3,431

Archived Theses

9

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

OECD ülkelerinde reel döviz kuru ile dış ticaret arasındaki ilişki

Küreselleşmenin artmasıyla birlikte ekonomik açıdan dünya adeta büyük bir pazar haline gelmiş, ülkeler dış ticaretten daha fazla avantaj elde etmek için kıyasıya rekabet içerisine girmiştir. Bu rekabet ortamında serbest dış ticaretin dövizle yapılıyor olması da döviz kurunu, dış ticaret açısından oldukça önemli bir faktör haline getirmiştir. Bu nedenle; döviz kurundaki aşırı dalgalanmaların, ihracat ve ithalatı doğrudan ve hızlı bir şekilde etkilemesi dış ticarette dengesizliğin oluşmasına, dış ticaret dengesizliği ise ulusal ekonomik istikrarın bozulmasına neden olmaktadır. Bu bağlamda ele alınan söz konusu çalışmanın birinci bölümünde, döviz kuru kavramları, döviz piyasalarında denge döviz kurunun oluşumu ve etkileyen faktörleri, döviz kurunun belirlenmesine yönelik teorik yaklaşımlar ve döviz kuru sistemlerine yer verilmiş, ikinci bölümde dış ticaret kavramları, dış ticaretin türleri, nedenleri, etkileyen faktörleri, avantajları ve dezavantajları, dış ticaret politikası ve teorilerinin neler olduğu açıklanmış, üçüncü bölümde ise OECD ülkelerinde reel döviz kuru ve dış ticaret arasındaki ilişkinin panel veri analizi yöntemiyle ekonometrik testi yapılmıştır. Çalışmada, 35 OECD ülkesinin 1995-2020 yılları arasındaki yıllık verilerinden derlenen 910 gözlemli veri seti kullanılmıştır. Çalışma kapsamında sırasıyla: Yatay Kesit Bağımlılık ve Homojenlik Testi, İkinci Nesil CADF (Cross-Sectional Augmented Dickey Fuller-Kesit Açısından Genişletilmiş Dickey Fuller) Birim Kök Testi, Westerlund LM Bootstrap Eşbütünleşme Testi, AMG (Arttırılmış Ortalama Grup Tahmincisi-Augmented Mean Group Estimator) Uzun Dönem Katsayı Tahminci Yöntemi ve Dumitrescu ve Hurlin Nedensellik Testinin ardından, genel bir değerlendirme yapılarak çalışma sona erdirilmiştir. Yapılan panel çalışmasına göre OECD ülkelerinde reel döviz kuru, ihracat ve ithalat arasında hem nedensellik, hem de uzun dönemli eşbütünleşik bir ilişkinin varlığı tespit edilmiş, reel döviz kurunda meydana gelen artışın ihracat oranlarında yukarı yönlü artışa, ithalat oranlarında ise aşağı yönlü bir azalışa neden olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Birim kök testleriDöviz kuruEşbütünleşme testleri+6
Ersel Yılmaz
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

John Rawls'un adalet teorisi ve ekonomik özgürlükler: Türkiye örneği

John Rawls, 1971 yılında yayımlanan "Bir Adalet Teorisi" isimli eseriyle adalet tartışmalarının ahlak ve siyaset felsefesinin merkezine yerleşmesini sağlamıştır. Ekonomik özgürlük kavramı ise özellikle 1980 sonrası küreselleşme ve serbestleşme hareketleriyle hem ekonomi politikaları hem de birey-toplum açısından önem kazanmıştır. Bu çalışma, Rawls'un adalet anlayışı çerçevesinde ekonomik özgürlüklere normatif bir yorum getirmeyi amaçlar. Adalet ile özgürlük arasında ayrılmaz bir ilişki vardır. Aristo'dan Rawls'a kadar birçok düşünürün görüşlerinde bu bağ görülebilir. Rawls, adaleti belli bir iyi anlayışına dayandırmayarak Aristo'dan ayrılırken, ihtiyaç temelli bir yaklaşımla Aristo'ye benzer şekilde pozitif özgürlüklere vurgu yapar. Bireyin özgürlüğü için Thomas Hobbes ve John Locke'un aksine negatif özgürlükleri yeterli bulmamıştır. J. J. Rousseau'nun adalet duygusu kavramını dikkate alan Rawls, Immanuel Kant'ın izinden giderek adalete dair kesin buyruklara erişmiştir. Rawls, adalet teorisinde temel özgürlükleri kendisinden asla feragat edilemeyecek bir değer olarak kabul eder. Adaleti sağlama noktasında en büyük problem eşit temel özgürlükleri muhafaza etmektir. Bu yüzden adaletin birinci ilkesi herkesin temel özgürlüklerden eşit bir şekilde faydalanmasını içerirken, ikinci ilkesi de temel özgürlükleri korumayı amaçlar. Bu minvalde adaletin ikinci ilkesiyle ekonomik özgürlükler sınırlanır. Bu sınırlama hem eşit temel özgürlükleri koruyacak hem de toplumun en az avantajlı üyelerini gözeterek adaleti tesis edecektir. Yani ekonomik özgürlüklerin kısıtlanması adalete zarar vermez aksine adaletin bir gereğidir. Çalışmanın ulaştığı sonuç, hakkaniyet olarak adalet ile sınırlandırılmış ekonomik özgürlüklerin, en az avantajlıların durumunu iyileştireceği ve daha adil bir toplumsal düzeni mümkün kılacağıdır. Böylece Türkiye'de asgari ücretliler veya en yoksul yüzdelik dilimlerin temel özgürlüklerinin zarar görmeyeceği ve refah düzeyinin artacağı söylenebilir.

AdaletAdalet kuramlarıEkonomi+5
Hasan Tahsin Yöyen
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Bitcoin ve seçili endeksler arasındaki dinamik ilişkilerin ekonometrik analizi

2008 itibariyle hayatımıza giren ve bilinirliği günden güne artan Bitcoin insanların ilgisini oldukça fazla çekmektedir. En büyük sorunsallardan bir tanesi Bitcoin'e ne olarak bakılacağı konusudur. Bir yatırım aracı olarak değerlendir mi gerekir ya da ileride bir rezerv para olacak mı soruları sürekli sorulagelmektedir. Bitcoin'im yapısına ilişkin bir çok çalışma yapılsa da ekonomik etkisi henüz yeni bir kavram olduğu için anlaşılamamaktadır. Bu çalışmanın amacı Bitcoin ile BİST100, NASDAQ 100, NYSE 100 ve Dolar kuru endeksleri arasındaki dinamik ilişkiyi ekonometrik olarak analiz etmektir. Tezin zaman aralığı 1 Ocak 2017 ve 10 Mart 2022 olarak belirlenmiştir. Analiz için ilk olarak durağanlığın sağlanması için birim kök testlerinden (ADF, PP, KPSS, ZA, FADF ve FFFFF ADF) yararlanılmıştır. Birim kök test sonuçlarına göre Otoregresif Koşullu Değişen Varyans Modelleri (ARCH) kullanılmıştır. Daha sonra Genelleştirilmiş Otoregresif Koşullu Değişen Varyans (GARCH-EGARCH) ve Dinamik Koşullu Korelasyon Testi (DCC GARCH) yapılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde borsa kavramı detaylı olarak irdelenmiş, Türkiye'de BİST 100 yapısı ve seçili endeksler olan NASDAQ 100 ve NYSE 100 yapısı analiz edilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde para kavramı ve tarihçesinden bahsedilerek, takas ekonomisinden dijital paralara kadar olan bölüm değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde çalışmada kullanılan serilerin açıklamaları ile birlikte çalışmada kullanılan ekonometrik yöntemler açıklanmıştır. Dördüncü ve son bölümde ise çalışmaya uygulanan test ve model sonuçları açıklanarak bir değerlendirme yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda DCC GARCH modelinin çıktıları analiz edildiğinde Bitcoin ile BİST 100 ve Dolar kuru arasında istatistiksel olarak anlamlı bir dinamik koşullu korelasyon çıkmazken, Bitcoin ile NASDAQ 100 arasında negatif yönlü ve Bitcoin ile NYSE 100 arasında da pozitif yönlü ve anlamlı bir dinamik koşullu korelasyon elde edilmiştir.

BitcoinEkonometrik analizFinansal araçlar+5
Çağrı Ulu
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu personelleri finansal okuryazarlık bilgi, tutum ve davranış düzeylerinin araştırılması: Kahramanmaraş ili örneği

Bu çalışmanın amacı, Kahramanmaraş ilinde kamu kurumlarında görev yapan personellerin finansal okuryazarlık bilgi, tutum ve davranış düzeylerinin incelenmesidir. Çalışmanın örneklemini 2020-2021 yılında Kahramanmaraş'ta bulunan kamu personellerinden 238 kadın, 156 erkek olmak üzere 394 birey oluşturmaktadır. Kahramanmaraş ilinde Vakıfbank, Halkbank, Ziraat Bankası, İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Büyükşehir Belediyesi, İl Sağlık Müdürlüğü, Emniyet Müdürlüğü, Adalet Bakanlığı, Vergi Dairesi Başkanlığı ve Devlet Su İşleri Müdürlüğü başta olmak üzere farklı kamu kurumlarında çalışan personellerin finansal okuryazarlık tutum ve davranış düzeylerini belirlemek için de "Finansal Okuryazarlık Tutum ve Davranış Ölçeği" kullanılmıştır. Çalışmada betimsel tarama modeli kullanılmıştır. Veriler SPSS 25.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Kolmogorov Smirnov testi ile dağılımların normal olduğu belirlenmiştir. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metodların (ortalama, standart sapma, frekans) yanısıra paremetrik veriler için Student T testi, One Way Anova testi ve Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır Farklılıkların hangi gruplardan kaynaklandığını belirlemek için Tukey testi kullanılmıştır ve anlamlılık bütün değerler için p<0,05 düzeylerinde değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgulara göre bireylerin finansal okuryazarlık bilgi, tutum ve davranış düzeyleri ile eğitim durumları, medeni durum, yaş, gelir durumu değişkenleri arasında anlamlı farklılık olduğu tespit edilmiştir. Cinsiyet değişkeni arasında anlamlı farklılık olduğu tespit edilmemiştir. Bununla birlikte program türü, anne eğitim düzeyi, kişisel aylık gelir düzeyi değişkenleri arasında anlamlı farklılık olmadığı görülmüştür. Anahtar kelimeler: Davranış, finans, finansal okuryazarlık, harcama, tutum

DavranışFinansal analizFinansal bilgi düzeyi+6
Esin Dicle Timuçin
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Sistem dinamikleri yaklaşımı ile biyoenerji kaynak kullanımındaki artışların gıda güvenliği, enerji güvenliği ve çevre üzerine etkileri Türkiye örneği

Bu çalışmada, artan emisyon miktarının çevre üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak ve enerji arzı kaynaklarını çeşitlendirmek amacıyla son yıllarda dikkatleri üzerine çeken biyoenerji üretimi için kullanılan kaynakların enerji güvenliği, gıda güvenliği ve çevre üzerindeki etkisinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda Türkiye örneği üzerinden, biyoenerji kaynak kullanımlarındaki değişimlerin belirlenen değişkenler üzerindeki etkisini incelemek amacıyla Türkiye' nin biyoenerji-gıda güvenliği-enerji güvenliği-çevre-nüfus sistem dinamiği simülasyon modeli oluşturulmuştur. Oluşturulan model üzerinden politika senaryoları denenerek biyoenerji kaynak kullanımındaki değişimlerin belirlenen değişkenleri 2021 yılından 2050 yılına kadar ne yönde etkilediği tespit edilmeye çalışılmıştır. Elde edilen sonuçların literatür ile uyumlu olduğu saptanmıştır. Denenen senaryo sonuçlarına göre biyoenerji kaynak kullanımına bağlı olarak değişkenlerin farklı yönlerden etkilendiği gözlemlenmiştir. Ayrıca biyoenerji arzının birçok sektörü birçok açıdan etkileme potansiyeli taşıdığı görülmüştür. Sonuç olarak tüm değişkenlerin bir arada düşünüldüğü sürdürülebilir bir politika ile gıda güvenliğini, enerji güvenliğini, çevreyi ve bunlar ile bağlantılı diğer değişkenleri olumlu yönde etkileyebileceği görülmüştür.

BiyoenerjiEnerji güvenliğiGıda güvenliği+3
Muhammed Çelik
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Yüksek, orta ve düşük gelirli ülkelerde yaşam beklentisini belirleyen faktörlerin analizi: Panel veri yaklaşımı

Bu çalışmanın amacı; yüksek, orta ve düşük gelirli ülkelerde yaşam beklentisini etkileyen faktörlerin belirlenmesidir. Bu amaçla her ülke grubu için 10'ar ülke olmak üzere toplam 30 ülkenin 2000-2017 yılları arasındaki verileri incelenmiştir. Analiz için Eviews 9 Programı kullanılarak işsizlik oranı, kamu harcamaları içerisinde kamu sağlık harcamalarının oranı, bebek ölüm oranı ve CO2 emisyonu değişkenlerinin yaşam beklentisine etkisi panel veri ile analiz edilmiştir. Ayrıca bu çalışmada diğer çalışmalardan farklı olarak beklenen yaşam süresine etki eden faktörler ayrı ayrı sınıflandırılmış, yaşam beklentisine etkileri açıklanarak değişken odaklı literatür taraması yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre; yüksek gelirli ülkeler için yaşam beklentisinin belirleyicileri bebek ölüm oranı, CO2 emisyonu ve kamu sağlık harcamaları iken, üst orta gelir grubu ülkeler için yaşam beklentisinin belirleyeni kamu sağlık harcamalarıdır. Düşük gelir grubu ülkeler için yaşam beklentisini etkileyen faktör ise bebek ölüm oranıdır.

Dar gelirlilerDüşük orta gelirlilerGelecek beklentisi+7
Şehadet Bulut
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Afganistan'ın dış ticaret yapısı ve Türkiye ile dış ticaretinin analizi

Bu çalışma Afganistan'ın dış ticaret faaliyetlerini incelemekte ve Afganistan ile Türkiye arasındaki dış ticaret ilişkilerini ortaya koymaktır. Çalışmanın ilk bölümünde, Afganistan'ın ekonomisi genel olarak anlatılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, Afganistan'ın dış ticaretine ve Afganistan'ın üyesi olduğu bölgesel ekonomik işbirliği ilişkilerine yer verilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise Afganistan'ın Türkiye'ye yaptığı sebze ve gıda ürünleri ihracatı ve Türkiye'nin Afganistan'a yaptığı makine, elektrik ürünleri, ayakkabı, taş, cam, metaller ve çeşitli ürünlerin ihracatı 2009-2019 yılları arasındaki çeyrek veriler kullanılarak ekonometrik analizi yapılmıştır. Bu verileri kullanarak değişkenlere, Birim Kök Testi, VAR modeli, Etki Tepki ve Varyans Ayrıştırma analizi uygulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Dış Ticaret, Ekonometrik Analiz, Türkiye ve Afganistan

AfganistanDış ticaret politikalarıEkonometri+5
Ferdows Muqım
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu özel iş birliği modeline kuramsal ve uygulamalı bir bakış

İktisat;ihtiyaçları karşılamak için mal ve hizmetlerin üretim ve dağıtım faaliyetlerini inceleyensosyal bir bilim dalıdır. Devletler bu insan ihtiyaçlarını karşılamak için kamu hizmeti sunumunu uzun bir süre kendileri üstlenmişlerdir. Ancak kamu giderlerinin önlenemez yükselişi, bütçe kısıtı, kamu harcamalarının finasmanında kullanan vergi ve benzeri gelirlerin arttırılamayışı gibi sıkıntılar kamu hizmeti sunumunda ve finansmanında piyasalaştırma yolunda adımlar atılmasına sebep olmuş ve hizmetin devlet eliyle yürütülmesi politikası yerini özel kişilere bırakmıştır. 1980'li yıllarda benimsenen serbest piyasa ekonomisi politikası özel sektörün mal ve hizmet üretiminde öncü olmasını sağlamıştır. Küreselleşme ve neoliberal politikalar ile birlikte, hizmet talebindeki artış ve teknolojik gelişmeler karşısında sınırlı kamu fonları yetersiz kalmış, Kamu Özel İş Birliği Modeli yükselişe geçmiştir. Bu çalışmada son zamanlarda geniş bir uygulama alanı bulan Kamu Özel İş Birliği Modelinin devlet üzerinde yarattığı mali yükün mali tablolarda ki görünürlüğü ele alınacaktır. Anahtar Kelimeler:Kamu hizmeti, Kamu Özel İşbirliği, Devlet, Özel Sektör.

