Academic self-efficacy
62 theses under this subject heading
Üniversite öğrencilerinin akademik öz yeterlik, üniversite mezuniyeti beklentileri ve akademik erteleme davranışlarının incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, yükseköğretimde öğrenimine devam eden öğrencilerin akademik öz yeterlik, üniversite mezuniyet beklentileri ve akademik erteleme algılarını çalışmanın problem durumu doğrultusunda araştırmaktır. Sonuçlar neticesinde, lisans öğrencilerinin öz yeterlik düzeyleri, akademik erteleme ve mezuniyet beklentileriyle ilişkili faktörlerin belirlenmesi ve çalışmanın doğrultusunda, bu davranış şekillerine yönelik yorum getirebilmektir. Bu araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın verileri Eskişehir Osmangazi Üniversitesi'nde 4 yıllık lisans programlarında öğrenim gören öğrencilerden çevrim içi yolla toplanmıştır. Verileri top- lamak için Akademik Öz Yeterlik Ölçeği, Üniversite Mezuniyet Beklentileri Ölçeği ve Tuckman Akademik Erteleme Ölçeği ve kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Öğrencilerin cinsiyet, sınıf ve okudukları bölümler arasında farklılık bulunmamıştır. Öğencilerin akademik öz yeterlikleri orta, akademik ertelemeleri orta ve üniversite mezuniyet beklentileri yüksek düzeydedir. Akademik öz yeterlik, akademik erteleme ve üniversite mezuniyet beklentileri düzeyleri bakımından anlamlı bir fark bulunmamıştır. Akademik öz yeterlik ile akademik erteleme davranış düzeyleri arasında negatif yönde orta düzey; üniversite mezuniyet beklentileri arasında pozitif yönde düşük düzey ilişki bulunmaktadır. Öğrencilerin akademik erteleme davranış düzeyleri ile mezuniyet beklentileri arasında ise negatif yönde düşük düzey bir ilişki bulunmaktadır. Lisans öğrencilerinin akademik öz yeterlik, akademik erteleme ve mezuniyet beklentilerinde cinsiyet, fakülte ve sınıf düzeyi değişkenleri açısından farklılaşma yoktur. Öğrencilerin akademik öz yeterlikleri ile erteleme davranışlarında arasında negatif korelasyon bulunmaktadır. Öğrencilerin akademik öz yeterliklerinin güçlendirilmesi ile akademik erteleme davranışlarının azalabileceği yorumu yapılabilir. Ayrıca üniversite mezuniyet beklentilerinin yükselmesi de akademik öz yeterliklerin yükselmesi ve akademik erteleme davranışlarının düşmesiyle de kısmen ilişkilidir. Lisans öğrencilerinin disiplinli ve düzenli çalışmaları ve yüksek akademik öz yeterliğe sahip olması için fakülte ve bölümlerde destekleyici çalışmalar yapılması, yüksek mezuniyet beklentileri oluşması için de öğrencilerin kariyer planlamalarına yardımcı olacak etkinlikler düzenlenmesi faydalı olabilir. Ayrıca bu konuyla ilgili olarak farklı değişkenler kullanılarak araştırma konusu çeşitlendirilebilir.
Antrenörlerin öz yeterlilik ve antrenörlüğe yönelik tutum düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi (Orta Karadeniz örneği)
Bu çalışmanın amacı, Orta Karadeniz bölgesinde yer alan 5 ilde (Çorum, Samsun, Amasya, Ordu, Tokat) 2020/2021 sezonu için vizeli ve lisanslı farklı branşlardaki antrenörlere; antrenörlerin öz yeterlilikleri ile antrenörlerin tutum düzeylerinin arasındaki ilişkiyi incelenmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmamızda ölçme aracı olarak (Koçak,2020).tarafından geliştirileren Antrenörlüğe Yönelik Tutum Ölçeği ile (Koçak, 2020) tarafından geliştirilen Antrenör Öz Yeterlik Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmada elde edilen veriler SPSS 22.0 programı ile değerlendirilmiştir. Verilerin normal dağılımdan gelip gelmediğine kolmogorov-smirnov testi ile bakılmıştır. Veriler parametrik şartları sağladığı durumda, bağımsız iki grup için independent samples T -Testi, ikiden fazla grup için F testi (ANOVA) ile analiz edilmiş olup, ikiden fazla gruplu karşılaştırmalar için ANOVA kullanılırken, hangi grubun diğerlerinden farklı olduğunu belirlemek için homojenlik varsayımının sağlayanlarda scheffe, homojenlik varsayımını sağlamayanlarda tamhane's T 2 testleri kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkinin yönünün ve kuvvetinin belirlenmesinde pearson korelasyon analizi kullanılarak, yanılma düzeyi 0,05 olarak alınmıştır. Verilerin normal dağılım göstermediği tespit edilirse, iki gruplu karşılaştırmalar için Mann-Whitney U, çoklu grup karşılaştırması için kruskal Wallis testleri uygulanarak. Değişkenler arasındaki ilişkilerin test edilmesi için Spearman sıra sayılar korelasyon katsayısından faydalanılmış olup; Antrenörlük Öz yeterlilik toplam ve tüm alt ölçek puanları ile Antrenörlere yönelik tutum ölçekleri toplam ve tüm alt ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. Sonuç olarak çalışmamıza katılan antrenörler genel olarak yarısının 8 yıla kadar tecrübeye sahip oldukları görülmektedir.Antrenörlerin büyük bir oranı kamu sektöründe çalışan antrenörler olduğu, milli takım düzeyinde antrenörlük yapanların sayısının az olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmamda iller arasında AÖY ve alt ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir yeterlilik bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır..Antrenörlerin antrenörlük kademeleri arttıkça buna bağlı olarak performans yeterliliklerinde arttığı sonucuna ulaşılmıştır. 5. ve 4. kademe antrenörler diğer alt kademedeki antrenörlere göre daha çok performans yeterliliklerinin yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Spor bilimleri alanında yükseköğrenim gören öğrencilerde akademik öz yeterlik ve akademik başarı ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmada spor bilimleri alanında yükseköğrenim gören öğrencilerin akademik öz yeterlik ve akademik başarıları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 2019-2020 eğitim-öğretim yılında Spor Bilimleri alanında yükseköğrenim gören son sınıf öğrencilerinden oluşan 455 kişi katılmıştır. Katılımcılara 6 sorudan oluşan kişisel bilgi formu ve 33 maddeden oluşan "Akademik Öz Yeterlik Ölçeği" uygulanmıştır. Verilerin analizi SPSS 21 programı ile analiz edilmiştir. Analizlerde anlamlılık düzeyi p<0,05 ve p<0,01 olarak kabul edilmiştir. Verilerin normal dağılım varsayımını karşılayıp karşılamadığı Kolmogorov-Smirnov Testi ile analiz edilmiştir. Elde edilen sonuca göre verilerin normal dağılım göstermediği belirlenmiştir. Buradan hareketle, katılımcıların akademik öz yeterliklerine yönelik inançlarının cinsiyete göre değerlendirilmesinde Mann-Whitney U Testi kullanılmıştır. Yaş, öğrenim gördüğü bölüm, refah düzeyi ve genel akademik not ortalamasına (GANO) göre değerlendirilmesinde ise Kruskal-Wallis Testi kullanılmıştır. Gruplar arasında anlamlı bulunan farklılığı belirlemek için LSD Testi kullanılmıştır. Öte yandan katılımcıların akademik öz yeterlik düzeyleri ile GANO arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığı Spearman Korelasyon Testi ile analiz edilmiştir. Sonuç olarak akademik öz yeterlik düzeyleri yüksek olan öğrencilerin genel akademik not ortalamalarının da yüksek olduğu ve kadın öğrencilerin erkek öğrencilere göre akademik öz yeterlik düzeylerinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir.
