
204
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Türkiye'de komplo teorilerine inanç: Niceliklsel bir yaklaşım
Bu çalışma komplo teorilerine olan inancın devlet kurumlarına güven, bilime güven ve popülist tutumların arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Çalışmanın amacı bu değişkenler arasındaki ilişkiyi anlamak, ortaya koymak ve bu haliyle literatüre katkı sunmaktır. Bu çalışma Türkiye Güven Araştırması'nın verilerine dayanarak yapılmıştır. Bu çerçevede kesitsel veri toplanmış ve toplanan bu veriler analiz edilmiştir. Yapılan analiz sonucunda Türkiye bağlamı için komplo teorilerinin iki boyutu öne çıkmıştır: Küresel ve Ulusal Komplo teorileri. Her iki boyut için yapılan lineer regresyon modeline göre; Bilime güven her iki boyut ile negatif ilişkidedir. Devlet Kurumlarına güven ise Ulusal komplo teorileri ile pozitif bir ilişkidedir. Son olarak küresel komplo teorilerine inananlar popülist tutumlara sahip olma eğilimindedir.
A mixed method analysis of the kpopification in Anies Baswedan's campaign for 2024 Indonesian Presidential election
This study explores the integration of K-pop fan culture into Anies Baswedan's 2024 Indonesian presidential campaign, termed "Kpopification," and its influence on political engagement. The research aims to understand how this phenomenon affects online and offline political activities, focusing on creativity, knowledge dissemination, communication, and civic empowerment. The study addresses two main questions: the difference in public sentiment on Anies Baswedan before and after the @aniesbubble Twitter account's emergence and the impact of K-popification on political engagement, considering the Political Use of Twitter (PUT), Political Self-efficacy (PSE), Online Political Activities (OnP), and Offline Political Activities (OfP). A mixed-method approach was utilized, combining quantitative inferential analysis using SmartPLS with qualitative network and sentiment analysis via NodeXL. Qualitative method results indicated an initial higher engagement with more vertices and edges before @aniesbubble, while post-@aniesbubble, the network showed higher graph density and more connected components, suggesting increased interactions and a more focused network. Sentiment analysis revealed predominantly negative sentiment in both periods, with a slight improvement post-@aniesbubble, driven by supporter-driven hashtags like #aforevery1 and #aniesfinalstage. Quantitative method results indicated Political Self-Efficacy (PSE) and Political Use of Twitter (PUT) influence Offline Political Campaigns (OfP) through Online Political Activities (OnP), highlighting the importance of engagement over mere activity. Furthermore, active communication and meaningful engagement (OnP) are crucial for enhancing offline political activities (OfP). This study underscores the potential of integrating popular culture into political campaigns to mobilize youth and enhance political participation. Future research should examine the long-term impacts and effectiveness of such strategies in various cultural and political contexts to provide further insights into the evolving role of social media and popular culture in politics. Keywords: Kpopification, Network Analysis, Online Political Activism, Political Campaigning, Political Participation.
Eşdeğer akımlar yöntemiyle yakın elektromanyetik alanı uzak alana dönüştürme
Gelişen teknoloji sayesinde antenler, yüksek frekanslarda daha az kayıplı daha yüksek kazançlı olarak tasarlanıp üretilebilmektedir. Anten test sistemleri düzeneklerinin gereksinimleri de gitgide daha hassas sonuçlar gerektirmektedir. Antenin uzak alanda ışıma modelinin ölçümü, daha gelişmiş antenlerin tasarlanması ve üretilmesinde önemli bir konudur. Anten uzak alan ışıma paterninin ölçümü için kullanılan teknikler doğrudan ve dolaylı ölçüm olarak iki gruba ayrılmaktadır. Doğrudan ölçümler bir yansımasız odada ya da dış ortamda yapılabilmektedir. Doğrudan ölçümde bulunan sonuçlar hiçbir dönüşüm gerektirmeksizin kullanılabilmektedir. Bir antenden yayılan elektromanyetik alanın dağılımı antenden uzaklaştıkça kademeli olarak değişir. Antenin çevresindeki mesafe, temelde yakın alan ve uzak alan bölgeleri olarak iki ana bölgeye ayrılmaktadır. Antenlerin uzak alan testleri bir yansımasız odada ya da dış ortamda, çeşitli ön şartların sağlanması halinde yapılabilmektedir. Doğrudan ölçümler antenin uzak alanında yapılmaktadır. Anten, yansımasız odada doğrudan ölçülmek istenirse ya oda boyutlarının çok büyük ya da anten çapının çok küçük olması gerekmektedir. Anten, dış ortamda doğrudan ölçülmek istenirse, sağlanması gereken gereksinimler bazı zorlukları da beraberinde getirmektedir. Anten dış ortamda ölçüldüğünde çevreden gelecek interferanslar engellenmelidir. Antenin gönderdiği gücün anten etrafındaki objelere çarpıp geri yansıması engellenmelidir. Bu gereksinimin sağlanması için antenin, çapının dört katı büyüklüğünde bir platform üzerinde test edilmesi gerekmektedir. Ayrıca anten testi dış ortamda yapıldığında hava durumuna bağımlılık söz konusudur. Yağmurlu karlı havalarda yansıma ve kırılmalar fazla olacağından güneşli havalar tercih edilmelidir. Tüm bu zorluklardan kaçınmak ve testlerin hassas sonuçlar vermesi istenmesi halinde antenler bir yansımasız odada, yakın alan bölgesinde test edilip, sonuçlar bazı matematiksel dönüşümler kullanılarak uzak alana taşınmalıdır. Bu tez kapsamında antenlerin test gereksinimleri, uzak alan yakın alan bölgeleri açıklanmıştır. Yakın alan bölgesinde yüksek frekanslı antenlerin test edilmesi için gereksinimler tanımlanmıştır. Mekanik ölçüm sistemleri hakkında genel bilgi verilmiş olup, tez kapsamında düzlemsel ölçüm sistemi temel alınmıştır. Test sonuçları girdisi olarak, gerçek bir antenin testinden alınan yakın alan ve uzak alan verisi bulunmamaktadır. Bunun yerine matematiksel formülasyonu kullanılarak kolay ve pratik olarak paterni çizdirilebilecek teorik bir dipol anteni kullanılmıştır. Dipol anteninin paterni yakın alan ve uzak alan için çizdirilmiştir. Yakın alanda çizdirilen dipol anteninin yönlendiriciliği artırılmış, uzak alanda yönlü bir antenin test sonuçlarının transformu verilmiştir. Uzak alanda çizdirilen dipol anteninin paterni ile yakın alan uzak alan transformasyonu sonucu elde edilen patern karşılaştırılmıştır. Bu sonuçlar üzerinden metrik bir hata değeri bulunmuştur. Yakın alanı uzak alana dönüştürürken eşdeğer alan prensibi (Huygens Prensibi) kullanılmıştır. Eşdeğer alan prensibi detaylı olarak tez kapsamında açıklanmıştır. Bu prensibe göre, yakın alanda bir S yüzeyinde ölçülen elektrik ve manyetik alanlar, yüzey akım yoğunluklarına çevrilmişlerdir. S yüzeyinin içinde elektrik ve manyetik alanların sıfır olduğu ve bulunan akım yoğunluklarının birer sanal kaynak olduğu Love teoremi temel alınarak tanımlanmıştır. Bu sanal kaynakların uzak mesafelere yaptıkları ışıma karakteristiğini veren formülasyon detaylı olarak açıklanmıştır. Dönüşüm işlemleri akış şemasında gösterilmiş, Matlab Programında geliştirilmiş kaynak kodu kullanılarak yakın alandan uzak alana dönüştürme işlemi tamamlanmıştır. Bunun sonucunda çıkan teorik değerler detaylı biçimde incelenmiş ve tez sonunda verilmiştir.
Dijital oyun bağımlılığı ve sosyal medya kullanımı: Lise öğrencileri üzerine bir alan araştırması
Bilgisayar ve internetin yaygınlaşmasına bağlı olarak her geçen gün daha da önemli hale gelen dijital oyun bağımlılığı özellikle çocuk ve ergenler üzerinde ciddi sorunlara yol açmaktadır. Bununla birlikte dijital oyun bağımlılığına yönelik çalışmaların istenilen düzeyde olmadığı gerçeğinden hareketle bu araştırmada lise öğrencilerinde dijital oyun bağımlılığını etkileyen faktörlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda Uşak ilinde faaliyet göstermekte olan dört adet lisede öğrenim görmekte olan 479 öğrenci çalışmaya dâhil edilmiştir. Nicel araştırma modeline göre tasarlanan çalışmada ilişkisel tarama yönteminden faydalanılmıştır. Çalışmadan elde edilen verilerin analizi neticesinde erkek öğrencilerin "dijital oyun oynamaya yönelik aşırı odaklanma ve çatışma", "oyun süresinde tolerans gelişimi ve Oyuna Yüklenen Değer" ve "bireysel ve sosyal görevlerin/ödevlerin ertelenmesi" düzeylerinin ve aynı zamanda dijital oyun bağımlılığı düzeylerinin kız öğrencilerden anlamlı şekilde daha yüksek olduğu görülmüştür (p<0.05). Yaşça daha küçük olanların, evinde internet bağlantısı olmayanların DOB düzeylerinin daha yüksek olduğu, ancak gruplar arasındaki farkın istatistiksel açıdan anlamlı olmadığı tespit edilmiştir (p>005). Kanyon Koleji öğrencilerinin dijital oyun bağımlılığı düzeylerinin Anadolu Lisesi öğrencilerinden anlamlı şekilde yüksek olduğu saptanmıştır. Çalışma neticesinde ayrıca çoğunlukla savaş ve strateji oyunları oynamayı tercih eden öğrencilerin dijital oyun bağımlılığı düzeylerinin çoğunlukla spor ve yarış oyunları ve bulmaca ve zekâ oyunları oynayanlardan anlamlı şekilde yüksek olduğu (p<0.05) görülmüştür. Sosyal medya tutumları üzerinde etkili olan faktörlerin cinsiyet, okul türü, kendine ait bilgisayara sahip olup olmama durumu, boş vakitleri değerlendirme şekli ve günlük ortalama oyun oynama süresi olduğu tespit edilmiştir.
Modernist sinemanın felsefesi ve Godard sinemasında imgesel anlatım
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra toplumsal, ekonomik, sosyal ve siyasi alanlarda olduğu kadar sinema alanında da önemli gelişmeler söz konusu olmuştur. Modernist hareketin bir parçası olan Yeni Gerçekçilik Akımı'nın yarattığı değişim ile başlayan süreç Fransa'da ortaya çıkan Yeni Dalga Akımı ile zirveye ulaşmıştır. Özellikle bu dönem de sinema tarihine önemli derecede etki eden Yeni Dalga Akımı, ana akım sinemanın klasik anlatı yapısına karşı olarak bilinen Karşı Sinema kavramının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Karşı Sinema kavramı ana akım sinemanın tüm unsurlarını reddederek yeni anlatım yolları deneyen bir yapıya karşılık gelir. Bu tartışma ekseninde, Yeni Dalga Akımı'nın diğer yönetmenlerinden farklı olarak Jean-Luc Godard, sinema kariyeri boyunca her dönemde belirli unsurları ön plana çıkararak yeni teknikler ile izleyicisinin karşısına geçmiş ve geleneksel anlatımı yapıbozuma uğratmasının yanında imgelerin kullanımında da geleneksel kalıbın dışına çıkarak eleştirel ve estetik bir yaklaşım sergilemiştir. Bu noktadan hareketle çalışma, görüntünün imgeler aracılığı ile üretildiği imgesel anlatıma ve yönetmenin imgeler dünyasına odaklanmayı hedeflemiştir. Godard teknik ve biçimin yanında görüntülerin imgeler aracılığı ile üretildiği ve sinemada karşılığı olan (La Chinoise, 1968) Çinli Kız, (Tout Va Bien, 1972) Her Şey Yolunda, (Vivre Sa Vie, 1963), Hayatını Yaşamak filmleri seçilmiştir. Filmler klasik anlatıyı yapıbozuma uğratmasının yanında her dönem kendi içerisinde değerlendirilerek imgelerin yapısı bu üç film üzerinden içerik analizi yöntemi ile incelenmiştir. Bu anlamda Godard, sinematografik anlatı öğelerinin her birini yaratıcı bir yöntem kullanarak geleneksel anlatı yapısını kırmış ve yönetmenin pratiğinden doğan eleştirel bakış açısı ekseninde imgelerin; politik, sosyal, ekonomik ve toplumsal yapısının yeniden düşünülmesini sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: Modernist sinema, imgesel anlatım, fransız sinema, felsefe ve sinema
Veri gazeteciliğinde etik
Dijital iletişim teknolojileriyle birlikte her türlü enformasyon sayılarla ifade edilmektedir. Bilgisayarlar, internet, akıllı telefonlar gibi teknolojiler, bireylerin gündelik hayatında geniş yer kaplamaktadır. Bu teknolojiler bireylere, enformasyona hızlı ulaşım, gündelik işlerin çevrimiçi yapılabilmesi, etrafta olup biten olaylarla etkileşime geçilmesi gibi pek çok konuda kolaylık sağlarken yeni etik problemlerin belirlemesine neden olmuştur. Dijital iletişim teknolojileri gazeteciliği dönüştürmüştür. Bu kapsamda haberin yapısı, haber merkezlerinin görünümü değişirken yeni etik ilkelere ihtiyaç duyulmaktadır. İnternet gazeteciliği, yeni medya ortamlarının yaygın kullanılması, yeni haber türlerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Veri gazeteciliği, dijital iletişim teknolojilerinin dönüştürdüğü gazetecilik ortamında popülerliği artan bir haber türü olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu araştırma, gazeteciliğin dönüşümü ekseninde veri gazeteciliğinde etik sorunları ortaya koymayı amaçlamaktadır. Şimdiye kadar yapılan tez çalışmalarında, veri gazeteciliğinde etik meselesini ele alan bir araştırmaya rastlanmamıştır. Bu araştırma, alana bu bağlamda bir katkı sunacaktır. Araştırmanın temel sorusu, "veri gazeteciliğinde etik sorunlar nelerdir?" sorusudur. Araştırmanın ana sorunsalı ise "veri gazeteciliğinde etik sorunlara neden olan hususlar nelerdir?" sorusudur. Bu kapsamda, veri gazetecileri, akademisyenler ve haber portallarında çalışan gazetecilerle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Araştırmaya göre veri gazetecileri Türkiye'de açık veriye erişimde sorun yaşamaktadır. Bu nedenle, haber kaynağı olarak resmi kaynaklardan çok sivil toplum kuruluşlarının verilerinden yararlanmaktadırlar. Araştırmada, veri gazeteciliğinde bağlamın ortaya konması, kullanıcı gizliliği, kullanılan metodolojinin haberde yer alması, veri görselleştirmesi gibi konularda etik sorunların meydana geldiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Gazeteciliğin dönüşümü, iletişim teknolojileri, veri, etik, veri gazeteciliği, veri gazeteciliğinde etik.
Lezbiyen ve biseksüel kadınların açılma hikayeleri üzerine bir anlatı çalışması
Anlatısal dönüşle birlikte toplumsal alanı anlamak için mikro olana, yok sayılana, resmi tarihin arkasına itilene bakmak sosyal bilimler alanında büyük önem kazanmıştır. Büyük anlatıların öldüğü ilanına rağmen günümüzde heteronormativite hala bir meta anlatı olarak işler. Modern eşcinsel kimliklerin ürettiği bireysel açılma hikayeleri bu meta anlatıya karşıt bir hikâye olarak kurulur ve anlatılır. Lezbiyen ve biseksüel kadınların anlattıkları açılma hikayeleri bireylerin içinde yaşadıkları toplumsal dünyaya, etkileşim anlarına ve kimliğin kurulumuna ilişkin pek çok veri sunar. Bu tezde kadınların bireysel açılma hikayeleri anlatı analizine tabii tutulmakta ve lezbiyen ve biseksüel kimliklerin kurulma süreçleri bu hikayeler aracılığıyla anlaşılmaya çalışılmaktadır.
