtme şeklinde uygulanan dolomitin gölgeleme etkisini saptamak amacıyla yürütülmüştür. 2018 yılında 5x5 m aralık ile deneme alanına dikimi yapılan GF 677 ve Garnem anaçlarına aşılı Ferragnes ve Ferraduel, 2019 yılında 5x5 m mesafeli GF 677 anacına aşılı Guara ve Avola badem çeşitlerinin morfolojik gelişimini belirlemek için fidan boyu (cm), fidan gövde çapı (mm), sürgün boyu (cm), sürgün çapı (mm), taç yüksekliği (cm) ve taç genişliği (cm) fidanların yaprak dökümlerinden sonra ölçülmüştür. Çeşitler birbirine benzer özellikte morfolojik gelişme gösterdiler. Anaçlara göre çeşitlerin değerlendirilmesinde ilk yıl (2018) Garnem anacına aşılı çeşitlerin son yıl (2020) GF 677 anacına aşılı çeşitler morfolojik gelişme yönünden ön plana çıkmışlardır. Çeşitlerin fenolojik özelliklerini saptamak için tomurcuk kabarması, tomurcuk patlaması, çiçeklenme başlangıcı, tam çiçeklenme, çiçeklenme sonu, yapraklanma ve sonbahar yaprak döküm tarihleri takip edilmiştir. Tam çiçeklenme çeşitler arasında 2019 yılında Mart ayının 2. haftası, 2020 yılında 3. haftası gerçekleşmiştir. Çeşitler arasında aynı tarihlerde olduğu görülmüştür. Avola ve Guara çeşitlerinde çiçeklenme gözlenmemiştir. 2020 yılında Haziran ve Ağustos aylarında ağaçlara sprey şeklinde %2.5 ve %5 iki farklı dozda uygulanan dolomitin fizyolojik etkilerini belirleyebilmek için, uygulamalardan 15'şer gün sonra yaprak oransal su içeriği (%), elektrolit sızıntısı (%), yaprak yüzey sıcaklığı (°C), klorofil miktarı (klorofil a, klorofil b, karotenoid mg g-¹) ölçülerek saptanmıştır. Çeşitler üzerinde %2.5 doz dolomit uygulaması gölgeleme için etkili sonuç vermiştir.

Gülşah Çatmadım
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Bolu ve yöresinde yetiştirilen ayva genotiplerinde fenolojik, morfolojik ve pomolojik çalışmalar

Bolu ve yöresinde 2017-2019 yılları arasında yürütülen bu çalışmada yörede yetiştirilen önemli mahalli ayva genotipleri fenolojik, morfolojik ve pomolojik yönden incelenmiştir. Genotiplerin ortalama tam çiçeklenme tarihleri 03-06 Mayıs 2017 ve 04-07 Mayıs 2019 olarak belirlenmiştir. Ağaç boyları; 3,69 m ile 8,35 m arasında değişmektedir. Ortalama meyve ağırlığı 2017 yılında 96,172 g ile 362,08 g arasında, ortalama meyve çiçek çukuru genişliği 2019 yılında 14,69 mm-40,33 mm arasında ölçülmüştür. 2019 yılında meyve çekirdek ağrlığı 0,08 g ile 0,05 g arasında ölçülmüştür. pH değerleri, 2017 yılında, 3,56 ile 4.00 arasında belirlenmiştir. SÇKM değeri 2017 verilerine göre %9,46 ile %13,68 arasında değişmektedir. Meyve eti sertliği 2019 verilerine göre 4,80 (kg/cm2) ile 6,46 (kg/cm2) arasında ölçülmüştür. "a" değeri 2017 verilerine göre 2,52 ile 14,75 arasında değişmektedir. Yürütülen çalışma sonucunda, 14 MRZ 01, 14 MRZ 60, 14 MRZ 20 genotiplerin ümit var olduğu belirlenmiştir.