Ortaöğretim öğrencilerinin fiziksel okuryazarlık, akademik öz-yeterlik ve akademik başarı düzeyleri arasındaki ilişki
Bu çalışmanın amacı ortaöğretim öğrencilerinin Fiziksel Okuryazarlık, Akademik Öz-yeterlik ve Akademik Başarı düzeyleri arasındaki açıklayıcı ve yordayıcı ilişkileri ortaya koymaktır. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama deseni kullanılmıştır. Ayrıca araş-tırmada hipotize edilen regresyon modelinde cinsiyet, okul türü ve spor yapıp yapmama du-rumu değişkenlerinin düzenleyici etkisi test edilmiştir. Çalışmanın örneklemini Çorum ili Mer-kez ilçesindeki 2023-2024 eğitim-öğretim yılında eğitim veren 47 ortaöğretim kurumunda öğrenim gören 706 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmada veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, Fiziksel Okuryazarlık Ölçeği ve Akademik Öz-yeterlik ölçeği kullanılmıştır. Araş-tırma verilerinin çözümlenmesinde SPSS 25 paket programı kullanılmıştır. Betimsel analizler-de aritmetik ortalama (X̄) ve standart sapma (SS), karşılaştırmalı analizlerde bağımsız örnek-lemler t-Testi, değişkenler arası ilişkilerin test edilmesinde Pearson Moment Çarpımlar Kore-lasyon katsayısı (r) ve düzenleyici etkilerin anlamlılığının test edilmesinde ise Hayes PROCESS Macro eklentisinde Model 1 kullanılmış olup 5000 BC Bootstrap yeniden örnekle analizler gerçekleştirilmiştir. Araştırmada betimsel bulgular incelendiğinde, öğrencilerin fiziksel aktivitelerle olan tercih ve duygusal tepkilerinde belirgin farklılıklar olduğu sonucu ortaya çıkmıştır. Öğrencilerin açık alandaki aktivitelerde (X̄ = 3.42) kendilerini daha iyi hissederken, buzda yapılan aktivitelerde (X̄ = 1.66) kendilerini daha az yeterli hissettikleri saptanmıştır. Bu bulgular, okulların fiziksel aktivitelere katılımın teşvik edilmesi açısından öğrencilerin tercihlerini ve ihtiyaçlarını daha iyi anlamaları ve dikkate almaları gerekliliğine işaret etmektedir. Değişkenler arası korelas-yonlar incelendiğinde, Fiziksel Okuryazarlık ile Akademik Öz-yeterlik (r = ,317, p <.05) ve Algılanan Akademik Başarı (r = ,119, p<.05) arasında pozitif yönlü orta düzeyde, ayrıca Aka-demik Öz-yeterlik ile Bildirilen Yıl Sonu Başarı Puanları (r = ,378, p< .05) ve Algılanan Akade-mik Başarı ( r = ,283, p< .05) arasında pozitif yönlü orta düzeyde anlamlı ilişkiler olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte çoklu doğrusal regresyon analizi sonuçlarına göre Akademik Öz-yeterlik, Akademik Başarıyı yordayan (β= ,288; t= 7,589; p < .05) önemli bir faktör olarak or-taya çıkmıştır. Öğrencilerin Fiziksel Okuryazarlık ortalama puanları cinsiyet grupları açısın-dan karşılaştırıldığında, ortalama puanların erkek öğrenciler lehine istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği (t704 = -3,83, p < .05) tespit edilmiştir. Okul türü değişkenine göre ortalama puanlar karşılaştırıldığında, Fiziksel Okuryazarlık (t704 = -2,064, p< .00) ve Bildirilen Yıl Sonu Başarı Puanları (t704 = -8,92, p < .00) açısından özel okul öğrencileri lehine istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır. Ayrıca düzenli spor yapan öğrencilerin Fiziksel Okuryazarlık (t704 = 12,60, p < .05], Akademik Öz-yeterlik (t704 = 3,45, p < .05) ve Algılanan Akademik Başarı ortalama puanlarının [t704 = 2,27, p < .05] spor yapmayan öğrencilere göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha yüksek düzeyde olduğu saptanmıştır. Bu bulgular, sporun öğrencilerin bütüncül gelişiminde olumlu bir rolü olduğuna ilişkin kanıtlar sunmaktadır. Çalışma sonucun-da, düzenli spor yapan öğrencilerin Fiziksel Okuryazarlık, Akademik Öz-yeterlik ve Akademik Başarı ortalama puanlarının düzenli spor yapanlar lehine anlamlı bir şekilde farklılaşmış oldu-ğu saptanmış olsa da hipotize edilen modelin akademik başarı üzerindeki varyansın önemli bir kısmını açıklayamadığı göz önünde bulundurularak gelecek araştırmalarda akademik başarıyı etkileyen diğer faktörlerin de modele dahil edilmesi önerilmiştir.
Öğrenmede öz-düzenleme yetkinlik algısına ilişkin bir ölçek geliştirme çalışması
ÖZET ÖĞRENMEDE ÖZ-DÜZENLEME YETKİNLİK ALGISINA İLİŞKİN BİR ÖLÇEK GELİŞTİRME ÇALIŞMASI Huriye TÜRKMEN Yüksek Lisans Tezi, Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı Danışman: Yrd. Doç. Dr. Meral ATICI Nisan, 2004, 107 Sayfa Bu çalışma, lise öğrencilerinin öğrenmede öz-düzenleme yetkinlik algılarını ölçmeye yönelik bir ölçme aracı geliştirmek amacıyla yapılmıştır. Ölçeğin geliştirilmesi altı aşamada gerçekleştirilmiştir: Birinci aşamada, lise öğrencilerinin öğrenmede öz-düzenleme yetkinliği hakkında madde havuzu oluşturmak amacı ile nitel araştırma yöntemlerinden görüşme kullanılarak, başarı düzeyi yüksek ve düşük toplam 8 öğrenciye öğrenme ve akademik görevlerini yerine getirme davranışlarını etkileyen faktörlerle ilgili sorular yöneltilmiştir. Elde edilen nitel verilerden ve literatürden yararlanılarak madde havuzu oluşturulmuştur. İkinci aşamada, 100 maddeden oluşan ve 5 noktalı derecelendirmeyle taslak ölçeğe dönüştürülen madde havuzu, farklı cinsiyet, okul, sınıf düzeyi ve alanlardan 593 kişilik bir örnekleme uygulanmıştır. Elde edilen verilerle yapılan açıklayıcı faktör analizi sonuçlan doğrultusunda 5 faktörlü ve 14 maddeli bir ölçek oluşmuştur. Üçüncü aşamada, 5 faktör yapışma sahip ve 14 maddeden oluşan ölçek 858 kişilik bir örnekleme uygulanmıştır. Elde edilen veriler rastlantısal bir biçimde ikiye ayrılmış, ilk yansıyla açıklayıcı ve Cronbach Alfa güvenirlik katsayıları hesaplanmıştır, ikinci yansında ise, doğrulayıcı faktör analizi öğrencilerin ölçekten aldıkları puanlar ile cinsiyet, sınıf düzeyi ve alanlar arasında anlamlı bir farklılık olup olmadığı11 araştırılmıştır. Öğrencilerin yıl sonu ortalamaları ile ölçekten aldıkları puanlar arasındaki ilişki incelenmiştir. Dördüncü aşamada, benzer ve ayırdedici geçerlik çalışmaları yapılmıştır. Ölçek, 86 kişilik bir öğrenci grubuna, benzer ölçek olarak Matematik Yetkinlik Beklentisi Bilgilendirici Kaynaklar Ölçeği ve ayırdedici ölçek olarak Smav Kaygısı Envanteri ile birlikte uygulanmış. MYB-BKÖ alt ölçeklerinden kişisel performanslar alt ölçeği ile ÖDYAÖ Bilişsel Düzenlemeler alt ölçeği arasında.42 (p<01) düzeyinde, Model Alma alt ölçeği ile Sınıf Ortamına İlişkin Düzenlemeler alt ölçeği arasında.37 (p<.01), Yetişkin ve Akran Görüşü Alma arasında.46 (p<.01) ve Planlama ile İlgili Düzenlemeler alt ölçeği arasında.31 (p<.01) düzeyinde anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. MYB-BKÖ Cesaretlendirilme alt ölçeği ile ÖDYAÖ Bilişsel Düzenlemeler alt ölçeği arasında.36 (p<05) düzeyinde, Heyecanlanma ile Yetişkin ve Akran Görüşü Alma arasında da.35 (p<.01) düzeyinde anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. SKE toplam puan ve Duyuşsal alt ölçeği ile ÖDYAÖ alt ölçeklerinden Yetişkin ve Akran Görüşü Alma arasında.28 ve Kuruntu alt ölçeği ile ise.23 (p<.01) düzeyinde anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. SKE -Kuruntu alt ölçeği ile ÖDYAÖ- Bilişsel Düzenlemeler alt ölçeği arasında ise -.20 (p<.05) düzeyinde anlamlı bir ilişki olduğu ortaya çıkmıştır. Beşinci aşamada, ölçeğin 81 kişilik test-tekrar test çalışması, ölçeğin iki hafta ara ile uygulanması sonucu gerçekleştirilmiştir. Test-tekrar test korelasyon değeri ÖDYAÖ alt ölçekleri için sırasıyla Sınıf Ortamına İlişkin Düzenlemeler için.64, Bilişsel Düzenlemeler için.73, Yetişkin ve Akran Görüşü alma için.62 ve Planlama ile İlgili Düzenlemeler için.50 olarak bulunmuştur. Son aşamada ise, ölçekten yüksek ve düşük puan alan 8 öğrenciyle görüşme yapılmış, ve ölçeğin geçerliği nitel verilerle desteklenmiştir. Anahtar kelimeler: Öğrenmede Öz-Düzenleme Yetkinliği, Yetkinlik Beklentisi, Akademik Yetkinlik Beklentisi, Öz-Düzenleme Stratejileri, Akademik Basan.
İktisat teorisinde Balassa-Samuelson Hipotezi ve Türkiye ekonomisi için sınaması
Balassa ve Samuelson (B-S) hipotezi satın alma gücü paritesinden sapmaların nedenini, ticarete konu olan ve ticarete konu olmayan sektörler arasındaki verimlilik farklılığına dayandırmaktadır. B-S hipotezine göre, ticarete konu olan sektörlerde verimlilik artış hızı ticarete konu olmayan sektörlere göre daha hızlı olduğundan bu sektörlerde reel ücret artışları meydana gelmektedir. Ticarete konu olan malların fiyatı uluslararası piyasalarda belirlendiği için bu malların fiyatında bir artış olmayacaktır. İşgücünün ülke içerisinde tam hareketli olduğu varsayımıyla, ticarete konu olan sektörlerdeki ücret artışı ticarete konu olmayan sektörlere de yansıyacaktır. Ancak, ticarete konu olmayan sektörlerdeki ücret artışlarına, verimlilik artışı eşlik etmediğinden bu sektörlerdeki malların fiyatları artar. Bu durum genel fiyat seviyesinin artışına neden olarak reel döviz kurunda değerlenmeye yol açacaktır. Bu bağlamda B-S hipotezi ülkede ticarete konu olan ve olmayan sektörler arasındaki verimlilik farklılıklarının reel döviz kuru üzerindeki etkisini göstermek açısından önemlidir.Türkiye Ekonomisi için bu etkinin önemi son yıllarda Merkez Bankası tarafından da vurgulanmaktadır (Enflasyon Görünümü II, 2006 Raporu). Bu çalışmanın amacı Merkez Bankasının bu vurgusu ile güncelliği göreli olarak artan B-S hipotezini Türkiye ve başlıca ticaret ortaklarının çoğunu içeren EU-27 bölgesi arasında finansal liberalizasyon sonrası dönem için zaman serisi metotları kullanılarak sınamaktır. Analizde kullanılan veri seti ve ekonometrik yöntemler B-S hipotezini doğrular sonuçlar ortaya koymamaktadır.
