Çukurova University
Discipline

Adli Bilimler Anabilim Dalı

Çukurova University

48

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

48 Theses
Master'sOpen AccessTR

Denetimli serbestlik hastalarında sentetik kannabinoidlerin kullanım sıklıklarının belirlenmesi

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yetişkinler ve gençler arasında sentetik kannabinoid kullanımında hızlı bir artış görülmektedir. Bu maddeler dünyada "Spice, K2, Super Nova, Yucatan Fire, Diamond ve Cloud 9ˮ, ülkemizde de "Bonzai, Jamaica ve Jamaica Gold" gibi çeşitli adlarla internette satılmaktadır. Yasal düzenlemelerden kaçınmak için ambalaj paketleri üzerinde "Tütsü", "insan kullanımı için değildir" veya "bitkisel terapi ürünleri" şeklinde ibareler bulunmaktadır. Sentetik kannabinoidler fonksiyonel olarak tetrahidrokannabinol (THC)'e benzemekte ve sigara gibi içildiğinde esrarın etkisini taklit etmektedir. Ancak, bu ürünlerin çoğu THC'den daha güçlüdür ve daha büyük bir sağlık riski oluşturmaktadır. Bu tez çalışmasında; Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri (BATI) Enstitüsü'nde analiz edilen ve analiz sonucu negatif olan, üzerinde hasta bilgilerinin yer almadığı 500 idrar numunesi analiz için seçilmiştir. Alınan idrar numunelerinde sıvı-sıvı ekstraksiyon yöntemi kullanılarak, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Adli Toksikoloji Laboratuvarındaki LC-MS/MS (Likit Kromatografi Tandem Kütle Spektrometresi) cihazı ile sentetik kannabinoid taraması yapılmıştır. Çalışılan 500 idrar numunesinin 72'si (%14,4) pozitif bulunmuştur. Buna göre kullanılan ön tarama testlerinin yetersiz olduğu, idrar örneklerinin ileri kromatografik yöntemler ile doğrulanması gerektiği görülmüştür. Ayrıca bu çalışmada yalancı negatif sonuçlardan kaçınabilmek için adli toksikoloji laboratuvarlarında sentetik kannabinoidler ve metabolitlerinin tespitine yönelik hassas analitik bir yöntem geliştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Adli Toksikoloji Laboratuvarı, Denetimli Serbestlik Hastaları, LC-MS/MS, Sentetik Kannabinoidler

Adli bilimlerBağımlılıkDenetimli serbestlik sistemi+5
Aslı Atasoy
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Su altı olay yeri incelemesinde adli fotoğrafçılık uygulamaları

Adli Bilimlerde suç çeşitlerinin sürekli olarak artması adli bilimlerin teknolojiden faydalanmasını attırmaktadır. Böylece olayların çözümü daha doğru ve güvenilir bir şekilde yapılarak adaletin sağlanmasına katkıda bulunulmaktadır. Adli bilimler içerisinde adli bilim insanlarının suç ve suçlu analizi kurmak için olay yeri inceleme çalışmalarına çok fazla değer vermektedirler. Olay yeri inceleme alanı içerisinde yeni teknik ve yöntemlerin uygulanması adli olayların çözümüne farklı bakış açısı kazandırmaktadır. Adli Bilimlerin alt disiplinlerinden olan adli fotoğrafçılık olay yeri inceleme içerisinde atılan ilk adim, soruşturmada hikâyenin başladığı yer olarak adli makamlara sunulan en somut belge kaynağı olarak yer almaktadır. Dünyamızın çok büyük kısmını kaplayan ve içerisinde birçok gizemi barındıran su altı ortamı zamanla delillerin kimyasal ve fiziksel özelliklerini yitirmesine yol açabilmektedir. Bu durumun farkında olan suçlular delil ve kanıtlardan hızlı ve kolay şekilde kurtulmak için su altı ortamını tercih etmektedirler. Adli Fotoğrafçılık olay yeri incelemenin ilk aşaması olarak tıpkı kara üzerinde olduğu gibi su altı ortamında da suç ve suçlu arasındaki bağın kurulmasını sağlama görevini devam ettirmektedir. İnsanoğlunun devamlı ziyaret etmediği su altı ortamının zorlu doğal şartları fotoğrafçılık tekniklerinin uygulanmasını engelleyerek fotoğrafçılara ek problemler ortaya çıkarmaktadır. Su altı fotoğrafçılığında son donemde yaşanan bilimsel gelişme ve çalışmalar su altı sorunlarına önemli çözüm olanakları getirmektedir. Bu tez çalışmasında ülkemizde ve dünyadaki su altı adli fotoğrafçılık ve genel su altı fotoğrafçılığı ile ilgili çalışmalar literatür taraması yapılarak, genel su altı fotoğrafçılığında kullanılan bilimsel yöntem ve tekniklerin su altı olay yeri fotoğrafçılığında nasıl uygulanması gerektiği üzerinde durulmuştur. Su altı olay yeri fotoğrafçılığı ile ilgili eksik olan bilgi ve kaynak yetersizliğinin giderilerek danışanlara yol göstermeleri konusunda yardımcı olacağı düşünülmektedir.

Abdulsamet Sarıtaş
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

9mm. ateşli silahlardan elde edilen kovanların vemermi çekirdeklerinin tanımlanarak markalarının tespiti

Suç ile mücadelede ve suçun aydınlatılmasında teknolojik cihazların önemi her geçen gün artmaktadır. Küreselleşme, modernleşme ve günümüz teknolojik gelişmeler suç işleme yönteminin farklılığını da beraberinde getirmektedir. Suç işleme yöntemleri ne kadar değişirse değişsin, suç aydınlatma yöntemlerin de kullanılan cihazlarda o kadar değişmekte ve gelişmektedir. Günümüzde suçların oluşumunda suç konusu olan materyaller arasında insan hayatını doğrudan etkileyen unsurlardan biri hiç şüphesiz ateşli silahlardır. Bu çalışmada ateşli silahların kullanıldığı bir vakada, olay yerinden elde edilen 9mm.çapındaki kovan ve mermi çekirdeklerinin tanımlanarak markalarının tespiti amaçlandı. Olay yerinden elde edilen, 9mm. çapındaki kovan ve mermi çekirdeklerinin markalarının tespiti için üç farklı yarı otomatik tabanca markası (CZ, Browning ve Beretta) tercih edildi. Bu tabancalar ile 150 adet fişek, atış su tankına atış yapılarak kovanlar üzerindeki genel izler, kapsül üzeri izler ve ateşleme iğnesi izleri göz önünde bulundurularak incelenmeleri yapılmıştır. Aynı zamanda bu çalışmada mermi çekirdekleri üzerindeki yiv ve set izleri incelemeleri yapıldı. Kovan ve mermi çekirdekleri incelenmelerinde Leica Z6 APO makroskobu, Leica FSC karşılaştırma makroskobu, Dijital kumpas ölçüm cihazı ve Balistika sistemlerinden yararlanıldı. BALİSTİKA sistemi sonucunda üç farklı silaha ait kovanlar (sisteme marka belirtilmeden giriş yapılmıştır) üzeri izlerin tespitinde elde edilen başarı sonuçları genel olarak CZ %82, Browning %18 ve Beretta %82 olduğu görüldü. Kovanlar açısından kendi aralarında ait oldukları kovan gruplarının tespit edildiği ancak kullanılan silahın marka tespiti yapılamadığı görüldü. Mermi çekirdeklerinin makroskopta yapılan incelemeler sonucunda; mermi çekirdeklerinin gruplarının tespit edildiği ancak kullanılan silahın marka tespiti yapılamadığı görüldü. Anahtar Kelimeler: Mermi Çekirdeği, Kovan, Balistik, Makroskop

Adli bilimlerAteşli silahlarBalistik+2
Yılmaz Acar
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Bilişim suç aracı olarak mobil/akıllı telefon kullanımı: Adana örneği

Yirmi birinci yüzyılın en önemli icatlarından biri akıllı telefonlardır ve insanların hayatlarında önemli bir rol oynamaktadırlar. Telefonla sesli konuşma, görüntülü konuşma ve arama, haberleşme, internet bankacılığı, cep bankacılık işlemleri, internet alış-verişleri, e-devlet, e-bilet, sınav belgeleri, sınav sonuçları, medya paylaşımları, mesajlaşma gibi örnekler, akıllı telefonların yaygınlaşmasıyla giderek artmıştır. Akıllı telefonların yaygınlaşmasıyla, insanların günlük yaşamlarını basitleştirmesine rağmen, beraberinde olumsuzlukları da getirmiştir. Kötü amaçlı akıllı telefon kullanımı hukuki sorunlarında artmasına ve kullanıcıların problem yaşamalarına da neden olmaya başlamıştır. Günümüzde akıllı telefonlarla yapılan suçlar da artmıştır. Genellikle mobil hırsızlık, mobil dolandırıcılık, mobil hack, hizmet engelleme saldırısı vb. gibi bir suçlarda artışlar meydana gelmeye başlamıştır. Bu çalışmada temel olarak, akıllı telefonlar kullanılarak işlenen suçlara odaklanılmıştır. Çalışmada kullanıcıların akıllı telefonla ilgili yaşadıkları ve suç teşkilden olayları yaşayıp yaşamadıklarıyla ilgili bilgiler toplamak amacıyla anket hazırlanmış ve anketörlerin cevaplaması için sorular yöneltilmiştir. Katılımcılara akıllı telefonların kullanımı ve bu cihazları kullanırken karşılaştıkları sorunlarla ilgili sorul arlan soruların cevapları SPSS (23) istatistik programı ile analiz edilmiştir. Akıllı telefon kullanımından dolayı katılımcıların karşılaştıkları sorunlar, geçmiş literatür ve resmi kurumların özellikle de hukuktaki çözüm sisteminin bu tür sorunları nasıl çözdüğü ile ayrıntılı olarak tartışılmıştır. Çalışma sonunda, akıllı telefonların kullanıcılar üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak amacıyla toplumu bilgilendirmek, bilinçlendirmek ve olumsuz durumlara karşı kendilerini nasıl savunmaları gerektiği hususunda davranış değişikliği kazandırma amaçlanmıştır. Anahtar kelimeler: Akıllı telefona, Suç, İnternet, Hack, Medya.

Charles Sserutte
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu

Uyuşturucu madde ticareti, uyuşturucu yasağı yasalarına tabi olan maddelerin üretimi, yetiştirilmesi, dağıtımı ve satışını kapsayan küresel nitelikli bir yasadışı ticarettir. Çok büyük miktarlardaki yasa dışı uyuşturucu maddelerin uluslararası sınırlarda dolaşımı ve bu türden madde pazarının en önemli ve tehlikeli kısmını ise uyuşturucu ticaretinin oluşturuyor olması bu ticaretin sadece ülke içerisinde değil, sıklıkla uluslararası boyutta da gerçekleştiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenledir ki; ülkeler yasadışı olarak gerçekleştirilen uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticaretine ilişkin faaliyetleri kanunlarında suç olarak yaptırıma bağlamıştır. Uyuşturucu madde tedariği ve ticareti suçu ile mücadele etmek bakımından tüm dünyada gösterilen yoğun çabalara ve artarak devam eden uyuşturucu talebini azaltma politikalarına rağmen yasadışı madde ticaretinin artarak devam ettiği bilinen bir gerçektir. Bu tez çalışmasında uyuşturucu veya uyarıcı maddeler ile ilgili genel bilgilere yer verildikten sonra Türk Ceza Kanununun 188. maddesinde suç olarak düzenlenen uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu ayrıntılı olarak ele alınacaktır. Ayrıca, seçilen bazı ülkelerin uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçuna ilişkin yasal düzenlemelerine yer verildikten sonra bu suçun işlenme nedenleri ve sonuçları üzerinde durulacaktır. Sonuç ve tartışma kısmında ise, bu suçun insan hakları ihlalleri ile olan ilişkisi ortaya konduktan sonra anılan suçun hangi açılardan adli bilimlerin ilgi alanına girdiği tartışılarak bu suçla mücadelede önemli olduğu düşünülen çeşitli çözüm önerilerinde ve çıkarımlarda bulunulacaktır.

Yiğit İltaş
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Yeni tasarım psikoaktif maddelerden 5F-NPB-22'nin insan karaciğer hücre hattı inkübasyonu ile elde edilen metabolitlerinin tanımlanması

Daha soGünümüzde geleneksel yasadışı maddelerin yerini yeni tasarım psikoaktif (YTP) maddeler almaya başlamıştır. YTP'lerin kullanımının artmasına rağmen, insan metabolizması verileri yeteri kadar mevcut değildir. Dünyada bu maddelerin kullanımı 2009 yılında başladığı için, farmakolojik ve toksikolojik profilleri henüz bilinmemektedir. Mevcut çalışmalar, diğer yasadışı maddelere kıyasla daha güçlü etkilere sahip olduklarını ve metabolitlerinin MSS'deki CB1 reseptörlerine karşı afiniteyi koruduğunu göstermektedir. YTP'ler vücuda girdikten sonra farklı metabolitlere dönüşürler. Bu metabolitlerin biyolojik örneklerde tespit edilebilmesi için, metabolitlerin referans standart maddelerine ihtiyaç duyulmaktadır. Fakat henüz dünya da ticari olarak 5F-NPB-22'nin metabolitlerinin referans standart maddeleri mevcut değildir. Bu çalışmada 5F-NPB-22 maddesinin THLE-2 insan karaciğer hücre hattında 3 saat inkübasyonundan sonra toplanan örneklerin yüksek çözünürlüklü kütle spektrometresi (LC/QTOF MS) ile analizleri yapılmıştır. Elde edilen kromatogramda metabolitlerin belirlenmesi için yazılım destekli veri tabanı ile tarama yapılarak toplamda üç adet ana metabolit belirlenmiştir. Bu metabolitler etil ester, ester hidrolizi ve metil ester ürünüdür. Yeni tasarım psikoaktif maddelerin insan karaciğer hücre hattındaki sitotoksik etkileri üzerine yapılan araştırmalar az olduğundan, bu çalışmada 5F-NPB-22'nin hücre üzerindeki anti-proliferatif etkisi xCELLigence DP Gerçek Zamanlı Hücre Analiz Cihazı kullanılarak belirlenmiştir. Analiz sonucuna göre 5F-NPB-22 maddesi için IC50 değeri 66 µM olarak hesaplanmıştır. Bu çalışma ile elde edilen bulgular sonucunda, 5F-NPB-22 maddesinin in vitro metabolizma çalışmaları sayesinde, madde alımının tespitinin ve oluşturduğu sitotoksik etkilerin belirlenmesinin klinik ve adli laboratuvarlara önemli veri sağlayacağı gösterilmiştir. nra doldurulacaktır

Fadile Defne Yaldız
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu özel ortaklığı (şehir hastanesi) hastanesinde çalışan yoğun bakım hemşirelerinin tıbbi hata eğiliminin, hemşirelikte tıbbi hataya eğilim ölçeği ve tıbbi hata tutum ölçeği ile belirlenmesi

