Abdülhamid II
122 theses under this subject heading
Rumeli Vilâyât-ı Selasesinde Jandarma Teşkilatı adlı eserin transkripsiyonu ve tahlili
XVIII. Yüzyılın ortalarından itibaren başlayan Sanayi devrimi ile birlikte ortaya çıkan bilim, sanayi ve askeri alandaki yenilikler tüm dünyada olduğu gibi Osmanlıda da bazı değişiklikleri zorunlu kılmıştır. Bu yüzyılda Osmanlının girdiği savaşlarda peş peşe aldığı yenilgiler özellikle askeri alanda gelinen durumun sorgulanmasına neden olmuştur. Bu sorgulamalar beraberinde belirli askeri düzenlemelerin yapılmasına neden olsa da bir boyutu ile artık batılı devletlerin üstünlüğünün kabul edilmesi sonucu yabancı uzmanlardan yararlanma yoluna gitmekten de geri durulmamıştır. Yabancı uzmanlardan askeri anlamda yararlanmanın iç politikaya müdahale ile sonuçlanmasından da çekinen Osmanlı bu anlamda bir denge kurma yoluna da gitmiştir. Böylesi bir ortamda Osmanlının bu durumunu ifade eden önemli örneklerden birisi Makedonya sorunu olmuştur. 1878'de önce Rusya ile yapılan Ayastefanos antlaşması ve sonrasında Batılı devletlerle imzalanan Berlin antlaşması sonrası Makedonya topraklarında ıslahat talep eden bu devletler, bir nevi vekâlet savaşlarına yönelerek Bulgaristan, Yunanistan ve Sırbistan'ı el altından destekleyerek Makedonya sorununun büyümesine neden olmuşlardır. Bu gelişmeler karşısında Osmanlı devleti Mürzsteg Reform Planı ile bölgede jandarma teşkilatını güçlendirerek hâkimiyetini belirli tavizler vererek sürdürmeye çalışmıştır. Mürzsteg Reform Planını her ne kadar İtalyan General De Giorgis denetimindeki komisyon başlatsa da Giorgis 'in ölümü üzerine reform planının başına Robilan paşa getirilmiş ve bu plan doğrultusunda yapılan faaliyetleri Robilan Paşa kaleme aldırmıştır. Çalışmanın ana kaynağı olan bu rapor Robilan paşanın Tensikat-ı umumiye kaymakamı Lamoş Bey tarafından kaleme alınan rapordur. Bu rapor Makedonya Vilayetlerinde Osmanlı jandarmasına yapılan düzenlemelerin ayrıntılı bir tarihini ve analizini konu edinmektedir. Eser Osmanlı jandarması ile ilgili kaleme alınan nadir çalışmalardan biridir. Çünkü Makedonya Vilayetlerinde jandarma teşkilatlarında yapılan düzenlemede sağlanan başarılar daha sonra diğer vilayetlerde yapılacak çalışmalara ciddi bir temel teşkil etmiştir. Eser bu anlamda modern Osmanlı jandarmasının anlaşılması açısından oldukça önemli bir yere sahiptir. Sonuç itibari ile 1903 Mürzsteg Planı doğrultusunda Makedonya vilayetlerinde başlayan bu tenkisat ve Robilan Paşa'nın bu eser ile ilgili son derece titiz ve kıyaslamalı çalışmaları günümüze kadar hala varlığını sürdüren ve kara kuvvetleri ordusundan sonra en büyük ikinci askeri güç haline gelen Jandarma teşkilatının temelini oluşturmuş olması bakımından çok önemli bir yere sahiptir.
Mısırlı neo-klasik şairlerin şiirlerinde II. Abdulhamid Han imajı
Şiirlerde imaj, şairin iç dünyasını yada şairin inanç, kültür veya dış etkenler gibi birçok faktöre bağlı olarak yeniden şekillendirip anlamlandırdığı bir gerçeği tanımamızı sağlayan bir araçtır. Karşılaştırmalı Edebiyatın alt dalı olarak İmajbilim, birbirinden dil ve kültür gibi birçok yönüyle ayrışan farklı toplumların, öteki toplumlar hakkında ürettikleri imajı araştırmaktadır. Araştırmacı yönünden İmajbilim, Arapların gözünde Türk imajını incelemek gibi ötekinin ben hakkında ürettiği imajı konu edinmektedir. Araştırmanın birincil amacı, Osmanlı Padişahı II. Abdülhamid Han'ın imajını araştırmaktır. Araştırmamızın ikincil amacı, imaj üreticisi Neo-klasik akımın üslup ve özelliklerini karşılaştırma yoluyla incelemektir. Mısır'da ortaya çıkan bu akımın öncülerinin çoğu yine Mısırlı şairlerdir. Araştırmada şiirleri araştırılan şairler, Bârûdî'nin öğrencileri Ahmed Şevkî, Ahmed Nesîm, Hâfız İbrahim, İsmail Sabri, Muhammed Abdülmuttalib ve Veliyyüddin Yeken'dir. İslami klasik şiirin takipçisi olan, ancak taklitten öteye geçmeyi başarıp şiirlerini, kimliklerini güçlendirme ve sömürgeye başkaldırma aracı olarak kullanan bu şairler, şiirlerin beyânî yönü ve içeriğini yenilemede öncü olmuşlardır. Bunun yanı sıra Neo-klasik şairler, halk tarafından kabul görmüş ve dilden dile dolaşmış şiirleri ile de Modern Arap Edebiyat Tarihinde iz bırakmışlardır. II. Abdülhamid'in tarihteki yeri, Neo-klasik akımın, Modern Arap Edebiyatı için bir temel akım niteliğinde olması ve imajı üreten şairlerin birer öncü olması araştırmanın önemini göstermektedir. Ürettikleri imajlar halk tarafından içselleştirilmiş olan söz konusu şairler ve bunların II. Abdülhamid Han'ın aynı dönemde yaşamış olmaları, bu çalışma ile sadece şairlerin değil Mısır'ın da gözündeki II. Abdülhamid imajını da ortaya koyacaktır. Bütün bunlara ek olarak II. Abdülhamid Han'ın imajının bu altı şairin şiirlerinde daha önce araştırılmamış olması da çalışmanın önemini bir başka açıdan arttırmaktadır. Çalışmanın yöntemi, amacına uygun nitel bir araştırma yöntemi olan çoklu bir inceleme yöntemidir. Veriler tarandıktan sonra, araştırmanın konusu olan şairlerin II. Abdülhamid Han hakkında nazmettikleri şiirleri Türkçeye çevrilmiştir ve ardından metin dışı ve metin içi unsurlar dikkate alınarak dilsel analizin ön plana çıktığı çoklu bir inceleme yöntemine tabi tutulmuştur. Bu inceleme yönteminde metin dışı olarak şairlerin hayatları, tarihi ve sosyal bağlam gibi unsurlar dikkate alınmıştır. Metin içi olarak ise birincil olarak imajları ve buna bağlı olarak da akımın üslubunu ortaya koyduğunu tespit ettiğimiz öncelikle cüz'î sonrasında ise külli imaj incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde, metin dışı unsurlar olan imajın üretildiği zaman ve mekân, imajı ortaya koyan akım ve şairler incelenmiştir. İkinci bölümde ise ilk olarak şairlerin II. Abdülhamid Han'ı konu edindiği şiirleri verilip ve çevirileri yapılmış; daha sonra ise şiirlerdeki imajlar cüz'î ve külli olarak incelenmiştir.
