Alt ekstremite
59 theses under this subject heading
Serum CRP/albumin oranının alt ekstremite periferik arter hastalığı şiddeti ile ilişkisi
AMAÇ: Bu çalışma alt ekstremite tıkayıcı periferik arter hastalarında CRP(C Reaktif Protein) /Albumin oranının hastalığın şiddeti ve prognozu açısından etkin bir gösterge olup olmadığının değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışma Ocak 2016-Ekim 2020 tarihleri arasında Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Tayfur Ata Sökmen Tıp Fakültesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi kliniğine başvuran alt ekstremite tıkayıcı periferik arter hastalığı tanısı konmuş ve tedavisi yapılmış 50 hastanın randomize olarak seçilmesi ve sonuçlarının retrospektif olarak değerlendirilmesi ile oluşturuldu. Hastaların dosyaları taranarak yaş, cinsiyet, kronik hastalık durumları, sigara kullanımı, daha önce geçirilmiş periferik işlem öyküleri, tarafımızca yapılan tedaviler, ayak bileği-kol basınç indeksleri ve başvurdukları tarihlerdeki Serum CRP ve Albumin değerlerine ulaşıldı. Fizik muayene, hastanın şikâyetleri, Rutherford ve Fontaine klinik evrelemeleri tedavi öncesi arterial lezyonları irdelendi. Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Tayfur Ata Sökmen Tıp Fakültesi Klinik Araştırmalar Etik Kurul'dan onayı alındı. BULGULAR: Araştırmaya katılan toplam 50 hastanın %26,0'sı (13 hasta) kadın ve %74,0'ü (37 hasta) erkekti. Şikayetler arasında en yaygın olanı %26,0 oranla ayakta yara ve aynı oranla kladikasyon olup, bunu %22,0 oranla istirahat ağrısı izlemekteydi. Hastaların %12,0'sinde medikal tedavi kararı alınırken, %88,0'inde ise revaskülarizasyon kararı alındı. Hastaların %20,0'sine tedavi sonrası ampütasyon yapıldı. Klinik sınıflama ile ayak bileği-kol indeksi değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ve negatif yönde ilişki vardı (p=0,000). Korelasyon analizi sonuçlarına göre CRP/albümin oranı ile kol ve bacak indeksi (r=-0.324; p=0,022) arasında istatistiksel olarak anlamlı ve negatif yönde ilişki vardı. SONUÇ: Ayak bileği-kol indeksi ve klinik sınıflamalara dayanarak CRP/ Albumin oranı arttıkça periferik arter hastalığının şiddeti de artmaktadır. ANAHTAR KELİMELER: Periferik arter hastalığı, Albumin, CRP, ABI
Kadın voleybolcularda süper slow motion kuvvet antrenmanlarının alt ekstremite kuvvetine ve anaerobik güce etkisinin incelenmesi
TURGUT, K., Kadın Voleybolcularda Süper Slow Motion Kuvvet Antrenmanların Alt Ekstremite Kuvvetine ve Anaerobik Güce Etkisinin İncelenmesi. Dumlupınar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Beden Eğitimi ve Spor Anabilim Dalı programı Yüksek Lisans Tezi, Kütahya. 2018. Bu çalışmada "Kadın voleybolcularda süper slow motion kuvvet antrenmanların alt ekstremite kuvvetine ve anaerobik güce etkisi" amaçlanmıştır. Yaş ortalamaları n=14 & deney grubu 20,35±2,11 yıl; n=14 & kontrol grubu 21,1±0,41 yıl olan sporculara sekiz hafta boyunca süper slow motion (SSM) kuvvet antrenmanı ve kontrol grubuna rutin antrenman uygulandı.Boy uzunluğu SSM n=14 & deney grubu; 171,286 ± 8,250 cm; n=14 & kontrol grubu 169,429 ± 7,325 cm, vücut ağırlığı SSM n=14 & deney grubu; 58.85±12,65 kg ; n=14 & kontrol grubu 61,44±8.54 kg toplamda 28 katılımcı yer aldı.Araştırmada sekiz haftalık süreçte ilk ve son haftalarda vücut ağırlığı, dikey sıçrama ve wattbike ergobisiklette 6 sn-30sn anaerobik güç değerleri tespit edilmiştir. Ayrıca dikey sıçrama, squat ve göğüs pres hareketlerinde güç değerleri MYO test aracılığı ile kayıt altına alındı. Katılımcıların ön kol, göğüs pres, önden omuz pres, lat çekişi, bacak pres, arka bacak bükme, bacak açma, parmak ucu yükselme hareketlerinde bir maksimum tekrarları (1 MT) kg cinsinden tespit edildi. Deney grubunda yer alan katılımcılar kaldırabildikleri 1 maksimum tekrarlı ( 1 MT) kg'ların % 50 değeri ile 2 sn konsantrik- 4 sn eksantrik olarak ilk hafta kuvvet antrenmanına katıldılar. Devamında 2.,3. ve 4. Haftalarda her hafta % 5 'lik yüklenme artışı uygulandı. 4. Hafta sonunda 1 maksimum tekrarları belirlendi. Kaldırabildikleri 1 maksimum tekrarlı ( 1 MT) kg'ların % 70'i ile 3 sn konsantrik- 6 sn eksantrik olarak programa 5. ve 6. Haftalarda devam edildi. Son iki hafta yüklenme yoğunluğu % 80 olarak arttırılarak antrenman periyodu sonlandırıldı. Çalışmalar 8 hafta boyunca, haftada 3 gün olacak şeklinde uygulanmıştır. Kontrol grubunda yer alan katılımcılar rutin antrenman programlarına devam etmişlerdir. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 17 paket programı kullanıldı. tekrarlı ölçümler varyans analizinde(Repeatedmeasures anova)zamanXgrup etkileşimi ve simple effect değerledirilmesi yapıldı. Uygun testin belirlenmesi için hipotezler test edilmeden önce verilerin normal dağılıma sahip olma durumlarına bakılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak değerlendirilmiştir. Çalışma sonunda katılımcıların ölçümler arası göğüs pres'e ait absolut güç (watt), göğüs pres'e ait hızı (cm/sn), squat dikey sıçrama hzı (cm/sn), 6-30 sn wattbike anaerobik absolut güç ortalama (watt) ve 6-30 sn wattbike anaerobik relatif güç (watt/kg) değerlerinde deney grubu lehine anlamlı fark görülmüştür (p<0.05). Ancak squat dikey sıçrama yüksekliği (cm), ve squat absolut güç (watt) değerlerinde anlamlı farklılık tespit edilememiştir. Katılımcıların GrupXölçüm olarak değerlendirildiğinde göğüs pres'e ait absolut güç (watt), göğüs pres'e ait hızı (cm/sn) ve 30 sn wattbike anaerobik absolut güç ortalama (watt) değerlerinde deney grubu lehine anlamlı farklılık ortaya çıkmıştır. Fakatsquat dikey sıçrama yüksekliği (cm), squat absolut güç (watt),squat dikey sıçrama hzı (cm/sn), 6 sn wattbike anaerobik absolut güç ortalama (watt) ve 6-30 sn wattbike anaerobik relatif güç (watt/kg) değerlerinde anlamlı farklılık görülmemektedir. Sonuç olarak; Elde edilen bu verilere göre Süper slow motion kuvvet antrenmanın anaeobik güç ve dikey sıçrama hızına katkı sağlamaktadır. Antrenmanın etkisine GrupXÖlçüm olarak değerlendirildiğinde anaerobik absolut güç üzerine etkisinin daha belirgin olduğu görülmektedir. Voleybol branşında süper slow motion kuvvet antrenmanlarına yer verilmelidir. Fakat kuvvet uygulamalarında yüklenme şiddetinin sporcuda sakatlık oluşturmayacak düzeyde ve konsantrik-eksantrik kasılma sürelerinin uygulama sırasında etkinliği göz öününde bulundurulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Voleybol, Süper slow motion, Anaerobik güç,dikey sıçrama
Fasya iliaka kompartman bloğu için en uygun lokal anestezik volümü: Üç farklı volümün karşılaştırılması
AMAÇ: Fasya iliaka kompartman bloğu (FİKB) alt ekstremite cerrahilerinde postoperetif ağrıyı azaltmak için son dönemde sıkça tercih edilen bir analjezi yöntemidir. Çalışmamız da total kalça artroplastisi planlanan hastalarda postoperatif analjezi amacıyla uygulanan FİKB' de volümün etkisini araştırmayı amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya etik kurulu onayı alındıktan sonra, total kalça artroplastisi planlanan ASA I-II-III 18-85 yaş arası 45 hasta dahil edildi. Bütün hastalara genel anestezi uygulandı ve inhalasyon anestezisi ile idame sağlandı. Hastalar kapalı zarf çekme yöntemi ile üç gruba ayrıldı. Grup 1' e 30 ml, grup 2' ye 40 ml ve grup 3' e 50 ml volüm içinde LA solusyonu hazırlandı. Operasyon bitiminde supin pozisyonda USG eşliğinde suprainguinal yaklaşımla FİKB uygulandı. Derlenme odasında hastalara tramadollü iv-HKA cihazı bağlandı. Derlenme odasında VAS≤5 oluncaya kadar hastalar takip edildi gereken hastalara ek analjezik yapıldı. Hastaların derlenme odası giriş, 1., 6., 12., 18., 24. saat VAS, tramadol tüketimi ve memnuniyet anket değerleri kayıt altına alındı. BULGULAR: Çalışmamız yaşları 18 ile 85 arasında değişen, 10' u (%22,2) erkek ve 35' i (%77,8) kadın olmak üzere toplam 45 olgu üzerinde yapılmıştır. Olguların yaş ortalaması 60.7±11.30 yıldır. Olgular 15'er kişilik üç grup altında incelenmiştir. Gruplara göre olguların yaş, kilo, boy, VKİ ve cinsiyet dağılımları ile anestezi süresi ve cerrahi süre ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p>0.05). Grup 2 deki olguların 1. saat, 6. Saat, 12. saat, 18. saat ve 24. saatlerdeki VAS değerleri, total tramadol tüketim miktarları, verilen bolus sayıları, istedikleri bolus sayıları grup 3' den istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0.05). Her üç grupta da komplikasyona rastlanmamıştır. SONUÇ: FİKB total kalça artroplastisisinde postoperatif analjezi sağlayan etkin bir kompartman bloğudur. Bu çalışmada en düşük ağrı skorları ve analjezik gereksinimi 2mg/kg bupivakain içeren 40 ml LA kullanılan grupta elde edilmiştir.