Spor bilimleri fakültesi öğrencilerinin fonksiyonel olmayan mükemmeliyetçilik eğilimleri ile akademik bütünleşme ve öz yeterlilik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı Spor Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin fonksiyonel/olumlu ve fonksiyonel olmayan/olumsuz mükemmeliyetçilik eğilimleri ile akademik bütünleşme ve öz yeterlik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmada mükemmeliyetçilik eğilimleri ile akademik bütünleşme arasındaki ilişkide akademik öz yeterliğin aracı rolü incelenmiştir Araştırma grubunu üniversitelerin spor bilimleri fakültelerinde okuyan öğrencilerdir. Araştırmanın örneklemi seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden ulaşılabilir örnekleme yöntemi ile belirlenmiş olup örneklemi Bozok Üniversitesi, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Akdeniz Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültelerinde yer alan öğretmenlik, yöneticilik, antrenörlük, rekreasyon bölümünde öğrenim görmekte olan 450 üniversite öğrencisi oluşturmuştur. Araştırmaya katılan öğrencilere demografik bilgi formu, Frost Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği (FÇBMÖ, Frost vd., 1990), UTRECH Akademik Bütünleşme Ölçeği (Schaufeli, Martinez, Marques-Pinto, Salanova, ve Bakker, 2002) ve Akademik Öz Yeterlik Ölçeği'nden (Kandemir, 2010) oluşan ölçme aracı uygulanmıştır. Analizler için SPSS 23.0 yazılımı (IBM Corp, Armonk, NY) kullanılmıştır İstatiksel analizlerde temel değişkenler arasındaki ilişkilerin incelenmesi için Korelasyon analizi, grup farklarını incelemek için tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Fonksiyonel olmayan ve fonksiyonel mükemmeliyetçiliğin alt boyutlarının akademik bütünleşme ile olan ilişkisinde akademik öz yeterliliğin aracı etkisini incelemek için bir regresyona dayalı bir makro modelleme prosedürü olan PROCESS (Hayes, 2013) kullanılmıştır. Analiz sonuçları, Yüksek olumlu/fonksiyonel mükemmeliyetçilik grubunun düşük olumlu mükemmeliyetçilik grubundan anlamlı olarak daha yüksek akademik bütünleşme ve akademik öz yeterlik puanlarına sahip olduğunu göstermiştir. Düşük ve yüksek olumsuz/fonksiyonel olmayan mükemmeliyetçilik grupları arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Aracılık analizi sonuçları akademik bütünleşme ile akademik öz yeterlik arasındaki doğrudan ilişkinin anlamlı olduğuna işaret etmiştir. Dolaylı etkilere ilişkin analiz sonuçları, akademik öz yeterliğin olumsuz/fonksiyonel olmayan mükemmeliyetçilik alt boyutlarından olan hata yapma endişesi, yaptığından emin olamama, ailesel eleştiri ile akademik bütünleşme arasındaki ilişkiye aracılık ederken, olumlu/fonksiyonel mükemmeliyetçilik alt boyutlarında hem kişisel standartlar hem de düzen özellikleri ile akademik bütünleşme arasındaki ilişkiye aracılık ettiğini göstermiştir. Olumsuz/fonksiyonel olmayan mükemmeliyetçilik alt boyutları akademik öz yeterliği ve akademik bütünleşme ile negatif anlamlı ilişki gösterirken, olumlu mükemmeliyetçilik alt boyutlarının tam tersi bir etkisinin bulunduğu görülmüştür.
Ortaöğretim öğrencilerinin spora yönelmelerinde okul, aile, sosyokültürel çevrenin etkisinin incelenmesi ve akademik başarılarının değerlendirilmesi
Cinsiyet, yaş ve sosyoekonomik durum gibi demografik faktörler, bir öğrencinin ortaöğretim okullarında spora yönelimini belirlemede önemli bir rol oynayabilir. Araştırmalar, genel olarak erkeklerin spora kızlardan daha fazla katıldığını ve öğrencilerin yaşlandıkça spora katılımlarının azalma eğiliminde olduğunu göstermiştir. Ek olarak, daha düşük sosyoekonomik koşullara sahip öğrencilerin spora katılma olasılığı, normal koşullara sahip olanlara göre daha düşüktür. Bir öğrencinin spora yönelimini etkileyen temel faktörlerden biri cinsiyettir. Erkeklerin genellikle spora katılma olasılığı kızlardan daha fazladır ve bu eğilim ortaokullarda belirgindir. Erkeklerin spor takımlarına katılma ve fiziksel etkinliklere katılma olasılığı daha yüksekken, kızların müzik ve resim gibi diğer etkinliklere katılma olasılığı daha yüksektir. Katılımdaki bu boşluk genellikle, kızları spora katılmaktan caydıran toplumsal beklentilere ve klişelere atfedilmektedir. Ancak son zamanlarda yapılan araştırmalar, kız çocuklarını spora teşvik eden, onlara rol model ve destek sağlayan programlarla bu açığın kapatılabileceğini göstermiştir. Bir öğrencinin spora yönelimini etkileyen bir diğer önemli demografik faktör de yaşıdır. Araştırmalar, öğrencilerin yaşlandıkça spora katılımlarının azalma eğiliminde olduğunu göstermiştir. Bu düşüş genellikle lisenin artan akademik talepleri ve ergenliğin artan sosyal baskılarıyla bağlantılıdır. Sosyoekonomik durum da öğrencinin spora yönelimini etkileyen önemli bir faktördür. Araştırmalar, düşük sosyoekonomik koşullara sahip öğrencilerin spora katılma olasılığının, yüksek sosyoekonomik koşullara sahip olanlara göre daha düşük olduğunu göstermiştir. Bunun nedeni, spor tesislerine veya ekipmanlarına erişimin olmaması ve ayrıca ebeveynlerden ve bakıcılardan destek ve teşvik eksikliği ile ilişkilendirilebilir. Ayrıca, düşük gelirli ailelerden gelen öğrencilerin spora katılma ve gerekli ekipmanı karşılayamayabilir, bu da katılım oranının daha düşük olmasına neden olabilir. Genel olarak, cinsiyet, yaş ve sosyoekonomik durum gibi demografik faktörler, bir öğrencinin ortaöğretim okullarında spora yönelimini belirlemede önemli bir rol oynayabilir. Ancak olası olumsuzluklara karşı doğru destek ve teşvikle bu engeller aşılabilir ve daha fazla öğrenci spora katılma ve sporun getirdiği pek çok faydadan yararlanma fırsatına sahip olabilir.
Hemşirelik öğrencilerinin üniversite yaşam kalitesi ve akademik öz yeterlikleri
Öğrencilerin kaliteli bir üniversite hayatı geçirmeleri, akademik özyeterlik seviyeleri ile yakından ilişkilidir. Bu araştırma hemşirelik öğrencilerinin üniversite yaşam kalitesi ve akademik öz yeterliklerinin belirlenmesi amacıyla kesitsel türde yapılmıştır. Evrenimizi, Gaziantep Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, Hemşirelik bölümünde 2016-2017 eğitim öğretim yılında eğitim gören 920 hemşirelik öğrencisi oluşturmuştur. Örneklem sayısı ise; 1000 kişilik evren için α 0.05 örneklem büyüklüğü, ± 0.03 örneklem hatası(d) ile p=0.5, q=0.5 için belirlenen minimum örneklem büyüklüğü olan 416 öğrenci olarak hesaplanmıştır. Örneklemi ise; tabakalama örnekleme yöntemi ile her sınıf tabaka kabul edildikten sonra her bir tabaka ağırlığına orantılı olarak örneklem sayısı ve öğrenciler belirlenmiştir. Araştırmaya 1.sınıflardan 144 öğrenci, 2.sınıflardan 172 öğrenci, 3.sınıflardan 131 öğrenci, 4.sınıflardan 66 öğrenci katılmıştır. Araştırma toplam 513 öğrenci ile tamamlanmıştır. Veriler; Tanıtıcı Özellikler Formu, Akademik Öz Yeterlik Ölçeği ve Üniversite Yaşam Kalitesi Ölçeği ile toplanmıştır. Öğrencilerin akademik öz yeterlik puanı 18.6±3.5, üniversite yaşam kalitesi ölçeğinin öğretim elemanı-öğrenci iletişimi alt boyutu puanı 14.0±4.2, kimlik alt boyutu puanı 14.0±4.1, sosyal olanaklar alt boyutu puanı 14.6±3.0, kararlara katılım alt boyutu puanı 16.5±4.5, öğrenci-öğrenci iletişimi alt boyutu puanı 12.6±3.5, gelecek alt boyutu puanı 9.3±3.1, sınıf ortamı alt boyutu puanı ise 13.1±2.6 olarak bulunmuştur. Öğrencilerin akademik öz yeterlilik düzeyi ile üniversite yaşam kalitesi alt boyutlarından; öğrenci- öğretim elamanı iletişimi (r=.018,p=0.000), sosyal olanaklar (r=.261,p=0.000), gelecek (r=.244,p=0.000), sınıf ortamı (r=.203,p=0.000) ve toplam puan ortalamaları (r=.262,p=0.000) arasında pozitif yönlü, anlamlı ve zayıf bir ilişki bulunmaktadır. Sonuç olarak; öğrencilerin akademik özyeterlik puanları ve üniversite yaşam kalitesi puanları ortalamanın üzerinde bulunmuştur. Söz konusu alanlardan alınan puanların birbiri ile pozitif yönde bir ilişki içinde olduğu saptanmıştır.