Makedonya, Tarihçe-i Devr-i İnkılab'a (1908) göre Balkan Milliyetçiliği ve Osmanlı siyasi hayatı
Çalışmada ilk olarak, İslami Araştırmalar Enstitüsü'nden elde ettiğimiz eserin transkripsiyonunu yaparak başladık. Bu sürece ek olarak Atatürk Kitaplığı ve Beyazıt Devlet Kütüphanesi'nden Mehmed Selahaddin, İbrahim Temo, Tahsin Uzer, Salih Münir Paşa gibi yazarların, birinci el kaynak olarak nitelendirilen eserlerini elde ettik. Böylelikle, Osmanlı Devleti'nin zor zamanlarını görmüş ve eserlerinde de bu dönem hakkında tecrübe ve fikirlerini aktaran yazarların da düşüncelerini de öğrenmiş olduk. Araştırmamızın birinci kısmına geldiğimizde; Osmanlı Devleti'nin XIX. ve XX. Yüzyıllardaki siyasi, iktisadi ve toplumsal durumuna değinmekteyiz. Bu bölüm XIX. Yüzyıl yönetici kesiminin, XV. Yüzyıldaki gibi ideal devlet düzeninde olmadığının bilincinde oldukları bir dönemdir. Osmanlı ricalinin bu bilinçle birlikte, Devlet-i Ebed-i Müdded düşüncesiyle, XIX. Yüzyıl süresince birçok değişimden geçtiğini de belirtmek zorundayız. Bu değişimleri özellikle daha iyi kavrayabilmek ve yorumlayabilmek adına Tarık Zafer Tunaya, M. Şükrü Hanioğlu, Gül Tokay, Fikret Adanır, Barbara Jelavich, Eric Zan Jurcher, gibi araştırmacıların çalışmalarından da faydalandık. İkinci bölümde ise Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde, devletin yürüttüğü politikalarda oldukça etkin rolde olan İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin doğuşu ve kökensel bağlantıları hakkında bilgiler sunduk. Bu bağlamda cemiyetin oluşum sürecine; başta İngiltere'nin, Osmanlı içişlerine müdahale etmesi ile Balkanlarda yaşanan bağımsızlık süreçleri de etkili olmuştur. Bu çerçevede ikinci bölüm ağırlıklı olarak; Osmanlı yönetimine karşı bir muhalif çizgi olarak kurulan cemiyetin daha sonraları Osmanlı Devleti'nin siyasi hayatına ne tür etkileri olduğuna da değindik. Bu bölümde de İttihad ve Terakki Cemiyeti'ni araştırmalarında yoğun bir şekilde bahseden Sina Akşin, Feroz Ahmad, Mehmet Hacısalihoğlu gibi araştırmacıların da eserlerini inceledik. Üçüncü bölümümüz ise Balkanlarda yaşanılan süreci birincil ağızdan anlatan Selanikli Şemseddin'in bizatihi yazdığı eserinde, Balkanlardaki Osmanlı Devleti politikaları ve dış devletlerin Balkanlardaki planlarının değerlendirilmesini yaptık.
II. Abdülhamid Dönemi'nde Irak'la ilgili hazırlanan layihalar
Osmanlı Devleti XIX. Yüzyıla siyasi, askeri, sosyal ve iktisadi kaynaklı pek çok meselenin sıkıntılarıyla girmiş ve bu yüzyıl boyunca da bu meselelerden kaynaklanan problemlerin çözümüyle uğraşmak zorunda kalmıştır.Osmanlı Devleti'nin bu yüzyıl içerisinde en sıkıntılı günlerini yaşamakta olduğu bir zaman diliminde Osmanlı tahtına oturan II. Abdülhamid, kendinden önceki Osmanlı padişahlarının yaptığı gibi, devletin içinde bulunduğu kötü durumdan kurtarılması ve eski gücüne kavuşturulması adına bir dizi reform çalışmaları başlatmıştır.II. Abdülhamid bu reform çalışmalarını devletin Müslüman halkının çoğunlukta olduğu doğu topraklarında ve özellikle de Irak'ta uygulamaya çalışmıştır. Söz konusu reformların bölgede sağlıklı bir şekilde hayata geçirilmesi için II. Abdülhamid, bölge ile ilgili ön bilgi elde etmek ve reformları bu bilgiler ışığında hazırlatmak ve uygulatmak adına bölgeyle alakalı detaylı bilgiler veren bir takım raporlar hazırlatmıştır.Bizim tezimizin de ağırlık noktasını oluşturan ve II. Abdülhamid'e bölgeyle ilgili detaylı bilgiler veren bu raporlar ve bu raporların değerlendirilmesine, çalışmamızın son bölümünde geniş bir yer ayırarak konuyla ilgilenen herkese ve bilim dünyasının değerlendirmelerine sunmaya gayret ettik. Bunu yaparken de öncelikle Irak'ın coğrafyasını, tarihi geçmişini ve Osmanlı hâkimiyetindeki zaman dilimini ve bu zaman dilimi içerisinde bölgede cereyan eden önemli hadiseleri ana hatlarıyla ortaya koymaya gayret ederek çalışmamızı tamamladık.Çalışmamız ana başlıklarıyla Irak'ın tarihi geçmişi, Irak'ın Osmanlı hâkimiyeti altındaki dönemi ve II. Abdülhamid döneminde Irak ile ilgili hazırlanan raporlar ve bu raporların değerlendirilmesinden ibarettir.Anahtar Kelimeler: II. Abdülhamid, Irak, Layiha, Osmanlı, Tarih.
İzmir gazetesi (1-52. sayılar) 20 z. 1313-22 z. 1314 (2 Haziran 1896-25 Mayıs 1897) inceleme, tasnif, değerlendirme
ÖZET İZMİR GAZETESİ (1-52. SAYILAR) 20 Z. 1313-22 Z. 1314 (2 HAZİRAN 1896-25 MAYIS 1897) İNCELEME, TASNİF, DEĞERLENDİRME ÜSTÜNDAĞ, Mehmet Fevzi Yüksek Lisans Tezi, Tarih Ana Bilim Dalı Tez Danışmanı: Yrd. Doç. Dr. Arif KOLAY Ağustos, 2014, 239 sayfa Gazeteler, toplumun yönlendirilmesi ve içinde bulunduğu siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel durumunu gösterir. Gazeteleri inceleyerek o toplum hakkında bilgi sahibi olmak mümkündür. Çalışmamızın Giriş bölümünde, Dünya ve Türk basınının doğuşu ve gelişimi hakkında bilgiler verildi. Özellikle, İzmir'deki Fransız gazetelerinin Türk basınının oluşumundaki rolü anlatılmaya çalışıldı. Ayrıca "İzmir" gazetesinin özellikleri hakkında bilgi verildi. Gazetede; siyaset, ticaret, edebiyat, eğitim, fen, ziraat, ekonomi, sanat ve ahlak hakkında geniş bilgiler yer alır. İzmir ve İstanbul haberlerinin yanında yabancı devlet haberleri de mercek altına alındı. Osmanlı Devletini ilgilendiren tüm haber, yazı ve ilanlar da ele alınarak geniş bir şekilde özetlenmeye çalışıldı. Ayrıca bu haberler, yazı ve ilanlar konularına göre tasnif edildi. Böylece yayına başladığı 1896'dan 1897 sonuna kadar Osmanlı Devleti'nin iç ve dış gelişmeleri göz önüne serilmeye çalışıldı. Çalışmamızı inceleyen okuyucular belirtilen yıllar arasındaki dönemde, Osmanlının idari ve sosyal birçok yönü ile dünyadaki gelişmeler hakkında bir bilgi sahibi olabileceklerdir. Anahtar Kelimeler: İzmir Gazetesi, Osmanlı Basını, Girit Meselesi, II. Abdülhamid, 1896-1897.