Pasif bir alt ekstremite yürüyüş desteğinin biyomekanik tasarımı
Yürüyüş destekleri genel olarak bilinen adıyla dış iskeletler insan uzuvları ile etkileşim halinde çalışan, 1890 yılından günümüze kadar gelişerek, kullanan kişiye yardımcı olmak için tasarlanan giyilebilir cihazlardır. Dış iskeletler insan makine etkileşiminin artmasıyla günümüz teknolojisinde askeriye ve sağlık alanı başta olmak üzere endüstriyel ve sivil hayatta da kullanılmaya başlanmıştır. Bu tez çalışmasında uzun süre yürüyen kişiler için alt ekstremitede yürüyüş desteğinin biyomekanik tasarımı ve matematiksel modellemesi gerçekleştirilmiştir. Böylece uzun süreli yürüme nedeniyle alt ekstremitede ciddi sağlık problemleri oluşmadan çalışan kişilerin daha konforlu çalışabilmesi ve daha az metabolik enerji harcaması öngörülmektedir. Tasarımı yapılan model, boyu 1,80 m ve kütlesi 80 kg birinin vücut ölçüleri baz alınarak oluşturulmuştur. Yürüyüş desteği olarak tasarlanan sistem için öncelikli olarak yürüyüşün basma fazı alt evrelerinde yürüyüş desteği bulunmayan modelin tüm vücut serbest cisim diyagramı ve segment olarak elde edilmiş serbest cisim diyagramları oluşturularak denge denklemleriyle bilinmeyen kuvvetlerin ve ayak bileği momentinin bulunması sağlanmıştır. Yürüyüş desteği bulunmayan modeldeki denklemler oluşturulduktan sonra tasarımı yapılmış yürüyüş desteği modeliyle birlikte bulunan sistemdeki kuvvetlerin ve ayak bileği momentinin değişimini bulmak için denklemler oluşturulmuştur. Bulunan denklemler, yürüyüş çevriminin salınım fazında ayağın yerle teması çok az olduğu için basma fazının alt evrelerindeki ayağın konumu kullanılarak hesaplanmıştır. Matematiksel çözüm ile birlikte yürüyüş desteği bulunan ve bulunmayan alt ekstremite için Aşil tendon kuvveti, ayak bileğine etki eden kuvvetler ve ayak bileği momenti bulunmuştur. Oluşturulan modelin bilgisayar programında analizi yapılarak sistemin toplam deformasyonu ve sistemdeki yay kuvvetleri ile yaydaki uzama miktarları elde edilmiştir. Tasarımı ve hesaplaması yapılan model yardımıyla mekanik olarak çalışan ve yürüyüş sırasında ayağa gelen yükleri azaltarak metabolik enerjinin azalmasına yardımcı olan bir sistem önerilmiştir. Mekanik olarak çalışacak sistemde Aşil tendonuna gelen yükün azaltılması için tendona paralel ve yürüme sırasında harcanan metabolik enerjiyi azaltacak şekilde yaylar eklenerek daha sade bir sistem tasarlanmıştır. Böylece herhangi bir harici güç gereksinimine ihtiyaç duyulmadan bir yürüyüş desteği oluşturulmuştur.
Sağlıklı bireylerde klasik masaj ile konnektif doku masajı uygulamalarının alt ekstremite kan akımı üzerine akut etkilerinin karşılaştırılması
Bu çalışmada sağlıklı bireylerde Klasik Masaj ile Konnektif Doku Masajının alt ekstremite kan akımı üzerine akut etkileri karşılaştırıldı. Araştırmaya 20 gönüllü sağlıklı kişi dahil edildi. Olguların sol alt ekstremitelerine 40 dakika tek seans Klasik Masaj uygulandı. Bir hafta sonra aynı kişilere temel bölge (sacral bölge) ve alt ekstremitelerine 40 dk tek seans Konnektif Doku Masajı uygulandı. Olguların arteria poplitealis ve arteria tibialis posterior'daki damar çapı (mm), kan akış hızı (ml/sn) ve kan akım miktarı (ml/dk) uygulama öncesi ve uygulama sonrası renkli doppler ultrason ile ölçüldü. Çalışmada Konnektif Doku Masajı ve Klasik Masaj yönteminin periferik damarlarda damar çapı, kan akış hızı ve kan akım miktarını arttırdığı belirlendi (p <0,05). İki uygulama karşılaştırıldığında Konnektif Doku Masajı arteria poplitealisde kan akış hızını, kan akım miktarını ve arteria tibialis posteriorda damar çapını (mm), kan akış hızını (ml/sn) ve kan akım miktarını (ml/dk) Klasik masajdan daha fazla arttırmıştır. (p<0,05). Arteria poplitealisin damar çapında iki uygulamanın birbirine üstünlüğü sağlanamadı. Bu sonuçlar sağlıklı kişilerde Konnektif Doku Masajı'nın Klasik Masaj'a göre periferik kan dolaşımını arttırmada daha etkili olduğunu göstermiştir. Anahtar kelimeler: Dolaşım sistemi, Doppler ultrason, Kan akımı, Klasik masaj, Konnektif doku masajı
Alt ekstremite cerrahisi geçiren hastalarda uygulanan femoral ve siyatik blok başarısının perfüzyon indeksi ölçümü ile değerlendirilmesi
Amaç: Periferik sinir bloğu yöntemleri, günümüzde özellikle ekstremite cerrahisinde giderek artan bir sıklıkta kullanılmaktadır. Ancak bir bloğun başarısını ve yeterliliğini değerlendirmek için kullanılan geleneksel yöntemler zaman alıcı, subjektif ve hasta işbirliğine bağlıdır. Bu nedenle blok başarısının ve yeterliliğinin değerlendirilmesinde kullanılacak objektif bir yöntem arayışı sürmektedir. Bu doğrultuda biz çalışmamızda nabız oksimetre teknolojisi ile ölçülen Perfüzyon İndeksi (Pİ)'nin kombine femoral siyatik blok başarısının değerlendirilmesinde erken ve kantitatif bir belirteç olup olmadığını araştırmayı amaçladık. Yöntem: Elektif alt ekstremite cerrahisi nedeniyle kombine femoral siyatik blok uygulanacak, 18-65 yaş arası, ASA I- III olan 80 hasta dahil edildi. Tüm hastalara; ultrasonografi ve sinir stimülatörü eşliğinde siyatik blok için 30 ml % 0,25 bupivakain + % 1 lidokain solüsyonu, femoral blok için 20 ml % 0,25 bupivakain + % 1 lidokain solüsyonu uygulandı. Hastaların 0, 5, 10, 20, 30. dk'larda kalp atım hızı, ortalama arteryal basıncı, periferik oksijen saturasyonları, perfüzyon indeksi, kapiller dolum zamanı, distal cilt sıcaklığı ölçümleri yapılarak kaydedildi. Yine aynı zaman dilimlerinde ısı duyusu bloğu testi, motor kuvvet bloğu ve pin prick testi değerlendirilerek kaydedildi. Bulgular: Çalışmamızda blok yapılan alt ekstremite ile kontralateral alt ekstremite arasındaki Pİ ortalamalarına bakıldığında; 5, 10, 20 ve 30. dk'da blok yapılan tarafta Pİ ortalamaları anlamlı olarak yüksek bulundu (p<0,05). ısı duyusu bloğu zamanı; 16,58 ± 7,94 dk , motor blok başlangıç zamanı; 12,60 ± 5,65 dk, Pin-prick testi pozitif olma zamanı; 15,34 ± 6,19 dk olarak bulundu. Sonuç: Kombine femoral siyatik blok sonrasında duyusal ve motor bloktan önce gelişen sempatik bloğun neden olduğu perfüzyondaki artışın nabız oksimetre teknolojisiyle ölçülen Pİ'yi duyu ve motor bloktan daha önce arttırdığı ve Pİ'nin kombine femoral siyatik blok başarısını değerlendirmede kullanabilecek objektif, hızlı, pratik ve girişimsel olmayan bir yöntem olduğu sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Periferik sinir bloğu, Kombine femoral siyatik blok, Perfüzyon indeksi, Perfüzyon artışı.