Probleme bei der didaktik der berufssprache Deutsch im Türkischen hochschulwesen und alternative lösungsvorschläge in bezug auf die akademische ausbildung
Die Fremdsprache fungiert in unserem interkulturellen Zeitalter sozusagen als ein grundlegendes Element, mit dem das Individuum mit anderen Menschen, die anderen Kulturen angehören, grenzenüberschreitend kommunizieren kann. Daneben machen neue Umstände es auf unübersehbare Weise deutlich, dass nur der alleinige Erwerb der Fremdsprache den überwiegend berufsorientierten Anforderungen nicht mehr genügt. Dass unsere Welt bzw. zurzeit infolge der Globalisierung zu einem kleinen Dorf wurde, machte übrigens den Erwerb der mehreren fachsprachlichen Kompetenzen zusehends nötig. Denn Menschen treten, die zu verschiedenen Kulturen gehören, im Berufsleben öfters als vorher in Kontakt, indem sie interkulturell miteinander Handel betreiben. Aus diesem Grund wurde es unabdingbar, dass man stark, um mit anderen Leuten Geschäfte durchführen zu können, auf sehr gute (fach)-fremdsprachliche Fähigkeiten angewiesen ist. Ferner wirkt sich die interkulturelle Begegnung auch auf die Fremdsprachenpolitik vieler Länder aus, sodass sie primär den fundamentalen Fremdsprachenunterricht in frühere Klassen vorverlegen und in ihrem nationalen Curriculum meistgeprochene Sprachen wie Deutsch, Französisch und Spanisch als Zweit- oder Drittsprache anbieten müssen. In dieser Hinsicht bietet die Türkei z.B. Fremdsprachen wie das Englische ab zweiter Klasse in der Grundschule, wohingegen das Deutsche als Zweitsprache in meisten staatlichen Schulen erst auf der gymnasialen Stufe ab neunter Klasse eingeführt wird. Trotz all dieser Ausführungen, mit denen man die Vermittlung der strittigen Fremdsprachen im türkischen Bildungssystem erfolgreich durchzusetzen versucht, weist leider unsere (fach)-fremdsprachliche Fremdsprachenpolitik im Vergleich zu führenden Nationen wie England und Deutschland erhebliche Schwächen auf, wie sie durch weltweit renommierte Untersuchungen wie z.B. Education First EPI (EF EPI), English Profiency Index und Pisa Studie öfters bestätigt werden. Darüber hinaus wirken sich die vorherrschenden Marktverhältnisse derzeit auf das Konzept der berufsbezogenen Fremdsprache derart aus, dass ein grundsätzlicher Perspektivewechsel sozusagen im Fachsprachenunterricht dringend zur Debatte steht. Infolgedessen erwarten z.B. viele Global Player wie Bosch und Mercedes im multikulturellen Handelsnetz, dass angehende Arbeitskräfte nicht nur allgemeinsprachliche sondern auch fachbezogene Fremdsprachenkenntnisse im hochen Maß beherrschen müssen. Dies führt nämlich im Fremdsprachenunterricht dazu, dass sich Lernerbedürfnisse und Erwartungen gegenüber Fachsprachenunterricht arbeitsmarktorientiert verändern. Lernende erwarten mit anderen Worten vom Fremdsprachenunterricht, dass er sie entsprechend den beruflichen Anforderungen mit Handlungskompetenzen genügend ausrüstet, die sie im Berufsleben angemessen umsetzen können. Überdies leiden viele Studierende in der Türkei unter dem Fachsprachenunterricht, da die didaktische Gestaltung des Fachsprachendeutsch, die vermeintlich verbreitete, eher auf der GÜM- Methode beruhende methodische Vorgehensweise sowie die Fachkompetenz von vielen Lehrenden den marktdominierenden Verhältnissen und jobzentrierten Lernererwartungen kaum entsprechen. Des Weiteren sind die meisten Lernenden leider im Fachsprachenunterricht einem deutlichen Motivationsverlust und einer von Fremdsprache bedingten Verdrossenheit ausgeliefert, da sie trotz ihrer langjährigen Auseinandersetzung mit der Zielsprache wie im Englischen kaum bemerkenswerte Fähigkeiten erworben haben. Vielen Studierenden, die Fachsprachendeutsch bekommen, ist es in diesem Sinne schon bewusst, dass es zwischen dem behandelten Wortschatz und ihrem echten Fremdsprachniveau eine gravierende Kluft gibt, die sie zeitlich gesehen lediglich im zweistündigen deutschen Fachsprachenunterricht kaum überwinden können. Zudem erfordern Kompetenzen, die im Fachsprachenunterricht durch Lernende scheinbar angestrebt werden, ziemlich höheres Sprachwissen und Sprachkönnen. Des Weiteren übertrifft meistens das Niveau von Fachtexten und deren werkimmanenten Übungen die meisten Lernenden, welche sich oft damit schwertun und sich deshalb indes schnell langweilen. In diesem Sinne möchte die vorliegende Arbeit manchen grundsätzlichen Fragen nachgehen, wo überhaupt die Probleme bei der (fach)-fremdsprachlichen Didaktik im türkischen Hochschulwesen liegen und wie man sie endlich sprachdidaktischer-und methodischer Sicht überwinden kann. Inwieweit lernerinterne und lernerexterne Faktoren diesen Zustand prägen, wird zudem in der vorliegenden Arbeit umfangreich behandelt, wobei der Schwerpunkt überwiegend auf dem Bereich ''Deutsch als Fachsprache'' liegt. Damit zielt diese Arbeit noch darauf, durch die Klarstellung der oben angeführten strittigen Problemfelder im Bereich ''Deutsch als Fachsprache'' einige Lösungsvorschläge einzubringen und somit zur endgültigen Problembeseitigung beizutragen. Zur empirischen Bestätigung der wesentlichen Problemfelder bediente man sich in der Arbeit einer werkimmanenten Umfrage. Dazu wurden insbesondere Studierende der Türkisch-Deutschen Universität befragt, da sie ab der Vorbereitungsklasse das fachfremdsprachliche Fachsprachendeutsch hundertprozentig auf Deutsch erhalten. Zur empirischen Datenerhebung wurde diese Universität bewusst den anderen Universitäten vorgezogen, weil Studierende da ab der Vorbereitungsklasse überwiegend von sogenannten deutschen (Native Speakern) lediglich auf Zielsprache Deutsch unterrichtet werden. Aus der Umfrage resultierte vor allem, dass Studierende Fehlen eines passenden fachsprachlichen Lehrwerkes im Fach '' Deutsch als Fachsprache'' offenbar bemängeln und den Einsatz eines allgemeinsprachlichen Lehrwerkes im Unterricht für ungeeignet halten. Überdies ergab sich aus der Umfrage folgendes, dass viele Studierende bis zum Abschluß die Fortsetzung des Fachsprachenunterrichts nötig finden. Aus der Befragung resultierte noch, dass sich Lektoren, die ''Deutsch als Fachsprache'' anbieten, in der Fachsprache gut auskennen sollten, um fachbezogene Themen und Begriffe deutlicher erklären zu können. Aus der Umfrage ergab sich übrigens, dass Studierende, die im Gymnasium ''Deutsch als Erstfremdsprache'' mit höcherer Stundenzahl bekommen haben, im (fach)-fremdsprachlichen Unterricht von ihren vorher erworbenen Kenntnissen mehr Nutzen ziehen können. Zuletzt ergab sich also aus der Umfrage, dass die sogenannten deutschen Native Speaker, die als Lehrkraft im Fachsprachenunterricht agieren, durch die Vermittlung von ihrem kulturspezifischen sowie dem landeskundlichen Wissen, die Umsetzung von handlungsorientierten Unterrichtsmethoden und den Einsatz der paralinguistischen Mittel wie z.B. Rollenspiele, Szenario und Theather auf Studierende zusehends positiven Einfluss ausüben. Ausgehend von Ergebnissen lässt sich leicht konstatieren, dass viele unter Befragten, die an übliche Dominanz der Muttersprache im türkischen (fach)-fremdsprachlichen Unterrichtskonzept gewöhnt sind, den andersartigen deutschen Fachsprachenunterricht durch Native Speaker, die währenddessen nur sprachlich auf Deutsch handeln, als effizienter und realitätsnach betrachten. Schlüsselwörter: Deutsch als Fachsprache, veränderte Bedürnisse der Zielgruppe, Mangel an fachspezifischen Lehrwerken, Unterrichtsmethoden, Einfluss von Native Speakern
Özel eğitim okulu öğretmenlerinin örgüt kültürü ve yetkinlik algıları arasındaki ilişki
Bu çalışmada ''Özel Eğitim Kurumlarındaki Öğretmenlerin Örgüt Kültürü ile Yetkinlik Algıları Arasındaki İlişki'' belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırma tarama modelinde tasarlanmıştır. Araştırmanın evreni 2020-2021 eğitim öğretim yılında Kırşehir il merkezi ve ilçelerinde resmi ve özel, özel eğitim okul ve kurumlarında görev yapan 200 özel eğitim öğretmeni oluşmaktadır. Araştırmada evrenden örneklem alma yoluna gidilmemiş ve özel eğitim öğretmenlerinin tamamına ulaşılmaya çalışılmıştır. Araştırmanın katılımcı sayısı 188 birim olarak gerçekleşmiştir. Veriler ''Örgütsel Kültür Ölçeği'' ve "Ohio Öğretmen Yetkinlik Ölçeği'' yardımıyla toplanmıştır. Veriler SPSS 25 paket programı yardımı ile çözümlenmiştir. Araştırma bulguları özel eğitim okul ve kurumlarında görev yapan öğretmenlerinin yetkinlik algıları ile okul kültürünün destek kültürü alt boyutu arasında 0,169; başarı kültürü arasında ise 0,148 düzeyinde pozitif yönlü düşük bir ilişki olduğunu göstermiştir. Öğretmen görüşleri arasında örgüt kültürü alt boyutlarına göre cinsiyet, yaş, eğitim durumu, kurumdaki çalışma yılı değişkenleri bakımından anlamlı bir farklılık bulunmadığı tespit edilmiştir. Destek kültürü algısı mesleki kıdem değişkenine göre anlamlı farklılıklar içermektedir. Buna göre görev süresi 0-5 yıl olan öğretmenlerin destek kültürü puan ortalamaları ile görev süresi 6-10 yıl ve 16 yıl ve üzeri olan öğretmenlerin görüşleri arasındaki puan farkının anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Araştırma kapsamında elde edilen bulgular ilgili literatür temelinde tartışılmış ve bulgulara dayalı olarak geliştirilen bazı öneriler de sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Örgüt kültürü, Özel eğitim, Yetkinlik
Investigating social-emotional language learning competences of English language and literature students with regard to demographic factors
The world is becoming increasingly interconnected with trade, culture, technology, tourism and people. This globalization necessitates a common language to communicate effectively. Language studies carry utmost importance in this context. Language learners need to use this common language successfully and effectively. What makes a student successful? Teachers used to evaluate the success by tests and performance. Yet, in the century we live, it is realized that getting A+ from a language test does not show success. The students need to be self-aware and socially aware, get the ability of self-management, make responsible decisions and manage healthy relationships in terms of the target language and the society. The items written are the social-emotional foreign language learning competences for students. The present study indents to investigate the social-emotional foreign language learning competences of English language learners who are enrolled in English Language and Literature Department. This study also aims to reveal if there are statistically meaningful differences in SEFLL competences of the participants in terms of demographic factors. Gender, GPAs, the year of the study and the students' being monolingual or bilingual L2 learners are the demographic factors in this research. To measure SEFLL competences, "Social Emotional Foreign Language Learning Scale", which is developed by Zaimoğlu (2018), was utilized. The study was implemented in Mustafa Kemal University with 173 undergraduate students. The results revealed that gender and GPAs affected some of the SEFLL competences. The participants' being monolingual or bilingual L2 learners and their year of the study did not form a statistically meaningful difference in SEFLL competences.