Mustafa Soner Tok
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
10
Master'sOpen AccessTR

Düzce ilinde yetiştirilen farklı fındık çeşitlerinin agromorfolojik özellikleri ve biyokimyasal içerikleri üzerine bor uygulamalarının etkisi

Düzce ilinde yürütülen bu çalışmada, fındıkta bor uygulamasının meyvenin fiziksel ve kimyasal özellikleri, verim ve vejetatif gelişim üzerine etkisi araştırılmıştır. Çalışmada Palaz ve Akçakoca Sarısı olmak üzere iki çeşit kullanılmıştır. Sodyum borat, bitkilere yapraktan 400, 800 ve 1600 ppm dozlarında uygulanmıştır. 800 ppm bor uygulaması, her iki çeşitte verimi en fazla arttıran uygulama olmuş ve %30 varan artış elde edilmiştir. Sarı çeşidinde kontrol grubunda %45,16 ölçülen randıman, en yüksek 800 ppm dozunda %47,22 olarak tespit edilmiştir. Palaz çeşidinde ise en yüksek randıman oranı %46,85 olarak 800 ppm B uygulamasında belirlenmiştir. Meyvenin iç ağırlığı, 100 adet meyve ağırlığı ve meyve boyutları açısından 800 ppm B uygulaması daha etkili bulunmuştur. Araştırmada bor uygulamasının yaprak özellikleri ve taç gelişimi gibi vejetatif gelişimi etkilemediği görülmüştür. Meyve iç kusurları açısından Palaz çeşidinde buruşuk meyve oranı ve çift meyve oranı dışında bor uygulamalarının etkisi önemsiz olmuştur. Bor uygulaması linoleik asit dışındaki yağ asitleri ve yağ oranını etkilememiştir. Her iki çeşitte de 800 ppm B uygulaması en yüksek linoleik asidin ölçüldüğü uygulama olmuştur. Sonuç olarak çeşide göre değişmekle birlikte 800 ppm dozunun en ideal doz olarak belirlenebileceği kanaatine varılmıştır.

BorFındık
Muzaffer Çavuş
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Organik ve konvansiyonel yetiştiriciliğin böğürtlen meyvelerinin fiziko-kimyasal özellikleri üzerine etkileri

Bu çalışmada, organik ve konvansiyonel tarım yöntemleriyle üretilen Jumbo böğürtlen çeşidinin bitki ve meyve kalite özellikleri ile fiziko-kimyasal içerikleri yetiştirme modeli bakımından karşılaştırılmış ve farklılıkların tespitine çalışılmıştır. Çalışmada sürgün uzunluğu, sürgün kalınlığı ve sürgün sayısı gibi bitki özelliklerinin yanı sıra meyve özellikleri ile sçkm, pH ve titre edilir asitlik, organik asit içerikleri, C vitamini ve fenolik bileşik içerikleri belirlenmiştir. Çalışma sonucunda; bitki özellikleri bakımından konvansiyonel ve organik üretim yöntemleri arasında istatistiksel olarak fark bulunmamıştır (P<0,05). Bunun yanında meyve özellikleri bakımından yine konvansiyonel yetiştiricilik daha yüksek değerler vermiştir. Organik tarım yöntemleriyle üretilen böğürtlen meyvelerinin organik asit içerikleri konvansiyonel üretime göre daha yüksek bulunmakla birlikte en yüksek değerdeki ana organik asit 6,92 g/kg ile sitrik asit olmuştur. Aynı şekilde C vitamini içeriği de 41,66 g/kg ile organik yetiştiricilikte elde edilen böğürtlen meyvelerinde daha yüksek ölçülmüştür. Fenolik bileşiklerden protokateşuik asit, kateşin ve vanilik asit içerikleri (sırasıyla 4,45 mg/100g, 216,99 mg/100g ve 0,86 mg/100g) konvansiyonel üretimle elde edilen meyvelerde daha yüksek bulunmuşken bunlar dışındaki fenolik bileşik içerikleri organik tarım yöntemiyle üretilen böğürtlen meyvelerinde daha yüksek bulunmuştur (P<0,05). İstatistiksel anlamda bazı veriler açısından, konvansiyonel ve organik yetiştiricilik arasındaki farklılıklar önemsiz çıksa da organik yetiştiricilik yöntemleri ile üretilen böğürtlen meyvelerinin hem taze tüketim açısından hem fonksiyonel ürün olarak değerlendirilmesi önem arz etmektedir.

