
7,459
Archived Theses
33
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Sigorta firmalarının değerinin özsermayeye serbest nakit akımları yöntemi ile tespiti ve İMKB uygulaması
Sigorta firmaları, yapı olarak reel sektör firmalarından farklıdırlar. Sigorta firmalarının değerlemesinde firmaya serbest nakit akımları yaklaşımı daha uygundur. Özsermayeye serbest nakit akımları yaklaşımı, firmaya serbest nakit akımları yaklaşımına çok benzerdir, fakat bu yaklaşımda serbest nakit akımları, faiz ödemeleri, bu faiz ödemeleri için vergi etkisi ve net borçlanmadaki değişimlerden sonraki nakit akımlarıdır. Bu yaklaşım özsermaye sahiplerine olan nakit akımlarına ve ağırlıklı ortalama sermaye maliyeti yerine de özsermaye maliyetine yoğunlaşır.Bu çalışmada özsermayeye serbest nakit akımları yaklaşımı ile Türkiye'de kurulu 18 tane sigorta firmasının değer tespiti yapılmıştır.
Marka yönetiminin tüketici satın alma davranışları üzerindeki etkisi ve bir inceleme
İşletmeler ile tüketiciler arasındaki en etkili iletişim ve tanıtım unsuru olan marka yaratılırken etkili bir planlama sürecine ihtiyaç duyulmaktadır. İşte, işletmelerin markaları için uygulamak durumunda oldukları bu planlama sürecine ?marka yönetim süreci? adı verilmektedir. Etkin ve başarılı bir marka yönetim süreci tüketicilerin beklentilerini karşılayarak onların satın alma davranışlarını da yönlendirebilmektedir.Bu çalışmada, çağın ekonomik, teknolojik ve sosyal koşulları altında işletmeler için önemi her geçen gün artmakta olan marka ve marka yönetim sürecinin tüketicilerin satın alma davranışlarını ne yönde nasıl etkilediği araştırılmaktadır. Bu amaçla hazır giyim sektöründe marka yönetiminin tüketici satın alma davranışına etkisi bir uygulama ile incelenmekte ve sunulmaya çalışılmaktadır.Yapılan çalışmada görülmektedir ki, tüketiciler için kalite ve fiyat markadan daha önemlidir.Anahtar sözcükler1.Marka2.Marka yönetim süreci3.Stratejik pazarlama planı4.Tüketici satın alma davranışı5.Tüketici satın alma karar süreci
Teknoloji geliştirme merkezlerinde finansman sorunları
Türkiye'de Teknoloji Geliştirme Merkezi (TEKMER) ve Teknoloji Geliştirme Bölgesi (TGB) isimleriyle iki farklı şekilde yapılandırılmış olan üniversite-sanayi işbirlikleri, yeni yüksek teknoloji işletmelerinin oluşumunu ve gelişimini desteklemek, bu sayede ekonomik kalkınma ve rekabet üstünlüğü sağlamak amacıyla tüm dünyada, özellikle 1980'li yıllardan sonra başvurulan organizasyonlardır.Bu çalışma ile TEKMER ve TGB kavramlarını tanımlamak, bu tür organizasyonların işleyişini ve yararlarını açıklamak, Türkiye'deki mevcut durumunu ortaya koymak, bünyelerinde faaliyet gösteren işletmelerin yararlanabilecekleri finansman kaynaklarını belirlemek, bu kaynakların Türkiye'deki kullanım durumunu, kaynaklara erişim ve kaynakların kullanımı sırasında karşılaşılan sorunları ortaya koymak ve bu sorunlara çözüm önerileri getirmek amaçlanmaktadır.Çalışma kapsamında ODTÜ TEKMER, ODTÜ Teknokent TGB ve Hacettepe Üniversitesi TGB bünyesinde yer alan 30 işletmenin katılım sağladığı bir anket gerçekleştirilmiştir.Araştırma neticesinde aşağıdaki sonuçlara ulaşılmıştır:İşletmelerce en çok kullanılan finansal kaynaklar sırasıyla kişisel tasarruflar, arkadaşlar ve aile yoluyla elde edilen fonlar, devlet teşvikleri ve ticari banka kredileridir.Devlet teşvikleri içerisinde en çok KOSGEB ve Tübitak-TEYDEB desteklerinden yararlanılmaktadır.İşletmeler iş melekleri ve risk sermayesi finansman yöntemleri ve finansal kaynak sağlamak için yararlanabilecekleri AB programları hakkında yeterince bilgi sahibi değildirRisk sermayesi yönteminin kullanımında RS şirketlerinin sayıca az olması ve mevzuat yetersizlikleri sorun oluşturmaktadır.Ticari banka kredilerine yeterince başvurulmaması yüksek kredi faizleri ve teminat gereksinimlerinden kaynaklanmaktadır, bu durumu iyileştirmek için kurulmuş olan Kredi Garanti Fonu'ndan işletmeler yeterince haberdar değildir.Devlet teşvikleri ve AB programlarının kullanımında aşırı başvuru prosedürleri ve bürokrasi sorun oluşturmaktadır ve özellikle yeni işletmeler bu bürokrasiden kaçınmaktadır.İşletmeler kendilerine sağlanan vergisel teşvikleri yeterli görmelerine karşın TGB'lere yönelik mevzuatı yetersiz bulmaktadır.
Marka kavramı ve küresel markalar yaratmada turquality'nin önemi üzerine bir araştırma
Marka bir işletmenin ürün veya hizmetlerini diğer işletmelerinkinden ayırt etmeye yarayan isim, terim, tasarım, sembol veya diğer özellikler olarak tanımlanmakta olup, günümüzde marka kelimesi bu tanımdan çok daha fazlasını ifade etmektedir. İhracatta marka ise, ülkeye giren döviz miktarını artırdığı gibi gerek işletmenin gerekse de ülkenin rekabet gücünü artırmaktadır. Fason üretim yapmak yerine dünya çapında markalı ürünler üretip ihraç etmek ülkeye giren döviz miktarını katlanarak artırmaktadır.Bu bağlamda, dünyanın devlet destekli ilk ve tek markalaşma programı olan Turquality projesi, uluslararası pazarlarda olumlu Türk Malı imajı oluşabilmesine katkıda bulunmak üzere, Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından uygulamaya konulmuştur. Turquality, ?10 yılda 10 dünya markası yaratma vizyonu? ile markalı ürün ihracatını artırmayı hedeflemektedir.Tez kapsamında, Turquality programı dahilindeki işletmelerin üst düzey yöneticilerinin Turquality'e yaklaşımlarını belirlemek üzere uygulanan anket çalışması sonucunda, sözkonusu işletmelerin Turquality programı sayesinde birer küresel marka olabileceklerine ve markalı ürün ihracatlarını arttırabileceklerine dair olan inançlarının kuvvetli olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, Turquality programına yeni sektörlerin dahil edilmesinden sonra, hazır giyim haricindeki sektörlerin ihtiyaçlarına göre yeniden revize edilmesi yönündeki ihtiyaç saptanmıştır.
Dönüşümcü liderlik davranışlarının personelin iş tatminine etkisi ve bir askeri birlikte uygulama çalışması
Bu araştırmada, dönüşümcü liderlik davranışlarının personelin iş tatminine olan etkisi incelenmiştir.Araştırmanın örneklemi, Ankara'da askeri birlikte görev yapan 45 subaydan oluşmaktadır.Araştırmada üç bölümden oluşan veri toplama aracı kullanılmıştır; birinci bölümde, araştırmaya katılan bireylere ilişkin bilgiler; ikinci bölümde ?Dönüşümcü Liderlik Anketi?; üçüncü bölümde ?İş Tatmini Anketi? kullanılmıştır. Kişisel Bilgiler Bölümü 8, ?Dönüşümcü Liderlik Anketi? 40, ?İş Tatmini Anketi? 15 ifadeden oluşmuştur.Veri analizinde, gerekli görülen istatistiksel tekniklerin yanında, veri gruplarının türüne göre iki gruplu karşılaştırmalarda, verilerin normal dağılması durumunda Student t testi, normal dağılmaması durumunda Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Üç ve daha fazla gruplu karşılaştırmalarda, verilerin normal dağılması durumunda ANOVA testi, normal dağılmaması durumunda, Kruskall-Wallis testi kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiye ise Korelasyon analizi ile bakılmıştır.Bulgular, askeri birlikte görev yapan subayların dönüşümcü liderlik özellikleri taşıdıkları yönünde ve bu özelliklerin personelin iş tatminine olumlu etki yaptığı yönündedir. Dönüşümcü liderlik ve iş tatmini arasında anlamlı bir farklılığa rastlanılmıştır.?İdealleştirilmiş etki personelin iş tatminine olumlu yönde etki eder.?Telkinle güdüleme personelin iş tatminine olumlu yönde etki eder.?Entellektüel uyarım personelin iş tatminine olumlu yönde etki eder.?Bireysel destek personelin iş tatminine olumlu yönde etki eder.?Yaş grupları arasında puanlar açısından anlamlı farklılık görülmemektedir. Sadece Entellektüel uyarım ve Dönüşümcü liderlik puanları istatistiksel olarak anlamlı derecede kadınlarda yüksek görülmektedir.?Medeni durumlar arasında puanlar açısından anlamlı farklılık görülmemektedir.?Eğitim grupları arasında puanlar açısından anlamlı farklılık görülmemektedir.?Çalışma yılı grupları arasında puanlar açısından anlamlı farklılık görülmemektedir.Anahtar Kelimeler:1. Lider2. Dönüşümcü liderlik3. Dönüşümcü liderlik boyutları4. İş tatmini5. İş gören
Muhasebede değerleme ve firma değeri ile ilişkisinin tespiti
İşletmenin finansal durumunun ve finansal performansının biçimlendirilmiş bir sunumu olan finansal tabloların amacı, kullanıcıların ekonomik kararlar verirken kullanmaları için işletmenin finansal durumu, performansı (faaliyet sonuçları) ve nakit akışları hakkında gerçeğe uygun bilgi sağlamaktır.İşletme sahip ve yöneticileri dahil, işletme ile ilgili kişi ve kuruluşların tümünün işletme ile ilgili bilgileri finansal tablolardan sağladıkları düşünüldüğünde, muhasebedeki değerleme sürecinin önemi bir kez daha görülür. Finansal tablo unsurlarının muhasebenin temel kavramları gereği ulusal para birimi cinsinden ifade edilmeleri gerekmektedir. Bu anlamda değerleme, envanter sonucu miktarları belirlenen işletmeye ilişkin varlık hak ve borçların değerlerinin ulusal para birimi cinsinden ifade dilmesi süreci? dir. Değerleme, ?finansal tablo unsurlarının finansal tablolarda izlenecek tutarlarının belirlenmesi işlemidir?.Değerleme işleminin bilanço ve gelir tablosu kalemlerinin tümünü dolaylı veya doğrudan etkilemesi, değerleme işleminin tüm ilgili kişiler açısından önemli kılmaktadır.Çalışmada muhasebedeki değerleme yöntemlerindeki değişimin firma piyasa değerini etkileme derecesini test edilmiştir. İkinci olarak da, muhasebe verilerine dayalı (finansal tablo analizi sonucu üretilmiş oranlar) 16 adet değişkenin firma piyasa değerini açıklama gücünü test edilmiştir.Türetilen kanonik denklemlere bakıldığında bu 16 adet değişkenlerin piyasa değerini 6 şirkette %99, 5 şirkette %98, 3 şirkette %97, 1 şirkette %96 ve 1 şirkette de %94 oranında tespit kabiliyetinin olduğu belirlenmiştir. Kanonik analizlere ilişkin istatistiksel güvenilirlik testlerinin sonuçlarına bakıldığında bütün şirketler için sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı çıkmıştır. Ve sonuç olarak muhasebe verilere dayanılarak firma değeri ile ilgili çıkarımlar yapılabileceği tespit edilmiştir.
Kültürün seçmen davranışları üzerine etkisi (Ankara ili Sincan ve Ümitköy ilçelerinde yapılan bir uygulama)
ÖZCAN, Mert. Kültürün Seçmen Davranışları Üzerine Etkisi (Ankara İli Sincan ve Ümitköy İçlerinde Yapılan Bir Uygulama), Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2008Ankara ili Sincan ve Ümitköy bölgelerinde yaşayan kültürün seçmen davranışları üzerine etkisini belirlemeye yönelik olarak yapılan bu çalışmada; Ankara metropolü içerisinde bulunan nispeten yaşayanların eğitim ve yaşam standartlarında farklılık olan ilçeler seçilmeye çalışılmıştır.Ümitköy ve Sincan ilçelerinde tesadüfî örneklem metodu ile seçilen 384 kişi ile yüz yüze görüşülmüş seçmenlere 23 sorudan oluşan bir anket formu uygulanmıştır.Bu çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm kavramsal çerçevedir. Araştırma bulgularının yorumlanması açısından bu bölüm önem taşımaktadır. Çalışmanın ikinci kısmında ise araştırmanın kurumsal temelleri belirtilmiştir. Bu bölümde araştırmanın evreni ve örneklemi ile literatür incelemesi kısımları bulunmaktadır. Araştırmanın son bölümünü ise alan araştırmasından elde edilen verilerin analiz ve sentezi oluşturmaktadır.Anahtar Sözcükler1.Seçmen Davranışları2.Politik Pazarlama3.Politika4.Kültür
Acil servislere başvuran hasta ve hasta yakınlarının memnuniyet durumlarının değerlendirilmesi ve bir uygulama
Sağlık sektöründe rekabetin artması ile, tüm hizmet işletmelerinde olduğu gibi, kaliteli hizmet sunmak, sağlık işletmelerinin de ilk hedefi olmaya başlamıştır. Sağlık işletmesi, hedef kitlesinin beklentilerini karşılayabildiği ve geçebildiği ölçüde kalitelidir.Sağlık hizmetlerinde kalitenin bir boyutu da, algılanan hizmet kalitesidir. Algılanan hizmet kalitesi: Tüketicilerin bekledikleri hizmet ile algıladıkları hizmeti karşılaştırma esasına dayanır.Bu çalışma ile, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbni Sina Hastanesi Acil Servisine başvuran hasta ve yakınlarının, beklenti düzeyleri ve aldıkları hizmetlerden memnuniyet durumları karşılaştırılmaya çalışılmıştır.Veri toplamak için anket formu kullanılmış ve acil serviste yatan hastalardan gönüllü olan 160 kişi araştırma kapsamına alınmıştır. Veriler, SPSS :11 programı kullanılarak analiz edilmiştir.Anket sonucunda, İbni Sina Hastanesi Acil Servisine başvuran hasta ve yakınlarının beklenti ve memnuniyet düzeyleri arasında fark olduğu görülmüştür. Beklenti düzeyleri ile memnuniyet durumları arasındaki farkın en fazla sırasıyla; Doktorlar, Fiziki Çevre ve Hemşireler gruplarında olduğu görülmüştür. Ayrıca, hasta ve yakınlarının beklenti ve memnuniyetlerinin demografik ve diğer bazı özelliklere göre değişiklik gösterdiği tespit edilmiştir.Anahtar Kelimeler: Hizmet, Sağlık Hizmetleri, Hizmet Kalitesi, Hasta Memnuniyeti.