Çokkültürlülük politikaları ve medya: TRT Kürdi örneğinde farklı dilde yayıncılığın yazılı medyadaki yansımaları
Ana dil özgün kültürün kuşaktan kuşağa aktarılabilmesi için olmazsa olmazlardandır. Bu fonksiyonundan dolayı etnik çeşitlilik ve canlanışın öneminin arttığı yirminci yüzyıl ve devamında ulus-devlet şemsiyesi altında varlıklarını sürdüren farklı etnik ve kültürel gruplar için daha da önemli hale gelmiştir. Dilin bekasının özel ve kamusal alanda iletişim aracı olarak kullanılmasına bağlı olması, ana dillerini korumak isteyen farklı etnik grupların medyada da kendi dillerini kullanma motivasyonunu arttırmıştır. Bu çalışmada, Osmanlı döneminden 2000'li yıllara kadar kendi imkânlarıyla basın yayın faaliyeti yürüten Türkiye Kürtlerinin erken Cumhuriyet döneminden günümüze basın yayın faaliyetleri incelenmiştir. Kürtçe medya serüveninin ulus-devlet, milliyetçilik, bunlarla ilişkili olarak izlenen kültür politikaları ve çokkültürlülük ekseninde TRT Kürdiye bağlanma süreci bu tez çalışmasının konusunu oluşturmaktadır. Üç bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde milliyetçilik, dil ve kültüre dair tanım ve tespitlerden hareketle, ulus-devlet anlayışının çok kültürlülük ve çokkültürcü politikaların önünde ne gibi engeller teşkil ettiği, bunun medya alanındaki tezahürü ve alternatif arayışlar ele alınıp tartışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, çokkültürlülük politikası olarak farklı dilde yayıncılığın Türkiye bağlamındaki seyri ve pratikleri Cumhuriyet dönemi egemen siyasaları çerçevesinde tartışılmış ve TRT Kürdiye bağlanan süreç izlenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde TRT Kürdi örneğinde farklı dil ve lehçelerde yayıncılığın yazılı basındaki yansımaları, örneklemi oluşturan gazetelerin ilgili haberlerinin Eleştirel Söylem Analizi yapılarak incelenmiştir. Çalışmada Gazetelerin, devlet eliyle başlatılan farklı dilde yayıncılığa ilişkin okurlara ne söylediğinin deşifresi amaçlanmıştır. Anahtar Sözcükler Ulus, kültür, söylem analizi, TRT Kurdi, medya
Küçük ve orta ölçekli işletmeler ((KOBİ)) için uluslararası ticareti kolaylaştırmada aracıların rolü
Bu tez, aracıların uluslararası ticareti kolaylaştırmada nasıl bir rol oynadığını, aracı firmaların uluslararası ticarette ve uluslararası ihracatta role sahip olduğunu, KOBİ'ler ile aracı şirketler arasındaki ticari ilişkilerin hangi boyutlarda gerçekleştiğini aracı firmaların küçük ve orta ölçekli işletmelerin farklı açılardan büyümelerine nasıl yardımcı olduğunu incelemektir. Uluslararası ticaret teorisinde, genellikle dış pazara hizmet etmek isteyen imalat firmalarının ürünlerini doğrudan son tüketicilerine gönderdikleri varsayılmaktadır. Bununla birlikte, gerçekte gözlemlediğimiz, ticaret arabulucuları, sınırlar ötesi mal ve hizmet alış verişinde sıklıkla yer alıyor olmasıdır. Aracılar, alıcılara satış için tedarikçilerden satın alan ya da alıcılar ve satıcıların buluşmasını ve işlem yapmalarını sağlayan ekonomik ajanlardır. Alıcılar ve satıcılar farklı ülkelerde bulunuyorsa, bu aracılar ticaret aracılarıdır. Bunlar, ihracat yapan ve ithal eden ülkedeki toptancıları ve perakendecileri ve büyük ticaret şirketlerini kapsamaktadır. Kısa süre önce, araştırmacılar firmaların neden doğrudan mallarını ihraç etmek için bir ticaret aracı kullanmayı tercih ettiğini araştırmaya başladı. KOBİ'ler, kalkınmalarındaki önemli rolü nedeniyle ülkeler ekonomilerinde önemli yere sahiptir. Çok sayıda araştırmada, KOBİ'lerin ülkelerin ekonomisine ve kalkınmasına, özellikle de gelişmekte olan ülkelerde önemli roller oynadığı belirtilmiştir. Siam ve Rahahleh (2010), KOBİ'lerin ülkelerindeki ekonomilerdeki rolünü, istihdam olanakları yaratma, işgücünü çalıştırma, ekonomik fazlalığı en üst düzeye çıkarma, milli gelirin katma değerini artırma, işsizlik sorunlarını sınırlama gibi büyük kapasiteye sahip olduklarını belirtmişlerdir. Al-Mahruq'a (2010) göre, KOBİ'ler tüm dünyada özel sektörün belkemiğini oluşturmaktadır ve faaliyet gösterdikleri ülkelerin sosyal hedeflerini yerine getirmek için katkıda bulunmaktadırlar. KOBİ'ler, rekabetin artması, hızla değişen piyasa talebine uyum yeteneği, teknolojik değişim ve bilgi, yenilikçilik ve yaratıcılıkla ilgili kapasite kısıtlamaları nedeniyle zorluklarla karşı karşıya. Bununla birlikte, birçok KOBİ için potansiyelleri, küçük ölçekleri ile ilgili faktörlerden dolayı genellikle tam olarak gerçekleşmemektedir. Bu faktörlerden başlıcaları şunlardır: kaynak yetersizliği (finans, teknoloji, vasıflı iş gücü, pazar erişimi ve pazar bilgisi); Ölçek ekonomisi ve kapsam eksikliği; büyük işletmelerle ilişkili olarak daha yüksek işlem maliyetleri; bilgi, bilgi birikimi ve iç ve dış piyasalardaki deneyim eksikliğine katkıda bulunabilecek şebeke eksikliği; küreselleşmenin ve ekonomik bütünleşmenin yol açtığı büyük çokuluslu işletmelerin pazar rekabeti. Genel olarak, ulaşımı daha küçük ve daha zor pazarların, ticaret aracıları aracılığıyla hizmet edilmesi daha olasıdır. Aracılar, nispeten daha küçük firmalar tarafından kullanılmaktadır ve bu şirketler kendi ihracat pazarına girmeyi zor bulmaktadır. Ayrıca, aracı ihracat payları ile daha küçük ve daha yüksek ticaret maliyeti olan pazarlar arasında güçlü bir ilişki vardır.
Türkiye'deki futbol taraftarlarının sanal zorbalık davranışları: Fanatizm, karanlık kişilik özellikleri ve demografik faktörlerin rolü
Bu çalışma, Türkiye'deki futbol taraftarlarının sanal zorbalık davranışlarını, fanatizmi ve bu durumları etkileyen karanlık kişilik özellikleri ve demografik faktörleri incelemektedir. 152 katılımcının verilerinin analizlerde medeni durumun sanal zorbalıkta ve fanatizmde belirgin bir faktör olduğu bulunmuştur. Maç izleme biçimi, taraftar derneği üyeliği, sosyal medya kullanımı ve amatör maçları izleme sanal zorbalık düzeylerinde anlamlı değişikliklere yol açmaktadır. Sanal zorbalık, fanatizm ve karanlık kişilik özelliklerinin pozitif bir ilişkisi olduğu bulunmuştur. Fanatizmin şiddet boyutu ve psikopati, sanal zorbalığın en güçlü belirleyicileri olarak ortaya çıkmıştır. Regresyon analizleri, sosyal medya kullanım amacı ve amatör maçları izlemenin sanal zorbalığı %9.3 oranında, fanatizmi ve karanlık kişilik özelliklerinin ise %9.1 oranında açıkladığını göstermiştir. Ayrıca, fanatizm ve karanlık kişilik özellikleri toplam boyutları %33,1 şiddet bove psikopati, sanal zorbalığı %48.2'sini açıklamıştır. Bu bulgular, futbol taraftarları arasında sanal zorbalığı önleme ve fanatik davranışları yönetme stratejilerinin geliştirilmesi için önemlidir.
Elektronik ağızdan ağıza pazarlamanın tüketici satın alma kararı üzerine etkisi
Elektronik ağızdan ağıza pazarlama, internetin ve sosyal medyanın insan hayatının bir parçası olmasıyla birlikte tüketicilerin satın alma kararlarında daha çok etkili olmaktadır. Bu çalışmanın amacı elektronik ağızdan ağıza pazarlamanın tüketici satın alma kararına etkilerini incelemektir. Çalışmada odak grup görüşmesi yöntemi kullanılmıştır. Ulaşılan sonuçlar, tüketicilerin satın alma kararı vermeden önce sosyal medya kullanıcılarının yorumlarını okuduğunu, yani elektronik ağızdan ağıza pazarlamanın belirleyici olduğunu göstermektedir. Çalışmada ulaşılan sonuçlar, bilgi kirliliği ve güven gibi risklere karşın elektronik ağızdan ağıza pazarlamanın tüketici satın alma kararı ile doğru orantılı bir ilişki içinde olduğunu ortaya koymuştur. Bu sonuçlar 18-24 yaş arasındaki 9 katılımcının verdiği yanıtlarla sınırlıdır.
Sanal dünyalar oluşturmak için bir tasarım rehberi denemesi
Bu çalışma günümüzde var olan dört sanal evren üzerinden, gelecekte yapılacak olan sanal evrenler için mekânsal, oyunsal ve sosyal olarak bir tasarım rehberi oluşturmayı amaçlamıştır. Burada ele alınan dört sanal evren; Roblox, Rec Room, Second Life ve IMVU otoetnografi kullanılarak, oluşturulmuş olan dünyalar keşfedilmiş, kullanıcıları gözlemlenerek incelenmiştir. Metaverse'ün ortaya çıkışı ve gelişimi, günlük hayatın içerisine sosyal ve ekonomik olarak nasıl yayıldığı ve oluşturulan tasarımların bundan nasıl etkilendiği tartışılmıştır. Tezde oyun ve mimari tasarım prensipleri, simülasyon bir dünyanın oluşturulması için yardımcı temel teknolojilerle birlikte kullanılarak bu dünyaların oluşumu için faydalarını tartışır. Mekan tasarımı ve dijital oyunların oluşturulma prensiplerinin, tasarımcıdan kullanıcıya kadar oluşumu, bu sanal evrenlerin oluşturulmasıyla nasıl ilişkilendiği ele alınmıştır. Tez, kullanıcının sadece oyuncu olması ve oyuncunun tasarımcı olarak nasıl bu dünyaların içinde var olduğunu ve bu kavramların değişen teknolojiyle nasıl değiştiğini irdelemiştir.
Tüketicilerin sosyal medyada Influencer tarafından paylaşılan reklamlı içeriğe yönelik güven algısı incelemesi
Son yıllarda, Sosyal Medya ve Influencer pazarlamaya yapılan harcamalar katlanarak arttı. Bu çalışma, sosyal medya aracılığı ve Influencer vasıtası ile tüketicileri etkileme mekanizmasını anlamak için bir ön araştırma içermekte ve entegre bir model önermektedir. Bu Sosyal Medya Influencer Değer Modeli ile reklam mesaj değeri ve kaynak güvenilirliği faktörlerinin rolleri hesaba katılmaktadır. Bu modeli test etmek için sosyal medya kullanıcıları arasında en az bir influencer takip eden kullanıcılar ile çevrimiçi bir anket uygulandı. Kullanıcıların Influencer tarafından paylaşılan reklamlı içeriğe duydukları güven, marka farkındalığı ve satın alma niyetine etkileri incelenmiştir. Firmalara ve akademiye Influencer iletişimi tercihlerinde içgörü sunmak, başarılı iletişim kampanyaları için kaynak sağlamak amaçlanmış, teorik ve pratik çıkarımlar tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Dijital Pazarlama, Sosyal Medya, Influencer, Kaynak Güvenilirliği, Reklam Mesaj Değeri
Dijital reklamda davranışsal hedeflemenin tüketicideki reklamdan kaçınma davranışına etkisi
Bu çalışmada çevrimiçi davranışsal reklamın tüketicide oluşturduğu izlenimler odak grup çalışması ışığında ortaya koyulmuştur. Dijital reklam, davranışsal hedefleme, reklamdan kaçınma konularıyla birlikte ele alınmıştır. Ayrıca programatik reklamın bileşenleri yapılan derinlemesine görüşmelerle detaylandırılmıştır. Davranışsal hedeflemenin tüketicideki reklamdan kaçınma davranışına etkisi şu kategorilerle açıklanmıştır: Çevrimiçi davranışsal reklamcılık ve tüketici ilişkisi, tüketicinin çerez ayarları hakkındaki fikirleri, tüketicinin gönüllü bilgi paylaşımı hakkındaki fikirleri, tüketicinin ÇDR'ye maruz kaldığı platformlar ile ilişkisi, ÇDR'nin reklamdan kaçınma davranışına etkisi ve Adblocker kullanıcılığı, ÇDR'nin ve promosyonların satın alma eğilimine etkisi.
Inside, Little Nightmares, Virginia oyunlarında sessiz sinemadaki mekansal anlatım metotlarının etkisi
Bu araştırma, sessiz sinema ve diyalogsuz oyunların geleneksel sözlü anlatı yöntemlerinden farklı bir şekilde anlatıyı mekan üzerinden nasıl ilettiğini incelemektedir. Sessiz sinemada kullanılan mekân tasarımının diyalogsuz oyunları nasıl etkilediğini ele almaktadır. Araştırmanın ilk bölümünde, mekân, sinemada mekân ve video oyunlarındaki çevre tasarımının temelleri araştırılmıştır. Bu temel, mekânın anlatı içindeki rolü, atmosfer yaratma ve duygusal etkileşimdeki işlevi gibi unsurları kapsamaktadır. İkinci bölümde, dijital video oyunları seçilerek, bu oyunların görsel anlatım metotları, mekân kullanımı, ilk bölümde belirlenen metot ve çıkarımlar üzerinden yakın okuma tekniğiyle analiz edilmiştir. Bu analiz, sessiz sinemadan alınan öğelerin diyalogsuz oyunlardaki etkilerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Son bölümde ise, araştırmanın genel bulguları ve elde edilen sonuçlar özetlenerek, sessiz sinema ile diyalogsuz oyunların mekânsal anlatı stratejileri arasındaki benzerlikler ve farklılıklar vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Çevresel Anlatı, Sessiz Sinema, Diyalogsuz Video Oyunları
Bireyleri sürdürülebilir tüketime motive eden unsurlara yönelik nitel bir araştırma
Sanayi Devriminden günümüze uzanan süreçte doğal kaynakların aşırı ve bilinçsiz kullanımının yanında çevre korumacılığını dikkate almayan üretim-tüketim döngülerinin de tehtidi altıda olan "sürdürülebilirlik"; "güncel gereksinimlerin, gelecek kuşakların çıkarlarını gözeten bir yaklaşımla karşılanması" olarak tanımlanmaktadır. Bu araştırmada, satın alma tercihleri ve tüketim alışkanlıkları ile sürdürülebilirliği büyük ölçüde etkileme potansiyeline sahip oldukları bilinen tüketicilerin, genel olarak sürdürülebilirlik algılarını ortaya çıkartmanın yanı sıra, "sürdürülebilir tüketim alışkanlıklarını" edinim ve sürdürmeleri üzerinde etkili olan ana motivasyon unsurlarını belirlemek amaçlanmıştır. Araştırmada "kalitatif araştırma teknikleri" kapsamında yarı yapılandırılmışgörüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırma, "nitel" çalışma olduğu için, örneklemdeki bireyler ile yapılan mülakatlarda katılımcılara "açık uçlu sorular" yöneltilmiştir. Araştırmanın evreni İstanbul şehrindeki tüketicilerdir. Örneklem olarak seçilen 18 üstü 17 kişi ile yapılan "yarı yapılandırılmış mülakatlarla" bireyleri sürdürülebilir tüketim alışkanlıklarına motive eden unsurların ortaya çıkartılması amaçlanmıştır. Bu çalışmada, katılımcıların sorulara verdikleri yanıtlar "içerik analizi" yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Bu yöntem; açık kodlama, kodlardan kategoriler oluşturma ve vi temaları özetlemeyi içermektedir. İçerik analizi sürecin de "MAXQDA 2020" paket programından yararlanılmıştır. Mülakat dökümlerinin analizine göre; katılımcıların sürdürülebilirlik algıları büyük oranda "doğa korumacılığı" ve "gelecek nesillere faydalanabilecekleri doğal kaynaklar bırakmak" temaları üzerinde yoğunlaşmıştır. Katılımcılar, büyük bir çoğunlukla, sürdürülebilirliği önemsediklerini ve bunun doğal kaynakların ölçülü ve çevreye kalıcı zarar vermeden kullanılması ile mümkün olduğuna vurgu yapmışlardır. Katılımcıların çoğu, kendilerini genel anlamda sürdürülebilir bir tüketici olarak değerlendirirken, kendilerini sürdürülebilir davranışlara iten temel unsurlar olarak, "çevre korumacılığı" ve "ekosistemin içinde yer alan diğer bileşenlerin haklarına saygı" temalarına vurgu yapmışlardır. Gıda bağlamında sürdürülebilirliğin önemi büyük oranda vurgulanırken, bu türden ürünler bulmanın temin zorluğuna ve yüksek maliyetine dikkat çekilmiştir. Sürdürülebilirliğin önemine en fazla vurgu yapılan alan, temizlik malzemeleri konusu olurken, "kişisel bakım ve kozmetik malzemeleri alanı da sıklıkla vurgulanmıştır. Ayrıca her iki alanda da sürdürülebilir ürün bulmanın zorluğuna dikkat çekilmiştir. Sonuç olarak; görüşmeciler sürdürülebilirliğin önemini büyük ölçüde kabul ve teyid etmekle birlikte, bu konuda sonuç almak için, bireysel çabalar kadar, politika yapıcıların katkılarının da gerekliliği tespit edilmiştir.