Sağlık hizmeti sunumunun insana ve insanlığa hizmet ettiği için kesintisiz olarak devam etmesi gerekmektedir. Kesintisiz çalışma sürecinde sağlık personelleri tıbbi hata yapabilmektedir. İlgili çalışmanın amacı, kamu özel işbirliği hastanesinde çalışan yoğun bakım hemşirelerinin tıbbi hataya eğilimlerinin ve tıbbi hata tutumlarının belirlenmesi ve klinik koşulların hemşirelerde tıbbi hata tutumu üzerine olan etkilerinin araştırılmasıdır. Araştırmanın örneklemini Kasım 2019-Şubat 2020 tarihleri arasında çalışmaya katılmayı kabul eden Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi yoğun bakım ünitelerinde çalışan 131 hemşire oluşturmaktadır. Veriler "Hemşirelere İlişkin Kişisel Bilgi Formu", "Hemşirelikte Tıbbi Hataya Eğilim Ölçeği" ve "Tıbbi Hatalarda Tutum Ölçeği" kullanılarak toplanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 22.0 istatistik paket programı analizinde ise tek yönlü ANOVA testi, Kruskal Wallis varyans analizi, Chi-Square ve Fisher's Exact Test testi kullanılmıştır. Tıbbi hata eğilim ölçeğinden koroner yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşireler 236,0 (224,5 – 242,0) puan, dahili yoğun bakımda çalışan hemşireler 237,0 (218,0 – 244,0) puan, çocuk yoğun bakımda çalışan hemşireler 236,5 (223,8 – 244,0) puan, beyin cerrahi yoğun bakımda çalışan hemşireler 236,0 (224,5 – 242,0) puan almıştır. Bu sonuç hemşirelerin tıbbi hataya eğilimlerinin düşük olduğunu göstermiştir Tıbbi hata tutum ölçeğinden koroner yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşireler 2,5±0,2 puan, dahili yoğun bakımda çalışan hemşireler 2,7±0,2 puan, çocuk yoğun bakımda çalışan hemşireler 2,7±0,3 puan, beyin cerrahi yoğun bakımda çalışan hemşireler 2,6±0,3 puan almıştır. Hemşirelerin tıbbi hata tutumlarının olumsuz olduğu belirlenmiştir. Yapılan post-hoc analizlerde tıbbi hata tutumu total puan farklılığın, koroner yoğun bakımlarda tedavi edilen hasta sayısının fazla olmasından kaynaklandığı tespit edildi. Yoğun bakım hemşirelerinin iş yükünün fazla olması tıbbi hata tutumlarını olumsuz etkilemektedir.

Mustafa Yıldız
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Degrade adli örnekler için mitokondriyal dna amplifikasyon ve dizileme stratejisi geliştirme

İnsan mitokondriyal DNA'sının (mtDNA) analizi, stabilitesi ve hücre başına çok sayıda genom kopyası içermesi nedeniyle yüksek oranda bozunmuş iskelet kalıntılarının adli kimliğini test etmek için güçlü bir araç olmuştur. İleri düzeyde bozunmuş numuneler, boyut olarak ciddi şekilde kısıtlanmış DNA molekülü içerdiğinden, bu ürünlerin mtDNA dizi analizinde başarılı sonuçlar elde etmek için çeşitli alternatifler geliştirilmiştir. Yüksek oranda bozunmuş iskelet kalıntılarında mtDNA kontrol bölgesi dizi analizini kolaylaştırmak ve mtDNA profili elde edebilmek için midi ve mini primerlerle multipleks PCR setleri tasarlanmıştır. Bu çalışmada ileri derecede bozunmuş iskelet kalıntılarında midi ve mini multipleks PCR setlerinin etkinliğini araştırmak amacıyla 22-93 yaşları arasında, 3-68 yıllık toplam 14 kişiye ait diş veya femur kemiğine ait DNA örnekleri kullanılmıştır. Kısmen modifiye silika temelli DNA ekstraksiyon yöntemi ile 1 gr kemik tozundan izole edilen DNA örneklerinde mtDNA profili elde edebilmek için çeşitli uzunluklarda amplikon üretilebilecek iki ayrı multipleks PCR seti hazırlanmıştır. Multipleks PCR için seçilen primer setlerinden biri mtDNA'nın ortalama 250 bp uzunluğunda fragmanların amplifikasyonuna izin veren midi primer seti olup, 2 multipleks reaksiyon; diğeri ise daha ileri seviyede degrade örneklerde kullanılabilecek olan 100-150 bp uzunlukta fragmanların amplifikasyonuna izin veren mini primer seti olup, 3 multipleks reaksiyondan oluşmaktadır. Mini primer seti ile 68 yıla kadar iskelet kalıntılarında başarılı sonuçlar alınırken, midipleks set ile 45 yıla kadar olan iskelet kalıntılarında başarılı sonuçlar alınmıştır. Bu primer setleri başta iskelet kalıntıları olmak üzere ileri derecede bozunmuş DNA örneklerinde kullanılabilecektir. Monopleks ve multipleks setlerde ortalama aynı miktar DNA kullanıldığından, multipleks setler ile analiz için kullanılan genomik DNA miktarı azalmış ve örnek kaybı en aza indirilmiştir. Ayrıca monopleks analizler için kullanılan malzeme ve iş gücü karşılaştırıldığında, multipleks setlerle hem iş gücü hem de maliyetin önemli ölçüde azaltılması mümkün olacaktır.

Peter Matovu
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Nöroloji ve psikiyatri kliniklerine ilk kez başvuran henüz tanısı konulmamış olgularda psikoaktif madde kullanımının araştırılması

Amaç: Yasal ve/veya yasadışı psikoaktif maddelerin medikal olmayan amaçlarla kullanımını saptayabilmek için tedavi amaçlı hastanelere başvuran olgularda psikoaktif madde kullanımının değerlendirilmesi ve bu profilin ortaya konması açısından önem arz etmektedir. Bu çalışmada, Çukurova Üniversitesi Hastanesi Nöroloji ve Psikiyatri kliniklerine ilk kez başvuran, yetişkin ve tanısı konulmamış olguların idrar örneklerinde yasal ve/veya yasadışı psikoaktif maddelerin ileri analitik yöntemlerle (sıvı kromatografisi-kütle spektrometresi, LC-MS/MS) araştırılması amaçlanmaktadır. Olguların bazı temel demografik özellikleri ile psikoaktif madde kullanımları arasındaki ilişkinin saptanması hedeflenmektedir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada, Ağustos-Aralık 2020 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Hastanesi Nöroloji ve Psikiyatri kliniklerine ilk kez başvuran, yetişkin ve tanısı konulmamış olguların merkez laboratuvarına yönlendirilen idrar örneklerinden alınmıştır. Merkez laboratuvarına gelen 91 örnek toplanmıştır. Bulgular: Merkez laboratuvarına gelen olguların %77'si erkek olduğu, yaş ortalamasının 32 olduğu, %61,5'ünün Nöroloji kliniğinden geldiği, pozitif çıkan maddeler arasında; çoklu madde kullanımının %58,3 olduğu, yasadışı madde kullanımının %16,7 olduğu ve en çok madde kullanımının %61,1 ile diğer yasal psikoaktif ilaçlar olduğu tespit edilmiştir. Tartışma ve Sonuç: Kliniklere başvuran hastaların gerek tedavi amaçlı gerekse de adli açıdan suiistimal edilen ve ciddi toksik etkilere ve ölümlere sebep olan psikoaktif madde kullanımının tespit edilmesine ve madde tespitinde oluşabilecek yanlış sonuçlara karşı hassas yöntemler geliştirilmesine katkıda bulunacaktır.

Onur Ketre
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Alkol etkisi altında araç kullanımından dolayı ehliyeti alınan sürücülerin saç örneklerinde etanol belirteçlerinin (etilglukuronit (EtG), etil sülfat (EtS)) belirlenmesi

daha sonra doldurulacaktır.

Fehiman Efeoğlu
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukluk çağı örselenme yaşantısı ile psikolojik dayanıklılık arasındaki ilişkinin farklı demografik özellikleri olan yetişkin gruplar üzerinde incelenmesi

Çocuklar eski çağlardan günümüze kadar, fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddete, ekonomik olarak sömürülmeye ve daha farklı şekillerde istismarlara maruz kalmışlardır. Maruz kalınan örselenme yaşantıları içerisinde kişiyi pek çok yönden etkileyen, psikolojik izler meydana getiren fiziksel, cinsel ve duygusal travmalar olabileceği gibi fiziksel, cinsel ve duygusal ihmal durumları da vardır. Çocukluk döneminde yaşanan örselenme yaşantıları, ilerleyen dönemlerde ortaya çıkan rahatsızlıklar için risk meydana getirmektedir. Bu çalışmada çocukluk çağı örselenme yaşantısı ile psikolojik dayanıklılık arasında olan ilişki farklı demografik özelliklere sahip olan yetişkin gruplar üzerinde incelenmiştir. Araştırmada Çocukluk Çağı Örselenme Yaşantıları alt boyutları (Duygusal Kötüye Kullanım ve Duygusal İhmal, Fiziksel Kötüye Kullanım, Cinsel Kötüye Kullanım) arasında pozitif ilişki katsayıları, Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği alt boyutlarından; Sosyal Yeterlik-Kendilik Algısı alt boyutları arasında (insanlar kendilerine güvendikçe, yeteneklerine güvendikçe, pozitif bakış açısı geliştirdikçe dışa dönüklük, dostluk kurma esneklikte azalma) negatif ilişki kat sayıları, Diğer Alt Boyutlar arasında ise (Sosyal Yeterlik, Aile Uyumu, Sosyal Kaynaklar, Yapısal Stil, Kendilik Algısı) pozitif yönlü korelasyonel ilişki bulgulanmıştır. Duygusal Kötüye Kullanım, Fiziksel Kötüye Kullanım, Cinsel Kötüye Kullanım alt boyutları ile Gelecek Algısı, Yapısal Stil, Sosyal Yeterlik, Aile Uyumu, Kendilik Algısı ve Sosyal Kaynaklar alt boyutları arasında negatif yönlü korelasyon saptanmıştır. Araştırmanın hipotezleri doğrultusunda bu bulgular tartışılmıştır.

Psikolojik dayanıklılıkÇocuk istismarıÇocukluk çağı travmaları+1
Kerem Özcan
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ceza infaz kurumunda bulunan 18-25 yaş arası tutuklu ve hükümlülerin çocukluk çağı travmalarının gelecek algısına ve suç tekrarına etkisinin incelenmesi

Bu tez çalışması ceza infaz kurumunda kalan 18-25 yaş arasındaki tutuklu ve hükümlülerin çocukluk çağı travmalarının, suç işlemelerindeki payı ile gelecek algısının suçu tekrar etmelerindeki etkisinin incelenmesi ve literatüre katkıda bulunması amacıyla düzenlenmiştir. Tez çocuğu derinden etkileyen travmalarının onun gelecekteki yaşamına ve kararlarına etkisinin yadsınamaz olduğunu göstermek ve çocukluk çağı travmaları bulunan tutuklu-hükümlülere yardımcı olmak amacıyla oluşturulmuştur. Örneklem ceza infaz kurumunda bulunan, birden fazla suç işleyen 18-25 yaş arası tutuklu ve hükümlülerden oluşmaktadır. Çocukluk çağı travmaları ve umut durumu ile demografik bilgilerle değişkenler arasındaki ilişkiye de bakmaktadır. Bu değişkenler katılımcıların yaşları, cinsiyeti, kendilerinin ve ailelerinin psikiyatrik tanılarının var olup olmadığından ve gelecek planının varlığına dair sorudan oluşmaktadır. Araştırmanın ölçekleri; Çocukluk Çağı Ruhsal Travmalar Ölçeği, Beck Umutsuzluk Ölçeği ve Demografik Anketten oluşmaktadır. Araştırmada gönüllülük esas alınmış, uygun olan 180 kişi ile istatistikî çalışmalara başlanmıştır. Araştırmanın istatistikî çalışması için SPSS programından yararlanılmıştır. Analiz sonucuna göre; umut-umutsuzluk ölçeği ile çocukluk çağı travmaları ölçeği arasında negatif yönlü korelasyon bulunmaktadır. Çocukluk çağı travmaları mükerrer ceza evi yaşantısı olma durumuna göre farklılaşmaktadır(p=0,000<0,05) ancak Umut-umutsuzluk ölçeği farklılaşmamaktadır(p=0,278>0,05). Suç tekrarı ile kişilerin gelecek algısı arasında anlamlı bir ilişki vardır hipotezi ile ilgili suç tekrarı olan bireyler 'Gelecek için planınız var mı?' sorusuna %93,89(169) evet, %6,11(11) hayır cevaplarını vermiştir. Sonuç olarak sosyodemografik bilgi formundaki soruların cevaplarına göre umut-umutsuzluk ve çocukluk çağı travmaları ölçeğinin sonuçlarının farklılaştığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Çocukluk çağı travmaları, Gelecek Algısı, İstismar, Suç, Umutsuzluk, Ceza İnfaz Kurumu

Ceza infaz kurumlarıGelecek kaygısıSuç+3
Sibel Bar
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Ceza Kanunu'nun 31. maddesi kapsamında değerlendirilen suçasürüklenen çocuklar hakkında düzenlenen uzman raporlarının incelenmesi

Ceza Hukukunda yaş küçüklüğü ceza sorumluluğunu ortadan kaldıran veya önemli derecede azaltan sebeplerden biridir. Bu nedenle davranışlarını yönlendirme yeteneği yeterince gelişmeyen suça sürüklenen çocuk hakkında cezaya karar verilememektedir. Ancak bunlar hakkında Çocuk Koruma Kanunu'nda düzenlenen güvenlik tedbirleri uygulanabilmektedir. İlgili çalışmada on iki yaşını doldurmuş olup on beş yaşını doldurmamış suça sürüklenen çocuklar hakkında düzenlenen uzman raporları incelenerek düzenlenen adli raporları ve adli kararları sunmak amaçlanmıştır. Çalışmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'nca değerlendirilen suça sürüklenen çocuklara ait tamamen rastlantısal olarak seçilen 110 adet rapor geçmişe dönük olarak incelenmiştir. Çalışmadan elde edilen verilerin tanımlayıcı istatistikleri sayısal değişkenler için ortalama, standart sapma ile kategorik değişkenler için frekans ve yüzde analizi ile verilmiştir. Kategorik değişkenler arasındaki ilişkiler ise Ki-kare analizi ile test edilmiştir. Suça sürüklenen çocukların %89,09'unun erkek, %10,91'inin kız olduğu, suç tarihindeki yaşlarının ortalama 13,82±0,72 olduğu, %61,82'sinin eğitimlerine devam etmekte iken, %38,18'inin bırakmış olduğu, %43,64'ünün rapor sonucu algılama ve davranışlarını yönlendirebilme yeteneği gelişmiş iken, %56,36'sının rapor sonucunun gelişmemiş olarak düzenlendiği belirlenmiştir. Adli makamlarca çocukların %16,36'sı hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği, %15,46'sının yargılamasına devam edildiği, %0,91'i hakkında yalnızca tedbir kararı verildiği, %17,27'sinin ceza aldığı, %10,00'ının yargılama sonucu beraat ettiği, %40,00'ı hakkında ise ceza verilmesine yer olmadığı şeklinde karar verildiği tespit edilmiştir. Ülkemiz kurumlarının birlikte çalışma kapasitelerini güçlendirmeleri gerekmektedir. Ayrıca yasa koyucunun ceza sorumluluğunun başlangıç yaşını yeniden değerlendirmesi gerektiği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Çocuk Koruma Kanunu, Güvenlik Tedbirleri, Kusur Yeteneği, Türk Ceza Kanunu, Yaş Küçüklüğü