II. Abdülhamid Dönemi (1876-1909) eğitim sistemi, eğitim yapıları ve askeri rüşdiyeler
XVII. yüzyılla birlikte Osmanlı İmparatorluğu'nda eğitimde başlayan modernleşme hareketi, II. Abdülhamid Dönemi'nde de sürmüş, mali sıkıntılara rağmen, siyasi erk tarafından eğitim devletin üstlenmek zorunda olduğu bir kamu hizmeti olarak algılanmıştır.II. Abdülhamid Dönemi'nde, Osmanlı eğitim sisteminin sağlam bir zemine oturtulması 1869 tarihli Maarif-i Umumiye Nizamnamesi'nin tüm maddeleri ile hayata geçirilmesi sağlanmış, dolayısıyla da alt yapının kurulması ile eğitimin yaygınlaştırılması ve devletin eğitim sistemi üzerindeki denetimi kısmen de olsa sağlanmıştır.Eğitimin işlevsel bir araç olduğunu anlayan II. Abdülhamid, eğitim kavramını iktidarını tekrar üretecek ve sağlam bir zemine oturtacak bir kurum olarak görmüştür. Bu nedenle de eğitim, resmi ideolojinin aktarımında sıklıkla başvurulan araçlardan biri haline getirilmiştir.II. Abdülhamid'in tahta çıkışında Osmanlı İmparatorluğu'nda, 4 yüksekokul, 4 darülmuallimin, 253 rüşdiye, 18.490 sıbyan mektebi ve 1 özel okul bulunmaktaydı. II. Abdülhamid Dönemi'nin sonlarına doğru ülkedeki okul sayısı; 619 rüşdiye, 109 idadi, 32 darülmuallimin, 5000 civarında ibtidai mektebine ulaşmıştır.II. Abdülhamid Dönemi'nde diğer eğitim kurumları gibi askeri rüşdiyelere de önem verilmiş, İstanbul'dan Manastır ve Suriye'ye kadar uzanan bir coğrafyada, toplam yirmi sekiz adet askeri rüşdiye eğitim sistemi içerisine dahil edilmiştir. Bu okullarda dönemi için çağdaş ve modern sayılabilecek eğitim sistemi ve eğitim materyalleri uygulanmıştır. Ancak iddialı bir eğitimde modernleşme hamlesine imza atan Abdülhamid'in, idadi mimarisinin aksine bir askeri rüşdiye mimarisi tipolojisini, XIX. yüzyıl okul mimarisi repertuarında içerisinde kurgulayamadığı, eğitim tarihçemizde askeri rüşdiyelerin mimarileri ile değil de uyguladıkları eğitim modelleri ile varlık gösterdikleri burada gözden kaçırılmamalıdır.
Türk romanında 31 Mart Vak'ası ve II. Abdülhamid'in hal'i
Batıda oluşan değişim rüzgarı hızla Osmanlı Devleti'ne ulaşmış, ulusçuluk akımının etkisiyle Osmanlı toprakları ayaklanmaların, isyanların merkezi haline gelmiştir. Osmanlı'nın çöküşünü engellemek adına ilan edilen II. Meşrutiyet Osmanlı'da çok önemli değişikliklere sebep olmuştur. Bu nedenle toplum yaşantısında büyük önem arz eden II. Meşrutiyet'in ilanı ve sonrasında yaşananlar edebî eserlerde de yansımasını bulmuş, gerek o yıllarda gerekse günümüzde birçok yazar tarafından eserlerde işlenen önemli bir konu olmuştur. Zira tarih, edebiyatın beslendiği mühim kaynaklardan biridir. Geçmişte yaşanan olaylar bazı yazarlar için birer hareket noktası teşkil eder. Edebiyatçı eserini oluştururken ister devrin müşahidi olsun, ister tarihî kaynaklardan okuma yoluyla öğrensin, yaşanan olayları hayal dünyasında yeniden kurgular ve tarihî gerçekliği edebî gerçekliğe dönüştürür. Bu bağlamda yazılan eserlere dönemin zihniyetini yansıtan bir ayna gözüyle bakmak hem eseri doğru değerlendirmede hem de yansıttığı dönemi daha iyi anlamlandırmada fayda sağlayacaktır. Nitekim II. Meşrutiyet dönemine ve sonrasına damgasını vuran, tarihin şekillenmesinde önemli bir dönüm noktası olan 31 Mart Vak'ası'nı ve II. Abdülhamid'in hal'ini konu alan romanların değerlendirilmesi ve olayla ilgili farklı bakış açılarının bir de romancılar gözüyle ortaya konulması önem arz etmektedir. Çalışmada 31 Mart Vak'ası'nı ve II. Abdülhamid'in hal'ini konu alan romanlar tespit edildikten sonra, kurmaca ve gerçeklik bağlamında döneme, olaylara ve şahıslara getirilen farklı bakış açıları belirlenmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda söz konusu olaylar romanlarda üç farklı bakış açısıyla kaleme alınmıştır: Sultan II. Abdülhamid yanlısı, İttihat ve Terakki yanlısı ve tarafsız bir bakış açısı.
II. Abdülhamid Dönemi Bosna-Hersekli devlet adamları
Osmanlı Devleti'nde 1879-1909 yılları arasında görev yapmış memurların biyografilerinden oluşan Sicill-i Ahvâl Kayıtları, biyografi yazımı için önemli kaynak durumundadır. Ayrıca Osmanlı Devleti'nin son dönemi ile ilgili önemli bilgiler içermektedir. Sicill-i Ahvâl Komisyonu'nun kuruluş tarihi olan 1879 yılından önce Osmanlı Devleti'nde memurların sicillerinin resmi olarak tutulmadığı görülmektedir. Sicill-i Ahvâl Kayıtları ile memurlar hakkında birçok bilgiye ulaşmanın yanında, devletin malî, idarî, ekonomik, sosyal ve eğitim gibi birçok alanlarında önemli verilere ulaşılabilmektedir. Bu çalışmada Başbakanlık Osmanlı Arşivinde bulunan ve Sicill-i Ahvâl Defterlerinde kayıtlı olan, II. Abdülhamid döneminde Osmanlı bürokrasisinde görev almış Bosna-Hersekli 171 memurun biyografileri incelenmiş ve bu inceleme sonucunda bazı çıkarımlarda bulunulmuştur. Bu kayıtların incelenmesi sonucunda Bosna-Hersekli memurların adı, baba adı, doğum yeri ve tarihi, eğitim durumu, bildiği lisanlar, bulunduğu memuriyetler ve aldığı maaşlar, göreve başlama yaşı, aldığı ödüller ve cezalar gibi birçok bilgiye ulaşılmıştır. Elde edilen bu bilgiler Bosna-Hersek tarihi ile ilgili araştırma yapacak kişiler için kaynak niteliği taşıyacaktır.