Dijital pazarlama yeterlilikleri
Developments and pervasiveness of IT-based digital technologies have altered customer expectations and escalated competition. To be able to address these changes in the market, numerous firms invest in digital marketing transformation. In this dissertation, I suggest that digital marketing capabilities (DMCs) are the key factors to succeed in an increasingly disruptive business environment. The first essay provides a thorough conceptualization of this construct through a multidisciplinary systematic literature review that combines insights from marketing, information systems, and strategic management disciplines. Building on resource-based theory and dynamic capabilities, I not only classify DMCs by capturing their hierarchical essence but also depict how they are related with one another. I also introduce and discuss several internal and external enablers that would regulate the link between DMCs and digital transformation. The second essay focuses on a specific DMC: social media capability. Building on Communication Accommodation Theory, the second essay empirically examines whether and how a brand's linguistic style used in social media impacts engagement when it joins another brand's social media conversation. In addition, I examine the influence of timing of posting social media content in driving engagement when joining social media conversations of other brands.
Finansal raporların bağımsız denetiminde hile ve usulsüzlüklerin tespit edilmesi: SAS 99 kapsamında incelenmesi ve SPK düzenlemesi ile karşılaştırılması
Finansal raporlarda meydana gelen hile ve usulsüzlükler finansal rapor kullanıcılarını aldatmak ve zarar vermek amaçlarıyla tutarların kasıtlı olarak yanlış beyan edilmesi veya açıklamaların ihmal edilmesidir. Finansal raporlardaki hile ve usulsüzlükler, finansal raporların güvenilirliğini ve kalitesini düşürdüğü, sermaye piyasalarına olan güveni azalttığı ve denetim mesleğinin dürüstlüğünü ve tarafsızlığını tehlikeye attığı için zararlıdır. Finansal raporlarda meydana gelen hile ve usulsüzlükler birçok yöntemi içermesine rağmen, bağımsız denetçilerin bağımsız denetim sırasında ele alacakları hile ve usulsüzlükler hileli finansal raporlamadan kaynaklanan ve varlıkların suistimal edilmesinden kaynaklananlardır.Amerikan Sertifikalı Kamu Muhasebecileri Enstitüsü A.B.D'deki çok büyük şirketlerde meydana gelen hile ve usulsüzlüklere tepki olarak ve kamunun bağımsız denetimden geçmiş finansal raporlara olan güvenini tazelemek için SAS 99'u yayımlamıştır. Hile ve usulsüzlük ve bağımsız denetçilerin hile ve usulsüzlükleri tespit etmesine ilişkin sorumluluğu konuları ayrıca Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yayımlanan Sermaye Piyasasında Bağımsız Denetimi yeniden düzenleyen tebliğde ele alınmıştır. Tebliğde yer alan bağımsız denetçilerin hile ve usulsüzlükleri ele almalarına ilişkin açıklamalar ve gerekler SAS 99 ile karşılaştırıldığında neredeyse aynıdır. Her iki belge de bağımsız denetçilerin riskli alanları değerlendirmelerine, hile ve usulsüzlükleri tespit etmelerine, bilinen veya şüphelenilen hile ve usulsüzlükleri gerekli yerlere iletmelerine yardımcı olacak yeni denetim prosedürleri sağlamaktadırlar.SAS 99'da ve tebliğde yer alan gereklere göre bağımsız denetim uygulamalarının yürütülmesi bağımsız denetçilerin yeni beceriler kazanmalarını gerektirecek ve bağımsız denetim uygulamalarının daha fazla zaman almasına ve pahalı olmasına neden olacaktır. Ülkemizde tebliğin etkili bir şekilde uygulanabilmesi ayrıca işletmelerdeki bağımsız denetimin uluslar arası denetim standartlarına uygun olarak yürütülmesini zorunlu tutan tasarı halindeki Türk Ticaret Kanunu'nun yasalaşmasına bağlıdır.
Türkiye'deki özel diş kliniklerinin kurumsallaşma düzeyinin finansal yapılarına etkileri ve anket calışması
Bu araştırmada Türkiye'deki diş kliniklerinin kurumsallaşma düzeyinin finansal yapılarına etkileri belirlenmeye çalışılmıştır.Kliniklerin kurumsallaşabilmesi için uygulanabilir öneriler geliştirmek ve bu bilgileri diş hekimleri ile paylaşarak ülke ekonomisine katkı sağlamak araştırmadan beklenen faydalardır.Bu sonuca ulaşabilmek için literatür taramasına dayanan çalışma yapılmış ve Türkiye'de faaliyet gösteren özel diş kliniklerinde kurumsallaşma konusunda durum saptaması yapmak üzere anket yöntemi uygulanmıştır.Araştırmada özel diş kliniklerinin kurumsallaşma düzeylerinin yetersiz olduğu finansal sorunlarının bulunduğu, kurumsallaşmış yapıların daha az finansal sorun yaşadıkları bulgulanmıştır.Kurumsallaşma ve diğer altı boyut arasında istatistiki önemli ilişkiler tespit edilmiştir. İnsan Kaynakları Yönetimi, Toplam Kalite Yönetimi, Finans Yönetimi, Malzeme Yönetimi, Pazarlama Yönetimi ve Müşteri İlişkileri Yönetimi ile kurumsallaşma arasında doğrudan ve birbirleri ile dolaylı yoldan pozitif yönde etkilendiği kabul edilmiştir.Diş hekimlerinin temel işletme eğitimlerine ihtiyacı olduğu ve kliniklerin gelecekte finansal sorun yaşamamaları ve rekabet güçlerini arttırabilmeleri için kurumsallaşma düzeylerini arttırmaları gerektiği ortaya çıkmıştır.Diş hekimliği fakültelerinin son sınıflarındaki öğrencilerine temel işletme eğitimlerinin verilmesi ve diş kliniklerinin kurumsallaşmak için danışmanlık hizmeti almaları tavsiye edilmektedir. Özellikle girişimci ve risk alabilen, işletme ve yönetim yüksek lisansı yapmış diş hekimlerinin bu eğitim ve danışmanlık hizmetlerinde daha etkili olabileceği tavsiye edilmektedir.Anahtar Kelimeler:Diş Hekimi, Kurumsallaşma, Diş Kliniği, Yönetim, Finans
Mapping of stakeholder perspectives in cancer screening
This study addresses the contentious issue of widespread population screening for cancer, which has led to significant variations in screening guidelines and their application in clinical practice. While guidelines should be based on medical evidence, their impact on actual practice remains limited. The study aims to construct a theoretical framework to understand the reasons behind these variations, exploring heterogeneity in screening tests. Previously collected qualitative evidence is employed, including a focused review of qualitative data analysis techniques in healthcare. Interviews with healthcare professionals, including patients, academics, clinicians, media and science reporters, and policy makers from guideline issuing organizations that were conducted in previous research are employed, with data processed using the Atlas.ti software. The research is a second coding that focuses on the evolution of over and under-screening, considering the decisions and perceptions of stakeholders, including the influence of advocacy groups, media, policymakers, and academics. The findings emphasize the complex decision-making process and the interplay of various factors between these groups. The study aims to uncover trends, variations, and emerging themes in screening guidelines and their actual practices.
Recycled or upcycled? Exploring consumer preferences, uniqueness, and implicit theories
Sustainability is vital for ensuring a balanced and harmonious relationship between people, the planet, and prosperity. In this context, the significance of recycled and upcycled products becomes evident. This thesis is centered around exploring consumer preferences for these sustainable alternatives. In Essay 1, the study delves into the influence of implicit self-theories (entity vs. incremental) on the adoption of environmentally friendly alternatives (recycled vs. upcycled). Notable distinctions exist between these two sustainable production methods, prompting an investigation into how these cognitive orientations impact the selection between recycled and upcycled products. Across 2 pretests and 7 studies these relationships are examined. In Essay 2, attention shifts exclusively to upcycled products, analyzing their varying levels of uniqueness. While inherent uniqueness characterizes each upcycled item, the degree of uniqueness varies across different products. The relationship between consumer preference, upcycled product uniqueness, and the felt specialness is examined. In the synthesis of empirical findings and theoretical foundations, both essays yield valuable insights, enriching the consumer behavior literature related to sustainable product selection.
Sembolik tüketim: Benlik imajı uyumu üzerine bir araştırma
Tüketici davranışları yazınında, ürünlerin sembolik rolünün anlaşılması amacıyla gerçekleştirilen, tüketicilerin marka imajı ve benlik imajı algılamaları arasındaki uyumu ifade eden, ?benlik imajı uyumu? çalışmalarının, kavramın satın alma öncesi etkilerinin anlaşılması üzerinde yoğunlaştığı görülmektedir. Çalışmada, kavramın satın alma sonrası, tüketici tatmini ve marka sadakati üzerindeki etkilerinin belirlenmesi ile birlikte, daha önceki çalışmalarda incelenmeyen marka özdeşleşmesi kavramı ile ilişkilerinin ortaya konması amaçlanmıştır. Araştırma amaçları doğrultusunda, benlik imajı uyumunun doğrudan ve dolaylı etkilerini belirlemeye yönelik bir araştırma modeli sunulmuştur. Önerilen modelin test edilmesi amacıyla, Ankara'daki Üniversitelerin İşletme Yüksek Lisans Bölümlerinde okuyan 320 cep telefonu kullanıcısı ile bir araştırma gerçekleştirilmiştir. İlişkisel desene sahip araştırmada, anket tekniği ile veri toplanmıştır.Araştırma bulgularına göre; benlik imajı uyumunun, tüketici tatmini ve marka özdeşleşmesini doğrudan etkileyen bir değişken olduğu ortaya konmuştur. Benlik imajı uyumunun marka sadakati üzerinde ise dolaylı bir etkisinin olduğu görülmektedir. Benlik imajı uyumu, marka sadakatini tüketici tatmini ve marka özdeşleşmesi aracılığı ile etkilemekte, yani kavram, tüketici tatminine ve marka özdeşleşmesine yol açarak marka sadakati yaratılmasına neden olmaktadır.
Esnek çalışmanın istihdam yaratma üzerindeki etkisi: Halıcılık sektörü örneği
Esnek Çalışmanın İstihdam Yaratma Üzerindeki Etkisi: Halıcılık Sektörü Örneği, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2008Çalışmanın amacı esnek çalışma biçimleri ve istihdam arasındaki ilişkiyi Türkiye'de halı sektörü çerçevesinde ortaya koyabilmektir. Halı sektöründe el halıcılığının evde çalışma kapsamında incelenmesi çalışmanın içeriğini oluşturur. Çalışmada literatür taraması yöntemi kullanılmıştır.Araştırma sonucunda halı sektöründe evde çalışmanın istihdama katkısı üzerinden yapılan incelemede esnek çalışma biçimlerinin istihdama olumlu yönde etkide bulunduğu anlaşılmıştır.Anahtar Sözcükler1.Esnek Üretim2.Çalışma Hayatında Esneklik3.İstihdam Yaratmak4.Halıcılık Sektörü5.Evde Çalışma
Basel II uzlaşısı ve Türk bankacılık sektörüne etkileri
Risk ve risk yönetimi kavramları modern ekonominin ve özellikle finansal sistemin merkezinde yatan olgulardır. Geçmiş ile kıyaslandığında modern finansal sistemde finansal aracılık fonksiyonu geleneksel merkezi rolünü yitirirken spekülatif fon hareketleri önem kazanmakta ve buna paralel olarak risk yönetimi eskiden olduğundan daha önemli hale gelmektedir.Küresel entegrasyonun itici sektörlerinden olan ve her anlamda küresel bir faaliyet kolu haline gelen bankacılık sektöründe risk yönetimi için uluslararası standartları belirler konuma ulaşan Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS), sektörde uluslarası bir standart haline gelen ve `Basel I' olarak adlandırılan sermaye uzlaşısını getirilen eleştiriler ve günün gelişen ihtiyaçları doğrultusunda kapsamlı bir şekilde revize ederek `Basel II' olarak bilinen yeni sermaye uzlaşısını yayımlamış, Basel I'de olduğu gibi yeni sermaye uzlaşısı da uluslararası arenada çabucak kabul görmüştür. Bugün itibariyle gelişmiş ülkelerin çoğu Uzlaşıyı hayata geçirmiş bulunmakta, diğerleri ise bunun için gerekli çalışmaları yürütmektedirler.Türkiye'de ileri bir tarihte uygulamaya konması beklenen Basel II Sermaye Uzlaşısı'nın gerek bankacılık gerekse reel sektöre hem olumlu hem de olumsuz yansımalarının olması ve fakat orta ve uzun vadede sektörün ve genel anlamda ülke ekonomisinin tatmin edici ve sürdürülebilir bir ekonomik performansı yakalayabilmesi açısından gerekli ve faydalı olduğu değerlendirilmektedir.BDDK tarafından yakın bir tarihte sektörde faaliyette bulunan bankaların tamamına yakınının katılımıyla gerçekleştirilen sayısal etki çalışmasının bulguları ışığında Basel II'ye geçişin sektörün konsolide bazda sermaye yeterliliği rasyosunda kayda değer bir düşüşe yol açacağı ve fakat yine de asgari oranın (%8) oldukça üstünde bir rasyonun tutturulabileceği öngörülmektedir.