Akademik yılmazlık ile sınav kaygısı, problemli internet kullanımı, algılanan sosyal destek ve akademik öz-yeterlik arasındaki ilişki
Bu araştırma kapsamında, lise öğrencilerinde akademik yılmazlık ile sınav kaygısı, problemli internet kullanımı, algılanan sosyal destek ve akademik öz-yeterlik arasındaki ilişki, karma yöntem araştırması temel alınarak incelenmiştir. Araştırmanın nicel kısmında akademik yılmazlığın yordayıcıları olarak sınav kaygısı, problemli internet kullanımı, algılanan sosyal destek ve akademik öz-yeterlik arasındaki ilişki hiyerarşik regresyon analizi ile incelenmiştir. Hiyerarşik regresyon analizi sonucunda, sınav kaygısı ve problemli internet kullanımı, akademik yılmazlığı negatif yönde anlamlı düzeyde yordarken; algılanan sosyal destek ile akademik öz-yeterlik, akademik yılmazlığı pozitif yönde anlamlı düzeyde yordamaktadır. Bununla birlikte Fen lisesi öğrencilerinin akademik yılmazlık puanlarının Anadolu lisesi ile Meslek lisesi öğrencilerine göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Araştırmanın nitel kısmında olgubilim yöntemi kullanılmıştır. Olgubilim yöntemi ile lise öğrencilerinin sınav kaygısı, problemli internet kullanımı, algılanan sosyal destek, akademik öz-yeterlik ve akademik yılmazlığa ilişkin deneyimleri betimlenmeye çalışılmıştır. Araştırmanın nitel bulgularında, nicel bulgularına ek olarak öğrencilerin başarısızlık ve baskı karşısında çevre desteği alma, özdüzenleme becerisini kullanma, olumlu içsel konuşma yapma, görmezden gelme ve içsel başa çıkma gibi yöntemleri kullandıkları görülmüştür.
Üniversite öğrencilerinde akademik öz yeterlik, akademik erteleme ve öz düzenleme arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu araştırmada üniversite öğrencilerinin akademik öz yeterlik inançları ile akademik erteleme eğilimleri arasındaki ilişkide öz düzenleme becerilerinin aracı rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma ilişkisel tarama olarak tasarlanmıştır. Araştırmanın çalışma gurubu 2020-2021 eğitim öğretim yılında öğrenim görmekte olan 402'si kadın 148'i erkek toplam 550 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Araştırma verilerini toplamak amacıyla; araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, Kandemir (2010) tarafından geliştirilen Akademik Özyeterlik Ölçeği, Brown, Miller ve Lawendowski (1999) tarafından geliştirlen Aydın, Özer Keskin ve Yel tarafından (2013) Türkçe'ye uyarlanan Öz Düzenleme Ölçeği, Aitken (1982) tarafından geliştirlen ve Balkıs (2006) tarafından Türkçe'ye uyarlanan Akademik Erteleme Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın verilerini analiz etmek için SPSS 26.0 ve AMOS 24.0 programları kullanılmıştır. Akademik özyeterlik, öz düzenleme ve akademik erteleme değişkenlerinin arasındaki ilişkileri analiz etmek için Pearson Momentler Çarpımı Korelasyonu yapılmıştır. Akademik özyeterlik ve akademik erteleme eğilimleri arasında öz düzenlemenin aracı rolü yapısal eşitlik modeli ile incelenmiştir. Son olarak aracı rolün anlamlılığı ve etki düzeyini değerlendirmek için bootstrap güvenirlik değer aralığı hesaplanmıştır. Mevcut araştırmanın sonuçlarına göre akademik özyeterlik ve akademik erteleme arasındaki ilişkide öz düzenlemenin tam aracılık işlevi bulunmaktadır. Akademik öz yeterliğin, akademik erteleme üzerindeki öz düzenleme aracılığıyla gerçekleşen dolaylı etkisinin anlamlı olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Akademik Öz Yeterlik, Öz Düzenleme, Akademik Erteleme, Yapısal Eşitlik Modeli.
Investigating the digital readiness for academic engagement of international university students
"Tell me and I forget, teach me and I remember, involve me and I learn." Benjamin Franklin. Digital technologies are well known for active involvement of learners in the teaching learning process, so digital competence is essential for the university students at any level for both their academic success and for use in their respective careers. The purpose of this study was to investigate digital readiness of international university students for academic engagement. It was conducted at Gaziantep University on international students from Africa, America, Asia and European continents studying at different faculties like education, medicine, theology, engineering and law among others and at different years of study. A quantitative descriptive survey involved 288 students (64.2% male and 35.8% female), questionnaires in 3 different languages i.e. Arabic, English and Turkish language were administered. The instrument contained 17 items derived from Hung and Kim (2018) DRAE scale having 5 subscales; digital media awareness, digital tool application, information seeking skills, information sharing behaviour and digital application usage. The findings revealed that to a large extent the international university students are ready for the digital technologies' utilization in the academic field. Despite the fact that there were some deficiencies at the digital media awareness and digital tool application subscales. The findings showed that there were significant differences (p≤0.05) in participant's gender, geographical region, year, level and faculty of study groups. The researcher recommended provision of extra digital technology related lessons to students, political stability in the Middle East region and increased access to digital technology by students at high school to prepare them their usage at university level. Keywords: Digital readiness, Student engagement, International University students
Hemşirelik öğrencilerinin akademik özyeterlik ve akademik güdülenme düzeyleri ile eğitim yöntemleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Türkiye'de hemşirelik lisans düzeyinde farklı eğitim yöntemleri uygulanmaktadır. Bu çalışma hemşirelik öğrencilerinin akademik özyeterlik ve akademik güdülenme düzeyleri ile eğitim yöntemleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi amacıyla kesitsel olarak yapılmıştır. Çalışmaya 2017-2018 eğitim-öğretim yılı güz döneminde entegre eğitim uygulanan Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) ve modüler eğitim uygulanan Erciyes Üniversitesi (EÜ) Sağlık Bilimleri Fakülteleri ile klasik eğitim uygulanan Sütçü İmam Üniversitesi (SİÜ) Sağlık Yüksekokulu hemşirelik bölümünde eğitim alan öğrenciler alınmıştır. Tabakalama örnekleme yöntemi ile her üniversite tabaka kabul edildikten sonra her bir tabaka ağırlığına orantılı olarak örneklem sayısı belirlenmiştir. Araştırmaya GAÜN'den 314 öğrenci (%38.8), EÜ'den 371 öğrenci (%45.8) ve SİÜ'den 125 öğrenci (%15.4) alınmıştır. Veriler, tanıtıcı özellikler formu, Akademik Güdülenme Ölçeği ve Akademik Özyeterlik Ölçeği ile toplanmıştır. Yapılan analizler sonucunda klasik eğitim sisteminde öğrenim gören öğrencilerin akademik güdülenme toplam puanı; modüler ve entegre eğitim sisteminde öğrenim gören öğrencilerden, kendini aşma puan ortalamaları; klasik eğitim sisteminde öğrenim gören öğrencilerin modüler eğitim sisteminde öğrenim gören öğrencilerden, keşif puan ortalamaları; klasik eğitim ve entegre eğitim sisteminde öğrenim gören öğrencilerde modüler eğitim'e göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak; üç farklı eğitim modeli öğrencilerin akademik özyeterliğini etkilemezken akademik güdülenme, kendini aşma ve keşif düzeylerini etkilemiştir.