Güvenlik önlemleriKusur yeteneğiTürk Ceza Kanunu+2
Muhammed Sain
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Denetimli serbestlik sürecinin madde kullanım bozukluğu olan bireylerin dürtüsellik ve saldırganlık davranışlarına etkisi

Denetimli Serbestlik Sürecinin Madde Kullanım Bozukluğu Olan Bireylerin Dürtüsellik ve Saldırganlık Davranışlarına Etkisi Madde kullanımı, dünyada giderek artan önemli bir problemdir. Ülkelerin bu problemle mücadelede benimsedikleri yöntemlerden birisi de modern bir ceza adalet yöntemi olan denetimli serbestliktir. Dürtüsellik ve saldırganlık ise madde kullanımıyla ilişkilendirilen önemli kişilik özellikleridir. Bu çalışmada denetimli serbestlik sürecinin madde kullanıcılarının dürtüsellik ve saldırganlık düzeylerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya madde kullanımı nedeniyle Türk Ceza Kanunu (TCK)'nun 191. maddesi kapsamında hakkında tedavi ve denetimli serbestlik kararı verilen, Temmuz-Aralık 2018 tarihlerinde Adana Denetimli Serbestlik Müdürlüğü'ne tedavi sonrası başvuran, 18-65 yaş arası 272 hükümlü katılmıştır. Katılımcılara önce sosyodemografik anket formu, Bağımlılık Profil İndeksi-Klinik Formu (BAPİ-K), Barratt Dürtüsellik Ölçeği-11 (BDÖ-11) ve Buss-Perry Saldırganlık Ölçeği (BPSÖ) uygulanmıştır. Denetimli serbestlik sürecinin sonunda aynı kişilere tekrar BDÖ-11 ve BPSÖ uygulanmış ve 175 kişiye ulaşılmıştır. Tekrarlanan BDÖ-11'den alınan puanlarda dikkat dürtüselliği alt ölçeğinde birinci ölçümle ikinci ölçüm arasında artış tespit edildi. BPSÖ'den alınan puanlarda iki ölçüm arasında fiziksel saldırganlık alt ölçeği puanlarında düşüş görüldü. BAPİ-K, BDÖ-11 ve BPSÖ'nün birbirleriyle korele olduğu saptandı. Suç öyküsü ile katılımcıların BAPİ-K puanları arasında ilişki olduğu saptandı. Madde etkisi altında başka bir suça yönelenler ve daha önce herhangi bir suçtan yargılandığını bildirenler BDÖ-11 ve BPSÖ'den daha yüksek puan aldı. Dürtüsellik, saldırganlık, madde kullanımı ve suç kavramlarının birbirleriyle ilişkili oldukları düşünülmektedir. Çalışmamızdan elde edilen sonuçlara göre denetimli serbestlik uygulamalarının fiziksel saldırganlığı azaltmada etkili olabileceği düşünülmektedir. Ancak bu sonucu desteklemek için Alkol ve Madde Bağımlılığı Araştırma Tedavi ve Eğitim Merkezi (AMATEM) tedavi süreçlerini de kapsayan daha fazla kişi ile yapılacak izlem çalışmalarına ihtiyaç vardır. Dürtüsellik ve saldırganlık düzeyini azaltmaya yönelik girişimlerin, tekrar madde kullanma oranlarının ve suçluluğun azaltılmasında etkili olabileceği kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Denetimli Serbestlik, Dürtüsellik, Madde Kullanımı, Saldırganlık, Suç

Denetimli serbestlik sistemiDürtüsellikMadde kullanım bozuklukları+2
Yasemin İltaş
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 aşılarının zorunlu olarak uygulanabilirliğinin hukuki yönüyle değerlendirilmesi

COVID-19 pandemisi, sağlık, ekonomi ve siyaset gibi bireyi ve toplumu kapsayan birçok alanda olumsuz anlamda önemli ölçüde etkilemiştir. Söz konusu etkilerin önemli bir kısmı halen devam etmekte olup bu etkiler, değişerek ve gelişerek güncelliğini korumaktadır. 19. yüzyılın başından itibaren birçok hastalığın tedavisi için geliştirilen aşılar, hastalıklar neticesinde ortaya çıkan olumsuz etkilerin giderilmesinde önemli rol oynamıştır. Bu bağlamda bazı hastalıklar özelinde birçok ülke, söz konusu hastalıklarla mücadelede aşı uygulamasını zorunlu kılmıştır. Ülkeler aşı uygulamalarını, hastalığın türü, aşılanacak kişinin yaşı veya aşılanacak kişinin mesleği gibi birçok farklı kriteri göz önünde bulundurarak zorunlu kılmaktadır. Aşının zorunlu olarak uygulanması, aşılanmayan kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin kısıtlanması veya bu kişilere para cezası uygulanması gibi adli ve idari yaptırımlar yöntemlerle gerçekleştirilmektedir. Bu çalışmada, uluslararası hukuki düzenlemeler, uluslararası mahkeme kararları, iç hukukumuzda yer alan düzenlemeler, mahkeme kararları, Dünya Hekimler Birliği (WMA) metinleri, Türk Tabipler Birliği (TBB) metinleri, Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) metinleri ve sağlık hukuku literatüründe yer alan bilimsel yayınlar incelenerek, COVID-19 pandemisi bağlamında geliştirilen aşıların zorunlu olarak uygulanabilirliği ele alınacaktır. COVID-19 aşılarının kişiler üzerinde zorunlu olarak uygulanmasının hukuka uygunluğunun belirlenmesinin amaçlandığı bu çalışma ile COVID-19 pandemisiyle mücadelede karşılaşılan hukuki sorunların çözümüne katkı sağlanayacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: COVID-19 Pandemisi, zorunlu aşı, uluslararası hukuk, insan hakları, sağlık hukuku.

AşılarCOVID 19Pandemiler+3
Muhammet Mert Türkmen
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bilirkişilerde yetkinlik ve yeterliliklerin değerlendirilmesi

Bilirkişilerde Yetkinlik Ve Yeterliliklerin Değerlendirilmesi Bilirkişiler, hukukun uygulanması ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasında yargılamada etkin rol oynayan, kendi uzmanlık alanlarında yetkin ve yeterli olarak adalet sistemine yardımcı olan uzman kişilerdir. Bilirkişilerin alanında uzman olmaları ve bu uzmanlığa hakim olabilme becerisi hukukun uygulanmasında büyük öneme sahiptir. Bilirkişilik sisteminin genel tanımı ile birlikte, bilirkişilerin hukuk sistemimizde ve diğer hukuk sistemlerinde yetkin ve yeterli olma şekil ve esasları çalışmamızda incelenmektedir. Adli bilimler ve bilirkişilik sisteminin birbirleriyle ilişkisi, bu ilişkinin önemi ve yargılamaya etkilerinin ortaya konması hedeflenmektedir. Çalışmamızda, bilirkişilik ve bilirkişi kavramlarını genel hatlarıyla incelenmiştir. Yetkinlik ve yeterlilik kavramlarının hukuk sistemimizdeki karşılığı ortaya konmuş, ve karşılaştırmalı hukukta ele aldığımız diğer ülke modelleri ile karşılaştırılmıştır. Ulusal ve uluslararası yetkili kurum ve kuruluş raporları, kanunlar, bilimsel araştırmalar ile birlikte güncel yüksek yargı kararları ele alınarak ülkemiz hukuk sistemi içerisinde bilirkişilerin yetkinlik ve yeterlilikleri değerlendirilmiştir. Uygulamada aynı uzmanlık ve özel bilgi konusunda alınan farklı bilirkişi raporlarının farklı sonuçlar verdiği, inceleme yapan bilirkişinin uzmanlığının yeterli olup olmadığının belirli bir standarta bağlanamadığı, bilirkişilik kurumlarının her birinin kendine has ve birbirlerinden farklı kurallarla çalıştığı, bilirkişiliğe kabul, atama ve değerlendirilme esaslarının yetersiz olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu eksikliklerin yargılama sürelerini uzattığı ve beklenen yararın sağlanamdığı görülmüştür. Tüm bu incelmeler sonucu ulaşılan bilgiler ışığında bilirkişilerin yetkin ve yeterli olmaları konusunda belirli bir bilimsel standart ölçünün oluşturulmasının, bu standartın tek bir elden yürütülerek ülke geneline yayılmasının önemi ve gerekliliği ortaya konmuştur. Anahtar Sözcükler: Bilirkişi, Adli Bilimler, Yetkinlik, Yeterlilik, Karşılaştırmalı Hukuk

Adli bilimlerBilirkişiKarşılaştırmalı hukuk+2
Murat Kayahan Aksungur
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kundaklama olaylarında hızlandırıcı olarak kullanılan yakıtların menşe tayini için yöntem geliştirilmesi

Yangının neden olduğu yıkıcı etkiler, incelenmesini zor ve karmaşık hale getirmektedir. Yangın durumunda, adli yangın incelemeci yanıcı sıvı delillerini arama pozisyonundadır. Yangın enkazından yanıcı sıvı kalıntılarını tespit etmenin tek geçerli yolu, kanıtlanabilir bilimsel yöntemlere dayalı şekilde yangın enkazı analizi gerçekleştirmektir. Çalışmada patentli bir ürün olan DNA markerin; yanıcı sıvı kalıntılarının tespiti, menşe tayini ve kıyaslama/eşleştirme analizleri için belirteç olarak kullanılabilirliğinin değerlendirilmesiyle özgün bir analiz yöntemi geliştirmek amaçlanmıştır. Standartlar doğrultusunda gerçekleştirilen yangın enkazı analizleri sonucunda yanıcı sıvılar için yapılan pozitif tanımlama, tespit edilen yanıcı sıvının hızlandırıcı olduğu anlamına gelmemekte; negatif tanımlama da yanıcı sıvının bulunma olasılığını tamamen ortadan kaldırmamaktadır. Farklı yanıcı sıvı sınıflarının bileşimleri birbirlerine benzemekte; birçok ortak bileşenleri olabilmektedir. Kontaminasyon, azalma, buharlaşma, interferans ürünler, mikrobiyal bozunma ve asidifikasyon yanıcı sıvı kalıntılarını tanımlamayı zorlaştırmaktadır. Çalışma kapsamında DNA belirteciyle işaretlenmiş ve işaretlenmemiş benzin ve dizel yakıt numunelerinin yanma kalıntılarının GC-MS ve PCR analizleri gerçekleştirilmiştir. ASTM standartlarına dayalı olarak gerçekleştirilen ekstraksiyon ve GC-MS analiz sonuçlarında; n-alkanlar, izoalkanlar, sikloalkanlar, C2-C4-alkilbenzenler, indan, metilindanlar, naftalin ve metilnaftalinler gözlenmiştir. Yanma kalıntılarının alifatik ve aromatik profilleri, yanıcı sıvı sınıfları ve karşılaştırma standartlarıyla ilişkili ve tutarlı şekilde ilgili hedef bileşikleri ve kromatografik modelleri sergilemişlerdir. İşaretlenmiş benzin ve dizel yakıt numunelerinin yanma kalıntılarının PCR analizi sonuçlarında DNA belirteci tanımlanmıştır. DNA belirtecinin, işaretlenmiş bir yanıcı sıvı kalıntısını içeren tek bir numunenin PCR analiziyle nesnel olarak yanıcı sıvıyı tanımlayabilme ve tedarik zincirinin tüm aşamalarına ait bilgilere ulaşabilme imkanı sağladığı değerlendirilmiştir.

Afet yönetimiBiyobelirteçlerKamu güvenliği+6
Murat Kuloğlu
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Suç korkusu: Çukurova Üniversitesi öğrencilerinde suç korkusu

Suç korkusu, bireyin suç ve suçla ilişkili olabileceğini düşündüren sembollere yönelik hissettiği korku ve kaygı duygusudur. Birbiri ile ilişkili bilişsel, duygusal ve davranışsal boyutları olan karmaşık ve çok yönlü bir olgudur. Suç ile çok yakından ilişkili olmakla beraber suçtan farklı bir olgudur; suç korkusunun suç oranlarının artmasıyla artış gösterdiği halde, suç oranlarının düşmesi ile azalmadığı gözlenmiştir. Bu projenin amacı Çukurova Üniversitesi'nde öğrenim gören öğrenciler ile yapılacak anket çalışması sonucunda, adli bilimler kapsamında önemi hızla artmakta olan ve her alanda kişiyi olumsuz etkileyen suç korkusunun risk faktörlerini belirlemek, ortaya koyduğu olumsuz sonuçları saptamak, mekan güvenliğinin önemini ortaya çıkarıp kentsel mekandaki suç korkusu izlerinin bireylerin suç korkusuna etkisini saptamak ve bu veriler ışığında daha güvenli bir kent ve dolayısıyla daha güvenli bir toplum için ilgili birimlere veri sağlamak ve çözüm önerileri sunmaktır. Araştırma sonucunda "suç mağduriyet korkusu" ve "suç mağduriyet risk algısı" düzeyleri yüksek çıkmıştır. Kadınların "suç mağduriyet korkusu" ve "suç mağduriyet risk algısı" düzeyleri daha yüksektir. Suç guruplarında kadınlar "şahsa yönelik" suçlardan daha çok korkmaktadır, erkeklerde "şahsa ya da mal varlığına yönelik" suçlarda korku düzeyleri anlamlı bir farklılık göstermemektedir. Kadınların en kortuğu suç türü "Tecavüze veya cinsel saldırıya uğramak" erkeklerin ise "silahlı saldırıya uğramak"tır. Yaş değişkeni "suç mağduriyet korkusu" ve "suç mağduriyet risk algısı"nı etkilemektedir. Eğitim değişkeni "suç korkusu" alt boyutlarını etkilememektedir. Direk mağduriyet deneyimi "güvensiz hissetme" alt boyutunu etkilemekte fakat "suç mağduriyet korkusu" ve "suç mağduriyet risk algısı"nı etkilememektedir.

