
8,256
Archived Theses
33
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
İç paydaşlarda kurumsal itibar algısının ölçümünde RepTrak yöntemi ve Reputation Quotient (RQ) yöntemi karşılaştırması: Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi örneği
Kurumsal itibar, bir organizasyonun hem iç hem de dış paydaşları tarafından nasıl algılandığını belirleyen önemli bir kavramdır. Akademisyenler, kurumsal itibarın gerçek performans ve toplumsal eğilimlere uyum sağlaması gerektiğini özellikle vurgulamaktadır. Kurumsal kimlik, imaj ve karakter gibi kavramlar, itibarın karmaşıklığını artırırken, iç paydaşların, yani çalışanlar ve yöneticilerin, itibar algıları, iş performansı ve bağlılık üzerinde etkili olmaktadır. Kurumsal itibarın ölçülmesi için çeşitli yöntemler bulunmaktadır; bunlar arasında Reputation Quotient (RQ) ve RepTrak modelleri yer almaktadır. Araştırmanın araştırma evreni Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinde görev yapan akademik çalışanlar ve hasta muayene hizmetlerinde aktif görev alan iç paydaşlar niteliğindeki stajyer hekim adaylarıdır. Araştırma kapsamında, veri toplama yöntemi olarak anket tekniği kullanılmış; toplam 44 sorudan oluşan bu anket formu üzerinden 126 araştırma birimine ulaşılmıştır. Anket formu iki ana bölümden oluşacak şekilde tasarlanmıştır. İlk bölümde "Cinsiyet", "Kıdem", "Yaş" ve "Unvan" değişkenlerinden oluşan demografik sorulara yer verilmiştir. Anket formunun ikinci bölümündeyse, kurumsal itibar yazınında ön plana çıkan RepTrak ve RQ ölçeklerine ilişkin 40 soru Türkçeleştirilerek kullanılmıştır. Veri toplama aracının ve özellikle ölçek ifadelerinin yüzeysel geçerliliğinin sınanması için 25 birimlik bir pilot çalışma yürütülmüş; elde edilen geri bildirimlerin yüzeysel geçerliliğin tam anlamıyla sağlandığını göstermesi üzerine veri toplama süreci başlatılmıştır. Sonuçlar, "Ürün ve Hizmetler," "İş Ortamı," ve "Sosyal Sorumluluk" alt boyutlarında her iki modelin benzer algılar yarattığını, ancak "Duygusal Çekicilik" ve "Vizyon ve Liderlik" unsurlarında belirgin farklılıklar olduğunu ortaya koymuştur. Bu çalışma, kurumsal itibarın ölçülmesinde her iki modelin dikkate alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Gelecek araştırmalar, bu modellerin farklı sektörlerde daha derinlemesine incelenmesiyle kurumsal itibar yönetimine yönelik stratejilere katkı sağlayabilir.
Dönüşümcü liderliğin performans üzerindeki etkisinde endüstri 4.0'ın rolü
Bu çalışmanın amacı; dönüşümcü liderliğin çalışanların performansı üzerindeki etkisinde Endüstri 4.0'ın rolünün incelenmesidir. Araştırmanın evreni Zonguldak ilinde faaliyet gösteren üç büyük işletmedir. Çalışmada yüz yüze anket tekniği kullanılmıştır. Araştırmaya toplam 691 çalışan katılmıştır. Bunlardan 292'si Gökçebey Seramik Fabrikasında, 172'si Çaycuma Elcap Kablo Fabrikasında ve 227'si Devrek Cilas Kauçuk Fabrikasında çalışmaktadır. Yapılan analizlerde Gökçebey Seramik Fabrikasında çalışan kişilerin dönüşümcü liderlik algılarının olumluya yakın olduğu görülmüştür. Seramik fabrikasındaki çalışanların performans düzeyi orta seviyede çıkmıştır. Seramik fabrikasında Endüstri 4.0 teknolojilerinden bulut bilişim ve 3D yazıcıların kabul edilir düzeyde kullanıldığı diğer uygulamaların orta düzeyde kullanıldığı tespit edilmiştir. Çaycuma Elcap Kablo Fabrikasında çalışan kişilerin dönüşümcü liderlik algıları kararsızlık düzeyinde çıkmıştır. Kablo fabrikasındaki çalışanların performansı orta seviyede çıkmıştır. Kablo fabrikasında Endüstri 4.0 teknolojilerinden en çok otonom robotlar, bulut bilişim ve 3D yazıcıların kullanıldığı tespit edilmiştir. Artırılmış gerçeklik ve büyük veri teknolojinin kısmen de olsa kullanıldığı, buna karşın nesnelerin interneti ve siber fiziksel sistemlerin kullanılmadığı belirlenmiştir. Devrek Cilas Kauçuk Fabrikasında çalışan kişilerin dönüşümcü liderlik algıları kararsızlık düzeyinde çıkmıştır. Kauçuk fabrikasındaki çalışanların performansı orta seviyede çıkmıştır. Kauçuk fabrikasında Endüstri 4.0 teknolojilerinden en çok bulut bilişim ve 3D yazıcıların kullanıldığı tespit edilmiştir. Otonom robotlar ve büyük veri teknolojilerinin kısmen uygulandığı fabrikada; nesnelerin interneti, siber fiziksel sistemler ve artırılmış gerçeklik teknolojilerinin kullanılmadığı belirlenmiştir. Çalışmada; dönüşümcü liderlik, Endüstri 4.0 teknolojilerine ilişkin algı ve çalışanların performansları demografik özellikleri açısından farklılıklar göstermiştir. Yapılan analizler sonucunda dönüşümcü liderlik algısı ve iş performansı arasında zayıf, dönüşümcü liderlik algısı ve Endüstri 4.0 teknolojileri kullanımı algısı arasında yüksek; Endüstri 4.0 teknolojileri kullanımı algısı ve iş performansı arasında ise orta düzeyde pozitif bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca yapılan aracılık testine göre; Endüstri 4.0 teknolojileri kullanımının iş performansı üzerinde tam aracılık rolüne sahip olduğu belirlenmiştir.
Çalışmaya tutkunluğun iş ve yaşam tatmini üzerine etkisi
Bir işletmenin devamlılığı ve verimliliği, çalışan performansının verimliliği ile ilgilidir. İşletmeler, tüm yeteneklerini ve tecrübelerini kuruluşlarına ayırmaya istekli olan, tatmin düzeyleri yüksek, çalışmaya tutkun çalışanlar işe almayı tercih ederler. Çünkü bu çalışanlar daha üretken olurlar ve tüm kapasitelerini çalışmalarına adarlar. Çalışmaya tutkunluk, iş tatmini ve yaşam tatmini kavramları, son yıllarda büyük ilgi gören bir konu haline gelmiştir ve günümüzün değişen iş ortamında daha fazla önem kazanmaktadır. Bu araştırmanın temel amacı çalışmaya tutkunluğun iş ve yaşam tatmini üzerine etkisinin irdelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda araştırma Kastamonu ilinde yer alan bir tekstil firmasındaki çalışanlardan oluşan 303 kişi üzerinde anket yoluyla gerçekleştirilmiştir. Elde edilen verilere SPSS programı kullanılarak faktör analizleri uygulanmış ardından korelasyon ve regresyon analizleri ile incelenmiştir. Yapılan analizler sonucunda, çalışmaya tutkunluğun iş ve yaşam tatminini etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda çalışmaya tutkunluğun alt boyutları olan canlılık, adanmışlık ve odaklanma boyutlarından canlılık boyutunun, iş tatmini üzerinde anlamlı bir etkisi görülmezken, adanmışlık ve odaklanma boyutlarının pozitif yönde anlamlı bir etkisi olduğu görülmüştür. Çalışmaya tutkunluğun alt boyutları ve yaşam tatmini üzerine etkisi incelendiğinde ise, odaklanma boyutunun yaşam tatmini üzerinde anlamlı bir etkisi görülmezken, canlılık ve adanmışlık boyutlarının pozitif yönde anlamlı bir etkisi olduğu görülmüştür. Ayrıca iş ve yaşam tatmini arasında da pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur.
Sosyal sermayenin motivasyona etkisi: Kastamonu Üniversitesi örneği
Bu çalışmanın amacı, sosyal sermayenin motivasyona etkisini incelemektir. Yerel ve uluslararası yazın detaylı incelendiğinde sosyal sermayenin motivasyona etkisini dolaylı olarak araştıran az sayıda çalışmaya rastlanmakla beraber, bu etkiyi direkt olarak araştıran herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. Buna ek olarak, sosyal sermaye ve motivasyon üzerine yapılan çalışmaların daha çok özel sektör çalışanları üzerindeki araştırmaları kapsadığı görülmüştür. Bu nedenle örneklem için öncelikle kamu sektörü amaç edinilmiş ve özelinde sosyalleşmenin en yaygın olduğu yerlerden biri olan üniversitelerin çalışanlarından akademisyenler üzerinde araştırma yapılmasına karar verilmiştir. Araştırmanın evrenini Kastamonu ilindeki Kastamonu Üniversitesinde çalışan akademisyenler oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak anket kullanılmıştır. Kolayda örneklem yöntemi ile ulaşılan 278 akademisyenden veriler toplanmış ve uygulamaya uygun 269 anket verisi elde edilmiştir. Verilerin analizi için SPSS 20 istatistik programı kullanılmıştır. Hipotezlerin testi için güvenilirlik, faktör, korelasyon ve regresyon analizlerinden yararlanılmıştır. Analizler neticesinde, sosyal sermayenin motivasyonu anlamlı ve pozitif yönlü etkilediği bulgusuna ulaşılmıştır. Sosyal sermayenin alt boyutlarından paylaşılan vizyon ve paylaşılan hikayeler boyutunun motivasyonu anlamlı ve pozitif yönlü etkilediği görülmüştür. Sosyal sermayenin diğer boyutlarının (sosyal ağlar, güven, normlar, kimlik ve paylaşılan dil) ise motivasyonu etkilemediği bulgusuna ulaşılmıştır.
Girişimcilik, girişimcilik eğilimi ve sosyal çevre desteği ilişkisi Kastamonu araştırması
Bu çalışma, girişimcilik, girişimcilik eğilimi ile girişimcilikte sosyal çevre desteği ilişkisini ortaya koymak amacıyla hazırlanmıştır. Bu amaçla TR82 bölgesinde bulunan Kastamonu İli merkez ilçesinde faaliyet gösteren 92 girişimciye, girişimcilik düzeyi, eğilimi ve girişimcilikte sosyal çevre desteği ana başlıklarında geliştirilen likert tipi ölçek uygulanmıştır. Daha sonra elde edilen veriler SPSS V23.0 (IBM) programında analiz edilerek, faktörlerin güvenilirlik ve geçerliliği test edilmiştir. Girişimcilikte sosyal çevre desteğinin bireylerin girişimci olup olmamalarında etkisi incelenmiştir. Bulgulara göre girişimcilik düzeyi, eğilimi ile sosyal çevre desteği arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif ilişkiler bulunmuştur. Araştırma sonuçlarına göre sosyal çevre desteğinin; hem mevcut girişimcilerin hem de gelecekte girişimci olacak kişilerin yeni yatırımlar yapmalarına, yapılacak olan yatırımlarda gerek maddi gerek manevi ihtiyaçları karşılayabilmelerinde girişimcilere önemli bir katkı sağladığı ve sağlayacağı tespit edilmiştir. Aynı zamanda sosyal çevre ile ilişkilerinin her alanda güçlü olması girişim faaliyetlerinde başarıya ulaşmalarında önemli bir katkıda bulunduğu ve bulunacağı tespit edilmiştir. Sosyal çevre desteği ile girişimcilerin yapacakları iyileştirmeler ve yenilikler neticesinde performanslarının, kârlılık ve satış oranlarının artması öngörülmektedir.
Yüksek performans kriterlerinin aile ve kurumsal işletmeler açısından incelenmesi: TR81 örneği
Kurumsal şirketlerin, aile şirketlerine göre daha sürdürülebilir faaliyet gösterdikleri kabul edilir. Bu durumun nedenlerinin araştırılması, zayıf noktalarının tespiti ve çözüm önerilerinin yapılması gerek şirketler gerekse akademik açıdan önemlidir. İlgili literatürden elde edilen veriler doğrultusunda işletmelerde farklılıkların yaşam tecrübelerine, çalışma şartlarına, yöneticilere, sonuca etkisinin anlaşılabilmesi için tecrübe edilmiş deneyimler analiz edilebilmektedir. De Waal (2009)'un geliştirdiği yüksek performanslı organizasyon (High Performance Organization-HPO) temelinde şirketlerin performans değerlendirme ölçeği ilgili literatürde önemli yere sahip olduğu gözlenebilmektedir. Çalışmamızın amacı, belirlenen kriterlere göre aile işletmeleri ile kurumsal işletmeler arasındaki farklılıkların yüksek performans kriterleri açısından ortaya konulması, bulguların karar verici ve araştırıcılara sunulmasıdır. Bu amacı gerçekleştirmek için, TR81 bölgesine dâhil olan Zonguldak, Bartın ve Karabük'te faaliyet gösteren 284 işletmeye HPO ölçeğiyle anket uygulaması yapılmıştır. Bu anket verileri kullanılarak şirket performansları istatistiksel testler ile analiz edilip değerlendirilmiştir. Analiz bulgularına göre, beş boyuttaki 25 konuda aile ve kurumsal işletmeler arasında görüş farklılığı gözlenmiştir. Kurumsal işletmeler 23 konuda aile işletmelerinden daha yüksek skor almıştır. Boyutlar açısından değerlendirmede, "Açıklık ve Oryantasyon", "Yönetim Kalitesi" ile "Çalışan Kalitesi" boyutları ile konularına genel ve baskın şekilde kurumsal işletmelerin daha önem verdiği gözlenmiştir. "Süreklilik-Gelişme" ile "Uzun Dönemli Planlama" boyutlarına ise kurumsal işletmelerin daha önem verme eğiliminde olduğu söylenebilir. Böylece, kurumsal işletmelerin HPO ölçeğine göre performansı daha yüksek şekilde faaliyet gösterdiği ifade edilebilir. Aile işletmeleri, özellikle bu çalışmada listelenen ve zayıf oldukları konularda kendilerini geliştirmeli veya kurumsal bir yapıya bürünmeleri gerekliğine karar verilmiştir.