Hastane işletmelerinde hizmet kalitesinin ölçülmesi ve bir üniversite hastanesi örneği
İşletmelerin pazarda rekabet edebilmelerinin en önemli koşullarından biri, üretmiş oldukları ürün ya da sunmuş oldukları hizmetlerin kalitesidir. Ancak kalitenin bir rekabet aracı olarak kullanılabilmesi için, öncelikle sürekli olarak ölçülmesi, değerlendirilmesi ve aksayan yönlerinde iyileştirmelere gidilmesi gerekmektedir.Hizmet işletmelerinin sunduğu hizmetlerin kaliteli olmasının yanında, tüketicilerin ihtiyaçlarına cevap verebilmesi ve tüketicilerin kaliteyi algılamaları da son derece önemlidir. Bir hizmet işletmesinin, müşterilerinin beklentilerini bilmemesi ya da yanlış değerlendirmesi para, zaman, insan kaynakları ve diğer kıt kaynaklarını boşa harcamasına neden olur. Hastane işletmelerinde, hastaların, satın aldıkları hizmetin teknik kalitesini değerlendirebilecek bilgi birikimine sahip olmaması, hasta bakış açısı ile kalitenin önemi artırmaktadır. Söz konusu olanın ?insan hayatı? olması sebebiyle sağlık sektöründe, sunulan hizmetin kalitesi, en az kullanılan sarf malzeme ile tanı ve tedavi araçlarının kalitesi kadar önemlidir. Hastane yöneticileri, hastaların kalite beklentilerini doğru saptayabildiklerinde, sundukları hizmeti bu beklentiler doğrultusunda şekillendirebilecek ve performanslarına ciddi katkılarda bulunabileceklerdir.Hizmet kalitesi çalışmaları için SERVQUAL Modeli, oldukça yaygın bir kullanım alanına sahiptir. Bu çalışmada SERVQUAL Modelinin uygulaması için hizmet sektörünün önde gelen alanlarından hastaneler seçilmiş ve model, bir üniversite hastanesinde uygulanmıştır. Çalışmanın sonunda çeşitli istatistiksel analizler sonucu elde edilen bulgulara göre anlamlılık ve tutarlılıklar açısından değerlendirilmeler yapılmıştır.Anahtar Kelimeler: Hizmet, kalite, hizmet kalitesi, hastane işletmeleri, SERVQUAL
Aracı kurumlarda iç kontrol sistemi ve analizi
İşletmelerde gerçekleştirilen faaliyetlerinin çoğalması ve karmaşıklaşması, bu faaliyetlerin işletme yönetimleri için sürekli kontrol edilmesini gerekli kılmış, söz konusu bu gereklilik işletmelerde iç kontrol sistemlerinin kurulmasına yol açmıştır. İç kontrol sistemi; bir işletmenin tüm personeli tarafından etkilenen, ?faaliyetlerin etkinliği ve verimliliği?, ?finansal raporlamanın güvenilirliği? ve ?yürürlükteki yasa ve düzenlemelere uyum? amaçlarına ulaşmasında makul güvence sağlamak üzere tasarlanmış bir süreçtir.Sermaye piyasasının güven, açıklık ve kararlılık içinde çalışması için bu piyasanın önemli aktörlerinden biri olan aracı kurumların etkin bir iç kontrol sistemine sahip olmaları gerekmektedir. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Türk Sermaye Piyasası Mevzuatı dikkate alınarak aracı kurumlar hakkında genel bilgi verilmektedir. İkinci bölümde iç kontrol sistemi ele alınmakta ve özellikle tüm Dünya'da kabul görmüş olan COSO Raporu'nun önerdiği iç kontrol sistemi hakkında açıklamalar yapılmaktadır. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise risk kavramı ve çeşitleri genel olarak tanıtıldıktan sonra, aracı kurumların faaliyetleri sırasında karşılaşılabilecekleri riskler anlatılmaktadır. Son olarak dördüncü bölümde aracı kurumların iç kontrol sistemi, mevcut Sermaye Piyasası Kurulu düzenlemeleriyle birlikte değerlendirilmekte ve aracı kurumlarda iç kontrol sistemlerinin iyileştirilmesine yönelik önerilere yer verilmektedir. Tüm bu çalışmalar neticesinde aracı kurumlara,iç kontrol sistemlerinin etkinliği, verimliliği, yürürlükteki düzenlemelere uyumu gibi hususları gerek COSO Raporu gerekse tabi oldukları düzenlemelere göre değerlendirmelerinde yardımcı olabilecek bir rehber sunulmaktadır. Aksi takdirde bu kurumların başarısızlığı sadece kurumların kendilerini değil, tüm ekonomiyi etkileyerek krizlere yol açabilmektedir. Bu bakımdan bu çalışmada aracı kurumların iç kontrol sistemleri inceleme konusu yapılmıştır.
Bankaların tasfiyesinde ekonomik katma değerin hesaplanması ve Türk bankacılık sektöründe uygulanması
?Bankaların Tasfiyesinde Ekonomik Katma Değerin Hesaplanması ve Türk Bankacılık Sektöründe Uygulanması? adlı çalışmada, ilk önce, ekonomik katma değer (economic value added: EVA) yaklaşımının temel kavramlarına yer verilerek, bankalarda EVA'nın hesaplanması konusuna açıklık getirilmeye çalışılmıştır. Daha sonra, Türk bankacılık sektördeki gelişmelerden bahsedilerek, tasfiye olan bankalar incelenmiş ve Türk bankacılık sektöründe tasfiye olan bankaların ekonomik katma değer yaratma potansiyelleri analiz edilmiştir.Türk bankacılık sektöründe tasfiye olan halka açık dört bankanın EVA tutarları 1998 yılından itibaren hesaplanmıştır. Tasfiye olan bankalardan, üçü ekonomik katma değer yaratamamışken, bir bankanın ekonomik katma değer yaratma potansiyeli olduğu tespit edilmiştir. Ancak, ekonomik katma değer yaratmasına rağmen, bu bankanın da tasfiye edildiği görülmüştür.Bankalarda, tasfiye kararı gibi stratejik kararların verilmesinde, banka performansı belirlenirken, değer odaklı performans ölçütlerinin en önemlilerinden biri olan EVA yaklaşımının da göz önünde bulundurulmasının yararlı olabileceği sonucuna varılmıştır.
Altın piyasaları ve Türkiye ekonomisindeki yeri
Bu çalışmada insanlık tarihinde çok önemli bir yere sahip olan altının tarihçesi, temel özellikleri, bu önemliliğin temel nedeni olan ekonomideki yeri, devletler için altının önemi ve günümüzde organize hale gelmiş olan altın piyasaları bu çalışmanın temelini oluşturmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde altının neden değerli bir maden olduğu ve ona bu değeri atfeden özellikler ile birlikte altının tarihçesi incelenmiştir. İkinci bölümde ise, altının ekonomik analizi yapılarak, dünyada altının arz ve talebi, altın arz ve talebinin ekonomiye etkileri incelenmiştir. Bu bölüm daha çok dünyada ve Türkiye'de mevcut durumu tespit etmeye yöneliktir.Üçüncü bölümde ise, dünyada altın piyasalarının oluşumu ve etkileri incelenmiş ve dünyadaki başlıca altın piyasalarına genel olarak bakılmıştır.Dördüncü ve son bölümde ise, Türkiye'de altın ve altına dayalı piyasaların gelişimleri anlatılmış, Türkiye'deki altın arz ve talebi ve kaynakları incelenmiştir. Ayrıca Türkiye'de altın piyasaları, altına dayalı yatırım araçları, İstanbul Altın Borsası ve İstanbul Altın Rafinerisi incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise, ülkemizde altın sektörünün ve altın piyasalarının sorunlarına kısaca değinilerek, geleceğe yönelik önerilerimiz ana hatlarıyla belirtilmiştir. Anahtar Kelimeler: Altın Piyasaları, Altın Borsası, Altın Talebi ve Arzı, Altına Dayalı Yatırım Araçları, Altın Rafinerisi
Be mindful of the mindfulness interventions! Does mindfulness increase leader moral action through unveiling organizational politics?
Distressing trends and the destructive effects of leadership are widespread, yet the revival of morality in leaders' behaviors remains poorly understood. This study, drawing on behavioral integrity and dynamic (managerial) capabilities theory, investigates how leaders' moral actions are activated through personal resources while tapping into contextual factors. More specifically, employing a quasi-experimental research design with a waitlist control group (n = 30 in total), the current study examines the effects of an 8-week Mindfulness-Based Stress Reduction (MBSR) program on psychological well-being, proactive coping, awareness of organizational politics, and the subsequent enactment of moral actions among middle-level leaders from various multinational corporations in the service sector. The findings uncover a paradox: while mindfulness enhances psychological well-being, its translation into political awareness and moral action is complex. Increased personal resources do not directly result in improved political awareness or moral behavior among leaders, indicating a complex interplay between mindfulness and moral leader behavior. This study adds to the growing body of literature on mindfulness and leadership, advocating for further research into how mindfulness unveils morality in leadership while navigating the challenging dynamics of organizational politics.
Finansal tablolardaki aşırı bilginin yatırım kararları üzerindeki etkisi: Bir araştırma
Asli finansal tablo kullanıcıları arasında yer alan yatırımcıların yatırım kararı alma sürecinde kullandıkları finansal tablolarda, Uluslararası Muhasebe Standartları (UMS), Uluslararası Finansal Raporlama Standartları (UFRS) ve Bağımsız Denetim Standartları (BDS) ile ilgili mevzuat hükümleri uyarınca sunulması gerekenler dışındaki bilgiler, aşırı bilgi olarak nitelendirilmektedir. Finansal tablolarda aşırı bilgilerin sunulması zaten karmaşık olan yatırım kararı alma sürecini daha karmaşık hâle getirebilmekte ve yatırımcıların alacakları yatırım kararları üzerinde bir etkiye sahip olabilmektedir. Bu çalışmada finansal tablolarda sunulan aşırı bilginin yatırımcıların alacakları yatırım kararları üzerinde herhangi bir etkisinin olup olmadığının tespit edilmesi amaçlanmaktadır. Bahsi geçen amaç doğrultusunda kurumsal yatırım işletmelerinde çalışmakta olan on dokuz adet profesyonel ile yüz yüze mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Yöntem olarak nitel araştırma çatısı altında bulunan fenomenolojik analize başvurulmuştur. Araştırma sonucunda aşırı bilgi olgusu detayları ile ortaya konulmuş ve araştırmaya katılan yatırımcıların, finansal tablolarda sunulan aşırı bilginin yatırım kararlarını olumsuz etkilediğini düşündükleri tespit edilmiştir.
Çevre bilinci ve yeşil pazarlama faaliyetleri farkındalık düzeyi arasındaki ilişki hakkında bir çalışma
İçinde bulunduğumuz yüzyılda sanayileşme, dünya nüfusunun hızlı oranda artması ve nüfus artışının getirdiği ihtiyaç ve talepleri karşılamak için insanların doğayı tutarsızca kullanmalarının yol açtığı çevre kirliliği nedeniyle "çevre" kavramı günümüzde giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Sağlıklı bir yaşam sürdürmek için sağlıklı bir çevre gereklidir. Ülkemizde son yıllarda çevre bilinci ve çevre pazarlaması hızla gelişme göstermiştir. Yeşil pazarlama, yeşil tüketicilerin tüm istek ve ihtiyaçlarını karşılamak ve işletmelerin hedeflerine ulaşmak için çevre dostu ürünlerin tasarımından ürünlerin daha sonra kullanımına kadar olan süreci kapsayan planlı bir pazarlama faaliyetidir. Yeşil tüketiciler; çevre dostu ürünlerle ilgilenen, bu ürünler hakkında araştırma yapan ve bu bilgileri başkalarıyla paylaşan tüketicilerdir. Yeşil tüketim, çevreye en az zararı veren çevre dostu ürünleri satın almak ve kullanmak demektir.