DevletKamu hizmetleriKamu-özel iş birliği+1
Seda Kocaarslan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının belirleyicileri: Türkiye için ekonometrik bir analiz

Doğrudan yabancı sermaye yatırımları, küreselleşme sürecinin ivme kazanmasıyla birlikte ortaya çıkan en önemli olgulardan biridir. Uzun dönem niteliği, beşeri sermaye sağlaması, teknoloji transferi, istihdam yaratması ve sermaye yetersizliğine kaynak olması doğrudan yatırımları diğer finansman türlerinden ayırmakta ve daha önemli kılmaktadır. Türkiye'nin de yer aldığı gelişmekte olan ülkeler karşılaştıkları tasarruf dar boğazı ve sermaye yetersizliği gibi temel problemlerini çözmek için en etkili politika aracı olarak doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını görmektedir. Çalışmada 1985-2020 yıllarına ait veriler kullanılarak, Türkiye'deki doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının belirleyicilerine ilişkin bir araştırma yapılmıştır. Bu doğrultuda ilk olarak seçilmiş kişi başı gayrisafi yurtiçi hasıla, enflasyon ve dışa açıklık değişkenlerinin durağan olup olmadıkları Augmented Dickey Fuller ile Phillips Perron birim kök testi yapılarak incelenmiştir. Serilerin durağanlığının tespit edilmesi sonrası Johansen eşbütünleşme testi ve seriler arasındaki nedensellik ilişkisini açıklamak için Granger nedensellik analizi yapılmıştır. Son olarak, VAR modeli kurularak değişkenler arasındaki ilişkiyi saptamak amacıyla etki-tepki ve varyans ayrıştırması teknikleri kullanılmıştır. Ampirik bulgulara göre kişi başı gayrisafi yurtiçi hasıla ile doğrudan yabancı sermaye yatırımları arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılırken, enflasyon ve dışa açıklık değişkenleri ile doğrudan yabancı sermaye yatırımları arasında negatif yönlü bir ilişki olduğu görülmüştür.

Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarıEkonometrik analizTürkiye+2
Ayşegül Kaynak
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Eğitim sağlık ve askeri harcamaları ekonomik büyüme ilişkisi: G20 ülkeleri örneği

Kamu harcamaları ülkelerin yapmış olduğu ekonomik faaliyetler içinde önemli bir yer tutmaktadır. Refah düzeyinin iyileşmesi, teknolojik ilerlemenin sağlanması ve nüfus artışı devletin önemini arttırmaktadır. Bu tez çalışmasında kamu harcamalarının ülkeler açısından önemliliğine dikkat çekilerek, harcamalar içinde önemli yere sahip olan eğitim, sağlık, askeri harcamalar incelenerek ülkelerin ekonomisi üzerinde etkilerinin olup olmadığı incelenmiştir. Bu bağlamda G20 ülkelerinde 1995-2018 yılları arasında ekonomik büyüme ile eğitim harcamaları, sağlık harcamaları ve askeri harcamalar değişkenleri arasındaki ilişki test edilirken Pedroni ve Kao Eşbütünleşme Testleri ve Panel Nedensellik Testi kullanılmıştır. Çalışmada, LLC (Levin, Lin, Chu) ve Im, Peseran, Shin birim kök testleri uygulanmıştır. Elde edilen test sonuçlarına göre; G20 ülkelerinde 1995-2018 yılları arasında sağlık harcamaları ile ekonomik büyüme arasında çift yönlü bir nedensellik ilişkisi bulunurken, askeri harcamalardan ekonomik büyümeye doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisi bulunmuştur. Eğitim harcamaları ile ekonomik büyüme arasında bir nedensellik ilişkisi bulunmamıştır.

Askeri harcamalarEkonomik büyümeEkonomik etki+5
Dicle Kaya
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Banka karlılığını etkileyen faktörlerin analizi

Türk ekonomi sektörü içerisinde büyük oranda faaliyet gösteren bankalar, ekonominin vazgeçilmez parçasıdır. Bankacılık sektörünün yapısının sağlam olması, kârlılık ile ilişkilidir. Kârlılık, diğer işletmeler gibi bankaların da kendi kendisini finanse etmesi ve sermaye yapısının güçlendirmesi için gereklidir. Bankacılık sektöründe kârlılık konusu, sektörün ayakta kalabilmesinde önemli bir etkendir. Bu çalışmada finansal sistemin en önemli dinamiği haline gelmiş olan bankacılık sektörünün, net kârını belirleyen faktörler incelenmektir. Bu doğrultuda Türkiye'de 2008Q1-2020Q4 dönemi banka verileri Dünya Bankası (WB), Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) veri tabanından temin edilmiştir. Banka net kârlılığını etkileyen faktörleri belirlemek için panel Genişletilmiş Ortalama Grup (Augmented Mean Group-AMG) yönteminden yararlanılmıştır. Analizde; toplam aktif (AKT), öz kaynaklar (OKN), ekonomik büyüme (GDP), mevduat hacmi (MVD), krediler (KRD), faiz giderleri (FGD), faiz gelirleri (FGL) ve enflasyon (ENF) değişkenleri ele alınmıştır. Analiz sonucunda öz kaynak, mevduat hacmi, enflasyon değişkenleri ile banka net kârlılığı arasında istatiksel olarak anlamlı ve pozitif bir yönlü etki; faiz gelirleri, faiz giderleri, krediler, ekonomik büyüme parametreleri ile banka net kârlılığı arasında ise anlamlı bir etkinin olmadığı tespit edilmiştir.

Bankacılık sektörüBankalarKarlılık+3
Emine Akçadağ
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Endüstri 4.0 kavramı ekseninde otomasyonun istihdam üzerindeki etkisi: Gelişmiş ülkeler örneği

Endüstri devrimlerinin gelişim aşamaları ve yarattığı sonuçlar tarihte önemli bir yere sahiptir. 18. yüzyılın ortalarında Birleşik Krallık'ta başlayan endüstri devrimler tarihi ülkelerin yalnızca ekonomik yapısını değil siyasi, sosyal ve kültürel olarak birçok konuda eksenini değiştirmiştir. 1780 yılı itibariyle James Watt tarafından geliştirilen buhar makinesi Birleşik Krallık'ı sanayileşme konusunda dönemin gelişmiş ülkeleri arasında öne çıkarmıştır. Daha sonraki dönemlerde sanayi gelişimi önce Kıta Avrupa'sına daha Amerika Birleşik Devletleri'ne kadar yayılmıştır. Demiryolu ağının gelişmesiyle beraber hammaddelere ulaşım kolaylaşmış, buhar gücü ile çalışan makinelerden daha güçlü makinelerin üretimde kullanılması ve dünyanın seri üretim kavramı ile tanışması ikinci endüstri devriminin başlamasına yol açmıştır. 20.yüzyılın ilk yarısında gerçekleşen iki dünya savaşı ve 1929 Ekonomik Buhranı, sanayileşme ve teknolojik gelişmeleri yavaşlatsa da üretimde bilgisayarlaşma ve iletişim teknolojilerinin kullanımının gerçekleşmesi üçüncü endüstri devrimini ortaya çıkarmıştır. İkinci ve üçüncü endüstri devrimleri yalnızca Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri'nde değil Doğu Asya ülkelerinde de önemli gelişmeler yaratmıştır. Bilgi işlem teknolojilerinin gelişmesi ve üretime entegre edilmesi ile 2011 yılında Endüstri 4.0 kavramı doğmuş ve günümüzdeki teknolojik gelişmeler dördüncü endüstri devrimine diğer endüstri devrimlerine nazaran farklı bir boyut kazandırmıştır. Dördüncü endüstri devrimi ile hızla artan teknolojik gelişmeler yaşamın her alanında kendisini göstermektedir. Endüstri 4.0 ile üretimdeki otonom süreç bir diğer ismi yeni nesil otomasyon da denilen teknoloji yoğun üretim yapısının ile istihdam ve çalışma hayatına etki etmesi beklenmektedir. Üretiminde meydana gelen robotlaşmanın daha fazla yaygınlaşması ile işgücünün işletmelerdeki ağırlığı ortadan kalkmaktadır. Endüstri 4.0'ın getirmiş olduğu birçok yeni teknolojik gelişmeler, üretimde yeni bir dönemi ortaya çıkarmakta ve istihdam konusunda teknoloji yoğun üretim yapısını benimseyen gelişmiş ülkelerin bu durumun yaratmış olduğu istihdam üzerindeki etkileri araştırmaya itmektedir. Bu çalışmada öncelikle Endüstri 4.0 kavramı ele alınan birinci bölümde endüstri devrimleri kronolojik bir biçimde incelenmiş, daha sonra dördüncü endüstri devrimi tanıtılması ile bu devrimin getirmiş olduğu teknolojik bileşenler genel olarak ele alınmış ve son olarak dördüncü endüstri devriminin istihdam üzerindeki etkileri genel olarak araştırılmıştır. İkinci bölümde ise ele alınan gelişmiş ülkelerin Endüstri 4.0 hazırlıkları, plan ve stratejilerinden bahsedilmiş ve ekonomik verilerden faydalanılarak istihdam ve bilişim teknolojileri dış ticaret verileri gibi konular ile ilgili gerekli açıklamalar yapılmıştır. Çalışmanın son bölümünde Endüstri 4.0 devrimi kapsamında artan otomasyon kavramının istihdam üzerindeki etkisi gelişmiş ülkeler açısından durağan olmayan panel veri analizi yöntemi kullanılarak incelendiği ampirik bir çalışmaya yer verilmiştir. Bu doğrultuda ekonometrik bir model kurulmuş ve bu modele ait değişkenler açıklanmıştır. Ampirik model kapsamında değişkenlere ait eğim katsayılarının heterojenliği analiz edilmiş, daha sonra söz konusu değişkenlerin yatay kesit bağımlılığı araştırılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre ikinci nesil panel birim kök testlerinden faydalanılarak veri setinin durağanlığı analiz edilmiş ve daha sonra ikinci nesil panel eşbütünleşme testleri kullanılarak seriler arası eşbütünleşik ilişki araştırılmıştır. Son aşamada ise CCE Ortak İlişkili Etkiler Modeli uzun dönem regresyon katsayısı tahmin edilmiş ve elden edilen bulgular ile birlikte değerlendirme yapılmıştır.

Endüstri 4.0Otomasyonİstihdam
Adil Aksoy
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bilgi ekonomisi - ekonomik büyüme ilişkisi: Türkiye örneği

Günümüzde bilgi ekonomisinin önemli unsurları niteliğinde olan AR-GE faaliyetleri, bilişim teknolojileri, patent sayıları ve diğer telif haklarının ekonomi üzerinde yarattığı etkiler literatürde teorik ve ampirik olarak birçok çalışmaya konu olmuştur. Büyüme konusu üzerinde çalışan iktisatçılar tarafından ekonomik büyümeyi etkileyen unsurların başında bilgi ekonomisi değişkeni olduğu görüşünü ileri sürmektedirler. Bu tez çalışmasında bilgi ekonomisi ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki 1984- 2019 dönemleri arasında analiz edilmiştir. Analize konu olan bilgi ekonomisi ölçütü olarak patent başvuruları ve hizmet ihracatının yüzdesi değişkenleri kullanılmıştır. Değişkenlerin birim kök analizleri ADF, PP ve Lee Strazicich testleri kullanılarak yapılmıştır. Değişkenler arasında eş bütünleşmenin varlığını sınamak amacıyla Hatemi- J eş bütünleşme testi kullanılmıştır. Değişkenler arasında nedensellik ilişkilerini saptamak amacıyla ise Hacker ve Hatemi- J Nedensellik testi gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen ampirik bulgulara gore modele konu olan değişkenlerin I (1) seviyesinde durağan olduğu sonucuna varılmıştır. Eşbütünleşme testi sonucuna gore ise Türkiye Ekonomisi üzerinden bilgi ekonomisi ile ekonomik büyüme arasında uzun dönemli ilişki olduğu saptanmıştır. Nedensellik ilişkisi sonuçlarına göre ise ekonomik büyümeden iletişim teknolojileri ihracatına yönelik tek yönlü ilişki olduğu sonucuna varılmıştır Anahtar Kelime: Bilgi Ekonomisi, Ekonomik Büyüme, Patent Başvuruları; Dış Ticaret Dengesi

Bilgi ekonomisiBirim kök testleriDış ticaret dengesi+5
Aysun Akkurt
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Davranışsal ekonomi açısından tasarruf eğilimi analizi: Manisa ili örneği

Tasarruf olgusu geçmişten günümüze ekonomide büyük bir öneme sahip olmuş ve üzerinde çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda tasarruf fonksiyonuyla ilgili çok sayıda model kurulmuş ve analizler gerçekleştirilmiştir. Ancak tasarruf olgusu ile ilgili çalışmalara bakıldığında ana akım iktisadın hakim olduğu ve bireylerin rasyonel insan olarak ele alındığı görülmüştür. Bu çalışmada tasarruf olgusuna bireylerin içinde bulunduğu toplumdan etkilendiği başka bir deyişle bireylerin davranışlarında duygusal, bilişsel ve sosyal etkilerin de bulunduğunu ifade eden davranışsal iktisat perspektifinde bakılmıştır. Tasarruf kavramı ekonomik büyümenin sağlanması ve gelişmesi için dünya ekonomilerinin de üzerinde durduğu konulardan biridir. Türkiye açısından bakıldığında ise, yüksek tüketim eğilimi ve düşük tasarruf eğilimi dikkat çekmiştir. Uzun yıllardır hakim olan düşük tasarruf sorunu beraberinde ciddi ekonomik sorunları da beraberinde getirmiştir. Nitekim tasarruf hakkında kurulan hipotezlerin bireyin davranışlarını ve sosyal bir varlık olduğunu göz ardı etmesi sebebiyle çalışmamızda ana akım iktisatta önemli bir yeri olan tasarruf olgusu iktisat ve psikoloji bilimini birleştiren davranışsal iktisadın bakış açısı ile incelenmiştir. Bireylerin sahip olduğu gelirin ne kadarlık kısmını tüketip ne kadarlık kısmını tasarruf edeceği mikro iktisadın inceleme alanıdır. Ancak makro iktisadi açıdan da tasarruf kavramının önemi büyüktür. Bunun sebebi gerçekleşen tasarrufun ülke ekonomisinin büyümesine genişlemesine katkı sağlaması, tasarruf oranının düşük olduğu durumlarda ise durgunluğa yol açmasıdır. Dolayısıyla makro ekonominin başlangıcından bu tarafa tasarruf ile ilgili çok sayıda teori ortaya atılmıştır. Tüm bu teoriler dikkate alınarak yapılan analizde diğer çalışmalardan farklı olarak birey karar verme sürecinde içinde bulunduğu toplum, duygu durumu, yaş, cinsiyet gibi sübjektif faktörlerden etkilenen sosyal bir varlık olarak ele alınmıştır. Bireylerin tasarruf davranışlarının analiz edilmesi ve sonucunda daha doğru modeller üzerinde çalışmak ülke ekonomisinin gelişmesi için gereklidir.