Hemşirelik öğrencilerinde akademik erteleme davranışı: Akademik güdülenme, akademik özyeterlik ve akademik yükleme stillerinin rolü
Bu çalışmanın amacı, hemşirelik öğrencilerinde akademik güdülenme, akademik yükleme stilleri ve akademik özyeterlik inancının akademik erteleme davranışlarını ne derecede yordadığını incelemektir. Çalışmanın evrenini, Gaziantep Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesindeki 747 Hemşirelik öğrencisi oluşturmaktadır. Örneklem büyüklüğü, evren sayısının bilinmesi durumunda uygulanan formül yardımıyla 476 olarak belirlenmiştir. Örneklemi ise tabakalama örnekleme yöntemi ile her sınıf tabaka kabul edildikten sonra her bir tabaka ağırlığına orantılı olarak örneklem sayısı ve öğrenciler belirlenmiştir. Bu çalışmada, "Tanıtıcı Özellikler Formu'', "Erteleme Davranışı Değerlendirme Ölçeği Öğrenci Formu", "Akademik Güdülenme Ölçeği" ile "Akademik Özyeterlik Ölçeği" ve "Akademik Yükleme Stilleri Ölçeği" olmak üzere beş ölçme aracı kullanılmıştır. Veriler SPSS 22 programında değerlendirilmiştir. Öğrencilerin akademik erteleme davranışları (52.2±11.6), akademik özyeterlik inançları (16.8±3.8), akademik güdülenme düzeyi toplam (66.9±12.3) puan ortalaması ile alt boyutlarından kendini aşma (23.2±4.2), keşif (24.3±4.9), bilgiyi kullanma (19.3±4.8) puan ortalamaları yüksek düzeyde bulunmuştur. Öğrencilerin akademik görev ve sorumlulukların yerine getirmek için karşılaştıkları sorunları çözüme kavuşturmada daha kötümser oldukları sorunlarının nedeni olarak kendilerini gördükleri (3.6±0.8), bu nedenlerin gelecekte var olacağını (3.7±0.8) ve yaşamının diğer alanlarınıda etkileyeceğini (3.7±0.9) düşündükleri belirlenmiştir. Akademik erteleme davranışlarıyla; akademik yükleme stilleri arasında pozitif yönde anlamsız (r= .017), akademik güdülenme (r = -.128) ve akademik özyeterlik (r = -.151) arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Akademik yükleme stilleri ile güdülenme arasında negatif yönde anlamlı (r= .050) ve özyetelik arasında pozitif yönde anlamlı (r= .311), ilşki belirlenmiştir. Akademik güdülenme ile öz yetelik arasında ise pozitif anlamlı ilişki saptanmıştır. Regresyon modelimiz anlamlı olmakla birlikte (F=4.898, p=0.002) akademik erteleme davranışını negatif yönde anlamlı (t=-.571, p=0.010) en güçlü yordayan değişken %12.3'ünü açıklayan akademik öz yeterliliktir. Akademik erteleme davranışını ikinci sırada yordayan değişken ise Akademik güdülenme olup %9'unu negatif yönde anlamlı (t=-.891, p=0.050) olarak açıklamaktadır.
Yenilikçi fen eğitimi yaklaşımlarında öğrenci beceri düzeylerinin belirlenmesi ve değerlendirilmesi
Okullarda verilen eğitim bireyi günlük hayata hazırlayan, karşılaştıkları problemleri çözmek için temel becerileri kazandıran ve bireyin davranışında kazanımlar doğrultusunda istendik değişimler oluşturan bir süreçtir. Bu süreç disiplinler arası bir yapıya sahiptir. 21. yüzyıl, gerek getirdiği yenilik ve değişikliklerle gerekse bireylerin sahip olması gereken becerilerdeki artış ve değişmelerle eğitim dünyasını etkilemektedir. Z çağı bireyleri olarak da adlandırılan bu nesil, aslında bir bilgi bombardımanı ile karşı karşıyadır. Disiplinler arası yaklaşımların ön plana çıkması ile STEM, Endüstri 4.0 ve girişimcilik gibi farklı bakış açılarını kapsayan, üst düzey zihinsel becerileri ön plana çıkaran ve teknolojiyi hayatının her alanında kullanabilen bireyler çağa ayak uydurabilecektir. Üst düzey zihinsel becerilerin ölçülmesi ve değerlendirilmesinde klasik ölçme değerlendirme yöntemlerinin kullanılması içerik ve amaç açısından yeterli değildir. Özellikle STEM eğitim yaklaşımının uygulanmaya konulması ile bu sorun daha da artmaktadır. Çalışma kapsamında inovatif eğitim yaklaşımlarıyla öğrencilere kazandırılmaya çalışılan üst düzey zihinsel beceriler, bilimsel sorgulama yöntemlerini kullanma düzeyleri, bulguları bilimsel olarak yorumlama yetenekleri ve 21. Yüzyıl becerilerini kazanma düzeylerini değerlendirecek bir araç oluşturmak amaçlanmıştır. Çalışmada karma bir model kullanılmıştır. Öncelikle 379 öğretmen ile durum analizi yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre fen bilimleri beceri testi oluşturulmuş ve 421 öğrenciye uygulanarak klasik test kuramı uygun olarak analizler yapılmıştır. Başarı testinin düzey olarak zor ve yüksek ayrıcılığa sahip olduğu tespit edilmiştir. Test sonuçları ile öğretmen gözlemleri ve öğrenci tutumları arasındaki ilişkiler de incelenmiştir. Tezin son aşamasında ise ölçek 159 öğrenciye uygulanarak doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. Sonuç olarak fen bilimleri beceri testi sonuçları ile gözleme dayalı ölçülen bilimsel süreç becerileri, yaşam becerileri, 21. yüzyıl becerileri, üst düzey zihinsel becerileri kullanma düzeyleri, bilişsel düzeyde STEM ve uygulama düzeyinde STEM becerileri ile yüksek korelasyon tespit edilmiştir. Hazırlanan başarı testinin amacına yönelik olarak çalıştığı görülmüştür.
Suriyeli öğrenciler için atanan Türkçe öğretmenlerinin akademik öz yeterlikleri
Yabancı dil öğretimi akademik, toplumsal veya meslekî gelişim amacıyla kişiye ana dili dışında bir dilin öğretilmesi sürecidir. Çalışmamızın amacı, Suriyeli öğrenciler için açılan kamplara atanmış olan Türkçe öğreticilerinin yabancılara Türkçe öğretimi alanındaki akademik öz yeterlik algılarını belirlemektir. Çalışma, nitel türde olgubilimsel (fenomenolojik) desende gerçekleştirilmiştir. Olgubilimsel desen, tamamen yabancı olmadığımız ama derinden de anlayamadığımız olguları araştırmak için kullanılır. İçerik analizinde, içerikle ilgili sonuçlara ulaşma ve örneklemden elde edilen verilerden içerik etkilerini ölçme amaçlanır. Çalışma grubunu, 2018-2019 eğitim-öğretim yılında Diyarbakır'da çalışan 10 Türkçe öğreticisi oluşturmaktadır. Çalışmamızın sonucunda, katılımcı öğretmenlerin yabancılara Türkçe öğretimine dair akademik öz yeterlik algılarının genel olarak yüksek olmadığı belirlenmiştir.
Öğrenme stillerine göre yapılandırılmış öğretim ilke ve yöntemleri dersinin öğretmen adaylarının epistemolojik inançlarına, üstbiliş düşünme becerilerine, akademik öz-yeterliklerine ve akademik başarılarına etkisi
Bu araştırmanın amacı öğrenme stillerine göre yapılandırılmış Öğretim İlke ve Yöntemleri dersinin öğretmen adaylarının epistemolojik inançlarına, üstbiliş düşünme becerilerine, akademik öz-yeterliklerine ve akademik başarılarına etkisini incelemektir. Çalışmada deneysel araştırma yöntemlerinden Öntest-Sontest Kontrol Gruplu Model kullanılmıştır. Deney grubunda baskın öğrenme stillerine göre öğretim yapılırken, kontrol grubunda dersin içeriğine uygun yöntem ve teknikler kullanılarak öğretim yapılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Fırat Üniversitesi Eğitim Fakültesi 2018-2019 yılı güz döneminde Türkçe Öğretmenliği ve Fen Bilgisi Öğretmenliği bölümündeki 109 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada öğretmen adaylarının baskın öğrenme stillerini belirlemek amacıyla Grasha - Reichmann Öğrenme Stilleri Ölçeği kullanılmıştır. Ayrıca öğretmen adaylarının üstbiliş düşünme becerilerini ölçmek amacıyla Tuncer ve Kaysi tarafından geliştirilen "Üstbiliş Düşünme Becerileri Ölçeği", akademik özyeterlik düzeylerini belirlemek amacıyla Ekici tarafından Türkçeye uyarlanan "Akademik Özyeterlik Ölçeği" ve epistemolojik inançlarını belirlemek amacıyla Deryakulu ve Büyüköztürk tarafından Türkçeye uyarlanan "Epistemolojik İnançlar Ölçeği" kullanılmıştır. Ayrıca araştırmada öğretmen adaylarının Öğretim İlke ve Yöntemleri dersine ilişkin akademik başarılarını belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından güvenirliği ve geçerliği yapılan "Öğretim İlke ve Yöntemleri Başarı Testi" kullanılmıştır. Araştırmanın bulguları incelendiğinde her iki bölümde de baskın öğrenme stillerine göre yapılan öğretimin, akademik başarı üzerinde güçlü düzeyde etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Baskın öğrenme stiline göre öğretimin yapıldığı deney grubunda yer alan öğretmen adaylarının üst biliş düşünme becerilerinin, kontrol grubundaki öğretmen adaylarına göre anlamlı düzeyde artış gösterdiği belirlenmiştir. Dolayısıyla baskın öğrenme stillerine göre yapılan öğretimin üstbiliş düşünme becerisini geliştirdiği söylenebilir. Araştırma sonucunda deney ve kontrol gruplarının epistemolojik inançları ve akademik özyeterlikleri karşılaştırıldığında anlamlı farklılık olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmada öğrenme stilleri ile akademik başarı arasında kurulan yapısal eşitlik modelinin doğrulanmadığı belirlenmiştir. Ayrıca öğrenme stilleri ile akademik başarı arasındaki ilişkide üstbiliş düşünme becerisi ile epistemolojik inancın aracılık etkisine dair kurulan modelin kabul edilebilir düzeyde olduğu görülmüştür. Bu araştırma sonuçları öğretmen adaylarına yönelik öğretim süreçlerinde, baskın öğrenme stillerinin dikkate alınmasının gerekliliğini göstermiştir. Ayrıca baskın öğrenme stillerine göre yapılandırılmış öğretimin üstbiliş düşünme becerisi üzerindeki olumlu katkısı dikkate alındığında, üstbiliş düşünme becerilerine yönelik yapılacak etkinliklerde öğrenme stillerinin dikkate alınması faydalı olacaktır.