Adli bilimlerGüvenlik topluluğuMağduriyet+2
Ergül Erdoğan
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Gaz kromatografi kütle spektrometresi (GC/MS) cihazı ile eroin, morfin, kodein, kokain,amfetamin, metamfetamin, MDMA ve THC'nin kalitatif analizi

Adli bilimler; günümüzde destek aldığı diğer bilim dallarındaki teknolojik gelişmelerin ışığında doğru ve kesin sonuçlar elde etme çabası içindedir. Hizmet ettiği mahkemeler, olayları çözebilmek için adli bilimlerin sunduğu doğruluğundan şüphe duyulmayan kanıtlara ihtiyaç duyar. Katı, sıvı veya gaz formunda olan uyuşturucu maddelerin tespiti için birden fazla analitik cihaz bulunmaktadır. Bu çalışmada organik çözücü sarfiyatının ve çevre kirliliğinin az olması ile güvenilir sonuçlar üretilmesi ve analiz süresinin kısa olması gibi avantajları bulunan GC/MS kullanılmıştır. Halk arasında kullanımı gün geçtikçe yaygınlaşan narkotik maddelerden eroin, morfin, kodein, kokain, amfetamin, metamfetamin, MDMA ve THC'nin metanol-diklormetan (50:50, v/v) çözücü karışımda hazırlanan örneklerinin belirlediğimiz parametrelerdeki genel tarama metodunda analizleri yapılarak literatüre katkıda bulunulmuştur. Seçicilik parametresi için maddelerin referans standartlarının 50 ppm konsantrasyonda hazırlanan karışım çözeltisinden enjeksiyon yapıldı. Tespit limiti (LOD) değerleri; Kodein 15ppm, Kokain 15ppm, THC 15ppm, Eroin 20ppm, Morfin 30ppm, Metamfetamin 30ppm, MDMA 30ppm ve Amfetamin için 35ppm şeklinde bulunmuştur. Ayrıca yüksek kesinlikte sonuçlar elde edilmiştir.

Adli tıp
Ömer Akgül
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İnsan haklarının gelişmesinde adli tıp uygulamalarının rolü

İnsan hakları, insanların yalnızca insan olmaları hasebiyle sahip oldukları temel hak ve özgürlüklerdir. Bu haklardan din, dil, ırk, cinsiyet fark etmeksizin bütün insanlar eşit olarak faydalanırlar. Yaşama hakkı, düşünce ve ifade özgürlüğü hakkı, kanun önünde eşit olma hakkı, eğitim hakkı, sağlık hakkı, adil yargılanma hakkı gibi haklar tüm dünyaca kabul edilen temel insan hakları olup evrensel hukuk kuralları ile koruma altına alınmıştır. Sözü edilen hakların elde edilişi tarihsel olarak incelenmesi gereken bir olgudur. Zira insanoğlu bu hakları kolay elde etmemiş, bu uğurda çokça bedel ödemiştir. İşte bu sebeple günümüzde tüm dünyada bu haklar ulusal ve uluslararası kanunlar, sözleşmeler ile güvence altına alınmıştır. Tıp ve hukukun işbirliğiyle yürütülen ve ortak çalışma alanları olan adli tıp, insan hakları ihlalleriyle savaşta çok önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmada 39 adet Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Kararı kararı ve 7 adet Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı olmak üzere toplam 46 adet mahkeme kararı incelenmiştir. Bununla birlikte konuyla alakalı literatür taraması da yapılmıştır. İncelenen kararlarda; yaşam hakkının, işkence yasağının, kötü muamele yasağının, adil yargılanma hakkının, kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkının, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının, ifade ve basın hürriyetinin, özgürlük ve güvenlik hakkının, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiği görülmüştür. Araştırmada yer alan ulusal ve uluslararası mahkeme kararlarına adli tıp uygulamalarının etkisi ele alınmış ve böylece adli tıp uygulamalarının insan haklarının gelişmesindeki rolü irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler : Adli tıp, insan hakları, ihlal, savaş

Yasemin Aral
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Şiddeti öncülleyen etmenler ve yordayıcı faktörlerin belirlenmesine yönelik bir inceleme

Şiddet; bir birey tarafından başka bir bireye veya bir topluluğa, bir topluluk tarafından ise bir bireye doğru yönlendirilen zarar verme kastı taşıyan ve güç eşitsizliğinden kaynaklanan ve/veya güç eşitsizliğine neden olabilen somut veya zımni olarak meydana getirilen ya da söylenti biçiminde yayılan her türlü fiziksel, duygusal/ruhsal, rıza ve iradi dışı cinsel ve ekonomik eylem ve/veya söylemdir. Bu çalışma ile ülkemizde ergenler arasında görülen fiziksel şiddet yordayıcı faktörlerin anlaşılması amacıyla içerik bakımından araştırmacılar tarafından belirlenen kriterlere uygun basın haberleri, internet haber siteleri üzerinden nicel içerik analizine tabi tutulmuş, içerik analizi bulgularına göre fiziksel şiddeti yordayan ailesel ve çevresel faktörleri ele alan geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı hazırlanıp öz düzenleme, duygu düzenleme, çocukluk dönemindeki örseleyici yaşantılar ve sosyal bağlılık gibi fiziksel şiddeti yordadığı düşünülen değişkenler ile ölçek alt boyutları arasındaki aracılık-düzenleyicilik ilişkileri incelenmiştir. Bu nedenle; tez çalışması iki ayrı araştırma şeklinde kurgulanmış ve Araştırma 1'de şiddet eylemlerinin kuşaklar arası gösterdiği değişimlerin anlaşılması adına Y kuşağı için 290, Z kuşağı için 390 adet haber içeriği nicel değişkenler bazında incelenmiştir. Araştırma 2'de Şiddet Öncülleyici Faktörler Ölçeği geliştirilmiş, bu ölçek ve alt boyutları ile şiddeti yordayan değişkenlerin anlaşılabilmesi için Çocukluk Çağı Örselenme Yaşantıları Ölçeği (ÇÇÖY), Ergenler için Duygu Düzenleme Ölçeği (EİDDÖ), Öz-Denetim Ölçeği (ÖDÖ) ve Sosyal Bağlılık Ölçeği (SBÖ) kullanılmıştır. Veriler, üniversite öğrencisi genç yetişkin bireylerden toplanmış ve Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA) için 362, Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) için 322 ve şiddeti yordayıcı bir model kurma amacıyla ise toplamda 793 katılımcı çalışmaya dahil edilmiştir. Veriler, Google Forms üzerinden dijital bir biçimde ancak katılımcılar ile aynı ortamda elde edilmiştir. Çalışmamızın bulgularına göre, şiddet öncülleyici ailesel ve çevresel faktörler bakımından cinsiyet, psikiyatrik öykü, fiziksel şiddete başvurma ve aile içi şiddet gibi değişkenler arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur (p<0,05). Çocukluk Çağı Örselenme Yaşantıları ile Sosyal Bağlılık arasındaki ilişki kısmi aracı ve düzenleyici değişkenlerin standardize yol katsayıları incelenmiş ve buna göre İçsel İşlevsel Olmayan Duygu Düzenleme durumlarının kısmi aracılık durumu ve Şiddet Öncülleyici Çevresel Faktörlerin düzenleyici/yönetici aracılık etkisi gözlenmiştir (p<0,001). Çalışmanın sonunda ergen ve genç yetişkinlerin fiziksel şiddete varabilecek eylemler sergilemelerini önleyebilecek birtakım öneriler sunulmuştur.

Mehmet Aykut Erk
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Adli amaçlı menstrüel kan identifikasyonunda kullanılan tanımlama yöntemlerinin çeşitli açılardan karşılaştırılması

Adli uygulamalarda sıklıkla kullanılan vücut sıvılarının tanımlanması suçun/suçlunun belirlenmesinde ve bilimsel çalışmalarda oldukça önemli bir rol oynamaktadır. Olay yerinden elde edilebilecek en önemli kanıtlar arasında olan kan, semen, tükürük, vajinal sekresyon gibi biyolojik bulgular tanımlanma/kimliklendirme sürecini de beraberinde getirir. Kan, olay yerlerinde en sık bulunan vücut sıvılarından biridir. Bu bulgular biyolojik olduklarından örneğin alınması aşamasından itibaren başlayan bu süreçte bozunmaya uğrama, kontamine olma gibi muhtemel sorunları en aza indirmek ve bu vücut sıvılarının tanımlanması aşamasında başarılı ve hızlı bir yöntem seçmek çok önemlidir. Bu çalışmada menstrüel kanın tespiti için kullanılan yöntemler sıralanmış ve farklı açılardan kıyaslanarak hangisinin menstrüel kanın tanımlanmasında hangi açıdan avantajlı veya dezavantajlı olduğu tartışılmıştır. Kullanılan yöntemler mikroskobik ve moleküler yöntemler olarak ikiye ayrılmış ve 3 ticari test kiti incelenip karşılaştırılmıştır. Bunlar ParaDNA Body Fluid ID Test, SERATEC PMB Testi ve DIMERTEST Lateks Testi'dir. Çalışma sonucunda metotlar hız, hassasiyet, güvenlik, iş gücü, maliyet, taşınabilirlik ve rutin laboratuvara adaptasyon gibi kriterlere göre tartışılmış ve metotlar sıralanan kriterlere göre yapılan değerlendirmede menstrüel kanın tanımlanmasında SERATEC PMB Testi ve DIMERTEST Lateks Test hızlı taramada öne çıkarken, ParaDNA BF ID Testi ile diğer RNA dayalı ters transkriptaz kantitatif PCR'ın yüksek başlangıç maliyetine sahip olsa da yanlış pozitif olasılığını düşük olması ve minimum numune kaybı ile uzun vadede maliyet etkinliği sunduğu anlaşılmaktadır.

Adli bilimlerBiyobelirteçlerKimlik tespiti+2
Ayşe Çoşkun
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Analysis of age- and sex-related SIRT6 gene expression levels in saliva

Cell senescence is a process that occurs due to telomere shortening during DNA replication and can be induced by various stressors. Senescent cells stop dividing but remain viable, metabolically active and able to secrete many molecules. Some of the hallmarks of aging are cell enlargement, increased granularity, induction of SA-β-galactosidase activity, and an increase in cyclin-dependent kinase inhibitors, p16, and p21. One of the new players associated with cell aging is Sirtuins. Sirtuins (SIRTs) form a class of proteins with mono-ADP ribosyltransferase or NAD+ dependent deacetylase activity. SIRTs are NAD-dependent histone deacetylases that epigenetically regulate the expression of genes and cell metabolism and play an important role in maintaining homeostasis. Sirtuins have been reported to play a key role during cell response to various stresses such as oxidative or genotoxic stress and are crucial for cell metabolism. SIRT6 is a chromatin-associated protein that stabilizes genomes and telomeres. SIRT6 is a critical regulator of genome transcription, telomere integrity, DNA repair and metabolic homeostasis. A stable and positive linear correlation of SIRT6 and telomerase emerged. Thus, SIRT6 prevents premature aging of cells, and its deficiency accelerates replicative senescence. Finding a reliable biomarker for age estimation of biological samples is one of the important tasks in forensic DNA phenotyping. In this thesis, age and sex related SIRT6 gene expression levels in saliva will be analyzed. Generally, based on our findings, while comparing to the 4-9 age group as the reference, we observed a roughly 2-fold decline in sirtuin 6 (sirt 6) expression among the 14-19 age group. Conversely, in the 24-29 age group, there was an approximately 1.75-fold increase, followed by another 2-fold decrease in the 30years and older group. These results indicate the possibility of age and gender-related variations in SIRT6 expression. Additional research is necessary to fully grasp the consequences of these discrepancies and their potential impacts on both health and the aging process. Keywords: Aging, Biomarker, Saliva, SIRT6, Telomerase, Histone deacetylase, Forensic age estimation, Forensic epigenetics, RNA extraction, RT-PCR; Real-Time Polymerase Chain Reaction

Gıft Onyınye Okafor
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Adli amaçlı tükrük identifikasyonunda çeşitli mirna belirteçlerinin olumsuz çevre koşullarına karşı stabilitesinin araştırılması

Vücut sıvılarının tanımlanması adli olaylarda (cinsel saldırı, hırsızlık, yaralama, cinayet vb.) mağdur ve şüpheli arasındaki bağlantıyı ortaya koymak açısından oldukça önemlidir. Örneğin bir cinsel saldırı olayında mağdurun kıyafetleri üzerinde şüpheliye ait herhangi bir vücut sıvısı lekesi tespit edilmesi soruşturma sürecine katkısı çok elzemdir. Hali hazırda adli amaçlı vücut sıvılarının tespiti için kullanılan birçok yöntem ve materyal bulunmaktadır. Bu çalışmada ise bulunan yöntem ve materyallere alternatif olarak son zamanlarda popülerlik kazanmış olan miRNA belirteçlerinin, tükürük örneklerinde çevre koşulları ve zamana göre verimi araştırılmıştır. Bu amaçla 5 farklı gönüllüden 9 aydan 1 güne kadar belli aralıklar ile tükürük örnekleri alınmış olup alınan örnekler güneş ışığı, oda sıcaklığı ve su altı olmak üzere farklı ortamlarda bekletilmiştir. Daha sonra RNA izolasyonu yapılarak elde edilen izolatlar önce cDNA' ya dönüştürülüp ardından Real Time PCR yöntemi ile tükürüğe özgü miRNA 203, miRNA 205 ve SNORD48 belirteçleri çoğaltılmış ve elde edilen veriler IBM SPSS İstatistik 22.0 programı ile analiz edilmiştir. Çalışmanın sonucunda zamana göre güneş ışığında miRNA 203 belirtecine ait ölçümler arasındaki farklılığın istatistiksel olarak önemli olduğu görülmüştür. (F=5,396; p=0,009<0,05). 2 aylık ve 9 aylık miRNA ölçümlerinin 1 günlük ölçümlerinden daha yüksek Threshold Cycle (CT) değerlerine sahip olduğu görülmüştür. Daha yüksek CT değerleri ise düşük başlangıç RNA miktarı anlamına gelmektedir. Güneş ışığında miRNA 205 ve SNORD48 değişkenlerine ait ölçümlerin zamana göre farklılık gösterip göstermediği belirlenmeye çalışılmış ve zamana göre güneş ışığında miRNA 205 ve SNORD48 değişkenlerine ait ölçümleri arasındaki farklılığın istatistiksel olarak önemli olmadığı görülmüştür. (p>0,05). Anahtar Kelimeler: miRNA, Tükürük, Vücut Sıvıları, Adli İdentifikasyon, Stabilite