Stores in an omnichannel world: Understanding their role and improving their performance
Online-first retailers are increasingly establishing physical stores to better serve their existing and new customers along the customer journey and increase customer engagement. This strategic expansion is driven by several key benefits. First, physical stores offer customers the invaluable opportunity to touch, feel, and try products before buying, significantly enriching the customer experience and reducing hesitation in purchase decisions—especially crucial for products where sensory experiences influence buying behavior. Furthermore, offline stores can enhance brand perception or act as a billboard for the brand's existence, thus enhancing visibility and credibility in a competitive marketplace. Additionally, these stores improve customer service by providing immediate, face-to-face assistance, which can swiftly resolve issues and facilitate returns and exchanges, thereby boosting customer satisfaction and loyalty. By allowing customers to verify product quality and fit before purchase, physical stores can also substantially lower return rates, reducing the logistical and financial burdens associated with handling returns. Besides serving existing customers better, physical stores can also capture additional sales opportunities by attracting different customer segments, including those who prefer in-store shopping or who engage in impulse buying when physically present in a store. Lastly, the synergy between online and offline channels enhances the overall shopping experience, enabling features like buy online, pick up in-store, which provides consumers with convenient, flexible shopping options. This omnichannel approach not only meets the diverse preferences of modern consumers but also drives greater brand loyalty and market reach. Building on these insights, this thesis explores the strategic benefits and challenges of stores in an omnichannel business model across three comprehensive chapters. The first chapter, "The Value of Experience-centric Stores in Omnichannel Retail," investigates the operational and financial implications of opening physical stores. It specifically analyzes three omnichannel store openings of an online-first reseller of consumer electronics - two large experience-centric stores and one small city-center format. Contrary to prior research, our results reveal that physical retail expansion, either by experience-centric or small stores, does not yield a significant positive effect toward online sales. Rather, we find patterns of cannibalization—quite significant for one of the two large stores. Revenues generated by the small store failed to offset sales lost in the online channel. For the large experience-centric stores, however, we reveal increases in total net revenues in the range of 21% - 23% after opening, rising further long term. Utilizing a diverse range of product categories and data from an online consumer survey, we explore category-specific insights on the value of experience-centric stores in omnichannel retail. The survey assesses the perceived utility of stores across three phases of the customer journey: information search, fulfillment, and product returns. Our results show that our utility-based framework effectively captures the short-term and, to a lesser degree, long-term value that stores offer to both retailers and consumers, particularly in destination categories. Store openings lead to greater overall revenue increases in product categories where consumers find higher utility in the physical store experience. However, the framework is less effective for accessory categories, suggesting a need for additional investigation in this area. These findings provide retailers with crucial insights into which product categories benefit most from experience-centric stores and enhance the understanding of the interaction between online and offline channels in an omnichannel retail environment. The second chapter, "The Effect of Omnichannel Store Openings on Return Rates," investigates how physical stores impact return behavior a significant concern for online-first retailers. As product returns escalate, online retailers have tightened their policies to curb losses, whereas their physical counterparts generally experience lower return rates due to customers' ability to inspect products and consult with staff. This contrast forms the backdrop for online-first retailers expanding into brick-and-mortar under an omnichannel model, aiming to reduce return rates by leveraging the tactile benefits of physical stores. However, this expansion could increase returns as physical locations might also increase the convenience of returning. This chapter introduces a conceptual framework to examine how physical store openings affect net revenue uplift by analyzing the interplay between increased sales and returned revenues. The findings reveal that while physical stores can enhance customer experiences and satisfaction, they may inadvertently lead to higher item return rates, which rose by 28.0% for Large Store 1 and 21.7% for Large Store 2. This highlights that the effectiveness of omnichannel strategies relies not just on the presence of physical stores but on their seamless integration with online operations to influence consumer behavior and manage returns effectively. The analysis shows that the higher average price of returned items compared to sold items amplifies the effect of increased return rates, leading to a more significant uplift in the return fraction. Consequently, net revenue grows less than gross revenue, illustrating the delicate balance between increasing revenue and controlling return rates. Given the retailer's low return rate before the store openings, the store-level return rates and return fractions increased by only about 0.5 percentage points. This can be considered the 'cost of doing business,' yet it remains a crucial aspect to monitor and mitigate. The third chapter, "Rightsizing Store Labor," focuses on ways to improve store productivity by evaluating adaptive staffing strategies in omnichannel retail. Given the labor-intensive nature of omnichannel stores—where activities such as click-and-collect, returns, in-store advice, purchases, and fulfillment are integral—efficient labor management is critical. This chapter particularly examines the potential for retailers to dynamically adjust labor hours in real-time based on actual customer traffic, with adjustments made voluntarily by employees. This analysis covers both scenarios where retailers can enhance labor productivity during low traffic periods by reducing hours without sacrificing sales, and where they can capitalize on unexpected customer traffic spikes by increasing hours to potentially boost sales. A field experiment was conducted to assess the impact of these labor adjustments on store productivity. We examined how the autonomy to scale hours impacts productivity and investigated the specifics of how the retailer utilizes this flexibility, the types of adjustments made, and the resulting effects on overall productivity. The intent-to-treat results indicated a significant 6.24% increase in productivity, with negligible impacts on labor hours and sales. More strikingly, the average treatment effect on the treated revealed significant enhancements: a 17.6% increase in productivity and a 10.3% reduction in labor hours when staffing was scaled up. These findings highlight the importance of real-time staffing flexibility in correcting planning imperfections and boosting overall performance. Upscaling labor hours during peak periods led to significant productivity gains (effectiveness route), while downscaling during low traffic periods had an insignificant effect (efficiency route). The 10.3% reduction in labor hours when staffing was scaled up suggests more efficient labor use, illustrating how on-the-day scaling can be used to (partially) correct for imperfect labor allocations made well in advance when store traffic estimates are full of uncertainty. This indicates that stores were initially planned with fewer labor hours to match actual traffic, and despite the upscaling, they did not fully close the labor hour gap, implying more efficient labor utilization. These insights are crucial for omnichannel retailers facing high inflation and rising labor costs. Dynamic labor management enables retailers to respond effectively to fluctuating customer traffic, ensuring optimal staffing levels that enhance customer satisfaction and operational efficiency. This study provides actionable strategies for maintaining operational efficiency, offering a vital approach for retailers to manage labor resources effectively amidst economic pressures. By integrating these dynamic staffing strategies, retailers can better balance operational efficiency and labor management, navigating today's retail landscape and improving the synergy between online and offline channels. Together, these chapters provide a holistic view of the strategic, financial, and operational outcomes of integrating online and offline retail channels, offering crucial insights for retailers navigating the challenges of today's retail landscape.
İşyeri arkadaşlığının iş yaşamında yalnızlık ve psikolojik iyi oluş üzerine etkisi
İşyerinde arkadaşlık, çalışanların verimliliğini, motivasyonunu ve genel iş ortamını olumlu yönde etkileyebilir. İş arkadaşları arasında sağlıklı ilişkiler kurmak ve destekleyici bir çalışma ortamı oluşturmak, birçok açıdan önemlidir. İşyeri arkadaşlığı, çalışanların psikolojik durumunu önemli ölçüde etkileyebilir. Sağlıklı işyeri ilişkileri, çalışanların duygusal ihtiyaçlarını karşılamak, motivasyonlarını artırmak ve genel psikolojik iyi oluşlarını desteklemek için kritik bir rol oynar. İyi işyeri ilişkileri, bireyin genel psikolojik sağlığına, iş memnuniyetine ve iş performansına olumlu etki edebilir. Bu araştırmada çalışanlarda işyeri arkadaşlığının iş yaşamında yalnızlık ve psikolojik iyi oluşa etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada nicel araştırma modellerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemi 2023 yılında Isparta Organize Sanayi Bölgesi'nde çalışmakta olan 420 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak demografik bilgi formu, İş Yeri Arkadaşlığı Ölçeği, İş Yaşamında Yalnızlık Ölçeği ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde nicel veri analiz yöntemleri kullanılmıştır. Bu kapsamda araştırma verileri SPSS istatiksel paket programı ile analiz edilmiştir. Analizlerde verilerin normallik dağılımları incelenmiş ve normal dağılım gösterdiği belirlenmiştir. Bu verilerin dağılımına uygun olarak analizlerde parametrik istatistiksel teknikler kullanılmıştır. Araştırma verilerinin karşılaştırılmasında araştırma değişkenleri ile ilişkiler kurulmuş, betimsel istatistikler, yüzde dağılımları, bağımsız örneklem t testi, ANOVA testi ve korelasyon analizleri kullanılmıştır. Çalışanlarda, iş yaşamında yalnızlığın alt boyutu olan sosyal arkadaşlık ile işyeri arkadaşlığının yüksek düzeyde ilişkili olduğu belirlenmiştir. Buna göre sosyal arkadaşlığı yüksek olan çalışanların işyeri arkadaşlığının da yüksek olduğu belirlenmiştir. Kadınların psikolojik iyi oluş ve işyeri arkadaşlığı düzeylerinin erkeklere göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Ayrıca kadınların iş yaşamında yalnızlığın alt boyutu olan duygusal yoksunluk ve sosyal arkadaşlık düzeylerinin erkeklere göre daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Stratejik sosyal pazarlamanın marka değerine etkisinde sosyal medya pazarlamasının, etkili kişi pazarlamasının ve yaşam tarzı pazarlamasının aracılık rolü
Marka değeri markalar açısından en değerli kabul edilen, markalara rekabet üstünlüğü ve süreklilik sağlayan unsurların başında gelmektedir. İşletmeler için en kıymetli gayri nakdi varlıkları arasında kabul edilebilecek marka değeri kimi zaman hem tüketiciler hem de işletmeler açısından üretim faktörünün bile önüne geçmektedir. Bu bağlamda düşünüldüğünde marka değeri oluşturabilmek, marka değerini koruyabilmek ve bu değeri süreç içinde yükseltebilmek işletmelerin en önemli faaliyet ve araştırma konuları arasında olmalıdır. Günümüz koşulları düşünüldüğünde marka değeri oluşturmak ve bu değeri koruyarak yükseltmek geleneksel pazarlama yöntemleri ile sınırlı kalamayacak noktadadır. Bu sebepledir ki işletmeler modern pazarlama yöntemlerine başvurmakta, tüketicilere en uygun ulaşım ve iletişim yöntemleri ile ilgili arayışlarını devam ettirmektedir. Stratejik sosyal pazarlama, sosyal medya pazarlaması, etkili kişi pazarlaması ve yaşam tarzı pazarlaması da bu arayışlardan bazıları olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplumsal pazarlama faaliyetlerinin günden güne önem kazanması ve hedef kitlenin beklentilerini geleneksel yöntemlerin kullanıldığı dönemlere kıyasla çok daha yüksek perdeden ifade etmesiyle doğan sosyal pazarlama, hedef kitlenin kişisel istek ve ihtiyaçlarından öte toplumsal ihtiyaç, istek ve beklentilerine odaklanmaktadır. Bu beklentilere odaklanmak, görmek ve beklentilere en uygun şekilde yanıtlar oluşturabilmekte sosyal medya pazarlaması, etkili kişi pazarlaması ve yaşam tarzı pazarlaması ile mümkündür. Buradan hareketle marka değeri oluşturulurken stratejik sosyal pazarlama ekseninde sosyal medya pazarlamasının, etkili kişi pazarlamasının ve yaşam tarzı pazarlamasının aracılık rolü araştırılmıştır. Geliştirilen model kapsamında kolayda örnekleme yöntemi ile katılımcılara ulaşılmış ve 442 katılımcıdan anket tekniği ile veriler toplanmıştır. Toplanan veriler SPSS ile Yapısal Eşitlik Modeli (YEM) kurularak analiz edilmiştir. Araştırmada Davis ve arkadaşları (2011) tarafından sosyal pazarlama kampanyalarının algılanan tanıtım etkinliğini ölçmek için geliştirilen sorulardan oluşan sosyal pazarlama ölçeği, Aaker (1991) ve Keller (1993)'ın geliştirdiği, İplikçioğlu ve Arpa (2020)'nin Türkçe' ye sadeleştirerek uyarladığı marka değeri ölçeği, Çinkay (2017) tarafından cümle yapıları ve ifade şekilleri sosyal medya pazarlaması için uyarlanan; algı ölçeği (Wang vd., 2009: 59), ünlü kişi kullanımı ölçeği (Ohanian, 1990) ve satın alma niyeti ölçeği (Hwang vd., 2011: 901), ünlü kişi kullanımı (Celebrity Endorsement) ölçeği, Strategic Business Insights firmasının İngilizce olarak geliştirdiği ve Kara ve İrge (2021) tarafından Türkçe olarak kullanılan Yaşam Tarzı ve Değerler (VALS 2) ölçeği yer almaktadır. Araştırma bulguları incelendiğinde sosyal pazarlamanın marka değerine etkisinin anlamlı olduğu görülmektedir. Yani sosyal pazarlamada yapılacak iyileştirmeler ya da sosyal pazarlama çabalarında yapılacak artışlar marka değerine de olumlu etki edecektir. Dikkat çeken diğer sonuçlar ise stratejik sosyal pazarlamanın, etkili kişi pazarlamasına doğrudan etkisinin, stratejik sosyal pazarlamanın, sosyal medya pazarlamasına doğrudan etkisinin, stratejik sosyal pazarlamanın, yaşam tarzına doğrudan etkisinin, etkili kişi pazarlamasının, marka değerine doğrudan etkisinin, sosyal medya pazarlamasının, marka değerine doğrudan etkisinin ve yaşam tarzı pazarlamasının, marka değerine doğrudan etkisinin anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Bu tespitlere göre her bir değişkendeki artış diğer değişken üzerinde de artış sebebi olacaktır. Anahtar Kelimeler: Stratejik Sosyal Pazarlama, Sosyal Medya Pazarlaması, Etkili Kişi Pazarlaması, Marka Değeri, Yaşam Tarzı
İş hayatında kadınların karşılaştıkları fırsat ve işlem eşitsizlikleri: Çağrı merkezi çalışanları üzerine bir araştırma
Bu çalışma, çağrı merkezlerinde çalışan kadınların iş hayatında karşılaştıkları işlem ve fırsat eşitsizliklerini ve bu eşitsizliklerin bireysel, örgütsel ve toplumsal sonuçlarını incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, kadınların özellikle ücretlendirme, kariyer ilerlemesi, yönetici tutumları ve işe alım süreçlerinde karşılaştıkları eşitsizlikleri ele almıştır. Kadın çalışanlar, eşit eğitim ve deneyime sahip olmalarına rağmen, "cam tavan", "cam yürüyen merdiven", "yapışkan zemin" ve "cam kapı" gibi metaforlarla açıklanan görünmez engeller nedeniyle iş hayatında ilerleme konusunda ciddi zorluklarla karşılaşmaktadır. Araştırma bulguları, kadın çalışanların yaşadığı işlem eşitsizliklerinin başında düşük maaş, uzun çalışma saatleri ve ek sorumlulukların geldiğini ortaya koymuştur. Bunun yanı sıra, kadınlar, iş yerinde fikirlerinin yeterince dikkate alınmadığını ve erkek meslektaşlarına oranla daha az değer gördüklerini ifade etmişlerdir. Fırsat eşitsizlikleri ise işe alım süreçlerinde kılık kıyafet, medeni durum ve kültürel önyargılar gibi unsurlar üzerinden şekillenmiştir. Bu eşitsizliklerin sonucunda, kadın çalışanların motivasyonlarının azalması, performans düşüklüğü, örgütsel bağlılık kaybı ve kişiler arası ilişkilerde gerginlik gibi sorunlar yaşadığı tespit edilmiştir. Araştırma, aynı zamanda kadınların iş hayatında yaşadığı bu sorunların bireylerin özgüven kaybına yol açarak kariyer ilerlemelerini nasıl sınırladığını göstermektedir. Bu araştırma, kadın çalışanların çağrı merkezleri gibi kadın yoğun sektörlerde bile toplumsal cinsiyet eşitsizliklerine maruz kaldığını ortaya koyarak, iş yerindeki eşitlik politikalarının eksik yönlerini vurgulamaktadır. Araştırma, literatüre kadınların iş hayatında karşılaştıkları işlem ve fırsat eşitsizliklerini ele alan detaylı bir perspektif sunmakta ve bu eşitsizliklerin çözümüne yönelik politikaların geliştirilmesine katkı sağlamaktadır.