BöğürtlenFenolik bileşiklerOrganik tarım
Cansu Tay
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2021
10
DoctorateOpen AccessTR

Çakal eriği (Prunus spinosa) ve bazı badem (Prunus amygdalus) anaçlarının geç çiçeklenen badem çeşitleri için anaç olarak kullanılabilirliği

Bu çalışmada, GF-677 anaçlı, Prunus spinosa ara anaçlı Ferraduel, Ferragnes, Makako, Tarraco ve Vairo badem çeşitlerinin aşı uyuşma durumlarının erken dönemde belirlenmesi amaçlanmıştır. GF-677 anacı üzerine ara anaç olarak kullanılan P. spinosa dilcikli kalem aşısı metodu, P. spinosa üzerine badem çeşitleri ise yongalı göz aşısı metodu kullanılarak aşılanmıştır. Göz aşılarında, aşılamadan 15, 30, 45, 60, 90 ve 120 gün sonra, kalem aşısında ise aşılamadan 150 gün sonra aşı örneklerinin kesitleri alınmıştır. Alınan aşı kesitleri anatomik ve histolojik olarak incelenmiştir. Göz aşılarında en yüksek aşı başarısı %96,66 ile P. spinosa/Makako kombinasyonunda, en düşük aşı başarısı ise %83,33 ile P. spinosa/Ferraduel kombinasyonunda bulunmuştur. Kalem aşısında ise GF-677/P. spinosa kombinasyonunda aşı başarısı %96,50 olarak tespit edilmiştir. Alınan aşı kesitlerinin incelenmesi sonucunda, aşılamayı takip eden 15. günde kallus oluşumunun başladığı görülmüştür. Daha önce oluşmuş olan kallusun 30. günde daha da gelişerek kambiyal farklılaşmanın başladığı saptanmıştır. 45. günde aşı elemanları arasında kambiyum bağlantısının kurulduğu ve aşı elemanları arasında belirgin bir kallus köprüsünün meydana geldiği tespit edilmiştir. 60. günde anaç ile kalem arasında birleşmenin tamamlandığı, anaç ile kalem arasını kallus dokusunun bir önceki döneme göre daha fazla doldurduğu ve kallus dokusunun çoğunun ksilem hücrelerine dönüştüğü belirlenmiştir. 90. günde yeni farklılaşan kambiyum dokusunun tüm aşı yüzeyi boyunca devamlılığını sürdürerek yeni iletim dokularını ürettiği, bu dokular arasında düzenli bir yapıya sahip parankimatik hücrelerin oluştuğu, yeni oluşan iletim elemanlarının aşı elemanları arasındaki işlevlerini yerine getirdiği saptanmıştır. 120. günde kombinasyonların çoğunda (%60) aşı kaynaşmasının devam ettiği, bazı kombinasyonlarda ise (%40) aşı kaynaşmasının tüm aşamalarının gerçekleştiği tespit edilmiştir. Sonuç olarak kombinasyonlarda aşı uyuşmazlığına dair herhangi bir belirtiye rastlanmamıştır.