Muhammed Bahadır Kerniç
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Forensic analysis of the Y chromosome snps in the Elgon region population of eastern Uganda

cases of sexual assault, paternity testing, or missing persons investigations. In this research, a forensic analysis of the Y chromosome SNPs from 32 unrelated male individuals of the Elgon population in Eastern Uganda using the Next Generation Sequencing Technology (NGS) and the Ion AmpliSeq HID Y-SNP Research Panel v1 primer pool. Using the Y-leaf analysis tool, our results showed that the Elgon population exhibited a high degree of genetic diversity of 40.6% which is characteristic of many African populations. Thirteen (13) unique Y chromosome SNPs (Haplogroups) that could serve as useful genetic markers for forensic analysis and population genetics studies were identified in this study. The haplogroups originate from the major three Haplogroups A, B and E typical of the African Population and Haplogroup E showed the highest frequency of 63.63%) followed by haplogroup A with the frequency of 21.21% and haplogroup B with a frequency of 15.15%. The haplogroups were A1b, A-M13, B-M5844, B-Y12200, B-Y275213, E-M41, E-Z830, E-V22, E-U175, E-M4254, E-U174, E-L514 and E-U290. Haplogroup E-U174 was observed in highest frequency 24.24% in Bagisu only and haplogroups B-Y275213, E-Z830 and E-U290 were observed in Sabiny only. Other haplogroups were shared in both. Overall, this research provides valuable insights into the genetic makeup of the Elgon population and underscores the importance of Y chromosome SNPs in forensic analysis and population genetics research. By analyzing SNPs on the Y chromosome, forensic scientists can develop a genetic profile that can be used to identify the male contributors to a DNA sample. However, further studies should be conducted to investigate the genetic diversity of other populations in Uganda using Y chromosome SNPs with a large sample size as this will help to fully understand the genetic diversity

Amosi Wazodı
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Examination of various mirna markers in the differentiation of menstrual blood from peripheral blood

Body fluids such as peripheral blood, menstrual blood, semen, saliva, and vaginal secretions are the most significant biological samples commonly found at the scene of a crime. These provide decisive clues to help qualitatively analyse a criminal case, restructure the crime scene, and provide strong evidence for the courtroom. Similarly, the distinction between menstrual blood and peripheral blood is vital for forensic casework, as it could provide strong evidence to figure out the nature of some criminal cases. In this study, the relative expression levels of five different miRNAs (miR-451, miR-144, miR-205, miR-214, and miR-203) were analysed by SYBR green-based real-time PCR with 96 samples from 5 different body fluids, including 21 peripheral blood, 21 menstrual blood, 20 saliva, 13 semen, and 21 vaginal secretions. Then, it was investigated whether menstrual blood could be distinguished from peripheral blood with candidate markers selected by discriminant function analysis performed with SPSS 22.0. In the first step, delta CT values of miR451 were selected as the dependent variable, and blood and non-blood samples were selected as the independent variables to distinguish blood samples from non-blood samples. As the second step, two different paths were followed. The first was to select miR-214, miR203, and miR205 as independent variables and MB and PB as dependent variables to distinguish peripheral blood from menstrual blood. The other way was to select only miR203 from the miRNAs as an independent variable. The first of the two function test sets used was named Z1 and Z2, to separate blood samples from non-blood samples, and the second set, named Y1 and Y2, was used to separate menstrual blood from peripheral blood. The two-step method was followed, and a 100% accuracy rate was achieved when 21 test samples were used. This success was valid in the second step both when miR-214, miR-203, and miR-205 were used as variables and when only 203 was used as a variable. These results indicated that miR451 and miR203 would be sufficient to distinguish single source blood from menstrual blood and could be used successfully in the analysis of forensic cases. Since results can be obtained with 5 ng of RNA in the study, it is possible to use it in small amounts in forensic samples.

Gertrude Namulondo
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Forensic age prediction based on DNA methylation using next generation sequencing

Age estimation basing on DNA methylation technique has been on increase in the past years. In this study, we assessed age-associated methylation for 12 CpG sites, (EDARADD, E LO VL2 RASSF5, MIR29B2CHG, FH L2, SM C4, T RI M59, L D B2, ELOVL2-AS1, CNTNAP2, ARHGAP22 and CCDC102B) in 25 buccal samples of living individuals aged 4 -99 years using Next Generation sequencing platform. Selection of the CpG sites used in our model was based on short-lists published by other research groups. Linear regression and multiple linear regression were used to develop an age prediction model. A multiple linear regression validation model with 10 CpG sites (EDARADD, ELOVL2 RASSF5, MIR29B2CHG, FHL2, SMC4, LDB2, CNTNAP2, ARHGAP22 and CCDC102B) revealed a p-value of 0.02976 which is statistically significant. R2 of 0.736 was obtained indicating a strong correlation between chronological age and predicted age with a Mean Absolute Deviation (MAD) of 5.1 years between chronological age and predicted age and an adjusted R2 of 0.5199. In the cross validated model, the variables(CpG sites) RASSF5 (p = 0.033), MIR29B2CHG (p = 0.034) and SMC4 (p =0.0323) had a significant influence on the predictor variable (Age) at a 95% confidence level. The Multiple R square value of 0.9878 with this training set of data was obtained indicating a strong positive correlation between predicted age with a Mean Absolute Deviation (MAD) of 2.3 years between chronological age and predicted age and an adjusted R square value of 0.9332. Seven methylation standards of 0%,10%, 25%, 50%, 75%and 100% percentage methylation were included in this study in order to evaluate the accuracy of methylation levels obtained by bisulphite sequencing. R square value of 0.9887 was obtained indicating a strong correlation between expected methylation and observed methylation. This demonstrated the reliability and precision of the technique in measuring methylation patterns.

Lilian Doris Mutesı
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Forensic expert witnessing: An emerging need for scientific evidence in Ugandan judicial system

In terms of justice innovation, Uganda is one of the most active nations. People and their needs are placed at the center of justice systems thanks to Uganda's growing commitment to people-centered justice. There is a demand for justice systems to be changed to be more open to innovation and to a wider range of justice providers. Forensic expert witnessing is one way to provide this innovation. It involves testifying about findings and offering comments based on the findings of the study of evidence gathered from a crime scene. Previous studies have shown that good expert witness practise can help with prolonged and unresolved criminal injustices like wrongful convictions, unsolved crimes, unsuccessful prosecutions, and unpunished offenders. This calls for an analysis of the existing expert witnessing in the current Uganda's legal institutional framework with regard to scientific evidence to identify key recommendations necessary for best expert witness practise in Uganda. The data was collected using multiple-choice and open-ended questions and analysed qualitatively and quantitatively by a sample of 100 people from different regions and different professions. The survey consisted of 5 questions for the ministry of justice and constitutional affairs representative, 10 questions for experienced lawyers, judges, and public prosecutors, 6 questions for experienced expert witnesses, and 6 questions for the general population. It was established that there is a shortage of experienced expert witnesses in Uganda today due to the high level of specialisation required. Further still, the few highly experienced ones are in constant demand and spread thinly across the system. Moreover, the existing monitoring and accountability mechanisms that govern the work of expert witnesses are weak and ineffective since there is no specific registry of expert witnesses by field of expertise, either by qualification or experience. There is also a lack of legal framework to protect the rights, work, and payment system of the expert witness. As such, few people are knowledgeable about expert witnessing; therefore, there is a need for witness awareness programmes to be carried out in different parts of the country in order to improve Uganda's justice system.

Setyabule Phıllemon
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Ateşli silah yaralanmalarında hemodinamik ve histopatolojik bulgular

Ateşli silahlar aracılığı ile gerçekleşen yaralanma ve ölüm olguları bildirim zorunluluğu olan adli olaylardır. Adli bilimler alanında çalışan hekimler başta olmak üzere tüm hekimlerin ve adli olgular ile uğraşan sağlık çalışanlarının ateşli silahlar ile oluşan yaralara ait bulguları çok iyi bilmesi, tanıması, tarif etmesi, tanımlaması ve raporlaması gereklidir. Bu tezin amacı, sivil ateşli silah yaralanmalarında en yaygın çap olan 9×19 mm (M822) (340m/s) fişeği ile askeri ateşli silah yaralanmalarında yaygın çaplardan olan 5,56×45 mm (SS109) (850 m/s) ve 7,62×51 mm (M80) (800m/s) fişeklere ait mermi çekirdekleri kullanılarak 300 cm, 100 cm ve 10 cm mesafeden yapılan deneyler ile elde edilen hemodinamik ve histopatolojik bulguları literatür bilgileri ile karşılaştırmaktır. Bu amaçla, 9 adet Adana cinsi sedatize koyuna pozisyon verildikten ve monitörize edildikten sonra atışlı deneylere geçildi. 9×19 mm (M822), 5,56×45 mm (SS109) ve 7,62×51 mm (M80) fişekler kullanılarak 300 cm mesafeden karın bölgesine, 100 cm ve 10 cm mesafeden ekstremiteye atışlı deneyler gerçekleştirildi. Atışlar tamamlandıktan sonra deneklere otopsi işlemi yapıldı, giriş ve çıkış bulguları kayıt edildi ve histopatolojik örnekler alındı. Çalışmamızda da gösterdiğimiz gibi golden hours olarak tanımlanan ilk bir saat içerisinde süre uzadıkça mortalite ve morbidite artmaktadır. Düşük ve yüksek kinetik enerjili fişekler ile gerçekleşen ateşli silah yaralanmalarında giriş yarası bulguları farklılık göstermemektedir. Ancak fişeklerin farklı yaralanma mekanizmalarına sahip olması nedeniyle doku ve organlarda yarattıkları hasar oldukça farklıdır. Tüm deneklerde bağırsakta nekroz, yaralanma bölgesi ve yaralanma bölgesi dışındaki organlarda hemorajik şok ilişkili histopatolojik bulgular saptanmıştır. Bu sonuç, ölen olgularda ayrıntılı iç muayene yapılması, yaşayan olgularda yaralanma bölgesi kadar yaralanma bölgesi dışındaki organların da yetmezlik açısından takip edilmesi gerektiğini düşündürmektedir. Ateşli silahlar ile yaralanma mekanizmalarına ait daha önce yapılan çalışmalarda simulantlar kullanılmış olup çalışmamız bilenen literatüre göre mühimmat ile ilişkili ekstremite ve yumuşak doku hasarını otopsi ve histopatolojik bulgular ile destekleyerek gösteren ilk havyan deneyi olması nedeni ile literatüre önemli bilgiler sunmaktadır.

İlknur Arslan
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessEN

Forensic analysis of illicit drugs in hair specimens of psychiatric patients at Butabika Hospital in Uganda

Drug abuse may cause adverse effects on an individual's health, relationships, and overall quality of life. In Uganda, there has been an increase in mental health illnesses associated with the abuse of drugs such as cannabis, opioids, amphetamine-type stimulants, khat, and cocaine among others. This study was designed to use hair samples to detect substances of abuse in psychiatric patients. For this purpose, the hair samples were collected from patients between 18- and 50 years old hospitalized in Butabika Hospital's Alcohol and Drug Unit. Also, the questionnaires for patients were performed to evaluate the sociodemographic characteristics of patients and obtain their self-report for substance use. A reliable analytical method was designed to identify these compounds, and hair samples obtained from the occipital region of patients were analyzed after methanolic extraction of the target analytes. A total of 154 patients were included in the study, 76.62% male and 23.38% female. The average age of the patients with hair analyzed was 29.77 years. Survey interviews revealed that 62.99% (n=97) of patients had been exposed to Cannabis. The experimental method showed a difference in some detected substances reported during the interview and included Cannabis, Khat, Pethidine, Tramadol, Heroin, MDMA, Cocaine, Amphetamine, MDA, Methamphetamine, Codeine, and Morphine. Furthermore, the relationship between substance abuse and psychological disorders was evaluated. Depression, anxiety, mood disorder, psychosis, and eating disorders were obtained in patients' records. In conclusion, the present study suggests that hair analysis is an important technique for the screening of abused drugs in forensic and psychological units. Keywords: substance abuse, hair analysis, questionnaire, psychological disorders

Mugume Isaaya
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessEN

Spatial relationships, movement and form as discriminating factors in forensic handwriting analysis in Uganda

There are many cases of questioned documents in Uganda. According to the annual crime report by Uganda Police Force, 670 cases of questioned documents were reported in 2023 and of which handwriting cases constituted 80% of the total document cases. This study is on forensic handwriting analysis and will be based on the principle of individuality that no two people have identical handwriting characteristics. Forensic handwriting analysis is a technique that involves the examination various handwriting features to determine whether a handwriting sample is genuine or forged. Spatial relationships, movement, and form are critical factors that forensic document examiners use to differentiate between genuine and forged handwriting samples. This research thesis investigates the importance of spatial relationships, movement, and form in forensic handwriting analysis. The study analyzes various factors that are considered in forensic handwriting analysis and highlights the importance of spatial relationships, movement, and form for differentiating between genuine handwriting and forgery. The findings indicate that consistent spatial relationships in handwriting samples, consistent movement in pen pressure, speed, and direction of pen strokes, and consistent letter slant and shape are crucial factors in determining the accuracy of forensic handwriting analysis. The study underscores the need for continued research and development in forensic handwriting analysis to improve the accuracy and reliability of handwriting analysis in forensic investigations. In this study, 160 samples from the Directorate of Government Analytical Laboratory plus other samples and examined using visual analysis.. Overall, this research thesis provides valuable insights into the factors that determine the accuracy of forensic handwriting analysis and highlights the importance of spatial relationships, movement, and form in forensic handwriting analysis.By providing a thorough understanding of these discriminating, this research thesis seeks to strengthen forensic handwriting analysis' use in criminal investigations. Keywords: Handwriting, Questioned Documents, Spatial relationships, Movement,Form.