Adölesan voleybolcuların üst ekstremite fonksiyonelliğinin ve yaşam kalitesinin incelenmesi
Üst ekstremite mobilite ve becerileri yerine getirmek için vücudun omuz, kol, dirsek, ön kol, el ve el bileğini içerisine alan kısmıdır. Üst ekstremitenin yoğun olarak kullanıldığı voleybol profesyonel, amatör ve eğlence amacıyla her yaş kategorisindeki insanların oynadığı en popüler spor türlerinden biridir. Bu popülerlik adölesan bireylerin voleybola yönelmesine olanak sağlamaktadır. Adölesan bireylerin voleybol oynaması üst esktremitelerinde bazı parametrelerde gelişmeler meydana getirmektedir. Bu çalışmanın amacı, adölesan voleybolcuların üst ekstremite fonksiyonelliğini ve yaşam kalitesini incelemek idi. Çalışmaya Kırşehir Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü'nde kayıtlı 20 adölesan voleybolcu ve spor alışkanlığı olmayan 20 sedanter birey katıldı. Çalışma değerlendirmeleri Kırşehir Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü'ne bağlı Aşıkpaşa Kapalı Spor Salonu'nda gerçekleştirildi. Katılımcıların üst ekstremite fonksiyonelliği ve yaşam kalitesi WHOQOL-BREF ve Q-DASH anketleri ile Disklere Dokunma Testi, El Pençe Kuvvet Testi, Bükülü Kol Asılma Testi, Modifiye Push-up Testi, Nelson El Reaksiyon Testi, Sağlık Topu Fırlatma Testi, Sırt Kaşıma (Back Scratch) Testi ve Üst Ekstremite Y Denge Testi ile değerlendirildi. Gruplar arası istatiksel analiz sonuçlarına göre; Disklere Dokunma Testi, Bükülü Kol Asılma Testi, Modifiye Push-up Testi, Nelson El Reaksiyon Testi, Sağlık Topu Fırlatma Testi ve Üst Ekstremite Y Denge Testi sonuçlarında sporcu grup lehine anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). WHOQOL-BREF, Q-DASH, El Pençe Kuvvet Testi ve Sırt Kaşıma (Back Scratch) Testi sonuçlarına göre gruplar arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak, çalışmamız adölesan dönemde voleybol oynayan bireylerin üst ekstremite kuvveti, dayanıklılığı, patlayıcı gücü, hareket hızı, reaksiyon zamanı ve dengesinin geliştiğini ortaya koymuştur. Bu nedenle adölesan dönemde bireylerin spora yönlendirilmesini düşünmekteyiz.
Farklı Lig kategorilerinde oynayan hentbolcuların bacak hacim ve kütleleri ile üst ekstremite kas kuvveti arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı, farklı liglerde oynayan hentbolcularda bacak hacim ve kütleleri ile üst ekstremite kas kuvveti arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Araştırmada ölçümler sonunda elde edilen verilerin analizinde IBM SPSS 22.0 paket programı kullanılmıştır. Bu araştırmaya, Türkiye Hentbol Federasyonu Süper Lig Erkekler liginde oynayan Tokat Gençlik Spor Kulübü'nden 14 gönüllü erkek sporcu (yaş: 24,07±6,74 yıl, boy:179,43±27,95 cm, kilo: 90,71±16,18 kg), 1. Lig Erkekler A Grubundaki Mihalıççık Spor Kulübü'nden 12 gönüllü erkek sporcu (yaş: 23,83±4,15 yıl, boy: 181,83±6,21 cm, kilo: 84,00±10,86 kg) ve 2. Lig Erkekler D Grubundaki Mersin İdmanyurdu Hentbol Spor Kulübü'nden 10 gönüllü erkek sporcu (yaş: 23,60±4,55 yıl, boy:183,60±7,82 cm, kilo: 86,80±14,70 kg) olmak üzere toplam 36 gönüllü erkek sporcu katılmıştır. Araştırmaya katılan takımların gruplar arası yaş, vücut ağırlığı, boy, el pençe kuvveti, lateral parmak kuvveti, parmak ucu kuvveti, palmar parmak kuvveti, omuz genişliği, omuz esnekliği ve bel çevresi, uyluk hacmi, baldır hacmi, ayak hacmi ve bacak hacmi toplamı, uyluk kütle, baldır kütle, ayak kütle ve bacak kütle toplamı değişkenleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). 2. lig takımının, bacak hacmi toplamı ve el pençe kuvveti ile omuz genişliği arasında pozitif yüksek (p<0.05), bacak kütle toplamı ve el pençe kuvveti ile omuz genişliği arasında pozitif yüksek (p<0.05), 1. lig takımının bacak kütle toplamı ve omuz genişliği arasında pozitif yüksek (p<0.01), baldır kütle ve parmak ucu kuvveti arasında pozitif orta (p<0.05); Süper lig takımının, ayak hacmi ve lateral parmak kuvveti arasında pozitif orta (p<0.05), ayak kütle ve el pençe kuvveti arasında pozitif orta (p<0.05), uyluk hacmi ve el pençe kuvveti arasında pozitif yönlü orta düzeyde anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak, araştırmaya katılan takımların gruplar arası tüm değişkenleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Süper lig, 1. lig ve 2. liglerdeki takımlara ait değişkenlerin bacak hacim ve bacak kütle değişkenleri ile üst ekstremite kas kuvveti arasında anlamlı ilişki tespit edilmiştir (p<0.05). Anahtar kelimeler: Hentbol, bacak kütle, bacak hacim, el pençe kuvveti, parmak kuvveti.
Alt ekstremite ampütasyonu olan hastaların beden imajı ve yaşam kaliteleri ile yaşadıkları sorunların incelenmesi
Amaç: Bu araştırma alt ekstremite ampütasyonu olan hastaların beden imajı ve yaşam kaliteleri ile yaşadıkları sorunları belirlemek için planlandı. Gereç ve yöntem: Bu çalışma, eş zamanlı, nicel ağırlıklı ve karma bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini-alanını, Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji ile Kalp Damar Cerrahisi Polikliniklerine başvuran ve son 3 yılda alt ekstremite ampütasyonu yapılan hastalar oluşturdu. Nicel veriler anket yoluyla 30 hastadan, nitel veriler görüşme formu ile 20 hastadan toplandı. Araştırmanın nicel verileri SPSS paket programıyla, nitel veriler içerik analizi yöntemiyle analiz edildi. Bulgular: Alt ekstremite ampütasyonu olan 30 hastanın yaş ortalaması 47,23±16,08'dür. Hastaların %80'i erkek, %70'inin kronik bir hastalığı var, %56,7'sinin ilk şikayeti bacakta iyileşmeyen yara, %63,3'ü diz veya diz üstünden ampüte ve %53,3'ü protez kullanıyordu. Hastaların SF-36 YKÖ alt boyutları puan ortalamaları; fiziksel fonksiyon 30,11±20,0; sosyal fonksiyon 36,66±27,45; fiziksel rol 18,33±30,03; emosyonel rol 37,77±22,71; mental sağlık 48,0±22,89; enerji 36,50±20,64; ağrı 48,13±28,33 ve genel sağlık 43,96±28,59 bulundu. AVİS toplam puan ortalaması 60,1±19,62'dir. Ampütasyon olan hastaların yaşadıkları sorunların üç ana kategorisi ampütasyonu yapılacağını öğrendikten sonraki tepkiler, ampütasyon sonrası erken dönemde yaşanan sorunlar ve taburculuk sonrası sorunlar olarak belirlendi. Sonuçlar: Ampüte olan hastaların yaşam kaliteleri orta seviyenin altındadır. Vücut imajı algısındaki bozulma ortalamanın üzerindedir. Ampütasyon sonrası en çok yaşanan sorunun mobilizasyonla ilgili olduğu belirtildi.
Ekstremite ampütasyonlarında anestezi uygulamaları
Amaç: Kliniğimizde uygulanan ampütasyon cerrahilerinin anestezi uygulamalarını ve postoperatif komplikasyonları incelemeyi ve elde ettiğimiz veriler ile ampütasyon cerrahilerinin anestezi yönetimini iyileştirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız kapsamında 2011-2018 yıllarında kliniğimizde üst ve alt ekstremite ampütasyon cerrahisi geçiren 538 hastanın verileri hastane bilgi yönetim sistemi ve dosya üzerinden taranarak gerekli veriler kaydedilmiştir. Kaydedilen veriler şu şekildedir; hastaya ait demografik veriler, cerrahi tanı ve uygulanan ameliyat, intraoperatif veriler, preoperatif laboratuar değerleri, ek hastalıklar, perioperatif komplikasyonlar, taburculuk ve eksitus süreleri. Bulgular: Ampütasyon cerrahisi geçiren 538 hastanın %73,2'si erkektir. %47'si ASA III ve üzeri hastalardan oluşmaktadır. Hastaların ortalama yaşı ve kilosu sırasıyla 55,55±19,08 yıl ve 72,74±15,44 kg'dır. Hastaların tam olarak yarısına genel anestezi uygulanmıştır. Hastaların %50,7'si diyabet nedeniyle, %19'ı iskemik nedenlerle ve %16,2'si travma nedeniyle ampütasyon cerrahisi geçirmiştir. Hastaların %68,5'inin yandaş hastalığı vardır ve en sık görülen ek hastalık %62 ile diabetes mellitüstür. %7,8 hastaya cerrahi sırasında transfüzyon uygulanmıştır. Hastaların %32,9'unda perioperatif komplikasyon görülmüştür. İntraoperatif en çok görülen komplikasyon %30,5 ile hipotansiyon ve kanamadır. Postoperatif en çok görülen komplikasyonu ise %22,5 ile yara yeri komplikasyonları oluşturmaktadır. ASA skoru ve yaş arttıkça komplikasyon ihtimali artmakla beraber cinsiyet ve sigara kullanımı komplikasyon riskini etkilememektedir. Cerrahi endikasyon komplikasyon riskini artırmamaktadır. Genel anestezi geçiren hastalarda istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha fazla komplikasyon gözlenmektedir (p<0,05). Ek hastalık mevcudiyeti komplikasyon riskini etkilememektedir (p>0,05). Sonuç: Çalışma sonucunda elde ettiğimiz verilere göre genel anestezi uygulanan ampütasyon hastalarında daha fazla postoperatif yoğun bakım ihtiyacı, exitus oranı ve perioperatif komplikasyon gözlenmekte ve hastane yatış süreleri uzamaktadır. Tekrarlayan cerrahiler geçiren hastalarda perioperatif komplikasyon daha sık gözlenmektedir. Anahtar Kelimeler: Alt, Ampütasyon, Anesteziyoloji, Ekstremite, Üst