AnaçlarAşı uyuşmasıKlon anaç+1
Levent Kırca
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Diyarbakır ve çevresinde yetişen ahlatın seleksiyon yoluyla ıslahı üzerine araştırmalar

Bu çalışma, Diyarbakır ilinde doğal yayılış gösteren ahlat (yaban armudu) popülasyonu içerisinden, üstün olanları belirlemek amacıyla 2019-2021 yılları arasında yürütülmüştür. Beş farklı ilçede geniş bir tarama yapılarak, meyve iriliği, verim, sağlıklı ağaç yapısı gibi bazı seleksiyon kriterlerine göre öne çıkan 76 genotip işaretlenmiş, fenolojik, morfolojik, pomolojik ve bazı kimyasal özellikleri değerlendirilmiştir. Genotiplerin ortalama değerleri dikkate alınarak tartılı derecelendirme yöntemi uygulanmış ve 10 genotip ümitvar olarak seçilmiştir. Seçilen genotiplerde bazı biyokimyasal analizler yapılmış ve moleküler düzeyde akrabalık ilişkileri de belirlenmiştir. 76 ahlat genotipinde tomurcuk kabarma mart ayında, tomurcuk patlama, çiçeklenme başlangıcı ve tam çiçeklenme mart-nisan aylarında ve hasat ise eylül, ekim ve kasım aylarında gerçekleşmiştir. İşaretlenen ahlat genotiplerinin iki yıllık ortalama meyve ağırlığı 12.41-45.71 g, meyve boyu 22.50-48,68 mm, meyve eni 25.05-44.27 mm, meyve şekil indeksi 0.78 ile 1.27, çekirdek ağırlıkları 0.29-2.66 g, çekirdek sayıları 2.30-7.50 adet, çekirdek boyları 7.46-10.82 mm, çekirdek eni 3.29-5.23 mm, meyve eti sertliği 1.12 ile 7.46 kg/cm2, pH değerleri 3.23- 4.95 ve meyve asitlik değerleri % 0.81-3.81 arasında değişmiştir. Genotiplerde duyusal analizler yapılmış, meyve kabuk ve meyve et rengi değerleri de belirlenmiştir. Ümitvar genotiplerde toplam fenolik madde miktarı 67.82-133.82 mg GAE/100 g (21ÇRM01-21ERG11) ve toplam antioksidan kapasite (TAK) miktarı 0.70-2.07 mmol TR⁄100 g olarak tespit edilmiştir. ISSR yöntemi ile yapılan moleküler çalışmalar sonucunda 115 bant elde edilmiş ve 91 bant polimorfik özellik göstermiştir. Moleküler farklılıkları veren dendrogramda 2 ana ve 7 alt grup oluşmuştur. Genotipler arasında en uzak genotip 0.69 benzerlik oranıyla 21SLV15 olurken, en yakın genotipler ise 21ÇRM01 ve 21ÇRM11 olmuştur

AhlatDiyarbakırPyrus elaeagnifolia+1
Hatice Şahiner Öylek
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2022
10
DoctorateOpen AccessTR

Silene compacta (Fisch.) türünün süs bitkisi özelliklerinin belirlenmesi, kültüre alınma imkanlarının araştırılması ve moleküler karakterizasyonu