Nuwamanya Henry
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Nefeste uyuşturucu madde tespiti için örnek toplama cihazı geliştirilmesi ve yöntem validasyonu

Madde kullanım bağımlılığı dünyadaki hemen hemen her toplumu etkileyen ciddi bir halk sağlığı ve güvenliği sorunudur. Bu maddelerin kullanımı zihinsel ve fiziksel bozukluğa neden olmakta, yaşamı tehdit edici sonuçlara yol açabilmektedir. Bu sebeple psikoaktif maddelerin analizi adli ve klinik uygulamalar gibi birçok alanda oldukça önemlidir. Özellikle psikoaktif maddelerin etkisi altında araç kullanımı genellikle kaza riskinde artışa neden olarak kamu güvenliği için bir tehdit oluşturmaktadır. Bu maddelerin araştırılması için kullanılan en tipik biyolojik örnekler ise kan, idrar, oral sıvı, ter, tükürük ve saçtır. Nefes testi ise, son zamanlarda psikoaktif maddelerin tespiti için kullanılan biyolojik bir yöntemdir. Ekshalasyonla (nefes verme) dışarı atılan aerosol mikropartiküller, akciğer alveollerindeki uçucu olmayan bileşikleri taşımaktadır. Bu aerosol mikropartiküller toplanıp analiz edildiğinde, yasal ve yasa dışı maddelerin tespiti için girişimsel olmayan ve kolayca elde edilebilen bir örnek oluşturmaktadır. Bu tez çalışmasında nefes toplama cihazı geliştirilerek, bağımlılık merkezinden toplanan nefes örneklerinde psikoaktif maddelerin analizi amaçlanmaktadır. Kişilerden ayrıca kan ve idrar örnekleri referans örnek olarak toplanmıştır. Tez kapsamında toplamda 20 kişiden aynı anda nefes, kan ve idrar örnekleri toplanmıştır. Örnekler sıvı kromatografisi–tandem kütle spektrometrisi (LC-MS/MS) cihazında geliştirilen analiz yöntemi ile çalışılmıştır. Yöntemin tez kapsamında bakılan 24 farklı hedef analitler için kantitasyon limitleri (LOQ) 0.4-48.1 pg/filtre arasında tespit edilmiştir. 20 vakanın 19'u (%95) nefes örneğinde en az bir madde için pozitif bulunmuştur. En sık tespit edilen maddeler arasında METHAMP yer almaktadır. METHAMP, kan örneklerinde 16 vakada, nefes örneklerinde de 16 vakada tespit edilmiştir. Ayrıca, 2 vakanın nefes örneğinde METHAMP pozitif bulunmasına rağmen, bu vakaların kan örnekleri negatif, idrar örnekleri ise pozitif olarak tespit edilmiştir. Nefeste ortalama METHAMP konsantrasyonu 78 pg/filtre tespit edilmiştir. Bu tez çalışması ile, ekshalasyon sırasında vücuttan dışarı atılan nefesten psikoaktif maddelerin analiz edilebildiği ve nefesin kullanışlı bir örnek olduğu sonucuna varılmıştır. Sonuçlar, nefeste psikoaktif maddelerin tespit edilebilirliği için kullanılan analitik cihazların yüksek hassasiyette olması gerektiğini de göstermektedir. Sonuç olarak, bu tez çalışması ile ülkemizde ilk kez nefeste psikoaktif madde analizi için Nefes Toplama Cihazı geliştirilerek, cihazın ve nefes örneğinin kullanılabilirliği ortaya konmuştur.

Aslı Atasoy Aydın
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessEN

A biomarker for age estimation in forensic medecine: Analysis of age and sex-dependent miR-766-3p expression levels in Saliva

A Biomarker for Age Estimation in Forensic Medicine: Analysis of Age and Sex-Dependent Expression Levels of MiR-766-3p in Saliva Determining a person of interest's age in routine forensic cases can be a pivotal lead to an investigation, however, this task remains challenging. Beyond the forensic scope, age prediction tools could be an asset to several other fields including immigration, anthropology and disaster victim identification programs. Several leads have been explored to understand the complex underpinnings of ageing to create an effective prediction model. Initially known for their role in histone deacetylation, sirtuins (SIRTs) have received growing attention, regarding their role in ageing and age-related diseases as SIRT6 shows a downregulation with ageing. The question of "What factors affect SIRT6 expression?" would, therefore, be valid, when trying to elucidate the complex network involved in ageing and when designing age prediction models. MicroRNAs known for their role in gene silencing are one such factor. MiR-766-3p targets the SIRT6 via a feedback regulatory loop. The analysis of the expression patterns of miR-766-3p in the saliva samples of different age groups may give more insight into miRNA-age-related circuitry and determine its potential as a candidate biomarker for age prediction tools. Our results show a difference in the expression patterns of women and men. Where women show an upregulation, men show a downregulation with age. Keywords: Aging, Senescence, Biomarker, Saliva, SIRT6, MiR-766-3p, Chronological age estimation, Forensic Sciences, RNA extraction, RT-PCR; Real-Time, Polymerase Chain Reaction

Zenab Bıntou Nsounmfon
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Çeşitli mirna belirteçlerinin kanın identifikasyonunda kullanılabilme potansiyelinin araştırılması

Adli bilimler açısından suç mahallinde bırakılan vücut sıvılarının kaynağının belirlenmesi olay yerinin yeniden yapılandırılması için önemlidir. Vücut sıvısı tanımlamaya yönelik klasik ve literatürlerde belirtilen yöntemler incelendiğinde (özellikle seroloji tabanlı yöntemler), bu yöntemlerin numune tüketimi, yoğun çalışma, zaman kaybı, değişken sıcaklıklara duyarlılık ve özgüllük gibi çeşitli sınırlamalara sahip oldukları görülür. Kimliklendirme açısından DNA temelli yaklaşımlar öne çıkarken, olay yerini yeniden canlandırmak için gerekli parametrelerden biri olan vücut sıvısı/dokusu identifikasyonunda RNA temelli yaklaşımlar ön plandadır. Literatür incelendiğinde "mikro RNA" moleküllerinin degradasyon etkenlerine karşı daha dayanıklı olduğu tespit edilmiştir. Bu özellikleriyle adli bilimler açısından önemli bir potansiyele sahiptirler. Ancak literatür kapsamında miRNA stabilitesi üzerine yeterli çalışma yapılmamıştır. Bu çalışmanın amacı oda sıcaklığı (22-25C) ile -20C'de bekletilen kan lekelerinde miR-144, miR-451, miR-16 miRNA'ları ile SNORD48'in zamana bağlı stabilitesini araştırmaktır. Bu amaçla 6 farklı gönüllüden alınan kan örnekleri belirlenen koşullarda 16 aya kadar saklanmıştır. Ardından biyolojik örneklerde sırasıyla RNA izolasyonu, cDNA sentezi ve gerçek zamanlı kantitatif PCR (RT-qPCR) gerçekleştirilmiştir. Çalışmada kan belirteci olarak miRNA-144, miRNA-451 ve miRNA-16 miRNA'ları ile internal kontrol olarak SNORD48 kullanılmıştır. Çalışma sonunda elde edilen miRNA ekspresyon seviyelerinin istatistiksel değerlendirmeleri SPSS version 27 ile yapılmıştır. Betimsel analizler ve görselleştirmeler için rstatics ve ggplot2 paketleri kullanılmıştır. Çalışmada taze kan örneklerinde elde edilen Ct değerleri oda sıcaklığı (22-25C) ve -20C'de bekletilen örneklerden elde edilen Ct değerleri ile karşılaştırıldığında; test edilen her üç miRNA ifade düzeyinin 8. aydan sonra azaldığı, özellikle 16 aya kadar bekletilen örneklerde bu düzeyin daha da düştüğü ve taze örneklerle karşılaştırıldığında ifade düzeyleri arasında istatistiksel olarak önemli farklılıklar olduğu görülmüştür. Kontrol gen olarak kullanılan SNORD48'in ise test edilen ortam koşullarındaki ifade düzeyleri arasında anlamlı farklılıklar oluşmadığı ve adli amaçlı miRNA analizinde referans gen olarak kullanılabileceği saptanmıştır. Bu sonuçlar seçilen miRNA'ların -20C'de stabil kalmasına karşın, oda sıcaklığında zamana bağlı stabilitesinin önemli ölçüde bozulduğunu, olumsuz çevresel koşullara maruz kalmış adli kan örneklerinin tanımlanmasında dikkatle kullanılması gerektiğini göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Adli, RNA degredasyonu, miRNA, kan identifikasyonu, miRNA stabilitesi

Tuba Gürel
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Uyuşturucu suçunun rasyonelliğinin hane ekonomisi bazında suça karışmamışlarla karşılaştırmalı analizi- Adana ili örneği

Bu doktora tezinde, uyuşturucu suçlarına (TCK 188 ve 191 mad. ve 2313 sayılı kanunda uyuşturucu ve uyarıcı madde suçları) karışmış kişiler ile suça karışmamış kişilerin hane bazında sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel, sosyo-demografik özelliklerinin ve adli süreçlerde yaşadıklarının araştırılması ve karşılaştırmalı analizi ile uyuşturucu suçlarının rasyonalitesinin olup olmadığı araştırılmıştır. Çalışmada; uyuşturucu suçlarının adli mali izlerinin hesaplanabilir olup olmadığı, suçun amaç-araç ilişkisine dayalı öznel-nesnel rasyonalitesi, exchange (değiş-tokuş) rasyonalitesi, görülenin yanı sıra görülmeyen arka plandaki uyuşturucu suçunun ruhu diyebileceğimiz irrasyonel durumu irdelenmektedir. Araştırma evrenini Adana İli Adliyesi'nde uyuşturucu suçuna karışan ve karışmayan kişi ve haneler oluşturmaktadır. Çalışmada, uyuşturucu suçu dava dosyalarından (106 kişi) bilgi toplanmış, suça karışmamış (36) ve karışmış (10 kişi) hane (her hanede bir kişi) üyeleri ve bire bir suça karışmış kişiler (14) ile görüşmeler yapılmıştır. Araştırma, genel çerçeve olarak belge, mevcut istatistik ve gerçekleştirilen görüşmelere dayalı görgül nicel karşılaştırmalı bir araştırmadır. Veri analizinde Jamovi 2.3.21 programı aracılığı ile basit ve çapraz tablolardan başlayarak bağımsızlık, fark ve varyans analizi istatistiksel tekniklerden yararlanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre; uyuşturucu suçuna karışan kişilerin kısa sürede maddi zenginlik, para, tüketim, yüksek kazanç, refah olmak üzere, aynı zamanda saygınlık ve güç/nüfuz edinme gibi beklentilerinin suça motivasyondaki başlangıç "amaç"larını oluşturduğu ve bu amaçları gerçekleştirmek için uyuşturucu ve uyarıcı madde ticaretini bir "araç" olarak kullandığı görülmektedir. Uyuşturucu ticareti; uyuşturucunun sahipleri/ büyük işletmecileri bakımından rasyoneldir, orta düzey aracılar da karlı sayılabilir, alt düzeydeki dağıtıcı ve son satıcılar bakımından ise kardan çok kayıplar söz konusudur. Sınıfsal farklılaşmalar ve toplumsal güç dengesizlikleri uyuşturucu ticaretinin ve mübadele ilişkisinin arka yapısını oluşturmaktadır.

Adli bilimlerSuçSuç sosyolojisi+1
Mine Acar
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Ergenlerdeki siber zorbalığın riskli davranışlar açısından incelenmesi

Zorbalık fiziksel, sözel, doğrudan veya yan yöntemler kullanılarak gerçekleştirilen kasıtlı ve sürekli olan bir şiddet türüdür. Siber zorbalık ise çeşitli teknolojik araçlar kullanılarak bir kişi veya grup tarafından yine bir kişi veya bir gruba yapılan zorba davranışlardır. Bu çalışma ile ülkemizde ortaokul ve lise öğrencilerinde görülen siber zorbalığın riskli davranışlar açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın ikincil amacı ise ortaokul ve lise öğrencilerindeki siiber zorbalık ve riskli davranışları sosyodemografik değişkenler açısından incelemektir. Bu amaçlar doğrultusunda çalışmada nicel araştırma yaklaşımına dayalı ilişkisel desen kullanılmıştır. Araştırmanın evren ve örneklemini 2022-2023 eğitim öğretim yılında Artvin iline bağlı ortaokul ve liseler oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Sosyodemografik Veri Toplama Formu, Riskli Davranışlar Ölçeği ve Siber Zorbalık Ölçeği Kullanılmıştır. Katılımcılardan elde edilen veriler SPSS 24.0 programı ile analiz edilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre, riskli davranışlar ile siber zorbalığın istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişkiye sahip olduğu ve riskli davranışların ortaokul ve lise öğrencilerindeki siber zorbalık üzerinde pozitif yönde anlamlı etkisi olduğu saptanmıştır. Ayrıca cinsiyet, okul türü, sınıf düzeyi, günlük internet kullanım süresi, ebeveyn tutumu, aile içerisindeki şiddet, akran ve aile problemleri gibi faktörler ile öğrencilerdeki riskli davranışlar ve siber zorbalık arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişkinin olduğu gözlenmiştir. Elde edilen bulgular ışığında çalışmanın sonunda ortaokul ve lise öğrencilerindeki riskli davranışları ve siber zorbalığı önleyebilecek birtakım öneriler sunulmuştur.

Yaren Bıyıklı
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveyn yabancılaştırma sendromu ve hukuki süreç

EBEVEYN YABANCILAŞTIRMA SENDROMU VE HUKUKİ SÜREÇ Ebeveyn Yabancılaştırma Sendromu tüm dünya için yeni bir kavramdır. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de konuya taraf olanlar hukukçular ve bilirkişiler henüz yeterli bilgi ve donanıma sahip değillerdir. Bu duruma yabancı olan çocuk psikiyatrları ve profesyoneller, gerçek istismar veya kurgu istismarı tanımlamalarının yapıldığı incelemeleri değerlendirmemişlerse bu durumun birer parçası olunmakta ve mahkemeler uzadıkça da Ebeveyn Yabancılaştırma Sendromu ile geride kalan ebeveyn imajı yok edilmektedir. Kurgu cinsel istismar davalarında belirgin özellikler adli psikiyatrinin konusu olup bu konuda henüz istenen düzeyde yaygın ve yeterli bilgi ve birikim oluşmamıştır. Bu çalışma, uluslararası evliliklerden çocuk istismarı ve ebeveyn yabancılaştırma sendromuna oradan mahkeme salonlarına kadar geniş bir yelpazede önemli konulara odaklanarak aile, hukuk ve psikoloji alanları arasındaki karmaşıklıkları incelemektedir. Konuya ilişkin köşe taşları olan çocuk, uluslararası evliliklerin hukuki ve sosyal yönleri ile bu evliliklerde taraflardan birinin çocuğu kendi ülkesine kaçırması, çocuk ihmal ve istismarı, ebeveyn yabancılaştırma sendromu, çocuk hakları, hukuki düzenlemeler çalışmamız akışında birer birer incelenmiştir. Ülkemizde yaşanmış dört somut olgu değerlendirilmiştir. Bu olgulardaki uzman görüşleri, mahkeme kararları özellikle vakaların hukuki sonuçlarına ilişkin paylaşımlar incelememiz kapsamındadır. Bununla birlikte sadece yerel mahkemelerin kararları değil, Bölge Adliye Mahkemeleri ve Yargıtay 2.Hukuk Dairesi'nin emsal kararları ışığında Türk Hukuk sistemindeki hukuki süreç irdelenmiştir. Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Lahey Sözleşmesi'nin, uluslararası iş birliği içinde etkin uygulanması, hızlı karar alınması gerekmektedir. Çocukla çalışan profesyonellerin EYS konusunda bilgi ve farkındalıkların artması erken tanı ile çocuğun desteklenmesi önemlidir. Anahtar Kelimeler: Uluslararası Evlilikler, Çocuk İhmal ve İstismarı, Ebeveyn Yabancılaştırma Sendromu, Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine dair Lahey Sözleşmesi

Serdar Şaban Kelahmet
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Çeşitli miRNA belirteçlerinin semen özgünlüğünün araştırılması