Gösteri toplumu ve sosyal medyanın etkisinde muhafazakâr Türk kadınının kimlik arayışı ve değer algısı
Bu çalışma gösteri toplumu ve sosyal medya etkisi altındaki muhafazakâr Türk kadının kimlik arayışını ve değer algısını incelemeyi amaçlamaktadır. Toplumların yapılarını değiştiren birçok teknolojik gelişme aynı zamanda bireylerin kimlik ve değer yargılarını derinden etkilemiştir. Özellikle sosyal medyanın yaygınlaşması ve insanların günlük yaşam alışkanlıklarını dijitale taşıması, muhafazakâr kadınların toplumsal kimlik ve değer algılarında önemli dönüşümlere yol açmıştır. Muhafazakarlık kavramı, mevcut toplumsal değerleri ve normları koruma odaklı bir tepki hareketi olarak ortaya çıkmış olsa da modernleşme ve dijitalleşme süreçleri muhafazakarlığın anlamını ve uygulama biçimlerini değiştirmiştir. Geleneksel anlamda muhafazakâr kadın imajı ekseriyetle içine kapanık bir perspektif çizerken sosyal medya platformlarında kadınların perspektifleri değişmiş ve daha belirgin kimlik arayışlarını bu platformlar aracılığıyla göstermeye başlamışlardır. Bu tez kapsamında sosyal medya platformlarından elde edilen 21 görsel/video Roland Barthes'ın göstergebilimsel yöntemiyle 8 konu başlığı altında incelenmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre geleneksel muhafazakarlık ile modern yaşam tarzı arasında estetik ve ideolojik bir sentez oluşturma çabalarının olduğu görülmektedir. Başörtü gibi dini semboller modern tüketim kültürü ve sosyal medya estetiğiyle harmanlanarak bir kimlik performansına dönüştürülmüştür. Özellikle sosyal medya platformları bireylerin görünürlük arayışlarını artırarak mahremiyet algısını zayıflatmıştır. Bu süreç muhafazakâr kadınların dini ve geleneksel değerlerini yeniden değerlendirmelerine yol açarken kimlik krizine de sebep olmuştur Araştırmanın diğer önemli bir bulgusu da gösteri toplumunun ve sosyal medyanın etkisi altındaki muhafazakâr kadınların değer algılarının bozulması ile birlikte kimlik bunalımına sürüklenmektedir. Bu durum muhafazakâr Türk kadınını yeni bir kimlik arayışına yöneltmektedir. Bu yönelme, muhafazakâr kadınların kimlik arayışı ve değer algılarında bir "kimlik göçü" yaşadığını ve bu göçün muhafazakârlıkla seküler anlayış arasında bir çatışmaya yol açtığını göstermektedir. Muhafazakâr kadınların, dijital kimlik performanslarını ve toplumsal dönüşüm süreçlerini daha derinlemesine anlamak için önemli bilgiler sunarak, kapsamlı bir perspektifle bu alandaki literatüre yenilikçi bir katkı sağlayabilir.
Reklamda ideoloji çözümlemesi
DOKTORA TEZ OZU REKLAMDA İDEOLOJİ ÇÖZÜMLEMESİ Banu DAĞTAŞ İletişim Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ocak 1999 Danışman: Prof. Dr. Ali Atıf BİR Bu çalışmada metin analizi yöntemi kullanılarak, yazılı basın reklamlarında ideoloji ve değer çözümlemesi amaçlanmıştır. Çalışmanın problemi Türk Toplumu'nun tüketim toplumu özelliklen göstermeye başladığı 1980'Ii ve 1990'lı yıllarda; hangi ideolojilerin ve değerlerin gazete reklamlarına yansıdığının çözümlenmesidir. Reklam metinlerinin format özelliklerinin tespit edilmesi ve analistin metinleri çözümleme sırasındaki üretim sürecinin tartışılması da bu çalışmanın problemi kapsamındadır. Çalışmanın yöntemi semiyolojik analizdir. Çalışmanın 1. Bölümünde medya ürünlerini metin olarak inceleyen İngiliz Kültürel Çalışmaları ve bu çalışmaların ideolojiyi ele alışları incelenmiştir. Çalışmanın 2. bölümünde semiyolojik analizin temelini oluşturan kuramcılar; Saussure, Levi-Strauss ve Barthes incelenmiştir. Çalışmanın 3. Bölümünde tüketim toplumu olgusu, tüketim toplumunda reklamın değişen rolü; ideolojiler, mitler ve değerlerle olan etkileşimi incelenmiştir. Çalışmanın 4. Bölümünde 1 Temmuz-31 Aralık 1987 ve 1 Temmuz-31 Aralık 1997 tarihleri arasında, Hürriyet ve Milliyet gazetelerinde yayınlanan, bankacılık ve otomobil sektörüne ait reklam metinleri, semiyolojik analiz ile analiz edilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre; 1997 yılına ait reklammetinlerinde tüketim toplumu ideolojisinin ve değerlerinin, toplumda değişen diğer ideolojilerin ve değerlerin reklam metinlerine yansıdığı görülmektedir. 1987 yılına ait reklam metinlerinin ürün ve hizmet tanıtan rasyonel formatlara, 1997 yılına ait reklam metinlerinin ise imaj değerleri, yaşam tarzı sunumları ve duyguların ağır bastığı metinler olduğu tespit edilmiştir. Bu tespite bağlı olarak; 1997 yılına ait reklam metinlerinde görsel metinlerin yazılı metinlere baskın olduğu görülmüştür. Reklam formatlarındaki bu değişiklik; Türk Toplumu'nun tüketim toplumu haline gelmesi ve buna bağlı olarak reklam sektörünün gelişmesi ile, ideolojilerin ve değerlerin reklam metinlerine yansıması ise medya ürünlerinin boşlukta bulunmayan, ideolojik ve kültürel metinler olarak okunması gerektiği yargısı ile açıklanmıştır. Analistin yaptığı çözümlemeler, İngiliz Kültürel Çalışmaları' ndan. Stuart Hall'un çoklu okuma kavramına örnek oluşturmaktadır. Bu çalışmada da izleyici/tüketicilerin medya metinleri karşısında tümüyle edilgen olmadığı, ancak etken olmasının da; en başta eğitim düzeyi olmak üzere yaş, cinsiyet, ırk, din, sınıf gibi bazı belirleyicileri olduğu kabul edilmiştir. Farklı bir çalışma ile, akademik olmayan izleyici/tüketicilerin medya metinleri karşısındaki çoklu okuma pratikleri incelenerek alandaki çalışmalara katkı sağlanabilir. m
Küreselleşmeye uyum sürecinde Türk basınının yurttaşlık haklarına yaklaşımı
ÖZET "Küreselleşmeye Uyum Sürecinde Türk Basınının Yurttaşlık Haklarına Yaklaşımı" başlıklı bu çalışma, Türk basınının güncel bir örnek olaydan yola çıkarak "yurttaşlık hakları"na ilişkin irdelemelerini konu almakta ve başlıca dört bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, "yurttaşlık" kavramının temelini teşkil eden sivil toplumun tarihsel gelişimi üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde sivil toplum açılımları bağlamında, "yurttaşlık haklan" ile "yazılı basın" arasındaki ilişki özetlenmiştir. Üçüncü bölümde ise, yazılı basın-yurttaşlık hakları ilişkisinin Osmanlı'nın son döneminden günümüz Cumhuriyet Türkiye'sine uzanan süreçteki gelişimi ele alınmıştır. Son bölümde de, "Refahyol Koalisyonu"nun kurulması ve güvenoyu alması sürecini kapsayan bir aylık dönemdeki gelişmelere ilişkin olarak, birbirinden farklı dünya görüşlerine sahip üç gazetenin - Hürriyet, Cumhuriyet ve Zaman gazetelerinin - yurttaşlık hakları açısından yaklaşımlarına yer verilmiştir. Bu araştırmanın sonucuna göre, 21. yüzyılın eşiğindeki Türk basınında, yurttaşlık haklarının savunulması ve geliştirilmesine ilişkin yaklaşımların yetersiz kaldığından söz etmek mümkündür. Bir başka deyişle, Türk basınının yurttaşlık hakları açısından, Batı'lı anlamda işlevsel olarak zayıf kaldığı söylenebilir.
Yavuz Turgul filmlerinin feminist kuram perspektifinden analizi
Feminist teori, toplumsal cinsiyetin, özellikle de kadın deneyimlerinin sosyal, kültürel ve siyasi bağlamlar tarafından nasıl şekillendirildiğini inceleyen bir kuramdır. Feminist kuram, geleneksel ataerkil yapılara meydan okumakta ve cinsiyete dayalı eşitsizliklerin ortadan kaldırılması gerektiğini savunmaktadır. Feminist film teorisi ise 1970'lerde sinemadaki erkek egemen anlatılara ve kadınların sinemada seyirlik bir obje gibi kullanılmasına karşı çıkan bir kuramdır. Feminist film teorisi, filmin erkek egemen cinsiyet rollerini nasıl pekiştirdiğini ya da bunlara nasıl meydan okuduğunu incelemek için kullanılır. Bu çalışmanın amacı Yavuz Turgul'un yönetmenliğini üstlendiği filmlerdeki kadın temsillerini feminist kuram çerçevesinde analiz etmektir. Çalışma söylem analizi ve içerik analizinin bir arada kullanıldığı nitel bir araştırmadır. Bu analiz, Türk sinemasındaki kadın olgusunun daha derinlemesine anlaşılmasını sağlayabilir. Yavuz Turgul'un filmleri 1980'lerden başlayarak 2017 yılına kadar uzanan bir dönemi içermektedir. Bu süre Türk toplumunda ve sinemada önemli değişikliklerin olduğu dönemleri kapsamaktadır. Turgul'un yönetmenliğini üstlendiği filmlerin tamamının bir arada değerlendiriliyor olması, hem Türk toplumunun cinsiyet algısındaki dönüşümleri hem de sinemadaki yansımalarını ele almak bakımından da önemli bir kaynak sunmaktadır. Bu bakımdan; çalışmanın, hem sinema araştırmalarına hem de toplumsal cinsiyet çalışmalarına önemli bir katkı sunacağı düşünülmektedir. Turgul'un filmografisi bir bütün olarak değerlendirildiğinde erkekler etrafında şekillenen hikâyeler, kurban rolünde pasif kadınlar ve suskun kadınlar ya da susmak zorunda kalan kadın karakterler dikkat çekmektedir. Bu çalışmanın sonucunda Yavuz Turgul'un yönetmenliğini üstlendiği filmlerde çoğunlukla ataerkil egemenliği sürdüren, erkek hikâyeleri yazdığı, bunun tek istisnasının ise Fahriye Abla olduğu görülmektedir.
Alışveriş merkezlerinde kriz iletişimi üzerine bir değerlendirme
Günümüz küresel ekonomik düzeninde, kapitalizmin etkisiyle hızla gelişen perakende sektörü, tüketim kültürünün en görünür mekânlarından biri olan alışveriş merkezleri aracılığıyla büyümesini sürdürmektedir. Alışveriş merkezleri, sosyalleşme, eğlence, ve kültürel faaliyetlerin yoğunlaştığı çok işlevli yaşam alanları haline gelmiştir. Bu çok yönlü yapıları sebebi AVM'ler, bulundukları bölgelerde önemli bir çekim merkezi haline gelmekte; bu durum da onları çeşitli kriz türlerine karşı savunmasız kılmaktadır. AVM'ler; doğal afetler, ekonomik krizler, terör saldırıları, güvenlik açıkları, altyapı arızaları, teknoloji kaynaklı kesintiler, sağlık krizleri gibi farklı ölçek ve nitelikteki kriz durumlarıyla karşı karşıya kalabilmektedir. Bu tür krizlerin etkili şekilde yönetilememesi, alışveriş merkezlerinin kurumsal itibarını, sürekliliğini ve finansal istikrarını ciddi bir şekilde tehdit edebilmektedir. Bu nedenle kriz yönetimi ve özellikle kriz iletişimi, AVM'lerin yönetimsel olarak sürdürülebilir olmaları açısından stratejik bir önem taşımaktadır. Bu tez çalışması, alışveriş merkezlerinde kriz iletişimi süreçlerini çok boyutlu bir yaklaşımla ele almayı amaçlamaktadır. Özellikle kriz öncesi hazırlık aşaması, kriz anında yürütülen iletişim stratejileri ve kriz sonrasında gerçekleştirilen değerlendirme faaliyetleri, alışveriş merkezi yöneticilerinin bakış açısıyla kapsamlı şekilde analiz edilmiştir. Çalışma Türkiye'de faaliyet gösteren alışveriş merkezlerinin krizlere karşı ne derece hazırlıklı olduğunu, benimsedikleri kriz yönetim stratejilerini ve yöneticilerin kriz iletişimine yönelik algılarını ortaya koymaktır. Araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden anket tekniği kullanılarak yürütülmüş olup, Türkiye genelindeki çeşitli AVM'lerde görev yapan yönetici düzeyindeki katılımcılarla gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler, kriz iletişimi süreçlerine ilişkin mevcut uygulamaları ve karşılaşılan zorlukları belirleme açısından önemli bulgular sunmakta; aynı zamanda krizlere karşı daha dayanıklı ve proaktif AVM yönetim stratejilerinin geliştirilmesine katkı sağlamayı hedeflemektedir.