Essays on online product ratings
This dissertation focuses on the drivers of online product ratings. Existing literature shows that self-selection, social influence, and rating systems influence product ratings and reviews. By documenting the impact of multi-dimensional rating systems on product ratings and exploring strategic rating behavior on online platforms in two separate essays, I aim to implement and extend the literature on the influencers of online ratings and reviews. In the first study, I explore the effects of multi-dimensional rating systems on product ratings and review content in online platforms. Using empirical data, I demonstrate that the introduction of multi-dimensional rating systems leads to lower overall ratings compared to traditional single-dimensional systems. Additionally, I find that while users write fewer reviews in multi-dimensional systems, those reviews exhibit higher quality, with a greater focus on product-specific attributes rather than seller-specific attributes. These findings suggest that multi-dimensional rating systems not only provide a more granular understanding of product performance but also encourage more detailed and informative feedback. This study has significant implications for the design of rating systems, highlighting how structural changes can influence user behavior and enhance the usefulness of online reviews for both consumers and platform managers. By uncovering these dynamics, the study contributes to the growing literature on online consumer behavior and the optimization of rating systems. In the second study, I examine whether strategic rating behavior exists when rating products online, focusing on how users' evaluations are influenced by the number and valence of prior ratings. I present evidence that users tend to provide lower ratings to products with a higher number of previous ratings, which suggests strategic efforts to affect overall ratings. This behavior is not explained by either herding or differentiation effects. Additionally, I find that while ratings are subject to strategic behavior, review sentiment and length remain unaffected, offering a more authentic reflection of user experiences. These findings have important implications for the design of rating systems on e-commerce platforms, emphasizing the need to mitigate biases and enhance the reliability of ratings. The study contributes to the literature on the drivers of online ratings by uncovering a novel form of social influence —strategic rating behavior— that adds a new dimension to the understanding of rating dynamics and highlights the value of written reviews as a source of more genuine consumer feedback. Overall, this dissertation deepens our understanding of the drivers of online product ratings by examining both the structural influences of rating systems and the behavioral dynamics of users. It emphasizes the critical role of system design in shaping ratings and review quality, as well as the strategic behavior that can affect user evaluations. These insights not only contribute to the theoretical literature on online ratings but also provide practical guidance for improving the reliability and authenticity of user feedback on e-commerce platforms, benefiting both researchers and industry professionals.
Operational and behavioral interventions to jointly manage telemedicine and in-person channels in epidemic contexts
This thesis investigates a multichannel healthcare system and studies operational and behavioral interventions to manage provider decisions and patient demand for telemedicine and in-person channels in the presence of an infection risk. The first part of the thesis formulates an optimization model that determines optimal capacity allocation and pricing decisions for the channels to maximize the provider's revenue. The main novelty in our model is that the in-person channel has a contagion disutility driven by patients' fear of contracting the disease in the healthcare center. The contagion disutility has two components: a behavioral parameter capturing the contagion awareness of patients and a contagion function. The contagion disutility is increasing in the number of in-person appointments, which makes the patient's choice endogenous. The optimization model offers several interesting results. We prove that if there is a contagion disutility and the telemedicine channel is not offered, the revenue grows logarithmically in potential demand (patient pool). However, the revenue grows linearly in potential demand if the telemedicine channel is offered. Therefore, the telemedicine channel is necessary to mitigate the provider's revenue loss due to contagion disutility. Additionally, when only the in-person channel is offered, patient access (total number of appointments) decreases significantly. We prove that the optimal telemedicine appointment price is strictly less than that of the in-person appointment, and the price gap increases as the patients become more contagion-aware. When we include the physician's sickness due to contracting the disease from patients in our model, we see that a social planner maximizing the welfare allocates more capacity to telemedicine than a revenue-maximizing provider, making physicians better off. The first part of the thesis shows that capacity allocation and pricing decisions that incorporate patients' contagion disutility can mitigate revenue losses experienced by healthcare providers during epidemics. This result continues to hold when some telemedicine appointments may require follow-up in-person appointments if the likelihood of a follow-up appointment is under a certain value. We study a setting where we include the direct cost of sick patients (disease burden) in the provider's/social planner's objective. When the disease burden is sufficiently large, high contagion awareness among patients can increase revenue/welfare. This indicates the importance of modulating patients' contagion awareness levels. Considering the benefits of telemedicine in a context of infection risk, in the second part of the thesis, we test the effectiveness of several operational and behavioral interventions in increasing the use of telemedicine during epidemics. We conduct a series of laboratory/platform experiments, in which each study considers an operational dimension alongside a behavioral one. The operational dimensions are motivated by the optimal capacity allocation and pricing decisions we studied in the first part of the thesis and include appointment prices and wait times. The behavioral dimensions include infection fear and health condition deterioration over time. The novelty of our experiments is that they include both dimensions in an epidemic context and let participants actively choose between the telemedicine and in-person appointment options. Our study is the first to propose and test informational interventions to manage patient demand between channels in an epidemic context via controlled experiments. Our experimental setting also allows us to control for behavioral characteristics such as risk perception and inherent attitudes toward the channels that can impact channel choice. The first operational dimension that we study is a price difference intervention where the price of an in-person appointment is 25% higher than that of a telemedicine appointment. Although we observe a directional increase in the use of telemedicine, the impact is not significant. Insurance considerations, a need for increased saliency, or a larger price difference can be potential explanations. The second operational dimension is the appointment wait time advantage of the telemedicine channel. We approach appointment wait time from two different perspectives: the systems perspective and the patient's perspective. In the systems perspective, due to the provider's capacity/resource allocation policy, telemedicine appointments have shorter appointment wait times. In the patient's perspective, the provider offers similar appointment wait times for the channels. Yet, telemedicine appointments can easily fit into the schedule of patients due to their convenience in eliminating the need to travel to a healthcare facility. That can allow patients to see the doctor sooner. In addition to the operational interventions, we test the effectiveness of several behavioral (informational) interventions. In line with the benefit of increasing patients' contagion awareness in the first part of the thesis, the first set of informational interventions aims to increase the infection risk awareness of patients and nudge them to choose the telemedicine channel. The infection messages differ in their framing (negative or positive) and risk focus (only self-risk or including the risk for others). For the messages regarding the appointment wait time difference, we emphasize that telemedicine appointments allow patients to see the doctor sooner. When there is an appointment wait time difference due to the provider's capacity/resource allocation policy, informational interventions do not further nudge patients toward the telemedicine channel. When the provider offers similar appointment wait times, the informational interventions can be effective in increasing the use of telemedicine. We observe that a negatively framed infection message (emphasizing the infection risk associated with the in-person channel for self and others) and a positively framed convenience message (emphasizing the ease of scheduling for the telemedicine channel) effectively increase telemedicine use. The convenience message has the advantage of being further used in non-epidemic contexts, increasing its generalizability. Overall, the results of the second part of the thesis show that healthcare providers can manage patient demand with easy-to-apply informational messages. Together, the findings of this thesis offer actionable insights for healthcare providers to manage channel decisions and patient demand in multichannel healthcare systems.
The information asymmetry effects and a conceptual framework of enhanced mandatory disclosures
I study the information asymmetry effects of enhanced mandatory disclosure by incorporating the inherent differences between institutional and individual investors into an information model. In the model, I characterize the information asymmetry to originate from the fact that some investors possess private information ex-ante mandatory public disclosure. I show that enhanced mandatory disclosure does not always result in leveled informational playing field and reduced information asymmetry. Specifically, I show how the relative characteristics of mandatory disclosure and ex-ante private information systems (complementary versus substitute nature of the information signals they generate), affect the extent of ex-post information asymmetry between individual and institutional investors. Drawing on the findings and predictions of the model, I present a conceptual framework of classifying accounting standards and disclosure requirements in a spectrum from 'substitute' to 'complementary' based on their objectives and information properties at the time of pronouncement and on the nature of their relationship with the ex-ante private information. Finally, I discuss the empirical implications of such classification scheme, which is based on the model's findings.
Karar verme tarzları ile hedonik tüketim arasındaki ilişkinin online alışveriş bağlamında incelenmesi
Bu çalışma, online alışveriş yapan tüketicilerin karar verme stilleri ile hedonik tüketim eğilimleri arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, online alışveriş yapan 530 online tüketiciye karar verme tarzları ölçeği ve hedonik tüketim nedenleri ölçeği uygulanmıştır. Verilerin analizinde betimsel istatistikler, korelasyon ve regresyon analizleri kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, tüketicilerin karar verme stilleri ile hedonik tüketim eğilimleri arasında anlamlı ilişkiler olduğunu göstermiştir. Özellikle dikkatli karar verme ve kaçıngan karar verme boyutlarının başkalarını mutlu etmek için alışveriş boyutu üzerinde anlamlı etkileri olduğu belirlenmiştir. Ayrıca karar vermede özsaygı boyutunun otorite ve statü boyutu üzerinde pozitif yönde anlamlı bir etkisinin olduğu görülmüştür.
Tam zamanında üretim sisteminin muhasebe ve finansman açısından incelenmesi
Son yıllarda gerek ülkeler, gerekse işletmeler arasında yoğun bir rekabetyaşanmaya başlanmış, rekabet üstünlüğü elde edebilmek için dikkatleryeniden imalat faaliyetleri üzerinde yoğunlaşmıştır. Bunun sonucunda yenisüreç ve akış teknolojileri, yeni stok sistemleri ve malzeme kullanmateknikleri, üretim, mühendislik ve tasarımda yeni bilgisayar kullanımyöntemleri, çalışma gruplarının yönetiminde yeni yaklaşımlar keşfedilmeyebaşlanmıştır. Bu yaklaşımlardan en önemlisi ve belki de en iyisi TamZamanında Üretim (TZÜ) yaklaşımıdır. Üretim sürecinin bütün aşamalarındaen az düzeyde stok bulundurma ve toplam kalite kontrol temelinde geliştirilenTam Zamanında Üretim sistemi, mamullerin en düşük maliyetle en yüksekkalitede üretimini ve hızla değişen çok çeşitli tüketicitaleplerinin zamanında karşılanmasını hedeflemektedir.Yüksek üretim teknolojilerinin kullanımını da içeren Tam ZamanındaÜretim sisteminin uygulanmasıyla birlikte işletmelerin örgüt, üretimyöntemlerinde, personel politikalarında ve muhasebe sistemlerinde önemlideğişikliklerin yapılması zorunluluğu doğmuştur. Bu gelişmeler karşısında,yıllar önce geliştirilen maliyet muhasebesi sistemlerinin yeni üretimortamlarında yetersiz kaldığı görülmüş ve geleneksel maliyet muhasebesiteknikleri terk edilmeye başlanmıştır. Tasarım maliyetleri, amortismanlar, veritoplama ve dağıtım anahtarlarıyla ilgili sorunlar teknolojideki ve üretimsistemlerindeki gelişmeler sonucu maliyet muhasebesinde ortaya çıkan bazıdeğişikliklerin kaynağını oluşturmaktadır.Bu çalışmanın amacı, üretimdeki teknolojik gelişmelerin ve küreselrekabetin bir sonucu olan Tam Zamanında Üretim sisteminin, işletmelerinmuhasebe ve finans sistemleri üzerindeki etkilerini bulmaktır.
Gayrimenkul değerleme yöntemleri ve gayrimenkul yatırım ortaklıklarında değer tespiti
Geçmiş yıllardaki enflasyon oranlarının yüksekliği ve yaşanan krizler,faiz oranlarının sürekli olarak yüksek kalmasına ve sonucunda uzun vadelifonların temin edilememesine yol açmıştır. Gelişmiş ülkelerde inşaatyatırımlarının büyük kısmı kurumsal sermaye tarafından yapılmakta vesermaye piyasası araçları ile finanse edilmektedir. Türkiye'de gayrimenkulsektörünün kurumsal bir yapı içerisinde gelişebilmesi için, sektöre uzun vadelifonların gelmesi mutlaka sağlanmalıdır. Konut Finansmanı Kanunu'ndayapılacak düzenlemelerle, bankaların kullandırmış oldukları konut kredilerinedayalı menkul kıymet ihracı mümkün olursa, sistem kendi kendisinibesleyecek uzun vadeli bir fona kavuşmuş olacaktır.Gelecekte gayrimenkul piyasasında hızlı gelişme beklenmesininbaşlıca nedeni, Türkiye ekonominin istikrarlı bir büyüme göstereceğine olaninançtır. 2005 yılında enflasyon ve faizde sağlanan olumlu gelişmeler,gelecekte daha iyi bir ortam yaratılabileceği konusunda bir kanıt olmaktadır.Bu nedenle, başta finans sektörü olmak üzere, ilgili herkesin böyle birekonomik ortama hazırlıklı olmalıdır.GYO sektörü bugün geldiği nokta itibariyle, amaçlarından hiç birisinigerçekleştirememiştir. Bunun başlıca nedeni, gerçek anlamda bir?Gayrimenkul Portföyü Yönetim Şirketi?nin Türkiye'de henüz kurulmamışolmasıdır. Mevcut GYO firmaları, bankaların ve holdinglerin sahip olduklarıgayrimenkullerin değerlendirildiği şirketler görünümündedirler. Bu nedenlesektörün gelişimi için, GYO firmalarının kuruluş amaçlarını tam olarakgerçekleştirebilecek, profesyonelce gayrimenkul portföyü yönetecek ve uzunvadeli fonları temin edebilecek firmaların sektöre girmesinin sağlanmasıgerekmektedir.Sermaye Piyasasında Uluslararası Değerleme Standartları HakkındaTebliğ'in, 01.05.2006 tarihinde yürürlüğe girmesiyle, sermaye piyasasımevzuatı uyarınca değerleme yapanlar, Tebliğde yer alan UluslararasıDeğerleme Standartlarına aynen uymak ve bunları uygulamak zorundadırlar.Ancak, davranış kuralları dahil, tebliğin tam anlamıyla uygulanabilmesi içinsektörde kalifiye kişilerin istihdam edilmesi gerekmektedir.Mevcut GYO'ların kendi özkaynakları ile yapabilecekleri yatırımlar çoksınırlı olduğu için, sektör son on yılda gelişememiştir. Ülkemizde gayrimenkulfinansmanında GYO'ların daha fazla kullanılmasına yönelik olarak yürütülençalışma sonucunda, Sermaye Piyasası Kurulu tarafından hazırlanan tebliğ ile,yabancı yatırımcılar lehine, önemli düzenlemeler yapılmıştır. Yabancıyatırımcılar lehine yapılan söz konusu değişiklikler ile, önümüzdeki dönemdegayrimenkul sektörüne, yeni GYO'lar aracılığıyla, milyarlarca USD'lik uzunvadeli fonların gelmesi beklenmektedir.Gayrimenkul, kişi ve kuruluşların tasarruflarını değerlendirdikleri enönemli ve en güvenilir yatırım araçlarından birisidir. Gayrimenkul sektörününve hukuki alt yapının son yıllarda hızla gelişmesine paralel olarak, gayrimenkuldeğerleme ve GYO sektörüne olan ilgi de önemli ölçüde artmıştır.Önümüzdeki dönemde gayrimenkul değerlemenin, gelişmiş ülkelerdeki gibi,Türkiye'de de profesyonelce yapıldığını gösterebilmek için, gayrimenkuldeğerleme firmalarına ve değerleme uzmanlarına büyük bir sorumlulukdüşmektedir. Çünkü, değerleme sürecinde toplanan bilgiler ışığında bulunangayrimenkul değeri, sonuçta değerleme uzmanının niteliğine, tecrübesine vetakdirine bağlı olmaktadır.