Hedonik tüketimin plansız satın alma davranışı üzerine etkisi: Libya örneği
Tüketiciler, şirketler için gelir ve kar kaynağı olarak görülmektedir, bu sebeple pazarlamacıların tüketici davranışını anlaması zorunludur. Plansız satın alma, şirketler için tüketici davranışının çekici bir yönü olarak karşımıza çıkmaktadır çünkü tüketiciler, başlangıçta planladıklarından daha fazlasını satın alma eğilimindedirler. Plansız satın alma sürecine yüksek oranda dahil olan bireyler, genellikle ürüne duygusal olarak çok kolay bağlanan ve ürünü yerinde almaya ikna olan kişiler olarak görülmektedirler. Plansız satın alma davranışı, perakende satış mağazalarında yapılan hedonik tüketim kararlarını içeren ve satın alma faaliyetlerini hariç tutan, olumsuz duygulara ve olası zararlı sonuçlara bağlantı olarak bakıldığında, plansız satın alım Libyalı tüketiciler için sorunlu tüketici davranışı olarak görülebilir. Libya, Müslüman bir ülkedir dolayısıyla dini bağlam hem toplumun hem de bireyin davranışını ve ahlakını şekillendiren bir çerçeveye rehberlik eder. Ancak genel sorun daha önce satın alma konusunda çok az araştırma yapılmış olmasıdır. Bu araştırmada davranışı imajı, satin alım memnuniyeti ve Tüketicilerin arasındaki ilişkileri bütünleşik bir bakış açısıyla araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, ilgili alanyazın incelenmiş ve alanyazındaki çalışmalardan hareketle bir model geliştirilmiştir. Geliştirilen modeli test edebilmek için 15 Ocak - 25 Ağustos 2019 tarihleri arasında Libya' nın Bingazi şehrini ziyaret eden ziyaretçiler arasından kolayda örnekleme yöntemi ile 400 ziyaretçiye yüz yüze anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler SPSS 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Literatür incelendiği zaman, hedonik satın alma davranışı ile plansız satın alma davranışının birleştirildiği birçok çalışma karşımıza çıkmaktadır. Anahtar Kelimeler: Hedonik, tüketiminin, tüketicilerin plansız satım alım davranışı. 2020, 80 Sayfa
Algılanan yeterliklerin erken aşama girişimcilik faaliyetine etkisi: Girişimcilik niyetinin aracılık rolü
Bu çalışma, algılanan girişimcilik yetkinliğinin (GY), girişimcilik niyetini (GN) ve erken aşama girişimcilik aktivitesini (EGA) nasıl şekillendirdiğini incelemektedir. Planlı Davranış Teorisi (Ajzen I. , 1991) ve Sosyal Bilişsel Teori (Bandura A. , 1986) temelinde geliştirilen model, girişimcilik sürecinde öz-yeterlik algısının hem niyet oluşumunda hem de davranışa dönüşümde belirleyici rol oynadığını varsaymaktadır (Ajzen I. , 1991; Bandura A. , 1986). Araştırma kapsamında Küresel Girişimcilik Monitörü'nden elde edilen 20 ülkeye ait 2010–2018 dönemi verileri kullanılmış ve PROCESS Macro Model 4 aracılığıyla aracılık analizi gerçekleştirilmiştir. Bulgular, GY'nin GN üzerinde anlamlı ve pozitif etkisi olduğunu; GN'nin EGA'yı artırdığını göstermiştir. Ayrıca GY'nin, GN aracılığıyla EGA üzerinde dolaylı etkiye sahip olduğu ve doğrudan etkiyi de sürdürdüğü tespit edilmiştir. Böylece GN'nin, GY ile EGA arasındaki ilişkide kısmi aracılık rolü doğrulanmıştır. Sonuçlar, girişimcilik davranışının ekonomik olduğu kadar psikolojik bir temele dayandığını ortaya koymakta; girişimcilik eğitimlerinin öz-yeterliği güçlendirici uygulamalara daha fazla odaklanması gerektiğine işaret etmektedir. Araştırma, öznel yanıtlar ve kültürel değişkenlerin modele dâhil edilmemesi gibi sınırlılıklara sahiptir. Gelecek çalışmalarda kültürel farklılıklar ve boylamsal analizlerin dikkate alınması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Girişimcilik, Algılanan Girişimcilik Yetkinliği, Girişimcilik Niyeti, Erken Aşama Girişimcilik Aktivitesi, Planlı Davranış Teorisi, Sosyal Bilişsel Teori, GEM.
Planlı davranış teorisi çerçevesinde teknolojik öz yeterlikler ve dijital dönüşüm (Endüstri 4.0) farkındalığı arasındaki ilişki
Sanayi devrimlerinin getirdiği dönüşüm, Endüstri 4.0 ile dijitalleşme ve otomasyonun merkezinde yer aldığı yeni bir endüstriyel çağı başlatmıştır. Fiziksel ve dijital sistemlerin birleşimi, üretim yöntemlerinde köklü değişimlere yol açarak sanayi uygulamalarını daha esnek ve verimli hale getirmiştir. 21. yüzyılda hızlanan bu dönüşüm, nesnelerin interneti, siber-fiziksel sistemler ve bulut bilişim gibi teknolojilerin entegrasyonu ile gelişmektedir. Endüstri 4.0, üretim teknolojilerini ve iş modellerini yeniden tanımlayarak küresel rekabeti şekillendirmektedir. Dünya genelinde birçok ülke ve şirket, Endüstri 4.0'ı rekabet avantajı sağlamak amacıyla benimsemektedir. Hükümetler, dijital altyapıyı güçlendirerek ve geleneksel süreçleri çağdaşlaştırarak sanayide dönüşümü teşvik etmektedir. Türkiye, Endüstri 4.0'ın sunduğu fırsatları değerlendirerek küresel rekabet gücünü artırmak istemektedir. Bu bağlamda, sanayi altyapısının güçlendirilmesi, Ar-Ge'nin desteklenmesi ve nitelikli iş gücünün yetiştirilmesi ön plandadır. Bu çalışma, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği öğrencilerinin Endüstri 4.0'ı benimseme düzeylerini, öznel normlar, algılanan davranışsal kontrol, davranışa yönelik tutumlar, niyetler ve dijital okuryazarlık seviyeleri bağlamında analiz etmektedir. Araştırma, Endüstri 4.0'ın beşerî sermaye üzerindeki etkilerini ele alarak, dijital dönüşüm sürecindeki tutum ve niyetleri anlamayı amaçlamaktadır. Veriler, beşli Likert ölçeğiyle hazırlanan bir anket yöntemiyle 362 katılımcıdan toplanmış ve Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) ile değerlendirilmiştir. Bulgular, öznel normların ve Endüstri 4.0'a yönelik tutumların, öğrencilerin bu teknolojiyi benimseme niyetlerini olumlu etkilediğini, ancak algılanan davranışsal kontrolün sınırlı kaldığını göstermektedir. Dijital okuryazarlığın teknik boyutunun niyetler üzerinde olumlu bir etkisi bulunmuş, sosyal ve bilişsel boyutların etkisi anlamlı olmamıştır. Sonuçlar, dijital okuryazarlık ve olumlu tutumların, öğrencilerin Endüstri 4.0'ı benimseme niyetlerini güçlendirdiğini göstermektedir. Bu doğrultuda, daha derinlemesine araştırmaların gerekliliği vurgulanmaktadır.
Yatırım araçlarındaki getiri farklılıklarının incelenmesi (2010-2019)
Yatırımcılar tasarruflarını değerlendirmek için çeşitli yatırım araçlarını tercih etmektedir. Yatırım araçları riske duyarlı olduğu için yatırımcılar risk ve getiri algılarına göre yatırım araçlarını tercih etmektedir. Yatırım araçlarını sadece bireysel yatırımcılar değil kurumsal yatırımcılarda tercih etmektedir. Bu nedenle yatırım yapmak bilgi ve deneyim istemektedir. Yatırımcılar risk ve getiri dengesine göre yatırım kararını vermektedir. Hisse senedi, tahvil, bono, yatırım fonu, döviz, vadeli mevduat, altın gibi çeşitli finansal varlıklar yatırımcılar tarafından tercih edilmektedir. Çalışmanın amacı yatırımcılar tarafından en çok tercih edilen yatırım araçlarının getirilerinin tespit edilmesidir. Bunun için 2010-2019 dönemine ait 10 yıllık veriler kullanılmaktadır. Çalışmada kullanılan değişkenler Amerikan doları, Euro, altın, BİST 100 endeksi ve faiz oranıdır. Yatırım araçlarının fiyatlarındaki değişim yüzde yöntemi ile analiz edilmiştir. Getirilerin daha iyi anlaşılması için trend analizi yapılmıştır. 10 yıllık dönemde yatırım araçlarının farklı düzeyde getirisi olmuştur. En çok kazandıran altın olup %405 oranında kazandırmıştır. Altından sonra %297 oran ile en çok kazandıran Amerikan dolarıdır. Diğer bir yabancı para birimi olan Euro yatırımcısına %213 oranında kazandırmıştır. Riski seven yatırımcılar ise BİST 100 endeksine göre ortalama %109 oranında kazanmışlardır. Anahtar Kelimeler: Yatırım, Döviz, Altın, Borsa, Trend Analizi. 2020, 80 sayfa Bilim Kodu: 115308
Vergi aflarının vergi uyumuna etkisi: Zonguldak ili örneği
Vergi afları gelişmiş ve gelişmekte olan birçok ülkede gelir artırmak ve vergi idaresinin yükünü hafifletmek gibi sebeplerle sık sık uygulanmaktadır. Vergi afları kısa vadede vergi gelirlerini hızlı bir şekilde artırması ve kurumların yükünü azaltması gibi sebeplerle uygulanmakla birlikte devletin alacaklarının bir kısmından vazgeçmesi, vergi uyumunu, vergi bilincini ve vergi sistemine olan güveni azaltması gibi olumsuz sonuçlar da doğurabilmektedir. Bu çalışma, vergi aflarının mükelleflerin vergi uyum davranışları üzerindeki etkilerini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışma için Zonguldak ilinde vergi mükelleflerine anket uygulanmış ve anket sonuçları SPSS 27 Programında incelenmiştir. Çalışmada, adalet algısı, güven algısı, risk algısı ve vergi affı algısı gibi faktörlerin vergi uyumu üzerindeki etkileri incelenmiş ve bu faktörlerin demografik özelliklere göre farklılık gösterip göstermediği analiz edilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre, adalet, güven ve risk algılarının vergi uyum davranışlarını pozitif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Çalışma, vergi aflarının etkili bir mali araç olabilmesi için mükellef davranışlarına yönelik algı ve tutumların dikkate alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu kapsamda, gelecekte vergi affı uygulamalarının tasarımında adalet algısını güçlendirecek stratejilere odaklanılması önerilmektedir.
Kredi kartı tutumu ve kompulsif satın alma ilişkisi: Üniversite öğrencileri üzerine bir uygulama
Son yıllarda üretim hızında ve para arzındaki yükseliş ile birlikte dünyada tüketim kültürü denilen bir kavram ortaya çıkmış ve her birey sadece ihtiyacı olan ürün ve hizmetin dışında tüketmek, tüketerek kendini varetmek için satınalma girişiminde bulunmuştur. Bankacılık sektöründeki artan rekabet ortamı, yoğun pazar ve pazar payı oluşturma çabaları sonucunda kredi kartı kullanımı yaygınlaşmıştır. Bu gelişmeler ile birlikte öğrenciler arasında da kredi kartı kullanımı yaygın bir hale gelmiştir. Çalışmanın amacı üniversite öğrencilerinin kredi kartı kullanım alışkanlıklarının belirlenmesidir. Üniversite öğrencilerinin sahip olduğu kredi kartlarının onların tüketim davranışlarını üzerine etkisi, para idaresi ve tutumlarına etkisi, kredi kartı kullanımı sonucu yaşadıkları tüm sorunların tespiti ve bilinçlilik durumlarının belirlenmesine yönelik yapılan bu çalışmada, nicel araştırma yöntemi uygulanmıştır. Çalışmada anket uygulaması yapılmış ve verilerin analizinde IBM SPSS 25.0 programı kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kredi kartı, kredi kartı türleri, satınalma davranışları, kompulsif satınalma davranışı. 2020, 96 Sayfa
Gelişmeleri Kaçırma Korkusunun e-sağlık hizmetleri tüketimine etkisi: E-sağlık okuryazarlığının aracılık rolü
Gelişmeleri Kaçırma Korkusu (GKK) son yıllarda yerli ve yabancı literatürde araştırılmaya değer bir konu haline gelmiştir. GKK' nun öncülleri ve sonuçları açısından birçok farklı alanda araştırılmaya rastlansa da sağlık hizmetleri açısından e-sağlık okuryazarlığı (ESOY), e-sağlık hizmetleri tüketimi ve memnuniyeti boyutlarının ele alındığı bir alan çalışmasına rastlanamamıştır. Bu çalışmanın amacı e-sağlık hizmeti tüketen bireylerde GKK öncülünün, e-sağlık hizmet memnuniyeti ve e-sağlık hizmetleri kullanımı açısından değerlendirmesi ile ESOY'nın bu ilişkide aracı etkisinin kısmi en küçük kareler yapısal eşitlik modellemesi (KEKK-YEM) ile değerlendirilmesidir. Araştırmada nicel veri toplama yöntemlerinden anket yöntemi kullanılmıştır. Araştırma kapsamında Zonguldak ilinde bir üniveritede görev yapan 453 akademik ve idari personelden yüzyüze anket yöntemi veri toplanmıştır. Veri toplama formunda demografik veriler, e-sağlık hizmetleri kullanımına ilişkin sorular, bireylerin ESOY düzeylerini belirleyici sorular ve en son GKK ile ilgili sorular yer almaktadır. Elde edilen verilerin analiz edilmesinde YEM yaklaşımlarından biri olan KEKK-YEM tekniği kullanılmıştır. Analizlerde SPSS 24.0 ve SmartPLS 4.1.0.9 yazılım programları kullanılmıştır. GKK, E-nabız kullanımını etkileyen önemli bir değişken olarak öne çıkmaktadır. GKK, ESOY'nı olumlu yönde etkileyerek dolaylı yollarla memnuniyeti artırmaktadır. Ancak, bu dolaylı etkinin E-nabız kullanımına yansıması sınırlıdır.