Bir İstanbul Masalı televizyon dizisinin anlatı çizgesi
iiYÜKSEK L SANS TEZ ÖZÜ?B R STANBUL MASALI? TELEV ZYON D Z S N N ANLATI Ç ZGESÇiğdem TAŞletişim Anabilim DalıAnadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Haziran 2006Danışman: Prof. Dr. Dursun GÖKDAĞAnlatılar insanoğlunun tarihsel-kültürel belleğiyle yaşıttır. Masallardan mitlerden bu yanaanlatılar hayatın temel taşlarındandır. Ele alınan anlatı ister bir dinsel öykü, ister halk masalı,ister reklam metni ya da televizyon dizisi olsun ortak bir yapısal özellik her birinde karşımızaçıkar.Bir anlatıyı okurken, izlerken her şeyden önce, anlattığı öyküye ilgi duyarız. Ancak öykününakıcı olabilmesi için okumamızı yönlendirecek bir takım seçimler yapılması gerekir. Olaylarhangi zamansal sırada anlatılmalıdır? Olayların meydana geldiği uzam nasıl sergilenmelidir?gibi⦺te bu konuda karşımıza anlatıların nasıl yapılandığını göstermek için geliştirdiği ?anlatınınsözdizimi: dörtlü şema? kuramıyla Fransız göstergebilimci J.A. Greimas çıkar. Greimas tümmasalsı metinlerin ortak bir anlatı yapısı olduğunu ve bunun geliştirdiği ?Anlatı Çizgesi?yöntemiyle ortaya konabileceğini savunur.Anlatı çizgesi yöntemi; başlangıç, edinç, edim ve sonuç aşaması olmak üzere dört aşamadanoluşur. Başlangıç aşaması, genellikle bir eksikliğin ortaya çıkmasıyla anlatının başladığıaşamadır. Özne eksikliği gidermek için eyleme geçer ve anlatı başlar. Edinç aşaması, öznenineksikliği gidermek için gerekli yetileri kazandığı aşamadır. Öznenin edinç aşamasından başarıylageçerek hedefine ulaştığı üçüncü aşama, edim aşamasıdır. Öznenin hedefine ulaşaraködüllendirildiği ya da başarısızlığa uğrayarak cezalandırıldığı son aşama ise sonuç aşamasıdır.Bu çalışmada ?Bir stanbul Masalı? dizisi Greimas'ın ?Anlatı Çizgesi? yöntemiyleçözümlenmektedir. Araştırmanın amacı, ?Bir stanbul Masalı? dizi filminin, Greimas'ın anlatıçizgesindeki dört aşamalı süreci (başlangıç, edinç, edim ve bitiş durumu) yapısında barındırıpbarındırmadığının ortaya konmasıdır.Bu amaçla ?Bir stanbul Masalı? dizisinin ilk 40 bölümü ele alınarak yapılan çözümlemede ikianlatı çizgesine rastlanmıştır. lk anlatı çizgesi; öznenin , nesnesine ulaşma yolunda başarısızlığauğramasıyla sonuçlanır ve ikinci anlatı çizgesi başlar. kinci anlatı çizgesi ise öznenin hedefineulaşmasıyla başarıyla sonuçlanır. Böylece ? Bir stanbul Masalı? dizi filmi anlatı çizgesiningelişimi ve eyleyenlerin dönüşümü açısından başlangıç, edinç, edim ve sonuç aşamasına uygunbulunmuştur.
Örgüt kültürü ve örgütsel iletişim arasındaki ilişkinin örgüte bağlılık ve iş tatminine etkisi ve Başarı Teknik Servis A.Ş.'de bir uygulama
YÜKSEK L SANS TEZ ÖZÜÖRGÜT KÜLTÜRÜ VE ÖRGÜTSEL LET Ş MARASINDAKL ŞK N N ÖRGÜTE BAĞLILIK VE Ş TATM N NE ETK SVE BAŞARI TEKN K SERV S A.Ş'DE B R UYGULAMAÇiğdem Sarıkamışletişim Anabilim DalıAnadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Temmuz 2006Danışman: Yrd.Doç.Dr.Erhan EroğluÖrgütler arası rekabetin hızla arttığı günümüz iş dünyasında, rekabette üstünlüğündayandığı temeller de değişmektedir. Örgütler rekabette başarının sadece araştırma-geliştirme, modern pazarlama, teknoloji gibi faktörlerle sağlanamayacağının, başarınıntemelinin ?önce insan? felsefesine dayandığının farkına varmışlardır. ?Önce insan?felsefesinin önem kazanmasıyla birlikte örgütler; örgüt kültürü, örgütsel iletişim, iştatmini ve örgüte bağlılık gibi konularla ilgilenmeye başlamışlardır.Örgütün kendi değerlerinin bileşimi ve örgüte özgü olan örgüt kültürü; çalışanlarındavranışlarını, çalışma biçimini, yönetim sürecini ve örgütün çevresi ile olan ilişkilerinibiçimlendirmektedir. Başarılı örgütlerin ortak özelliği, örgüt kültürünün etkin bir örgütseliletişim sistemi ile tüm çalışanlarla paylaşılması ve çalışanlar tarafındanbenimsenmesidir. Örgütsel iletişim, örgütte bilgi akışını sağlamakla birlikte örgütkültürünün çalışanlarla paylaşılmasını da sağlamaktadır. Örgüt kültürünün anlamlıkılınması ancak etkin bir örgütsel iletişim sistemi ile mümkündür.Etkin bir örgütsel iletişim sistemi sayesinde tüm çalışanlar tarafından benimsenen örgütkültürü çalışanların tutum ve davranışlarıyla birlikte bağlılık ve iş tatminlerini deetkilemektedir. Etkin bir örgütsel iletişim sistemi ve güçlü bir örgüt kültürüne sahipörgütlerde bilgi akışında sorun yaşanmaması, ortak değer ve amaçların paylaşılmasıçalışanların örgüte bağlılığını ve iş tatminini olumlu yönde etkilemekte ve örgüte rekabetüstünlüğü sağlamaktadır.Bu araştırma Başarı Teknik Servis A.Ş'de örgüt kültürü ve örgütsel iletişim arasındakiilişkinin örgüte bağlılık ve iş tatminine etkisini incelemek amacıyla Başarı Teknik ServisA.Ş personelinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, Başarı Teknik A.Ş'deçalışanlarına uygulanan anket ile çalışanların örgüt kültürünün benimsenme düzeyi,örgütsel iletişim sisteminin etkinliği, iş tatmini ve örgüte bağlılık hakkındaki görüşleribelirlenmiştir.
Algılanan aile içi iletişim biçimlerinin ergenlerin benlik saygısına etkisi ve bir uygulama örneği
Ergenlik bireyin kimliğini sorguladığı kendini bulmaya başladığı çok hassas birdönemdir. Bu dönemde ergen bireyler benliklerini oluştururken ailelerindeki iletişimbiçimlerinin etkisi altında kalmakta ve çeşitli sıkıntılarını az çok ailelerine deyansıtmaktadırlar. Bunun yanında ailedeki iletişim sıkıntılarının da kendilerine az çokyansıması kaçınılmazdır. Bu araştırmada son yıllarda geliştirilen Aile İçi İletişimTeorisi ışığında ele alınan dört farklı aile iletişim biçiminin ergenin benlik saygısınayani kendisinden memnuniyet derecesine ne derece etki ettiği tespit edilmiştir. Bu dörtfarklı iletişim biçimi Diyalog Odaklılık ve Uyumluluk Odaklılık adında iki farklıözelliğin iletişim biçimlerindeki dağılımına göre belirlenmektedir. Hoşgörülü Aile İçiİletişim Biçimi, Çoğulcu Aile İçi İletişim Biçimi, Otoriter Aile İçi İletişim Biçimi veDağınık Aile İçi İletişim Biçimi olarak sınıflandırılan bu 4 grup düşük, orta ve yüksekbenlik saygısı derecesine göre bir çalışma kümesine uygulanarak irdelenmiştir. Yapılanpuanlamalar Ki Kare Testi (Chi Square Test) yardımıyla sınıflandırılmış ve ergenlerinaile içi iletişiminin ?çoğulcu? yapıdan ?dağınık? yapıya değiştiği tespit edilmiştir. Dahaçoğulcu ailelerde yaşayan ergenler daha fazla yüksek benlik saygı düzeyine sahiptir.Yapılan bu çalışmanın hem bu alanda çalışan iletişim uzmanlarına hem de kişiselgelişim birimlerine katkıda bulunması amaçlanmaktadır. Ergenlik dönemindekisorunlara ilişkin yapılan araştırmalar, ergen bireyin yaşadığı çelişkilerin çözümününsağlıklı olması halinde bunun ileriki yaşamına da o kadar sağlıklı aksettiğinigöstermektedir.
Sosyal bilgiler dersinde sorun çözme becerilerinin gelişimi
Bu araştırmanın amacı, Sosyal Bilgiler dersinde sorun çözme yöntemi ile öğrenmeninöğrencilerin akademik başarılarını ve derse karşı tutumlarını ne ölçüde etkilediğiniinceleyerek, elde edilen veriler doğrultusunda öğrencilerin sorun çözme yöntemi ileöğrenmelerini geliştirmeye yönelik öneriler sunmaktır.Araştırmada ilk olarak konuyla ilgili alanyazın taranmış ve bu süreç sırasında araştırmadakullanılacak olan öğrenme materyalleri, başarı testleri ve tutum ölçeği hazırlanmıştır. Buölçekler Eskişehir Özel Çağfen Koleji Okulu'nda 2005-2006 öğretim yılında beşinci sınıftaokumakta olan 28 öğrenciye uygulanmıştır.Araştırma sonunda elde edilen bulgular değerlendirilerek sonuçlara ulaşılmıştır. ÖğrencilerinSosyal Bilgiler dersinde sorun çözme yöntemi ile öğrenmeye karşı tutumlarının olumlu yöndegeliştiği görülmektedir.Öğrencilerin akademik başarıları, hazırlanan başarı testi verilerine göre oldukça yüksek birdeğer almıştır. Bununla beraber öğrencilerin özellikle çalışma grupları ile öğrenmeye karşıolumlu yönde bir tutum geliştirdikleri gözlenmiştir. Öğrenciler sorun çözme yöntemi ileSosyal Bilgiler dersini öğrenmeyi eğlenceli olarak nitelemektedir.
Intranetin örgütsel iletişime etkileri ve intranetin alt sistemi olarak Datashare Teknoloji Ltd.Şti. uygulaması
1990'lı yıllar küreselleşme ve özellikle bilişim teknolojilerinde yaşanan büyük gelişmelerlehızlı ve zorunlu bir değişim sürecinin yaşanmasına sahne olmuştur. Bu dönem içerisindeçalışanlar yönetiminde yeni yönelimler ve arayışlar içine girmişlerdir. Ancak bu arayış veyönelimler tüm zamanlardakinden daha radikal ve uygulama yönünden de daha etkin,kapsamlı ve daha hızlı yayılan küresel bir düşünce olmuştur. Bugün artık insan kaynaklarıişlerinin elektronik ortama taşındığını ve insan kaynakları uygulamalarının da Web üzerindenyapıldığını görmekteyiz. Bu durum karşısında insan kaynakları yöneticileri ev ya da iş yerindeçalışma durumlarına göre organizasyon yapılarını gözden geçirerek entegrasyonun sağlanmasıüzerinde yoğun çaba harcamak durumundadırlar.Örgütsel iletişimde etkinliği artırmada intranetin çok büyük rolü vardır. ntranet ile, bilgi akışıson derece hızlı hale gelmekte ve her an güncel bilgiye ulaşma olanağı sağlanmaktadır.Formal ve informal iletişimde intranetle gerçekleştirilmektedir. Intranet ile zamandan vemaliyetten tasarruf sağlanmakta, çalışanlar arasında bilgi ve işbirliği paylaşımı artmakta, dahaiyi koordinasyon sağlanmakta, uzmanlık paylaşılmakta, çalışanların yaratıcılığı gelişmekte, işyerinde yaşam kalitesini arttırmakta, daha verimli ve güvenilir bilgiye ulaşılmakta, sonuçtadaha iyi bir iletişim sağlanmakta bu da işletmelerde etkinliği ve verimliliği arttırmaktadır.Bu çalışmanın, birinci bölümünde iletişimin genel tanımı verilerek, iletişim süreci vefonksiyonları açıklanmıştır. kinci bölümde, örgütsel iletişimin tanımı verilmiş ve örgütseliletişim üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde intranet ve örgütsel iletişimde intranetinkullanımı, yararları ve sınırlılıkları anlatılmıştır. Dördüncü bölümde ise, Datashare TeknolojiLtd.Şti.'deki intranet uygulamaları örgütsel iletişim açısından incelenmiştir.