Pulslu elektromanyetik alanın sıçan kas dokusu iskemi reperfüzyon hasarına etkisi
Giriş ve Amaç: iskemi, bir dokuya gelen kan akıĢının azalması veya durması olarak tariflenir. Reperfüzyon ise dokuya tekrar kan akıĢı sağlanmasına verilen isimdir. Dokulara gelen kan akımındaki bu değiĢiklikler, dokuda bir hasar bırakır. Bu hasar; oluĢan iskeminin nedenine, süresine ve Ģiddetine, ayrıca reperfüzyona bağlı olarak geliĢmektedir. OluĢan bu hasara iskemi reperfüzyon(Ġ-R) hasarı adı verilir. Ġ-R hasarı birçok mekanizmanın eĢlik ettiği kompleks bir patofizyolojik süreci barındırmakla birlikte, bu mekanizmaların aydınlatılması, hasarın önüne geçebilecek çözümler için bir arayıĢ doğurmuĢtur. Cerrahi ve farmakolojik olarak çok sayıda çalıĢma yapılmasına rağmen, Ġ-R hasarını geri döndürebilecek güvenli bir tedavi günümüzde halen bulunamamıĢtır. Pulslu elektromanyetik alan (PEMA) tedavisi, uzun yıllardır kullanılan, baĢta kemik iyileĢmesi olmak üzere yara iyileĢmesi, doku rejenerasyonu ve antiinflamatuar özellikleri kanıtlanmıĢ bir tedavi modalitesidir. ÇalıĢmamız, sıçan alt ekstremitesinde oluĢturulan Ġ-R hasarı sonrası PEMA uygulamasının iskelet kasındaki hasara olan etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: YaĢları 4-6 ay arasında olan, baĢlangıç ağırlıkları 250-350 g arasında değiĢen 40 adet Wistar-Albino türü erkek sıçan, 4 farklı gruba ayrıldı. Grup 1, kontrol grubu olup hiçbir uygulama yapılmamıĢtır (n=10). Grup 2, 3 ve 4'teki sıçanların alt ekstremitelerinde hindlimb iskemi yöntemine uygun olarak femoral arter-ven sistemindeki kan akıĢı mikroklipsler ile durdurularak 4 saat iskemi oluĢturulmuĢtur. 4 saat sonra reperfüzyon sağlanmıĢtır. Grup 2'ye herhangi bir tedavi uygulanmamıĢtır (n=10). Grup 3'te Ġ-R hasarı oluĢturulduktan sonra 30 gün boyunca günde 1 saat PEMA tedavisi uygulanmıĢtır (n=10). Grup 4'te Ġ-R hasarı oluĢturulduktan sonra 30 gün boyunca günde 2 saat PEMA tedavisi uygulanmıĢtır (n=10). 30 gün sonra sıçanların alt ekstremiteleri makroskopik olarak Ġskemi Skoru ile değerlendirilmiĢtir. Kuyruk veninden indosiyanin yeĢili (ICG) uygulaması sonrası SPY cihazı ile alt ekstremite perfüzyonu görüntülenmiĢ ve haritalanmıĢtır. Değerlendirme sonrası sıçanlar sakrifiye edilerek gastroknemius kaslarından örnekler alınmıĢtır. Alınan örnekler ıĢık mikroskobu ve elektron mikroskobunda incelenmiĢtir. Ayrıca kas fonksiyonlarını biyofiziksel olarak incelemek için izole organ banyosuna alınarak kasların izometrik kasılma güçleri değerlendirilmiĢtir. Bulgular: Ġskemi Skoru'na göre yapılan makroskopik değerlendirme sonucu tüm gruplar Normal olarak değerlendirilmiĢtir. SPY cihazında yapılan görüntülemelerde yüzdesel olarak haritalandırma yapıldığında Grup 3 ve Grup 4'teki perfüzyonun Grup 2'den daha iyi olduğu, Grup 1'e benzediği izlendi. IĢık mikroskobunda lökosit yoğunluğunun, Grup 3 ve Grup 4'te azaldığı, bu gruplar arasındaki karĢılaĢtırmada Grup 3'teki azalmanın daha çok olduğu izlendi. Lenfosit yoğunluğunun Ġ-R oluĢturulan tüm gruplarda arttığı izlendi. Neovaskülarizasyon kapiller yoğunluğu ile değerlendirilmiĢ olup, PEMA uygulanan Grup 3 ve Grup 4'te anlamlı derecede arttığı gözlenmiĢtir. Elektron mikroskobunda yapılan incelemede Grup 3 ve Grup 4'teki kas dejenerasyonlarında geri dönüĢ olduğu gözlenmiĢ olup, Grup 4'teki morfolojinin Grup 1 ile benzer olduğu izlenmiĢtir. Ġzometrik kas kasılması değerlendirmesinde kasılma XI kuvvetleri karĢılaĢtırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark izlendi (p<0.01). Grup 1 ve Grup 4 benzer kuvvetlere sahip olarak izlendi. Kasılma süreleri karĢılaĢtırıldığında gruplar arasında anlamlı farklılık izlendi (p<0.024). GevĢeme süreleri arasında ise istatistiksel olarak anlamlı fark izlenmedi. Sonuçlar: Literatürde PEMA uygulamasının etkileri üzerine birçok çalıĢma mevcut olup, baĢta kemik olmak üzere dokuların iyileĢmesi ve antiinflamatuar etkileri gösterilmiĢtir. Fakat Ġ-R hasarı üzerine yapılmıĢ az sayıda çalıĢma olması ve bu çalıĢmalarda Ġ-R hasarı sonrasındaki fonksiyon kaybının değerlendirilmemesi, bizim çalıĢmamızı farklı kılmaktadır. PEMA uygulaması, Ġ-R hasarı mekanizmasında yer alan birçok yolak üzerinde etkisi olması, hasar oluĢtuktan sonraki iyileĢme sürecinde hızlandırıcı etkileri olması ve sistemik yan etkilerinin olmaması nedeniyle tedavi seçeneği olarak değerlendirilebilir. Ayrıca Ġ-R hasarı sonrası iskelet kasında geliĢen güç kaybının restore edilmesinde etkili olması, PEMA tedavisini diğer tüm tedavi modalitelerinden farklı bir yere taĢımaktadır.
Alt ekstremitenin akut yumuşak doku travmasında uygulanan vakumun neden olduğu ağrıda TENS'in etkinliği
TENS'in Akut Yumuşak Doku Travmasında Uygulanan Vakum Ağrısına Etkisi Bu çalışma, alt ekstremitenin akut yumuşak doku travmasında uygulanan vakumun neden olduğu ağrıda TENS uygulamasının etkinliğini değerlendirmek amacıyla randomize kontrollü olarak yapılmıştır. Araştırma, Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Sağlık Uygulama Araştırma Merkezinin Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Kliniği'nde yapılmıştır. Araştırmada, 20 kontrol, 20 deney grubu olmak üzere toplam 40 hasta ile çalışılmıştır. Araştırmanın verileri Hasta Bilgi Formu ve VAC-Ağrı Değerlendirme Formu ile toplanmıştır. Deney grubu hastalarına araştırmacı tarafından, VAC takılmasından ve çıkarılmasından 1 saat önce 30 dakika süren konvansiyonel TENS uygulanmıştır. Kontrol grubu hastalarına TENS uygulanmamıştır. TENS uygulamasından önce ve sonra belirli zamanlarda her iki grubun ağrıları 'Sayısal Ağrı Ölçeği' ile değerlendirilmiştir. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 23.0 paket programı kullanılmıştır. Uygulanan bütün testlerde p<0.005 istatistiksel açıdan anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmaya dâhil edilen hastaların deney ve kontrol grupları demografik özellikler açısından homojendir (p>0.05). Ayrıca grupların zamana göre ağrı düzeylerinin karşılaştırılmasında, kontrol grubunun ağrı düzeylerinin VAC takılma (T3) ve VAC çıkarılma (T6) zamanlarında deney grubuna göre anlamlı şekilde daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Hem deney hem de kontrol gruplarında grup içi anlamlılıkları belirlemek amacıyla poshoc testlerden Bonferonni testi kullanılmış olup, bu farkın T6 ile diğer tüm zamanlar arasında olduğu saptanmıştır (T6- T1,T2,T3, T4,T5). Çalışmamızdan elde edilen sonuçlar, TENS'in alt ekstremitenin akut yumuşak doku travmasında uygulanan vakumun neden olduğu ağrıyı azalttığını göstermiştir. TENS'in geleneksel analjeziklerin yerini almayabileceği, ancak ağrı düzeyini azaltmada yardımcı rolü olduğu ve ağrılı işlemler sırasında konforu arttırarak iyileşmeye katkısının olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Yumuşak doku yaralanması, TENS, VAC, vakum yardımlı
Alt ekstremite amputelerinde temel beden farkındalığı egzersizlerinin fantom ağrısı ve vücut imajına etkilerinin araştırılması
Bu çalışma, temel beden farkındalığı egzersizlerinin alt ekstremite amputelerinde fantom ağrısı ve vücut imajına etkilerinin araştırılması amacıyla yapıldı. Çalışmaya 40 kişi (9 kadın, 31 erkek) katıldı. Randomizasyon yöntemi ile 2 gruba ayrıldı. Birinci gruba fantom egzersizleri verilirken ikinci gruba ise fantom egzersizlerine ek Temel Beden Farkındalığı Egzersizleri (TBFE) uygulandı. Katılımcıların cinsiyet, yaş, boy, kilo, vücut kitle indeksi (VKİ), ortalama günlük uyku saati, günlük aktivite düzeyi, düzenli spor yapımı, protez kullanım zamanı, protez kullanım süresi ve amputasyon seviyesi kaydedildi. Vücut imajı "Ampute Vücut İmajı Ölçeği" (AVİS) ile, fantom ağrısı "Vizüel Analog Skalası" (VAS) ile, uyku kalitesi "Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi" (PUKİ) ile değerlendirildi. Çalışmamıza katılan tüm bireylerin yaşları ortalaması 38.68±9.27 yıl, boy ortalaması 170.45±7.37 cm, kilo ortalaması 80.43±10.12 kg, beden kitle indeksi (BKI) ortalamaları 27.65±2.90 kg/m2 olarak bulundu. Grupların yaş, boy, kilo ve BKI ortalamalarının benzer olduğu görüldü (p>0.05). Gruplar arasında günlük aktivite düzeyi, ortalama günlük uyku saati, uyku kalitesi skorları, ampute vücut imaj ölçeği skorları açısından tedavi öncesi ve tedavi sonrası değerlerde fark görülmedi (p>0.05). Ampute bireylerde sık karşılaşılan fantom ağrısı ve vücut imaj algısı problemlerine, fantom egzersizleri ve TBFE uygulanmalarının iyileşmeler sağlayacağına inanıyoruz.