Sicil-i Ahval Defterlerine göre Osmanlı Devletinde görev yapan hicazlı devlet memurları
Osmanlı bürokrasisinde devlet memurlarının biyografi kayıtlarının tutulması geleneği Sultan II. Abdülhamid döneminde başladı. Bu bağlamda ilk olarak Sicill-i Ahvâl Komisyonu oluşturuldu ve memurların özgeçmişleri Sicill-i Ahvâl Defterlerine kaydedildi. 1879-1909 yılları arasını kapsayan söz konusu kayıtlar, Osmanlı sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik yapısına dair önemli ipuçları sunabilmektedir. Bu çalışmada, Osmanlı Arşivinde yer alan Sicill-i Ahvâl Defterlerinde kayıtlı Hicaz doğumlu 196 memurun biyografileri incelenerek bazı değerlendirmeler yapıldı. Bu çerçevede Hicaz doğumlu memurların adı, baba adı, lakabı , bulundukları görevler aldıkları ödül ve cezalar, maaş miktarları, eğitim gördükleri okullar ve eğitim durumları, lisan bilgileri, göreve başlama yaşları, görev yaptıkları yerlere dair tespitler yapıldı. Memurlar, meslekleri açısından eğitim, sağlık ve yönetim gibi farklı istihdam sahalarına ayrılarak değerlendirildi. Başarılarından ötürü verilen nişan ve madalyalar ele alındığı gibi, işlenen suçlardan dolayı verilen cezalar konusuna da değinildi. Bu yönüyle Osmanlı memur istihdam politikasına dair yaklaşımlara yer verildi. 2021- Sayfa: 321+ XVII Anahtar kelimeler: Sicill-i Ahval, II. Abdülhamid, Biyografi, Hicz.
Muharrir mecmuası (1876-1879)
Bu çalışmada 1876-1879 yılları arasında yayımlanan Muharrir mecmuasını incelemeye çalıştık. Çalışmayı Osmanlı devletinin matbaayla tanışması ve azınlıkların faaliyetleri, Lale, Tanzimat, I.Meşrutiyet ve II. Abdülhamid dönemlerinde meydana gelen basın yayın faaliyetleri ve gelişmeleri, Ebuzziya Mehmed Tevfik Bey'in biyografisi ve Muharrir mecmuasının günümüz Latin alfabesine aktarılmış metni, mecmuada geçen konu başlıklarının değerlendirilmesi ve sonuç oluşturmaktadır. Aylık yayımlanan mecmua 1 Cilt 8 sayıdan oluşmaktadır. Mecmuanın bütün sayıları Ankara Milli Kütüphane'de mevcuttur. Mecmuanın teminini Ankara Milli Kütüphane'den yaptık. Osmanlı devletinin matbaa ile geç tanışması sonucunda Avrupa ile aramızda kültürel birikim açığı oluşmuştur. Bu çalışmada bu aradaki açığın sadece tek tek konulara ihtisas edilmiş kitapların okunmasıyla kapatılamayacağı ve yapılacak işin bilgilerin ansiklopedik bir sistem içinde "lugat" ve "mecmua" haline dönüştürülmesi gerektiği söylenerek Ebuzziya tarafından yayımlanan Muharrir mecmuası vasıtasıyla bu durum okuyuculara aktarılmıştır. Bu tez çalışmasıyla daha önce araştırılmamış olan Muharrir mecmuasının fihristinde yer alan konu başlıkları gün yüzüne çıkarılmış olup bu alandaki boşluk bir nebze de olsa doldurulmuş bunun neticesinde bilim dünyasına ve bir sonraki araştırmacılara katkı sağlamak hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Muharrir, Ebuzziya, Basın, Sansür, Meşrutiyet, Osmanlı Devleti
II. Abdülhamid Döneminden itibaren verilen imtiyazlar (1876-1923)
Osmanlı Devleti 1299'dan 1922'ye kadar geçen sürede sırasıyla kuruluş, yükselme, duraklama, gerileme ve dağılma dönemlerini yaşamıştır. Dağılma Dönemi Padişahı olan Sultan II.Abdülhamid dağılmak üzere olan bir ülkenin tahtına oturmuştur. 1876 yılında padişah olan II.Abdülhamid Osmanlı'nın otuz dördüncü padişahı ve islamın yüz onüçüncü halifesidir. Osmanlı'nın en zor zamanlarında dağılma döneminde milliyetçilik akımı sebebiyle azınlık isyanları, çağdaşlaşma ve batılılaşmanın etkisiyle oluşan bir aydın sınıfı, yeni dünya düzeninin getirdiği demokrasi, özgürlük, meşruti yönetim kavramları hazinesi ve sermayesi az kalmış bu sebeple aldığı dış borçları ödeyemez duruma gelmiş lakin yer altı ve yer üstü zenginlikleri olan bir devletin başına geçmiştir. Gelişen teknoloji ile ulaşım maliyetinin azalması ve çağdaşlaşma yolunda atılan adımlara dahil olmak isteyen Devlet-i Aliyye yeterli hazineye sahip değildir. Maddi imkansızlıklarla yerli sermayenin yapabileceği kadarıyla demir yolları, maden araştırması, maden işletmeleri, Osmanlı mimarisi, yerli işletmeler yapılmıştır. Maliyenin yetersiz kaldığı alanlarda ise yabancı devletlerin yardımına ihtiyaç duyulmuştur, yardım karşılığında devletlere imtiyazlar verilmiştir. Aldıkları imtiyaz çerçevesinde devletler imtiyaz aldıkları bölgelerde demir yolu hattı yapımı, maden ve petrol arama işletme hakkı, ticari imtiyazlara sahip olmuşlardır. Bu çalışma Osmanlı Devleti'nin son dönemlerini 1876 senesinden 1923 yılına kadar yabancı devletlere verilen imtiyazları araştırıp ve inceleyerek bir araya getirmiştir.
H. 1301 (M. 1884) in light of the yearbook dated hejaz province during the reign of Abdulhamid II (History and geography, social-cultural, economic, administrative-military structure)
With the declaration of the Tanzimat Edict, the Ottoman State made radical changes in the administrative field. One of these changes is the Provincial Ordinance issued in 1867. With this regulation, it was passed from state to province, administrative units were rebuilt and in provinces; The year, which includes the history and geography of the provinces and shows the social-cultural, economic and administrative-military structure, annuals are being kept. In the light of the information obtained from the Hejaz Province Yearbook in H. 1301 (M.1884), in our study on the subject of the Hejaz Province under the administration of the Ottoman State. It was aimed to reveal the history and geography, social-cultural, economic and administrative-military structure of the Hejaz Province during the reign of Abdulhamid II. The first yearbook of Hejaz Province, H. 1301 (M. 1884) date, was transcribed and copyright works were also used in our thesis. According to our study, Hejaz Province consists of the Makkah, which also includes the Kaaba, and the sanjaks of Medina and Jeddah and the townships connected to these sancaks. While the history and geography of Hejaz, almost identical with the Kaaba, are handled in the light of salname, in our study II. During the reign of Abdulhamid, the social and cultural structure of Hejaz, its economic status, the sanjaks and administrative bodies that constituted the Hejaz Province and the military presence of the Ottoman State in the region were revealed.