İnsanoğlunun toprakla temasının büyük oranda azaldığı kent yaşamında, doğaya, yeşile ve çiçeğe olan ilgisi gün geçtikçe artmaktadır. Silene compacta Fischer, karanfilgiller familyasının Silene L. cinsi içerisinde süs bitkisi özelliği bulunan bir bitki türüdür. Bu çalışma, Bolu, Nevşehir, Isparta ve İzmir olmak üzere 4 farklı bölgede 2019-2021 yılları arasında yürütülmüştür. Çalışmada, bitki boyu 10-150 cm, çiçekli baş yüksekliği 24.2-61.4 mm, baş çapı 33.3-105.2 mm, ortalama çiçekli dal ağırlığı 4.99-22.08 g, kapsül tohum sayısı 50-200 adet, 1000 tane tohum ağırlığı 0.025-0.080 g, ortalama vazo ömrü 7.9-11.3 gün, tohum çimlenme oranı %12-100, çimlenme süresi ise 3.4-5.5 gün arasında bulunmuştur. En yüksek köklenme oranı ortalama %70 ile 2000 ppm IBA uygulamasından olmak üzere genel olarak %46 oranında köklenme sağlanmıştır. Dört farklı bölgeden toplanan 40 bitki genotipinin moleküler karakterizasyonu 10 adet ISSR primeriyle yapılmıştır. UPGMA dendrogram analizine göre 2 ana klad oluşmuş ve bu iki ana kladın her biri ikişer alt klada ayrılmıştır. Oluşan toplam 4 alt kladın her birinin 4 bölgeden sadece bir bölgeyi temsil ettiği tespit edilmiştir. Dolayısıyla kullanılan 10 farklı ISSR primerinin Silene compacta türünde bölgeler arası genetik farklılıkları ortaya çıkarabileceği belirlenmiştir. Neighbor-Joining dendogramına göre ise benzer şekilde 2 ana klad ve bu iki ana kladın her birine ait ikişer alt klad oluşurken alt kladların belirli bir bölgeyi temsil etmediği görülmüştür. 140 polimorfik, 5 monomorfik olmak üzere 250-3500 bp aralığında değişen toplamda 145 bant elde edilmiştir. Primerlerin polimorfizm oranı %86.67-100 arasında tespit edilmiştir. Bunların yanında Silene compacta'nın hem bazı ağır metale karşı toleransından dolayı fitoremediasyon için hem de gövdesinde bulunan yapışkan özelliğinden dolayı biyolojik mücadele için potansiyelinin oldukça yüksek olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak; Silene compacta, tekli veya gruplar halinde refüj, bordür veya kaya bitkisi olarak dış mekan süslemeleri için kullanım potansiyeli yüksek bir bitki türü olduğu belirlenmiştir.

Biyolojik mücadeleFitoremediasyonMoleküler karakterizasyon+3
Muharrem Arslan
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Fındık turpunda (Raphanus sativus L.) farklı yetiştirme ortamı ve hümik asit uygulamalarının bitki gelişimi, verim ve kalite üzerine etkileri

Bu çalışma, fındık turpunda farklı yetiştirme ortamları ve farklı hümik asit dozlarının bitki gelişim parametreleri ve kalite özellikleri üzerine etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada toprak ile torf ve perlit ortamlarının farklı oranlardaki karışımlarından oluşan 4 farklı yetiştirme ortamı [Toprak, Torf:Perlit (1:1), Torf:Perlit (2:1) ve Torf:Perlit (3:1)] kullanılmıştır. Çalışmada ayrıca TKİ Hümas isimli sıvı formda hümik asidin 0 (kontrol), 500, 1000 ve 2000 ppm dozları ele alınmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre yetiştirme ortamları arasında bitki gelişim parametreleri ve kalite özellikleri yönünden Torf:Perlit (2:1) ortamı öne çıkmıştır. Çalışmada hümik asit uygulamalarının (500, 1000 ve 2000 ppm) yumru yaş ağırlığı, yumru çapı ve yumru yüksekliğini kontrole (0 ppm) göre önemli oranda artırdığı saptanmıştır. Hümik asit dozları arasında en yüksek yumru yaş ağırlığı, yumru çapı ve yumru yüksekliği 1000 ppm dozundan elde edilmiştir. Genel olarak topraksız yetiştirme ortamları ve hümik asidin bitki gelişim parametreleri ve kalite özellikleri üzerinde olumlu etkilerinin olduğu tespit edilmiştir. Yetiştirme ortamları ve hümik asit dozları kendi arasında değerlendirildiğinde, özellikle Torf:Perlit (2:1) yetiştirme ortamının ve 1000 ppm dozunun bitki gelişimi ve kalite üzerinde daha etkili olduğu ve topraksız fındık turpu yetiştiriciliğinde tarımsal sürdürülebilirlik ve verimlilik açısından başarılı bir şekilde kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.

BüyümeHümik maddelerKalite+2
Yağmur Özge Öztürk
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2022
10