Kadın sporcularda ön çapraz bağ cerrahisi sonrası instabil zeminlerde uygulanan kuvvet egzersiz programının alt ekstremite simetrisi üzerindeki etkisinin incelenmesi
Çalışmaya 121,74 ± 3,15 gün önce hamstring otogrefti ile ön çapraz bağ (ÖÇB) rekontrüksiyonu geçiren 18-32 yaşları arasında kadın (n:50) rekreatif sporcular katılmıştır. Katılımcılar instabil zeminlerde kuvvet antrenman programı uygulanan çalışma grubu (ÇG; n=25) ve farklı spora dönüş programları uygulayan kontrol grubu (KG; n=25) olarak ikiye ayrılmıştır. Çalışma grubundaki sporculara 12 hafta süresince instabil zeminlerde gerçekleştirilen bireyselleştirilmiş progresif egzersizler 90 gün süresince 48 antrenman oturumu olacak şekilde uygulanmıştır. Kontrol grubunda ki sporcular ise klasik spora dönüş programlarına devam etmişlerdir. Sporcuların ameliyatlı(A) ve sağlam(S) bacağı arasındaki simetri indeksini belirlemek üzere Tek bacak (TB), Tek bacak üçlü (TBÜ), tek bacak çapraz(TBÇ) ve 6 metre zamanlı(6MZ) sıçrama testleri antrenman programı öncesinde ve sonrasında uygulanmıştır. ÇG ve KG de yer alan sporcuların grup içi ön test ve son test değerleri karşılaştırıldığında her iki grupta da tüm parametrelerde istatistiksel olarak anlamlı gelişim görülmüştür (p<0,05). Her iki grubun gelişim farkları değerlendirildiğinde ise; LEFS, TB-A, TB-S, TBÜ-A, TBÜ-S, TBÇ-A ve TOTAL sıçrama skorlarında ÇG lehinde KG sporcularına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0,05). Sonuç olarak instabil zemin de yapılan kuvvet egzersiz programının ÖÇB cerrahisi geçirmiş sporcuların spora dönüş evresinde hem fonksiyonel saha testleri üzerinde hem de LSI asimetrisi üzerinde olumlu etkilerinin olduğu görülmektedir. Tek bacak sıçrama testlerinin minimal ekipman ve zaman gerektirmesi ve sağlam bacağın kontrol amaçlı referans olarak kullanılması gibi avantajları izokinetik testlerle birlikte klinik değerlendirmede kullanılmasının daha etkili olacağı düşünülmektedir. Anahtar sözcükler: Ön Çapraz Bağ, Kuvvet, İnstabil, LSI, Denge
Ratlarda alt ekstremite iskemi/reperfüzyon hasarında Karvakrol'ün etkilerinin araştırılması
Ratlarda Alt Ekstremite İskemi/reperfüzyon Hasarında Karvakrol'ün Etkilerinin Araştırılması Amaç: Akut ekstremite iskemisi ciddi morbidite ve mortaliteye neden olan klinik bir problemdir. Yapılan çalışmalar karvakrolün antioksidan, antibakteriyel, antifungal, antikanser, antiinflamatuvar, hepatoprotektif, spazmolitik ve vazorelaksan dâhil olmak üzere çeşitli biyolojik ve farmakolojik özelliklere sahip olduğunu göstermektedir. Çalışmamızda femoral iskemi reperfüzyon hasarında karvakrolün Total Oksidan Seviye(TOS), Total Antioksidan Seviye(TAS), ve Tiyol Disülfit Homeostazı (TDH) üzerine etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada toplam 36 adet Spraque Dawley cinsi erkek rat kullanıldı ve her grupta 6 hayvan olmak üzere 6 grup (Kontrol, İskemi-reperfüzyon, Karvakrol, DMSO, Heparin ve Heparin+karvakrol) oluşturuldu. Kontrol grubu hariç hayvanlar 90/10 mg/kg ketamine/ksilazine im uygulama ile anesteziye alındıktan sonra lastik teyp ile 60 dk. sol femoral iskemi oluşturuldu. Reperfüzyon için 60 dk. bekletildi. Reperfüzyon aşamasında karvakrol verilen gruplara 0,01mL (5mg/kg) ip karvakrol heparin verilen gruplara ise 0,1mg/;kg enoxaparin sc verildi. Reperfüzyon sonrası intrakardiyak 5ml alınan kanda ELİSA ile TAS, TOS, Tiyol Disülfit Seviyelerine, FİR yapılan alp ekstremite caput femoris hizasından ekarte edilerek hematoksilen eozine boyama ile hücre apopitozisi, kas liflerinin düzensizliği, hemoraji ve inflamatuar hücre artışı yönünden değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda biyokimyasal ve histopatolojik olarak bakıldığında TAS, TOS, Tiyol Disülfit Seviyesi artmış, dejenerasyon, hücrelerde ayrışma, inflamasyon ve konjesyon bulguları azalmış olarak verilerimiz anlamlı çıkmış olup literatür bulguları ile uyuşmaktadır. Disorganizasyon, hemoraji ve nekroz bulguları istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızda karvakrolün iskemi reperfüzyon hasarında olumlu yönde etkilerinin olduğu kanaatine varılmıştır. Bu bulgularımızın tüm etkilerinin ortaya çıkartılması ve pratikte de uygulanabilmesi için daha fazla deneysel ve klinik araştırmaya gereksinim vardır.
Sıçan alt ekstremite iskemi reprfüzyon modelinde MESNA (2-merkapto-etan-sülfonat)'nın etkileri
Plastik cerrahide flep cerrahisi, ekstremitelerde kısmi veya tam kopmalar sonrası replantasyonlar, transplantasyonlar güncel pratikte yoğun uğraş verilen alanlardır. Bu tür cerrahilerin başarı oranı iskemi/reperfüzyon(İ/R) hasarı ile yakından ilişkilidir. Farklı dokularda, iskemi reperfüzyon hasarını azaltmaya yönelik bir çok endojen ve eksojen madde araştırılmış ve araştırılmaya devam edilmektedir. Ancak halen İ/R hasarını tamamen engelleyen farmakolojik ajan bulunamamıştır. 2- merkaptoetan sodyum sülfonat(MESNA) iyofosfamid ve siklofosfamid gibi kemoterapötik ajanlara bağlı gelişen hemorajik sistit tedavisinde kullanılan bir ilaçtır. Farklı deneysel çalışmalarda, akciğer, böbrek, over, barsakta İ/R hasarına karşı koruyucu etkileri denesel olarak gösterilmiştir. Ancak alt ekstremite ve iskelet kasında iskemi reperfüzyon hasarı üzerine herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Bir çok organda İ/R hasarı üzerine olumlu etkileri göserilen Mesna'nın, alt ekstremite İ/R hasarına olumlu etkileri olabileceği hipoteziyle bu çalışma planlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda herbir grup 8 adet rattan oluşmak üzere 24 adet Sprague Dawley cinsi erkek rat kullanıldı. Gruplar, kontrol grubu, İ/R grubu ve İ/R + Mesna olacak şekilde üç gruba ayrıldı. Kontrol grubuna herhangi bir işlem uygulanmadı. Diğer iki gruba sağ ekstremite trochanter majusun proksimalinden turnike ile 4 saat iskemi ve 4 saat reperfüzyon ugulandı. İ/R grubuna iskemiden 15 dk ve reperfüzyon anında serum fizyolojik, İ/R+Mesna grubuna ise aynı zamanlarda Mesna 150mg/kg/doz'dan intraperitoneal olarak uygulandı. I/R tamamlandıktan denekler derin anestezi altında intrakardiyak kan alınarak sakrifiye edildi. Daha sonra tüm ratların sağ taraf gastrokinemius kaslarından histopatolojik ve biyokimyasal inceleme için doku örneği alındı. Bulgular: Kontrol grubu ile İ/R ve İ/R+Mesna gruplarında ekstravaze eritrosit varlığı, enine çizgilenme kaybı, çekirdeğin merkeze göçü, kas liflerinde ayrılma, bağ doku artışı, interselüler/interfasiküler ödem ve pnml sayısı istatiksel olarak anlamlı(p<0,001) olmasına rağmen, IR ve IR+Mesna grubu istatiksel olarak aynıdır. Sonuç olarak histolojik olarak ve sayısal ölçümlerde Mesna uygulanan grubun dejeneratif değerlerde düşme sağladığı halde bunun istatiksel olarak anlamlı düzeyde olmadığı bulunmuştur. Kontrol ve deney grupları arasında lipid peroksidasyonun göstergesi olan MDA (p=0.860) enzimi ve antioksidan aktivite açısından değerlendirlmeye dahil edilen MPO açısından anlamlı bir fark bulunamadı(p=0,539). Sonuç: Yaptığımız çalışma sonucunda elde ettiğimiz bulgular, Mesna nın alt ekstremite kas dokusunda iskemi reperfüzyon hasarını istatiksel olarak anlamlı ölçüde azaltmadığıdır. Anahtar Kelimeler: Kas dokusu, Mesna, iskemi reperfüzyon
Dinamik ve statik q açısının alt ekstremite kinetik, kinematik ve antropometrik özellikleri ile olan ilişkisi
GİRİŞ: Q açısı alt ekstremitenin mekanik ve fonksiyonel olarak değerlendirilmesinde kullanılan önemli parametrelerden biridir. Vücut ağırlığı alt ekstremitede segmentler arasında sırayla aktarıldığı için bir segment dizilimindeki bozukluk bir sonraki segmenti etkileyebilir. Alt ekstremitenin aksial yüklenmesindeki değişimleri değerlendirirken en sık kullanılan parametrelerden biri olan Q açısı sadece diz eklemiyle değil kalça ve ayak mekaniği ile de ilişkilendirilir. Q açısının statik ve dinamik ölçümlerini karşılaştıran ve bu açının kalça ekleminden ayağa kadar olan etkisini kapsamlı şekilde değerlendiren çalışmalar az sayıdadır. Bu nedenle tez çalışmamızda amacımız sağlıklı bireylerde Q açısının dinamik ve statik ölçümlerinin kendi aralarındaki ilişkilerini ve de alt ekstremite antropometrik özellikleri, ayak basıncı, yürüme kinematiği ve diz kas kuvveti ile olan ilişkisini bir bütün olarak değerlendirmektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamız Q açısı ölçümleri, antropometrik ölçümler, yürüme kinematiği, ayak basınç ölçümleri ve diz izokinetik kas kuvvet ölçümlerinden oluşmaktadır. Q açısı statik ölçümleri universal gonyometre kullanılarak ölçüldü. Antropometrik özellikler; boy uzunluğu, alt ekstremite uzunluğu, tibia uzunluğu, diz bicondylar genişlik, ayak uzunluğu, ayak genişliği ve navicular yükseklik ölçümleri