Kültürel ve kurumsal mesafenin ihracat üzerine etkisi: Türkiye örneği
Küreselleşmenin son zamanlarda hız kazanması ile birlikte ülkeler arasındaki sermaye hareketliliği de oldukça önemli hale gelmiştir. Bu noktada gelişmiş ülkelerin belli başlı alanlarda avantajları olmasına rağmen; gelişmekte olan ülkelerin ekonomik gelişimlerini gerçekleştirmek adına daha atılgan bir rol üstlenmesi beklenmektedir. İşletmelerin ticari faaliyetlerini ulusal alanlardan uluslararası alanlara taşıması ile başlayan uluslararasılaşma hareketi; uluslararası ticarette ilgi gören bir konudur. Bu konu üzerinde, işletmelerin uluslararasılaşması bağlamında sıklıkla çalışılan, gelişmiş ülke odaklı çalışmaların yanında gelişmekte olan ülke odaklı çalışmaların yapılması da oldukça önemlidir. Bu kapsamda çalışmanın amacı gelişmekte olan ülke, Türkiye bağlamında kültürel ve kurumsal mesafenin ihracat üzerine etkisinin belirlenmeye çalışılmasıdır. Çalışmada bu temel amaçla beraber, kültürel ve kurumsal mesafenin doğrudan etkisinin yanı sıra alt boyutlarının bağımlı değişken üzerindeki etkisinin incelenmesine odaklanılmaktadır. Bu bağlamda bağımsız değişkenler çerçevesinde Türkiye'nin ihracat gerçekleştirdiği 75 ülke örneklem olarak belirlenmiştir. Çalışmada bağımlı değişken olarak uluslararasılaşma stratejilerinden biri olan ihracat verileri dikkate alınmıştır. Araştırma amacı doğrultusunda bağımsız değişkenin bağımlı değişken üzerinde etkisinin test edilebilmesi için iki ana hipotez belirlenmiş ve gelişmekte olan bir ekonomiye sahip Türkiye bağlamında çalışma tasarlanmasından dolayı ülkelerin gelişmişlik durumları göz önüne alınarak üçüncü hipotez ortaya konulmuştur. Araştırma sonuçlarına göre kültürel mesafe alt boyutlarından "bireysellik" bağımlı değişken üzerinde anlamlı etkiye sahip iken; diğerlerinin anlamlı etkiye sahip olmadığı görülmektedir. Bununla birlikte kurumsal mesafe değişkenlerinin hepsinin bağımlı değişken üzerinde anlamlı etkiye sahip olduğu ve ihracat miktarının ülkelerin gelişmişlik düzeylerine göre farklılık gösterdiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Duygusal zekâ ve örgütsel iletişim üzerine belediyelerde bir araştırma
İletişim, insan yaşamının temelinde yer almaktadır. Belediyeler ise kamu hizmetlerine bakan kuruluşlar olmasından dolayı bulundukları bölgelerde yaşayan insanlarla birebir temas halinde çalışmaktadır. Teknolojik gelişmelerle birlikte kurumların kendilerini iletişim kavramı anlamında geliştirmesi kaçınılmaz olmuştur. Bu bağlamda kurum içi ve kurum dışı ilişkilerin ve çalışanlar arasındaki iletişimin gelişmesi duygusal zekâ faktörünün devreye girmesini gerekli kılmıştır. Bu araştırmada, duygusal zekânın örgütsel iletişim üzerindeki etkileri incelenmeye çalışılmıştır. Araştırmanın evrenini Zonguldak ilindeki Kozlu Belediyesi ve Zonguldak Belediyesi bünyesindeki çalışanlar oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama yöntemi olarak anket formu yöntemi kullanılmıştır. Anket formunun ilk bölümünde katılımcıların kişisel bilgilerinin yer aldığı Sosyodemografik Form, ikinci bölümünde Örgütsel İletişim Ölçeği ve üçüncü bölümünde ise Rotterdam Duygusal Zekâ Ölçeği yer almaktadır. Çalışmada duygusal zekâ ölçeği olarak kullanılan Rotterdam Duygusal Zekâ Ölçeği' nin alt boyutlarının (kendi duygularını değerlendirme, başkalarının duygularını değerlendirme, kendi duygularını kontrol, başkalarının duygularını kontrol) örgütsel iletişim üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Araştırmada duygusal zekânın örgütsel iletişim üzerinde etkili olduğu sonucu elde edilmiştir. Duygusal zekâ ölçeğinin kendi duygularını değerlendirme ve başkalarının duygularını değerlendirme alt boyutları örgütsel iletişim ile ilişkili bulunmazken kendi duygularını kontrol ve başkalarının duygularını kontrol alt boyutu ise örgütsel iletişim ile ilişkili bulunmuştur.
Tüketici etnosentrizm düzeylerinin satın alma tarzları üzerine etkisi: Libya örneği
Bu çalışmanın temel amacı tüketicilerin etnosentrizm düzeylerinin satın alma tarzları üzerine etkisinin incelenmesidir. Ayrıca çalışmada tüketicilerin etnosentrizm düzeyleri ile satın alma tarzlarının demografik özelliklerine göre farklılık gösterip göstermediği de belirlenmeye çalışılmıştır. Literatür incelendiğinde etnosentrizm ve satın alma tarzları kavramlarının ayrı ayrı çalışıldığı birçok çalışmaya rastlanmasına rağmen bir arada yer aldığı bir çalışmaya rastlanamamıştır. Bu çalışmayla literatüre katkı sunulacağı düşünülmektedir. Araştırma sonuçlarına göre tüketicilerin etnosentrizm düzeylerinin satın alma tarzları boyutlarından mükemmeliyetçilik, eğlence-haz odaklılık, fiyat odaklılık ve marka odaklılık boyutları üzerinde anlamlı etkisinin bulunduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Libya, satın alma tarzları, etnosentrizm, tüketici davranışı
Hizmet kalitesi algısının tüketicimemnuniyeti üzerine etkisi: Libyaörneği
Günümüzde hastaneler kaliteli hizmet sunmak ve sürdürmek için nitelikli insan gücüne ihtiyaç duymaktadır. Hizmet Kalitesi, içerisinde daha fazla soyut unsurları barındırmasından kaynaklı olarak ölçülmesi zor bir kavramdır. Verilen hizmetten faydalanan hastaların hastaneden memnun edilmiş bir şekilde ayrılması hastaneler için önem arz etmektedir. Bu çalışmanın temel amacı tüketicilerin, hastanelere yönelik hizmet kalitesi algısının tüketici memnuniyeti üzerine etkisinin incelenmesidir. Ayrıca çalışmada tüketicilerin hizmet kalitesine yönelik algısı ile memnuniyetlerinin demografik özelliklerine göre anlamlı farklılık gösterip göstermediği de tespit edilmeye çalışılmıştır. Literatür incelendiğinde hizmet kalitesi ve memnuniyetin bir arada yer aldığı birçok çalışma tespit edilmiştir. Ancak Libya ekseninde yapılan çalışmaların sayısı sınırlıdır. Bu çalışmayla hizmet kalitesi ve memnuniyet değişkenlerinin arasındaki ilişkilerin araştırılması sonucunda literatüre katkı sağlanacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Hizmet kalitesi, müşteri memnuniyeti, sağlık sektörü. 2020, 67 Sayfa
Cam tavanın iş tatmini ve işten ayrılma niyetine etkisi: Sağlık sektörü örneği
Bu çalışma cam tavan sendromu, iş tatmini ve işten ayrılma niyeti ilişkilerinin belirlenmesi, bu değişkenlerin demografik özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığının saptanması ve cam tavan algısının işten ayrılma niyetine olan etkisinde iş tatmininin aracılık etkisi varsa ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışma yapılırken herkesin mutlaka bir gün yolunun düştüğü, 7/24 hizmet verme özelliğine sahip, birçok kişinin istihdam edildiği, işlerin acil ve ertelenemez olduğu, yoğun bir emek ortaya konulması sebepleriyle sağlık sektörü seçilmiştir. Araştırmanın amacı sağlık sektöründe istihdam edilen işgörenlerin cam tavan algılarının iş tatminlerine ve işten ayrılma niyetlerine olan etkisini belirlemektir. Çalışmanın örneklemini Ankara'da bulunan hastanelerin yönetici ve işgörenleri oluşturmaktadır. Güvenilirliği ve geçerliliği önceki çalışmalarda saptanmış olan Dimovski, Skerlavaj ve Man tarafından geliştirilen "Cam Tavan Ölçeği", Agho, Price ve Müller tarafından geliştirilen "İş Tatmini Ölçeği" ve Bluedorn tarafından geliştirilen "İşten Ayrılma Niyeti Ölçeği" kullanılmıştır. Veriler SPSS 25.0 istatistik programı yardımıyla analiz edilmiştir. Verilerin analizinde; frekans dağılımları, ortalama, standart sapma, bağlantısız örneklemler için t testi, regresyon ve korelasyon analizi gibi analiz yöntem ve teknikleri kullanılmıştır. Bulgular algılanan kadınların cam tavan algısının kadınların iş tatminlerini pozitif yönde ve orta düzeyde, kadınların iş tatmin düzeylerinin kadınların işten ayrılma niyetlerini pozitif yönde ve düşük düzeyde ve kadınların cam tavan algısının kadınların işten ayrılma niyetlerini pozitif yönde ve orta düzeyde istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde etkilediğini göstermiştir. Diğer bulgular erkeklerin cam tavan algısının erkeklerin iş tatminlerini anlamsız, erkeklerin iş tatmin düzeylerinin erkeklerin işten ayrılma niyetlerini anlamsız ve erkeklerin cam tavan algısının erkeklerin işten ayrılma niyetlerini anlamlı etkilediğini göstermiştir. Elde edilen sonuçların sağlık sektörü ve diğer sektör işgörenlerina ve yöneticilerine önemli ipuçları sağlayacağı düşünülmektedir.
Libya'daki üniversite öğrencilerinin finansal okuryazarlık düzeyleri üzerine bir inceleme
Finansal okuryazarlık, bireylerin finansal kararlarında, finansal tutumlarında ve finansal davranışlarında optimum karar almak için gerekli olan bilgi ve deneyimlerden oluşan bir kavramdır. Finansal okuryazarlık her geçen gün önemi artan ve sıkça çalışılan bir konu olmuştur. Günümüz teknolojisinde finansal olayları anlayabilmek için herkesin temel düzeyde finansal okuryazar olması gerektiği düşünülmektedir. Üniversite eğitim müfredatlarına finansal okuryazarlık dersinin konulmasının faydalı olabileceği düşünülmektedir. Üniversite öğrencilerinin finansal okuryazarlık düzeylerinin değerlendirilmesinin öğrencilere ve literatüre faydalı olacağı düşünülmektedir. Çalışmanın amacı Libya'daki üniversite öğrencilerinin finansal okuryazarlık düzeylerinin tespit edilmesidir. Bu amaçla Libya'da öğrenim gören 431 üniversite öğrencisinden anket yöntemiyle veri toplanmıştır. Anketlerden elde edilen veriler ile frekans, t testi ve ANOVA testleri yapılmıştır. Öğrecilerin finansal okuryazarlık düzeyleri finansal okuryazarlık skorları ile değerlendirilmiştir. Ayrıca cinsiyetin, yaşın, sınıfın, öğrenim türünün, baba ve anne eğitim düzeylerinin, kredi kartı kullanma durumunun, özel emeklilik sistemine dahil olup olunmadığı ve internet bankacılığı kullanma durumu açısından analizler yapılmıştır. Analiz sonucunda öğrencilerin finansal okuryazarlık düzeylerinin %40 olduğu, finansal okuryazarlık düzeyi ile cinsiyet ve kredi kartı kullanma arasında anlamlı bir farklılık olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Finansal Okuryazarlık, Davranışsal Finans, Öğrenci, Anova. 2020, 73 sayfa Bilim Kodu: 115302.......
Paya dayalı kitle fonlamasına ilişkin muhasebe ve vergi uygulamaları: Türkiye örneği
2008 küresel finans krizi sonrasında bankacılık sistemine duyulan güvenin sarsılması ve geleneksel yöntemler ile finansman sağlamanın zorlaşması nedeniyle finansman ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik yenilikçi fikirlere ihtiyaç duyulmuştur. Kitle fonlaması finansman modeli bankaların standartlaşmış hizmet anlayışının tersine bireysel ihtiyaçlara çok daha iyi uyarlanabilir bir fonlama aracı olarak hayatımıza girmiştir. Kitle fonlaması, kâr amaçlı, sanatsal ve kültürel girişimlerin kurucularının, standart finansal aracılar olmadan interneti kullanan çok sayıda kişiden küçük katkılar alarak çabalarını finanse etmelerine olanak tanır. Kitle fonlaması araçları fon toplama şekline göre dört başlıktan oluşmaktadır. Bağış bazlı fonlama metodunda kar amacı yoktur ve fon verenler yalnızca projeyi desteklemek amacıyla hareket ederler. Ödül temelli finansman modelinde, projeye sağlanan destek karşılığında bir ürün veya hediye beklentisi oluşur. Borca dayalı kitle fonlaması, yatırımcıların faiz getirisi elde ettiği bir yöntemdir. Paya dayalı kitle fonlaması ise ihtiyaç duyulan fon tutarının yatırımcılara hisse senedi satılarak temin edildiği bir finansman modelidir. Kitlesel fonlama modelinin günümüzde daha yoğun bir şekilde kullanılmaya başlamasıyla birlikte, bu modele ilişkin düzenlemelerin anlaşılır olması büyük bir önem kazanmıştır. Bu tezin amacı, paya dayalı kitle fonlaması modelindeki muhasebe uygulamalarını incelemek ve bu modelin ülkemizde yaygınlaştırılmasına ilişkin vergi teşvikleri gibi konularda öneriler sunmaktır.