Adli bilimlerde yaşanan gelişmeler sayesinde olay yerlerinde karşılaşılan örneklere karşı çeşitli yaklaşımlar geliştirilmiştir. Kimliklendirme açısından DNA temelli yaklaşımlar öne çıkarken, olay yerini yeniden canlandırmak için gerekli parametrelerden biri olan vücut sıvısı/dokusu identifikasyonunda RNA temelli yaklaşımlar ön plandadır. Literatür incelendiğinde "mesajcı RNA (mRNA)" ya dayalı yaklaşımların temel problemi degradasyona eğilimli oluşu olarak görülmektedir. Buna karşın "mikro RNA" molekülleri ise degradasyon etkenlerine karşı daha dayanıklıdır. Bu özellikleriyle adli bilimler açısından önemli bir potansiyele sahiptirler. "Kodlamayan Mikro RNA (nc miRNA)" 18-22 nükleotid uzunluğunda, epigenetik mekanizmalarda önemli roller üstlenen ve gen ekspresyonunu düzenleyen bir RNA molekülüdür. Gen ekspresyonunu, çeşitli başka proteinlerle kompleksler oluşturup, mRNA'ların 3' UTR bölgelerine bağlanarak down regüle ederler. mRNA tiplerinin doku/vücut sıvısı spesifik ekspresyon profilleri olduğu göz önüne alındığında, onları regüle eden miRNA'ların da benzer spesifite gösterdiği sonucuna ulaşılmaktadır. Kan, semen, tükürük vb. gibi çeşitli örnekler olay yerinde en sık karşılaşılan vücut sıvılarıdır. Literatür incelendiğinde semen identifikasyonu için öne çıkan miRNA'lar miR-10a-3p, miR-10a-5p, miR-888-3p, miR-888-5p ve miR-891a-3p olarak belirtilmiştir. Bu çalışmada 50 gönüllüden alınan venöz kan (n=10), menstrüel kan (n=10), vajinal sekresyon (n=10), tükürük (n=10) ve semen (n=10) örneklerinde miR-10a-3p, miR-10a-5p, miR-888-3p, miR-888-5p ve miR-891a-3p belirteçleri çalışılmıştır. Literatür ışığında referans gen belirteçleri olan U6 ve SNORD48 seçilmiştir. U6, yaptığımız ön çalışmalarda verimli olmamış (Ct>40), SNORD48 analizlerimizde kullanılmıştır. Vücut sıvılarını semen/semen olmayan şeklinde gruplayarak yaptığımız diskriminant analizler sonucunda; miR-10a-3p (%92,0), miR-10a-5p (%94,0), miR-888-3p (%94,0), miR-888-5p (%100,0) ve miR-891a-3p (%100,0) doğrulukta semen ayrımı yapabilmektedir. İstatistiksel analizler sonucunda miR-888-3p, miR-888-5p ve miR-891a-3p kombinasyonunun semen identifikasyonunda en iyi performansı gösterdiği belirlenmiştir. Bu 3 belirteç birlikte kullanıldığında %100,0 doğrulukta semen örneklerini diğer vücut sıvılarından ayırt ettiği görülmektedir.

Mustafa Ürün Ay
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

2018-2022 yılları Adana yüksek güvenlikli adli psikiyatri olgularının değerlendirilmesi

İradi davranış gösteremeyecek düzeyde akıl hastalığı olan kişilerin işledikleri suçtan dolayı sorumlu tutulamayacağı hem eski hem de yeni Türk Ceza Kanunu'nda açıkça ortaya konmaktadır. Bu kişilerin hapis cezası almaları, yaptıkları eylemin anlamını anlamaları ve/veya ıslah olmaları açısından bir fayda sağlamayacaktır. Ceza kanununda koruma ve tedavi altına alınanların cezaevi koşullarında değil, sağlık ekibinin kontrolünde olmaları sağlanarak suç işlemelerinin engellenmesi ve tehlikeliliklerinin ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır. Bu sebeple mahkemeler, söz konusu kişileri yüksek güvenlikli adli psikiyatri (YGAP) hastanelerine yönlendirmektedir. Bu noktadan yola çıkılarak bu çalışmada 2018-2022 yılları arasında Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yüksek Güvenlikli Adli Psikiyatri kliniğinde ilgili suçlardan dolayı ceza ehliyeti bulunmayan; gözlem, koruma ve gözetim altına alınan kişilerin sosyodemografik özellikleri, psikiyatrik tanı ve suç profillerinin oluşturulması amaçlanmaktadır. Bununla birlikte bu kişiler arasında suç tekrarında bulunanların özellikleri daha yakından incelenecek şiddet davranışını tekrar etmelerinde rol oynayan risk faktörleri saptanmaya çalışılacaktır.

Perihan Çetinkaya
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde duygusal şiddete maruz kalma ve algılanan sosyal desteğin sanal ortamdaki yalnızlığına etkisinin incelenmesi

Bu tezde, üniversite öğrencilerinin duygusal şiddete maruz kalma düzeyleri ile algıladıkları sosyal desteğin, sanal ortamda hissettikleri yalnızlık üzerindeki etkileri kapsamlı bir şekilde araştırılmıştır. Dijitalleşmenin ve sosyal medyanın genç yetişkinler üzerindeki psikososyal etkileri son yıllarda önemli bir araştırma konusu haline gelmiştir. Bu çalışmada, Çukurova Üniversitesi'nin dört farklı fakültesinde öğrenim gören 388 lisans öğrencisinden toplanan veriler değerlendirilmiştir. Araştırmada, katılımcıların demografik özellikleriyle birlikte duygusal şiddet, algılanan sosyal destek ve sanal ortam yalnızlığı düzeyleri standart ölçekler aracılığıyla ölçülmüştür. Veriler SPSS 26.0 programında tanımlayıcı istatistikler, korelasyon ve çoklu regresyon analizleriyle incelenmiştir. Elde edilen bulgular, üniversite öğrencilerinin önemli bir bölümünün dijital ortamda yalnızlık hissi yaşadığını göstermiştir. Duygusal şiddete maruz kalma düzeyinin artması, sanal ortam yalnızlığını anlamlı şekilde yükseltirken; yüksek düzeyde algılanan sosyal destek ise yalnızlık hissini azaltıcı bir rol oynamıştır. Ayrıca, aileden ve yakın çevreden uzak olan öğrencilerde, sanal ortamda sosyal destek arayışının daha belirgin olduğu saptanmıştır. Bulgular, genç yetişkinlerin psikolojik sağlamlıklarını güçlendirmek ve dijital ortamlarda karşılaşabilecekleri riskleri azaltmak için üniversitelerde psikososyal destek hizmetlerinin ve topluluk temelli sosyal ağların güçlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Araştırmanın sonuçlarının, dijital çağda gençlerin yalnızlık, sosyal destek ve duygusal şiddetle başa çıkabilmeleri için etkili müdahale programlarının geliştirilmesine katkı sağlaması hedeflenmektedir.

Doğukan Nisanoğlu
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Elden alınan ölçümler aracılığı ile adli yeniden yüzlendirme için yüz morfolojisinin tahmin edilmesi

Adli kimliklendirme, doğal afetler, toplu ölümler, kazalar, cinayetler ve insan kaynaklı felaketler sonucunda kimliği belirlenemeyen bireylerin tanımlanmasında hayati rol oynayan temel bir süreçtir. Özellikle cesedin bütünlüğünün bozulduğu, sadece bazı vücut parçalarının ele geçirilebildiği durumlarda, klasik yöntemlerin uygulanabilirliği azalmakta ve alternatif bilimsel yaklaşımlara ihtiyaç duyulmaktadır. Parmak izi, DNA analizi ve diş kayıtları gibi birincil kimliklendirme yöntemleri genellikle altın standart olarak kabul edilse de, bu yöntemler her durumda uygulanabilir değildir. Bu nedenle, ikincil yöntemlere dayanan tamamlayıcı tekniklerin geliştirilmesi, adli tıp ve antropoloji alanları açısından önem arz etmektedir. Bu tez çalışması, yalnızca elde kalan el morfometrik verilerinden yola çıkarak bireyin yüzüne ve yüzü oluşturan bölgesel anatomik yapılara ait boyutsal tahminlerin yapılmasını hedeflemektedir. Bu amaçla, 19–24 yaş aralığında, el ve yüz yapısında herhangi bir doğumsal anomali veya travma öyküsü bulunmayan 100 gönüllü birey (50 erkek, 50 kadın) çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcıların dominant ellerinin ve biyometrik standartlara uygun nötr yüz ifadelerinin fotoğrafları alınmış, elde edilen görüntüler üzerinden toplam 83 antropometrik ölçüm kaydedilmiştir. Bu ölçümler, açık kaynaklı ImageJ yazılımı kullanılarak dijital ortamda gerçekleştirilmiş ve ölçümlerde standartizasyonun sağlanması amacıyla tüm veriler aynı araştırmacı tarafından toplanmıştır. Çalışmada, el bölgesinden alınan 41 ölçüm parametresi (el uzunluğu, parmak boyları, eklem açıklıkları, parmaklar arası açılar vb.) bağımsız değişken; yüz, göz, burun ve dudak bölgelerinden alınan 42 ölçüm ise bağımlı değişken olarak değerlendirilmiştir. Her bir yüz bölgesi için çoklu doğrusal regresyon analizleri yapılmış; modellerin geçerliliği varyans analizleri (ANOVA) ile test edilmiş ve açıklayıcılıkları düzeltilmiş R² değerleri ile ortaya konmuştur. Ayrıca, cinsiyete bağlı morfolojik farkları ortaya koymak amacıyla xvi diskriminant analiz yöntemi kullanılmış, erkek ve kadın bireyler arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar gözlemlenmiştir. Analizler sonucunda, el ölçüleri ile yüz yapısı arasında anlamlı korelasyonlar saptanmış ve bazı yüz ölçütlerinin el morfometrisine dayanarak yüksek doğrulukla tahmin edilebileceği belirlenmiştir. Bu bulgular, yalnızca el yapısına bakılarak bireyin yüzüne dair yapısal öngörülerde bulunulabileceğini ve bu yöntemin kimliklendirme sürecine önemli katkılar sunabileceğini göstermektedir. Çalışma, aynı zamanda adli yeniden yüzlendirme uygulamaları için yeni bir parametre seti sunmakta; yalnızca kafatası değil, el gibi diğer postkraniyal yapıların da yüz tahmininde kullanılabileceğini ortaya koymaktadır. Elde edilen modellerin, gelecekte dijital yüz yeniden yapılandırma sistemlerine entegre edilmesi mümkündür. Sonuç olarak bu tez, adli kimliklendirme süreçlerine bilimsel temelli, düşük maliyetli, pratik ve uygulanabilir bir alternatif yaklaşım sunmakta; adli antropoloji, biyometrik analiz ve adli teknoloji alanlarında yeni açılımlar sağlamaktadır.

Serdar Babacan
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Olay yerinde 360 derece kamera ve sanal gerçeklik uygulamaları

Kamera, icadından günümüze kadar defalarca evrimler geçirip teknolojik adaptasyon sürecini tamamlayarak adli bilimlerin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Dijital kamera ile kaydedilen görüntülerin muhafaza edilmesinin kolay olması, belirli bir zaman dilimini içine hapsetmesi gibi özellikleri onu alternatifi olmayan bir araç haline getirmiş, birçok davanın çözümüne de önemli katkılar sağlamıştır. Olay yeri görüntüleme esnasında kullanılan kamera türü, delillerin niteliğinin belirlenmesinde önemli bir role sahiptir. Standart fotoğraf çekimi belirli bir nesnenin veya mekanın iki boyutlu görüntüsünü belgelerken, 3 boyutlu bir sahnenin tüm detaylarını yeterince yansıtamamaktadır. Olay yerinde bir uzmanın, her biri farklı bir zaman dilimini yansıtan görüntüler arasındaki zamansal birliği sağlaması mümkün değildir. Bu durum, delil olarak kaydedilen olay yeri görüntülerinin zamansal gerçekliğini uzmanın inisiyatifine bırakarak delillerin doğru bir şekilde yorumlamasını zorlaştırabilmektedir. Bu tez çalışmasında, açık alan ve kapalı mekanda kurulan iki ayrı olay yeri senaryosu üzerinden 360 derece kamera ve sanal gerçeklik teknolojilerinin, geleneksel görüntüleme yöntemlerine ne şekilde destek verebileceği incelenmiştir. Bu amaçla, Adana Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü ile iş birliği yapılarak standart fotoğraf, 360 derece fotoğraf ve 360 derece video çekimi yöntemleriyle karşılaştırmalı bir araştırma gerçekleştirilmiştir. Olay yeri inceleme ekipleri, gerçek delillerle donatılmış senaryolar çerçevesinde rutin prosedürleri yerine getirirken, olay yerinde araştırmacı tarafından farklı görüntüleme işlemleri uygulanmıştır. Tez çalışmamız, olay yerinde geleneksel görüntüleme yöntemlerinin sınırlılıklarının üstesinden gelmede 360 derece görüntü ve sanal gerçeklik teknolojilerinin nasıl katkı sağlayabileceğini ortaya koymuştur. Aynı zamanda bu teknolojilerin avantajlarını ve dezavantajlarını- olay yeri bağlamı dışında mağdur, tanık ve sanıklar çerçevesinde kullanımını tartışarak- adli bilimlerdeki potansiyel uygulamalarını literatüre dayalı olarak değerlendirmiştir. Bu tez çalışmasında olay yeri görüntüleme kaynaklı sorunların 360 derece kamera ve sanal gerçeklik gözlüğü kullanarak giderilebileceği düşünülmektedir. Yapılacak bu çalışma halen uygulanmakta olan olay yeri görüntüleme tekniklerine bir alternatif değil, görüntülerin güvenilirliğini arttıracak destekleyici bir uygulamadır.