Davranışsal ekonomiManisaTasarruf
Hande Avcı
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Ev kadınlarının emeğinin GSYH hesaplamalarına etkisi

Bu çalışmada Emek Değer Teorisi temelinde, teorik analizden yola çıkarak "emeğin" geçirdiği evrimsel tanımlar ve teorideki gelişmeler ortaya konmaya çalışılmıştır. Emeğin toplumsal refah alanındaki yansımalarının bir göstergesi olan GSYH örneği kullanılarak, ampirik bir modelleme üzerinden, ev kadını emeğinin ekonomik değeri ölçülmeye çalışılmıştır. Bu amaçla, bütüncül bir yaklaşımla yapılan bu çalışmada; öncelikle ortodoks (ana akım) ekonomi teorilerinde "emek" kavramı sorgulanmış; daha sonra emek-istihdam ilişkisinden soyutlanarak, kapitalist sistemde istihdam dışında kalan ücretsiz ev kadını emeğinin GSYH'ya nasıl bir etkisi olabileceğine odaklanılmıştır. Çalışmanın odağını oluşturan teorik analiz ile ekonomik problemlerin çözümünde heterodoks politikalara olan ihtiyacın bir göstergesi olarak; değişen insan profilinin rasyonellikten uzaklaşıp "sınırlı rasyonellik" ve sonrasında da "heterojen birey" profilini oluşturduğu sonucuna varılmıştır. İhtiyaçların karşılanması konusunda, içinde bulunduğu koşullara göre karar vermeyi tercih eden yeni heterojen birey modeline en iyi örneğin; kadınlar olduğu düşünülmektedir. İstihdamda ve ev işlerinde çalışan olarak nüfusun yarısını oluşturan kadınlar; ev kadını olma tercihleri nedeni ile nüfusun tamamına oranla, sınırlı rasyonel birey tanımına en çok uyan kesim olarak tanımlanmışlardır. Teorik analiz sonucunda tespit edilen emek yapısında ve bireylerde meydana gelen bu değişimler nedeniyle, çalışmanın ampirik analizinin temel değişkeni olarak ev kadını emeği dikkate alınmıştır. Türkiye örneğinde TÜİK istihdam verileri ile yapılan ampirik analizin ilk aşamasında, Atkinson Eşitsizlik Ölçeği kullanılarak ev kadını emeğinin GSYH dahil edilmediği mevcut durumun eşitsizlik ölçüsü hesaplanmıştır. Modelin ikinci aşamasında ev kadını emeği dikkate alınarak, GSYH'ya etkisi hesaplanmıştır. Teorik ve ampirik analizin sonuçları, emek–istihdam bağımlılığının sosyal eşitsizliğe ve ekonomik refaha etkisi bağlamında değerlendirilmiştir. Çalışmanın, sınırlı sayıda ampirik çalışma bulunan heterodoks emek teorileri ile ilgili literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Bölüşümsel adaletEkonomik büyümeEkonomik kalkınma+7
Saadet Yağmur Kumcu
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu, sağlık ve yatırım harcamalarının ekonomik büyüme üzerine etkileri: 1980-2020 dönemi Türkiye örneği

Bu çalışmada, Türkiye için 1980-2020 yılları arasındaki veriler kullanılarak nedensellik testleri, etki-tepki analizi ve DOLS modelleri ile uzun dönemde kamu, sağlık ve yatırım harcamaları ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki araştırılmıştır. Sonuç olarak; uzun dönemde kamu harcamalarından ekonomik büyümeye doğru bir nedensellik yoktur. Etki-tepki analizinden, ekonomik büyümedeki şokların uzun vadede sağlık ve yatırım harcamalarını etkilemediği sonucuna varılmıştır. DOLS modeli uygulanarak, kamu harcamalarının ekonomik büyüme üzerindeki uzun vadeli etkileri incelenmektedir. DOLS uzun dönemde hem sağlık harcamaları ile yatırım harcamaları hem de ekonomik büyüme arasında pozitif bir ilişkiye ulaşılmıştır.

Ekonomik büyümeEkonomik etkiKamu harcamaları+3
Gökhan Dursun
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Sağlık harcamalarının bileşenleri: Dünya sağlık örgütü kurucu ülkeleri örneği

Ekonomik büyümenin önemli bir alt sektörü haline gelen sağlık ekonomisi, ulusal ve uluslararası karşılaştırmalarda kullanılmaktadır. Çünkü sağlık ekonomisi değişkenleri, ülkenin ekonomik büyümesi hakkında bilgi vermekte ve ekonomik büyümeyi etkilemektedir. Bu çalışmada sağlık kavramının kavramsal çerçevesi, temel sağlık göstergeleri, sağlık ekonomisi, harcaması, hizmetleri detaylarıyla aktarılmıştır. Analizde kullanılan Dünya Sağlık Örgütü Kurucu Ülkeleri'nin sağlık sektörlerinin karşılaştırılması yapılmıştır. Orta gelir tuzağı açısından sağlık, ekonomik ve demografik değişkenlerin ekonomik büyümeye olan etkisi ortaya konulmuş ve son bölüme konu olan değişkenler bu etki altında belirlenmiştir. Panel veri analizi yapılan son bölümde Dünya Sağlık Örgütü kurucu ülkeleri alt orta, üst orta ve yüksek gelirli ülkeler olarak ayrılmıştır. Orta gelir tuzağına etkenliği açısından belirlenen değişkenlerin ülkelerin gelir seviyeleri ile ilgisi araştırıldığı için bu ayrım yapılmıştır. Ülkelerin orta gelir tuzağına takılı kalmaması ve bir üst seviyeye geçebilmeleri için bu etkenlerin etkinliğini ölçmek, ülkelerin büyüme sürecinde sağlık, ekonomik ve demografik değişkenler etkilerini belirlemek bir diğer amaçtır. Her ülke grubu için model belirlenmiş, değişen varyans, otokorelasyon ve yatay kesit bağımlılığından oluşan temel varsayımlar test edilmiştir. Bu varsayımlar ile ulaşılan sonuç sonrasında model yeni bir tahminciyle tekrar kurulmuş ve yeniden yorumlanmıştır. Birim kök testi ile serilerin hangi seviyelerde durağan oldukları kontrol edildikten sonra değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisini bakmak için Toda-Yamamoto nedensellik analizi yapılmıştır. Sağlık ekonomisinde kullanılan değişkenlerin birbiriyle, diğer sektörlerle ve orta gelir tuzağı ile olan ilişkisi incelenmiştir. Çalışmada uygulanan Toda-Yamamoto nedensellik analizi sonucunda alt orta ve üst orta gelirli ülkelerin ekonomik büyümeyi sürekli hale getirmede analize konu olan değişkenlerin etkin olduğu görülmüştür. Ancak yüksek gelirli ülkelerin büyüyen ekonomisini stabil tutmasında bu etkenlerin etkisi görülmemiş, etkenler dışında kalan makroekonomik değişkenlere yönelmesi gerektiği belirlenmiştir.

Dünya Sağlık ÖrgütüKurucuSağlık ekonomisi+3
Tuba Esra Baskak
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de bölgesel yatırım teşviklerinin sürdürülebilir kalkınma üzerine etkisi: Manisa örneği

Teşvikler, tüm ekonomi politikalarının içinde en önemli kalkınma araçlarından biri olmuştur. Geçmişten bugüne gelişerek yatırımcı ve işvereni destekleyici birçok unsuru içinde barındıran teşviklerin temel amacı yatırım kapasitelerinin artmasıyla üretim ve istihdamında artmasını sağlamaktır. Bu sayede sektörel gelişimler sağlanırken aynı zamanda bölgesel olarak geri kalmış şehirlerinde gelişmeleri bu planlı bölgesel teşvik programlarıyla artmış olacaktır. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde sıklıkla kullanılan teşvik uygulamaları ülkemizde de son derece yaygın kullanılan bir kalkınma aracıdır. Çalışma kapsamında bölgesel yatırım teşviklerinin yapıları ve dinamikleri incelenmiş olup yatırım teşviklerinin bölgesel olarak kalkınmadaki etkinliği saptanmaya çalışılmıştır. Yatırım teşvik unsurlarının incelemeleri yapıldıktan sonra, ülkemizdeki bölge kavramı incelenmiştir. Sonrasında yatırım teşviklerinin bu bölgelerde kalkınma üzerinde ne gibi etkiler bıraktığı detaylı olarak ele alınmıştır. Son olarak örnek bir bölge ve ilin teşvik yapısı incelenmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda bölgesel yatırım teşviklerinin her ne kadar başarılı olduğu görülse de ülke için yatırımların hala batı bölgelerinde daha fazla tercih edildiği ve ülke içindeki gelir adaletsizliğinin kapanmak yerine neredeyse aynı kaldığı gözlemlenmiştir. Bu sebeple bölge bazlı teşviklerin bilinirliği ve etkinliğinin arttırılması için teşvik sistemlerinin dağılımına yönelik öneriler getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yatırım Teşvikleri, Bölgesel Yatırım Teşvikleri, Yatırım Teşvik Sistemi.

Bölgesel kalkınmaManisaSürdürülebilir kalkınma+3
Ayşenur Telbaş
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Dahilde işleme rejiminin dış ticarete etkisi: Türkiye örneği

İmalat alanında faaliyet gösteren işletmelerin uluslararası piyasalarda rekabet etmesine olanak sağlamak, çeşitliliği ve rekabet gücünü artırmak amacıyla küresel fiyatlarla hammadde temin edilmesine olanak sağlayan gümrük rejimine Dahilde İşleme Rejimi (DİR) denilmektedir. Bu çalışmada, dahilde işleme rejimi, döviz kuru ve ticaret dengesi ile ilişkisi Hatemi-J eşbütünleşme testi ile ölçülmüştür. Elde edilen bulgulara göre kısa dönemde dahilde işleme rejiminden dış ticaret dengesine doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisinin olduğu ancak döviz kuru ile dış ticaret dengesi arasında kısa dönemde bir nedensellik ilişkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Dahilde işleme rejimi, İthalat, İhracat, Ticaret dengesi

Dahilde işleme rejimiTicaretTicari denge+2
Ebubekir Buluş
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Tasarruf-yatırım ilişkisi: Feldstein-Horioka Hipotezinin ticari ve finansal dışa açıklık durumuna genişletilmesi

Bu araştırma ile Feldstein-Horioka hipotezi perspektifinde, 1990-2019 dönemi için yatırım ve tasarruf ilişkisine, dışa açıklığın ve ülke büyüklüğünün etkisi gelir seviyesine göre sınıflandırılmış, yüksek gelirli ve orta-yüksek gelirli ülke gruplarında panel eş-bütünleşme ve nedensellik yöntemleri ile analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular her iki ülke grubu için yüksek derecede sermaye hareketliliği ile birlikte yurt içi yatırımların, yurt içi tasarruflar tarafından finansmanının sağlanmadığını göstermiştir. Yüksek gelirli ülke ekonomilerinde dışa açıklık oranlarının yurt içi yatırımlara bir etkisi olmazken, orta -yüksek gelirli ülkelerde dışa açıklık oranlarının yurt içi yatırımların bir fonksiyonu olduğu belirlenmiştir. Nedensellik testleri sonucunda ise, her iki ülke grubu için de yurt içi tasarruf ile yatırım arasında çift yönlü nedensellik ilişkisi ortaya konulmuştur.

EkonomiEkonomi politikalarıFeldstein-Horioka+5
Selen Utlu Koçdemir
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kamusal yükseköğretim harcamaları ile gelir dağılımı ilişkisi: Farklı gelir grubu ülkeleri için bir değerlendirme

Gelir dağılımında adaletin sağlanması ülkelerin öncelikli politikaları arasında yer almasına rağmen küresel düzeyde gelir eşitsizliğinin giderek arttığı gözlenmektedir. Bu eşitsizliğin artmasında çok sayıda ekonomik ve sosyal faktör etkili olmaktadır. Kamu otoritesinin ekonomide üstlendiği rol, gelir dağılımı adaletinin sağlanmasında önemli bir etken olmaktadır. Kamusal harcamaların yoksul yanlısı politikalarla gerçekleştirilmesi, serbest piyasada oluşabilecek aksaklıkların yaratacağı sorunlara çözüm bulma aşamasında devletin toplumu oluşabilecek risklere karşı korumak amacıyla müdahale edebilme yetkisi, bunun için gerekli kamu harcamalarını yapabilmesi önem arz etmektedir. Bu önem özellikle gelişmekte olan ülkelerde, fırsat eşitliğinin ve toplumsal adaletin sağlanmasının kamusal eğitim harcamaları yoluyla gerçekleşeceği beklentisinden kaynaklanmaktadır. Yüksek gelir grubu ülkeleri (YGÜ) ve orta-yüksek gelir grubu ülkelerinde (OYGÜ) kamusal yükseköğretim harcamaları ile gelir dağılımı ilişkisinin incelendiği araştırmanın ekonometrik analiz kısmında bu ülke gruplarına ait kamusal yükseköğretim harcamaları, kişi başına düşen milli gelir ve Gini katsayısı değişkenleri kullanılarak 2005-2018 dönemi kapsamında panel veri analizi yöntemiyle araştırılmıştır. Araştırmanın sonucunda yüksek gelir grubu ülkelerinde kamusal yükseköğretim harcamalarının gelir dağılımı adaletini bozucu etkisi tespit edilmiştir. Buna karşın orta yüksek gelir grubu ülkelerinde eğitime yapılan kamusal harcamaların gelir dağılımını pozitif etkilediğine yönelik bulgular tespit edilmiştir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde kamusal yükseköğretim harcamalarının arttırılması ve fırsat eşitliğinin sağlanması yoluyla, alt gelir grubuna mensup bireylerin gelirlerinde artış yaratması ve bireyler arası kazanç farkını azaltmasıyla gelir dağılımı adaletine olumlu katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Eğitim harcamalarıKamu harcamalarıOrta gelirli ülkeler+2
Osman Kavak
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

KOBİ işletmelerin katılım bankacılığını tercih etme nedenleri: Gaziantep il örneği

Bu çalışmanın amacı, Gaziantep ilinde faaliyette bulunan KOBİ'lerin islamı bankacılıa yönelme sebeplerini araştırmaktır. Bu anlamda, küçük ve orta ölçekli işletmelerin katılım bankacılığı tercih etme nedenleri bir anket aracılıyla analiz edilmiştir. 20 sorudan oluşan anket, SPSS 22 programı ile analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular çalışmaya dahil olan katılımcıların dini değerleri sebebiyle katılım bankacılığına yöneldildikleri anlaşılmaktadır. Kendilerine uygun yatırım ürünlerin var olduğunu belirtilmiş olsa da, katılımcıların önemli bir kısmı katılım bankacılığın sunduğu hizmetleri ve/veya ürünleri yatırım gerekçesiyle tercih etmediklerini vurgulamaktadırlar. Bulgular katılımcıların sadece bir kısmı yatırım ve finans ürünlerinden kaynaklı katılım bankacılığını tercih ettiklerini belirtmektedirler. Dikkat çeken diğer bir sonuç ise işletme sahiplerin katılım bankacılığında hesap açma nedenleri arasında ikinci sırada iş yerine yakınlılık olduğunu ifade etmek mümkündür. Elde edilen bu çarpıcı sonuç katılımcılar için bir bankanın « konumun » ne derece de önem taşıyabileceğini göstermektedir. Ancak, konum faktörü katılım bankası dışında « konvansyonel » bir bankanın aynı konumda olmuş olsaydı yine katılım bankasını tercih edermiydiniz sorusu sorulmadığından önem derecesi tartışmaya açık kalmıştır. Çevresel faktörlerin tercih edilme konusunda anlamlı olmadığı anlaşılmaktadır. Katılımcılar tercih ettikleri katılım bankasının kamu bankası olması tercihlerini olumlu yönde etkilediklerini ifade etmektedirler. Son olarak katılım bankasında çalışan personnellere duyulan güven ve kaliteli hizmet öne çıkan diğer bir faktördür. Bu bulguların ışığında katılım bankaların sundukları ürünler ve finans/yatırım araçları katılımcıların islam bankacılığına yönelme sebeplerin yerinde yer almaması katılım bankacılığı sektöründe henüz yeterli düzeyde ürünlerini tanıtılmadığı düşünülebilir. Bu bağlamda, sektörün henüz « tokluk » noktasına ulaşmadığını ve Pazar payı elde etme açısından hala bir marjın varlığını göstermektedir.