Sermaye yapısı belirleyicilerinin uygulanabilirliğinin test edilmesi : Türkiye tarım kredi kooperatiflerinde bir uygulama
Bu çalışmada sermaye yapısını etkileyen faktörler farklı açılardan analizedilerek önemleri ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Bu kapsamda, TKK' nebağlı toplam 16 bölge birliği ve bu bölge birliklerine bağlı kooperatiflerarasından seçilen ilk 10 bölge birliği ve bağlı kooperatiflerde sermaye yapısınıve etkileyen mali değişkenleri tespit etmek üzere, söz konusu bu birimlereilişkin 2001 -2005 dönemi enflasyona göre düzeltilmiş mali tabloları, ve T.C.Ziraat Bankası kaynaklarından kullandıkları ortalama faiz oranı esas alınmıştır.Analizde Fiili Borç Kullanım Oranı bağımlı değişken olarak; Satış GiderlerininSatışlara Oranı, Faaliyet Karının Satışlara Oranı, Faaliyet karının AktiflereOranı, Özsermaye Çarpanı, FVÖK'ın Faiz giderlerine oranı ve ÖzsermayeTutarı ise bağımsız değişkenler grubu içerisinde ele alınmış ve sermayeyapısındaki yabancı kaynak kullanımına etkileri çoklu regresyon analizi veKısmi Korelasyon analizi ile tespit edilmiştir. Varılan sonuçların güvenirliğinitest etmek amacıyla ANOVA modeli; gruplararası farklılığın tespitine yönelikolarak da Tukey's_B testi uygulanmıştır. Ulaşılan sonuçlar arasında; satışgiderlerindeki artış Özsermaye ihtiyacını artırmaktadır. Diğer önemli bir sonuçise sermaye yapısının belirlenmesinde kısmi korelasyon yöntemi daha istikrarlıve regresyon katsayıları ile daha uyumlu sonuçlar vermiştir. Yine, 2003 yılıhariç, diğer yıllarda analiz sonuçlarının anlamlılık düzeyi oldukça yüksekbulunmuştur. Bölge birlikleri ve bağlı kooperatiflerde sermaye yapısı oranlarıaçısından farklılıklardan haraketle homojen alt grupların varlığı Tukey's_B testiile ortaya konulmuştur.
Uluslararası petrol arama ve üretim şirketlerinde yatırım kriterlerinin değerlendirilmesi ve örnek uygulama
Petrol bugün Dünya'nın her noktasında aynı referans fiyatla satılıpalınabilen ve mübadele edilebilir ticari bir maldır. Bu nedenle dünyanınherhangibir noktasında arz kaynaklarında meydana gelebilecek bir kesintitüm dünyayı etkilemektedir. Geçmişten bugüne yaşanan gelişmelere rağmenpetrol dünya ekonomisi üzerinde hala çok önemli bir etkiye sahiptir. Örneğintaşımacılık sektörü %97 aranında petrole bağımlı olup petrol fiyatlarındakiyükselişlere üretimi kısarak cevap verme olanağı bulamamaktadır.Dünyadaki en büyük petrol tüketicisi olan Birleşik Devletler toplamtüketimin %25'ini yaparken ispatlanmış rezervlerin yalnızca %3'üne sahipbulunmaktadır. Buna karşılık Ortadoğu daki petrol ülkeleri ispatlanmış petrolrezervlerinin %57-%65'ine sahiptirler. Önümüzdeki 10 ila 20 yıllık dönemdepetrole olan talebin düzenli olarak artması ve bugün 78 milyon varil olangünlük tüketimin %50 artışla 120 milyon varil olması beklenmektedir. Dünyaekonomileri petrol ihtiyaçlarını karşılama konusunda özellikle OPEC üyesiortadoğu ülkelerine bağımlıdırlar. Bu nedenle bu ülkelerin 2003 yılında 21milyon varil/gün olan üretimlerini 2025 yılında 38 milyon varil/gün'eçıkarmaları beklenmektedir.Petrol sektöründe ilgili rezervlerin bulunmasından sonraki en önemlikonular, petrol fiyatının, yatırım ve üretim maliyetlerinin ne olacağıdır. Petrolsatışından elde edilecek hasılatın, yatırım ve üretim maliyetlerinikarşılayabilmesi ve kar elde edilebilmesi, doğrudan petrol fiyatlarının hangiseviyede oluştuğu ile bağlantılıdır. Fiyat ve maliyet değişkenleriyle birlikte enönemli husus yukarıda değinildiği gibi, yapılan değerlendirmeler sonucuverimli bir rezerve ulaşılıp ulaşılamayacağıdır. Verimli bir petrol rezervibulunamadığı takdirde yapılan çalışmaların değeri sıfırlanacaktır.Petrol projelerinde, proje değerlendirme ve finansal yapının kontrolü,anlaşmanın imza aşamasında başlayıp, projenin ömrü boyunca sürmektedir.Yüksek riske sahip olan arama yatırımları, yatırımın her aşamasında risklerinanaliz edilmesini gerektirmektedir. Böylece firma her aşamada beklentilerinene kadar yaklaştığını veya yaklaşabileceğini ölçebilecektir. Bu nedenle,projeye başlarken yapılan varsayımlar doğrultusunda, finansal değerlendirmeyöntemleri uygulanarak karlı olduğu düşünülen yatırım, projenin çeşitlisafhalarında aynı yöntemlerle, gerçekleşmeler doğrultusundadeğerlendirilmeye devam edilerek hedeflere ulaşma potansiyeli test edilir.Bu tezin birinci bölümünde, petrol ile ilgili tanımlamalar ve petrolüntarihi gelişimi, büyük petrol şirketleri ve petrol piyasasının genel görünümü ileilgili bilgiler verilmektedir. Yine petrol ekonomisi ile ilgili çok sayıda istatistikibilgi ve petrol şirketlerinin genel yapılanması da bu bölümde anlatılmaktadır.kinci bölümde petrol arama ve üretim faaliyetleri finansal yöndenincelenmiş, ve uluslararası projelerde fisibilite çalışmalarında uygulanacakolan prensipler açıklanmıştır. Yine bu bölümde yatırım projelerine kredi verenuluslararası kredi kuruluşları ile ilgili bilgi verilmektedir.Üçüncü bölümde ise uluslararası bir proje ile ilgili bilgiler verilmekte(sermaye harcamaları, üretim harcamaları, rezerv ve üretim bilgileri, petrolfiyatları) ve ikinci bölümde izah edilen değerleme metodlarıyla projeninfizibilitesi hesaplanmakta ve değerlendirmeler yapılmaktadır.
Otel işletmelerinde pazarlama stratejileri ve bir örnek uygulama
Türkiye' de turizm, ülke ekonomisine önemli katkılar sağlamasınedeniyle teşvik edilen bir sektör durumundadır. Ülke ekonomisindekigelişmeler ve sektöre olan destek turizm sektöründe faaliyet gösteren otelişletmelerinin sayılarında sürekli artışlara neden olmaktadır.Talebin dışsal faktörlere aşırı duyarlı olması doluluk oranlarındadalgalanmalara sebep olmaktadır. Bunun yanında otel işletmelerinin, sonyıllarda sayıları hızla artış gösteren seyahat acentelerine bağımlılığı daartmıştır. Bu da beraberinde karın belli bir kısmının başka bir işletme ilepaylaşılması anlamına gelmektedir. Ülke ekonomisinin ve turizm sektörününiçinde bulunduğu durum otel işletmelerinde pazarlama faaliyetleri üzerindeoldukça büyük etkiler göstermektedir.şletmelerin bu tablo içerisinde varlıklarını sürdürebilmeleri ve değişenşartlara ayak uydurabilmeleri için yöneticilerin pazarlama faaliyetlerine önemvermeleri ve bu konuda profesyonelleşebilmeleri gerekmektedir. Pazarlamahalen, pek çok işletme yöneticisi tarafından sadece satış-tutundurmaolarak, doluluk oranları düştüğünde, maddi sıkıntılar yaşandığında yapılmasıgereken faaliyetler olarak algılanmaktadır.Otel yöneticileri hızla değişen koşullar karşısında kendilerini hızlageliştirebilmeli, modern pazarlama anlayışının doğrultusunda müşteribeklentilerini doğru belirleyip bunların tatmini konusunda yapılmasıgerekenler için işletmeyi doğru yönlendirebilmelidirler.Pazarlama Stratejileri ile ilgili olarak, tüm işletmeler için geçerli olan tekbir doğru stratejinin olmaması, otel işletmeciliği açısından da geçerlidir. Herotel işletmesi faaliyet gösterdiği piyasa koşullarına, işletme amaç vehedeflerine göre en uygun olan, yapılan bütçeleme çalışmasından sonramaddi olarak uygulayabileceği kesinlik kazanan kendi pazarlama stratejisinioluşturmalıdır.Yapılan çalışmada literatürde otel işletmelerinde uygulanacakpazarlama stratejileri incelenmiş ve bunlar doğrultusunda örnek otel işletmesiolarak Gazi Park Otel uygulanan pazarlama stratejisişletmesindedeğerlendirilmiştir.
Evde sağlık bakım hizmetlerinin Türkiye'de uygulanabilirliğine ilişkin hekimlerin görüşleri ve kardiyoloji hastaları için hastane destekli evde bakım hizmetleri model önerisi
Evde sağlık bakımı geleneksel yataklı tedavi hizmetleri için düşük maliyetli biralternatiftir ve özellikle sağlık hizmetleri için finansal kaynakların kıt olduğugelişmekte olan ülkeler için cazip bir alternatiftir. Evde bakım hizmetlerininTürkiye'de uygulanabilirliği konusunda hekimlerin görüşlerini almak için,büyük bir devlet hastanesinde çalışan 254 hekim üzerinde bir araştırmayürütülmüştür. Çalışmanın sonuçları katılımcıların %35,4'ünün, genel olarakevde sağlık bakımının Türkiye için uygun olmadığını düşündüğünügöstermektedir.çalışmanın sonuçları, evde sağlık bakımının ekonomik olarakcazip görüldüğünü ve Türkiye'de ve diğer benzer ülkelerde gelecektegelişmesi beklenen tıbbi alanlardan biri olduğunu desteklemektedir.Anahtar Kelimeler: Evde sağlık bakımı, hastane temelli evde sağlıkhizmetleri, kardiyoloji hastaları
Türk bankacılık sektörünün Avrupa Birliği bankacılık sektörüne uyum süreci : Bu süreçte yapılan eğitim faaliyetleri ve bir alan araştırması
Avrupa Birliği içinde bankaların serbestçe faaliyet gösterebileceği bütünleşmişve rekabete dayalı bir piyasanın oluşması, bankacılık sektörü için temel amaç olarakkabul edilmektedir. Tek pazar programı; temel uyumlaştırma, karşılıklı tanıma vemerkez ülke denetim ve kontrolü gibi üç ilkeye dayanmakta ve Tek BankacılıkLisansı ile bankaların, birlik içerisinde istedikleri ülkede faaliyet gösterebilmelerisağlanmaktadır.Avrupa Birliği üye ülkeleri arasında ortak bir bankacılık piyasasınınoluşturulması, Konsey Direktifleri ve Tavsiye Kararları ile büyük ölçüdegerçekleştirilmiş olmakla beraber her üye ülkede geleneksel bankacılık yapısındankaynaklanan farklılıklar bulunmaktadır.Türk bankacılık sektörü ile Avrupa Birliği ülkeleri karşılaştırıldığında, mevzuatbakımından önemli farkların bulunmadığı; rekabet edebilme konusunda ise Türkbankacılık sektörünün, eski üye ülkelere göre geride olduğu fakat yeni üye ülkeleregöre daha iyi olduğu anlaşılmıştır.Banka personellerine yönelik yapılan anket ile çalışanların Avrupa Birliğibankacılık sektörü ile ilgili yeterli bilgiye sahip olmadıkları görülmüştür.Araştırmaya katılanların Türk bankacılık sektörünün Avrupa Birliğine uyumsürecinde kendilerine verilen eğitimleri yeterli bulmadıkları anlaşılmıştır. Fakatkatılımcıların %98'inin Türk bankacılık sektörünün Avrupa Birliğine uyum süreci ileilgili eğitim almak istedikleri anlaşılmaktadır.