II. Abdülhamid Dönemi basın ve yayın müdahaleleri ve Kaplanzade Ahmed Saib Bey'in Rehnüma-yı İnkılap (Devrim Kılavuzu) kitabı
Osmanlı Devleti'nde matbaanın kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte yayın sayısında da ciddi artış meydana gelmiştir. Devlet idaresi ise art niyetli ve olumsuz yayınların varlığının halkın inanç ve düşüncelerinde değişikliğe yol açmasından endişe duyarak tedbir alma ihtiyacı hissetmiştir. Bunun sonucunda ise Osmanlı Devleti'nde sansür mekanizması ortaya çıkmıştır. II. Abdülhamid dönemi Osmanlı Devleti'nde yayınların en fazla olduğu dönemi ifade etmekle birlikte en çok sansür uygulaması da bu dönemde göze çarpmaktadır. Osmanlı Devleti'nde II. Abdülhamid döneminden öncede sansür uygulamaları mevcut olsa da II. Abdülhamid döneminin şartlarında uygulanan sansürlerin sayısının fazla olması sansür sürecinin II. Abdülhamid ile özdeşleşmesini sağlamıştır. Dönem içerisinde kullanılan 1888 Nizamnamesi ve 1894 Nizamnamesi sansüre hukuksal dayanak oluşturmuştur. Yayınların yasaklanma nedenlerine bakıldığında ise gayr-i ahlaki içeriğe sahip olması, siyaseten muzır kabul edilmesi ve ruhsatsız olması gibi nedenler göze çarpmaktadır. Siyaseten muzır kabul edilen yayınların hangi gerekçe ile muzır kabul edildikleri ve ne tür içeriğe sahip oldukları ise belirtilmemiştir. Meşrutiyetin ilanına kalemi ile hizmet eden Ahmed Saib Bey, İttihat ve Terakki Cemiyeti ile yakından ilişkileri olan bir yazardır. Aslen Rus vatandaşı olan Ahmed Saib Bey Osmanlı Devleti'ne sığınmıştır. Rus ordularındaki askeri rütbesine istinaden Mısır'da Gazi Ahmed Muhtar Paşa'nın yaverliğini yapmıştır. Mısır'da bulunduğu sırada kaleme aldığı Rehnüma-yı İnkılap kitabı muzır yayın olarak kabul edilmiş ve basımı yasaklanmıştır. Rehnüma-yı İnkılap kitabının siyaseten yasaklı kabul edilmesinde, meşrutiyet fikrinin savunuculuğunu yapması, birçok kullanımı yasak olan kelime kullanması ile padişah ve devlet adamlarını küçük düşürücü ifadelere yer vermesi gibi nedenler etkili olmuştur.
II. Abdülhamid döneminde demiryolları (Hicaz ve Bağdat demiryolları)
Bu tez, Sultan II. Abdülhamit dönemindeki demiryolları konusunu ele almakta olup, Osmanlı Devleti'nin hükümdarlığı döneminde inşa edilen on iki demiryolu hakkında detaylar ve bilgiler vermekte olup, Osmanlı Devleti döneminde kurulmuş, ancak Sultan II. Abdülhamit II. Osmanlı Devleti'nun Arap Yarımadası bölgeleri üzerindeki egemenliğinin devamını temsil ettiğini düşündüğü en önemli iki demiryolunu tamamlamak için büyük zorluklar ve zorluklarla karşılaştı. Padişahın yaratıcılığının, zekasının ve geniş Kapsamlı siyasi görüşlerinin de gösterildiği Hicaz Hattıdır. Bu projelerin önemi, Anadolu'yu Arap ülkelerinin canlı bölümleriyle ilişkilendirmeleri gerçeğinde tecelli ediliyordu. Bu yolcuların taşınmasını, mal alışverişini, ticaretin genişlemesini ve hattın birbirinden geçtiği köylerin, kasabaların ve bölgelerin birbirine bağlanmasına yardımcı oldu. Ayrıca, İngiliz politikasının pusuya yattığı ve çatışmaları kışkırttığı Arap bölgesine hızla ordunun gönderilmesini kolaylaştırıyorlar ve Bağdat hattının önemi burada gösteriliyor. Bu hat aynı zamanda Rusya'nın Akdenize ulaşma umut kapılarını da kapattı. Tezimiz bir giriş, iki bölüm ve bir sonuçtan oluşmaktadır. Demiryollarının önemi, siyasi, ekonomik ve askeri olaylarının seyrini etkileme kabiliyetini kanıtladığı ön planda, Osmanlı Devleti, en belirginleri Sultan II. Osmanlı Devleti'nu izleyen ilk bölüm, demiryolları hakkında bilgilerin verildiği Birinci bölüm II. Abdülhamit zamanında kurulan, ilki Hicaz demiryolu önemi ve Arap toprakları içindeki güzergâhı İstanbul'dan başlamış ve Osmanlı Devleti'na bağımlı hale gelmiştir. Osmanlı devletinin projeyi finanse etmek için yerel kaynaklarına ve hacıların yolundaki niteliksel değişime ve hat alanlarının canlanmasına. İkinci bölüme gelince, Bağdat-İstanbul demiryolunun kökenleri, finansmanı, bu önemli hattı kurmanın zorlukları ve Osmanlı Devleti'nin bölgedeki gücünü Osmanlı Devleti'na karşı empoze etmede sağlayacağı fayda hakkında kaynaklarda ve kitaplarda yer alan bilgiler ışığında; Batılı ülkelerin girişimleri, tehditleri ve Arap bölgesini kontrol etme hayalleri
Yıldız Sarayı (Saray ve müştemilatı ile sarayın Osmanlı tarihindeki önemi)
Bu çalışmanın amacı tarihi kaynaklar, notlar ve biyografiler üzerinden Yıldız Sarayının yapıları, yönetimi, örf ve adetleri açısından tarihsel bir incelemesini yapmaktır. Osmanlı saraylarının son örneklerinden biri olan saray, özellikle Sultan II. Abdülhamid döneminde padişahın ikametgahı ve imparatorluğun ana karargâhı olarak kullanılmıştır.Çalışmanın sorunsalı, Türkiyenin önemli siyasi anıtlarından biri olarak kabul edilen bu konunun önemine ilişkin ortaya atılan birkaç soru etrafında dönmektedir. Bu soruların altında giriş bölümünde ilk Osmanlı saraylarının neler olduğundan ve Osmanlı Devletinde kurulan saray, saray ve köşklerin neler olduğundan bahsetmiştir. Birinci bölümde Yıldız Sarayına genel bir bakış, Yıldız Sarayı nerededir, isminin sebebi nedir? Yıldız bölgesinde mevcut olan en önemli ekler nelerdir? Yıldız Sarayında Sultan Abdülhamid döneminde ve ondan önce hüküm süren padişahlar döneminde yapılan yapılar nelerdir? İkinci bölümde, iktidarın Yıldız Sarayı'na devrinin yöntemi ve sebepleri tespit edilmiştir.Saray idaresi nasıl yapılmıştır ve saray idaresinin teşekkülleri nelerdir? Padişah nasıl tahttan ndirildi ve Yıldız Sarayı nasıl yağmalandı? Üçüncü bölümde Sultan Abdülhamidin en önemli günlük örf ve adetleri özel olarak tespit edilmiştir. Yıldız Sarayı ve ona bağlı yapılarda genel olarak sosyal, siyasi ve dini yönden Osmanlı örf ve adetleri olduğu gibi harem bölümünde de örf ve adetler yer almaktadır. Araştırma yöntemlerine gelince, tarihsel çalışmalar alanında iyi bilinen bilimsel yöntemleri takip etmeye çalıştık, örneğin: 1.Tanımlayıcı tarih yöntemi : Tarihsel olaylara ışık tutarken ve olayların tarihi ve kronolojik sırasını takip ederken tarihsel bir açıklama yaparken bu yaklaşıma güvendik. 2. Analitik metod: Bu yaklaşım, içsel veya dışsal farklı durumların analizinde ve konuyla ilgili fikirlerin analizinde benimsenmiştir. Bu konunun yazılmasında yeni bir özellik olan bu tezin yazımında Arapça ve Türkçe kaynaklar kullanılmıştır. Sonuç olarak,Osmanlı Devletinin Osmanlı Devletinde birçok karargâhı bulunuyordu. Padişahların değişmesiyle değişiyordu ve Yıldız Sarayı, ihtiyaçları kendi sınırları içinde karşılanabilen bütünleşik bir şehirdi. Ve Osmanlı Devletinin son döneminde yaşanan tehlikeler nedeniyle Şehirden izole olmak ve örf ve adetlere bağlı merkezi bir kuralla idare edilmek için birkaç bina eklenmiş ve etrafı yüksek duvarlarla çevrilmiştir.