Sorgulayıcı öğrenme yönteminin öğretmen adaylarının bilimsel süreç becerilerine, başarılarına, akademik ve öğretmen özyeterliklerine etkisi
Bu çalışmada Fen Öğretimi Laboratuvar Uygulamaları II dersinde, sorgulayıcı öğrenmenin; öğretmen adaylarının başarılarına (BT), bilimsel süreç becerilerine (BSB), akademik öz yeterliklerine (AÖÖ) ve öğretmen öz yeterliklerine (ÖÖÖ) etkisi araştırılmak istenmiştir. Bu çalışma 2016-2017 akademik yılının bahar döneminde Fırat Üniversitesi Eğitim Fakültesi Fen Bilgisi Öğretmenliği 3. Sınıf Fen Öğretimi Laboratuvar Uygulamaları II dersinde 3. Sınıf 63 fen bilgisi öğretmen adayıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmada karma araştırma desenlerinden biri olan "Açımlayıcı Sıralı Karma Desen" kullanılmıştır. Araştırmanın nicel kısmında, nicel araştırma yöntemlerinden olan deneysel desen ön-test son-test kontrol gruplu deney modeli kullanımı uygun görülmüştür. Araştırmanın nitel kısmında sorgulayıcı öğretimle işlenen dersin ve bu uygulamanın olumlu-olumsuz yönleri öğrencilere yarı yapılandırılmış görüşme formuyla sorulmuştur. Rastgele atama şeklinde deney ve kontrol gruplarına atanan öğretmen adaylarından 4 ya da 5'er kişilik gruplar oluşturulmuştur. Deney grubunda bulunan öğretmen adaylarına sorgulayıcı öğretim uygulamaları doğrultusunda ders işlenmiş, kontrol grubunda olan öğretmen adaylarına ise geleneksel laboratuvar etkinlikleri uygulanmıştır. Uygulama 9 hafta sürmüştür. Öğretmen adaylarına çalışmadan önce ve sonra "Başarı Testi (BT)", "Bilimsel Süreç Becerileri Ölçeği (BSBÖ)" ve "Akademik Özyeterlik Ölçeği (AÖÖ)" ve "Öğretmen Özyeterlik Ölçeği (ÖÖÖ)" uygulanmıştır. Ölçekler öğretmen adaylarına ön test ve son test şeklinde uygulanmıştır. Verilerin nicel analizinde repeated measure MANOVA (tekrarlı ölçüm MANOVA) ve t testi kullanılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre grupların BT son test puanları arasında istatistiksel olarak deney grubu lehine, pozitif yönde bir fark bulunmuştur (p=.00).Grupların BSBÖ son test puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak olmasa da ve orta etki büyüklüğüne sahip, pratik anlamda bir fark bulunmuştur (p=.11). Deney ve kontrol gruplarının Akademik Özyeterlikleri (AÖÖ) son test puan ortalamaları karşılaştırıldığında iki grup arasında da istatistiksel olarak anlamlı bir farkın olmadığı sonucuna ulaşılmıştır (p=.40). Grupların Öğretmen Özyeterlikleri (ÖÖÖ) son test puan ortalamaları karşılaştırıldığında iki grup arasında da istatistiksel olarak anlamlı bir farkın olmadığı sonucuna ulaşılmıştır (p=.10). Çalışmanın nitel veri analizinde içerik analizi tekniği kullanılmıştır. Nitel veriler analiz edildiğinde öğretmen adaylarının büyük çoğunluğunun, sorgulayıcı öğrenmenin genellikle olumlu yönlerinden bahsettiği, akademik başarılarının arttığını, bilimsel süreç becerilerinin geliştiğini, meslek hayatlarında da uygulayacakları fakat ön bilgi edinilmemiş konularda uygulama güçlüğü çekilebileceğini ifade ettikleri sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sorgulayıcı Öğretim, Başarı, Bilimsel Süreç Becerileri, Akademik Özyeterlik, Öğretmen Özyeterlik
Müzik öğretmeni adaylarının almış olduğu eğitimin niteliğinin öğrenme çıktılarına etkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Müzik Öğretmenliği Ana Bilim Dalı Lisans Programında öğrenim gören 4. sınıf müzik öğretmeni adaylarının aldıkları eğitimin niteliğine yönelik "Memnuniyet Düzeyleri"ni ve aldıkları müzik eğitimiyle ilgili sahip olmaları gereken "Öğrenme Çıktıları"nı geliştirilen ölçeklerle saptayarak, memnuniyet düzeylerinin öğrenme çıktılarına etkisini yapısal eşitlik modeli (YEM) ile ortaya koymaktır. Bu araştırmada açıklayıcı araştırma modeli kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, araştırmanın örneklem grubunda belirlenen üniversitelerin Müzik Öğretmenliği ABD' nın son sınıflarında öğrenim gören öğretmen adayları oluşturmaktadır. Çalışma grubu, verilerin toplanması amacıyla geliştirilen ölçeklerin uygulanma süreci bakımından iki ana gruba ayrılmıştır. İlk grupta yer alan çalışma grubunu, 2017-2018 eğitim-öğretim yılının bahar döneminde Müzik Öğretmenliği ABD' nın son sınıflarında öğrenim gören 133 öğretmen adayı oluşturmaktadır. Bu grupta yer alan öğrencilere geliştirilen "Memnuniyet Düzeyi Ölçeği" ve "Öğrenme Çıktıları Ölçeği" nin geçerlik-güvenirlik çalışmaları ve pilot uygulamaları yapılarak ölçekler son uygulama için kullanıma hazır hale getirilmiştir. Çalışmanın ikinci grubunu ise, son uygulama için hazır hale getirilen ölçeklerin uygulandığı 2018-2019 eğitim-öğretim yılının güz döneminde toplamda 11 üniversitenin Müzik Öğretmenliği ABD' nın son sınıflarında öğrenim gören 309 öğretmen adayı oluşturmaktadır. Ölçeklerden toplanan ön uygulama verileri doğrultusunda verilerin analizi; tanımlayıcı istatistikler frekans, yüzde, ortalama, standart sapma değerleri ile sunulmuştur. Memnuniyet düzeyini belirlemeye yönelik geliştirilen ölçek dört alt boyuttan oluşmaktadır. Bunlar; akademik personel ve danışmanlık, eğitim öğretim, yönetim ve organizasyon, fiziksel şartlar boyutlarıdır. Öğrenme çıktıları düzeyini belirlemeye yönelik geliştirilen ölçek üç alt boyuttan oluşmaktadır. Bunlar; bilgi beceri ve yetkinlik boyutlarıdır. Verilerin analizinde, araştırmaya katılan müzik öğretmeni adaylarının, memnuniyet düzeyleri ve öğrenme çıktılarına ilişkin düşüncelerini ortaya koyan istatistikler ile memnuniyet düzeylerinin öğrenme çıktıları düzeyleri üzerindeki etkiyi ortaya koymak ve modellerin uyumunu değerlendirmek amacıyla YEM kullanılmıştır. Bu genel amaç doğrultusunda, araştırmanın birinci alt problemine yönelik elde edilen verilerden müzik öğretmeni adaylarının memnuniyet düzeylerine ilişkin görüşlerini ortaya koyan istatistik sonuçlarına göre; "Akademik Personel ve Danışmanlık" boyutundaki memnuniyetleri orta düzeydedir (X=2,73), "Eğitim Öğretim" boyutundaki memnuniyetleri orta düzeyin altındadır (X=2,56), "Yönetim Ve Organizasyon" boyutundaki memnuniyetleri orta düzeyin altındadır (X=2,33), "Fiziksel Şartlar" boyutundaki memnuniyetleri orta düzeyin altındadır (X=2,32). Araştırmanın ikinci alt problemine yönelik elde edilen verilerden müzik öğretmeni adaylarının öğrenme çıktılarına ilişkin görüşlerini ortaya koyan istatistik sonuçlarına göre; "bilgi" boyutundaki öğrenme çıktıları düzeyleri orta düzeydedir (X=3,15), "beceri" boyutundaki öğrenme çıktıları orta düzeydedir (X=3,18), "yetkinlik" boyutundaki öğrenme çıktıları orta düzeydedir (X=3,18). Araştırmanın üçüncü alt problemi için tasarlanan yapısal modellere ilişkin elde edilen sonuçlara göre; ilk olarak oluşturulan modeller içerisinde tanımlanan bütün ölçme modellerinin araştırmanın verileri tarafından doğrulanıp doğrulanmadığı test edilmiş ve sonuç olarak toplamda 12 modelden yedisinin kabul edilebilir model olduğu saptanmıştır. Beş modelin ise kabul edilebilir uygunluk düzeyinde olmadığı tespit edilmiştir. Bu sebeple, mevcut haliyle kabul edilebilir uygunluk düzeyinde olmayan bazı modellerin revize edilmesine karar verilmiştir. Revize işlemi gerçekleştirilirken ilgili yazılım programının önermeleri ve alanyazın araştırmaları dikkate alınmıştır. Bu önermeler doğrultusunda modellere yeni bir yol eklenerek revize edilen modeller denenmiştir. Bu eklenen yeni yol sayesinde bazı uygun olmayan modellerin uyum iyiliği istatistik değerleri kabul edilebilir düzeye gelmiştir. YEM analizleri sonucunda önerilen uyumlu modellerden akademik personel ve eğitim öğretim memnuniyet düzeyi değişkenlerinin bilgi düzeyi aracı değişkeni üzerinden öğrencilerin beceri düzeylerini birlikte ne düzeyde etkiledikleri/açıkladıklarına yönelik 1. model %72, yönetim ve organizasyon ile fiziksel şartlar değişkenlerinin bilgi düzeyi aracı değişkeni üzerinden öğrencilerin beceri düzeylerini birlikte ne düzeyde etkiledikleri/açıkladıklarına yönelik 3.1'inci model %73, akademik personel ve danışmanlık değişkeninin hem doğrudan öğrencilerin beceri düzeyi değişkenine hem de eğitim öğretim ve bilgi düzeyi aracı değişkenleri üzerinden beceri düzeylerini etkiledikleri/açıkladıklarına yönelik 7. model %72 oranlarında öğrenme çıktılarının beceri boyutu kazanımının toplam varyansını istatistiksel