BankalarGaziantepKOBİ+3
Abuzer Oğuzcan Kurtoğlu
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Finansal gelişme ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki: MENA ülkeleri örneği

Finansal gelişme, ekonomik yapının en önemli unsurlarından biri olarak nitelendirilmektedir. Bu nedenle bir ülkenin finansal gelişmişliği ülkenin ekonomik gelişimi ile de yakından ilişkilidir. Bir ülkenin ekonomik büyümesi ise ortalama gelir düzeyinde artışa, yasal düzenlemelerde ve uluslararası bütünleşme düzeyinde gelişmeye neden olmakta, finansal sistemin gelişimi için uygun ortam yaratmaktadır. Çalışmanın odak noktasını MENA ülkeleri oluşturmaktadır. MENA bölgesi, petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar, siyasi istikrarsızlık ve bölgesel çatışmalar gibi birçok faktöre bağlı olarak yüksek düzeyde oynaklık sorunu ile mücadele etmektedir. Çalışmada MENA ülkeleri için finansal gelişme ve ekonomik büyüme arasındaki nedesellik ilşkisini incelenecektir. 1980-2020 dönemi için MENA ülkelerinin ekonomik ve finansal gelişme verileri IMF ve Dünya Bankası veri tabanından elde edilerek analiz yapılmıştır. Finansal gelişme ile ekonomik büyüme arasında ekonomik büyüme yönünde tek yönlü bir nedensellik olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Finansal gelişmişlik endeksinin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi dikkate alındığında ülkelerin ekonomilerini büyütmek ve bunu sağlıklı bir biçimde gerçekleştirmek için finansal gelişmişlik kavramını dikkate almaları gerekliliği öneri olarak ortaya konmuştur. Bu alanda yapılacak değişikliklerle ülkenin finansal endeks değerindeki gelişmelerin ülke ekonomisine olumlu yansıyacağı beklenmektedir.

Muhammed Musa Ahmadı
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yenilenebilir enerji tüketiminin ekonomik büyüme üzerine etkisi: G20 örneği

Ekonominin lokomotifi konumunda olan enerji ülkelerin ekonomik büyüme hedeflerini gerçekleştirmede vazgeçilmez bir kaynaktır. Artan dünya nüfusu ve teknolojik ilerlemeler sonucu enerjiye olan talep gün geçtikçe artmaktadır. Ülkeler artan enerji talebini daha çok fosil enerji kaynaklarından karşılamaktadır. Fosil içerikli kaynakların rezervleri dünyanın belirli bölgelerinde bulunmakta olup, bu kaynaklara sahip olmayan ülkelerin enerjide dışa bağımlı hale gelmesine yol açmıştır. Ayrıca fosil nitelikli yakıtlar tükenebilir nitelikte kaynaklar olup yakıldığında CO2 yayarak çevre kirliliğine neden olurlar. Bu kaynakların günün birinde tükenme ihtimalinin bulunması ve çevre kirliliğine neden olması gibi sebepler ülkeleri alternatif kaynak arayışına girmişlerdir. Bu nedenle ülkeler hem çevre CO2 salınımını azaltmak hem de enerjide dışa bağımlılığı azaltmak için yerli kaynak olma özelliğine sahip yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmiştir. Yenilenebilir enerji kaynakları doğal düzen içinde sürekli var olabilen çevre dostu temiz kaynaklar olup ülkeleri enerji bağımlılığından kurtara bilecek potansiyele sahiptir. Bu çalışmada G20 ülkelerinde yenilenebilir enerji tüketiminin ekonomik büyüme üzerine etkisi araştırılmıştır. Bu bağlamda analize dâhil edilen ülkeler 1997-2018 aralığında yenilenebilir enerji tüketimi, CO2 emisyonu, yaşam beklentisi ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki analiz edilmiştir. Değişkenler arasında uzun dönemli ilişkinin varlığı Pedroni ve Kao Eş bütünleşme testleri ile sınanmış ve değişkenlerin uzun dönemde eşbütünleşik olduğu saptanmıştır. Eş bütünleme testlerinden sonra Panel Vec Grenger Nedensellik testi ile değişkenler arasındaki nedenselliğe bakılmıştır. Yapılan nedensellik testi sonucunda CO2 emisyonu, yaşam beklentisi ve ekonomik büyüme arasında tek yönlü nedensellik ilişki olduğu sonucuna varılmıştır.

Ekonomik büyümeEnerjiEnerji tüketimi+4
Tuba Karademir
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Covid-19 pandemi süreci ile konut sektörü ilişkisi: Türkiye örneği

COVİD-19 Çin'in Hubei eyaletinin Wuhan kentinde ortaya çıkan küresel bir salgın krizidir. Virüs kısa zamanda yaydığı etkiyle birlikte bir kıtadan diğerine hızla yayılmış ve WHO tarafından pandemi ilan edilmesine neden olmuştur. COVİD-19 insanoğlunu günlük yaşamının dışına çıkarırken tüm alanlar üzerinde olumsuz bir etki yaratmıştır. Günümüz küresel dünyasında artık tüm ülkeler birbirine bir zincir ile bağlılık göstermektedir. Söz konusu salgının etkisiyle ekonomik, siyasal, politik, sosyal ve kültürel alanlarda yaşanan aksamalar üretim ve tedarik zincirinin yavaşlamasına neden olmuştur. İnsanlık yeryüzünde yaşamaya başladığından beri barınma gereksinimi duymuştur. Dolayısıyla ilk zamanlarda doğa içerisinde yer alan yerleri kullanırken daha sonra ise barınma yerlerini kendileri inşa etmeye başlamışlardır. Konut, kişilerin fiziksel olarak barınma gereksinimini karşılayan ve kendilerini rahat ve güvende hissettikleri olgudur. Konut, tarih boyunca insanların değişim aracı, yatırım aracı ve olağanüstü durumlar da iktisadi açıdan varlıklarını koruma altına aldıkları güvenli liman olma özelliğine sahiptir. Tarih boyunca ortaya çıkan olağanüstü durumlarda ve günümüz küresel dünyasında COVİD 19 ile oluşan belirsizlikler neticesinde konut piyasası bireylerin varlıklarını koruması için daha efektif bir rol oynamaktadır. Bu tez çalışmasında konut sektörü ve COVİD-19 arasındaki ilişki 09 Mart 2020- 04 Şubat 2022 dönemleri arasında haftalık veriler ile analiz edilmiştir. Analize konu olan konut sektörü ölçütü olarak konut kredileri kullanılırken COVİD-19'u temsilen ise ölüm sayısı, vaka sayısı ve konut kredilerine etkisi olacağı düşünülen döviz kuru ise kontrol değişken olarak yer almıştır. Değişkenlerin birim kök analizleri ADF, KPSS ve Carrion-i Silvestre testleri kullanılarak yapılmıştır. Değişkenler arasında eş bütünleşmenin varlığını sınamak amacıyla Maki Eş Bütünleşme Testi kullanılmıştır. Değişkenler arasında nedensellik ilişkilerini saptamak amacıyla ise Zamanla Değişen Nedensellik Testi kullanılmıştır. Ampirik bulgulara göre klasik birim kök testlerinde değişkenler I(1) düzeyinde durağan iken CS birim kök testinde ise birim köklüdür. Eşbütünleşme testinde Türkiye'de konut sektörü ile pandemi değişkenleri arasında uzun dönemli bir ilişki vardır. Nedensellik ilişkisine göre ise belirli tarihlerde seriler arasında çift yönlü nedensellik ilişkisi yakalanmıştır. Anahtar Kelimeler: Pandemi, COVİD-19, Konut Sektörü, Konut Talep ve Arzı

COVID 19Konut arzıKonut sektörü+3
Güven Atay
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ekonomik büyüme ve göçmen dövizleri: Orta Asya ülkeleri analizleri

Bu çalışmada temel amacı, yabancı yardım ve doğrudan yabancı yatırım gibi diğer dış sermaye kaynaklarıyla karşılaştırıldığında, Sovyet sonrası devletler arasında işçi dövizlerinin ekonomik büyüme ve yoksulluğun azaltılması üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Bu yazıda, seçilmiş beş eski Sovyet sonrası cumhuriyette ekonomik büyüme ve yoksulluk tahminleri üzerine bir panel veri seti kullanılmıştır. Çalışma beş Orta Asya ülkesini kapsamaktadır: Kazakistan, Kırgız Cumhuriyeti, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan. Orta Aya ülkelerinin 2000 ve 2018 dönemindeki panel verileri kullanılarak, işçi dövizlerinin ekonomik büyüme üzerindeki etkilerini analiz edilmektedir. Bağımlı ve bağımsız değişkenler kullanılarak sabit ve tesadüfi etkilere yer verilmiştir.

DövizEkonomik büyümeGöçmenler+5
Gulshirin Davydova
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye ekonomisinde işsizlik ve enflasyon arasındaki ilişki: 1983-2020 yılları analizi

Bir ülke ekonomisinin gidişatı ve ülkenin refah düzeyi hakkında tahmin yürütülmesinde yardımcı olan iktisadi göstergelerden başı çeken; işsizlik oranı ve enflasyon oranı olmaktadır. Söz konusu göstergeler arasındaki ilişki, iktisat teorisinde Phillips Eğrisi olarak tanımlanmaktadır. Bu kapsamda Phillips Eğrisi ise, literatürde oldukça tartışılan konuların başında yer almaktadır. Göstergeler arasındaki ilişkinin tartışmaları da bu anlamda köklü bir geçmişe sahiptir. Aslında yapılan çalışma sonuçlarının da çeşitlilik göstermesi, bu tartışmaları günümüzde de devamlı kılmaktadır. Bu çalışmada her ülke ekonomisi için önemli, gerek sonuçları gerekse etkileri bakımından ülke ekonomisine ve sosyolojine ağır hasarlar bırakan işsizlik ve enflasyon oranlarının arasındaki ilişki, Türkiye Ekonomisi için sınanmıştır. Türkiye Ekonomisi için Phillips Eğrisinin geçerli olup olmadığı, geçerli ise birbirini nasıl ve ne yönde etkilediğinin merak edilmesi; çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Bu kapsamda, 1983-2020 yıllarını içeren çalışmada öncelikli olarak ilgili değişkenler teorik çerçevede incelenmiş, ardından söz konusu değişkenlerin ilgili yıllardaki yıllık verileri kullanılarak, zaman serisi analizi ışığında sorulara cevap aranmıştır. Analizde sırasıyla; ADF ve PP birim kök testleri, VAR analizi, Engle-Granger Eşbütünleşme ve Granger Nedenselik testleri kullanılmıştır. Çalışmada ulaşılan bulgu ise, enflasyon ile işsizlik oranlarının eşbütünleşik olduğu, seriler arasında uzun dönemli bir ilişkinin olduğu ve enflasyondan işsizliğe tek yönlü bir nedenselliğin olduğu tespit edilerek, Phillips Eğrisi'nin ilgili yıllar dahilinde Türkiye Ekonomisi bakımından teorik yönde geçerli kılındığı sonucuna ulaşılmıştır.

EkonomiEkonomi politikalarıEnflasyon+3
Elif Çulpan
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kişisel yatırım tercihleri üzerinde davranışsal finansın etkisi

Bu araştırmanın amacı kişisel yatırım tercihleri üzerinde davranışsal finansın etkisinin ortaya çıkarılmasıdır. Araştırmada nicel araştırma deseni kullanılmış olup tarama modelinde bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini toplamda 406 kişi oluşturmuştur. 150 kişi ile Manisa, İzmir, Bursa ve İstanbul illerinde yüz yüze görüşülmüştür. Kalan 256 kişi ile online anket tekniğinden faydalanılarak veri toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından hazırlanan kişisel bilgi formu ve Hamurcu (2015) tarafından geliştirilen davranışsal finans ölçeği kullanılmıştır. Araştırmaya katılanların demografik verileri ve çalışma durumlarına yönelik sorulara frekans analiz uygulanmış, verilerin dağılımı "n" ve "%" olarak tablolarda sunulmuştur. Sonrasında, araştırmada kullanılan Davranışsal Finans Eğilimleri ölçeklerine ait ifadelerin ortalama ve standart sapmaları değerlendirilmiştir. Kullanılan ölçeklerin güvenirliği; Cronbach's Alpha katsayısı ile değerlendirilmiştir. Davranışsal Finans Eğilimleri ölçeklerinin demografik verilere göre farklılık gösterip göstermediği anlamlılık testleri ile analiz edilmiştir. Hangi analizin kullanılacağına karar vermeden önce, verilerin normal dağılıma uyup uymadığı Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro-Wilk sınamaları ile değerlendirilmiştir. Normal dağılıma uymayan verilerin; analizi için ikili karşılaştırmalarda Mann Whitney U testi, iki veya daha fazla değişkenin karşılaştırılmasında ise; Kruskal-Wallis H testi kullanılmıştır. Anlamlı çıkan analizlerde hangi gruplar arasında fark olduğunun belirlenmesi için Mann Whitney U testi ile ikili karşılaştırmalar yapılmıştır. Ölçekler arasındaki ilişki Spearman korelasyon testi ile değerlendirilmiştir. Araştırmanın analizinde SPSS v23 istatistik programı kullanılmıştır. Yatırım yaparken esas alınan faktörlere göre değerlendirildiğinde, faiz oranlarını ve alınan tüyoları esas alanların, diğer gruplara göre yatırım körlüğü etkisi yüksek bulunmuştur. Siyasi istikrar ve analiz yöntemlerini esas alanların ise diğerlerine göre yatırım körlüğü etkisinin düşük olduğu; aracı kurum yönlendirmesi, alınan tüyolar, analiz yöntemlerini esas alanların diğer gruplara göre kazanma tutkusu etkisinin yüksek olduğu; siyasi iktidar, ekonomik istikrar, faiz oranları ve alınan tüyoları esas alanların kararlarda muhafazakarlık etkilerinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir.

Bireysel yatırımcılarDavranışsal finansKişisel yatırımlar+3
Saleh Mehdiyev
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Dış ticaretin döviz kuru değişmelerine karşı duyarlılığı: Türkiye ve gelişmekte olan ülkeler üzerine bir inceleme

1990' lı yıllardan itibaren daha da etkili olan küreselleşme, bilgi-iletişim teknolojileri ve ulaşımın gelişmesiyle, ülkeler arasındaki en etkin ekonomik araçlardan biri, döviz kuru ve döviz kuru politikaları olmuştur. Uygulanan döviz kuru politikaları başta dış ticaret olmak üzere diğer makroekonomik değişkenler üzerinde de büyük etki yapmaktadır. Bu yüzden döviz kuru politikalarının seçimi ve bu politikaların uygulanması ile ilgili ülke ekonomilerinde önemli sorunlar yaşanmaktadır. Ülkelerin özellikle de dış ticaret yapısına uygun döviz kuru politikaları belirlemesi ve dış ticaretin diğer ülkeler üzerindeki etkisinin ülkeler tarafından iyi şekilde anlaşılması büyük önem taşımaktadır. Gelişmekte olan ülkeler daha çok ihracatlarını arttırmaya yönelik politikalar uygularken, ihracat hacmini arttırmak için birçok makroekonomik değişkenleri de kontrol etmeye çalışmaktadır. Döviz kurlarındaki değişim oranları ve bu değişimlerin ekonomiler üzerindeki etkileri her ülke için aynı seviyede olmamaktadır. Gelişmekte olan ülke ekonomileri, yapısal farklılıklarından dolayı döviz kurunda yaşanan değişimlerden daha yüksek oranda etkilenmektedir. Bu çalışmada Türkiye dâhil olmak üzere 17 gelişmekte olan ülkenin reel döviz kuru ile dış ticareti arasındaki ilişki incelenmek istenmiştir. Çalışmanın ilk kısmında dış ticaret kavramları, dış ticaretin nedenleri ve teorileri, dış ticareti etkileyen faktörler, dış ticaret politiklarının amaçları ve araçları, dış ticaretin belirleyicileri ve yaklaşımları son olarak ta Türkiye ekonomisinde dış ticaretin gelişimi ile ilgili konulara değinilmiştir. İkinci kısımda döviz kuru tanımları, çeşitleri ve sistemleri, döviz kurunu etkileyen faktörler, döviz kuru oynaklığı ve Türkiye'de uygulanan döviz kuru politikaları gibi döviz kuruna ilişkin kavramsal bir analiz yapılmıştır. Son olarak, üçüncü kısımda ise gelişmekte olan ülkeler ve Türkiye'de reel döviz kuru ile dış ticaret arasındaki ilişki, 1996-2020 dönemine ait veriler kullanılarak panel veri analizi ve zaman serisi analizi yardımıyla test edilmiştir. Öncelikle değişkenler arasında yatay kesit bağımlılık testi yapılmış ve ülkeler arasında bağımlılığın olduğuna karar verilmiştir. Böylelikle ikinci birim kök testlerinden CADF birim kök testi uygulanmıştır. Uygulama sonucu serilerin I(1)'de durağan olduğu ve eş-bütünleşme analizinin yapılabilmesi için gerekli koşulun sağlandığı görülmüştür. Serilerin uzun dönemli ilişkisini test etmek için ise ARDL eş-bütünleşme analizi yapılmış ve reel döviz kurundaki artışın, ihracatı teorik beklentilere uyumlu olarak arttırdığı, ithalatı ise azalttığı sonucuna ulaşılmıştır.