İmalat işletmelerinde stokların denetimi: Muhasebe ve vergi denetimi açısından incelenmesi
İşletmelerin temel amacı karlılıklarını maksimize etmektir. Özellikleimalat işletmelerinin varlık kalemlerinin en önemlilerinden biri olan stoklar,bilançoda büyük bir ağırlığa sahiptirler. Dolayısıyla, imalat işletmelerindestoklar bir yatırım aracı olmalarının yanı sıra, işletmenin karlılığını da önemliölçüde etkileyebilirler.Bir işletmenin faaliyet sonuçları ile ilgilenen kesim, sadece o işletmeninsahip veya ortakları değildir. şletmeyle doğrudan ilgili olan işletme sahipveya ortaklarının dışında, o işletme ile ticari ya da mali ilişkiler kurmakdurumunda olan kredi, finans ve yatırım kuruluşları ile işletmeler veya toplumbireyleri, çeşitli kamu kurum ve kuruluşları, işletmenin faaliyet sonuçları vemali yapısı ile ilgilenmekte, konu hakkında doğru ve güvenilir bilgi sahibiolmak istemektedirler. şletmelerin faaliyet ve faaliyet sonuçları konusundatemel bilgi kaynağı ise o işletmenin muhasebe kayıt ve belgeleri ile bunlaradayanılarak hazırlanmış mali tablolarıdır.İmalat işletmelerinde, işletme sahipleri ve üçüncü şahıslarcakullanılacak mali tabloların güvenirliliğinin sağlanması açısından bağımsızdenetçi tarafından yapılacak bağımsız denetim, devletin en önemli gelirkaynağı olan vergi gelirinin doğru tahsil edilebilmesi açısından vergimatrahının güvenilir ve gerçekçi saptandığının tespiti için kamu denetçisi olanvergi inceleme elemanları tarafından yapılan, vergi denetimi, diğerkalemlerde olduğu gibi stok kalemlerinin denetiminde de önem taşımaktadır.Stokların denetimi, içeriğindeki kalemlerinin çokluğu nedeniyle hem zor, hemde yukarıda ifade ettiğimiz üzere önemlidir.Bu anlamda tez, imalat işletmelerinde stok kalemlerinin denetimindeyüksek risk barındıran denetim alanlarını tespit ederek, bu alanlardauygulanabilecek denetim tekniklerini ve dikkat edilmesi gereken hususlarıbelirlemek konusunda yararlı olmayı amaçlamıştır.Tez üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde ilk olarak stok vedenetime ilişkin genel kavramların tanımı yapılacaktır.İşikinci bölümde muhasebede stok denetimi ve iç kontrol sistemi ile ilgiliaçıklamalar yapıldıktan sonra, stokların iç kontrol sisteminin unsurlarından,stok kalemlerinin değerlemesinden ve maliyet unsurlarından bahsedilecektir.Tezin son bölümünde ise, vergi denetimine ilişkin açıklamalaryapılarak, vergi denetiminde stok kalemlerinin denetimiyle ilgili olarakbaşvurulabilecek denetim teknikleri izah edilmeye çalışılacaktır.
Basel-II'nin kobi kredileri üzerindeki etkileri
Bankalar için sermaye, olumsuz şartların yaşanması halindevarlığını sürdürebilmesini sağlayacak son savunma hattıdır. Yönetimzafiyetlerinin mevcut olduğu, ayrılmış olan özel karşılıkların yetersiz olduğubir durumda banka, karşılaştığı zararları sahip olduğu sermaye ilekarşılamaktadır. Böyle bir durumda sermayenin de yetersiz kalmasıhalinde banka iflas edebilir. Bu yüzden bankaların ne kadar sermaye ileçalışması icabeder sorusu banka denetim otoritelerinin kafa yorduğukonulardan birini teşkil etmektedir.Bankaların sermaye yeterliliklerinin uluslararası alanda ilk kez birstandarda bağlanması Basel-I'in yayımlanması ile gerçekleşmiştir. Basel-Iyayımlandıktan hemen sonra çok sayıda ülkece kullanılmaya başlanmış,ancak bankacılık sektöründe ortaya çıkan inanılmaz hızdaki gelişmelerkarşısında kısa zamanda sorgulanır hale gelmiştir. Basel Komitesi, yenibir sermaye yeterliliği standardı hazırlama çalışmalarına başlamış, Basel IIisimli yeni standardını da 2004 yılında yayımlamıştır. Temelindebankaların karşılaştıkları risklerin büyüklüğü ile paralel sermayebulundurma yükümlülüklerine tabi olması prensibini benimseyen Basel-II,önceki metne göre oldukça kapsamlı ve teknik seviyesi yüksek birmetindir. Böyle bir metnin, hiç şüphesiz, başta bankalar olmak üzere pekçok kesim üzerinde çok önemli tesirleri olacağı beklenilmektedir. Bukesimler içerisinde en çok tartışılanlardan biri KOB 'lerdir.Bu çalışmada Basel-II'nin KOB kredilerine yapabileceği etkilerdeğerlendirilmeye çalışılmış; bu etkiler bankalar ve KOB 'ler açısından elealınmıştır.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası' nın kar / (zarar) durumunun ekonomik konjonktür ile ilişkisinin analiz
?Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası' nın Kar / (Zarar) DurumununEkonomik Konjonktür İle İlişkisinin Analizi? başlıklı yüksek lisans tezinin ilkbölümünü Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın Genel Tanıtımıoluşturmakta olup, bu başlık altında TCMB' nin tanımı, tarihçesi, işlevleri,görev, yetki ve politikaları ile TCMB' nin gelir / kar ve gider/zararunsurları,TCMB Kar / (Zarar) Tablosu ve TCMB Kar / (Zarar) Hesabı elealınmıştır.Bu bölümde üzerinde durulan en önemli noktalardan biri TürkiyeCumhuriyet Merkez Bankası'nın 1211 sayılı TCMB Kanunu 25 Nisan 2001tarihli ve 4651 sayılı Yasa ile değiştirilmesidir. Yeni Merkez Bankası Kanunuile TCMB kaynaklarının kamu finansmanı amacıyla kullanılmasına sonverilmiş, ?Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Bağımsızlığı?nı elde etmiş veartık TCMB' nin temel amacının fiyat istikrarını sağlamak olduğununbelirlenmesidir.Tezin İkinci Bölümü'nde Dönemler İtibariyle Türkiye CumhuriyetMerkez Bankası' nın Kar / (Zarar) Durumu başlığı altında TCMB Kar /(Zarar) ı incelenmiştir. Bu bölümde önemli nokta 2001 yılında bahsedilenKanun Değişikliği çerçevesinde gelen ?Bağımsızlık? kavramı yanında?Şeffaflık? ve ?Hesapverebilirlik? kavramları gereği 2001 yılından itibarenTCMB Kar Zarar Tablosu'nu da içeren TCMB Bağımsız Denetim Raporlarıkamuoyuna yayınlanmaya başlanmış olmasıdır.Üçüncü Bölüm'de Dönemler İtibariyle Ekonomik Konjonktürün Durumubaşlığı altında Türkiye ekonomisi incelenmiştir. Bu bölümde incelemesiyapılırken kullanılan kriterlerde sınırlı iken; önemli olan nokta Kanundeğişikliğinin sonucunda gelen ?TCMB Bağımsızlığı? nın özellikle ülkedeyaşanan ekonomik krizlerden sonra tartışılmaya başlanmış olmasındandolayı çalışmasıdır.Bu nedenden dolayı ekonomik krizler çalışmakapsamında belirleyici özellik arz etmesidir.Çalışma dahilinde yapılan incelemede ekonominin dönemlereayrımında ekonomik krizler yanında; 1980 öncesinde Türkiye'de yaşanankrizler daha çok Türkiye'de mal ve emek piyasalarının gelişmediği, dövizpiyasası ile para piyasalarının mevcut olmadığı ortamlarda doğmuş olankrizler olduklarından dolayı 1980 yılına kadar yaşanan krizler, 1933-1980Dönemi içerisinde ele alınmış; 1980 sonrasında yaşanan küresel kaynaklıfinansal krizlerin olmalarından dolayı; 1980-1994, 1994-1998, 1998-2001ve 2001-2006 Yılları Arası Dönem olarak ayrı ayrı incelenmiştir.Sonuç olarak; fiyat istikrarına ilişkin uygulanan politikalar sonucundaTCMB'nin kar veya zarar edebildiği hatta 2001 Kanun değişikliğine kadar karederken , sonrasında zarar etmeye başlaması finansal disiplinde bir zayıflıkanlamına gelmemesi gerektiği önemlidir. Çünkü, merkez bankalarınınzararları sadece enflasyon hedefinin gerçekleşmesini tehlikeye soktuğudurumlarda sorun olarak kabul edilmekte ve para politikalarınıuygulayabildikleri ve hedeflerine ulaşabildikleri sürece, faaliyetleri sonucundakar veya zarar etmelerinin bir önemi bulunmamaktadır.
Globalleşme sürecinde aile şirketlerinin kurumsallaşması
Günümüzde aile şirketleri, Türkiye ve dünya ekonomisinde önemli bir yeresahiptir. Ekonomide bu derecede önemli yere sahip olan aile şirketlerinin, daha etkinve verimli olabilmesi, bu şirketlerin kendi özelliklerinden kaynaklanan bir takımdezavantajlarını giderebilmesine bağlıdır. Aile şirketlerinin en önemli sorunusürekliliklerini sağlayamamaları ve örgütsel yapılarını tam olarak oluşturamamalarıdır.Şirketlerin süreklilik sağlamaları ve örgüt yapılarını oluşturabilmeleri, kurumsallaşmaile gerçekleşebilir.Bu araştırmada, aile şirketlerinin özellikleri, avantajları ve dezavantajları,kurumsallaşma kavramı ve unsurları ile globalleşme üzerinde durularak,kurumsallaşmanın aile şirketleri üzerindeki etkileri irdelenmiştir. Aile şirketlerinde,gerek şirket, gerekse ailenin kurumsallaşması, bu şirketlerin sürekli olabilmeleri veverimliliklerini artırabilmeleri için son derece önemlidir. Özellikle globalleşme ilebirlikte şirketler arasında rekabetin artması, şirketlerin kurumsallaşmasını zorunlu birhale getirmiştir. Şirketler, kurumsallaşmayı sadece şekli açıdan ele almamalı, aynızamanda kurumsallaşmaya gitme konusunda istekli davranmalıdırlar.Araştırmada İstanbul ve Ankara'da büyüyen ve gelişen 150 aile şirketi ileuygulama çalışması yapılmıştır. Yapılan çalışmada, İstanbul ve Ankara'dakurumsallaşmış ve kurumsallaşmamış şirketler olmakla birlikte, aile şirketleriarasında en önemli yüzdeye, kurumsallaşma yönünde çaba gösteren, ancakkurumsallaşma düzeyi gelişmemiş şirketlerin girdiği sonucu ortaya çıkmıştır. Ayrıcaaile şirketlerinin büyük bir kısmının birinci nesil şirketler olduğu sonucuna varılmıştır.
Çokuluslu işletmelerde sermaye yapısı ve İMKB'de bir uygulama
Bu çalışmada firma büyüklüğünün, işletme riskinin, karlılığın, borç dışıvergi kalkanının, vergi oranının ve firmaların sermaye yapılarına etkileriçokuluslu işletmeler ve ulusal işletmeler üzerindeki etkileri test edilmiştir. Çokuluslu işletmelerde ulusal işletmeler arasında sermaye yapılarında farklılıklarçoklu regresyon analiziyle ortaya konulmuştur.Firma büyüklüğü değişkeni ile sermaye yapısı arasında pozitif, işletmeriski ile negatif, karlılık değişkeni ile negatif, borç dışı vergi kalkanı ile pozitif,vergi düzeyi değişkeni ile pozitif ve büyüme oranı değişkeni ile pozitif birilişkide olduğu saptanmıştır.Yüksek enflasyonun olduğu dönemlerde istikrarsızlık nedeniyle; yerelfirmaların uzun vadeli borçlanma olanakları kısıtlı olması sebebiyle; toplamborçlarının içinde ağırlığı kısa vadeli borçlar oluşturmaktadır.
İpotekli konut kredi sistemi ve Türkiye uygulaması
Konut sektörü ülke ekonomisi için çok önemlidir. Ekonominin kalkınmasıve gelişmesi adına atılacak bir adım sektörün diğer (finans, emlak, bankacılık vs.gibi) sektörleri direkt ilgilendirdiğinden konut sektöründeki canlılık tüm ülkegeneline yayılacaktır.Ülkemizde konutlar, tasarruf ve yatırım aracından ziyade, barınma ihtiyacıgibi anlam taşımaktadır. Bu yüzden kişi başına düşen milli gelir arttıkça, konutlardeğişik anlamlar ifade edecektir. Ülkemizde konut sektörüne yapılan yatırımlar busektörün kalkınması için yeterli değildir. Ülke nüfusunun ve şehirleşme oranınında artması konuta yapılan yatırımları etkilemektedir. Bu yüzden konuta artantalebi daha standardize hale getirebilmek için değişik yöntemlerin uygulanmasınagidilmiştir.Yurt dışında mortgage olarak ifade edilen ipotekli konut finansman sistemi(ki biz bunu tezimizde ?ipotekli konut kredi sistemi? olarak ele aldık), ülkemizdene yazık ki bugüne kadar ekonominin istikrarsız oluşu, enflasyonun ve faizoranlarının yüksek oluşundan dolayı uygulanamamıştır. Enflasyon ve faizoranlarının son birkaç yılda frene bastığı ekonomimizde bu sistem gündemegelmiştir. Yaklaşık iki yıldır SPK, Meclis ve Maliye Bakanlığı çalışmalarıylasistemin alt yapısını oluşturmaya başlanmış, ve tasarı şeklinde meclise modelsunulmuştur.Çalışmamızda ipotekli konut finansman (kredi) sisteminin Türkiye yapısınauygunluğu araştırılmıştır. Modelin ülkemiz açısından uygunluğu, sisteme karşıülkemizde ne kadar müsait bir yapının olduğu belirtilmiştir. Bu amaçla yapılanincelemelerde sistemin ülkemizde eksik yönlerinin de giderilerek derhaluygulanması gerektiği kanaatimizce ifade edilmektedir. Ayrıca çalışmamızda bazıAB ülkeleri ile ABD'de uygulanan konut finansman sistemleri işlenmiş ülkemizinhangi ülkenin uyguladığı modeli kendisine örnek aldığı belirtilmiş ve hangisiniörnek alması gerektiği ifade edilmiştir. Sonuç itibariyle çalışmamız, ülkemizdedüşünülen model üzerine odaklanmış ve artı ve eksi yönleri belirtilmiştir.