Burak Yedekçi
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de ticari olarak satılan kendir tohumu ve kendir tohumu yağlarındaki Δ9-THC, CBD ve CBN konsantrasyonlarının LC-MS/MS yöntemi ile belirlenmesi

Ülkemizde bitkisel ürün satan ve halk arasında "Aktar" veya "Lokman Hekim" olarak tabir edilen işletmelerden veya internet üzerinden kolayca temin edilebilen ülkemizde üretilen/tüketilen kendir tohumlarından ve tohum yağlarından rastgele örnekler alınarak, Δ9-THC, CBD, CBN ve THCA konsantrasyonlarını belirlemek çalışmamızın ana konusunu oluşturmaktadır. Çalışmamızda enstrümantal analiz yöntemi olarak Sıvı Kromatografi Ardışık Kütle Spektrometresi tercih edilmiş olup, kendir tohumu ve kendir tohumu yağları için metanol ve asetonitril gibi basit kimyasalların kullanıldığı birbirinden farklı ancak oldukça basit ayrıştırma prosedürleri oluşturulmuştur. Yaptığımız çalışma neticesinde kendir tohumlarında ve bitkisel aromatik yağlarda LC-MS/MS ile Δ9-THC, CBD, CBN ve THCA kannabinoidlerinin tespitine yönelik özgün bir bilimsel analiz yöntemi geliştirilmiş ve valide edilmiştir. Çalışmamızın LOD ve LOQ aralıkları tohum analizleri için 0,10-8,75 ng/g ve 0,30-26,53 ng/g, yağ analizleri için ise 2,40-16,55 ng/ml ve 7,27-50,14 ng/ml şeklindedir. Temin ettiğimiz gerçek tohum örneklerindeki ortalama kannabinoid miktarları Δ9-THC için 55,42 ng/g, CBD için 965,15 ng/g ve CBN için 36,50 ng/g iken; gerçek yağ örneklerindeki ortalama kannabinoid miktarları ise Δ9-THC için 5,71 µg/ml, CBD için 9,62 µg/ml, CBN için 479,57 ng/ml ve THCA için 3,55 µg/ml bulunmuştur. Tüm tohum örneklerindeki THCA miktarları LOD değerinin altındadır. Ülkemizde ilk defa serbest piyasadan temin edilebilen tohumların ve yağların analizi yapılarak kannabinoid içerikleri belirlenmiştir. Elde ettiğimiz sonuçlar göstermektedir ki, çalışmaya dahil edilen 10 farklı tohum ve 20 farklı tohum yağı numunesinden yalnızca bir tohum numunesi haricindeki tüm örnekler, ülkemiz mevzuatında uygulanmakta olan "sıfır tolerans" yaklaşımı nedeniyle, Δ9-THC içerikleri yönünden olası bir adli soruşturmada "yasadışı madde" statüsü kazanma potansiyeline sahiptir. Sonuç olarak; kendir tohumu ve bu tohum kullanılarak elde edilen ürünlerin içerdikleri Δ9-THC miktarlarının azaltılması açısından daha sıkı denetime tutulması gerekmektedir. Ayrıca vatandaşların bu ürünleri kullanmak, bulundurmak veya almak-satmak gibi eylemler nedeniyle zor durumda kalmamaları açısından, mevzuatımızdaki sıfır tolerans yaklaşımının kendir tohumu ve tohum yağı yönünden gözden geçirilmesi, gerekiyorsa uygun bir eşik değerle değiştirilmesi de dahil olmak üzere dünyadaki uygulamalar ile kimyasal, toksikolojik ve sosyolojik çalışmaların bir arada değerlendirilmesi önerilmektedir.

Analitik kimyaEndokanabinoidlerKütle spektrometri+1
Çağdaş Ufuk Kacargil
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk yargı sisteminde çocuklara özgü güvenlik tedbirleri

Günümüzde gelişmiş birçok ülkede, çocukların suça sürüklenmesine karşı mücadele iyileştirme, düzeltme ve koruma temelinde çocuğun yüksek yararını gözeten ceza yerine cezaya alternatif uygulamaları önceleyen çocuk ceza adalet sistemleri ile sağlamaktadır. Türkiye'de ise 2005 yılında, çocuğun üstün yararına öncelik veren mekanizmalar oluşturarak toplumun adalet ve güvenlik ihtiyacını karşılamak amacıyla Çocuk Koruma Kanunu kabul edilmiştir. Bu amaç doğrultusunda, suça sürüklenen ve ceza sorumluluğu olmayan çocuklara ceza yerine uygulanacak tedbirler, çocuklara özgü güvenlik tedbirleri adı altında Türk yargı sisteminde uygulanmaya başlanmıştır. Ancak bu tedbirlerin uygulanabilirliğinin yalnızca belirli bir grup suça sürüklenen çocuklar ile sınırlandırılmış olması ve ceza sorumluluğu olduğu kabul edilen diğer suça sürüklenen çocukların bu tedbirlerin uygulama alanı dışında bırakılması bu tez çalışmasının ana odağını oluşturmuştur. Bu tedbirlerin ceza sorumluluğu bulunan suça sürüklenen çocuklara da belirli şartlarda uygulanabilir olması gerektiği, literatürdeki bilgiler, uluslararası ilkeler ve sözleşmeler, ulusal kanun, yönetmelikler ve yüksek mahkeme kararları ile Avrupa ülkelerindeki çocuk ceza adaletine hâkim olan yaklaşımlar ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Türk çocuk yargılamasına dair verdiği kararlar ışığında detaylıca incelenecektir. Avrupa çocuk ceza adaletinde çocukların suça yoluna sürüklenmesiyle mücadele yöntemleri ve çocuklara özgü düzenlenmiş cezaya alternatif uygulamalara ilişkin örnekler ile Türk çocuk ceza adaletine uyumlandırılabilecek düzenlemeler ortaya konulacaktır. Son olarak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Türkiye'ye ilişkin kararlarında Türk çocuk ceza yargılamasına ilişkin eleştirdiği ve olması gereken olarak belirlediği ilkeler incelenecektir. Tartışma ve sonuç bölümünde ise çocuklara özgü güvenlik tedbirleri temelinde, öncelikle Türk çocuk ceza adaletindeki sorunlara dikkat çekilerek çözüm önerilerinde bulunulacak, ardından Avrupa'da çocukların suça sürüklenmesi ile mücadelede kullanılan cezaya alternatif düzenlemelerden Türk Çocuk Ceza Adaletine uyumlaştırılabilecek olanlar ifade edilecektir.

Deniz Günaştı
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İnönü Üniversitesi Sağlık Bilimleri ve Hemşirelik Fakültesinde öğrenim gören son sınıf öğrencilerinin yasal sorumluluklara ilişkin adli bilgi düzeylerinin ölçülmesi

Sağlık çalışanlarının adli vakalara ilişkin bilgi sahibi olmaları adaletin işleyişi açısından son derce önemlidir. Bu konudaki bilgiler lisans seviyesinde alınmaktadır. Biz bu çalışmamızda; sağlık fakültesi son sınıf öğrencilerinin adli vakayı tanıma, kanıtlara yaklaşım, delillerin toplanması, saklanması ve iletilmesi gerektiği, çocuk ihmal ve istismarı konularındaki görev ve sorumlulukları, malpraktis ve yasal sorumlulukları hakkında bilgi düzeylerini ölçmeyi amaçladık. Çalışmamıza önceden tarafımızca hazırlanan adli vaka konusunda bilgilerini ölçmeye yönelik soruların bulunduğu anket formları hazırlayarak Malatya İnönü Üniversitesi ebelik, hemşirelik, çocuk gelişimi, odyoloji ve fizik tedavi ve rehabilitasyon 4. sınıf öğrencileridahil edilmiştir. Araştırmaya gönüllülük esasıyla toplam 470 (367 Kız%78.1 ve 103 %21.9Erkek) öğrenci katılmıştır. Adli olguyu tanımaya ve değerlendirmeye yönelik sunduğumuz önermelerde %90.4'ünün, cinsel istismar olgusuyla karşılaştığında öykü alma, adli delilleri nasıl toplayacağı, kanıtların nasıl korunacağı, muayenesinin nasıl olacağı konusunda %84.9'unun, adli olgu vakaların tespit edilmesi, örnek alınması, saklanması ve resmi kurumlara nasıl iletilmesi gerektiği konusunda %73.6'sının, adli ebelik, adli hemşirelik gibi adli bilimlerde alt uzmanlık alanları hakkında , %70.4'ünün,malpraktis konusunda %70 'inin, çocuklarda cinsel istismara yönelik bulguları tanıma ve bu yönde uygulaması gereken adli işlemler hakkında %46.4'ünün bilgi sahibi olmadıklarını saptadık. Sonuç olarak; yakın zamanda geleceğin sağlık çalışanı olacak öğrencilerin adli vakaların tespit edilmesi, yetkili alanlara bildirilmesi, adli delillerin tanımlanması, toplanması, saklanması ve iletilmesi konularında büyük oranda yetersiz bilgi sahibi oldukları görülmüştür. Sağlık bilimleri ve hemşirelik fakültelerinden mezun olan öğrencilerin adli olguları tanımlayabilme, delillerin toplanması, kayıt altına alınması ve ilgili birimlere iletilmesi konusunda bilgili olmalıdırlar. Mevcut ders programlarıyla bunun sağlanamadığı görülmektedir. Bu sebeple lisans eğitimi sürecinde müfredata zorunlu olarak adli bilimler derslerinin eklenmesi gerekmektedir. Bu sonuçlar doğrultusunda Sağlık Bilimleri ve Hemşirelik Fakültelerine lisans eğitimi içerisinde adli tıp derslerinin zorunlu temel ders olarak eklenmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Adli tıp, adli bilimler, adli hemşirelik/ebelik, tıbbi malpraktis, adli tıp eğitimi

Günseli Akpınar
İnönü University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sarcophaga argyrostoma Sarcophaga argyrostoma (Robineau-Desvoidy,1830) (Diptera: Sarcophagidae) türünün farklı morfolojik parametrelerle larval dönemlerinin araştırılması ve bu verilerin adli entomolojiye uygulanması

Bu Tez kapsamında, adli entomolojik çalışmalarda kullanılan Sarcophaga argyrostoma (Robineau-Desvoidy, 1830) (Diptera: Sarcophagidae) türünün larval gelişim süreleri ile uzunluk, genişlik ve ağırlık olmak üzere morfolojik parametreleri 25°C ve 30°C olmak üzere iki farklı sıcaklıkta incelenmiştir. Türkiye populasyonu için bazal gelişim sıcaklıkları ile birlikte Toplam Derece Gün (TDG) ve Toplam Derece Saat (TDS) değerleri hesaplanmıştır. S.argyrostoma türünün larvası için morfolojik gelişim parametrelerinin ölçümleri saatlik olarak yapılmıştır. Bu çalışmayla her ülkenin kendi populasyonuna bağlı değişiklikler göz önünde bulundurularak, Türkiye populasyonu için bir veri seti oluşturulması amaçlanmıştır.

Seda Ön
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

SARS-CoV2 pandemisi öncesi ve süresince acil servise başvuran adli olguların incelenmesi

Doğal olmayan harici etkenler neticesinde kişilerin beden ve ruh sağlığının bozulmasına veya ölüme neden olan olay adli olgu olarak nitelendirilir. Bu olaylara maruz kalmış ve zarara uğramış birey öncelikle sağlık kuruluşlarının acil servislerine başvurmaktadır. Acil servislere başvuran acil vakaların tedavilerinin yapılmasının yanında adli vaka niteliğindeki olguların muayenesi sonucunda adli rapor düzenlenmektedir. Sağlık kuruluşlarının bu birimlerinde yapılan muayene ve düzenlenecek rapor sonraki süreçte adli işlemler için yönlendirici niteliğe sahip olmakla beraber ehemmiyet taşımaktadır. Bu çalışma Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi acil servislerine Kasım 2018-Temmuz 2021 tarihleri arasında başvuran 2334' ü çocuk (0-18 yaş) ve 7301' i yetişkin (18 yaş ve üzeri) toplam 9635 adli olgudan, yapılan güç analizi sonucuna göre 800 adli olguya ait dosyaların geriye dönük gözden geçirilmesiyle yapıldı. Çalışmada elde edilecek veriler için bir form hazırlandı. Hazırlanan forma hastaların, protokol numarası, geliş tarihleri, yaş, cinsiyet, adli olgu türü, travma bölgeleri, zehirlenme ise türü, intihar ise metodu, tedavi takip sonrası durumları (taburcu, yatış, exitus, sevk, tedavi/yatış kabul etmeme, acil servisi izinsiz terk) yatırılmışsa yattığı klinik ve çocuk olguları getiren kişi verileri kaydedildi. Pandemi öncesinde de pandemi sürecinde de acil servislere başvuru yapan hastaların çocuklarda en fazla 0-11 yaş grubunda, yetişkinlerde ise en fazla 18-64 yaş grubunda olduğu saptanmıştır. Pandemi öncesinde %38,6 (n=76) ile en fazla düşme olgusu görülürken, yetişkinlerde %16,4 (n=32) ile en fazla delici-kesici alet yaralanmaları; pandemi sürecinde acil servislere başvuru yapan adli olay türleri içinde çocuklarda %43,1 (n=87) ile en fazla düşme olgusu, yetişkinlerde %17,6 (n=36) ile en fazla araç içi trafik kazası olgusu görülmüştür. Pandemi öncesinde ve sürecinde çocuklarda da yetişkinlerde de en yaygın rastlanan travma bölgelerinin dağılımları travmanın tanımlanmamış erken komplikasyonu olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak adli olgularda kayıtların eksiksiz ve düzenli olması, sonrasında oluşabilecek hukuksal süreçte hekim güvenliği ve hasta mağduriyetinin önlenmesi açısından önem arz etmektedir.

Bilgenur Tecimer
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Staphylococcus aureus ve Escherichia coli besin zehirlenmesi modellerinde zamana bağlı histolojik etkiler ile nitrik oksit ve total antioksidan kapasite seviyelerinin belirlenmesi

S. aureus ve E. coli'nin sebep olduğu besin zehirlenmeleri sonucunda gastrointestinal rahatsızlıklar, ateş, nörolojik bulguların yanısıra bazı vakalarda ölüm de görülebilmektedir. Çalışmada E.coli O157:H7 ve S. aureus'un oral yolla alımından sonra rat dokuları üzerindeki olası histopatolojik etkileri ile total antioksidan kapasite ve nitrik oksit düzeylerini değerlendirmek amacıyla toplam 25 adet rat; Kontrol, EC1, EC2, SA1 ve SA2 grupları olmak üzere 5 gruba ayrılmıştır. Hazırlanan E. coli süspansiyonu 109 cfu/ml ve S. aureus süspansiyonu 2x108 cfu/ml olarak ratlara gaval yoluyla verilmiştir. EA1 ve SA1 gruplarındaki ratlar uygulamadan 12 saat sonra ve EA2 ve SA2 gruplarındaki ratlar ise 24 saat sonra genel anestezi altında sakrifiye edilmiştir. Elde edilen serum örneklerinden nitrik oksit (NO) ve total antioksidan kapasite (TAK) seviyelerinin belirlenmesi için ELİSA tekniği kullanılmıştır. Histopatolojik inceleme sonucu karaciğerde infiltrasyon açısından kontrol grubu ile tüm enfeksiyon grupları arasında anlamlı fark saptanırken (p<0,05), sinuzoidlerde genişleme ve vakuolizasyon açısından sadece EC2 ve SA2 grupları ile kontrol arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Bağırsakta infiltasyon, goblet hücre sayısı, villus epiteli hasarı açısından tüm gruplar ile kontrol grubu arasında anlamlı fark saptanmış ancak sadece SA1 grubunda goblet hücre sayısındaki artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). TAK ve NO seviyeleri açısından kontrol ile diğer gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmasa da, artışlar olduğu görülmüştür (p>0,05). Tüm bu sonuçların besin zehirlenmelerinde tanı için ek bilgi oluşturacağı kanısındayız. Ayrıca zehirlenme sonrası 12 ve 24. saatte histopatolojik hasar tespit edilmesi ile TAK ve NO seviyelerindeki artışlar kısa sürede tedavinin planlanması açısından oldukça önemlidir.

Sare Ulubay
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
00