Döviz kuruDöviz kuru oynaklığıDöviz kuru politikaları+6
Özlem Zeybek Tekin
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Geçiş ekonomisi ülkelerinde yapısal reform ve ekonomik büyüme ilişkisi

Sosyalist rejimin dağılması sonucu bağımsızlığını ilan eden ülkeler ekonomik olarak sosyalist yapıdan ayrılıp serbest piyasa ekonomilerine yönelik politikalar ortaya koydukları için ortaya konan bu çalışmada yapısal reformların ekonomik büyüme üzerine etkisi Homojenite testi uygulaması sonucu ölçülmüştür. Gerçekleştirilen çalışmalar sonucunda yapısal reformlardan makroekonomik göstergelere doğru uzun dönemli bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Dumitrescu-Hurlin Nedensellik testlerinin gerçekleştirildiği analiz sonuçları kontrol edildiğinde, sadece yapısal reformlardan dış açığa doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi bulunmaktadır. Diğer değişkenler arasında herhangi bir nedensellik ilişkisine rastlanmamıştır.

Dış ticaret dengesiEkonomik büyümeEnflasyon+4
Osman Şaki
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

21. yüzyılda gelir eşitsizliği, yoksulluk ve ekonomik büyüme ilişkisi: Farklı gelir gruplarındaki ülkeler üzerine ampirik bir analiz

Bu çalışmada iktisat literatürü için geçmişten günümüze kadar oldukça önemli olan gelir eşitsizliği, yoksulluk ve ekonomik büyüme ilişkileri teorik ve ampirik olarak geniş bir perspektifle ele alınmıştır. Literatüre bakıldığında, konuyla ilgili birçok çalışma yapılmış olmasına rağmen kesin bir fikir birliğine varılamadığı görülmektedir. Konuyla ilgili temel problem, 21. Yüzyılda gelişmiş ülkelerde bile yoksulluğun ve gelir eşitsizliğinin her geçen gün giderek artmasıdır. Bu tez çalışmasının yapılmasının nedeni, bu önemli sorunun analizi ve çözüm yolları konusunda literatürde görülen görüş ayrılıklarının azaltılmasına bir katkıda bulunma arzusudur. Bu konunun seçilmesi; gelişmiş, gelişmekte ve gelişmemiş ülkelerin yoksulluk, gelir eşitsizliği ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkilerini teorik ve ampirik geniş bir analizinin yapılması açısından oldukça önemlidir. Bu araştırmada yapılacak ampirik analizlerin sonuçlarına göre özellikle gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkelerde yüksek düzeyde görülen gelir eşitsizliği ve yoksulluğun azaltılmasına yönelik çeşitli politika önerilerinin ortaya konulması hedeflenmiştir.Çalışmada yapılan ampirik analiz, 2000-2018 dönemine ait veriler baz alınarak panel veri yöntemiyle yapılmış olup, Dünya Bankası'nın Atlas Metodu kullanılarak gelişmiş, gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkeler şeklinde belirlenen üç ülke grubu için ve üç farklı modelle yapılmıştır. Bu modellerde bağımlı değişken olarak gelir eşitsizliği Gini katsayısıyla, yoksulluk kafa sayısı endeksiyle, ekonomik büyüme de kişi başı milli gelirle temsil edilmiştir. Arthur Okun'un sefalet endeksi, insani gelişme endeksi ve demokrasi endeksi ise bağımsız değişkenler olarak seçilmiştir. Panel veri analizinde yatay kesit bağımlılık testi ve bunun sonucunda gerekli işlemler yapıldıktan sonra, verilere panel regresyon testi uygulanmıştır. Bu testler, gelir gruplarına ve modellere göre değişkenlerin etkisinin birbirinden farklı olduğunu göstermiştir. Daha sonra, modellerde yer alan bağımlı ve bağımsız değişkenler arasında kısa ve uzun dönemli ilişkilerin olup olmadığını tespit etmek için Durbin-Hausman eş bütünleşme testi yapılmış, değişkenler arasında kısa dönemli ilişkiler bulunmazken, bunların uzun dönemde ilişkili oldukları görülmüştür. Son olarak, değişkenler arasındaki nedensellik ilişkilerini göstermek amacıyla Dumitrescu-Hurlin nedensellik testi yapılmış ve aralarında tek ve çift yönlü nedensellikler olduğu tespit edilmiştir. Bu tez çalışması, genel olarak, 21. Yüzyılın küreselleşen Dünyasında gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkeler yanında gelişmiş ülkelerde de gelir eşitsizliği ve yoksulluk sorununun derinleştiği ortaya çıkmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkelerde kişi başına milli gelirin arttırılması, hukuka bağlılığın ve demokrasinin güçlendirilmesi, insani gelişme endeksini yükseltici reformlar ve iyileştirmelerin yapılması, sefalet endeksi bileşenlerinde yer alan işsizliğin ve enflasyonun düşürülmesi gibi tedbirlerle yoksulluk ve gelir eşitsizliğinin azaltılabileceği sonucuna varılmıştır. Gelişmiş ülkelerde; kişi başına milli gelir ve insani gelişme endeksinin gelir eşitsizliklerini azalttığı, enflasyon ve işsizlikte görülen artışların ise gelir eşitsizliğini ve yoksulluğu olumsuz bir şekilde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Gelişmiş ülkelerde Gini katsayısında ve sefalet endeksinde görülen artışlar kişi başına milli geliri azaltırken, insani gelişme endeksinin yükselmesinin kişi başı milli geliri arttırdığı ortaya çıkmıştır. Ayrıca, gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkelerde kişi başına milli gelir artışlarının gelir eşitsizliği ve yoksulluğun azaltılmasında önemli bir faktör olduğu sonucuna da ulaşılmıştır. Bu tez çalışmasının analiz sonuçlarının literatürdeki diğer çalışmalarla uyumlu olduğu görülmüştür. Bu sonuçlar ışığında, gelişmiş, gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkeler için zenginlerden daha çok fakirlerden daha az alınan kademeli bir vergi sistemi, negatif gelir vergisi politikası, transfer ödemeleri ve sosyal yardım politikaları, enflasyonla mücadele ve istihdamı arttıcı kamu politikaları, tarım ve toprak reformu, bireylerin beşeri sermayelerini arttırıcı eğitim harcamalarına verilen desteğin arttırılması, çağa uygun modern bir hukuk sistemi, yolsuzlukla mücadele politikaları ve robot vergisi gibi gelir eşitsizliği ve yoksulluğu azaltıcı, iktisadi büyümeyi arttırıcı birçok ekonomik, sosyal, politik ve kurumsal politika önerilerinde bulunulmuştur.

21. yüzyılEkonomi politikalarıEkonomik büyüme+5
Fırat Cem Doğan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Davranışsal iktisat bağlamında gelişmişlik ve mutluluk ilişkisi: ABD örneği

Neoklasik iktisatçılar, bir bireyin mal ve hizmetlerden elde ettiği faydayı, aldığı kararlar sonucu ortaya koyduğu tercihlerden ve davranışından çıkarmıştır. Bu yaklaşım, bireysel fayda veya refahın, bireyin tercihlerinin ne ölçüde yerine getirildiği temeline dayanmaktadır. Bireylerin rasyonel, tam bilgiye sahip oldukları ve faydayı en üst düzeye çıkarmaya çalıştıkları varsayımı ile yaptıkları seçimler, tanım gereği beklenen faydayı en üst düzeye çıkaran seçimlerdir. Bununla birlikte, ekonomistler ve psikologlar, tercihlerin genellikle seçimlerin sonuçlarıyla ilişkili refahın çok iyi bir yol gösterici olmadığına ve fayda hakkında düşünmenin ve faydayı ölçmenin alternatif yollarına yönelmiştir. Bireylerin sınırlı rasyonel olduğu görüşü bireylerin karar ve tercihlerinde tam bilgiye sahip olmadıklarını ve sosyal, duygusal ve zihinsel faktörlerin de etkili olduğunu ileriye süren davranışsal iktisat yaklaşımı ile açıklanmaktadır. Bu çalışmada, toplumsal fayda ve bireysel iyi oluş belirleyicileri olarak gelişmişlik seviyesi olarak kabul edilen bazı makroekonomik göstergeler ile mutluluk arasındaki ilişkiyi davranışsal iktisat bağlamında ele alınmaktadır. Çalışmada ele alınan ABD örneği 1970-2020 yılları arasını kapsamaktadır. Gelişmişlik göstergesi olan kişi başına düşen GSYİH, işsizlik oranı ve gelir dağılımı ölçümünde kullanılan Gini kat sayısı ile mutluluk endeksi ilişkisi analiz edilmiştir. Ekonometrik analizle önce değişkenlerin durağanlığını belirlemek için Lee-Strazicich birim kök testi kullanılmıştır. Eş bütünleşme ilişkisini belirlemek için Hatemi-J Eş bütünleşme testi kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisini belirlemek için Hatemi-JBootstrap analizi kullanılmıştır. Analiz bulgularına göre, değişkenlerin farkı alınarak durağan hale getirilmiş ve değişkenler arasında uzun dönem eş bütünleşme ilişkisi olduğu saptanmıştır. Hatemi-J Bootstrap nedensellik analizine göre değişkenler arasında nedensellik ilişkisi bulunamamıştır. Ancak zamana göre nedensellik analizi sonucunda değişkenler arası nedensellik ilişkisi saptanmıştır. Mutluluk ve makroekonomik değişkenler arasında dönemsel olarak nedensellik ilişkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Amerika Birleşik DevletleriDavranışsal ekonomiGayri safi yurtiçi hasıla+6
Gülay Mercan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Döngüsel ekonomi ve Türkiye'de atık yönetimi

Küreselleşme, sanayileşme, kentleşme, iklim değişikliği ekolojik denge üzerinde baskı yaratmaktadır. Kaynakların üzerindeki baskının artması, doğal kaynakların yok olmaya başlaması ve atık miktarının yükselmesi döngüsel ekonomi kavramını gündeme getirmiştir. Döngüsel ekonomi, doğrusal ekonomide olan al – kullan – at modelinin yerine mevcut malzeme ve ürünlerin mümkün olduğunca kullanılmasını, onarılmasını, yenilenmesini ve geri dönüştürülmesini içeren bir üretim – tüketim modelidir. Ürünün yaşam döngüsünün uzatılması anlamına gelen döngüsel ekonomi Avrupa Birliği tarafından 2015 yılında sürdürülebilir kalkınma poltikasının merkezine konmuştur. AB'de döngüsel ekonomi modeliyle bu başlıklara yönelik süreçler ve tedbirler tanımlanmıştır. Döngüsel Ekonomi Paketi ile amaçlanmak istenen döngüsel ekonomiyle maddi getiri ve kazanım olmasını beklediği yatırımların olması için geri dönüşüm kapasitesini arttırmak ve geri kazanımı sağlamaktır. Bu çalışmanın amacı AB ülkelerinin döngüsel ekonomi modeli çerçevesinde atık yönetim politikalarını incelemek ve etkilerini ortaya koyarak Türkiye'nin döngüsel ekonomiye uyum düzeyini ve gelişmesini incelemektir. Türkiye'nin döngüsel ekonomi ve atık yönetimi politikalarında AB ülkelerinin sistemini takip etmesi gerektiği gerek atık mevzuatında gerekse sürdürülebilir kalkınmayı sağlayabilmek adına yeni önlemler ve yeni ekonomi modellerinin belirlenmesi için yeni çalışmalar yapıp uygulamaya geçmesi gerekmektedir.

Atık yönetimiAtıklarDöngüsel ekonomi+4
Remziye Yaman
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Savunma sanayi ürünlerinde Türkiye'nin rekabet gücünün belirlenmesi: Açıklanmış karşılaştırmalı üstünlükler ve karşılaştırmalı ihracat performansı yöntemi uygulaması

Jeopolitik durumu nedeniyle, Türkiye savunma sanayi, açısından tarih boyunca stratejik öneme sahip olmuştur. Türkiye son yıllarda savunma sanayinde önemli adımlar atarak dışa bağımlılığını azaltmış, pek çok ülkeyle rekabet edecek konuma gelmiştir. Türkiye özellikle 2000 yılından itibaren savunma sanayinde yerli üretimini artırmayı başarmıştır. Bu çalışmanın temel amacı, savunma sanayi ihracatında küresel güç olan ABD, Rusya, Çin, Fransa ve Almanya karşısında zırhlı araç, topçu, füze ve gemi ürün gruplarında Türkiye'nin rekabet gücünün belirlenmesidir. Bu çalışmada 'Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlükler' (AKÜ) indeksi ve 'Karşılaştırmalı İhracat Performans' (KİP)- indeksi yöntemleri 2010-2020 dönemi için uygulanmıştır. Araştırma bulguları, Türkiye'nin 2010-2020 döneminde zırhlı araç ihracatında , AKÜ indeks değerlerine göre rekabet gücünün yüksek olduğunu göstermektedir Topçu ürün grubunda KİP indeks değerlerinde Türkiye 2015 yılında Rusyadan üstün bir performansa sahiptir. Dalgalı bir indeks seyri izlese de, 2011-2017 yılları arasında seçilmiş ülkelerden topçu ürün ihracat performansı yüksektir. Füze KİP indeks değerleri karşılaştırmalı ihracat performansı genel olarak düşüktür. Türkiye füze ihracatında dezavantajlı bir konuma sahiptir. Gemi ihracat performansında 2010 ve 2019 yıllarında Rusyadan daha iyi konuma ulaştığı bulgusuna ulaşılmıştır. ABD ile ise 2012 sonrası ihracat performansı yüksektir. 2018 yılına kadar Çin'den daha avantajlı konumdadır. Türkiye' nin savunma zırhlı araç, topçu ve gemi ürün ihracatında ABD, Rusya, Çin, Fransa ve Almanya karşısında rekabet gücünün devam etmesi Türkiye'nin bu ürün guruplarında araştırma ve geliştirmeye verdiği önemi artırmasına ve uyguladığı stratejik ticaret politikalarını devam ettirmesine bağlıdır.