Martin tip antropometre ve kayan pergel kullanılarak alındı. Alt ekstremite kinetik ölçümlerinden olan ayak basınç ölçümü ve alt ekstremite kinematik ölçümlerinden olan yürüme analizi Diers 4D motion cihazı ile ölçüldü. Diz izokinetik fleksiyon/ekstansiyon kas kuvvet ölçümleri IsoMed 2000® cihazı ile ölçülüp değerlendirildi. Tüm ölçümler hem dominant hem de non-dominant ekstremite için ayrı ayrı yapıldı. BULGULAR: Çalışmamızda öncelikle ölçülen tüm parametreler dominant ve non-dominant taraf arasında karşılaştırıldı ve taraflar arasında klinik açıdan önem taşıyan farklılıklar bulunmadı. Q açısı ölçümleri ile antropometrik ölçümler, yürüme analizi ölçümleri, ayak taban basınç ölçümleri ve izokinetik kuvvet ölçümlerinin ilişkisi dominant ve non-dominant tarafta ayrı ayrı değerlendirildi. Dominant tarfta izokinetik kuvvet ölçümleri ile statik Q açısı ölçümleri arasında negatif yönde ilişki olduğu görüldü. Ancak non-dominant tarafta bu doğrultuda bir ilişki gözlenmedi. Statik ve dinamik Q açı ölçümleri arasındaki tutarlılık düzeyine bakıldığında ise hem dominant hem de non-dominant tarafta sadece statik aktif ve statik pasif Q açısı ölçümleri arasında orta düzeyde tutarlılık olduğu, dinamik ve statik Q açısı ölçümleri arasında ise herhangi bir ilişki olmadığı saptandı. SONUÇ: Dinamik Q açısı ölçümlerinin statik Q açısı ölçümleriyle ilişkili olmadığı bu sebeple statik ve dinamik Q açısı ölçümlerinin birbirlerinin yerine kullanılamayacağını ortaya koymaktadır.
Hemiplejik hastalarda Q açısının denge ve alt ekstremite fonksiyonelliği üzerine etkisi
Q açısı alt ekstremitenin biyomekanik fonksiyonunu, m. quadriceps femoris'in diz üzerindeki etkisini ortaya koymak ve diz ile ilgili birçok hastalığın tanısına yardımcı olmak ve tedavilerinin sonucunu değerlendirmek için kullanılan bir parametredir. Bu çalışma inme öyküsü olan hemiplejik hastalarda Q açısının denge ve alt ekstremite fonksiyonelliğinin üzerine etkisini ve ayrıca baskın alt ekstremitesi etkilenmiş hemiplejik hastalarda ve baskın olmayan alt ekstremitesi etkilenmiş hemiplejik hastalarda Q açısının etkilerinin aynı olup olmadığı sorusunu araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya 19 erkek ve 16 kadın olmak üzere toplam 35 hemiplejik hasta dahil edildi. Teze dâhil edilen her katılımcıya, sosyo-demografik anket, Modifiye Ashworth Skalası, Tinetti Denge ve Yürüme Testi, Berg Denge Skalası ve Alt Ekstremite Fonksiyonel Ölçeği (AEFÖ) uygulandı. Hastalar Q açısı değerlerine göre ve tutulum yerlerine göre gruplara ayrıldı. Yapılan istatiksel analiz sonucunda erkek hastaların Q açısı ortalama değerleri 11.68±1.49, kadın hastaların Q açısı ortalama değerleri ise 14.12±2.39 olarak hesaplandı. Q açı değerleri normal aralıkta olan ve normal aralıkta olmayan hastaların berg denge puanları arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Q açı değerleri normal aralıkta olan ve normal aralıkta olmayan hastaların AEFÖ puanları arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Hemiplejik hastalarda Q açısı ile denge ve alt ekstremite fonksiyonelliği arasında ilişki bulunmuştur. Q açısı değerinin normal aralıkta olmadığı ve baskın alt ekstremitenin etkilendiği olduğu durumlarda denge ve fonksiyonellik puanlarının anlamlı bir şekilde düşük çıktığı görülmüştür. Elde edilen verilere bakılarak, hemiplejik hastalarda alt ekstremite ile ilgili anatomik, klinik ve biyomekanik çalışmalarda Q açısının denge ve fonksiyonellik bakımından değerlendirmeye alınmasının önemli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
15 yaş ve üstü voleybolcularda ısınma egzersizlerine eklenen nöral mobilizasyon tekniğinin vertikal sıçrama, çeviklik ve reaksiyon zamanına akut etkileri
Amaç: Çalışma, genç voleybolcularda dinamik ısınma egzersiz programına ek olarak uygulanan alt ekstremite nöral mobilizasyon tekniğinin, voleybolcularda performans göstergesi olarak kabul edilen reaksiyon zamanı, çeviklik ve vertikal sıçrama değerleri üzerine olan akut etkilerini araştırmak amacıyla yapıldı. Yöntem: Çalışmaya yaş ortalaması 16.50 1.19 yıl olan toplam 40 voleybolcu (23 erkek, 17 kadın) dâhil edildi. Sporcular basit rastgele örnekleme yöntemi ile dinamik ısınma grubu (Grup 1; n=20) ve nöral mobilizasyon grubu (Grup 2; n=20) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Grup 1 olgulara dinamik ısınma egzersizleri, Grup 2 olgulara ise dinamik ısınma egzersizlerine ek bilateral alt ekstremite nöral mobilizasyon ( Siyatik sinir, Femoral sinir, Tibial sinir ve Peroneal sinir) uygulaması yapıldı. Sporcuların reaksiyon zamanı, çeviklik ve vertikal sıçrama ölçümleri başlangıçta ve uygulamalardan sonra 5 dk içinde yapıldı. Bulgular: Başlangıçta her iki grubun demografik özelliklerinin ve ölçülen performans test sonuçlarının benzer olduğu ve gruplar arası farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlendi (p>0.05). Uygulamadan sonra yapılan ölçümlerde ise her iki grupta da reaksiyon zamanı ve çeviklik değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı değişiklik olmazken (p>0.05) vertikal sıçrama değerlerinin ilk ölçüme göre arttığı görüldü (p<0.05). Ayrıca vertikal sıçrama değerindeki artışın Grup 2'de daha yüksek ve aradaki farkın anlamlı olduğu bulundu ( p< 0.048). Sonuç: Sonuçlarımız, voleybolcularda dinamik ısınma programına eklenen alt ekstremite nöral mobilizasyonun, çeviklik ve reaksiyon zamanını değiştirmediğini, ancak vertikal sıçramayı arttırmada rutin ısınma programından daha etkili olabileceğini göstermiştir. Bununla birlikte nöral mobilizasyonun performans göstergelerinde etkili olup olmadığı ile ilgili daha kesin sonuçlar için sporcularda yapılacak ileriki çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Nöral mobilizasyon, ısınma, vertikal sıçrama, voleybol
Güreşçilerde vücut kompozisyonu, alt ekstremite kuvveti, denge ve fonksiyonel hareketlilik arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Araştırmanın Amacı: Güreşçilerde vücut kompozisyonu, alt ekstremite kuvveti, denge ve fonksiyonel hareketlilik arasındaki ilişkinin değerlendirilmedir. Materyal ve Metot: Çalışmaya yaş ortalamaları 20.04 ± 1.3 yıl, boy ortalamaları 175.10 ±.08 cm, vücut ağırlık (VA) ortalamaları 79.46 ± 15.1 kg ve spor yaş (SY) ortalamaları 8.05 ± 2.3 yıl olan 78 serbest stil güreşçi katıldı. Güreşçilerin vücut kompozisyonu (VK) belirlemek için boy uzunluğu ve VA ölçümleri yapılarak beden kitle indeksleri (BKİ) hesaplandı. Vücut yağ yüzdesinin (VYY) belirlenmesi için vücudun dört bölgesinden (biceps, triceps, subscapula ve suprailiak) deri kıvrım kalınlığı ölçümleri alındı ve Siri formülü kullanılarak hesaplandı. Alt ekstremite kuvvetinin (AEK) belirlenmesinde manuel dinamometre, denge performansının belirlenmesinde Y-denge testi ve fonksiyonel hareket analizi için ise Fonksiyonel Hareket Analizi (FHA) test bataryası kullanılarak ölçümler gerçekleştirildi. Çalışma verilerinin istatistiksel analizi için IBM SPSS 25 istatistik paket programı kullanıldı. Verilerin normallik kontrolü basıklık ve çarpıklık testleri ile yapıldı. Değişkenlerin normal dağılım göstermesi üzerine, değişkenlere ait ilişkiyi belirlemek amacıyla Pearson korelasyon analizi uygulandı. Anlamlılık düzeyi p<0.05 ve p<0.01 kabul edildi. Bulgular: Çalışmadan elde edilen bulgulara göre; VK bileşenlerinden Boy uzunluğu ve VA ile BKİ, VYY, AEK, sağ anterior (SAA) ve sol anterior (SOA) değerleri arasında istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı ilişki bulunurken, FHA sol kompozit skor (SOKS) ve sağ-sol kompozit skor (SSKS) değerleri arasında istatistiksel olarak negatif yönde ilişki tespit edildi (p<0.05). BKİ değeri ile AEK ve SOA değerleri arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunurken, FHA, sağ posteromedial (SAPM) ve sol posteromedial (SOPM) değerleri arasında istatistiksel olarak negatif yönde anlamlı ilişki bulundu (p<0.05). VYY değişkeninde SAPM, FHA, sağ kompozit skor (SAKS), SOPM, SSKS değerleri arasında istatistiksel olarak negatif yönde anlamlı ilişki gözlemlendi (p<0.05). AEK ile SAA değeri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunurken AEK ve FHA değerleri arasında negatif yönde ilişki saptandı (p<0.05). Sonuç: Vücut kompozisyonu bileşenlerinden VA, Boy ve BKİ ile AEK arasında istatistiksel olarak pozitif yönde anlamalı ilişki bulundu. FHA toplam skorlarında ise vücut kompozisyonu bileşenleri ve AEK ile negatif yönde ilişki bulunurken denge ile istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı ilişki bulundu. Sonuç olarak, güreşçilerde vücut kompozisyonunun alt extremite kuvveti, denge ile alt ekstremite kuvvetinin de yine denge ile ilişkisi olduğu bulundu.