Farklı örgüt kültürleri ve örgütsel iletişim ilişkisi: Bir uygulama
YÜKSEK L SANS TEZ ÖZÜFARKLI ÖRGÜT KÜLTÜRLER VE ÖRGÜTSEL LET Ş M L ŞK S :B R UYGULAMA ÖRNEĞAycan Sarakletişim Anabilim DalıAnadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Nisan 2007Danışman: Yard. Doç. Dr. Hasan ÇalışkanBu çalışmanın amacı farklı örgüt kültürleri ve örgütsel iletişim arasındaki ilişkinin ortayakonulmasıdır. Bu amaç doğrultusunda da farklı örgüt kültürüne sahip olan kurumlar; örgütseliletişimde kullanılan kanallar ve araçlar, iletişimi olumsuz yönde etkileyen faktörler veörgütsel iletişim düzeyleri açısından karşılaştırılmıştır.Bu araştırmada ilk olarak Anadolu Üniversitesi'ne bağlı olan fakülte ve yüksekokulların örgütkültürü tipini belirlemek için öğretim elemanlarına ?örgüt kültürü? ölçeği uygulanarak mevcutdurum saptanmaya çalışılmıştır.Bu görüşlerin değerlendirilmesinin sonucunda, EdebiyatFakültesi ve Fen Fakültesi farklı örgüt kültürlerine sahip iki kurum olarak belirlenmiştir. Busonuç doğrultusunda, Edebiyat ve Fen Fakültelerinde görev yapan öğretim elemanlarınınfakültelerindeki iletişim sistemine ilişkin görüşleri, ?kurumsal iletişim? ölçeği kullanılarakdeğerlendirilmiştir. Daha sonra iki fakülteye ait bulgular karşılaştırılarak farklı örgüt kültürlerive örgütsel iletişim ilişkisi ortaya konulmaya çalışılmıştır.Araştırmayla elde edilen sonuçlara göre, farklı kurum kültürlerine sahip olan EdebiyatFakültesi ve Fen Fakültesi, örgütsel iletişim açısından değerlendirildiğinde; açık ve yalıniletişim boyutu ve yönetim ile iletişim boyutu konularında benzerlik göstermektedir. Öteyandan, bu iki kurumun iletişim kanalları, araçları, iletişim akışını olumsuz yönde etkileyenfaktörler, bireylerarası iletişim, bölümler arası iletişim, biçimsel iletişim, biçimsel olmayaniletişim ve aidiyet boyutlarında birbirlerinden farklı oldukları ve dolayısıyla sahip olduklarıkültürün, kurum içinde işleyen iletişim sistemini etkilediği belirlenmiştir
Kurumlarda öfke ifade biçiminin örgütsel iletişim kalitesine etkisinin değerlendirilmesi ve Eskişehir Çevik Kuvvet Şube Müdürlügü'nde bir uygulama örneği
Bu arastırmada, Eskisehir Emniyet Müdürlügü Çevik Kuvvet Sube Müdürlügü'ndegörevli olan polis memurlarının öfke ifade biçimlerini belirlemek amaçlanmıstır.Arastırmanın veri grubu 2007 yılında Eskisehir Çevik Kuvvet Sube Müdürlügü'ndegörev yapan polis memurlarının 50 tanesinden olusmustur. Arastırmada polis memurlarınınöfke ifade biçimlerinin belirlemesi anket formu ile toplanmıstır.Verilerin istatistiksel analizleri SPSS 10 for Windows paket programı yardımıylayapılmıstır. Çalısanların öfke duygusu ve ifadelerini ölçmek için Spielberg (1988) tarafındangelistirilen güvenlik ve geçerlik çalısmaları Özer (1994) tarafından yapılan ?Sürekli Öfke veÖfke Tarz Ölçegi? uygulanmıstır. Ölçek 34 maddeden olusmaktadır. Tüm istatistikselçözümlemeler için önemlilik düzeyi .05 olarak alınmıstır.Bulgular incelendiginde; Çevik Kuvvet Sube Müdürlügü polis memurlarının%32'sinin çabuk parladıgı, %22'sinin kızgın mizaçlı oldugu, %16'sının öfkesi burnunda birinsan oldugu, %24'ünün öfkelenince kontrolünü kaybettigi, %20'sinin öfkelendiginde agzınageleni söyledigi, %16'sının engellendiginde içinden birilerine vurmak hissinin geldigi tesbitedilmistir. Sorulara verilen cevaplar durumluk öfke tipini ifade etmekte olup, bu durumkurum için olumlu bir gelismedir.Polis memurlarının %50'sinin baskalarının hataları yaptıgı isi yavaslatınca kızdıkları,%52'sinin yaptıgı iyi bir isten sonra takdir edilmemeleriyle canlarının sıkıldıgı, %52'sininbaskalarının önünde elestirilmekle çok hiddetlendigi, %56'sının yaptıgı iyi bir is kötüdegerlendirildiginde çılgına döndügü tesbit edilmistir. Sorulara verilen cevaplar sürekli öfketipini ifade etmekte olup, bu durum kurum için olumlu olmasa da genel olarak polismemurlarının ilk 10 soruya verdikleri cevaplar olumludur.Çevik Kuvvet Sube Müdürlügü polis memurlarının %46'sının baskalarına karsı sabırlıoldukları, %40'ının öfkesini kontrol ettigi, %38'inin sogukkanlılıgını korudugu, %26'sınınöfkesi kontrolden çıktıgında kendini durdurabildigi, %30'unun çogu kimseye oranla çabuksakinlestigi, %30'unun hosgörülü ve anlayıslı olmaya çalıstıgı tesbit edilmistir. Bu durumkurum için olumsuz bir gelismedir.Sube'de çalısan polis memurlarının %60'ının davranıslarını kontrol edebildigi,%56'sının kızgınlık duygularını kontrol ettigi tesbit edilmistir. Bu durum kurum için olumlubir gelismedir. Polis memurlarının kontrol edilen öfkeyi ölçmeye yönelik sorulara verdiklericevaplar sürekli öfke tipini ifade etmekte olup, bu sonuç sürekli öfke tipinin baslangıçdurumunda oldugundan kurum için çok önemli bir sorun teskil etmemektedir.Çevik Kuvvet Sube Müdürlügü polis memurlarının %16'sının kızgınlıgını gösterdigi,%34'ünün baskalarına igneli sözler söyledigi, %18'inin baskalarıyla tartıstıgı, %22'sininkendisini çileden çıkaran her ne ise saldırdıgı, %16'sının kötü seyler söyledigi, %20'sininkendisini sinirlendirene ne hissettigini söyledigi tesbit edilmistir. Bu kurum için olumlu birgelismedir.Sube'de çalısan polis memurlarının %54'ünün kapıları çarpmak gibi seyler yaptıgı,%54'ünün sinirlerine hakim olamadıgı tesbit edilmis olup, bu durum kurum için olumsuz birgelismedir.Polis memurlarının kızgınlıgımı gösteririm, baskalarıyla tartısırım, beni çiledençıkaran her ne ise saldırırım, kötü seyler söylerim, beni sinirlendirene ne hissettigimisöylerim, sorularına verdikleri cevaplar durumluk öfke tipini; baskalarına igneli sözlersöylerim, kapıları çarpmak gibi seyler yaparım, sinirlerime hakim olamam, sorularınaverdikleri cevaplar sürekli öfke tipini ifade etmektedir. Bu sonuç sürekli öfke tipinin baslangıçdurumunda oldugundan kurum için çok önemli bir sorun teskil etmemektedir. Genel olaraksonuçlar degerlendirildiginde; polis memurlarının dısa vurulan öfkeyi ölçmeye yöneliksorulara verdikleri cevaplar olumludur.Çevik Kuvvet Sube Müdürlügü polis memurlarının %14'ünün insanlardan uzakdurdugu, %48'inin içinde kimseye söyleyemedigi kinler besledigi, %24'ünün gizliden gizliyeinsanları epeyce elestirdigi, %34'ünün belli ettiginden daha öfkeli oldugu tesbit edilmistir. Budurum kurum için olumlu bir gelismedir.Sube'de çalısan polis memurlarının %48'inin öfkesini içine attıgı, %52'sininsomurttugu ya da surat astıgı, %66'sının için için köpürdügü ama gösteremedigi, %56'sınıniçinden insanların fark ettiginden daha öfkeli oldukları tesbit edilmistir. Bu durum kurum içinolumsuz bir gelismedir.Polis memurlarının insanlardan uzak dururum, gizliden gizliye insanları epeyceelestiririm, sorularına verdikleri cevaplar durumluk öfke tipini; öfkemi içime atarım, somurturya da surat asarım, için için köpürürüm ama göstermem, içimde kimseye söyleyemedigimkinler beslerim, belli ettigimden daha öfkeliyimdir, içimden insanların fark ettiginden dahaöfkeliyimdir, sorularına verdikleri cevaplar sürekli öfke tipini ifade etmekte olup bu sonuçsürekli öfke tipinin baslangıç boyutunda oldugundan kurum için çok önemli bir sorun teskiletmemektedir. Genel olarak sonuçlar degerlendirildiginde; polis memurlarının bastırılmısöfkeyi ölçmeye yönelik sorulara verdikleri cevaplar olumludur.Elde edilen veriler sonucunda çalısanların öfkelerini farklı yollarla ifade ettikleribulunmustur.
Eskişehir h tipi kapalı ceza infaz kurumundaki hükümlülerin benlik saygıları ve iletişim becerileri
Bu ar~1:Jrmada Eski~ebirH Tipi Kapah Ceza infaz Kurumundaki hiikiimliilerin benlik saygISI diizeyleri ve ileti~im becerileriyle ceza infaz kurumunda kalIna sfuesi ve ceza infaz kurumuna girme slkhgl asasmdan farkhhk gosterip gosterrnedigi incelenmi~tir. Bu amayla ar~tJrrna Agustos 2006'da Eski~ebir H Tipi Kapah Ceza infaz Kurumunda kaiinakta olan 152 hiikiimliiniin tiimii iizerinde geryekle~tirilmi~ ve 136 hiikiimliiden knIlarnlabilir veri elde edilmi~tir .Hiikiimliilerin Benlik sayglsl diizeyine ili~kin veriler, "Rosenberg Benlik SaygISI Olyegi" ile, hiikiimliilerin ileti~im becerilerini algIlamalarma ili~kin veriler de " ileti~im Becerilerini Degerlendirrne Olyegi" ile toplanrm~tJr. Aynca hiikiimliilerin ya~, ogrenim durumu, i~ledikleri sUya ili~kin bilgiler ve cezaevine giri~ sikliklan, cezaevinde kaldiklan sfue ile ilgili bilgileri ortaya koyacak "Ki~isel Bilgi Forrnu" uygulanrm~tJr. Ar~tlrrnada, verilerin analizinde degi~kenler arasmda fark olup olmadlgJm ve anlarnlilik diizeyini test etmek amaclyla degi~kenlerin ozelliklerine gore t testi ve tek yonlii varyans analizi, degi~kenler arasrndaki etkile~irni belirlemek iyin Fisher LSD izleme testi knIlamhru~tJr. istatistiksel yoziirnlemeler iyin onenililik diizeyi .05 olarak al1UIDl~tJr. Ar~tJrrnadan elde edilen sonuylara gore; hiikiimliiler ileti~im becerilerini ve benlik saygIlanm algilamalan yiiksek diizeyde bulunmu~tJrr. Cezaevine girme slkllgma gore psikosomatik belirtiler gosterrne, ki~iler arasl ili~kilerde tehdit hissetme, anne-baba ilgisi ve psi~ik izolasyon aylSlndan farklilik gosterrnektedir. Bu alt olyeklerde cezaevine iii iki ve daha fazla girenlerde olumsuz ozellikler anlamh derecede yiiksek bulunmu~tur. Uzun siire kurumda kalrm~ olanlar da baba ilgisini anlamh diizeyde d~iilc algJlamaktadrrlar. Bununla birlikte cezaevine giri~ slklIgI ve cezaevinde kalma siirelerine gore algtlanan ileti~im becerileri ve benlik saygtsl diizeylerinin anlarn11 diizeyde farkhhk gostermedigi goIiilm~tiir.
Örgütsel iletişim sürecinde yöneticilerin duygusal zeka yeterlilikleri
Bu çalısmanın genel amacı, yöneticilerin sahip oldukları duygusal zekâ yeterliliklerininörgütsel iletisim sürecine bakıslarında; çalısanlarla ve diger yöneticilerle iletisimlerinde neölçüde etkili olduguna yönelik genel durumu belirleyerek, ortaya çıkan sonuçlardogrultusunda öneriler gelistirmektir. Bu amaca yönelik olarak, yöneticilerin örgütlerindekiiletisim sürecine iliskin görüsleri, yöneticilerin duygusal zekâ yeterliliklerine iliskinkendilerinin ve çalısma arkadaslarının degerlendirmeleri ile tüm bu unsurlar arasındakiiliskilere iliskin görüsleri arastırmada ele alınmaktadır.Bu dogrultuda yöneticilerin duygusal zekâ yeterlilikleri ve bu yeterliliklerin örgütteki iletisimine derece etkin kıldıgına yönelik mevcut durumu degerlendirmek için bu betimsel çalısma,merkezi İzmir'de bulunan Yasar Holding bünyesindeki kâgıt, gıda ve tarımsal üretimsirketlerinde yönetim kademesindeki üst ve orta kademe yöneticilerin katılımıylagerçeklestirilmistir.Arastırmada katılımcılara 3 ayrı bölümden olusan bir anket uygulanmıstır. ilk bölüm anketicevaplandıran kisinin bireysel bilgilerini, ikinci bölüm degerlendirilen kisi ile ilgili özbilinç,özyönetim, sosyal bilinç ve iliski yönetimi altında yer alan duygusal zekâ yeterliliklerini,üçüncü bölüm ise anketi cevaplandıran kisinin baglı bulundugu örgütteki iletisimidegerlendirdigi örgütsel iletisimle ilgili sorulardan olusmaktadır.Arastırmada katılımcılara uygulanan anket, uygulanıs sekli geregi, katılımcıların birbirlerinitanımaları ve birlikte çalısıyor olmaları gerekliligini ortaya koymaktadır. Duygusalyeterlilikleri degerlendirilen yöneticinin birlikte çalıstıgı es kademedeki yöneticilerin vealtında konumlanan yöneticilerin görüslerinin birlikte degerlendirilmesi esas oldugundan,arastırmaya katılacak yöneticiler örgüt semasından nsan Kaynakları Bölümü yöneticileri ileberaber bu ölçütler dogrultusunda seçilmistir.Arastırmada elde edilen veriler örgüt içersindeki iletisim sürecinde yöneticilerin duygusalzekâ yeterliliklerinin etkin rol oynadıklarını göstermektedir. Bu dogrultuda tüm örgütlerdeyöneticilerin ve çalısanların duygusal zekâ yeterliliklerini gelistirme adına yeni politikalar veegitim programlarının olusturulmasının faydalı olacagı görülmektedir. Bu asamada duygusalzekâ ile ilgili en önemli nokta, duygusal zekâ yeterliliklerinin kalıtsal bir yapıda olmayıp,ögrenilerek gelistirilebilir oldugudur. Bu sebeple duygusal zekâ yetkinliklerine dair eksikliginsaptanıp, bu yolda bireyi gelistirme etkinliklerinin örgütsel iletisim süreci içersinde elealınması örgüt açısından gerekli görülmektedir.
Yöneticilerin kullandığı etki taktikleri ve kurum kültürü: Uygulama ve yönetimsel etkileme için model önerisi
Bu araştırmanın genel amacı yukarıdan aşağı doğru iletişimde, kurum kültürü ile yöneticilerin kullandığı etki taktikleri arasındaki ilişkiyi bulmak ve etki taktiklerinin kullanım sıklığını belirlemektedir. Bu amaç doğrultusunda; Fortis çalışanları ve yöneticilerinden oluşan örneklem dahilinde etki taktiklerinin kullanım sıklığı, kurum kültürü, yönetici kişiliği ve çalışanların demografik değişkenleri belirlenmeye çalışılmıştır.Araştırma modeli olarak genel tarama modelinden ilişkisel tarama modeli seçilmiştir. Bu model çerçevesinde seçilen çalışma kümesindeki kurum kültürüne, yöneticilerin kişiliklerine ve etki taktiklerinin kullanım sıklığına ilişkin var olan durum saptamıştır. Bu saptamaların sonucunda etki taktikleri, farklı kurum kültürleri ve yönetici kişiliğinin birbirleri arasındaki ilişkiler incelenmiştir.Etki taktiklerini kullanım sıklığının ölçümü için Yukl tarafından geliştirilen etkileme davranışı soru formu kullanılmıştır. Kurum kültürünün ölçümü için Quinn tarafından geliştirilen rekabetçi değerler modeli temel alınmıştır. Kişilik ölçümünde ise kişiliğin beş faktör modeli kullanılmıştır.Yapılan analizler sonucunda yönetici kişiliği ile yöneticilerin kullandığı etki taktikleri arasında sınırlı ilişkiler bulunmuştur. Kurum kültürü ile etki taktiklerini kullanım sıklığı arasında belirgin ilişkiler bulunmaktadır. Çalışanların demografik değişkenleri ile etki taktiklerinin kullanım sıklığı incelendiğinde ise çalışanın iş tecrübesi önemli bir değişken olarak öne çıkmaktadır.Bu çalışmada, kurum kültürünün etki taktiklerinin seçimine etkisi yapısal eşitlik modellemesi ile test edilmiştir. Test sonuçlarına göre kurum kültürünün etki taktilerinin seçimine orta düzeyde bir etkisinin olduğu bulunmuştur.Ayrıca bu çalışmanın sonuçları ve literatürdeki çalışmaların bulgularından hareketle yönetimsel etkileme için bir model önerisi ortaya konulmuştur.
Türkiye'den Amerika Birleşik Devletleri'ne göç eden birinci kuşak göçmenlerin yararlandığı kitle iletişim ortamlarının ulusaşırı kimlik dönüşümüne etkileri
Bu tezde çağdaş uluslararası göç süreçleri ve ulusaşırı toplumsal alanda dolayımlı iletişim pratikleri arasındaki ilişki, Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşayan Türkiye kökenli birinci kuşak göçmenler örneğinde incelenmektedir. Göçmenlerin medya kullanımları ve dolayımlı metinleri algılamalarını açıklamak ve Türkçe diyasporik ve ulusaşırı medya aracılığıyla kimliklerinin inşa edilmesi ve dönüşümünü anlamak için, ulusaşırı süreçlere ilişkin çalışmalar ile diyasporik medya çalışmalarını kapsayan kuramsal bir çerçeveden yararlanılmaktadır.New York ve New Jersey eyaletlerinde yaşayan Türkiye kökenli göçmenler arasında sürdürülen dokuz aylık bir etnografik çalışma kapsamında gözlemin yanı sıra 30 katılımcıyla derinlemesine görüşmeler yapılmakta, ayrıca iki ülke arasında hem içerik hem de söylemsel düzeyde farklılık içerdiği gözlenen ABD'de de yayınlanan Hürriyet ve Zaman gazetelerinin iki baskısı karşılaştırılmaktadır. Bu çalışmada kimi iletişim biçimleri ve kültürel pratikler tartışılmakta, ulusaşırı televizyon izleme, ulusaşırı ve diyasporik gazete okuma alışkanlıkları ve İnternet kullanımı Türkiye kökenli göçmenlerin yeni melez kimlikler inşa etmeleri açısından değerlendirilmektedir. Kültürel simgelere ve medya pratiklerine bakmak, ulusaşırı topluluk içinde kimlik oluşumunun devingen dinamiklerini çözümlemek için yararlı bir araçtır. Ulusaşırı medyanın hem etnik hem de kolektif kimliklerin sınırsızlaşması ve yeniden sınırlarının çizilmesindeki merkezi rolü ve gazetelerin ABD'deki Türk göçmenler arasında milliyetçiliğin yeniden üretilmesine katkısı vurgulanmaktadır. Göçmen toplulukları arasında ulusaşırı medyanın gelişmesi ve ulusaşırı mekanizmaların yayılmasının yalnızca geleneksel kültürel entegrasyon yaklaşımına meydan okumakla kalmadığı, aynı zamanda yeni etnik ve kolektif kimliklere sahip yeni kuşaklar için olanaklar sunduğu ileri sürülmektedir.