Hastane personelinin, satış elemanının performansını etkileyen niteliklerine yaklaşımları üzerine bir araştırma
Günümüz rekabetçi pazar koşullarında, işletmelerin rakiplerinin önünegeçip satış yapması oldukça zor hale gelmiştir. Fakat işletmeler hayatlarınısürdürebilmek için satış yapmak zorundadırlar. Sınırsız ürün ve hizmetinbulunduğu pazarda, potansiyel müşterileri bulmak, mevcut müşterileri eldetutabilmek ve bu süreci satışa çevirebilmek için, işletmeler pazarlamatekniklerine önem vermelidir. Müşteriler ile ilişkileri sıcak tutarak pazardakideğişiklikleri kontrol altında tutmaları gerekmektedir.Satış sanatı, satışçıların, sahip oldukları ikna yeteneği, pozitif enerji vebilgi birikimiyle müşterilere ürün/hizmetleri satmasıdır. Satış elemanınıngörevleri; ürünün müşterisini bulmak, müşteriyi ürün hakkında bilgili kılmak vememnuniyet düzeyi yüksek bir müşteri yaratmak olarak söylenebilir. İyi birsatış elemanı, sadece satışta değil, iletişimde, kendini tanımada, ihtiyaçbelirlemede, problem çözmede, mesaj alma ve iletmede de profesyonelolmak durumundadır. Bugünkü satışları gerçekleştirirken, yarını da kazanansatış gücü profili giderek önem kazanmaktadır.Satış elemanının performansını etkileyen niteliklerin belirlenmesiamacı ile planlanan bu araştırmada, Başkent Üniversitesi Hastanesi'ndeçalışan doktor, hemşire ve satın alma personelinin beklentileri, satışelemanın dış görünüş ve ürün bilgisi değerlendirilerek saptanmış ve satışelemanının performansını etkileyen nitelikler belirlenmiştir. Bu niteliklerindeğerlendirilerek eksikliklerin ortaya çıkarılması, bu eksikliklerin giderilmesiiçin gerekli çalışmaların yapılması ve eğitimlerin verilmesi satış elemanınınperformansına olumlu katkı sağlamaktadır.
Avrupa Birliği ülkelerinde dış ticaretin finansmanında eximbank modeli ve Türk Eximbank programlarının uyumu
İhracatın finansmanı, ihracatçının ve/veya ihracatçının sevkiyat yapacağıalıcının sevk öncesi ve/veya sevk sonrası dönemde kredi ve/veya sigortayöntemleri ile desteklenmesidir. hracatın finansmanı sistemi, satıcı/alıcı,sevk öncesi/sevk sonrası, kredi/sigorta gruplarının bileşimindenoluşmaktadır. Her ülkenin ekonomik yapısı, başlıca sanayi kollarının vepazarlarının durumu, bankacılık ve sigortacılık sektörlerinin gelişmişlikderecesi o ülkenin ihracatçısına sunulan imkanları ve uygulama esaslarınıbelirlemektedir. Bununla birlikte ihracatçıların benzer sorunlarla karşılaşmasıve birçok sistemin problemlere benzer şekilde yaklaşması nedeniyle farklısistemler tarafından ortak çözümler ortaya konulmaktadır. Gelişmiş ülkelerdeihracatın finansmanı kavramı, alıcıdan ve alıcının ülkesinden kaynaklananticari ve politik riskin, ihracat sigorta/garanti kuruluşu ve böylece satıcı ülkesitarafından sigorta veya garanti altına alınması esasına dayanmaktadır.Gelişmekte olan ülkelerde ise genellikle ihracatın kredilendirilmesi ve sigortaveya garanti altına alınması birlikte gerçekleşen bir olgudur. Eximbanklar,ihracatın finansmanına destek vermek amacıyla kurulan uzmanlaşmışkuruluşlardır.1987 yılında kurulan Türk Eximbank, gerek ihracatçılara finansman imkanısağlayan kredi programları, gerekse ihracatçıların/müteahhitlerin politik veticari risklerden arındırılmış ortamlarda çalışmalarına imkan tanıyansigorta/garanti programları ile ülkemiz ihracatının desteklenmesinde özel birönem ve konuma sahip, ihracatın finansmanında kurumsallaşmış bir ihtisasbankasıdır.Türkiye'nin 1994 yılında DTÖ'ne taraf olması ve 1996 yılı başından itibarenAB ile Gümrük Birliği'nin gerçekleştirilmesinin ardından; AB'ne 10 Aralık 1999tarihi itibariyle aday ülke statüsü kazanması, genelde dış ticaret politikalarını,özelde ise ihracatı teşvik politikalarını yeniden gözden geçirmesi ve bupolitikalarını uluslararası taahhütlerine uyumlaştırması zorunluluğunugündeme getirmiştir.Türk Eximbank Gümrük Birliği'ne girişle birlikte, 1996 yılından başlayarakkredi, garanti ve sigorta uygulamaları Gümrük Birliği'nin getirdiğiyükümlülüklere uyumlu bir şekilde düzenlenmiştir. Bununla birlikte 2001yılında yayımlanan ?AB Müktesebatının Üstlenilmesine lişkin Türkiye UlusalProgramı?nda, ülkemizde devlet yardımlarının belirlenmesi, koordinasyonu vedenetlenmesi, AB kurallarına göre eksikleri ve yapılması gerekenler,uygulamalar arasında koordinasyon temini, AB rekabet politikalarınauygunluk ve uygulamaların takibi ve sonuçlarının değerlendirilmesine yönelikyeni yapılanmaların oluşturulması öngörülmektedir.3 Ekim 2005 tarihinde gerçekleştirilen AB Hükümetlerarası Konferansı'nda,Türkiye için hazırlanan Müzakere Çerçeve Belgesinin onaylanmasıyla Birlikve üyelik müzakereleri resmen başlatılmıştır. Bu tarihten itibaren TürkEximbank, AB Müktesebatını incelemek ve bu çerçevede gerekli yasaldeğişiklikleri yapmak üzere yoğun ve dinamik bir süreç içerisine girmiştir.
Finansal analiz teknikleri ile başarısızlık tahmini; İstanbul Menkul Kıymetler Borsası gözaltı pazarında ampirik bir inceleme
Uluslararası finansal piyasalardaki gelişmeler ve Türk piyasalarına etkisi
1970'li yıllardan sonra finansal piyasalar hızlı bir değişim sürecinegirmiştir. Finansal piyasaların liberalizasyonu ve sonuç olarak sermayeninherhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın serbest dolaşımı, teknoloji ve iletişimalanındaki gelişmeler sayesinde piyasa katılımcıları piyasalar arasındaki fizikimesafe engellerini aşarak farklı piyasalarda işlem yapabilme olanağına sahipolmuş ve yine aynı faktörler tarafından mümkün kılınan takas sistemleri buişlemlerin netleştirilmesini sağlamıştır.Yeni finansal mimarinin yarattığı bu yeni ortamda bilgi ve sermayedolaşımının serbestleşmesi finansal piyasaların entegrasyonuna yol açarak,bir piyasadaki gelişmelerin diğer piyasaları da etkilemesiyle sonuçlanmıştır.Bu durum yatırımların en iyi şekilde değerlendirilmesine olanak veriyor vedaha düşük maliyetlerle fon bulmaya olanak veriyor olsa da, oldukçaistikrarsız bir ortam yaratmıştır. Dengelerin her an değişebildiği bu yeniortamda yatırım yapmak çok daha riskli bir hale gelmiş ve finansal krizlerkaçınılmaz olmuştur.Türkiye'de 1978, 1994 ve 2001 yıllarında önemli sayılabilecek finansalkrizler görülmüştür. Ayrıca Asya ve Rusya krizi de Türkiye'yi önemli ölçüdeetkilemiştir. 1980 sonrası ülkemizde karşılaşılan krizlerin temelinde finansalliberalleşme ve küreselleşmenin rol oynadığı görülmektedir.Yeni finansal krizlerin olmaması veya olabilecek krizlerinderinleşmemesi açısından döviz piyasalarında alınabilecek önlemlerarasında; işlemlerin vergilendirilmesi, kurların sabitleştirilmesi veya kurlimitlerinin belirlenmesi, katlı döviz kuru uygulanması (sermaye piyasasıişlemleri için ayrı, reel piyasalar için ayrı kur uygulanması), uluslararasıbankacılık denetiminin arttırılması, sermaye kaçışının engellenmesi, tradinghalts uygulamaları (kriz ortamında finansal işlem piyasalarının kapatılması),target zone sistemi (uluslararası işbirliği ile gerçek olmayan kurdeğişikliklerinin önlenmesi) kurulması sayılabilir. Bununla birlikte uluslararasıuyarıcı bir sistemin kurulması, IMF kotalarının arttırılması, IMF garantiliborçlanma kolaylığı, finansal hareketlerin GATT'a benzer bir süreççerçevesinde düzenlenmesi de alınabilecek diğer önlemler olacaktır.Yatırımcının korunması ve yeni düzenin getirdiği finansal risklerinkontrolü açısından başlatılan bir diğer girişim de Basel Uzlaşısıyla olmuştur.Basel-1 Standartları ile bankaların uymaları gereken çalışma kriterleribelirlenmiş ve bankaların krizlere karşı dayanıklılığını artırmak üzere, bankasermayelerinin, riskli aktiflere oranının yüzde 8'den az olamayacağını ifadeeden sermaye yeterlilik rasyosu getirilmiştir. Zamanla mali piyasaların, dahada gelişmesi ve işlemlerin karmaşıklaşması sonucu, Basel-I kriterlerininyetersiz kaldığı görülmüş ve yeni standartlar için çalışma başlatılmıştır.Bunun sonucu, 2007 yılı başından itibaren uygulamaya giren Basel-IIKriterleri, risk odaklı sermaye yönetimi, risk odaklı kredi fiyatlamasınıberaberinde getirmiştir.Dünya piyasalarına bakıldığında, 2000 yılında başlayan ve 2004 yılınakadar devam eden makroekonomik istikrar; öncelikle enerji ve diğerhammadde fiyatlarındaki yükseliş ve varlık fiyatlarında yaşanan artışlarla yenibir bozulma sürecine girmiştir. Söz konusu bozulma sürecinde global dışticaret dengesizlikleri artmıştır. Bu durumun yarattığı enflasyonist baskı ise,gelişmiş ülkelerdeki para politikası uygulayıcılarının politika faizlerinde artışlaryapmak yoluyla enflasyonu kontrol altına alma girişimleri nedeniyle, globallikiditenin daralacağı beklentilerini kuvvetlendirmiştir.Bu gelişmeler ülkemizin de içinde bulunduğu gelişmekte olan ülkeekonomilerini büyük ölçüde etkilemektedir. Ülkemizde gelişmişekonomilerdeki makroekonomik dalgalanmalara bağlı yoğun sermayeçıkışları yaşanması endişesi, risk primlerini yükseltirken buna bağlı olarakfaiz ve döviz kurlarındaki dalgalanmaları artırmıştır.
Muhasebe mesleği ile ilgili uluslararası muhasebe standartları ve Türkiye'deki düzenlemeler ile karşılaştırılması
Bu çalışmamızın amacı muhasebe mesleği ile ilgili yapılmış olandüzenlemeleri incelemek ve bu düzenlemelerinin dünyada ve Türkiye'de nedüzeyde olduğunu görmektir.Muhasebe mesleğinin giderek artan önemi nedeniyle yapılan budüzenlemeler büyük önem taşımaya başlamıştır. Türkiye'de de dünyadayapılan düzenlemeler uyum sağlanmaya çalışılmış, bunu yaparken de Türkekonomisinin diğer ekonomilerle arasındaki farklar göz önündebulundurulmuştur. Bu nedenle yapılan düzenlemeler hem dünyadüzenlemelerine, hem de Türkiye'de uygulanan politikalara uygun halegetirilmiştir.Çalışmanın birinci bölümünde, muhasebenin tanımından ve dünyadakabul görmüş temel kavram ve ilkelerden bahsedilmiştir. Ayrıca uluslararasımuhasebe standartlarının ve Türkiye muhasebe standartlarının oluşturulmasüreçleri anlatılmıştır.İ kinci bölümde muhasebe mesleği ve önemli meslek kuruluşlarındanbahsedilmiştir. Dünyada ve Türkiye'de muhasebe mesleği ile ilgilidüzenlemelere değinilmiştir.Üçüncü bölüm asıl çalışmanın amacını oluşturan bölümdür. Muhasebemesleği ile ilgili etik standartlar incelenmiş ve aralardaki farklılık vebenzerliklere değinilmiştir.
İşletmelerde verimlilik artırımında iş ölçümü tekniği ve bir uygulama
Gelişmekte olan ülkeler için günümüz koşullarında verimlilik kavramıyaşamsal öneme sahiptir. Yoksulluk, işsizlik ve düşük verimlilikten oluşankısır döngünün ortadan kaldırılması ancak verimlilik artışı ile olanaklıdır.Verimliliğin asıl sağlandığı yerin işletmeler olduğu unutulmamalıdır.Günümüzde işletmeler, ulusal ve uluslararası pazarlarda rekabet üstünlüğüsağlayabilmek için daha az girdi ile daha fazla çıktıyı, kaliteli şekilde üretmekzorundadırlar. Bu durum ancak tüm süreçlerde verimliliğin yükseltilmesi ilemümkün olacaktır.Verimliliği artırıcı pek çok teknik söz konusudur. ş etüdü tekniği sürekliolarak ve her teknolojik düzeyde, mevcut işlemlerin süreçlerin ve yöntemlerinetkenliğinin artırmak amacıyla kullanılan en önemli tekniklerden biridir. şetüdü ? ş Ölçümü? ve ?Metot Etüdü? olmak üzere iki temel bileşene sahiptir.Bu çalışmada, ş etüdü tekniği tüm detayları ile ele alınmış ve bir boru üretimatölyesinde ?Zaman Etüdü? uygulaması yapılmıştır. Bu çalışma ile, işgöreninkullandığı makine konusundaki eğitiminin önemi ve mevcut yöntemdenkaynaklanan etken olmayan sürelerin azaltılmasının önemi vurgulanmıştır.Bu doğrultuda, üretim için hesaplanan standart süre %15 oranındaazaltılarak, günlük üretim miktarını %17 oranında artırmanın mümkün olacağısaptanmıştır.