Alt eksteremite ameliyatı olan ortopedi hastalarında hipoterminin cerrahi alan enfeksiyonuna etkisi
GİRİŞ VE AMAÇ: Araştırma, alt ekstremite ameliyatı olan ortopedi hastalarında hipoterminin cerrahi alan enfeksiyonuna (CAE) etkisinin değerlendirilmesi amacıyla planlandı GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırma prospektif, randomize ve tek kör çalışma deseninde olup evrenini bir üniversite hastanesinin ortopedi servisinde 25.07.2016- 28.09.2017 tarihleri arasında alt ekstremite ameliyatı olan 304 hasta; örneklemini ise 50 müdahale grubu (MG), 50 kontrol grubu (KG) olmak üzere toplam 100 hasta oluşturdu. Hastalar; demografik özellikleri, cerrahi alana özgü bilgi ve CAE takip formları ile yatış süresince (genellikle 1., 2., 3. gün) ve taburculuk sonrası (30. ve 90. gün) takip edildi. Verilerin analizinde; tanımlayıcı istatistikler, Kolmogorov-Smirnov Testi, Pearson Ki-kare testi, Ki-Kare testi ve Mann-Whitney U testi kullanıldı. BULGULAR: Çalışmaya kapsamına alınan hastaların ortalama yaşı 53,27±1,73 idi. Özel ısıtıcı kullanılan MG ve klasik olarak battaniye kullanılan KG hastaların yaş, cinsiyet, eğitim durumu, risk faktörleri, laboratuvar bulguları ve ameliyat sonrası vital bulguları benzerdi ve gruplar arasında fark bulunmadı (p>0,05). Sadece ameliyat sonrası 0. gün MG hastaların vücut sıcaklığı normal sınırlarda iken (36,470C), KG hastaların hipotermik seyrettiği (35,780C) görüldü (p<0,05). Her iki grupta da taburculuk sonrası üç ay takip boyunca CAE gelişmediği için demografik özellikler ve risk faktörleri ile istatiksel karşılaştırma yapılamadı. SONUÇ: Literatürde, CAE korunmada normoterminin sağlanması gerektiği belirtilmektedir. Bu çalışma sonucunda, özel ısıtma yöntemi kullanarak hipoterminin önlenmesiyle rutin bakımda battaniye ile vücut sıcaklığı korunan hastalar arasında CAE açısından fark görülmedi. Ancak ameliyat olduğu gün kontrol grubu hastalarda hipotermi görülmesine karşın, müdahale grubu hastaların ise hipotermiye girmemesi sevindiricidir. Anahtar Sözcükler: Ortopedi ameliyatı, cerrahi alan enfeksiyonu, hipotermi, özel ısıtıcı, risk faktörleri
Ratlarda alt ekstremite iskemi reperfüzyon hasarında amantadinin farklı dozlarının akciğer dokusundaki etkilerinin karşılaştırılması
AMAÇ: İskemi/reperfüzyon (İ/R) hasarı, abdominal aort cerrahisi sonrasında sıkça görülen bir komplikasyondur. Literatürde N-Metil D-Aspartat (NMDA) antagonistlerinin çeşitli doku ve organlarda, iskemi/reperfüzyon hasarına karşı koruyucu etkileri gösterilmiştir. Çalışmamızda, bir NMDA antagonisti olan amantadinin farklı dozlarda uygulanmasının ratlarda alt ekstremite İ/R hasarı sonrasında akciğer dokusu üzerindeki etkilerinin araştırılmasını amaçladık. METOD: Etik kurul onayı alındıktan sonra, ağırlıkları 250-330 gram (g) arasında değişen toplam 36 adet wistar cinsi rat rastgele 6 gruba ayrıldı. Gruplar; Sham grubu (Grup Sham, n=6), Amantadin 90 grubu (Grup A-90, n=6), Amantadin 135 grubu (Grup A-135, n=6) İskemi/Reperfüzyon grubu (Grup İ/R, n=6), İ/R+Amantadin 90 grubu (Grup İ/R-A 90, n=6), İ/R+Amantadin 135 grubu (Grup İ/R-A 135, n=6) olarak belirlendi. Anestezi uygulamadan önce tartılan tüm ratlara 100 mg/kg ketamin, 15 mg/kg ksilazin intraperitoneal (i.p) uygulanarak anestezileri sağlandıktan sonra intravenöz kanülasyon yapıldı ve abdominal bölgeleri cerrahi insizyondan önce tıraş edildi. Tüm gruplarda anestezi uygulandıktan sonra ve cerrahi uygulamadan önce 15 dk beklendi. Grup Sham'da orta abdominal insizyon yapıldı fakat herhangi bir müdahale yapılmadı. Grup A-90'da amantadin 90 mg/kg intraperitoneal yolla verildikten sonra orta abdominal insizyon yapıldı fakat herhangi bir müdahale yapılmadı. Grup A-135'de amantadin 135 mg/kg i.p. yolla verildikten sonra orta abdominal insizyon yapıldı fakat herhangi bir müdahale yapılmadı. Grup İ/R'de orta abdominal insizyon yapılarak infrarenal abdominal aorta eksplore edildi. Aortaya atravmatik mikrovasküler klemp uygulandı. 120 dakikalık iskemi süresinden sonra atravmatik vasküler klemp uzaklaştırıldı ve 120 dakika reperfüzyon uygulandı. Grup İ/R-A 90'da amantadin 90 mg/kg i.p. yolla uygulandıktan sonra orta abdominal insizyon yapılarak infrarenal abdominal aorta eksplore edildi. Aortaya atravmatik mikrovasküler klemp uygulandı. 120 dakikalık iskemi süresinden sonra atravmatik vasküler klemp uzaklaştırıldı ve 120 dakika reperfüzyon uygulandı. Grup İ/R-A 135'de amantadin 135 mg/kg i.p. yolla uygulandıktan sonra, orta abdominal insizyon yapılarak infrarenal abdominal aorta eksplore edildi. Aortaya atravmatik mikrovasküler klemp uygulandı. 120 dakikalık iskemi süresinden sonra atravmatik vasküler klemp uzaklaştırıldı ve 120 dakika reperfüzyon uygulandı. Deneyin sonunda ratlar sakrifiye edilerek akciğer doku örnekleri alındı. Akciğer dokusunda, katalaz (CAT), süperoksit dismutaz (SOD), malondialdehit (MDA) düzeyleri çalışıldı. Ayrıca akciğer dokusunda histopatolojik olarak nötrofil/lenfosit infiltrasyon ve alveol duvar kalınlığı skorları incelendi. BULGULAR: Toplam 36 denekten oluşan 6 gruptaki ratların ağırlıkları benzerdi. SOD ve CAT düzeyleri Grup İ/R'de Grup Sham'a göre yüksek tespit edildi. Grup İ/R-A 90 ve Grup İ/R-A 135 SOD ve CAT düzeyleri, hem Grup İ/R'ye hem de Grup Sham'a göre yüksekti fakat akciğer doku SOD ve CAT düzeyleri bakımından gruplar arasında fark saptanmadı (sırasıyla p=0.400, 0.063). Doku MDA düzeyleri Grup İ/R'de tüm gruplara göre yüksek tespit edildi. Grup İ/R-A 90 ve Grup İ/R-A 135 MDA düzeyleri, hem Grup İ/R hem de Grup Sham'a göre düşüktü ancak enzim düzeyleri açısından hiçbir grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p=0,209). Histopatolojik olarak yapılan incelemede; Grup İ/R nötrofil/lenfosit infiltrasyon skoru, Grup Sham, Grup A-90 ve Grup A-135'e göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksekti (sırası ile p=0.002, 0.002, 0.002). Grup İ/R-A 90 ve Grup İ/R-A 135'de ise Grup İ/R'ye göre daha düşüktü, fakat anlamlı farklılık tespit edilmedi. Akciğer doku alveol duvar kalınlaşma skor düzeyleri; Grup İ/R'de Grup Sham, Grup A-90, Grup A-135 ve Grup İ/R-A 135'e göre istatistiksel olarak daha yüksek tespit edildi (sırası ile p=0.002, 0.002, 0.002, 0.002). Grup İ/R-A 90 düzeyi de Grup İ/R'ye göre daha düşüktü fakat istatistiksel olarak anlamlı değildi. SONUÇ: Biz bu çalışmada, akciğer dokusu biyokimyasal değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulamasak da akciğer dokusunun histopatolojik olarak İ/R hasarından etkilenmiş olduğunu ve amantadin kullanımıyla bu hasarın daha az olduğunu gözlemledik. Özellikle alveol duvar kalınlaşma skor düzeyleri incelendiğinde; Grup İ/R-A 135 ile İ/R hasarı oluşturmadığımız Grup Sham arasında istatistiksel bir fark bulamadık. Aynı zamanda Grup İ/R-A 135 alveol duvar kalınlaşma skor düzeylerini Grup İ/R'ye göre anlamlı derecede düşük bulduk. Bu sonuçlara göre çalışmamızda, İ/R hasarının düzeltilmesinde amantadinin 135 mg/kg uygulamasının 90 mg/kg uygulamasına göre daha faydalı olduğunu tespit ettik. Amantadin ile ilgili yapılan İ/R hasarına bağlı uzak organ hasarı çalışmalarında farklı sonuçlar olmakla birlikte bu konuyla ilgili daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: İskemi/reperfüzyon, amantadin, alt ekstremite, akciğer dokusu