Kültür endüstrisi bağlamında yıldızlaştırılan anahaber sunucularının haberin izlenmesine etkileri
Kitle iletişim araçlarında gerek görsel gerekse sözel bağlamda yerini alan magazin, ciddi olarak nitelendirilebilecek söylemleri de biçimlendirmektedir. Televizyon kanallarının kimliği olarak adlandırılabilecek anahaber bültenleri, söz konusu magazin söyleminden ayrı düşünülemez. Magazin söylemi, eğlendirme işlevinin yanı sıra duygu oluşturucu boyutuyla da haber bültenlerinde yerini almış bulunmaktadır. Haberin magazinleşmiş doğasının bir uzantısı olarak işlev gören anahaber sunucularının nasıl yıldızlaştırıldıkları sorusuna ?kültür endüstrisi? kuramı ışık tutmaktadır.Bu araştırmanın temel amacı, kültür endüstrisi bağlamında televizyon anahaber sunucularını yıldızlaştıran etkenleri ortaya koymak ve yıldızlaştırılan anahaber sunucularının haberin izlenmesine etkilerini saptamaktır. Nitel paradigmanın bakış açısıyla yürütülen bu tezde, AGB verilerine göre, televizyon anahaber bültenlerinin Ekim-Kasım 2006 dönemindeki izlenme oranlarının ortalamaları alınarak en çok izlenen ilk beş anahaber bülteni belirlenmiş; Aralık 2006 dönemindeki hafta içi anahaber sunucuları araştırmanın çalışma kümesini oluşturmuştur. Anahaber sunucularının yanı sıra belirlenen her anahaber sunucusunu izleyen ikişer izleyici de çalışma kümesine dâhil edilmiştir.Anahaber bültenlerinin anahaber sunucuları tarafından sunulan bölümleri, anlatı çözümlemesi ile incelenmiştir. Konuşmadaki sözel verilerin yanı sıra çeşitliliği sağlamak amacıyla anahaber sunucularının sunum sırasında kullandıkları beden dili hareketleri, görüntülendikleri çekim ölçekleri, kamera açı ve hareketleri odağında görsel veri kaynakları kullanılmıştır. Anahaber sunucularının ve izleyicilerin bakış açılarını ortaya koymak üzere yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmış; buna ek olarak televizyon programlarındaki konuşmalar ve İnternet ortamında yayımlanmış röportajlardan yararlanılmıştır. Anahaber bültenlerinin anahaber sunucuları tarafından sunulan bölümleri, Gerard Genette'in kavramları temel alınarak incelenirken yarı yapılandırılmış görüşme ve öteki veri kaynakları, literatürdeki kavramlara dayanan kategoriler odağında çözümlenmiştir.Elde edilen bulgular, kültür endüstrisinin temel kavramları dikkate alınarak yorumlandığında, anahaber sunucularının birer ?öykü anlatıcısı? olarak anahabere kendi kişiliklerinin damgasını vurdukları, birer ?flâneur? olarak konumlandırıldıkları ve yapay da olsa bir ?aura? yarattıkları görülmektedir. Böylelikle, kendi kişiliklerine editör, muhabir, haberci ve belgeselci gibi kimlikler ekleyerek daha güçlü, sorumlu ve güvenilir birer yıldız konumuna gelen haber sunucuları, haberi sunmaktan öte işlevler yüklenmektedirler. Yıldızlaştırılmalarına koşut olarak ?anchor? olarak da adlandırılmaya başlanan anahaber sunucuları, kanallar arasındaki yarışın önemli aracıları olarak kültür endüstrisine hizmet etmekte ve tüketim sürecini insanileştirmektedirler.Anahtar Sözcükler: Magazin, yıldızlaştırma, kültür endüstrisi, yıldız, öykü anlatıcısı, flâneur, aura, anchor
Bilgi çağında dijitalleşme ve yeni teknolojiye uyum:Türkiye dijital televizyon yayıncılığı örneği
Bu araştırmanın genel amacı Türkiye'de dijital televizyon yayıncılığına uyumlaşanların profilini tanımlayarak, dijital televizyon yayıncılığına olan uyumlaşmanın boyutlarını anlamaktır. Bu amaç doğrultusunda; Anadolu üniversitesi çalışanlarından seçilen örneklem dahilinde dijital televizyon yayıncılığına uyumlaşanların demografik yapıları, yenilikçilik tutumları, uyumlaşma nedenleri ve hizmetlerden tatmin düzeyleri belirlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca dijital televizyon yayıncılığına uyumlaşan kullanıcılar ile uyumlaşmayanların demografik değişkenleri, medya kullanım sıklıkları, yeni teknoloji sahiplikleri arasında fark olup olmadığı belirlenmeye çalışılmıştır.Araştırma modeli olarak genel tarama modelinden ilişkisel tarama modeli seçilmiştir. Bu model çerçevesinde seçilen çalışma kümesinde yer alan uyumlaşanların profillerinin tanımlanmasının ardından uyumlaşanlar ile uyumlaşmayanlar arasındaki farklılıklar incelenmiştir.Yapılan analizler sonucunda uyumlaşanlar ile uyumlaşmayanların; gelir, hanede yaşayan kişi sayısı, hanede yaşayan çocuk sayısı, eğitim düzeyleri arasında anlamlı bir fark bulunurken, yaş ve cinsiyet açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır. Uyumlaşanlar ile uyumlaşmayanların internet kullanımı, gazete, dergi okuma sıklığı arasında anlamlı bir fark bulunmaktadır. Bunun yanı sıra televizyon izleme süreleri, sinemaya gitme sıklığı arasında anlamlı bir fark bulunmamaktadır. Uyumlaşanlar ile uyumlaşmayanların yeni teknoloji sahiplik düzeyleri arasında anlamlı bir fark bulunmuştur.Çalışmada, uyumlaşanların sağlanan hizmetlere yönelik tatmin düzeylerine ilişkin 3 faktör bulunmuştur. Bunlar; kanal sayısı ve program rehberi, müşteri hizmetleri ve teknik servis, teknik ve etkileşim olanaklarıdır. Uyumlaşma nedeni olarak da 5 faktör bulunmuştur. Bunlar: etkileşim olanağı, yakın çevre ve öz benlik, kanal çokluğu, yabancı dil seçeneği ve teknoloji takibidir. Ayrıca çocuklara yönelik kanalların bulunması ise spesifik faktör olarak tanımlanmıştır.
Anadolu Üniversitesi'nin öğrenen örgüt olma özelliklerine ilişkin öğretim elemanlarının görüşleri
Öğrenen örgüt kavramı 1990'lı yıllardan itibaren alanyazında tartışılan bir konu olmuştur. Önceleri işletmeler üzerinde yapılan araştırmalar son yıllarda eğitim örgütlerini de kapsamına almaya başlamıştır. Öğrenen bir örgütün özelliklerini barındırmanın bilgi toplumunda rekabet avantajını yakalamada önemli bir adım olacağı ifade edilmektedir. Eğitim örgütü olan üniversitelerin öğrenen birer örgüt olmasının çevrelerindeki değişime uyum göstermede yarar sağlayacağı öne sürülmektedir.Bu araştırmanın genel amacı öğretim elemanlarının Anadolu Üniversitesi'nin öğrenen bir örgüt olma durumuna yönelik görüşlerini ortaya çıkarmaktır.Araştırma tarama modelinde desenlenmiştir. Araştırma sürecinde öncelikle konuyla ilgili alanyazın taraması yapılmış ve kavramsal çerçeve ortaya konulmuştur. Araştırma sürecinin devamında araştırmanın amacına ve desenine uygun olarak Anadolu Üniversitesi'nin öğretim elemanlarının görüşlerine ilişkin iki bölümden oluşan ölçek uygulanmıştır. Ölçeğin ilk bölümü katılımcının kişisel bilgilerini içermektedir. Ölçeğin ikinci bölümünde bireysel yetkinlik, paylaşılan vizyon, takım halinde öğrenme, zihinsel modeller ve örgüt yapısı boyutlarına ilişkin altmış ifade yer almaktadır.Araştırma sonucunda öğrenen bir örgüt olarak üniversitede yer alması gereken temel bileşenlere yönelik öğretim elemanları iki boyutta olumlu görüş belirtmişlerdir. Öğretim elemanları bireysel yetkinlik bakımından olumlu bir algı içindedirler. Örgüt yapısının da öğrenen bir örgüt için gerekli koşulları sağladığına inanan öğretim elemanları üç boyutta yani paylaşılan vizyon, takım halinde öğrenme ve zihinsel modeller bileşenlerinde olumlu görüş belirtmemişlerdir. Bundan hareketle öğrenen örgüt bileşenlerine ilişkin eksikliğin saptanıp, yapılması gereken uygulamaların yaşama geçirilmesi gerekli görülmektedir. Bunlar öncelikli olarak tüm örgüt üyelerinin katılımıyla gerçekleştirilecek bir vizyonun oluşturulması, öğretim elemanları arasında işbirliğinin geliştirilmesi için gerekli olanakların sunulması ve sürekli öğrenme ve üretkenliği destekleyen yaratıcı düşüncenin gelişiminin sağlanmasıdır.
Özel ilköğretim okullarındaki halkla ilişkiler uygulamalarının değerlendirilmesi ve İstanbul Özel Bilfen Çamlıca İlköğretim Okulu'nda bir uygulama örneği
Bir ülkenin kalkınması ve geleceği için en önemli konu, vatandaşların niteliklieğitimidir. Devlet okullarındaki finansman yetersizliği ve öğrenci fazlalığındankaynaklanan sorunlar, eğitimin kalitesini düşürmekte; özel okullara gereksinimiartırmaktadır. Özel okullar da, eğitim sektöründe sağlam bir yer edinmek verekabet ortamında başarılı olmak için Halkla İlişkiler disiplinindenyararlanmalıdır.Bu araştırma ile özel ilköğretim okullarındaki Halkla İlişkiler uygulamalarının,İstanbul Özel Bilfen Çamlıca İlköğretim Okulu çalışma kümesi seçilerekdeğerlendirilmesi amaçlanmıştır.Tarama modelindeki araştırma, 2008-2009 öğretim yılı bahar döneminde,İstanbul Özel Bilfen Çamlıca İlköğretim Okulu'nda görev yapan, 11'i yönetici186 öğretmen üzerinde gerçekleştirilmiş; çalışma kümesinin %64,51'indenkullanılabilir veri elde edilmiştir. Araştırma verileri, Hopper (1993) tarafındangeliştirilen, Kılıç (2006) tarafından uyarlanan, 48 soruluk anket formu iletoplanmıştır. Verilerin çözümlenmesinde, frekans, yüzde, standart sapmaistatistik tekniklerinden yararlanılmıştır. .05 anlamlılık düzeyinin kullanıldığıaraştırmada çözümlemeler, ?SPSS 12.0 for Windows? paket programı ilegerçekleştirilmiştir.Araştırma sonucunda, okul sistemi içindeki herkesin Halkla İlişkileretkinliklerine katıldığı; Halkla İlişkiler Birimi için, alt yapısı güçlü, yeterli sayıdainsan kaynağı görevlendirildiği; onlara kaliteli ve profesyonel gelişim fırsatısunulduğu belirlenmiştir.Okul, anketlerden, kamuoyu araştırmalarından yararlanmakta; hedef kitle ileiletişimde mektup, telefon ve internetten sıklıkla yararlanılmaktadır. Okulun yerelmedya ile dürüst ve güçlü bir ilişkisi vardır. Halkla İlişkiler planı, öğrenci vehedef kitle ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yenilenmekte; sürekli ve sistemlideğerlendirme yapılmaktadır.Okulun etkili bir Halkla İlişkiler'i vardır; ancak diğer okullarla iletişimgüçlendirilmeli ve hizmet içi eğitimler artırılmalıdır.
Türkiye'de kırıcı (hacker) kültürü
Bilgisayar korsanı, sanal alemin askerleri, dijital hırsızlar, elektronik sınırlarınöncüleri vb. adlar ve yakıştırmalarla medyada boy gösteren kişiler genel olarak kırıcı(hacker) kültürü içinde yer almaktadırlar. Tanımlama ve yakıştırmaların çeşitliliğinden deanlaşılacağı üzere, kırıcılığın tanımı üzerine bir bulanıklık süregitmektedir. Dünyada1960'ların başına tarihlenebilecek bu alt kültürün günümüze geldikçe birçok şekillerdeyeniden ve farklı biçimde tanımlandığı görülmektedir.Kırıcılar ve yaptıkları en temelde bilgisayar kültürünü etkilemektedirler. Yaptıklarıkadar bu yaptıklarının tanımlanması ve anlamlandırılması da bilgisayar kullanımı ilebilgisayar ve Internet kültürünü doğrudan etkileyecektir. Kimdir bu kırıcılar, yaptıklarıneden bu kadar önemsenmektedir, nasıl bir anlayışları vardır, yaptıklarının anlamı nedir, buyaptıklarını neden yapmaktadırlar, soruları bilgisayar ve Internet teknolojisi bilgitoplumunun temeli sayılırken, bu teknolojiye özgü bir alt kültür olmalarından dolayı dahada önem kazanmaktadır.Türkiye'de de gün geçtikçe medyada kırıcılarla ilgili haberler artmakta, Türk kırıcılarıneylemleri ve yaptıkları hem ülke içinde hem de uluslararası alanda duyulmaktagörülmektedir. Türk kırıcılar kimdir, ne yapmaktadırlar, neden yapmaktadırlar, kırıcıkültürünü nasıl algılamaktadırlar, bu kültürü nasıl kendileştirmektedirler, Türkiye'de kırıcıkültürü nasıl bir yönelim içindedir?Bu soruları cevaplandırmak için, kırıcılık odaklı sitelere üye olan Türk kırıcılardan258'üne çevrimiçi anket uygulanmış ve 18 elit Türk kırıcı ile yarı yapılandırılmış görüşmeyapılmıştır.