Açıklanmış karşılaştırmalı üstünlüklerKarşılaştırmalı üstünlüklerPerformans+4
Seda Yeldan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Heterodoks konjonktür teorileri açısından iktisadi dalgalanmalar: Türkiye ekonomisinin kompleksite ve sistem düşüncesi çerçevesinde analizi

Makro iktisat teorisinin araştırma alanlarından biri de konjonktürel dalgalanmalardır. Bu tez çalışmasında makro iktisat literatüründe yer alan ortodoks ve heterodoks konjonktür teorileri karşılaştırmalı olarak incelenmektedir. Tez çalışmasının ilk ele aldığı model, ana akım teorilerden Yeni Keynesyen Konjonktür Teorisi varsayımlarına dayanan bir dinamik stokastik genel denge modelidir. Dışa açık küçük bir ekonomiyi esas alan model, 2008:Q1-2019:Q4 arasındaki dönem için sistem dinamikleri yöntemi ile tahmin edilmektedir. Modelin ortaya koyduğu bulgulara göre, para otoritesi söz konusu dönem için fiyat istikrarını çıktı açığına tercih eden bir para politikası izlemektedir. Herhangi bir faiz şokuna, çıktı açığı fiyat istikrarından daha fazla tepki göstermektedir. Tez çalışmasının ele aldığı ikinci model ise, Post-Keynesyen iktisat teorisine bağlı heterodoks iktisatçılardan Hyman P. Minsky tarafından temelleri atılan "Minsky Finansal İstikrarsızlık Hipotezi" varsayımlarına dayanan bir sistem dinamikleri modelidir. Bu model, 2010:Q1-2021:Q3 arasındaki dönem verileri kullanılarak sistem dinamikleri yöntemi ile oluşturulan bir salınım modelidir. Modelin temel varsayımı, modern kapitalist piyasa ekonomilerinin temel özelliklerinden kaynaklanan sebeplerle, iktisadi faaliyetin trend etrafında dalgalanmasının doğal bir olgu olduğudur. Post-Keynesyen Konjonktür Teorisi varsayımlarına dayalı olarak oluşturulan model; risk algısını, kamu borç bileşimini ve borç vadelerini takip ederek cari iktisadi faaliyetteki finansman türünün güvenilir, spekülatif veya Ponzi tipi finansman türlerinden hangisi olduğunu belirlemektedir. Buna göre model, ekonomik sistemdeki cari risk algısı altında finansman kalitesindeki iyileşme veya kötüleşmelere göre konjonktürel dalgalanmaların trend etrafındaki frekans ve genliğini, geçmiş gerçek verileri baz alarak geleceğe yönelik simüle etmektedir. Modelin ortaya koyduğu bulgulara göre, Türkiye Ekonomisindeki konjonktürel dalgalanmaların trend etrafındaki salınım frekansı ve genliği; risk algısı, finansman kalitesi ve vadelerinden etkilenmektedir.

Dinamik stokastik genel denge modeliEkonomi teorileriEkonomik dalgalanmalar+6
Selçuk Gökhan Gerlikhan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

İsrail, Hollanda ve Çin tarım modelleri ışığında Güneydoğu Anadolu Projesi bölgesinde tarımsal gelişme

Bu çalışmanın amacı, dünyanın önemli tarım üreticilerinden olan Hollanda, İsrail ve Çin'de uygulanan tarım politikalarının analiz edilerek, GAP Bölgesinde tarımsal başarının arttırılmasına katkı sunmaktır. GAP Bölgesinde her alanda değişim, dönüşüm ve atılımın başlatılarak, uzun vadede azim ve kararlıkla, ekonomik istikrar ve güven, sürdürülebilir kalkınma, Ar-Ge ve eğitim hamlesiyle nitelikli beşerî sermayenin, milli teknoloji hamlesiyle teknoloji ve yenilik kabiliyetinin artırılması gerekmektedir. Tarımsal üretimde dijital dönüşümün önceliklendirilmesi, tarımda suyun verimli kullanılmasına yönelik su tasarrufu sağlayan yağmurlama ve damla sulama gibi modern sulama sistemleri yaygınlaştırılmalıdır. Çevresel, sosyal ve ekonomik olarak sürdürülebilir, arz talep dengesini gözeten, üretim yapısıyla uluslararası rekabet gücünü artırmış, ileri teknolojiye dayalı, altyapı sorunlarını çözmüş, örgütlülüğü (kooperatifçilik, birlik) ve verimliliği yüksek, etkin bir tarım sektörü oluşturulmalıdır. Dijitalleşme, yapay zekâ ve veriye dayalı iş modelleri ile tarımsal bilgi sistemleri geliştirilerek, başta yüksek katma değerli tıbbi ve aromatik bitkiler ve tohum olmak üzere, ürün güvenilirliği, bitki çeşitliliği ve üretimini artırmak amacıyla, iyi tarım uygulamaları, organik tarım, sözleşmeli üretim, kümelenme, araştırma, pazarlama, satış (mezat, online satış) ve markalaşma faaliyetlerinin topyekûn desteklenmesi önem arz etmektedir. Çiftçiye bedelsiz arazi imkânı, ürün satış garantisi, ithalat koruması, sigortacılık hizmetleri, finansa erişimin kolaylaştırılması, kredi kullandırma prosedürlerin azaltılması, faizlerin tamamen kaldırılması, eğitimli iş gücü ve sosyal olanaklar, aktif örgütleme ve planlı üretim ve denetim ile GAP Bölgesi gıda lojistik üssü olacak ve Türkiye hem sanayi alanında hem de tarımsal alanda dünyadaki en iyi ekonomiler arasına girebilecek potansiyele sahip bir ülke olarak öne çıkacaktır.

GAPHollandaOrtak tarım politikası+7
Mehmet Zeki Şaşmaz
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Gelişmekte olan ülkelere yönelik dış finansman kaynakları üzerine üç deneme: Dış borçlanma, doğrudan yabancı sermaye yatırımları ve sıcak para hareketleri

Bu tezde, dış finansman kaynakları alanında en güncel konular arasında yer alan dış borçlar, doğrudan yabancı yatırımlar ve kısa vadeli sermaye hareketleri geniş bir örneklem ve analiz yöntemleri kullanılarak incelenmektedir. Birinci bölümde, Türkiye'de dış borçların sürdürülebilirliğinin hem teorik hem de ampirik çerçevede değinilmektedir. Özellikle 2000'li yıllardan itibaren değişen dış borç biçimi ve işlevi hem alacaklı hemde borçlu açısında incelenmektedir. Çalışmada, Dünya Bankası'nın dikkate aldığı göstergeler yardımıyla Türkiye ekonomisinde dış borçların sürdürülebilirliğinin analiz edilmektedir.Bu bağlamda, Türkiye ekonomisi için Toplam Dış Borçların GSYH'ye Oranı, Toplam Dış Stokunun İhracata Oranı, Toplam Dış Servisinin İhracata Oranı, Toplan Dış Borç Faiz Ödemelerinin İhracat Gelirlerine Oranı kriterleri (verileri) kullanılarak analiz yapılmaktadır. Yapılan Perron (1998), Zivot&Andrews (1992) ve Lumsdaine&Papell (1997) yapısal kırılmalı birim kök testlerinde serinin yapısal kırılmalı birim köklü olduğunu gösteren temel hipotez kabul edilmektedir. Bu nedenle 1989-2019 döneminde Türkiye'de dış borçların sürdürülemez olduğu tespit edilmektedir. İkinci bölümde, Türkiye' ye gelen doğrudan yabancı yatırımları etkileyen faktörlerin belirlenmesi hedeflenmektedir. Bu amaçla doğrudan yabancı yatırımkavramı üzerinde durulmuş, doğrudan yabancı yatırımların sektörel dağılımı ve doğrudan yabancı yatırımların coğrafi dağılımında meydana gelen değişmeler Türkiye için incelenmektedir. Analiz kısmında ilgili teorik ve uygulamalı literatür dikkatlice gözden geçirildikten sonra Türkiye'ye gelen doğrudan yabancı yatırımları belirleyen makroekonomik faktörler analiz edilmektedir. Bu hedef doğrultusunda Türkiye ekonomisi için 2003:Q2-2019:Q4 dönemine ait doğrudan yabancı yatırımlar (DYY), piyasa hacmi (GDP), dış ticaret açıklık oranı (TA), reel döviz kuru (RDK) ve korku endeksi (VIX) çeyreklik verileri temel belirleyiciler olmaktadır. DYY, GDP, TA, RDK ve VIX değişkenleri için ADF ve PP birim kök testi sonuçları incelenmektedir, değişkenlerin düzey değerleriyle durağan olmadıkları ifade eden sıfır hipotezi reddedilmektedir. DYY belirleyen GDP, TA, RDK ve VIX faktörlerin DYY girişleri ile olan ilişkisini tespit etmek için Granger nedensellik testi yapılmaktadır. Nedensellik testine göre TA ve VIX, DYY'ın Granger nedenselliği olduğu bulunmaktadır. Yani TA ve VIX oranının geçmiş ve bugünkü değerleri Türkiye'nin doğrudan yabancı yatırımları üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olmaktadır, burada tek yönlü bir nedensellik ilişkisi tespit edilmektedir. Çalışmada, DYY'ın GDP üzerinde tek yönlü etkisi bulunmaktadır, RDK İle DYY arasında nedensellik ilişkisi tespit edilmemektedir. Üçüncü bölümde, kısa vadeli sermaye hareketlerinin Türkiye ekonomisi üzerine etkileri araştırılmaktadır. Bu çerçevede konuyu daha sağlıklı analiz edebilmek için finansal liberazilasyon politikalarının makroekonomi üzerindeki etkilerini açıklamaya yönelik yaklaşımlara değinilmektedir. Türkiye'de kısa vadeli sermaye hareketlerini çekmeye yönelik uygulanan finansal liberalizasyon politikalarının nasıl ve hangi ölçüde başarılı olduğu incelenmektedir. Çalışma, kısa vadeli sermaye hareketlerinin Türkiye ekonomisi üzerine etkisi 1995-2020 yıllarına ait ödemeler dengesi, büyüme oranı, enflasyon oranı, tasarruf ve yatırım oranı, dış ticaret dengesi verileri kullanılarak McKinnon-Shaw hipotezi çerçevesinde incelemektedir.Bu çerçevede liberalizasyon sürecinde kısa vadeli sermaye hareketleri, portföy yatırımları, büyüme oranı, cari açık ve dış ticaret dengesi verileri Türkiye ekonomisinde değişimleri betimsel olarak ele alınmıştır. Çalışmada, kısa vadeli sermaye hareketlerinin Türkiye ekonomisi için reel ekonomiye ek finansman imkanı yaratmış olmasına rağmen istikrarlı bir büyüme sağlamadığı, tasarruf ve yatırım oranlarının artmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler:Dış Finansman, Dış Borç Sürdürülebilirliği,Doğrudan Yabancı Yatırım, Kısa Vadeli Sermaye Hareketleri, Finansal Liberalizasyon.

Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarıDış borçlanmaDış kaynaklardan yararlanma+5
Müdrike Uçkaç
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessEN

Three essays on monetary policy

Monetary policy, which gained importance with the monetarist and new Keynesian economics, is the focus of the studies in the economic literature. Among the hot topics in this area, central bank independence, monetary transmission mechanism and optimal monetary policy are examined in this dissertation as three independent essays by using a wide range of samples and various analysis methods. Chapter Two examines the relationship between inflation, budget balance and central bank independence in both theoretical and empirical frameworks. Following the seminal paper by Acemoglu et al. (2008), a theoretical model and a policy game between the central bank and the government that cover the perfect and imperfect information cases are built. In addition, in order to demonstrate the empirical findings, dynamic panel models with fixed effects are also performed. The findings of the dynamic panel analysis reveal that there is a negative relationship between inflation and central bank independence. The negative impact of central bank independence on inflation is statistically significant and is in line with a priori expectations. When the seesaw and delegation effects are distinguished, the seesaw effect is statistically significant and positive. Acemoglu et al. (2008) explain the seesaw effect as an increase in inflation by a government that wants to monetize the growing budget deficit. The model in which the seesaw and delegation effects are distinguished, on the other hand, shows that a lower budget deficit contributes to lower inflation, consistent with the studies of Sikken and de Haan (1998) and Lucotte (2009). Chapter Three presents how and to what extent the monetary transmission mechanism is successful in Turkey under an inflation-targeting environment. After reviewing carefully the related theoretical and applied literature on monetary theory, the suitable models, i.e., various vector autoregressive (VAR, SVAR, VARX, SVARX) models, are developed for Turkey in the context of a small and open economy. In the baseline and extended vector autoregressive models, the policy interest rate and the narrow monetary base, regarded as a liquidity indicator, are the main drivers of the output level. However, the general price levels are controlled by the changes in real output, liquidity and exchange rate. The policy interest rate, which is implemented by the central bank, and the nominal exchange rate have a significant effect on real output and consumer prices, whereas external variables have a similar, though small, effect, on real output but not on inflation. These results reveal that the CBRT has the ability to influence Turkey's real output level and that monetary transmission is effective. Furthermore, the exchange rate and interest rate channels have a significant effect on the price level. However, the asset price and the liquidity channel are the most important determinants of the real output level. As for the sectoral transmission mechanism, CBRT's policy actions have a statistically and economically significant effect on both the sectoral output level and the sectoral pricing dynamics in Turkey. The exchange rate channel is the key driver of the price level and real output for all sectors, as well as the interest rate channel for the construction sector. Chapter Four focuses on the determination of the optimal monetary policy in Turkey. Following the papers by Gali (2015) and Harrison (2017), a New Keynesian dynamic stochastic general equilibrium (NK-DSGE) model in which Bayesian estimations are included is constructed. Considering all shocks together, Rule 8 and Rule 10, which respond to the exchange rate and output gap deviations, seem the most effective rules to minimize the loss function. Considering all shocks individually, Rule 10 is the most effective monetary rule to minimize the loss function under monetary policy and international interest rate shocks. However, Rule 7, also called the domestic inflation forecast rule, is the most effective monetary rule to minimize the loss function under productivity, preferences and world price level shocks. As to selected variables' impulse responses, Rule 7, Rule 8 and Rule 10 are suitable for explaining the propagation dynamics of the shocks. The posterior probability clearly illustrates that Rule 7 is the best monetary rule to explain the behavior of the variables. Considering all the grounds, Rule 7 looks plausible for Turkey, as an optimal monetary policy. Moreover, CBRT could implement a comprehensive set of monetary rules, such as Rule 8 and Rule 10, against each kind of shock.

InflationCentral BankOptimal currency area+4
Ufuk Can
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Ekonomik büyüme ve uluslararası sermaye akımları üzerine ampirik bir inceleme

Bu çalışma, teorik çerçeve olarak, tüm biriktirilebilir sermaye girdilerine göre sabit getirili ve her bir girdinin de azalan verimliliğe tabi olduğu Cobb-Douglas tipi bir üretim fonksiyonu ile tanımlanan bir içsel büyüme modelinden hareketle, 1980-2018 dönemi kapsamında gelişmiş ve gelişmekte olan 40 ülkeden oluşan bir örneklem üzerinden uluslararası sermaye akımları ve ekonomik büyüme ilişkisini doğrusal ve doğrusal olmayan bir bağlamda sorgulamaktadır. Bu amaçla bir optimal kontrol probleminin çözümü sonucunda elde edilen bir büyüme eşitliği temelinde geliştirilen üç ampirik model çerçevesinde, uluslararası sermaye akımı biçimlerinden doğrudan yatırım, portföy yatırımı ve diğer yatırımın net sermaye giriş oranlarındaki değişmelerin çalışan başına GSYH büyüme oranını kısa ve uzun dönemde doğrusal ve doğrusal olmayan bir şekilde etkileyip etkilemediği ve bu etkilerin örneklem kapsamındaki ekonomilerin daralma ve genişleme dönemlerinde asimetrik bir karakter sergileyip sergilemediği sırasıyla ARDL ve NARDL ile araştırılmıştır. Elde edilen bulgular, sermaye akımı biçimlerinden doğrudan yatırım, portföy yatırımı ve diğer yatırımın net sermaye giriş oranlarındaki değişmelerin uzun dönemde çalışan başına GSYH büyüme oranını doğrusal ve doğrusal olmayan bir bağlamda pozitif olarak belirgin bir şekilde etkilemediği, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde sistematik bir biçimde simetrik ve asimetrik etkilerle ilgili çok az kanıtın bulunduğu saptanmıştır. Bu sonuçlar, örneklem kapsamındaki ülkelerin yapısal özellikleri, finansal serbestleşme stratejileri, finansal gelişme ortamları ve kurumsal gelişme düzeyleriyle ilişkili olabilmektedir.