Ulusal kültürün paternalist liderlik algısı üzerindeki etkisi: Libya örneği
Yönetim yazınında son zamanlarda incelenen konulara bakıldığında, bireyleri belirlenmiş amaç ve hedefler doğrultusunda harekete geçirme yeteneği olarak ifade edilen liderlik kavramı ile bu becerilerin tür ve kaynağını belirleyen liderlik stillerinin çalışmaların odağı haline geldiği görülmektedir. Bu bağlamda liderlik kavramı çerçevesinde en çok dikkate alınan ve incelenen konuların örgütlerde baskın liderlik tarzı ve algıları, liderlerin çalışanlarla etkileşimi, örgütlere yapısal ve işlevsel katkıları, güç kaynakları ve güç kullanımına ilişkin kararlar olduğunu söylemek mümkündür. Son zamanlarda ise kültür kavramının birçok örgütsel davranış konusu ile ilişkisi ele alınmaktadır. Çünkü kültür paylaşılan, öğrenilen ve değişebilen bir kavram olarak insan davranışları üzerinde etkilidir. Ayrıca değişimi yöneten ve insanları hedefe yönlendiren liderlik kavramı ile ilişkisinin olduğuda ifade edilebilir. Fakat alan yazında, kültür ile liderlik ilişkisi üzerinde fazla durulmayan kavramlar olarak görülmektedir. Öyle ki, alan yazında, liderlik ve kültür arasındaki ilişkilerin araştırılması çok yakın zamanda başlandığı söylenebilir. Bu bağlamda güncel liderlik türlerinden bir tanesi olan paternalist liderlik ve ulusal kültür arasındaki ilişkiye odaklanan bu çalışmanın amacı, ulusal kültürel boyutlar ile çalışanların paternalist liderlik algısı arasındaki ilişkiyi teorik ve ampirik olarak değerlendirmektir. Çalışmanın evrenini, Libya bankacılık sektörü çalışanları oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklemini ise verilerine eksiksiz ulaşılan 200 banka çalışanı oluşturmaktadır. Elde edilen verilerin toplanmasında, basit tesadüfi örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Elde edilen verilerin incelenmesi için keşfedici faktör, korelasyon ve regresyon analizlerinden faydalanılmıştır. Regresyon analizleri sonucunda; ulusal kültür boyutlarının, paternalist liderlik algısı ve alt boyutları üzerinde kısmi etkisinin olduğu tespit edilmiştir.
Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının Angola ekonomisi üzerindeki etkisi
Angola'daki gerçekleştirilen doğrudan yabancı sermaye yatırımının Angola ekonomisi üzerindeki etkisini, etkinin türünü ve bu etkinin anlamlılığını incelemek, Angola ekonomisi ile Angola'daki gerçekleştirilen doğrudan yabancı sermaye yatırımı arasındaki uzun dönem bir ilişkisinin olup olmadığını belirlemek, Angola ekonomik büyümesi ile Angola'daki gerçekleştirilen doğrudan yabancı sermaye yatırımı arasındaki nedenselliğin bir ilişkisinin olup olmadığını ve bu ilişkinin yönünü belirlemek ve Angola'daki gerçekleştirilen doğrudan yabancı sermaye yatırımının ulaştığı durumu, boyutu ve kapsamı geçmişten günümüze meydana çıkarmak bu çalışmada temel olarak amaçlanmaktadır. Belirlenen amaçlara ulaşmak için nicel yaklaşıma ilişkin istatistiksel yöntemler verileri toplamak ve analiz etmek amacıyla kullanılmaktadır. İktisadi zaman serilerine dayalı ekonometrik modellerin istatistiksel yöntemleri verilerin analizinde kullanılmaktadır. Analizin ilk aşamasında, kullanılan veriler zaman serisinin verileri oldukları için değişkenlerin durağanlık özellikleri araştırılmak amacıyla Dickey-Fuller Birim Kök Testi ile durağanlığın analizi yürütülmektedir. Bunun sonrası, belirlenen ekonometrik regresyon modelini tahmin etmek için En Küçük Kareler Yöntemi kullanılmaktadır. Zaman serilerine dayalı değişkenler arasındaki uzun dönem ilişkisini incelemek için ARDL Sınır Testi ve değişkenlerin nedenselliğinin durumunu belirlemek için Granger Nedensellik Testi de yürütülmektedir. Veri toplama sürecinde, kamusal ve özel kurumların yayınlarından oluşan ikincil veri elde etme tekniğine dayalı veri elde etme yöntemi kullanılmaktadır. Dolayısıyla, incelenen veriler Angola Cumhuriyeti Merkez Bankası, Dünya Bankası Grubu ve diğer özel kurumlar elektronik veri tabanlarından elde edilmiştir. Verilerin incelenmesi süreci sonrası, Angola'daki gerçekleştirilen doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının Angola ekonomisi üzerindeki pozitif etkisine sahip olduğu, Angola ekonomisi ile Angola'daki gerçekleştirilen doğrudan yabancı sermaye yatırımları arasındaki uzun dönem bir ilişkisi bulunduğu, Angola ekonomik büyümesinin Angola'daki gerçekleştirilen doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının nedeni olduğu ve Angola'daki gerçekleştirilen doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının Angola ekonomik büyümesinin nedeni olmadığı sonuçlara varılmıştır.
Kadın girişimcilerin karşılaştıkları sorunlar ve çözüm önerileri: Amasya ili örneği
Küreselleşme ile artan rekabet ortamında varlığı sürdürebilmenin, ekonomide sürdürülebilir büyüme ve toplumsal gelişme sağlamanın, her geçen gün artış gösteren işsizlik sorunu için çözüm bulmanın en önemli araçlarından birisi "girişimcilik" olarak görülmektedir. Girişimciliğin çok yönlü olarak geliştirilmesi tüm ülkelerin öncelik verdikleri konular arasında bulunmaktadır. Yıllar içerisinde hem ekonomik hem de toplumsal açıdan önem kazanan bir diğer önemli konu da "kadın girişimciliği" alanında yaşanan gelişmelerdir. Meydana gelen siyasi ve ekonomik gerçekler sadece erkek nüfusunun çalışmasının yetersizliğini ortaya çıkarmış böylece kadınların da mevcut işgücüne katılmasını zorunlu kılmıştır. Kadın girişimciliğinin önünün açılması sayesinde sadece toplumsal ve ekonomik sorunlara çözüm bulunması sağlanmamış, aynı zamanda kendilerine ait özel işletmelere sahip olmaları nedeniyle ekonomik bağımsızlıklarını ve özgüvenlerini elde ederek toplumsal statülerinin daha da yükselmelerine imkân sağlanmıştır. Bu olumlu imkânların elde edilmesinde girişimcilik çok ciddi bir araç olarak kabul görmektedir. Tez çalışmasında Amasya il merkezi ve ilçelerinde resmi kayıtlı kadın girişimcilerin profilleri belirlenerek mevcut çalışma koşullarının incelenmesine gayret gösterilmiş; kadınları girişimciliğe iten nedenler ve özelliklerinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Çalışmada tüm veri anket aracılığıyla elde edilmiş ve istatistiki bulgulara yer verilmiştir. Kadın girişimcilerin gerek kendi işletmelerini kurmada gerekse de faaliyetlerini sürdürme aşamasında karşılaştıkları sorunlar arasında en üst sıralarda "sermaye temini" ve "vergi yükü "nün geldiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Girişimcilik, Kadın Girişimciliği, Profil, Amasya.
Hizmet süreçlerinde yalın operasyonel dönüşüm süreci: fabrika restoranlarına ilişkin bir vaka çalışması
Keşfedici araştırma modelinin benimsendiği bu araştırma, yalın yönetim yaklaşımlarının Türkiye'de fabrika restoranlarında uygulanabilirliğine ilişkin vaka analizlerine dayanmaktadır. Yalın dönüşüm, yalnızca izole iyileştirmeler değil, bütüncül bir süreç sadeleştirmesi ve sürekli gelişim anlayışını esas alan stratejik bir yaklaşımdır. Vaka analizlerinin yürütüldüğü restoranda yalın üretim prensiplerinden esinlenerek operasyonel israf unsurların azaltılması, süreç verimliliğinin artırılması ve müşteri memnuniyetinin geliştirilmesi hedeflenmiştir. Araştırma, nitel yöntemle yapılandırılmıştır ve vaka analizi tekniği kullanılmıştır. Veriler, müşteri anket verileri, saha gözlemleri ve yarı yapılandırılmış görüşmeler yoluyla toplanmış; süreçler Glenday Süzgeci, spagetti diyagramı ve VSM (Değer Akış Haritalama) yöntemleri ile analiz edilmiştir. İsraf türlerinin belirlenmesinin ardından 5S, Standart İş, Kaizen, Görsel Yönetim, Kanban, Poka-Yoke gibi yalın araçlarla iyileştirme adımları uygulanmıştır. Uygulama sonucunda, süreçlerdeki israfların azaltıldığı, sipariş-hazırlama-servis sürelerinde kayda değer kısalma sağlandığı ve işletme maliyetlerinde düşüş yaşandığı gözlenmiştir. Ayrıca müşteri memnuniyetinde ve çalışan motivasyonunda gözle görülür artışlar elde edilmiştir. Çalışma ile elde edilen bulgular, benzer hizmet sunum biçimlerine sahip büyük ölçekli işletmelere genellenebilir nitelikte öneriler sunmaktadır.
Örgütsel kültürün örgütsel vatandaşlık davranışı üzerindeki etkisi
Örgütsel yapıların birbirinden farklı olması altında yatan birçok faktör bulunmaktadır. Bu faktörlerden biri de örgütsel yapıların belli bir kültüre sahip olmalarıdır. Bu kültür örgütün tüm yapısının şekillenmesini sağlamakta ve çalışan bireylerin davranışlarını etkilemektedir. Örgütsel vatandaşlık davranışı ile örgüt kültürü, verimliliği ve performansı gibi örgütsel faktörler, çalışanların duygusal bağlılığı, işe katılımı gibi kişisel faktörler arasında ilişkiler görülmektedir. Şöyle ki çalışan bireylerin bağlı oldukları örgüt tarafından anlaşılması, benimsenmesi ve işine saygı duyulması kişinin ruhsal refah düzeyini yükseltmektedir. Ayrıca örgütte çalışan bireyler tarafından algılanan kültür onların davranış ve tutumlarını etkilemekte ve bağlı oldukları örgütsel yapılara aidiyetle birlikte örgütsel vatandaşlık davranışını ortaya çıkarmaktadır. Bu çalışmanın amacı örgütsel kültürün örgütsel vatandaşlık davranışı üzerinde etkisini belirlemektir. Çalışma, F.Ü 300 akademisyen üzerinde yapılan kesitsel alan tarama yöntemiyle yapılmıştır. Veri seti normal dağılım göstermiş ve varyans analizi ve t testi uygulanmış, ilişkisel (korelasyon) ve etki (regrasyon) analizi ile sonuçlara ulaşılmıştır. Örgütsel kültürün örgütsel vatandaşlık davranışı üzerinde etkisi vardır. Buna göre akademisyenlerin örgütsel kültür algıları (bağımsız değişken) örgütsel vatandaşlık davranışlarını(bağımlı değişkeni) %35 oranında etkilemektedir. Diğer bir ifade ile bağımsız değişken bağımlı değişkendeki değişimlerin %35'inin kaynağıdır. Örgütsel kültür ile Örgütsel vatandaşlık, arasında yüksek düzeyde bir ilişki mevcuttur. Dr. Öğr.Üyesi ve Öğr. Gör. Ünvanına sahip katılımcıların Örgütsel kültür algılarının daha yüksek olduğu bulunmuştur. Dr. Öğr. Üyesi, Öğr. Gör. ve Arş. Gör. Örgütsel vatandaşlık düzeylerinin daha yüksek olduğu bulunmuştur. Yardımseverlik ve vicdan ve Centilmenlik boyutunda genç akademisyenlerin Örgütsel vatandaşlık düzeylerinin daha yüksek olduğu bulunmuştur.
Dâhilde işleme rejiminin Türkiye ekonomisine olan etkileri ve demir-çelik sektörü'nde bir araştırma
Ülke ekonomilerinin gelişmesinde büyük öneme sahip olan uluslararası ticaret, hızlı küreselleşmenin etkisiyle rekabet ortamının yoğun olarak yaşandığı bir ortam haline gelmiştir. Devletler bu rekabet içinde firmalarının uluslararası piyasalarda rekabet edebilme gücünü arttırabilmek adına nakdi veya faaliyete dayalı çeşitli teşvikler sağlamaktadırlar. Ülkemizde 1980 öncesinde ithal ikamesine dayalı dış ticaret politikaları uygulanmaktayken, 1980 sonrasında ihracata dayalı dış ticaret politikaları benimsenmiştir. Tezde, dış ticaret politikaları içinde uygulanan en önemli teşvik yöntemlerinden biri olan Dâhilde işleme rejimi (DİR) sistem ve uygulamalarının, ülke ekonomileri ile doğrudan ilişkisi olan ve dünyadaki gelişmelerden en fazla etkilenen sektörlerden biri olan demir-çelik sektöründe faaliyet gösteren işletmelere olan etkileri incelenecektir. Bu tez çalışmasının amacı, DİR sistem ve uygulamalarının Türk demir çelik sektöründe ihracatın ve ürün çeşitliliğinin arttırılması, DİR kapsamında verilen teşviklerin amacına uygun kullanılıp kullanılmadığı, küresel pazarlarda Türk firmalarının rekabet edebilmesinde DİR'in daha etkili kullanılması için yapılması gerekenlerin ortaya çıkarılmasıdır. Bu tez çalışmasının önemi ise, DİR sistem ve uygulamalarının demir-çelik sektöründe faaliyet gösteren işletmelerle ilgili araştırma yapanlara ve Türk demir çelik sektöründe dış ticaretle uğraşan firmalara DİR kapsamında ihracatın arttırılması, geliştirilmesi ve rekabet edebilmesi için yapılması gerekenler ve DİR kapsamında Türk demir çelik sektörünün hangi ülkelerle anlamlı sonuçlar verdiğine dair bulguları ortaya koymasıdır. Bu tez çalışmasında öncelikle literatür incelemesi yapılarak, DİR sistem ve uygulamalarından faydalanan demir çelik sektöründe faaliyet gösteren İstanbul, İskenderun, İzmir, Tekirdağ ve Zonguldak bulunan 31 demir çelik firmasının ihracat işlemleri ile ilgilenen firma çalışanları üzerinde anket uygulaması yapılmıştır. Çalışmadaki anket soruları hazırlanırken gümrük mevzuatı referans alınmak üzere, 2006/12 Sayılı DİR Tebliğinden ve Coşkun Şenol (2007)'un "Dâhilde İşleme Rejiminin İhracat Üzerine Etkileri ile Tekstil ve Hazır Giyim Sektörü Üzerine Bir Değerlendirme" adlı doktora tezinde kullandığı anket çalışmasından yararlanılmıştır. Ayrıca anket soruları hazırlanırken, Ticaret Bakanlığı denetçilerinden, gümrük muayene memurlarından ve Uluslararası Ticaret ve Lojistik bölümündeki akademisyenlerden görüş alınmıştır. Araştırmacı tarafından hazırlanmış olan anket sorularının katılımcılardan cevaplamaları istenmiştir. Maddelerin ölçeklendirilmesinde beşli Likert ölçeğinden faydalanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde SPSS 22.0 (Statistical Program for Social Scientists) paket programı kullanılmıştır. Anketin uygulanmasıyla elde edilen veriler üzerinde Ki-kare, Mann-Whitney U Testi, Kruskall Wallis Testi yapılmıştır. Sonuç olarak; DİR sistem ve uygulamalarının demir çelik işletmeleri üzerinde ithalatta gümrük vergisi ve KDV muafiyetinin olması, yurt içi alımlarda KDV tecil-terkin uygulamasına olanak verilmesi, ihracat finansmanında Türk Eximbank programlarının kullanılması, ucuz hammadde ve yarı mamul tedariki gibi ihracatın artması ve gelişmesine yönelik önemli katkılarının olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca DİR sayesinde Türk firmalarının uluslararası piyasalardaki rekabet gücünün arttığı, DİR sistem ve uygulamalarının iç piyasadaki üretim dengelerini ve rekabeti bozmadığı, DİR uygulamalarının daha etkin olarak işleyebilmesi için yeni düzenlemelere ihtiyacı olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır.