olarak anlamlı derecede etkileyen/açıklayan modeller olarak gözlenmiştir. Öğrenme çıktılarının yetkinlik değişkenini etkileyen/açıklayan uyumlu modellerden eğitim öğretim değişkeninin yetkinlik boyutu değişkenini doğrudan ve ayrıca akademik personel ve eğitim öğretim değişkenlerinin bilgi düzeyi aracı değişkeni üzerinden öğrencilerin yetkinlik düzeylerini birlikte etkiledikleri/açıkladıklarına yönelik 2.1'inci model %63, yönetim ve organizasyon değişkeninin yetkinlik boyutu değişkenini doğrudan ve ayrıca yönetim ve organizasyon ile fiziksel şartlar değişkenlerinin bilgi düzeyi aracı değişkeni üzerinden öğrencilerin yetkinlik düzeylerini birlikte etkiledikleri/açıkladıklarına yönelik 4.1'inci model %64, akademik personel ve danışmanlık değişkeninin hem doğrudan öğrencilerin yetkinlik düzeyi değişkenine hem de eğitim öğretim ve bilgi düzeyi aracı değişkenleri üzerinden yetkinlik düzeylerini etkiledikleri/açıkladıklarına yönelik 8. model ise %63 oranlarında öğrenme çıktılarının yetkinlik boyutu kazanımının toplam varyansını istatistiksel olarak anlamlı derecede etkileyen/açıklayan modeller olarak gözlenmiştir. Son model olan model 9'da ise en genel hipotezimiz olan "Müzik Öğretmeni adaylarının aldıkları eğitimin niteliğini belirleyen TKY kriterlerine göre ele alınan (akademik personel ve danışmanlık, eğitim-öğretim, yönetim ve organizasyon, fiziksel şartlar) "Memnuniyet Düzeyleri" Müzik Öğretmeni adaylarının "Öğrenme Çıktıları" (bilgi, beceri yetkinlik)" üzerinde pozitif etki yaratmaktadır hipotezi doğrulanmaktadır. Yapılan analiz sonucu, regresyon katsayısı 0,215 çıkmıştır. Sonuç olarak bu çalışmada önerilen yapısal modeller test edilmiş, kabul edilir uygunluk değerine sahip modellerin yanında kabul edilir uygunluk değerlerine sahip olmayan yapısal modellere de yer verilmiştir. Bunun amacı, müzik öğretmeni adaylarının aldıkları eğitimin niteliği artırılırken, eğitim süreçlerinde sahip olmaları gereken öğrenme çıktılarının bilgi, beceri ve yetkinliklerin kazandırılması noktasında bu çıktılara etki eden memnuniyet düzeyi değişkenlerinin hangi yollarla öğrenme çıktılarına etki ederek istatistiksel olarak uygun etki yaratıp yaratmadığını kuramsal olarak ortaya koymaktır. Müzik Öğretmeni adaylarının aldıkları eğitimin niteliğinin artırılarak memnuniyet düzeylerinde de artış sağlanacağı ve bu yolla eğitim öğretim sürecinin girdi ve çıktılarına öğrenme çıktıları açısından olumlu katkılar sağlanacağı düşünülmektedir. Bu açıdan MÖABD'larında verilen eğitimin kalitesini bu araştırma için geliştirilen "Memnuniyet Düzeyi" vb. gibi ölçeklerle tespit edip geliştirmeye yönelik adımlar atılarak yine tezimiz için geliştirilen "Öğrenme Çıktıları" vb. gibi ölçeklerle Müzik Öğretmeni adaylarının eğitim öğretim süreçlerinde sahip oldukları ve ileride olmaları gereken çıktıların daha yüksek düzeyde kazanılması noktasında TKY uygulamaları yaklaşımının dikkate alınması önerilmektedir. Çalışma sadece 4. sınıf müzik öğretmeni adaylarından memnuniyet düzeylerine ve öğrenme çıktılarına yönelik toplanan veriler ile gerçekleştirilmiştir. Öğretmen adaylarının eğitim gördükleri kurumlarda hizmet aldığı "Memnuniyet Düzeyi" ölçeği boyutları açısından bölümlerin taşıdığı farklılıklar ve bu farklılıkların "Öğrenme Çıktıları" boyutlarında yine bölüm bazında ne gibi etkilerinin bulunduğunun araştırılması da farklı veriler toplanarak karşılaştırmalı analizlerin yapılması ile ve değişkenler arası etkilerin daha iyi anlaşılması açısından katkı sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Müzik Öğretmenliği, Memnuniyet Düzeyi, Öğrenme Çıktıları, Yapısal Eşitlik Modeli
Türkiye'de yükseköğretim kurumlarında öğretim elemanlarının akademik performans ölçme kriterlerinin belirlenmesi
İnsan Kaynakları Yönetimi süreçlerinden performans yönetimi, çalışanların işletme amaçları doğrultusunda harekete geçirilmesinde etkili bir süreç olarak kullanılmaktadır. Çeşitli sektörlerde yaygın olarak kullanılan performans yönetimi ve sistemlerinin yükseköğretim kurumlarında aynı ölçüde kullanıldığını söylemek güçtür. Akademik performans, akademik personelin değişik kriterlerle bir arada ölçerek belirlenen bir değer olarak kabul görmektedir. Doğru tespit edilmiş kriterler ile uygulandığında; akademik performans ölçümü faydalı sonuçlar doğuracaktır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye' de yükseköğretim kurumlarında öğretim elemanlarının performans kriterlerinin belirlenmesinde, üniversite sıralamalarında kullanılan boyut ve kriterlerin bir kısmının kullanılabileceğini ve bu yolla oluşturulacak akademik personel performans kriterlerinin ve uygulamalarının yükseköğretim kurumunun toplam başarısına doğrudan etki edebileceğini literatür taraması yoluyla tespit edilmesidir. Literatürde akademik performans kapsamında yükseköğretim kurumlarında öğretim elemanlarının performans kriterleri konusunun araştırma sayısı çok fazla olmamakla beraber son yıllarda üzerinde yapılan çalışmalar ile popüler olmaya başlayan konular arasında yerini aldığı görülmektedir. Akademik personel performans ölçümünde kullanılması mümkün kriterleri belirleyebilmek için, insan kaynakları yönetimin temel işlevlerinden performans yönetim sistemi, akademik performans, dünya üniversite sıralama sistemlerinde kullanılan kriterler üzerinde çalışılmıştır. Ortaya çıkan sonuçta dünya üniversite sıralama sistemlerindeki kriterlerin bir kısmının akademik performans ölçümünde kullanılabileceği; bu kriterlerin akademik performans için önemli ölçüde anlamlı ve ilişkili olduğu tespit edilmiştir.
Ortaokul öğrencilerinin epistemolojik inançlarının eleştirel düşünme eğilimleri ile akademik özyeterlilikleri üzerindeki etkisi (Afyonkarahisar örneklemi)
Bu araştırmanın amacı ortaokul öğrencilerinin epistemolojik inançlarının eleştirel düşünme eğilimleri ile akademik özyeterlilikleri üzerindeki etkisini belirlemektir. Araştırmada ortaokul öğrencilerin epistemolojik inançlarının eleştirel düşünme eğilimleri ile akademik özyeterlilikleri üzerindeki etkisinin incelenmesi amacıyla nicel araştırma desenlerinden ilişkisel tarama deseni kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma evreni Milli Eğitim Bakanlığı Afyonkarahisar İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı resmi ortaöğretim okullarında 2019-2020 Eğitim-Öğretim yılında öğrenim gören öğrencilerden oluşmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise basit seçkisiz örnekleme yöntemi kullanılarak belirlenen 678 ortaokul öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Aypay (2011) tarafından geliştirilen"Epistemolojik İnançlar Ölçeği", Ertaş Kılıç ve Şen (2014) tarafından geliştirilen "Eleştirel Düşünme Eğilimi Ölçeği" ve Ekici (2012) tarafından geliştirilen"Akademik Öz-Yeterlik Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizinde ise frekans, aritmetik ortalama, standart sapma, Pearson Korelasyon testi, ilişkisiz örneklemler t-Testi ve Tek Yönlü MANOVA analizleri kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçları incelendiğinde, akademik özyeterlilik ölçeği ile epistemolojik inançlar ölçeğinin "Öğrenme Süreci-Otorite/Uzman Bilgisine Şüphe" ve "Öğrenme Çabası" alt boyutları arasında pozitif yönlü orta düzeyde ve "Bilginin Kesinliği" alt boyutu ile pozitif yönlü düşük düzeyde bir ilişki belirlenmiştir. Buna karşın "Doğuştan/Sabit Yetenek" alt boyutu ile akademik özyeterlilik ölçeği arasında anlamlı bir ilişki görülmemiştir. Eleştirel düşünme eğilimi ölçeği ile akademik özyeterlilik ölçeği arasında pozitif yönlü yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki belirlenmiştir. Epistemolojik inanç ölçeğinin "Öğrenme Süreci-Otorite/Uzman Bilgisine Şüphe", "Öğrenme Çabası" ve "Bilginin Kesinliği" alt boyutları ile eleştirel düşünme eğilimi ölçeği arasında pozitif yönlü orta düzeyde anlamlı bir ilişki görülürken, "Doğuştan/Sabit Yetenek" alt boyutu ile eleştirel düşünme eğilimi ölçeği arasında anlamlı bir ilişki görülmemiştir. Ayrıca ortaokul öğrencilerinin epistemolojik inanç ölçeği alt boyut düzeylerinin, eleştirel düşünme eğilimleri ve akademik özyeterlilikleri üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Epistemolojik inanç, eleştirel düşünme eğilimi, akademik özyeterlilik.