İkinci Abdülhamid döneminde (1876-1908) Osmanlı Singapur ilişkileri
Güneydoğu Asya ülkeleri içerisinde önemli bir yere sahip olan Singapur'u İngilizler kendi yönetimlerine almış olsalar da buradaki Müslüman halk her daim Osmanlı Devleti'ne bağlılıklarını bildirmiş ve Sultan İkinci Abdülhamid döneminde istedikleri yakınlaşma fırsatını elde etmişlerdir. Başbakanlık Osmanlı Arşivinde Osmanlı Singapur ilişkilerine dair birçok belge bulunmaktadır. Ayrıca, dönemin gazetelerinden İkdam, Tercüman-ı Hakikat ve Sabah gazeteleri, konuyla ilgili çok önemli bilgiler sunmaktadırlar. Bu kaynakları temel alan bu Yüksek Lisans Tezi, İkinci Abdülhamid dönemindeki Osmanlı Singapur ilişkilerini analiz etmeyi ve değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Singapur, İkinci Abdülhamid, konsolosluk, Güneydoğu Asya
II. Abdülhamid Han Dönemi şeyhülislamları ve yönetimi üzerinde etkileri
Üç kıtanın son hükümdarı II. Abdülhamid Han'ın saltanatı Osmanlı Devleti'nin en zor ve en problemli dönemlerinden biri olmuştur. II. Abdülhamid Han, dağılma ve yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalan devletinin yönetim mekanizmalarını kendi kontolüne alarak saltanatı süresince Osmanlı Devleti'ne düşman olanların, devleti bölmeye ve parçalamaya çalışanların tuzaklarını, komplolarını engellemiştir. Basiretli idaresiyle devletin kaybolan prestijini tekrardan kazandırmıştır. II. Abdülhamid Han üzerine yapılan bir çok araştırmanın yanında eksikliğini gördüğümüz ve literatür çalışmalarına katkı sağlayacağını düşündüğümüz bu çalışma, II. Abdülhamid Han dönemi şeyhülislamlarının biyografilerini ve şeyhülislamların II. Abdülhamid Han'ın yönetimi üzerindeki etkilerini araştımayı amaçlanmıştır. Araştırmada öncelikle şeyhülislam kavramının, tarihsel süreçte ortaya çıkışı, İslam devletlerindeki gelişimi, Osmanlı Devleti'nde şeyhülislamlık makamının ortaya çıkışı ve kurumsallaşma süreci incelenmiştir. Şeyhülislamların konumunun daha iyi anlaşılması için atama kriterlerinden, görevlerinden, yetkilerinden, protokoldeki yerlerinden bahsedilmiştir. II. Abdülhamid Han'ın dönemini objektif değerlendirmek için biyografisi, karakteri ile özdeşleşen yönetim anlayışı ve yönetiminin özellikleri araştırılmıştır. II. Abdülhamid Han'ın, saltanat makamına geldiği 31 Ağustos 1876'dan, halʻ edildiği 27 Nisan 1909'a kadar şeyhülislamlık makamına atanan şeyhülislamların biyografileri, etkili oldukları belli başlı siyasi olaylar, II. Abdülhamid Han'ın devlet yönetimine etkileri mukayeseli bir şekilde incelenmiştir.
II. Abdülhamid döneminde Bitlis Vilayetinde İngiliz konsoloslarının faaliyetleri
13 Temmuz 1878 tarihinde Berlin Anlaşması'nın imzalanmasının ardından Osmanlı-İngiliz İlişkilerinde İngiliz konsoloslarının faaliyetleri önemli bir yere sahip olmuştur. İngiltere, Berlin Anlaşması'nın kendisine tanıdığı yetkilere dayanarak Rusya'nın Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki nüfuzunu azaltma ve bu bölgede kendi etkisini arttırma politikası izlemiştir. Bunu da Osmanlı Devleti'ndeki askerî, ekonomik, siyasi ıslahatları teşvik ederek yapmaya çalışmıştır. Bu amaç doğrultusunda Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı vilayetlere konsoloslarını göndermeye başlayan İngiltere, konsoloları aracılığıyla ıslahatların uygulanma sürecini kontrol ederek Ermeniler üzerindeki nüfuzunu kuvvetlendirmeye çalışmıştır. Doğu Anadolu'da görevlendirilen İngiliz konsolosları, Ermenilerle iyi ilişkiler kurmaya çalışmış, Ermenilerin savunucusu ve koruyucusu rolünü üstlenmişlerdir. Zamanla Ermenileri İngiliz yanlısı bir politika izlemeye teşvik etmişlerdir. Bu tez çalışması 1895 ile 1909 yılları arasında Bitlis vilayetinde görev yapmış olan İngiliz yardımcı konsoloslarının faaliyetleri ile bu faaliyetlerin Bitlis vilayetinde meydana gelen Ermeni olaylarına etkisi hakkında ayrıntılara yer vermektedir. Bitlis özelinde incelenen konsolos faaliyetleri İngiltere'nin Osmanlı üzerindeki politikasının yerelde yansımasını ortaya koyması açısından büyük önem taşımaktadır.
II. Abdülhamid devrinde sürgün siyaseti ve uygulamaları
Bu çalışmanın amacı II. Abdülhamid dönemindeki sürgün uygulamalarını inceleyerek Osmanlı Devleti'nde Sultan II. Abdülhamid devrine özgü, sistemli bir sürgün siyasetinin olup olmadığını ortaya koymaktır. Çalışmanın ana kaynağı Osmanlı Devlet Arşivleridir. Giriş bölümünde sürgün kavramı ile bu uygulamanın farklı uygarlıkların tarihindeki yeri üzerinde durulmuştur. Daha sonra uygulamanın İslam hukukundaki yeri ve eski Türk devletlerindeki uygulama biçimleri hakkında bilgi verilmiştir. Uygulamanın Osmanlı Devleti'nin klasik döneminde icra ediliş şekline değinildikten sonra Tanzimat Döneminde aldığı şekil anlatılmıştır. Birinci bölümde Sultan II. Abdülhamid'in henüz tam anlamıyla otoritesini tesis edemediği, saltanatının ilk yıllarındaki sürgün uygulamaları incelenmiştir. II. Abdülhamid'in mutlak otoritesini tesis etme yolunda önünde engel olarak gördüğü güç odaklarını tasfiyede sürgün yönteminden nasıl yararlandığı ortaya konulmuştur. İkinci bölümde ise mutlak otoritesini tesis ettiği dönemde iktidarına karşı yönelen potansiyel ve aktif tüm tehditlere karşı sürgün siyasetini bir tedbir olarak nasıl kullandığı gösterilmiştir. Üçüncü bölümde uygulamalar analiz edilmiştir. Uygulamanın hangi toplumsal kesimler üzerinde, daha çok hangi sebeplerle ve nasıl icra edildiği ortaya koyulmuştur. II. Abdülhamid'in saltanatı boyunca karşılaştığı dahili problemler karşısında sürgün yöntemine sıkça başvurduğu görülmüştür. Uygulama Osmanlı Devleti'nin klasik döneminde olduğu gibi adi suçlar, eşkıyalık, isyanlar karşısında bir cezai yaptırım ve toplumda asayiş ve nizamı sağlama gayesiyle bir güvenlik tedbiri olarak kullanılabildiği gibi; bu dönemde özellikle daha çok muhalif kesimleri ve kamuoyunu kontrol altında tutabilmek maksadıyla politik bir araç olarak kullanılmıştır. II. Abdülhamid, sürgün siyasetini icra ederken sadece geleneğe değil dönemin çağdaşı Avrupa ülkelerinin deneyimlerine de müracaat etmiştir. Fakat onun sürgün siyasetinin sadece günü kurtarmaya yeten geçici bir çözüm olarak kaldığı ve uzun vadede II. Abdülhamid adına başarılı bir netice vermediği görülmektedir.