Liderin kullandığı güç kaynakları ve otantik liderlik tarzının liderden duyulan tatmine etkisi
İnsanların doğal ya da doğal olmayan uğraşlarının tümünde bir organizasyon olayı söz konusu olduğundan, insanlar gruplar halinde yaşamak durumundadırlar. Ancak grup üyelerini belirli hedeflere yöneltecek liderlere gereksinim duyulmaktadır. Çünkü liderler grupların yönlendirilmesi ve amaçlarına etkin olarak ulaşabilmeleri için belirli bir süreç oluşturabilecek niteliklere sahip olmaları gereken kişilerdir. Her alanda olduğu gibi sporda da takımları, sporcuları ortak bir amaç çerçevesinde toplayacak, performanslarını arttıracak liderlere, yeni antrenörlere gereksinim duyulmaktadır. Antrenörler takımı oluşturan sporcuların, yöneticilerin ve çevrenin özelliklerine göre otantik liderlik tarzını ve algıladığı güç kaynaklarını belirleyerek sporcuların iş tatmini üzerindeki etkisini artırmak zorundadır. Çalışmada liderin (antrenör) kendini takip edenlere (sporcular) yönelik kullandığı güç kaynakları ve takip edenlerin (sporcular) liderlerin (antrenör) sergilediği otantik liderliğe yönelik algılarılarının, takip edenlerin (sporcular) iş (sportif) tatminlerine olan etkilerini belirlemek amaçlanmıştır. Bu amaçla Elazığ ilindeki 1. Amatör takımlarında oynayan 201 futbolcu ile bir anket yapılmıştır. Anketten elde edilen verilerle liderin kullandığı güç kaynakları ve otantik liderlik algısının, iş tatmini arasında bir ilişki kurulmaya çalışılmıştır. Bu çalışmanın amacı, Elazığ 1. Amatör futbol takımlarındaki antrenörlerin güç kaynakları ve sergiledikleri otantik liderliğin sporcuların tatmini üzerine olan etkilerini araştırmaktır. Anahtar Kelimeler: Otantik Liderlik, Güç Kaynakları, İş Tatmini, Futbolcu, Antrenör
Özel okullarda eğitim veren öğretmenlerin duygusal emek gösterimlerinin tükenmişlik düzeyleri üzerine etkisi
Tükenmişlik duygusu kısa süreli, gelip geçici bir durum olmayıp bireyin işine karşı isteksizleşmesidir. işte yaşanan kaygılar sonucu meydana gelmekle beraber tam manasıyla iş ortamındaki kaygılanım sonucu ortaya çıkmamakta; işte yaşanan ve baş edilemeyen stres neticesinde ortaya çıkmakta ve mesleki bir tehdit olarak görülmektedir. Çalışma koşulları, yapılan işi sevmeme ya da iş yerlerinde karşılaşılan birçok olumsuz nedenden dolayı kişiler mesleklerinde tükenmişlik hissine kapılabilmektedir. Dolayısıyla bireylerin tükenmişlik duygusu yaşamaları iş doyumlarını azaltmakta ve yaşam doyumları üzerinde olumsuz etkiler meydana getirmektedir. Bu alanda yapılan araştırmaların gösterdiği üzere, sergilenen duygularla, gerçekte hissedilen duyguların birbirinden farklı olması yani duygusal uyumsuzluk bulunması durumu çalışanların işlerinden sağladıkları doyum düzeylerinin azalmasına ve buna bağlı olarak stres ve tükenmişlik düzeylerinin artmasına sebep olmaktadır. Bu çalışma ile öğretmenlerin duygusal emek gösterimlerinin tükenmişlik düzeyleri üzerindeki etkisinin ortaya konulması amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda Elazığ ilinde bulunan özel okullarda görev yapmakta olan 211 öğretmenin katıldığı bir anket uygulanmıştır. Araştırmada veri aracı olarak ''Kişisel Bilgi Formu'', ''Maslach Tükenmişlik Envanteri'' ve ''Duygusal Emek Ölçeği'' kullanılmıştır. Duygusal emek ile ilgili veriler Diefendorff ve arkadaşları (2005) tarafından, Tükenmişlik ölçeği verileri Maslach ve Jackson (1982) tarafından geliştirilmiştir. Elde edilen veriler SPSS 22 programında çözümlenmiştir. Katılımcı öğretmenlerden; 25-30 ve 41 yaş üstü grubu, 1-5 hizmet yılı olan öğretmenlerin duygusal emek gösterimlerinin daha yüksek olduğu görülürken, Eğitim düzeyi, Cinsiyet, Medeni durum değişkenine açısından anlamlı farklılık görülmemiştir. Sonuçlara göre anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Öğretmenlerin iş yükü, duygusal tükenmenin en önemli nedeni olarak görülmüştür. Yaş Değişkenine göre; 41 ve üstü, 16 yıl ve üstü hizmet yılı olan, önlisans mezunu olan öğretmen tükenmişlik düzeylerin daha yüksek olduğu görülürken; Cinsiyet, Medeni durum değişkenine göre anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Öğretmenlerin duygusal emek gösterimlerinin tükenmişlikleri üzerinde etkisi vardır. Buna göre çalışanların duygusal emek gösterimleri (bağımsız değişken), tükenmişlik düzeylerini (bağımlı değişken) % 10.9 oranında etkilemektedir. Diğer bir ifade ile bağımsız değişken bağımlı değişkendeki değişimlerin % 10.9' unun kaynağıdır.
Çalışanların yeni teknolojileri benimseme düzeyinin teknoloji kabul modeli çerçevesinde incelenmesi Zonguldak dDfterdarlığı örneği
Günümüzde teknolojik gelişmeler, kurumların iş süreçlerini ve çalışanların performanslarını doğrudan etkilemektedir. Hemen her alanda teknolojik gelişmelerle birlikte rekabet süreci hızlanmış, örgütler değişmekte ve gelişmekte olan bu teknolojiler karşısında tepkisiz kalmayarak kendi kullanım düzeylerine göre kurumlarını şekillendirmeye başlamışlardır. Savunma, Ekonomi, Ticaret vb. birçok alanda yeni teknolojiler farklı şekillerde de olsa benimsenmeye çalışılmış, etkin olarak kullanılmaya başlanmıştır. Kamu kurumlarında teknolojik dönüşüm süreçlerinin başarıyla uygulanabilmesi çalışanlarının yeni teknolojilere adaptasyonu ve bu teknolojileri benimsemesiyle yakından ilişkilidir. Bu gerekçeyle Davis (1989) tarafından geliştirilen Teknoloji Kabul Modelinin temel varsayımlarının Türkiye'de kamu sektöründe görev yapan beyaz yakalı çalışanlar bağlamında test edilmesi amacıyla yürütülen bu araştırmanın temel amacı beyaz yakalı çalışanlarda yeni teknolojilere ilişkin algılanan fayda düzeyi, kullanım niyeti ve yeni teknolojilerine ilişkin tutum değişkenlerinin yeni teknolojileri kullanım düzeyi üzerindeki etkilerine ilişkin görgül bulgulara ulaşmaktır. Araştırma kapsamında Zonguldak Defterdarlığına bağlı olarak görev yapan 121 beyaz yakalı çalışandan anket yöntemiyle veri toplanmıştır. Ankette Teknoloji Kabul Modeli ölçeğine ilişkin 33 soruya yer verilmiş ancak araştırmanın güvenilirlik ve geçerlilik sınamaları sırasında "Algılanan Kullanım Kolaylığı" örtük değişkeni ve "Tutum" değişkenine ilişkin "1" soru ölçüm modelinden çıkarılmış; böylece araştırmanın gizil değişkenlerini ölçen toplam 21 soru ile analiz sürecine devam edilmiştir. Araştırma kapsamında elde edilen temel bulgular "Algılanan Fayda" ve "Tutum" değişkenlerinin yeni teknolojileri kullanım niyeti üzerinde güçlü etkilere sahip olduğunu ortaya koyarken; niyet değişkeni gerçekleşen kullanım değişkenini oldukça güçlü ve pozitif yönlü olarak etkilemektedir.
Dijital okuryazarlık ve dijitalleşmenin çalışanların iş tatmini ve verimliliği üzerine etkisi
Günümüzde hızla gelişen teknolojik dönüşüm, örgütlerin iş süreçlerini yeniden yapılandırmasını zorunlu kılmakta ve çalışanların dijital yeterliliklerinin önemini giderek artırmaktadır. Dijital teknolojilerin iş süreçlerine entegrasyonu, çalışanların iş yapma biçimlerini ve iş deneyimlerini köklü şekilde dönüştürmektedir. Dijital okuryazarlık düzeyi yüksek olan bireylerin teknolojik değişimlere daha kolay uyum sağladıkları, bu durumun iş tatminini ve bireysel verimliliği artırdığı görülmektedir. Ayrıca dijitalleşme, çalışanların görevlerini yerine getirirken karşılaştıkları güçlükleri azaltarak daha esnek ve etkili bir çalışma ortamı sunmaktadır. Bu araştırmada dijital okuryazarlık düzeyinin ve dijitalleşme olgusunun çalışanların iş tatmini ve verimliliği üzerindeki etkileri incelenmiştir. Dijital teknolojilerin iş süreçleriyle bütünleşmesi, çalışanların bilgiye erişim biçimlerini, iletişim yöntemlerini ve çalışma pratiklerini dönüştürerek iş ortamlarında köklü değişiklikler yaratmaktadır. Bu bağlamda dijital okuryazarlık, çalışanların yeni teknolojilere uyum sağlamaları, verimli çalışmaları ve mesleki tatmin düzeylerinin yükselmesi açısından kritik bir yeterlilik olarak değerlendirilmektedir. Araştırma nicel yöntemle yürütülmüş olup, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi idari personeline uygulanan anket yoluyla veriler elde edilmiştir. Anket formu dört bölümden oluşmaktadır: Sosyodemografik bilgiler, Dijital Okuryazarlık Düzeyi, Dijitalleşmeye Yönelik Algılar ve İş Tatmini ile Verimliliği ölçen ölçek maddeleri. Google Forms aracılığıyla ulaştırılan ankete 190 katılımcı cevap vermiş, veriler SPSS programında analiz edilmiştir. Bulgular, dijital okuryazarlık düzeyi yüksek çalışanların dijitalleşmiş iş ortamlarında daha yüksek iş tatmini ve verimlilik sergilediklerini göstermiştir.
Tüketicilerin online yeniden satın alma niyetini etkileyen faktörlerin analizi: Z kuşağı üzerinde uyaran- organizma-tepki modeline dayalı bir araştırma
Tüketicilerin tekrar satın alma niyeti, e-ticaretin karlılığı ve sürdürülebilir büyümesi için temel oluşturmaktadır. Alıcı ve satıcı arasında karşılıklı güvenin tesis edilmesi, e-ticarette başarının ön şartlarından birini oluşturmaktadır. Bu doğrultuda, güvenin öncüllerinin incelenmesi e-ticaret işletmeleri için önem taşımaktadır. İşlem güvenirliliği ve gizliliği, online promosyon ve teşvik programları gibi unsurlar tüketicilerin e-ticaret işletmesine olan güveninde etkili olmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Z kuşağı tüketicilerinin online yeniden satın alma niyetlerini etkileyen faktörleri belirlemektir. Bu amaçla, Uyaran-Organizma-Tepki modeline dayalı olarak web sitesi/mobil uygulama görünümü, güvenlik ve online satış promosyonunun online güven ve yeniden satın alama niyeti üzerindeki etkileri araştırılmaktadır. Çalışma e-ticaret işetmelerinden alışveriş yapan ve 18 yaşın üzerinde bulunan Z kuşağı tüketicilerini kapsamaktadır. Katılımcıların en sık tercih ettikleri e-ticaret işletmesinin web sitesini veya mobil uygulamasını düşünerek anket sorularını cevaplamaları istenmiştir. Araştırma verisi sosyal medya platformları ve elektronik posta aracılığıyla çevrim içi anket yöntemi ile toplanmıştır. Anket uygulanan katılımcılar tesadüfi olmayan örnekleme yöntemlerinden kolayda örnekleme yöntemi ile seçilmiştir. Bu doğrultuda, 357 katılımcıya ait veri analizi dahil edilmiştir. Araştırma modelinin geçerliliğinin test edilmesinde doğrulayıcı faktör analizi ve hipotezlerin test edilmesinde yol analizi kullanılmıştır. Çalışma sonucunda, web sitesi/mobil uygulama görünümü, güvenlik ve online satış promosyonu değişkenlerinin online güven üzerinde pozitif etkili olduğu belirlenmiştir. Bu değişkenler arasında online güven üzerinde en fazla etkili olan güvenliktir. Online güvenin ise online yeniden satın alma niyeti üzerinde pozitif etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Bu bulgular e-ticarette güvenlik ve güvenin önemini doğrulmaktadır.