Küreselleşmenin ortaya çıkardığı olayların Türkiye'deki televizyon haberlerine yansımaları
Küreselleşme, tüm dünyayı yakından ilgilendiren bir olgu halini almıştır. Dünya küreselleşmeden etkilenirken, Türkiye'de de bu etkinin yansımaları hissedilmektedir. Neredeyse tüm kitle iletişim araçlarında olgunun çeşitli boyutları ile ilgili programlar yapılmaktadır. Haber programları da özellikle formatı gereği en çok dikkat çeken programlar arasında yer almaktadır. Küreselleşme olgusunun görselliğin görece en sık kullanıldığı televizyon haberlerinde nasıl yer aldığını saptamak bu çalışmanın çıkış noktasını oluşturmuştur.Sözü edilen düşünceden hareketle bu çalışmanın amacı, küreselleşme ile birlikte ortaya çıkan olayların Türkiye'deki televizyon haberlerine nasıl yansıdığını belirlemek olmuştur. Nicel ve nitel araştırma modellerinin birlikte kullanıldığı çalışma; içerik çözümlemesi, söylem çözümlemesi ve anlatı çözümlemesi yöntemlerinden yararlanılarak yapılmıştır. NTV, TRT 2 ve Show TV televizyon kanallarının Kasım 2006, Ocak 2007 ve Mart 2007 dönemlerine ait haftaiçi Pazartesi, Çarşamba ve Cuma günleri yayınlanan anahaber bültenleri, araştırmanın çalışma kümesini oluşturmuştur.Üç ay boyunca izlenen üç ayrı televizyon kanalının anahaber bültenlerinde yayınlanan haberlerin içinden, küreselleşme ile ilgili olan haberler belirlenmiştir. İzlenen toplam 692 haberden 88'inin çalışmaya dahil edilmesi uygun görülmüştür. Bu 88 haber içerik çözümlemesi yöntemine göre analiz edilmiştir. Yapılan analiz sırasında küreselleşmeyle ilgili olan haberlerde; haberlerin televizyon kanallarının anahaber bültenlerinde yer alış biçimi, Türkiye'nin adının geçmesi durumu, kaynak kullanımı ve teknoloji sunumu, haberlerin genel özellikleri, ön plana çıkartılan öğeler (aktör ve nesne), kullanılan isimlerin geçme sıklıkları, haberlerin yayındaki sırası ve süresine ilişkin bilgiler araştırılmıştır. 88 haber, kanallara ve aylara göre ele alınan konu başlığı esas alınarak bir sınıflamaya tabii tutulmuş ve toplam 13 haber üzerinde eleştirel söylem çözümlemesi yapılması uygun görülmüştür. Bu haberler üzerinde televizyon kanallarının söylemde üretilen ideolojiyi nasıl oluşturdukları ortaya çıkartılmıştır. Belirlenen bu 13 haber içinden seçilen 7 haber üzerinde ayrıca anlatı çözümlemesi de yapılmıştır. Buna göre haberlerde kullanılan çekim ölçekleri, kamera açıları ve kamera hareketleri ile haber sırasında haber sunucularının okudukları haber metinleri veri kaynağı olarak kullanılmıştır.Elde edilen sonuçlar küreselleşmenin ekonomik, siyasal, askeri, sosyo-kültürel, çevre, teknoloji ve iletişim boyutları esas alınarak değerlendirilmiştir. Çalışmada kanallar arasında küreselleşmeyle ilgili haberleri verme durumları karşılaştırılmıştır. İçerik çözümlemesinde elde edilen nicel bilgilerden yola çıkılarak, eleştirel söylem çözümlemesi ile anlatı çözümlemesi yöntemleri arasındaki bağlantıya bakılmıştır. İçerik çözümlemesi verilerine göre televizyon kanallarında küreselleşme ile ilgili haberlerin çok fazla yer almadığı, yer alanların da daha çok yerel ve bölgesel temelde sınırlı kaldığı görülmüştür. Üç televizyon kanalında da küreselleşme ile ilgili ağırlıklı olarak ?siyasal? haberlerin verildiği tespit edilmiştir. Haberlerin yaklaşık yarısında Türkiye'yi yakından ilgilendiren olayların yer aldığı ya da haber içeriğinde Türkiye ifadesinin geçtiği anlaşılmıştır. Ayrıca küreselleşme ile ilgili haberlerin toplam haber bültenleri içerisinde yüzde 11 gibi bir orana sahip olduğu belirlenmiştir. Eleştirel söylem çözümlemesi sonuçlarına göre de haberlerde özellikle ardalan ve bağlam bilgisinin yetersizliği ve egemen söylemin haberlerde yeniden üretildiği durumlara başvurulduğu dikkat çekmiştir. Anlatı çözümlemesi yönteminde ise haberlerin daha çok gelişi güzel kamera açısı, kamera ölçüsü ve kamera hareketlerine göre verildiği anlaşılmıştır. Bu anlamda kamera tekniklerinin bilinçli bir şekilde kullanımına rastlanmamıştır.Anahtar Sözcüler: Küreselleşme, haber, televizyon haberi/haberciliği, küresel haber, içerik/söylem/anlatı çözümlemesi.
Örgütsel iletişim ve kişilik özelliklerinin yaşam doyumuna etkileri
Bu araştırmanın amacı, örgütsel iletişim ve kişilik özelliklerinin yaşam doyumuna etkilerini incelemektir. Örgütsel iletişime ilişkin olumlu deneyimlerin örgüt açısından değil birey açısından değerlendirilmesine dayanan bu çalışma, olumlu psikolojideki yeni yaklaşımların örgütsel iletişim alanıyla hem kuramsal hem de uygulamalı olarak bütünleştirilmesinde öncü ve disiplinlerarası bir niteliktedir.Araştırmada, nicel paradigma kapsamında, betimsel araştırma modeli, ilişkisel model ve karşılaştırmalı modeli içeren karma bir yaklaşım kullanılmıştır. Araştırmanın uygulaması hem hiyerarşik hem de esnek bir örgüt yapısı olan Anadolu Üniversitesi'nde yapılmıştır. Böyle bir yapı örgütsel iletişimin dikey ve yatay boyutlarını daha iyi yansıtmakta önemlidir. Veri toplama sürecinde; Demografik Bilgi Formu, Örgütsel İletişim Doyumu Ölçeği (Downs & Hazen, 1977), Beş Büyük Kişilik Ölçeği (John, Donahue & Kentle, 1991) Genel Yaşam Doyumu Ölçeği (Diener, Emmons, Larsen & Griffin,1985) ve Yaşam Alanlarındaki Doyum Ölçeği (Uluslararası İyi Olma Grubu, 2006) kullanılmıştır. 245 öğretim elemanından veri toplanmıştır. Eksik veriler ve uç yanıtlayıcılar nedeniyle toplam 233 öğretim elemanından elde edilen veriler analiz edilmiştir.Araştırma sonucunda; Anadolu Üniversitesi'ndeki öğretim elemanlarının örgütsel iletişim doyumu ve yaşam doyumlarının orta değerin üzerinde olduğu, örgütsel iletişim doyumu ile yaşam doyumu arasında istatistiksel olarak anlamlı ve güçlü bir ilişki bulunduğu, yaşam doyumunu yordamada örgütsel iletişimin kişilik ve demografik değişkenlerden daha güçlü bir değişken olduğu belirlenmiştir. Anadolu Üniversitesi'ndeki öğretim elemanlarının kadro unvanları, çalıştıkları yıl, lisans mezuniyet yılı ve medeni durumuna göre örgütsel iletişim doyumu ortalamaları; aynı demografik verilerle birlikte çocuk sayısına göre ise yaşam doyumu ortalamaları istatistiksel olarak anlamlı ölçüde farklılaşmaktadır.Örgütsel iletişimde en fazla doyum sağlanan alt boyutlar örgütsel bütünleşme, medya kalitesi ve üstlerle iletişim iken, en az doyum sağlanan boyut örgütsel geribildirimdir. Örgütsel iletişim doyumu, yaşam alanlarındaki doyum varyansının %18'ini, genel yaşam doyumundaki varyansın %10'unu açıklamaktadır. Kişilik özelliklerinden duygusal dengelilik yaşam doyumunda ek varyans açıklamaktadır. Örgütsel iletişim doyumu kategorik olarak gruplanıp yaşam doyumuyla etkileşimi incelendiğinde, örgütsel iletişim doyumu ile yaşam doyumu arasında doğrusal bir ilişki olduğu ve biri arttıkça ötekinin de arttığı belirlenmiştir.Araştırma sonuçlarının pek çok doğurgusu vardır. Olumlu örgütsel iletişim deneyimlerinin bireyin tüm yaşamını etkilemesi iş yaşamı ve iş dışındaki yaşamı arasındaki ilişkileri aydınlatmaya odaklanan ?taşma? yaklaşımını desteklemektedir. Örgütsel iletişimin bu çalışmadaki yaşam doyumuyla olan ilişkisinin, alanyazındaki iş doyumuyla olan ilişkisinden daha yüksek çıkması, örgüt odaklı yaklaşımlar yerine insan odaklı yaklaşımların benimsenmesinin önemini ortaya koymaktadır. Bireyi temel alan yaşam doyumu yaklaşımının örgütsel iletişimle bütünleştirilmesi, hem örgütsel hem de bireysel amaçların gerçekleştirilmesine yardımcı olacak niteliktedir.Anahtar Sözcükler: Örgütsel iletişim doyumu, yaşam doyumu, mutluluk, olumlu psikoloji, olumlu iletişim.
Medyada yapısal dönüşümler: Dönüşümün bir göstergesi olarak Aşk-ı Memnu romanının TRT ile özel/ticari televizyonlarda değişen sunum ve içerikleri
Bu çalışmada, Türkiye'de Neo-liberal politikaların hayata geçirilme sürecinde yükselmekte olan tüketim kültürü, yayıncılık sektöründeki değişmeler ile tüketim kültürü ve yayıncılık sektörü etkileşimi ele alınmaktadır. Neo-liberal yayıncılık politikaları doğrultusunda medya sektöründe de egemen olan liberalleşmenin ve ticarileşmenin dizilerin içeriklerine nasıl yansıtıldığı ortaya çıkarılmaya çalışılmaktadır. Çalışmanın problemi Türk edebiyatının önemli bir romanı olan ve Halit Ziya Uşaklıgil tarafından yazılan Aşk-ı Memnu romanının kamusal yayıncılık yapan TRT'deki uyarlaması ile, bir özel şirket olarak yayın yapan Kanal D'de gösterilen bölümleri arasındaki farklılıklardan hareketle irdelenmektedir. Çalışmanın teorik duruşu kültürel çalışmalar, ekonomik politik yaklaşım ve tüketim kültürü kuramlarına yaslanmaktadır. Çalışmada içerik analizi çözümleme yöntemi olarak kullanılmıştır.Aşk-ı Memnu dizisinin TRT'de yayınlanan bölümlerinde önemli oranda romana sadık kalındığı, kostüm ve dekor ile dönemi yansıtma kaygısı taşındığı görülmektedir. Karakterlerin taşıdığı olumsuz değerler yargılanmakta, sadakatsizlik, tüketim ve lüks düşkünlüğü roman anlatısı ile paralel şekilde eleştirilmektedir. Oysa Kanal D gibi ticari/özel TV kanalında yayınlanan dizide tüketim eleştirilmemekte, dizinin firmalarla kurduğu reklam ve diziye ürün yerleştirme aracılığıyla tüketim özendirilmektedir. Dizinin ana karakterleri üzerinde kurulan olumlu imajlar aracılığıyla tüketim üzerinden kimlik kurma izleyiciye günlük gazeteler, televizyon reklamları ve magazin programları aracılığıyla özendirilmektedir. Böylelikle ülkede hayata geçirilen liberal politikalar ve yayıncılık sektöründeki ticarileşmenin program içeriklerini doğrudan etkilediği görülmektedir.
İkinci aşama gündem belirleme çalışması: 2012 Gana genel seçimlerdeki siyasal kampanyaların gazete haberlerinde çerçevelenmesi
Maxwell McCombs and Donald Shaw'ın 1972 yılında çığır açan Gündem Belirleme Kuramı, 1968 Chapel Hill, başkanlık seçim kampanyası sırasında medyanın rolünü inceleyen çalışmalarıyla doğdu. Araştırmacılar bu çalışmayla seçim kampanyalarıyla ilgili haberlerin medyada yer almasıyla birlikte seçmenlerin siyasal konularda medyadan nasıl etkilendiğini ortaya çıkarmakla kalmadılar kuramı daha da genişlettiler. "İkinci Aşama Gündem Belirleme Çalışması: 2012 Gana Genel Seçimlerindeki Siyasal Kampanyaların Gazete Haberlerinde Çerçevelenmesi" araştırmasıyla ABD, İngiltere, İspanya ve İsveç gibi birçok ülkede yapılan ve uluslararası literatürde bir çok atıf alan Gündem Belirleme Kuramı kapsamında sorulan temel soru Ganalı seçmenler için de soruldu. Gazetelerdeki yer alan siyasi konular ve siyasal kampanyalarla ilgili haberler kamunun gündeminin şekillendirilmesine doğrudan ya da dolaylı bir şekilde etkisi kabul edildiğinden araştırma kapsamında Gana halkının geniş bir kesimi tarafından güven duyulan, mesleki deneyim ve tarafsızlık bakımında en iyi olarak kabul edilen, saygın ve apolitik olması (siyasal taraflılığı olmaması) beklenen "iki devlet gazetesi" seçildi. Siyasal konuların ve siyasal kampanyaların medyada yer alma oranı, haberi vermenin şekli seçmenleri ikna etmede ve bazı konuların kamu gündeminde fark edilmesinde şekillendirici olabilmektedir. Bu nedenle çalışmada ahlaklılık, duygular, çatışma ve ekonomi genel başlıkları kapsamındaki çerçeveler ile iki önemli siyasal aday hakkında çerçeveler toplam 801 haber üzerinden incelenmiştir. Bu çalışma ayrıca The Daily Graphic ve The Ghanaian Times, gazeteleriyle ilgili Gana'da yapılan ilk çalışmadır. Çalışma sonucunda seçimlerle ilgili The Daily Graphic gazetesinin The Ghanaian Times gazetesinden daha fazla haber yayınladığı belirlenmiştir. The Daily Graphic gazetesi The Ghanaian Times gazetesi ile karşılaştırıldığında haber yapma konusunda Ulusal Demokrasi Meclisi (NDC) partisini Yeni Milliyetçi Parti (NPP)'ye göre daha fazla tercih etmiştir. Ayrıca Yeni Milliyetçi Parti (NPP) The Ghanaian Times gazetesine seçim ile ilgili hiç kampanya reklamı vermemiştir. Kampanyaların gazetelerde konulaştırılması ve üslubu bakımından iktidarda olan Ulusal Demokrasi Meclisi (NDC)'den yana, muhalefet partisinin karşıt durumdadır. Haber metinlerinde adaylarla ilgili olarak Avrupa ülkelerinde ve ABD'de olduğu gibi benzer yayınlar olmakla birlikte Batı ülkelerinde olduğu gibi skandallar değil politikalar ve sorunlar gündeme gelmiştir. Anahtar Kelimeler: Gündem Belirleme, Çerçevelenme, İkinci Aşama, Siyasal Kampanyaları, siyasal Partı, Gazete
Kurum kültürünün benimsenmesinin örgütsel bağlılık düzeyine olan rolünün değerlendirilmesi: Eskişehir ilinde bir özel okulda uygulama
Günümüz dünyasında her şey hızlı bir değişim yaşamaktadır. Bu değişim teknolojiden toplumsal hayata her alanda kendini göstermektedir. Özellikle küreselleşmenin hızlı bir şekilde gerçekleşmesi yönetim sektöründe de yeni bakış açılarının gerektiğini ortaya çıkarmıştır. Kurumların bu yeni dönemdeki yönetim anlayışlarının çekirdeğini "önce insan" felsefesi oluşturmuştur. Kurumlarına yüksek düzeyde bağlılık duyan çalışanlar kurumun işleyişine olumlu yönde katkıda bulunmaktadırlar. Bu bağlılığın yaratılmasında en önemli faktörlerden biri de kurum kültürünün çalışanlarca benimsenmesidir. Bu noktadan hareketle çalışmanın ilk bölümünde kurum kültürü ve örgütsel bağlılık kavramlarının derinlemesine incelenmesini içeren bir alanyazın taraması gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın uygulama kısmında ise kurum kültürünün benimsenmesinin örgütsel bağlılık düzeyine olan rolünün değerlendirilmesi amacıyla Eskişehir ilinde bir özel okulda çalışan 56 katılımcı ile anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; kurum kültürü benimsenme düzeyi arttıkça örgütsel bağlılık düzeyinde de artış olacağı belirlenmiştir. Bunun yanı sıra uygulama yapılan kurumdaki kurum kültürü benimsenme düzeyi yüksek, örgütsel bağlılık düzeyleri ise ılımlı düzeyde olduğu sonucuna varılmıştır.