II. Abdülhamit Döneminde Osmanlı - Mısır ilişkileri
Bu tezin amacı, Yıldız Sarayı ile Mısır Hıdivliği arasındaki ilişkileri inceleyerek Mısır'ın II. Abdülhamit döneminde Osmanlı Devleti içerisindeki konumunun ne olduğunu tespit etmektir. Meseleyi daha iyi anlamak için öncelikle Mısır coğrafyasına ve Mısır'ın II. Abdülhamit döneminden önceki durumuna dair bilgi edinmeye ihtiyaç duyulmuştur. Bu sebeple ilk bölüm tamamen bu konuya ayrılarak antik çağdan, II. Abdülhamit'in tahta çıkışına kadar olan uzun süreçte Mısır'ın yaşadığı siyasi dönüşümler genel hatlarıyla ele alınmıştır. Böylece Mısır'da II. Abdülhamit dönemine gelindiğinde karşılaşılan problemlerin tarihi arka planını ortaya koymak hedeflenmiştir. 1841'de Kavalalı Mehmet Ali'ye verilen fermanla özerk ve imtiyazlı bir eyalet haline gelen Mısır'ın, II. Abdülhamit'in selefi Abdülaziz zamanında imtiyazlarını nasıl daha da arttırdığı ve Hıdivlik statüsüne kavuştuğu anlatılmıştır. İkinci kısımda, önce II. Abdülhamit'in tahta çıktığı sırada Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu genel durum ve problemler özetlenmiştir. Osmanlı-Rus harbi sırasında Hıdiv İsmail'in Osmanlı Devleti'ne askeri yardım yükümlülüğünü yerine getirdiği görülmüştür. Ancak Abdülhamit 1879'da Avrupa baskısıyla İsmail Paşa'yı Hıdivlikten alıp yerine oğlu Tevfik'i tayin etmek zorunda kalmıştır. 1881'de ise Mısır'da çıkan Urabi Paşa isyanı ile meşgul olmuştur. Bu isyan Mısır'ın 1882'de İngiliz işgaline düşmesiyle sonuçlanmıştır. Fiili (de facto) İngiliz işgaline rağmen Osmanlı egemenliğinin hukuken (de jure) devam ettiği Mısır'da 1885 yılından 1908'e kadar Ahmet Muhtar Paşa, "Mısır Yüksek Komiseri" unvanıyla Osmanlı Devleti'nin temsilcisi olarak bulundurulmuştur. 1892'de Tevfik vefat edince oğlu II. Abbas veraset kuralları gereği yeni Hıdiv tayin edilmiştir. Abdülhamit bu tarihten sonra İngilizlerin Akabe körfezinde yayılmalarını engellemeye çalışırken, bir yandan da Mısır'da kendisi aleyhinde muhalif faaliyetlerde bulunan Jön Türkler ile meşguldür.
Osmanlı basınında 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi (93 Harbi)
1853?1856 Kırım Savaşı'nda yalnız kalan Rusya, özellikle İngiltere ve Fransa desteğini alan Osmanlı Devleti tarafından mağlup edildi. Rusya, bu savaşta aldığı yenilgiyi özellikle 1870'lerden itibaren aktif bir Balkan siyaseti izleyerek telafi etmeye çalıştı. Nisan 1877'de patlak veren Osmanlı Rus Savaşı, nam-ı diğer 93 Harbi, Osmanlı'nın Balkanlardaki politikası ve burada ortaya çıkan sosyal, ekonomik, politik ve kültürel gelişmeler kadar Rusya'nın Balkan politikasının da bir sonucuydu.Bu tez, bahsi geçen savaş öncesinde patlak veren ve Rusya ile savaşa kadar giden Balkan krizine, ardından başlayan 93 Harbinin nedenlerine, gelişmesine ve sonuçlarına Osmanlı basınının gözüyle bakar ve Osmanlı gazetelerinin savaş öncesinde, sırasında ve sonrasındaki gelişmelere yaklaşımını analitik bir bakış açısıyla değerlendirir.
Osmanlı Devleti'nin II. Abdülhamid Dönemi İngiltere ile ilişkileri içerisinde londra elçileri
Osmanlı Devleti'nin, 1789?1909 yılları arasında, dış politikası üzerine günümüzde de araştırmalar sürerken dış siyasette büyükelçilerin rolünün ne olduğu konusu, bizleri bu çalışmayı yapmaya yöneltmiş ve İngiltere ile ilişkilerde Londra'da görev yapan, Osmanlı büyükelçileri tarafımızdan incelenmiştir. Araştırmamıza göre Londra'da görev yapan elçi sayısı beştir. Bu elçilerin dördü Rum ve Ortodoks mezhebi kökenli biri de İttihat ve Terakki üyesidir. Onlar, diplomatik görüşmeler yapmanın yanında İngiliz kamuoyunun Osmanlı lehinde olması için de girişimlerde bulunarak, Londra'da bulunan bazı Müslümanlarla birlikte rakip devletler aleyhinde zaman zaman mitingler de düzenlemişlerdir. Bizler, beş elçinin siyasi ve sosyal olaylardaki rolünü incelediğimiz için elde edilen belgeler ışığında bu türlü bilgilere de yer vermiş bulunmaktayız. Araştırma süresince Londra Sefarethanesi'nin müsteşarları ya da katipleri tarafından gönderilen belgelere de rastlanmıştır. Bu belgeler memurlar arasında çekişmeler yaşandığını ortaya koyduğu gibi sefarethane binasının fiziki durumuna da ışık tuttuğundan bu konu da ayrıca araştırmamızda yer alır.Araştırmamızın odak noktası, Osmanlı Devleti'nin Londra elçilerinin siyasi işlerdeki rolüdür. Elçilerin, siyasi olaylarda çok önemli konumda olmaları olayların gidişatına da büyük katkı sağlar. Onlar için en önemli görev, Osmanlı Devleti'nin çıkarlarını koruyarak elde edilen bilginin, zamanında doğru bir şekilde Hariciye Nezareti'ne ulaştırılmasını sağlamaktır. Savaşa doğru giden bir dünyada gelişen siyasi ilişkiler ve bu ilişkilerde Sultan II. Abdülhamid'in denge politikası da elçileri dış politikaya dair gelişmelerde öne çıkarır.Araştırmamızın başında incelediğimiz ilk elçi, Kostaki Musurus Paşa'dır. Ona ve diğer Rum uyruklu elçilere, Müslümanlardan daha fazla görev verilmesi bir nevi Hariciye Nezareti'nde yetişmiş Müslüman memur sıkıntısından kaynaklanmaktadır. İstefanaki Vogoridi Bey'in hamiliği de Kostaki Musurus Paşa için inkâr edilemez. Diğer dört elçi, yine onun gibi İngiltere Kralı ya da Kraliçesi'nin onayı olmadan Londra'ya atanmamıştır. Beş elçinin ortak yönlerinden biri de daha önce Yunan Sınırı'nda görev almış olmalarıdır. İngiltere Devleti'ne danışılmadan herhangi bir siyasi hamle yapılmadığı da kaynaklarda açıkça görülür. Elçiler, siyasi işlerin yanında Osmanlı Devleti lehine olacak her türlü oluşumun da içerisindedirler. Padişah, onlar vasıtasıyla, bir taraftan Avrupa siyasetini takip ederken diğer taraftan da Avrupa kamuoyunun nabzını konrol etme çabası içinde olmuştur. Bir nevi elçiler onun Avrupa'daki gözü ve kulağıdırlar.İncelediğimiz dönemde görev alan elçiler, yeterli meziyetlere de sahip değildir. Örneğin; devlet kademelerinde birçok akrabası bulunan Kostaki Musurus Paşa, İngiliz yanlısıdır. Kendisinden daha sonraki yıllarda Londra Büyükelçiliği yapan oğlu İstefanaki Musurus, Türkçe bilmez. İtalyan Françesko'nun oğlu, Rum asıllı ve Cebel-ü Lübnan Mutasarrıflığı yapmış Rüstem Paşa'nın ve ondan sonra gelen Kostaki Anthopoulos Paşa'nın da İngilizcesinin yeterli olmadığı söylenir.Tam ve detaylı bir biyografi vermek ayrı bir tez konusu olduğundan araştırmamızda, elçilerin hayatlarından ve kim olduklarından kısaca bahsederek, dış politika ile ilgili olaylara daha fazla yer verdik. Bu kişilerin isimlerinin geçtiği araştırma eserlerinin sınırlı olması dolayısıyla büyük ölçüde Başbakanlık Osmanlı Arşivi Dairesi'nde yer alan Hariciye Nezareti belgelerinden, elçilerin gönderdiği raporlardan yine dönemin resmi gazeteleri, salnamelerden ve yazılmış hatıratlardan yararlandık.