Sağlık hizmetlerinde kalite algısı: "Nitel bir araştırma"
Araştırmanın amacı, hizmet alanlar ile yapılan görüşmeler doğrultusunda sağlık işletmelerinde hizmet kalitesini oluşturan unsurların belirlenmesidir. Yaygın bir görüşle kalite "müşteri istek ve ihtiyaçlarına uygunluk" olarak tanımlanmakta olup, bu tanım doğrultusunda kaliteyi oluşturan unsurların ancak müşteriler tarafından tam olarak belirlenebileceği açıktır. Bu doğrultuda çalışmada doğrudan hizmeti değerlendiren kişilerden elde edilen verilerle sağlık hizmet kalitesinde nelere dikkat edildiği belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışmada, sağlık hizmet kalitesini oluşturan unsurların doğrudan sağlık hizmeti alan kişilerin kendi söylemlerinden hareketle belirlenmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamda nitel analiz tekniği olan derinlemesine mülakat yöntemi kullanılmış ve yarı yapılandırılmış mülakat sorularından faydalanılmıştır. Mülakat verileri literatürde var olan hizmet kalitesi boyutları dikkate alınarak sınıflandırılmıştır. Yapılan sınıflandırmada hizmet kalitesinin değerlendirilmesinde yaygın olarak kullanılan ServQual ölçeğinin beş boyutuna ek olarak "bilgilendirme" boyutu ve "teknik hizmet kalitesi" değerlendirmeye alınmıştır. Görüşmeler Samsun ve Sinop ilinde 93 kişi ile yapılmış olup, görüşme yapılan katılımcılar bu ilde yaşayan kişiler arasından rassal olarak seçilmiştir. Mülakatlarda dile getirilen ifadeler en uygun kalite boyutu altında sınıflandırılmaya çalışılmıştır. Tüm ifadeler teknik hizmet kalitesi, somut unsurlar, güvenilirlik, duyarlılık, güvence, empati ve bilgilendirme boyutları altında sınıflandırılabilmiştir. Tüm ifadelerin var olan boyutlar altında sınıflandırılabilmesi yönüyle mevcut kalite boyutlarının hizmet kalitesinin belirlenmesinde önemli bir açıklayıcılığa sahip olduğu görülmektedir. Bununla birlikte ServQual ölçeğinin ifadeleri, katılımcı ifadeleri ile karşılaştırıldığında sağlık hizmetlerinin kalitesini değerlendirme açısında yetersiz olduğu görülmektedir. Hizmet kalitesinin değerlendirilmesinde en önemli zorluklardan birisi katılımcıların sürece ve dolayısı ile kalite üzerine olan etkisidir. Hizmet sürecindeki diğer katılımcıların sayısı ve davranışları tüm kalite boyutları üzerinde etkiye sahiptir. Kalite boyutlarının birbirleri ile olan ilişkileri değerlendirme yapmayı daha da zorlaştırmaktadır. Ayrıca katılımcı ifadelerin farklı boyutları aynı anda kapsaması yapılan sınıflandırma işlemlerini güçleştirmektedir. Hijyen, zamanlama, personel ve araçların sayısal ve çeşit açısından yeterliliği katılımcıların çoğu tarafından dile getirilen ve diğer tüm kalite boyutlarını etkileyen unsurlar olarak dikkat çekmektedir. Araştırma sonunda hizmet kalitesi algısının, hizmetin etkinliğini arttıran kalite boyutları aracılığıyla ölçülebildiği, müşterilerin kalite boyutlarına önem verdiği, beklentilerini etkileyen en önemli kalite boyutunun güvenilirlik, en az etkileyen boyutun bilgilendirme olduğu belirlenmiştir. Hastaların hizmet kalitesi algıları, aynı hastaneyi tekrar tercih etmesini ve çevresine tavsiye etmesini doğrudan etkilediği görülmüştür.
Çalışanların esnek ve hibrit çalışma modellerine yönelik tercihlerini etkileyen faktörler
Bu araştırmanın amacı, çalışanların esnek ve hibrit çalışma modellerine yönelik tercihlerini incelemek ve bu çalışma biçimlerine ilişkin algıları ortaya koymaktır. Araştırma, Ankara ilinde kamu ve özel sektörde çalışan 209 katılımcıdan anket yöntemiyle elde edilen veriler doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Veri toplama sürecinde demografik bilgi formu, çalışma türleri tercih formu ve esnek çalışmaya yönelik tutumları ölçen ölçek kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22 paket programı aracılığıyla analiz edilmiş; verilerin dağılım özellikleri dikkate alınarak uygun istatistiksel yöntemlerden yararlanılmıştır. Araştırma bulguları, çalışanların genel olarak esnek ve hibrit çalışma modellerine olumlu yaklaştıklarını göstermektedir. Çalışma türü tercihleri incelendiğinde, katılımcıların büyük çoğunluğunun hibrit çalışma modelini en çok tercih edilen çalışma biçimi olarak değerlendirdiği tespit edilmiştir. Hibrit çalışma modelinin, hem yüz yüze çalışma ortamının sunduğu örgütsel etkileşimi koruması hem de uzaktan çalışmanın sağladığı esneklikten yararlanma imkânı sunması nedeniyle ön plana çıktığı görülmektedir. Esnek ve hibrit çalışma düzenlemeleri; zaman yönetimi, iş–yaşam dengesi ve işe odaklanma düzeyi açısından çalışanlar tarafından avantajlı bulunmuştur. Bununla birlikte, esnek çalışma uygulamalarının kariyer ilerlemesi, örgütsel bağlılık ve işyeri içi iletişim üzerinde olası olumsuz etkiler yaratabileceğine yönelik sınırlı düzeyde görüşlerin de bulunduğu tespit edilmiştir. Ayrıca bazı değişkenlere göre esnek çalışma tutumlarında sınırlı farklılıklar gözlemlenmiş olsa da, genel eğilimin esnek ve hibrit çalışma modellerine yönelik olumlu bir yaklaşım yönünde olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, bu araştırma esnek ve hibrit çalışma modellerinin çalışan memnuniyetini, algılanan performansı ve iş–yaşam dengesi algısını olumlu yönde etkilediğini ortaya koymaktadır. Elde edilen bulgular doğrultusunda, örgütlerin çalışan beklentilerini dikkate alarak esnek ve hibrit çalışma modellerini stratejik bir insan kaynakları uygulaması olarak ele almalarının önem taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.
İş adamlarının kişilik özelliklerinin girişimcilik potansiyeli üzerindeki etkisi: Elazığ ilinde bir uygulama
Günümüzde ekonominin gelişiminde girişimcilik anahtar rol olarak görülmekte ve ekonominin gelişebilmesi için girişimcilere duyulan ihtiyaç artmaktadır. Ekonomik olarak gereksinimleri ve eksiklikleri görüp, bunları fırsata çevirip, kar elde edebilen, yeni istihdam alanları oluşturabilen bireyler girişimci bireylerdir. Özellikle gelişmekte olan ülkeler için ekonomik olarak gelişmenin hızlandırılması, çalışma hayatında inovasyonun sağlanabilmesi ve günümüz koşullarında gelişmekte olan ülkelerin en büyük sorunu olan işsizlik gibi sorunların çözülmesi için girişimcilere ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak girişimci kişilerin de ortaya çıkması ya da bireylerin girişimcilik potansiyelinin artması için bazı destekler gerekmektedir. Bireylerin girişimcilik potansiyelinde girişimci kişilik özelliklerinin etkisi bulunmaktadır. Kişilik özelliklerini ise aile yaşamı ve sosyal ilişkileri etkilemektedir. Bu durumda kişilik özelliklerinin, girişimcilik potansiyeline etki ettiği söylenebilir. Tez çalışmasının amacı, girişimci kişilik özelliklerinin girişimcilik potansiyeline etkilerini incelemektir. Konunun seçilme amacı girişimciliğin ülke ekonomisine sağladığı ya da sağlayabileceği katkının önemidir. Çalışmanın amacına ulaşabilmek için Elazığ ilinde Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası ile görüşülmüş ve yüksek ciroya sahip işletmelerle ilgili bilgi alınmıştır. Bilgi alınan işletmelerin yöneticilerine kişilik özelliklerinin girişimcilik potansiyeline etkisini ölçebilmek amacıyla anket uygulanmıştır. Uygulanan anket ile kişilik özelliklerinin kişinin girişimcilik potansiyeli üzerindeki etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Girişim, Girişimci, Girişimcilik, Kişilik, Kişilik Özellikleri, Girişimci Kişilik, Girişimci Kişilik Özellikleri
Siyasal pazarlamada sosyal medyanın rolü: 31 mart 2019 Ankara yerel seçimleri üzerine bir araştırma
Gelinen zaman diliminde iletişim araçları ve işlevlerinin gelişmesi ile farklı toplumsal kesitleri bir araya getiren yeni bilgi iletişim teknolojilerine yönelimler artmış olup, bu gelişmeler sosyalleşmede boyut ve kapsam değişikliğine yol açmıştır. Bu kapsam değişikliğinin getirdiği bir aygıt olarak sosyal medya, iletişim dünyasında toplum-devlet-birey-sivil toplum–doğa vd. ekseninde sosyal ilişkilere yön veren ya da etki eden bir olgu olarak karşımızdadır. Bu yönüyle, sosyal medya araçları da günlük yaşamın tüm gerçekliklerine yönelik belirleyici ve yönlendirici bir unsur olarak geniş çapta bir etki alanına sahiptir ve tüm sosyal yaşamı çepeçevre kuşatmıştır. Bu araştırmada, sosyal medya kavramı ile siyasal pazarlama alanında ilişki incelenmiş olup, tezin konusu Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinde Mansur Yavaş ve Mehmet Özhaseki'nin sosyal medya kullanımının adayların siyasal pazarlama faaliyetlerine etkisi üzerine içerik analizidir. Araştırmada siyasal pazarlama ve sosyal medyaya ilişkin kavramsal çerçeve çizildikten sonra 2019 Ankara Belediye Başkanlığı seçim sürecinde Millet İttifakı adayı Mansur Yavaş ve Cumhur İttifakı adayı Mehmet Özhaseki'nin olan 3-30 Mart 2019 tarihleri arasında resmi Twitter hesapları üzerinden yürüttükleri söylemlerinin içerik analizi yürütülmüştür. Bu yönüyle, tez, ana problem olarak, Türkiye'nin başkenti ve bir metropol kent olan Ankara ilindeki Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinin yarattığı sosyal ve siyasal etkiler çerçevesinde, adayların sosyal medya (Twitter) kullanımının, siyasal pazarlama faaliyetlerine etkisi oldu mu?" sorusuna cevap aramaktadır. Yakın dünya tarihi göz önüne alındığında kitle hareketine yol açma kabiliyeti ve siyasal pazarlamada etkin şekilde kullanılan sosyal medya araçlarından biri olması dolayısıyla adayların sadece Twitter söylemleri dikkate alınmıştır, tekrara düşüldüğü için adayların Facebook, Instagram, Youtube … gibi sosyal medya hesapları araştırmaya dahil edilmemiştir. Bulgular üzerinde nitel bir analiz türü olan içerik analizi yapılmıştır. Adayların bu tarihler arasındaki tweetleri (metin ve görsel öğeler dahil) Maxqda 2020 programı üzerinden incelenmiş, 20 ketagoride kodlama yapılmıştır. Sonuç olarak her iki adayın da sosyal medyanın imkanlarını kısıtlı olarak değerlendirdiği tek yönlü iletişim imkanlarını (içerik üretme) iyi değerlendirmekle beraber karşılıklı etkileşim bazlı mention, reply, alıntılama … gibi seçeneklere çok az başvurdukları tespit edilmiştir. Bununla beraber seçim başarısı elde eden adayın seçimde başarısız olan adaya göre sosyal medyayı daha az aktif kullandığı tespit edilmiş ve çalışma sonucunda sosyal medyanın seçim seyrine etkilerinin olduğu ancak tek başına sosyal medya kullanımının seçim başarısını elde etmede yetersiz olduğu ortaya konmuştur.
Nöropazarlamada marka maskotları : Eye-Trackıng çalışması
Rekabetin her geçen gün arttığı ticaret alanında çeşitli sektörlerden birçok firma marka yaratarak satışlarını artırmayı hedeflemektedir. Ancak marka yaratmak için özellikle akılda kalıcı olmak ve tüketiciyi duygusal boyutta etkileyebilmek gerekmektedir. Tüketici ile markalar arasındaki iletişimi kalıcı ve hızlı bir biçimde kurabilecek reklam öğelerinden biri de maskotlardır. Markayı tanıtan, hedef kitleyle doğrudan ilişki kurabilen, doğru konumlandırılmış bir marka maskotu markaya değer katacaktır. Marka maskotları, markanın tüketici ile sıkı bir iletişim kurarak dost olmasını sağlayan bir unsur olarak görevlendirilmektedir. Pazarlama araştırmacıları geleneksel pazarlama yöntemlerinden yola çıkıp farklı yöntemlere yönelerek tüketicilerin tercihlerinin altında yatan nedenleri daha doğru bir şekilde anlamak ve etkili pazarlama stratejilerini oluşturmak için nöropazarlama araştırma yöntemini kullanmaktadırlar. Bu doğrultuda markalar, pazarlama faaliyetlerinde olduğu gibi marka maskotlarının olumlu ve olumsuz katkılarını belirlemek, bu katkılar doğrultusunda içeriklerini değiştirmek ve yeni stratejiler geliştirmek için tüketicilerin marka maskotlarına yönelik görsel dikkat düzeylerini tespit etmek için nöropazarlama ve maskotları birleştirerek, tüketicilerin reklamlarda kullanılan maskotları nasıl algıladıklarını nöropazarlama teknikleriyle incelemiştir. Çalışma tüketicilerin televizyon reklamlarında kullanılan marka maskotlara yönelik algılarının tespit edilmesi amacıyla nöropazarlama yöntemlerinden biri olan Eye-Tracking yöntemi ( Göz izleme) kullanılarak deneysel bir çalışma yapılmıştır. Katılımcılara belirlenmiş olan markalara ait 5 adet marka maskot görseli izlettirilerek Eye-Tracking çıktıları analiz edilmiş marka maskotlarının görsellerine verdikleri tepkiler incelenmiş ve değerlendirmelerde bulunulmuştur. "Reklam Mesajlarında Dikkat Çekici Unsur Olarak Marka Maskotlarının Nöropazarlama İle İlişkisi" başlıklı tez çalışmasının Türkiye'deki reklam ve pazarlama literatürüne önemli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir.