ARDLARDL Sınır TestiEkonomik büyüme+3
Ömer Demir
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Güneş enerjisi santrallerinin finansal kiralama aracılığı ile finansman modeli

Türkiye'de artış gösteren nüfus ve sanayileşme karşısında enerji ihtiyacı miktarı da artmaktadır. Türkiye enerji talebinin yaklaşık %74'ünü ithal etmekte ve enerji ihtiyacının karşılanmasında büyük oranda fosil yakıt kaynaklarından yararlanılmaktadır. Fosil yakıt tüketimi sonucu atmosfere salınan karbon emisyonu çevreye zarar vermektedir. Türkiye'nin hem enerji ithalini azaltması hem de çevreye verdiği tahribatın azaltılması açısından yenilenebilir enerji kaynaklarının artırılması önem taşımaktadır. Son yıllarda yenilenebilir enerji kaynaklarını teşvik edici mevzuat değişiklikleriyle bu yatırımlar desteklenmektedir. Yenilenebilir enerji kaynaklarından birisi de güneç enerjisi kaynağıdır. Türkiye'de son on yıldır lisanslı ve lisansız güneş enerji santrallerine yatırımlar dikkat çekici bir şekilde artığı gözlemlenmiştir. Güneş enerjisi santralleri yatırımlarının finansmanında kullanılan en önemli finansman aracı olarak finansal kiralama yer almaktadır. Bu çalışmada finansal kiralamanın tarihsel gelişimine ve teorisine değinilerek Türkiye'de finansal kiralama mekanizması, sektördeki gelişmeler ve güneş enerji santrallerinin teknik özellikleri, tesis kurulumları incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda Gaziantep ilinde çatı tipi 655 kWp gücüne ait bir alan içim yapılması planlanan GES yatırımı örnek bir fizibilite analizi hazırlanarak ekonomik açıdan değerlendirilmesinde indirgenmiş nakit akım yönteminden yararlanılmaktadır.

Onur Altınbaş
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Yeni dünya düzeninde döngüsel ekonomi ve sıfır atık: AB üyesi ülkeler

Bu çalışmanın amacı AB-24 üye ülkelerinde çevresel Kuznets eğrisi hipotezinin geçerliliğini döngüsel ekonomi çerçevesinde araştırmak ve sürdürülebilir atık yönetimi hipotezinin geçerliliğini incelemektir. Bu amaç doğrultusunda, 2000-2020 dönemi için söz konusu hipotezlerin geçerliliğini incelemek amacıyla iki farklı model kurulmuştur. Birinci modelde, reel milli gelir ile çevresel bozulma arasındaki parabolik ilişkinin varlığı ve atık yönetiminin çevresel bozulma üzerindeki etkisi incelenmiştir. İkinci modelde ise reel milli gelir ile atık yönetimi arasındaki muhtemel parabolik ilişki araştırılmıştır. Çalışmada yatay kesit bağımlılığı testi, homojenlik testi, CIPS birim kök testi, PMG-ARDL tahmin yöntemi ve Dumitrescu-Hurlin nedensellik testlerinden yararlanılmıştır. Birinci model bulgularında enerji tüketiminin ve nüfusun CO2 emisyonu üzerinde pozitif bir etkiye sahip olduğu ortaya konulmuştur. Bununla birlikte atık geri dönüşüm oranlarının çevresel bozulma üzerindeki etkisi negatif yönde ve istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Ayrıca, ekonomik büyüme ile emisyon düzeyleri arasında ters U-şeklinde bir ilişkinin geçerliliği kanıtlanmış böylece AB-24 üye ülkelerinde Çevresel Kuznets eğrisinin geçerli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. İkinci model kapsamında, uzun dönemde ekonomik büyümenin ilk safhalarında atık dönüşüm oranlarının azaldığını, ekonomik büyümenin ilerleyen safhalarında atık dönüşüm oranlarının arttığını söyleyebiliriz. Bu bulgu, ekonomik büyüme ile atık yönetimi arasında U-şeklinde bir ilişkinin geçerliliğine işaret etmektedir. Dolayısıyla, ikinci model bulguları üzerinden AB-24 üye ülkelerinde Sürdürülebilir Atık Yönetim hipotezinin geçerli olduğu kanıtlanmıştır. Ayrıca, nüfustaki ve enerji tüketimindeki artışın geri dönüşüm miktarları üzerindeki etkisinin istatiksel olarak anlamlı ve pozitif olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır.

Bölge ekonomisiDöngüsel ekonomiSıfır atık+1
Nuh Okumuş
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İhracat performansının belirleyicileri: Bir panel veri analizi

İhracat performansı, bir ülkenin mal ve hizmetlerini uluslararası pazarlarda başarıyla satma yeteneğini yansıtan önemli bir göstergedir. Bir ülkenin ihracat performansı, ekonomik büyüme, istihdam ve ticaret dengesi gibi faktörleri etkileyebilir. İyi bir ihracat performansı, üretkenlik artışını teşvik edebilir ve yurtiçi firmaların uluslararası arenada rekabet edebilme yeteneklerini geliştirebilir. İyi bir ihracat performansı, ülkenin genel rekabet gücünü ve endüstriyel çeşitliliğini yansıtarak ekonomik çeşitlendirmeyi destekleyebilir. Bu nedenle, ülkeler genellikle dış pazarlarda büyümeyi teşvik etmek için ticaret politikaları ve ihracat teşvikleri geliştirirler. Bu çalışmanın amacı, bir ülkenin dış ticaretindeki önemli faktörlerden biri olan ihracat performansı ile seçilmiş makroekonomik değişkenler arasındaki ilişkileri panel veri analizi ile test etmektir. Çalışma, dünya ekonomik bölgelerinde yer alan gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkeler içinden dış ticarette önde gelen seçilmiş 15 ülkenin 2000-2022 dönemi dış ticaret kesimine ait verilerle gerçekleştirilmiştir. Araştırmada ihracat performansı ile gayri safi yurt içi hâsıla (GSYH), döviz kuru ve AR-GE harcamaları arasındaki ilişki incelenmiştir. Daha önce yapılmış olan çalışmalarda ihracat performansı ile GSYH, döviz kuru ve AR-GE harcamaları arasındaki ilişki sektörel veya tek bir ülke için tek tek incelendiğinde, bu değişkenlerin ihracat performansını pozitif yönde etkilediği görülmüştür. Araştırma sonucunda, ihracat performansı ile gayri safi yurt içi hâsıla (GSYH) ve döviz kuru arasında pozitif bir ilişki tespit edilirken, ihracat performansı ile AR-GE harcamaları arasında anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir.

Mustafa Yıldırım
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye-Afrika ekonomik ilişkilerinin Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi Anlaşması (AFCFTA) açısından analizi

Afrika Kıtası, dünyanın en verimli topraklarına ve en ılıman iklimine sahip olmasına rağmen, 500 yıl kadar süren sömürge dönemi nedeniyle hürriyetlerle en geç tanışan ve kendi medeniyetini inşa etme şerefine en geç erişebilen ülkelere ev sahipliği yapmaktadır. Bu ülkeler, bağımsızlığını kazanan her ülkenin yaptığı gibi, kendi aralarında, kıta seviyesinde, bölgesel ve ikili olmak üzere çeşitli anlaşmalar yapmış, teşkilatlar kurmuş ve iş birlikleri geliştirmişlerdir. Bu iş birliklerinden bazıları başarılı olmuş, bazıları bekleneni vermemiş, genel olarak bu girişimlerden bütün Afrikayı ayağa kaldıracak olan bir netice elde edilememiştir. 2018 yılında imzalanan bir anlaşmayla oluşturulan Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi Anlaşması (AfCFTA) ile Eritre hariç Kıtadaki her ülkenin birbirleri ile devamlılık arz eden ve Kıtanın kaderini etkileyecek olan ekonomik, sosyal ve politik birlikteliğin kurulması ve ilişkilerin geliştirilmesi amaçlanmaktadır. 2060 vizyonunda önemli bir ekonomik büyüme ve gelişme kaydetmeyi amaçlayan AfCFTA, elbette Asya, Avrupa ve Afrika kıtaları arasında tarihi, coğrafi, ekonomik ve politik bakımdan bir köprü durumunda olan Türkiye için büyük bir öneme sahiptir. Zira Türkiye'nin zamanında bir kere kaçırdığı Avrupa Birliği treninin aksine Afrika Birliği henüz kalkmamış bir tren olup, biletinin alınabilmesi için yapılması gereken şey, devamlılık arz eden kazan-kazan politikaları ile kalıcı bir barış ve ticaret ortamının tesis edilmesidir. Bu noktada, AfCFTA kapsamında bir ülke olmasa da, Türkiye'nin AfCFTA ile sıkı ticari ilişkiler geliştirebilen önemli bir aktör olması beklenmektedir Bu çalışmanın amacı, hem Afrika-Türkiye ekonomik ilişkilerinin hem de Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi Anlaşması (AfCFTA) sonrasında Kıtanın çeşitli uluslararası aktörler yanında Türkiye ile olan ilişkilerinin nasıl şekilleneceğinin ve ne yönde seyredeceğinin incelenmesidir. Çalışma, AfCFTA öncesi ve sonrasında Türkiye-Afrika ekonomik ilişkilerini keşif türü bir araştırma yöntemiyle incelemektedir. Bu çerçevede, çalışma, toplanan online kaynaklarla yapılan analizler bir literatür taramasıyla da desteklenerek, zaman zaman da vaka analizleriyle tamamlanarak gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla, ulaşılan yüzlerce çalışma içinden uygun olanlar seçilerek tez çalışması kapsamında değerlendirilmiştir. Daha sonra Türkiye-Afrika ekonomik ilişkileri analiz edilmeye çalışılmış, AfCFTA'nın iki taraf arasındaki ekonomik ilişkilere olan etkisini görmek için, TradeMap veri tabanından elde edilen 2015-2020 dönemindeki toplam ihracat ve ithalat verileri, 2021-2022 dönemindeki toplam ihracat ve ithalat verileri ile karşılaştırılmış ve yorumlanmıştır. Türkiye'nin sürüncemede bırakılan Avrupa Birliği üyeliği beklentisinin aksine, Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi Anlaşması (AfCFTA) ile karşılıklı saygı, güven ve kazan-kazan ilkesine dayanan büyük potansiyele sahip bir ortaklık geleceğinin olup olmadığı değerlendirilmiştir. Gerçekleşmesiyle ilgili olarak taşıdığı riskler ve dezavantajlara rağmen, Türkiye'nin Afrika Kıtası ülkeleri nezdinde hala önemli bir aktör olduğunun ve olmaya devam edeceğinin altı çizilmelidir. Afrika Kıtası'nın bütün yönleriyle tanıtıldığı, günümüze kadar olan Afrika-Türkiye ilişkilerinin özetlendiği ve bütün bu beklenen gelişmeleri açıklamak üzere hazırlanan bu çalışma, hem AfCFTA'nın arka planı, geçmişteki diğer birliklerle ilgili olan gelişmeleri, hem de AfCFTA sonrasında Kıtanın çeşitli uluslararası aktörler yanında Türkiye ile olan ilişkilerinin nasıl şekilleneceğini incelemektedir. Bu çalışmanın literatüre olan mütevazı katkısı, AfCFTA'nın muhtemel etkilerinin TradeMap veri tabanından elde edilen gerçek verilerle yazılmış olan ilk tez çalışması olmasıdır.

Vildan Derince
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

G20 ülkelerinde gıda güvenliği ve ekonomik büyüme ilişkisi

Dünyada hızla artan nüfusun sonucu olarak ortaya çıkan şehirleşme sorunu beraberinde hızla tüketimin artmasına ve bunun bir sonucu olarak da gıda üretimindeki ihtiyacın yükselmesine neden olmaktadır. Tüm dünyada insanların yaşamsal faaliyetlerini en azami ölçüde sürdürebilmeleri, ısınma, barınma ve beslenme gibi en temel ihtiyaçlarını zorluk yaşamadan karşılamaları gerekmekte ve tüketimi karşılayarak üretimi yakalayabilmek için ülkeler arası ekonomik işbirlikleri gerçekleştirilmekte ve bu sayede artan ihracat ithalat faaliyetleri ile birlikte insan sağlığını tehdit edici biyolojik unsurların açığa çıkmasına ve yayılmasına sebep olmakta, bu da gıda güvenliği açısından büyük bir risk oluşturmaktadır. Dünyada ülkelerin içerisinde bulundukları koşullar ile birlikte az gelişmiş ülkelerdeki açlık sorunu gibi önemli bileşenler gıda güvenliği açığını belirlemekte ve ülkeden ülkeye içerisinde bulunduğu güvenlik durumuna göre farklılık göstermektedir. Son yıllarda hızla artan nüfusla beraber ihtiyaçların artması, tüketim alışkanlıklarının da değişimine neden olmuş ve küreselleşmenin gıda güvenliği üzerindeki etkilerinin de ayrıca araştırılmasını ve incelenmesini gerektirmiştir. İnsanoğlunun yaşamını devam ettirebilmesi ve ihtiyaçlarına kolaylıkla erişebilmesi için gereksinim duyduğu gıdaların ekonomik olması gerekmektedir. Bu nedenle, tüm insanların gıdalara güvenli ve alternatifli bir şekilde ulaşmaları gıda güvenliğinin konusunu oluşturmaktadır. İnsanların gıdalara güvenli ve alternatifli ulaşmaları sosyo-ekonomik ve fiziksel anlamda erişimin rahatlıkla sağlanması anlamına gelmektedir. Bu çalışmada 2000-2019 tarihleri arasında G20 ülkelerinde gıda güvenliği, tarımsal ürün fiyatları, nüfus, doğumdan beklenen yaşam süresi ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki panel veri analizi ile test edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, gıda güvenliğinden ekonomik büyümeye doğru tek yönlü, Nüfus ile gıda güvenliği değişkenleri ve iklim değişikliği ile gıda güvenliği arasında da çift yönlü nedensellik ilişkisi olduğu tespit edilmiştir.

Egemen Düren
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye ekonomisinde sanayisizleşme olgusu

Bu çalışmada, 1980'lerde neo-liberal politikalar sonucu ortaya çıkan sanayisizleşme olgusunun Türkiye ekonomisindeki varlığı araştırılacaktır. Sanayisizleşme kavramı genel olarak ekonomik faaliyetlerin imalat sanayiden hizmetler sektörüne dönüşümünü ifade etmektedir. 1990'lara kadar yapısal dönüşüm olarak adlandırılan bu kavram, 1990'lardan sonra küreselleşme ve kapitalizmin ilerlemesiyle birlikte sanayisizleşme ismini almış ve popüler bir söylem haline gelmiştir. Sanayizleşmenin tespitinde ise imalat sanayinin istihdam ve reel katma değer payındaki azalışları temel ölçüt olarak kullanılmaktadır. Sanayisizleşme olgusu gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde farklı şekillerde ortaya çıkmıştır, Türkiye'deki yansımaları ise 1980'li yıllardan itibaren görülmeye başlamıştır. Ekonomide sanayinin geri plana atılması ve hizmet odaklı büyüme modelinin tercih edilmesi Türkiye'nin krizlere karşı daha kırlıgan hale gelmesine neden olmuştur. Bu çalışmada Türkiye'deki sektörel gelişmelerin durumu ele alınarak, ekonomide sanayisizleşme olgusunun olup olmadığı ARDL sınır testi yaklaşımı ile araştırılmıştır.