Alt ekstremitenin travmatik olmayan ampütasyonlarında ortopedik cerrahi uygulamaları ile radyolojik tetkikler ve kardiyovasküler cerrahi konsültasyonlarının korelasyonu
Amaç Ampütasyon, sadece bir uzuv kurtarma ameliyatı olmayıp, hastaların psikolojilerinde büyük sorunlara, uzun süreli ve tekrarlayan yatışlar gerektirebildiği için sağlık sistemi üzerinde mali yüke sebep olmaktadır. Dolayısıyla ampütasyon konusuna optimal yaklaşımı ve uygun protokolleri belirlemek oldukça önemli bir konudur. Seviyenin tam olarak nasıl seçileceği hala bir tartışma konusudur. Öte yandan, alt ekstremite non travmatik ampütasyonları sonrası revizyonlar halen yüksek oranda görülmektedir. Çalışmamız, nontravmatik alt ekstremite ampütasyonlarında reampütasyon ihtiyacı duyulan hastaların revizyon nedenlerini ve bu ampütasyonların radyolojik tetkikler (doppler USG, BT anjiyografi) ile KVC görüşü arasındaki korelasyonunu araştırmayı hedeflemektedir. Ayrıca revizyon yapılanları, revizyon yapılmayan bir kontrol grubuyla karşılaştırmayı ve "Alt ekstremite ampütasyonlarının revizyona gitme nedenleri arasında, cerrahların seviye seçimi rol oynar mı? " sorusunun yanıtını bulmayı amaçladık. Gereç yöntem Ocak 2011 ve mayıs 2020 tarihleri arasındaki 10 yıllık süre içinde ortopedi ve travmatoloji kliniğimizde opere edilen 476 (320 erkek, 156 kadın) hastaya yapılan 598 (2 defa revize olanlarla 607) ampütasyon retrospektif olarak incelendi. Bu hastalardan non travmatik alt ekstremite ampütasyonları seçildi ve içlerinden revizyon ampütasyon olan 92 hasta(100 vaka) grup A olarak belirlendi. Kontrol grubu olarak (grup B) da revizyon gerektirmeyen ampütasyon hastalarından 100 tanesi randomize olarak oluşturuldu. Veri eksikliği olan hastalar çalışmadan çıkarıldı. Çalışmamızda olguların cinsiyet, etiyoloji, ampütasyon seviyeleri, iki operasyon arasındaki süre, takip süreleri, radyolojik tetkik raporları ve KVC önerileri değerlendirildi ve istatistiksel olarak analiz edildi. Ayrıca ampütasyon seviyesibelirlemek için cerrahın radyolojik tetkik raporlarına ve KVC önerilerine uyumunun reampütasyon oranlarına olan etkisi de istatistiksel yöntemlerle değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizler için NCSS, Statistical Software (Utah, USA) programı kullanıldı. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metodların (Ortalama, Standart sapma, medyan, sıklık, oran) yanısıra değişkenlerin normal dağılıma uygunluklarında Shapiro Wilk test ve box plot grafikler kullanıldı. Doppler USG, BTA ve KVC ile ortopedist arasındaki uyum karşılaştırmasında Spearman's korelasyon testi kullanıldı. Grup A ve B'nin uyumluluk oranlarının karşılaştırmalarında non-parametrik test olan Mann-Whitney U Test kullanıldı. Anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Bulgular Toplamda 598 ampütasyonun %16.72'si revizyon ameliyatlarıdır. Revizyon oranları; diyabetliler için %21.48, PAH için %19.53 olarak bulunmuştur. Revizyon ampütasyon nedenleri %76,1 (70) diyabet, %23,9 (22) PAH nedenliydi. Bu çalışmada grup A ve B'de toplam 188 hasta ve 196 olgunun değerlendirilmesi yapıldı. Ortalama yaş ise grup A ve B de sırasıyla 69,3 ve 71,9'du. Grup A'nın 59 (%64,1)'u, grup B'nin 56 (%58,3) erkekti. Hastaların %8.7(8 hasta)'si bilateral ve %9(9 hasta)'i iki kez ipsilateral reampütasyon ihtiyacı duyulmuştur. Ortalama takip süreleri ise grup A'da 27.85(8-97), grup B'de ise 28.4(8-98) aydır. Ayrıca grup A'da ortalama yatış süreleri ilk operasyon ve ikinci operasyon için sırasıyla 12,9 ve 12,7 , grup B'de ise 14,3 gün olarak bulunmuştur. Ayrıca grup A'da iki operasyon arası süre ortalama 80 gündür. Reampütasyon hastalarında (grup A), ilk cerrahide ampütasyon seviyesi ile radyolojik tetkik raporları ve KVC konsültasyonu arasındaki korelasyon zayıf iken (rs = 0.37, p= 0.00015), kontrol grubunda(grup B) bu oran orta derecedeydi(rs = 0.51, p= 0.0001). Ayrıca revizyon yapılan ve yapılmayan gruplar arasında (grup A ve B), cerrahların radyolojik tetkik raporlarının ve KVC konsültasyonlarının sonucuna uyma oranı arasında kontrol grubu lehine anlamlı bir fark tespit edildi (p=0.03). Ek olarak grup A'da %33,02 (36 vaka) ile en yüksek oranda DAA sonrası DÜA seviyesine ampütasyonun yükseltildiği ortaya çıkmıştır. 2. Sıklıkta (25 vaka) %22,93 oranında parmak ampütasyonu sonrasında DAA reampütasyonu uygulandığı bulunmuştur. Çıkarım/Sonuç: Çalışmamızda yapılan cerrahi müdahaleden iyi sonuç alınabilmesi için ampütasyon seviyesi belirlenmesinde kullanılan tetkiklerin ve konsültasyon sonuçlarının daha dikkatli değerlendirilmesinin önemini göstermektedir. Her ne kadar hastaların emosyonel durumu bazen bu kararı etkilese de uzun dönemde radyolojik tetkiklere ve KVC konsültasyonlarına uygun olmayan ampütasyon seviyesi seçilmesinin, hem hastaların daha uzun süre hastahanede kalmalarına hem de ulusal sağlık sistemine mali açıdan ve hastahane kapasitesine daha fazla yük getirmesine sebep olabilirler. Bu çalışmanın ampütasyon cerrahisi ile uğraşanlar için seviye seçiminde önemli bir veri kaynağı olacağı kanaatindeyiz. Anahtar kelimler: diyabetik ayak, periferik arter hastalığı, non travmatik ampütasyonlar,revizyon ampütasyon, reampütasyonlar
Artistik cimnastikçilerde atlama masası aletinde yapılacak elle aşma hareketine ve alt ekstremite anaerobik güç performansına post aktivasyon potansiyelinin etkisi
Bu araştırmanın amacı, post aktivasyon potansiyelinin (PAP) artistik cimnastikçilerde dikey sıçrama yüksekliğine, durarak uzun atlama ve atlama masası aletinde elle aşma hareketinin mesafesine etkisinin incelenmesidir. Bu amaçla araştırmaya, Türkiye Artistik Cimnastik Milli Takımında yer alan, yaşları 18-30 arasında değişen, uluslararası deneyime sahip 9 kadın ve 6 erkek toplam 15 elit artistik cimnastikçi gönüllü olarak katılmıştır (2019/157). Sporcuların dikey sıçrama, durarak uzun atlama ve atlama masası aletinde elle aşma hareketinin ön test ve son test ölçümleri ayrı günlerde alınmıştır. Ön test aşamasında sporculara dikey sıçrama, durarak uzun atlama ve elle aşma hareketi her hareket 2 kez ölçüm alınarak yaptırılmıştır. Son test ölçümleri için, sporculara kendi squat maksimal ağırlıklarının %80'i şiddetinde 5 tekrarlı squat hareketi uygulanmıştır. 3 dakika süreli pasif dinlenmenin ardından sırasıyla, dikey sıçrama, durarak uzun atlama ve atlama masası aletinde elle aşma hareketleri 2 kez ölçüm alınarak yaptırılmıştır. En iyi ölçüm değerleri kaydedilmiştir. Dikey sıçrama yüksekliği sonuçları, her sporcu için ayrı olarak zirve güç formülünde yerine konulmuş ve anaerobik güç değerleri hesaplanmıştır. İstatistiksel analizler SPSS 20 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Ölçüm sonuçlarının ön test- son test değerlerinin karşılaştırılmasında Wilcoxon testi, kadın ve erkek deneklerin ölçüm sonuçlarının karşılaştırılmasında Mann Whitney-U testi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; kadın deneklerde elle aşma hareketi mesafesi için istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Kadın deneklerde PAP uygulamasının, elle aşma hareketi mesafesi üzerinde olumlu bir etki oluşturduğu görülmüştür. PAP uygulamasının artistik cimnastikçilerde alt ekstremite anaerobik güç performansına etkisinin olmadığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Post Aktivasyon potansiyeli, cimnastik, elle aşma.