Bağımlılık içerikli afişlerin farkındalık etkisinin eye-tracking ile incelenmesi: Yeşilay örneği
Bağımlılık kişinin zarar gördüğü halde madde kullanmaya devam etmesi, kullandığı madde¬yi uzun süre bırakamaması, sürekli madde arayışı içinde olması, kullandığı madde dozunu giderek art¬tırması ile karakterize fiziksel, bilişsel ve davranışsal belirtilerle seyreden bir tablodur. Genel tanımıyla bağımlılık, haz veren ve içsel huzursuzluktan uzaklaşmayı sağlayan bir davranışın yaratmış olduğu olumsuz sonuçlara rağmen kontrolün kaybedilmesiyle birlikte sürekli olarak gerçekleştirilme halidir. Nöropazarlama; sinirbilimdeki ilerlemeleri kullanarak insan beyninin pazarlama uyaranlarına vermiş olduğu cevaplara güçlü bir bakış açısı kazandıran, hem akademisyenler hem de kendisini bir araç olarak kullanan şirketler tarafından savunulan yeni bir araştırma alanını tanımlamaktadır. Beyin aktiviteleri ve nöro tepkileri ölçülmesi Nörometrik ölçümler ile amaçlamaktadır. Bilişsel ve duygusal tepkileri anlamak üzere beyindeki nöral aktiviteleri ölçmektedir. Bu çalışmada; Yeşilay'ın bağımlılık içerikli afişlerinin farkındalık yaratma etkisinin ölçmek amacıyla eye-tracking cihazı kullanılarak deneysel bir araştırma yapılmıştır. Araştırma; Fırat Üniversitesi Pazarlama ve Nöropazarlama Araştırma Merkezi kapsamında 30 gönüllü katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. YEŞİLAY tarafından hazırlanan bağımlılık içerikli afişlerin, ülkemizde yeni yeni kullanılmaya başlanılan nöropazarlama teknikleriyle değerlendirilecek olması pazarlama literatürüne zenginlik katacaktır. Bağımlılık içerikli afişlere karşı insanların davranışlarını bu yeni ve farklı yöntemle anlamaya çalışmak önemli bir yenilik sağlayarak kamu kaynaklarının daha etkin kullanılması için de fayda sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Nöropazarlama, Bağımlılık, Yeşilay, Eye tracking
Algılanan yönetici mizahının üretkenlik karşıtı iş davranışları üzerindeki etkileri
Bu araştırmada, algılanan yönetici mizahının üretkenlik karşıtı iş davranışları üzerindeki etkisi Genişletme ve İnşa Etme Teorisi çerçevesinde incelenmiştir. Literatür taraması detaylı bir şekilde yapıldığında algılanan yönetici mizahının üretkenlik karşıtı iş davranışlarına etkisini alt boyutlar üzerinden doğrudan araştıran herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. Araştırmanın amacına uygun olarak ağaç, ağaç ürünleri ve mantar ürünleri imalatı sektöründe Kastamonu'da faaliyet gösteren 3 firmanın 228 çalışanından veriler kolayda örnekleme yöntemiyle elde edilmiştir. Verilerin analizi için SPSS 22.0 istatistik program kullanılmıştır. Araştırmada kullanılan ölçeklerin geçerlik ve güvenirlik analizleri gerçekleştirilmiş hipotezlerin testi için de korelasyon ve regresyon analizlerinden yararlanılmıştır. Araştırma bulgularına göre algılanan yönetici mizahı boyutlarından alaycı mizah bireylerarası sapma davranışı ve örgüte yönelik sapma davranışını pozitif yönde etkilemektedir. Ayrıca reddedici mizahın bireylerarası sapma davranışını negatif yönde, üreticisosyal mizahın ise örgüte yönelik sapma davranışını pozitif yönde etkilediği belirlenmiştir. Bu doğrultuda araştırma bulguları Genişletme ve İnşa Etme Teorisi çerçevesinde tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Algılanan Yönetici Mizahı, Üretkenlik Karşıtı İş Davranışları, Genişletme ve İnşa Etme Teorisi
Endüstri 4.0 teknolojileri ve döngüsel ekonominin sürdürülebilir işletme performansına etkisi asansör sektöründe uygulama
Bu çalışma, Endüstri 4.0 Teknolojileri ile Döngüsel Ekonomi arasındaki ilişkiyi belirlemek ve bu kavramların Sürdürülebilir Performans üzerindeki etkilerini araştırmaya yöneliktir. Endüstri 4.0 Teknolojileri ve Döngüsel Ekonomi 'nin Sürdürülebilir Performans üzerindeki etkisi literatür taraması ve anket çalışmasıyla analiz edilmiştir. Türkiye genelindeki 2772 asansör işletmesine Evet/Hayır, Çoktan Seçmeli ve 5'li Likert Tipli soruların yer aldığı toplam 55 soru yöneltilmiş ve %10,9'luk bir geri dönüş sağlanmıştır. Alınan veriler Yapısal Eşitlik Modellemesi kullanılarak değerlendirilmiş ve analiz edilmiştir. Yapılan analiz neticesinde Döngüsel Ekonomi ile Sürdürülebilir Performans arasında ve Döngüsel Ekonomi ile Endüstri 4.0 Teknolojileri arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Araştırmada ayrıca dolaylı analiz yöntemiyle Endüstri 4.0 Teknolojilerinin Döngüsel Ekonomi üzerinden Sürdürülebilir Performans'a pozitif ve anlamlı bir etkisi olduğu da saptanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre Sürdürülebilir Performans 'ını attırmak isteyen işletmelerin öncelikle Döngüsel Ekonomi'yi sonrasında Endüstri 4.0 Teknolojilerini uygulamaya geçirmeleri yerinde olacaktır.
Kurumsal imaj pazarlaması: Ankara Devlet Opera ve Balesi üzerine bir araştırma
Günümüz hızla dünümüze dönüşürken teknoloji baş döndürücü hızını yeniliklerle desteklemektedir. Bu hız kurumların rekabet güçlerini sınarken rekabet sırasında olumlu ya da olumsuz oluşturdukları imajlarına da etki etmektedir. İmajlarını oluşturmada ilk adımları ise kurumsal kimlik öğeleri ile başlamaktadır. Seyircinin kurumla ilk etkileşim noktaları özellikle önem kazanmaktadır. Bu bağlamda çalışma amacı Ankara Devlet Opera ve Balesi kurumsal imaj ve kurumsal kimlik unsurlarının demografik özelliklerdeki farklılıklar göz önüne alınmak suretiyle seyirciler tarafından nasıl algılandığını tespit etmektir. Bu amaçla çevrimiçi anket yöntemi kullanılarak 403 kişinin anketi cevaplaması sağlanmıştır. Veriler SPSS 26.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Analiz sonucu Ankara Devlet Opera ve Bale seyircisinin kurumsal kimlik öğeleri ile cinsiyet arasında anlamlı bir fark olduğu görülmüştür. Algılanan kurum imajı ile cinsiyet arasında da anlamlı bir fark gözlenmiştir. Kurumsal kimlik unsurları olan kurumsal görünüm, kurumsal iletişim ve kurumsal davranış ile algılanan kurum imajı arasında pozitif bir ilişki saptanmıştır. Kurumsal kimlik unsurları ile algılanan kurum imajı arasındaki ilişkide temsil izleme durumunun sadece kurumsal iletişim yönünden moderatör etkisi bulunduğu ortaya çıkmaktadır. Kurumsal kimlik unsurlarından kurumsal davranış ve kurumsal görünümün algılanan kurum imajı ile ilişkisinde opera ve bale performanslarını izlemiş olanlar açısından moderatör etki saptanmamıştır.
Sosyal zekânın girişimcilik eğilimine etkisinde kültürel zekânın aracı rolü
Küreselleşen dünya düzeni içerisinde bireylerin sahip olmaları gereken niteliklerin her geçen gün şekillendiği gözlemlenmektedir. Nitekim endüstri devrimiyle hız kazanan küreselleşme çağı özellikle girişimcilik faaliyetlerinin de ön plana çıkmasına neden olmuştur. Mevcut toplum düzeninin, evrimleşen sistemlere adaptasyonunun sağlanabilmesi gelecek nesillerin doğru eğitimlerle yetiştirilmesiyle ilgili görülmektedir. Gelecek nesillerin en önemli yapı taşlarından birini oluşturan Üniversite gençliğinin çeşitli yönlerden incelenmesi önem arz etmektedir. Bu bağlamda üniversite öğrencilerinin girişimcilik eğilimini geliştirmek ve toplumsal yapının mevcut düzene uyum sağlayabilmesi için bireylerin çoklu zekâ düzeylerini geliştirilmesi büyük bir sorunsal durum olarak göze çarpmaktadır. Buradan hareketle yapılan bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinin sosyal zekâlarının girişimcilik eğilimlerine etkisinde kültürel zekâ durumlarının aracı rolünü incelemektir. Bu amaç doğrultusunda araştırma Kastamonu Üniversitesi'nde öğrenim görmekte olan 318 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak bilgi formu, sosyal zekâ ölçeği, girişimcilik eğilimi ölçeği ve kültürel zekâ ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS ve AMOS paket programlarında çözümlenerek analiz edilmiştir. Aracılık etkisinin ortaya çıkarılması için Process Macro analizi uygulanmıştır. Analizlerden elde edilen bulgulara göre, sosyal zekânın girişimcilik eğilimi üzerindeki etkisinde kültürel zekânın güçlü bir aracılık rolü üstlendiği ortaya çıkmıştır.
Libya'daki yatırımcıların risk alma düzeyinin incelenmesi
Bir ekonominin gelişmesinde yatırımcıların rolü oldukça yüksektir. Yatırımcılar piyasaların gelişmesine katkı sağlamaktadır. Yatırımcılar tasarruflarını değerlendirerek değer kaybetmelerini engelleyerek, yatırımlarının değer kazanmalarını isterler. Yatırımcıların yatırım kararlarında risk önemli bir faktördür. Risk ile getiri birlikte değişim göstermektedir. Yatırımcıların kararlarını etkileyen birçok faktör vardır. Ancak risk bunlar arasında en önemlilerinden biridir. Risk yatırımcıların yatırım tercihlerini etkilemektedir. Bu çalışmada Libya'daki yatırımcıların risk alma düzeylerinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Bunun için Libya'da yaşayan 408 bireysel yatırımcıdan anket yöntemiyle veri toplanmıştır. Anketlerden elde edilen veriler SPSS programında analiz edilmiştir. Uygulamada frekans analizi, geçerlilik ve güvenilirlik analizi, açıklayıcı faktör analizi, t testi ve ANOVA testleri yapılmıştır. Analiz sonucunda Libyalı bireysel yatırımcıların risk düzeylerinin orta düzeyde olduğu, demografik değişkenlerin yatırımcılarn risk düzeylerini etkileyebileceği tespit edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Yatırımcı, Risk, Davranışsal Finans, Libya. 2021, 75 Sayfa
Kadin girişimciliği: Kastamonu ili örneği
Bu çalışma girişimcilik kavramının alt dallarından biri olan kadın girişimciliğinin Kastamonu ilindeki potansiyelini ortaya çıkarmak için yapılmıştır. Bununla ilgili kadın girişimcileri geniş bir kapsamda ele alıp kadın girişimcilerin iş hayatında ki yerleri ve yürüttükleri faaliyetler incelenmiştir. Kastamonu ili kapsamında faaliyet gösteren kadın girişimcilerin girişimciliğe karar verme nedenleri, faaliyet sırasında bir kadın olarak karşılaştıkları sorunlar, bulunduğu sektör ile ilgili özellikler, destek aldıkları kurum ve kuruluşlar, gelecek planları ve yeni iş hayatına girecek olan kadın girişimcilere yönelik tavsiyeleri üzerinde durulmuş olup nitel araştırma yöntemlerinden biri olan mülakat yöntemi kapsamında yarı yapılandırılmış sekiz sorudan oluşan görüşme formu ile veri toplanılmaya çalışılmıştır. Görüşmelerin analizinde ise betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Özellikle ekonomik refahın oluşması için önemli bir yere sahip olan kadın girişimcilerin bu alandaki görüşleri girişimciliğe yeni adım atacak kadınlar için katkı sağlayacaktır.
Onlıne alışveriş siteleri hizmet kalitesinin müşteri memnuniyeti üzerindeki etkisinin yapısal eşitlik modeli ile analizi
Bu çalışma, online alışveriş sitesi hizmetlerinin kalitesinin müşterinin memnuniyeti üzerindeki etkisini araştırmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda Türkiye, Afganistan, Polonya, Almanya ve İran'da ikamet eden 284 kişiden anket ile veri toplanmıştır. Veriler yapısal eşitlik modeli ile analiz edilmiştir. Yapısal eşitlik modelinin analizi neticesinde zamanında teslimatın, sipariş süreci şeffaflığının, iade ve şikâyet yönetiminin müşteri memnuniyetini anlamlı olarak etkilediği ancak teknik özelliklerin müşteri memnuniyetini anlamlı olarak etkilemediği bulgularına ulaşılmıştır. Bu bulgular göstermektedir ki müşteriler için online alışveriş sitelerinin teknik özelliklerinden ziyade teslimatın zamanında yapılması, iade ve şikayetlerin iyi bir şekilde yönetilmesi ve sipariş sürecinde bütün bilgilere eksiksiz olarak ulaşılabilmesi daha fazla önem taşımaktadır. Bu nedenle online alışveriş siteleri müşterilerine ürünleri zamanında ve eksiksiz bir şekilde ulaştırmak için çaba harcamalıdır.