EndüstriEndüstri politikalarıEndüstri sektörü+4
Anıl Kayıran
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessEN

Three essays on poverty alleviation programmes: Basic income, negative income tax and child benefit

Poverty alleviation, which has gained prominence along with socio-political economics, has been the focus of studies in the development economics literature. In this thesis, basic income, negative income tax, and child benefit policies that are among the prominent issues in poverty alleviation are examined using an extensive individual and household basis data set and microsimulation analysis. Chapter One reveals the background, objective and organization of the study. Chapter Two introduces the concept of poverty, describes key metrics related to income distribution and poverty, and outlines the social policies, social assistances and poverty in Turkey. Chapter Three examines the effectiveness of the basic income policy, which is presented as the first solution to the poverty problem. Basic income refers to the cash payment by the state to all citizens, regardless of the level of income of individuals and their working conditions. Microsimulation analysis is carried out by combining individual and household data in the Income and Living Conditions survey compiled by Turkstat in 2018 and published in 2020. 50% of the median income, also called the poverty line, is considered basic income per capita and is given to all households according to the equivalence scale. In order to ensure neutral budget, the final tax collected is equal to sum of the initial tax and the basic income payment, and taxation is carried out using two different taxation schemes, i.e., flat rate tax and progressive rate tax. The household-based scenario shows that the Atkinson index drops from 0.123 to 0.040, the Gini index falls from 0.381 to 0.202, and the Theil index decreases from 0.284 to 0.095 after basic income with flat tax financing scheme. On the other hand, the Atkinson index drops from 0.123 to 0.034, the Gini index decreases from 0.381 to 0.190, and the Theil index falls from 0.284 to 0.079 after basic income with progressive tax financing scheme. It shows that the basic income policy reduces income inequality, and the progressive tax funding scheme is more effective. In the final case, 62.01 % flat rate tax or 2.89 times the initial tax burden should be levied on households within the scope of the neutral budget. Since basic income is tax-free, it is also defined as the minimum guaranteed income. Poverty is eliminated due to the fact that all households' incomes are greater or equal than poverty line. Chapter Four reveals the effectiveness of the negative income tax policy, which is presented as the second solution to the poverty problem. Negative income tax refers to the policy based on the fact that individuals whose incomes are below a certain threshold receive a tax refund, while individuals whose incomes are above the specified threshold fund tax payments to finance tax refund. Microsimulation analysis is carried out by combining individual and household data in the Income and Living Conditions survey compiled by Turkstat in 2018 and published in 2020. The median income is equal to the breakeven income level, the households whose gross income is below the breakeven income level receive half of the difference between breakeven income level and the household gross income. In order to ensure neutral budget, the final tax collected is equal to sum of the initial tax and the negative income tax payment, and taxation is carried out using two different taxation schemes, i.e., flat rate tax and progressive rate tax. The household-based scenario shows that the Atkinson index from 0.123 to 0.055, the Gini index decreases from 0.381 to 0.240, and the Theil index from 0.284 to 0.133 after negative income tax with flat tax financing scheme. On the other hand, the Atkinson index decreases from 0.123 to 0.044, the Gini index decreases from 0.381 to 0.216, and the Theil index decreases from 0.284 to 0.104 after negative income tax with progressive tax financing scheme. It shows that the negative income tax policy reduces income inequality, and the progressive tax funding scheme is more effective. In the final case, %41.94 flat rate tax or 1.85 times the initial tax burden should be levied on households within the scope of the neutral budget. Negative income tax is also defined as the minimum guaranteed income, since even a household with no income will receive as many tax refunds as the poverty line. Poverty is eliminated due to the fact that all households' incomes are greater or equal than poverty line. Chapter Five shows the effectiveness of the child benefit policy, which is presented as the third solution to the poverty problem. Child benefit refers to cash payment provided to households with children whose income below the poverty line. Microsimulation analysis is carried out by combining individual and household data in the Income and Living Conditions survey compiled by Turkstat in 2018 and published in 2020. The households with children whose equivalent income is below the poverty line receive child benefit, which is equal to the difference between the poverty line multiplied by equivalence scale and household gross income. In order to ensure neutral budget, the final tax collected is equal to sum of the initial tax and the child benefit payment, and taxation is carried out using two different taxation schemes, i.e., flat rate tax and progressive rate tax. The household-based scenario shows that the Atkinson index from 0.122 to 0.093, the Gini index decreases from 0.379 to 0.326, and the Theil index from 0.282 to 0.193 after child benefit with flat tax financing scheme. On the other hand, the Atkinson index from 0.122 to 0.083, the Gini index decreases from 0.379 to 0.311, and the Theil index from 0.282 to 0.123 after child benefit with progressive tax financing scheme. It shows that the child benefit policy declines income inequality, and the progressive tax funding scheme is more effective. In the final case, %25.28 flat rate tax or 1.12 times the initial tax burden should be levied on households within the scope of the neutral budget. Since child benefit is provided only to households with children whose income is below the poverty line, households without children whose income is below the poverty line continue to remain poor. When child benefit is financed with a flat-rate tax, the headcount ratio decreases from 0.140 to 0.024, and the poverty gap falls from 0.040 to 0.006. On the other hand, when child benefit is financed with a progressive tax, the headcount ratio drops from 0.140 to 0.026, and the poverty gap decreases from 0.040 to 0.007. Unlike the basic income and negative income tax policies, the child benefit policy is not aimed at eliminating poverty, but at alleviating poverty. Chapter Six presents key findings and policy recommendations, outlines the limitations and directions for future research.

State policiesEconomic policiesNegative income tax+6
Zeynep Gizem Can
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Vergi türleri ile gelir dağılımı ilişkisi: Ekonometrik bir analiz

Kamu harcamalarının finansmanında önemli bir paya sahip olan vergiler, 1929 Büyük Buhran'a kadar sadece kamu geliri niteliğine sahip iken, 1929 yılından sonra devletin ekonomiye müdahalede etkin olarak kullandığı maliye politikası aracına dönüşmüştür. Zamanla vergilere yüklenen görevler artmış; vergiler mali, ekonomik ve sosyal hedefleri gerçekleştirmede önemli bir iktisadi unsur haline gelmiştir. Gelir dağılımı eşitsizliği, 1990'lı yıllardan itibaren dünya genelinde artış göstermiş ve küresel bir sorun haline gelmiştir. Gelir dağılımındaki eşitsizliği gidermek ve gelirin yeniden dağılımını sağlamak vergilerin en önemli sosyal hedeflerinden birisi olmuştur. Bu bağlamda çalışmada, tüm ülke ekonomilerini ilgilendiren bir sorun haline gelen ve karar alıcıların üzerinde en çok durduğu, en çok çözüm aradığı konulardan birisi olan gelir dağılımı konusu ele alınmış ve vergi türleri ile gelir dağılımı arasındaki ilişki incelenmiştir. Dolayısıyla bu araştırmanın amacı, 2000-2019 yılları arasındaki dönemde içinde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin yer aldığı farklı ülke gruplarında vergi türleri ile gelir dağılımı ilişkisini analiz etmektir. Phillips ve Sul (2007) kulüp yakınsama analiz yönteminin kullanıldığı çalışmanın ilk aşamasında, seçilen 50 ülke için mal ve hizmet, gelir ve dış ticaret üzerinden alınan vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payları ve Gini katsayısı verileri kullanılarak ülkelerin yakınsama dereceleri incelenmiştir. Ampirik analizin ikinci aşamasında ise kulüp yakınsama analiz yöntemi kullanılarak elde edilen birinci, ikinci ve üçüncü kulüp ülkelerinde 2000-2019 döneminde vergi türleri ile gelir dağılımı arasındaki ilişki, panel veri analiz yöntemiyle incelenmiş ve söz konusu yöntemde yatay kesit bağımlılığı testi, eğim homojenite testi, CİPS birim kök testi, PMG_ ARDL tahmincisi ve Dumitrescu- Hurlin nedensellik testi uygulanmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre, birinci, ikinci ve üçüncü kulüp ülkelerinde uzun dönemde vergi gelirlerinde meydana gelen artış, Gini katsayısını negatif ve istatistiksel olarak anlamlı yönde etkilemektedir. Ayrıca kontrol değişken olarak modele dahil edilen enflasyon oranlarındaki artış, birinci, ikinci ve üçüncü kulüp ülkelerinde Gini katsayısını pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı yönde etkilemektedir.

Zafer Dönmez
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Uluslararası sermaye akımları üzerindeki kontroller ve büyüme dinamikleri üzerindeki etkileri: Gelişmekte olan ülkeler örneği

Gelişmekte olan ülkelerde, özellikle son 30 yıldır, uluslararası sermaye akımlarındaki dalgalanmaların dışsal krizlere neden olduğu pek çok olay yaşanmıştır. Gerçekleşen dış kaynaklı mali krizler sonucunda, ekonomistler, ekonomik reformların optimal hızı ve sırası konusunda daha sık tartışmaya başlamıştır. Bu tartışmalar özellikle, sermaye kontrollerinin uygulanmasına ve ödemeler bilançosundaki sermaye hesabının açıklığına ilişkindir. Joseph E. Stiglitz, Barry Eichengreen, Dani Rodrik, Sebastian Edwards vb. yazarlar, ülkeler arasındaki serbest sermaye hareketliliğinin, özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından ekonomik refahı olumsuz etkilediği görüşündedir. Bu bağlamda, serbest sermaye hareketliliğinin makroekonomik dalgalanmaları arttırdığı ve dışsal şokların gelişmekte olan ülkelerde kırılganlıklara neden olduğu düşünülmektedir. Bu görüşleri benimseyenlere göre, sermaye hareketleri üzerinde sınırlamalar uygulanmalı, ancak diğer piyasalar serbestleştikten sonra, reform sürecinin sonuna doğru sermaye hareketleri serbestleştirilmelidir.Çalışmanın ekonometrik analizinde, 1985-2011 yılları arasında sermaye girişleri üzerinde kontroller uygulayan 7 ülke ve sermaye çıkışları üzerinde kontroller uygulayan 3 ülke olmak üzere iki ayrı panel seti için uzun dönem modeli tahmin edilmektedir. Modeldeki uzun dönem katsayılarına ulaşmak için, Johnston ve Tamirisa (1998), Montiel ve Reinhart (1999), Kaplan ve Rodrik (2002), Miniane ve Rogers (2004), Edwards (2007a), Binici, Hutchison ve Schindler (2009) çalışmalarında uygulanan modeli temel alan uzun dönem denklemi tahminlenmektedir. Uygulamada, ilk olarak, panel veri setlerindeki yatay kesit bağımlılığı test etmek için, Breusch-Pagan (1980) CDLM1 ve Pesaran vd. (2004) CDLM2 testleri kullanılmaktadır. Panel serilerinin durağanlığını test etmek için ise, 1. nesil birim kök testleri olarak adlandırılan tahmincilerden Levin-Lin ve Chu (LLC), Breitung, Im-Pesaran ve Shin (IPS), Fisher ADF, Fisher PP ve Hadri birim kök testleri; 2. nesil birim kök testlerinden Breuer vd. (2001)'in SURADF (Seemingly Unrelated Regression Augmented Dickey-Fuller Test) tahmincisi, Pesaran (2006)'nın CADF (Cross-sectionally Augmented Dickey-Fuller) tahmincisi ve Im vd. (2003) tarafından geliştirilen, panel ülkelerinin durağanlıklarını bütün olarak sınayan CIPS tahmincisi yardımıyla serilerin durağan süreç karakteristikleri araştırılacaktır. Modelin anlamlılığını ve etkinliğini sınadıktan sonra, panel veri setinde yatay kesit bağımlılığının ve olasılıksal (durağan olmayan) süreç karakteristiğinin ortaya çıkması sonucunda, Pedroni (1999), Kao (1999), Johansen-Fisher eşbütünleşme testlerinin yanında, yatay kesit bağımlılığı ve yapısal kırılmaları dikkate alan Westerlund (2007) eşbütünleşme testi de uygulanmaktadır. Modelde eşbütünleşik ilişkinin varlığı kanıtlandıktan sonra, uzun dönem katsayılarını tahminlemek için Panel ARDL tahmincisi olarak, Pesaran vd. (1999) çalışmasında geliştirilen MG (Mean Group) ve PMG (Pooled Mean Group) tahmimcileri ve DOLS (Dynamic OLS) tahmincisi kullanılmaktadır.Ekonometrik analiz sonucunda, ülkelerin sermaye kontrollerini uygulamasının ekonomik büyüme üzerinde olumlu etkiler yarattığı ve sermaye akımlarındaki dalgalanmaların yol açtığı kırılganlıkların engellenmesinde etkili olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Aynı dönem için iki ayrı panel grubu üzerinde test yapılması sonucunda, sermaye çıkışları üzerinde kontroller uygulayan ülkelerin, sermaye girişleri üzerinde kontrol uygulayan ülkelere göre daha olumlu sonuçlar elde ettiği ortaya çıkmaktadır. Sermaye kontrollerinin parasal politikalarla desteklenmesi, ekonomik büyüme üzerinde olumlu etkiler yaratmakta ve sermaye kontrolleri de parasal politikaların otonomisinin sağlanmasının yanında, etkinliğinin artırılmasında da anlamlı ve etkin sonuçlar doğurmaktadır. Sermaye hareketliliğindeki artışların bir sonucu olarak yaşanan ani dalgalanmalar ise, ekonomiyi krizlere sürüklemekte ve ekonomide gerilemelere neden olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır.

BüyümeEkonomik büyümeFinansal denetim+3
Serkan Çınar
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Max Weber'de rasyonelleşme ve iktisadi gelişme ilişkisi

Ekonomik gelişme modern dönemlerin en önemli amaçlarından biridir. Ekonomik gelişmeyi sürdürülebilir bir düzeyde gerçekleştirebilmek için toplumun tüm maddi ve beşeri kaynaklarını seferber etmesi yanında onları en verimli ve en etkin şekilde kullanması da gerekir. Bunun için toplumun çerçevesi iyi belirlenmiş bir rasyonellik ilkesini benimsemesi, içselleştirmesi ve kurumsallaştırması kalkınması için olmazsa olmaz bir modernleşme sürecidir. Rasyonelleşme, en genel ifadeyle bireylerin düşünce yapılarına ve eylemsel faaliyetlerine akılcılığın hakim olması sürecidir. Çıkarların ön planda tutulması, amaçlara en kısa ve en uygun yoldan ulaşılması, amaçlara ulaşmada kullanılan araçların en az maliyetle temin edilmesi gibi özellikler rasyonelleşme sürecini niteler. Rasyonelleşme sadece kapitalist ekonomide olan bir şey değildir, aynı zamanda yönetim, bilim, sanat, etik ve inanç gibi alt sistemlerde de söz konusudur. Weber, rasyonelleşme olgusuyla, modern Batı toplumlarının iktisadi gelişmesini açıklamaya giriştiğinde karşılaşır. Weberyen sosyolojide rasyonelleşme süreciyle kapitalizmin gelişmesi (dar anlamda ekonomik gelişme) arasında yakın bir ilişki vardır. Bu çalışmada mantıksal bir süreç takip edilerek öncelikle Weber?de rasyonelleşme olgusu; kısaca çeşitleri, içeriği, geçirdiği tarihi süreç ve bu süreçte karşımıza çıkan diğer olgular ve toplumsal ve psikolojik sonuçları incelenecek, ardından Weberyen sosyolojide rasyonelleşme ile iktisadi gelişme (genel anlamda kapitalizm) arasındaki ilişki ele alınacaktır.

Ekonomik gelişmelerKapitalizmRasyonalleşme+2
Ahmet Çamlı
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Moğolistan'ın ekonomik yapısının analizi(2000-2012)

Ekonomi, milli gelir, toplam milli hasıla veya kişi başına düşen ürün miktarı olarak belirlenebilmektedir ve ekonomi bir ülke için olmazsa olmaz unsurlardandır. Aynı zamanda bir ülkenin ekonomik durumunun betimlenmesi için ülke sektörlerinin analizi yapılmalıdır.Moğolistan ekonomisinde etkili olan sektörlerden örnek olarak tarım sektörünü gösterebiliriz. Ülke, coğrafi ve iklim şartları uygun olmamasına rağmen iyileştirme stratejisiyle tarım sektöründe önemli başarı kazanmaktadır. Ayrıca Moğolistan kültürünün temel unsurlarından biri olan göçebe hayvancılık ülke ekonomisinde hayvancılığı kökenli bir sektör olarak karşımıza çıkarmaktadır. Yeraltı kaynaklarıyla zengin olan Moğolistan yetersiz araç ve gereçler ihtiyacını yabancı yatırımlarla ve/veya finansal destekle güçlendirme politikası izleyerek sanayi sektöründe önemli adımlar atmaya başlamış gelişmekte olan bir ülkedir.Bu tez çalışmasında 2000 ile 2012 yıllar arasındaki Moğolistan?ın Genel Ekonomik durumu ele alınmıştır. Çalışmada mevcut sektörlerin ülke ekonomisindeki olumlu ve yahut olumsuz etkileri incelenmiş ve olumsuz etkiler karşısında Moğolistan Hükümet?inin tutumları ve ekonomiyi iyileştirmede ne tür politikalar izlediği açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Milli gelir, Milli Hasıla, Tarım, Göçebe Hayvancılık, Moğolistan Ekonomisi

EkonomiEkonomik yapıMoğolistan
Munkhtuya Khaltar
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00