Representation of pregnant women in turkish tv series
This study aims to analyze how representations of pregnant women are shaped in Turkish television series and how these representations are associated with gender roles and motherhood myths. For this purpose, the TV series Asla Vazgeçmem (Turgut, 2015-2016) was selected as the case to be analyzed using the content analysis method. The study evaluates the impact of media on gender identity within the framework of George Gerbner's cultivation theory and Roland Barthes' concept of myth. The main argument of the study is that pregnant women are often represented in stereotypical and negative ways in Turkish television series and that these representations reinforce gender roles and create pressure on women. Pregnant women in TV series are often presented as fragile, emotional, dependent on men and as characters who do not have an identity outside the role of motherhood. These representations contribute to the formation and reinforcement of gender myths, such as that the value of women is measured by their fertility and motherhood, which is assumed to be the only and most important duty of womanhood. In this study, the myths associated with the representations of pregnant women were analyzed through the characters Nazan, Elmas, and Iclal in the TV series Asla Vazgeçmem (Turgut, 2015-2016). Through the critical analysis of these characters, it was determined that the myths of measuring the value of a woman by pregnancy, using the child as a tool of manipulation by the mother, pregnancy becoming an ambition and obsession, and pregnancy being used as a weapon in the power struggle among women were reproduced in the series. Television series shape social perceptions and reproduce existing myths with their ability to reach large audiences. Therefore, the media should be more sensitive to gender equality and include representations that empower women and present them in diverse roles. Keywords: Women, Pregnancy, TV Series, Cultivation Theory, Myths
Brand equity and the use of social media: A study on brands in the banking system
Brand; is a name, expression, sign, symbol, design, or the combination of all. The brand is defined as the product which has different dimensions than the other products that meet the same needs. The brand is the thought that is desirable and considered outstanding by the people and attributed to products, services, places and experiences. A brand is a name, symbol, shape or combination of all that is created to make the product or service easily recognized by the customer and distinguishes it from its competitors. Brand equity refers to the assets, liabilities, name and symbol belonging to a brand that is added to or removed from the value that a product or service provides to a firm and its customers. Assets and liabilities that underlie brand equity must be associated with the name or symbol of the brand. Along with developing technology, social media has become the essential communication tool today. Therefore, as in all areas of life, the importance of social media has come to the forefront within the scope of brand equity. The purpose of this study is to examine brand equity and social media usage within the scope of the banking system. Keywords: Banking System, Brand Equity, Social Media
Similar symbols and Discourse in Alevism and Sunnism: A case study in two Anatolian villages
In this study, I have intented to analyze the similarities, the continuity, the temporality and interaction processes in the cultural life of two societies living in the villages Türkmentokat (Turkmen-Sunni) and Yahnikapan (Turkmen-Alevi). Another main part of the study, ?Discourses,? aims at specifying the level of awareness in the two societies of the similarities between Alevis and Sunnis. In the research on how the similarity is reflected on their communication, it is assumed that similarities will reduce uncertainties (uncertainty reduction derived from Berger and Calabrese's theory) (social disclosure) prejudices will be removed with this having been reflected on communication.Starting with the question ?Is there a similarity between Alevis and Sunnis?? the field work has shown that although there are important similarities between the Alevis and Sunnis living in the field, there are differences in their understanding, evaluation and practices due to economic, social, political, geographical, psychological and human differences. However, it should be known that each sect can form a meaningful web of relations with any religions or sects different from it on the basis of both common and different values. Therefore, differences can become an important structure to arrange the social life and and ensure unification. it is aimed to provide a different view of the Alevi ? Sunni communication and to reinforce the dialogue between the two societies.
Bir etnik gruba yönelik pazarlama faaliyetlerinin kurumsal itibar üzerine etkisi
Etnik pazarlardaki ekonomik potansiyelin büyüklüğü, iş dünyasını faklı etnik gruplar için farklı pazarlama stratejisi geliştirmeye yöneltmiştir. Türk firmaları son zamanlarda bu yeni pazarlama stratejisini nispeten değerlendirmeye başlamıştır. Etnik Pazarlamanın ve paydaşlar üzerindeki etkisinin iyi anlaşılması önemlidir. Bu stratejinin rakiplerden önce anlaşılması ve benimsenmesi rekabet avantajı yaratabilir.Bu çalışma, etnik pazarlama faaliyetlerinin, hedef kitle olan etnik grupların kurum itibarına etkisini incelemektedir. Teorik çerçevede, ilk olarak literatürde yer alan itibarlı kurum olmanın boyutlarına odaklanılarak kurumsal itibar kavramı ele alınmıştır. İkinci olarak etnik pazarlama kavramı incelenerek, etnik pazarlamanın tanımı, ilkeleri ve etnik pazarlama faaliyetleri özetlenmiştir. Araştırma aşamasında, nitel araştırma yöntemi benimsenerek, Kürtlerin etnik pazarlama faaliyetlerini nasıl algıladığı ve kurum itibarının bu faaliyetlerden nasıl etkilendiği ortaya çıkarılmıştır. Yatı yapılandırılmış birebir görüşmeler Türkiye'de yaşayan Kürtler ile yapılmıştır. Görüşmeler, temaları ve fikirleri belirlemek için yazıya dökülerek analiz edilmiştir. Sonuçlar etnik pazarlama faaliyetleri kurumsal itibar üzerinde doğrudan etkiye sahip olabileceğini göstermektedir.Anahtar Kelimeler: Kurumsal İtibar, Kurumsal İtibar Yönetimi, Etnik Pazarlama
Müşteri sadakati sağlanmasında taraftarlık olgusu - Hızlı tüketim malları sektörü
Günümüzde rekabetin sürekli arttığı hızlı tüketim malları sektöründe müşteri sadakati sağlamak da gittikçe daha zor bir hal almaktadır. Bu çalışmada, hızlı tüketim malları sektöründeki markalar için tutundurma faaliyetlerinde spor sponsorluğu kullanılmasının müşteri sadakati üzerindeki etkisi sorgulanmaktadır. Pazarlama karması kavramının tanımı yapılarak, spor pazarlamasını klasik pazarlama yaklaşımlarından farklılaştıran özellikler irdelenmekte ve müşteri sadakatine ilişkin kavramsal yaklaşımlar incelenmektedir. Müşteri ve sadakat kavramlarına ilişkin yaklaşımlar ele alınmakta, markalar tarafından tutundurma planlarında spor sponsorluğunun kullanılmasına dair örnek uygulamalara değinilmektedir. Kavramsal açıdan taraftarlık olgusu incelenmekte; taraftarların duygusal bağlılık derecelerine ve davranışsal tutarlılıklarına göre farklı taraftarlık modelleri, müşteri sadakat modelleriyle karşılaştırmalı olarak ele alınmaktadır. Taraftarlık olgusunun müşteri sadakatine etkisi belli sadakat derecesindeki Beşiktaş taraftarları üzerinde yapılan kantitatif araştırmayla incelenmektedir. Online anket tekniği ile gerçekleştirilen araştırmada Cola Turka markasının Beşiktaş takımına sponsorluğunun, Beşiktaş taraftarlarının Cola Turka markasına karşı sergiledikleri tutum ve davranışlar üzerindeki etkileri incelenmektedir.
Political cinema in the Middle Eastern countries and women
Mass media tools use representations to enunciate certain patterns of thoughts, feelings and ideological constitutions. Cinema is one of the major means reflecting cultural, social and political issues by visual and audio aspirations. This study seeks political cinema conventions that are established on the enunciation of social and political realities while opposing dominant/mainstream filmmaking modes. This thesis also involves the influences of domination of mainstream cinema in relation to aesthetics, narrations and techniques on other forms of filmmaking including Political Middle Eastern Cinema in the category of Third World Cinema. This research is based on research of Iranian Cinema with its specific features in relation to gender construction. This thesis includes the representation of Iranian women who are restricted by political and social repressions after the Islamic Revolution in 1979 under the heading of Political Cinema in the Middle East and Women. There are numerous Iranian directors who have contributed to filmmaking with productions raising the issues of gender. This research analyses two films of Iranian filmmaker Tahmineh Milani. The findings permit a discourse analysis on Two Women/Do Zan (1998) and Unwanted Woman/Zane Ziyadi (2005), which reveal the way gender relations and gender hierarchy are reproduced under the repressions of society and the Islamic regime. The most important consequence of this study is that women and the representation of women are constrained with social and ideological implements for the sake of the maintenance of social order. The analyses of the films primarily prove that continuous repressions, the oscillations between modernity and tradition, patriarchal and religious values shape gender identities and women. Through this study, it is aimed to highlight the representation of the women identity shaped by their struggles against ideological, political and social implementations in the post revolutionary period.
Türkiye'de dijital televizyona geçiş ve dijital yayıncılığın günümüzdeki konumu
Yeni medya teknolojileri temelinde televizyon yayıncılığı alanında gerçekleşen hızlı dönüşüm günümüzde televizyon içeriklerinin üretiminden, dağıtımına ve izlenme biçimlerine kadar birçok alanda karşılık bulmaktadır. Bu dönüşümler geleneksel televizyon yayıncılığı ile günümüzdeki dijital, internet tabanlı yayıncılık biçimleri arasındaki temel farklılıkları belirginleştirmektedir. Yeni yayıncılık ekosistemleri içinde hem içerik üretimi hem de bu içeriklerin dağıtımı noktasında değişimler yaşanmaktadır. Bu dönüşüm tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de önemli bir karşılık bulmaktadır. 2000'li yıllardan itibaren ülkemizi de etkisi altına alan dijital dönüşüm doğrultusunda abonelik temelli yeni yayıncılık platformları başka bir deyişle ödemeli TV kanalları ve bu kanalların toplu olarak sunulmasına aracılık eden dijital platformlar ortaya çıkmıştır. Televizyon endüstrisinde içerik dağıtım ve izleme biçimlerini etkileyen bu dönüşüm doğrultusunda ortaya çıkan dijital televizyon platformları anolog televizyon yayınlarından çok daha farklı bir televizyon izleme deneyimi sunmanın yanı sıra televizyonu ücretli bir yapıya dönüştürerek temel bir değişime de aracılık etmiştir. Bu tezde de dijital dönüşüm temelinde Türkiye'de televizyon endüstrisini yapılandırmada rol oynayan bu dijital kanal platformlarının ortaya çıkardığı yeni endüstriyel yapının ve işleyişin analizine odaklanılmaktadır. Bunun teknolojik bir gelişimin ötesinde televizyon endüstrisinin ekonomik yapısına dair de bir dönüşüme aracılık ettiği ileri sürülmektedir. Bunun yalnızca endüstri açısından değil izleyiciler açısından da bir değişimi ifade ettiği ve Türkiye'de de televizyon yayıncılığının ücretli bir sistem olarak görülmeye başlanmasına dayanak sağladığı vurgulanmaktadır. Bu dönüşümün televizyon endüstrisinin günümüzdeki daha karmaşık yapılanma biçiminin oluşumu açısından da temel bir önem taşıdığı düşünülmektedir. Bu kapsamda Türkiye'de dijitalleşme temelinde televizyon yayıncılığının ödemeli bir sistemi de barındıran bir yapıya dönüşümünün analiz edilmesinin günümüzü anlamlandırmak açısından da önem kazandığı söylenebilir. Bu çalışmada da bu temel düşünceden hareketle, Türkiye'de dijitalleşme temelinde farklı kanalların kendi platformları üzerinden dağıtımına aracılık eden ödemeli TV platformlarının yükselişi sektörel yapılanmaya odaklanan ekonomi politik bir yaklaşımla analiz edilmektedir. Bu dijital kanal platformlarının televizyon endüstrisinin dönüşümünde oynadığı role odaklanılmakta ve bunun sektörün yapılanma biçimi açısından taşıdığı anlam sorgulanmaktadır. Çalışmanın temel verileri bu platformların kurumsal web sitelerinin yanı sıra yaşanan değişimin izini sürmeye yardım edecek gazete arşivleri ve sektör raporlarından toplanmıştır. Yapılan analiz sonunda ödemeli dijital kanal platformlarının Türkiye'de televizyon yayıncılığının ücretli bir nitelik taşıyan yönünü belirgin kılmaya, yeni içerik dağıtım ve izleme pratiklerinin ortaya çıkışına ve yaygınlaşmasına aracılık ettiği görülmüştür. Bu yeni yayıncıların sektördeki rekabet ilişkilerini arttırdığı ve aslında sektörün ticari temelde yapılanan hakim eğilimi açısından herhangi bir değişimi getirmediği sonucuna ulaşılmıştır.
Post-truth çağda medya okuryazarlığı: Yalan içeriklere yönelik bir farkındalık araştırması
Dijital iletişim teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte kitle iletişim araçlarının yapısında ve iletişim süreçlerinde medyana gelen değişimler, haberin üretimine ilişkin epistemik koşulların yanı sıra toplumsal bilginin ve toplumsal gerçekliğin üretiminde de bazı değişimleri beraberinde getirmiştir. Bu değişim ve dönüşümlerin beraberinde getirdiği etik tartışmaların, son yıllarda özellikle post-truth olgusu ve bununla ilişkili çeşitli kavramlar çerçevesinde sıkılıkla tartışıldığı görülmektedir. "Kamuoyunun şekillenmesinde kişisel inançların ve duyguların, nesnel gerçeklerden etkili olması" durumunu ifade eden bir sıfat olarak ele alınan post-truth kavramı, Türkçeye "hakikat ötesi", "hakikat sonrası", "hakikatin değersizleştirilmesi/önemsizleşmesi", "gerçeklik ötesi", "gerçeklik sonrası" gibi farklı şekillerde çevrilmektedir. Bu bağlamda çevrimiçi ortamların en önemli dezavantajlarından birini oluşturan ve gerçekliğe ilişkin nesnel bilgilerin elde edilmesine yönelik ciddi bir engel oluşturarak özellikle daha genç ve duyarlı nesiller açısından yanlış bilgilenmenin tetikleyicisi konumunda olan yalan içeriklerin üretilmesi ve yayılmasına yönelik tartışmalar, medya okuryazarlığını merkeze alan akademik, politik ve sosyal alanların da ilgi odağı haline gelmiştir. Nitekim medyanın toplumsal alana ve gündelik yaşama artan orandaki etkisi, post-truth ortamla mücadelede medya okuryazarlığının önemini ortaya koymuş ve etkin medya okuryazarlığına yönelik tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Medya okuryazarlığı kavramına ve uygulamalarına ilişkin olarak günümüz koşulları ile uyumlu bir perspektif geliştirmeye yönelik olan bu araştırmanın temel amacı genç yetişkin bireylerden oluşan üniversite öğrencilerinin yeni medya okuryazarlığı becerileri bağlamında genelde medya ve haber ortamlarına, özelde ise yalan içeriklere yönelik algılarının ve deneyimlerinin belirlenmesi yoluyla medya ortamlarındaki konumlarının yanı sıra üretime ve katılıma ilişkin özelliklerinin incelenmesidir. Araştırmada öğrencilerin yeni medya okuryazarlığı beceri düzeylerinin belirlenmesi amacıyla "yeni medya okuryazarlık ölçeği" uygulanmış ve elde edilen bulguların, araştırmanın bir sonraki aşamasında nitel çalışma ile derinlemesine bir şekilde incelenmesi sağlanmıştır. Dolayısıyla çalışma, karma yöntem araştırması ile yürütülmüştür. Araştırmanın nicel aşamasına yönelik örneklemini Şırnak Üniversitesi'nde öğrenim gören 379 öğrenci oluşturmaktadır. Nitel aşamanın çalışma grubunu ise örneklem grubunda yer alan 30 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada yeni medya okuryazarlığı genel puan ortalamalarında "yüksek" düzeyde bir sonucun elde edilmesine rağmen fonksiyonel ve eleştirel düzeylere ilişkin boyutlarda "üretim" e dönük algıların, "tüketim" e dönük algılara oranla daha düşük düzeyde olduğu belirlenmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgular, genel ortalamalar açısından değerlendirildiğinde, "eleştirel üretim" boyutuna ilişkin düzeylerin yeni medya okuryazarlığının diğer tüm alt boyutlarından daha düşük düzeyde olduğu görülmüştür. Elde edilen bulgular, araştırmanın nitel aşamasında uygulanan görüşme formu ve öğrencilerle yapılan derinlemesine görüşmeler ile ayrıntılı olarak incelenmiştir.