Meslek seçiminde etkili olan faktörler: Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi'nde çalışan memurlar üzerine bir anket uygulaması
Geleceğini şekillendirmek isteyen bireyin, hayatındaki en önemli dönüm noktalarından birisinin de meslek seçimi olduğu genel olarak kabul görmektedir. Bireyin seçtiği mesleği yaparken mutlu olmasının toplumsal fayda ve üretime katkı açısından önemi bilinmektedir. Bu aşamada bireyler, meslek seçimi yaparken mutlu hissedeceği, verimli olabileceği bir mesleği tercih edebileceği gibi; bazı durumlarda da daha kazançlı ya da garantili gibi görülen mesleklere yönelebilirler. Literatürde doktorluk, hemşirelik, muhasebecilik gibi mesleklerin özel sektörde de yapılabilirliği olmasına rağmen, neden devlet sektörünün tercih edildiğinin literatürde az sayıda araştırıldığı görülmüş ve aynı mesleğin neden devlette memurluk statüsünde yapılmak istendiği bu çalışma ile araştırılmak istenmiştir. Bu çalışma ile memurluk mesleği tercih edilirken dikkate alınan boyutların/faktörlerin belirlenmesi, değerlendirilmesi, konu hakkında araştırmacılara ve karar vericilere bilgi sağlanması ve literatüre katkı sağlamak amaç edinilmiştir. Bu amaçla Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi'nde görev yapan 301 memurdan oluşan örnekleme ulaşılmış; meslek seçiminde dikkate alınan konulara ait anket uygulanmıştır. Anketten elde edilen bireysel verilere kontenjan tablolarıyla ki-kare analizi yapılmış, konulara ait 32 soru üzerinden açıklayıcı faktör analizi ile meslek seçiminde dikkate alınan boyutları belirlenmiştir. Araştırma sonucunda memurluk mesleğinin seçiminde belirlenen 5 faktörden en etkili olan faktörün "Ekonomik çevredeki güvensizliğe göre devletteki güvenceli ortam" boyutunun açıklanan varyanslar bakımından en etkili ve faktör skorları açısından da en önemli faktör olduğuna karar verilmiştir. Boyutlar arasındaki ilişkiler korelasyon analizi ile incelenmiş, boyuta verilen önem dereceleri bireysel özelliklere göre istatistiksel testlerle değerlendirilmiş ve yorumlanmıştır.
Spot ve vadeli karbon fiyatlarının varyansta ve ortalamada asimetrik bootstrap nedensellik testi ile analizi
İklim değişikliğinin önemli nedenlerinden biri olarak değerlendirilen küresel ısınma, sera gazlarının atmosferdeki yoğunluğunun ve miktarının fazlalığından kaynaklanmaktadır. Sera gazlarından kaynaklanan iklimsel değişikliklerin canlıların yaşamına olan etkisi arttıkça, Dünya genelinde bu durumla mücadele konusu ön plana çıkmıştır. Bu doğrultuda temelleri Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'ne dayanan Kyoto Protokolü ile sera gazı salınımının azaltılmasına ve ilgili taraflara emisyon ticareti kapsamında çeşitli mekanizmalar vasıtasıyla alternatif seçenekler sunmaya yönelik adımlar atılmıştır. "Karbon piyasaları" olarak isimlendirilen ve 2018 yılında 144 milyar Avro piyasa değerine sahip olan bu piyasalarda 1300'ün üzerinde şirket faaliyet göstermiştir. Aynı zamanda, 2018 yılında küresel sera gazı emisyonlarının %56'sını kapsayan bu piyasalarda; işlemlerin ne şekilde yürütüldüğünün, sunulan fırsatların ve içerilen risklerinin anlaşılması yatırımcıların karar verme sürecinde önem arz etmektedir. Bu çalışmada, Avrupa Enerji Borsası ve Kıtalararası Vadeli İşlem Borsası'nda işlem gören karbon spot ve vadeli fiyatlarının, petrol fiyatının ve döviz kurunun ortalamada ve varyansta nedensellik analizleri, üç farklı ekonometrik nedensellik testi ile analiz edilmiştir. Çalışmanın sonucunda, spot ve vadeli karbon fiyatları arasında negatif ve pozitif yönlü nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Ayrıca karbon fiyatları ile petrol ve döviz kuru arasında da nedensellik ilişkileri görülmüştür. İlgili bulgular, literatür ile karşılaştırmalı olarak sunulmuştur.
KOBİ'lerde mavi yakalı personel seçim öncelikleri: Ankara, İnegöl ve Zonguldak mobilya imalatçıları üzerine bir araştırma
İnsan kaynakları yönetiminin temel sorumluluk alanlarından biri olan personel seçimi kapsamındaki uygulamalar, işletmelerin rekabet gücünü ve sürdürülebilir büyüme potansiyelini önemli ölçüde etkilemektedir. Personel seçimi özellikle ülke ekonomilerinin gelişiminde etkin rolü olan KOBİ'ler açısından büyük öneme sahiptir. Bu durum Türkiye'de KOBİ'lerin yoğun olarak faaliyet gösterdiği ve yüksek istihdam potansiyeline sahip mobilya sektörü için personel seçiminin önemini ortaya koymaktadır. Bu çalışma mobilya sektöründe faaliyet gösteren KOBİ'lerin mavi yakalı personel seçim önceliklerinin ve bu öncelikleri etkileyen temel örgütsel faktörlerin incelenmesi amacıyla yürütülmüştür. Nicel analiz yöntemleri kullanılarak gerçekleştirilen çalışma kapsamında; Ankara Siteler, Bursa İnegöl ve Zonguldak'taki mobilya imalatçısı toplam 149 işletmeden anket yoluyla veri toplanmıştır. Elde edilen verilerin analiz sürecinde, karşılaştırmalı ve ilişkisel istatistik analizlerin yanında çok ölçütlü karar verme teknikleri birbiriyle ilişkili biçimde kullanılmıştır.
Kastamonu ilindeki hane halkının kredi kartı kullanımlarının incelenmesi
Yaşadığımız çağda en çok tercih edilen modern bir ödeme aracı olan kredi kartları, globelleşmeyle birlikte hızlı tüketimin önemli bir yapı taşı haline bürünmüştür. Kredi kartı kullanımında gerçekleşen artış, tüketim harcamalarını, böylelikle de ekonomik canlanmayı beraberinde getirmektedir. Kredi kartı kullanımı hane halklarının mikroekonomik seviyelerini etkilerken aynı zamanda toplam düzeyde para arz ve talebinin makroekonomik işleyişi açısından önemli bir yer kapsamaktadır. Bu sebeple çalışmanın amacı Kastamonu ilinde bulunan hane halkının, sosyo-ekonomik ve demografik durumları ile kredi kartı kullanımları arasındaki bağlantı incelenmektedir. Bu amaçla toplanan anketlerden elde edilen 406 katılımcı verisi, analizde kullanılmıştır. Uygulamada SPSS ve AMOS programları ile frekans, güvenilirlik, geçerlilik, açıklayıcı faktör analizi, doğrulayıcı faktör analizi, t testi ve ANOVA testleri uygulanmıştır. Kredi kartı kullanımında kullanıcının algıladığı bilinçli kullanım, kullanım memnuniyeti ve ihtiyaçsal kullanımlarını; cinsiyet, yaş, eğitim, medeni durum, aylık gelir, aylık harcama tutarı gibi değişkenler arasında anlamlı bir farklılık gösterip göstermediği incelenmiştir. Çalışma sonucunda kart kullanıcıları arasında eğitim durumu ve aylık gelir değişkenlerinin kredi kartı kullanımında farklılık gösterdiği tespit edilmiştir.
Örgütsel iletişim ve bilgi paylaşımının iç müşteri ilişkileri yönetimi üzerine etkisi
Bu çalışmanın temel amacı, örgütsel iletişim ve bilgi paylaşımı ile iç müşteri ilişkileri yönetimi arasındaki ilişkiyi ortaya koyarak, örgütsel iletişim ve bilgi paylaşımının iç müşteri ilişkileri yönetimine olan etkisini belirlemektir. Bu bağlamda çalışmada üç ana kavram üzerinde durulmuştur. Birincisi, örgütsel iletişim, ikincisi bilgi paylaşımı ve üçüncüsü ise iç müşteri ilişkileri yönetimi kavramıdır. Örgütsel iletişim, önceden belirlenen örgüt amaç hedeflerine ulaşmak ve örgütsel koordinasyon veya uyumu sağlamak için tüm örgüt çalışanlarının tutum ve davranışlarını, örgütün amaçlarını ve hedeflerini karşılayacak şekilde koordine etmek amacıyla örgüt çalışanlarının birbirlerini anlamaları ve iş süreçlerine yansıtmalarıdır. Diğer bir, ifadeyle örgütün biçimsel yapısı ile biçimsel olmayan yapısı arasındaki ilişkilerin kurulması ve sürdürülmesidir. Bilgi paylaşımı, çalışanların sahip olduğu deneyim ve tecrübelerine bağlı olarak edinmiş oldukları bilgiyi karşılıksız veya koşulsuz olarak çalışma arkadaşlarına aktarmalarıdır. İç müşteri ilişkileri yönetimi ise örgüt içinde çalışanlar arasındaki ilişkiler ile süreçler arasındaki ilişkileri düzenleyen ve yöneten bir süreç olarak ele alınmaktadır. Örgüt içerisindeki her birim, birbirinin müşterisi olarak kabul edilmektedir. İç müşteri ilişkileri yönetimi; örgüt içinde var olan kültürel değerler, inançlar, uygulamalar, çalışanlar arası bilgi paylaşımı, bilginin seviyesi ve iç müşterilerin dış müşterilere karşı göstermiş oldukları tutum ve davranışların değerlendirildiği bir süreçtir. Çalışma, Libya Posta, Telekomünikasyon ve Enformasyon (LPTIC) şirketinde toplam 364 çalışanın katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışanların araştırma kapsamına dahil edilmesinde kolayda örneklem yöntemi tercih edilmiştir. Örnekleme dahil edilen çalışanların konuya ilişkin fikirleri ise örgütsel iletişim, bilgi paylaşımı ve iç müşteri ilişkileri yönetimi ölçekleri "1: Kesinlikle katılmıyorum, 2: Katılmıyorum, 3: Ne katılıyorum ne katılmıyorum, 4:Katılıyorum ve 5: Kesinlikle katılıyorum" beşli Likert ölçeği esas alınarak alınmıştır. Çalışmada toplanan verilerin sınıflandırılmasından sonra ölçeklere ilişkin güvenilirlik ve geçerlilik analizleri yapılmıştır. Yapılan istatistiki analizler sonucunda örgütsel iletişim ve bilgi paylaşımı ile iç müşteri ilişkileri yönetimi arasında pozitif yönlü bir ilişkinin olduğu ve örgütsel iletişim ve bilgi paylaşımının iç müşteri ilişkilerini olumlu etkilediği belirlenmiştir. Ayrıca çalışmada çalışanların sosyo-demografik özelliklerine göre örgütsel iletişim, bilgi paylaşımı ve iç müşteri ilişkileri yönetimi boyutlarının algılanma düzeylerinde kısmen farklılıkların olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Örgütsel iletişim, bilgi paylaşımı, iç müşteri ilişkileri yönetimi
Yetenek yönetimi ve farklılıkların yönetimi ile iç girişimcilik ve yenilik arasındaki ilişki üzerine bir araştırma
Çok kültürlü kurumsal ortamlarda farklılık kavramı, pek çok işletme ve insan kaynakları disiplinlerini etkileyen yaygın bir olgu haline gelmiştir. İnsan kaynaklarındaki temel uygulamalardan biri olan yetenek yönetimi de farklılıkların yönetimi için benimsenen uygulamalardan potansiyel olarak etkilenen disiplinlerden biridir. Diğer taraftan içerisinde bulundukları rekabetçi ortam, küresel bazda işletme ve insan kaynakları uygulamalarından etkilendiği bilinen yenilik ve çalışanların girişimciliği (iç girişimcilik) düzeylerini güçlendirmek yoluyla, işletmeleri özgünlük ve avantaj elde etme çabasına itmiştir. Bu tez çalışmasının asli amacı, farklılıkların yönetimi ve yetenek yönetimi kavramlarının işletmenin iç girişimcilik ve yenilikçilik kabiliyetlerini geliştirmesi ile ilişkilerinin ana kavramlar ve bunların alt boyutlarının istatistiki analizi üzerinden incelenmesi şeklindedir. Araştırma kapsamında, farklılıkların yönetimi, yetenek yönetimi, iç girişimcilik ve yenilik başlıklı dört kavrama yönelik güvenilir ölçekler tesis edilmesi ve anket aracı üzerinden veri toplanması yoluyla ampirik bir inceleme gerçekleştirilmiştir. Türkiye ve Libya'da bulunan hedef grup üyelerinden toplam 430 yanıtlanmış anket formu toplanmıştır. Ölçeklerin faktör analizi ile güvenilirlik analizi ölçek göstergeleri arasında güçlü ilişkiler bulunduğu ve örneklemin yeterliliğinin doğrulamış olduğu tespit edilmiştir. Normallik analizine göre verilerin normal dağıldığı, değişkenler arasında gerçekleştirilen korelasyon analizi dört değişken arasında pozitif ve orta düzeyli korelasyonlar bulunduğunu ortaya çıkarmıştır. Yetenek yönetimi ile yenilik arasındaki ilişki ise güçlü ve pozitif bir ilişki olarak öne çıkmıştır. Tek yönlü ANOVA analizi, p < 0,05 düzeyinde cinsiyetin yetenek yönetimi ile iç girişimcilik sonuçları üzerinde etkisi bulunduğunu ve yaşın da yetenek yönetimi hariç bütün değişkenler üzerinde etkisi olduğunu göstermiştir. Katılımcıların eğitim seviyelerinin sadece farklılıkların yönetimini etkilediği, iş yerindeki pozisyonun ise bütün değişkenleri ekilediği gözlemlenmiştir. Kıdem durumunun yenilik harici bütün değişkenleri etkilediği, işletme içindeki toplam çalışan sayısının ise bütün değişkenler üzerinde etkisi bulunduğu görülmüştür. Regresyon analizi karşılaştırıldığı kavramların belirli göstergeler üzerinde bütün değişkenlerin pozitif ve orta düzeyli etkileri bulunduğunu göstermiş, en güçlü etki ise yetenek yönetimi göstergeleri ile yenilik arasında olduğu saptanmıştır. Araştırmada elde edilen bulgular, işletme içerisinde farklılıkların yönetimi ve yetenek yönetiminin yenilik ve iç girişimcilik üzerinde itici güç işlevi gördüğü ve tersinin de geçerli olduğunu doğrular niteliktedir. Anahtar Kelimeler: Farklılıkların Yönetimi, Yetenek Yönetimi, İç Girişimcilik, Yenilik.