Serasker Mehmet Rıza Paşa
Bu çalışma, II. Abdülhamit döneminin önemli asker ve devlet adamlarından biri olan Serasker Rıza Paşa'nın (1845-1920) biyografisinden oluşmaktadır. Rıza Paşa, 1845 yılında Koca Mustafa Paşa semtinde dünyaya gelir. 1857 yılında kaydolduğu Askerî Lise'deki eğitimini tamamladıktan sonra 1866 yılında Harbiye Mektebi'nden mezun olur. Üsteğmen rütbesiyle Şumnu'da aynı yıl memuriyet hayatı başlar. İlk önemli başarısını 1866 yılındaki Girit isyanında gösterir ve burada komutanlarının dikkatini çeker. 1888 yılında Yıldız Sarayı'nın korunmasından sorumlu olan Arap ve Arnavut askerler arasında yaşanan problemi hızlıca çözer. Böylelikle II. Abdülhamit'in güvenini kazanan Rıza Paşa, Yıldız Sarayı'nın muhafazasından sorumlu olan İkinci Fırka'nın kumandanlığına atanır. 1891 yılında da rütbesi Müşirliğe çıkarılarak Seraskerliğe getirilir. Yeni görevine başladığında ordunun lojistik açıdan iyileştirilmesi için çalışmalarda bulunur. 1897 yılında çok kritik bir karar alarak II. Abdülhamit'i ikna eder ve zaferle neticelenecek olan Osmanlı-Yunan Harbini başlatır. Bu savaşta elde ettiği başarı kendisine büyük bir şöhret kazandırır. Seraskerliği müddetince, Anadolu ve Rumeli'de yaşanan olayları yakından takip ederek güvenlik ve asayişin sağlanması için birçok çalışmalar yapar. Bunun yanı sıra, maliye, eğitim, kalkınma vs. konularında da görüşlerini bildiren yazılar kaleme alır. 1908 yılında II. Meşrutiyet ilan edilmeden iki gün önce, sadrazam Sait Paşa ile arası açık olduğu için oluşturulan kabinenin dışında bırakılır. Yeni yönetim, Rıza Paşa'yı Midilli adasına sürgüne gönderir. Sürgünden döndükten sonra Fransa'ya gider ve 1920 yılında burada vefat eder. Göreve başladığı 1866 yılından Seraskerlikten azledildiği 1908 yılına kadar yaptığı çalışmalar, Osmanlı Devleti'nin XIX. yüzyılın ikinci yarısındaki askeri, sosyal, ekonomi ve siyasi tarihine ışık tutması bakımından önemlidir. Çalışmanın esas kaynakları, arşiv belgeleri ile Rıza Paşa'nın Hülasa-i Hatırat ve Hatırat isimli eserleridir. Bunun yanı sıra süreli yayınlar, oğlu Süreyya İlmen'in hatıraları, literatürde konuyla ilgili kitap ve makaleler de araştırmanın kaynakları arasındadır. Anahtar Kelimeler: Rıza Paşa, Seraskerlik, II. Abdülhamit, 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı, Nizamiye Hazinesi.
II. Abdülhamid Dönemi'nde Şiilik
Tarih boyunca insanlar, farklı fikirler ve farklı idealler çerçevesinde kümelenmiştir. Bu kümelenme sadece fikirler ve idealler biçiminde değil, bazen de din veya mezhepler şeklinde ortaya çıkmıştır. Hepsinin oluşum süreci farklı ideallere ve fikirlere dayanmakta ve etrafında kümelenen insanları etkilemektedir. Durumu İslam mezhepleri açısından ele aldığımızda, bugün yoğun hissedilen iki büyük fikir ve ideal akım görüyoruz. Bunlardan bir tanesi İslam dünyasında nüfusun çoğunluğunu oluşturan Sünnilik, diğeri de Şiilik'tir. Bir fikir etrafında kümelenen Şiilik, tarih boyunca sürekli akışını sürdürmüş ve günümüze kadar canlı kalmıştır. Miladi VIII. asırdan itibaren devletleşen Şiiler, Osmanlı Devleti'nin kurulmasıyla birlikte Osmanlı tebaası olmayı tercih etmişlerdir. Ancak Fatih döneminde devlet düzeninin yeniden yapılandırılması Şiiliğe meyilli Türkmen Alevi kimliği altında bulunan halk kitlesini huzursuz etmiştir. Sultan II. Bayezid dönemiyle birlikte Osmanlı yönetiminin durumu kavrayamaması sonucu kendilerini sahipsiz hisseden bu Türkmen Alevi halk kitlesi Şah İsmail'in safına geçmeyi uygun görmüşlerdir. Bu dönemden sonra tarihçiler Şii ve Sünni arasındaki münasebetleri genel olarak Osmanlı-Safevi ve İran bölgesinde kurulan diğer devletlerle ilişkileri çerçevesinde yorumlamışlardır. Yavuz Sultan Selim dönemiyle başlayan bu dönüşüm, sonrasında da devam etmiş ve nihayet Sultan II. Abdülhamid döneminde sadece Osmanlı-İran ilişkileri çerçevesinde değil aynı zamanda İttihad-ı İslam siyaseti kapsamında da değerlendirilmiştir. Aslında bu proje ilk olarak XVIII. yüzyılın ilk yarısında Nadir Şah döneminde başlamıştır. Ancak Nadir Şah'ın İttihad-ı İslam düşüncesi daha çok Şii-Caferiliği, Sünniliğin beşinci mezhebi yapmaya yöneliktir. Bu çalışmada konunun sadece tarihi boyutu değil aynı zamanda sosyolojik, ekonomik ve fiziki zeminin de ne durumda olduğu ifade edilmiştir. Yine bu çalışmada arşiv kaynaklarının yanı sıra döneme ait ana kaynaklar ve araştırmalara da yer verilerek konu etraflı bir şekilde ve çeşitli yönleriyle incelenmeye çalışılmıştır.