Alveolar ridge augmentation
68 theses under this subject heading
Maksiller darlıkla birlikte obstruktif uyku apne sendromu olan çocuklarda hızlı maksiller genişletme tedavisinin retrospektif değerlendirilmesi
Giriş: Bu retrospektif çalışmanın amacı maksiller darlıkla birlikte obstrüktif uyku apne sendromu olan çocuk hastalarda, hızlı üst çene genişletme tedavisinin (RME) iskeletsel ve dental yapılarda oluşturduğu değişimler ile uyku apnesi üzerine olan etkilerini değerlendirmektir. Bireyler ve Yöntem: Çalışmaya ortalama yaşları 12,22±1,95 yıl olan 14 (5 kadın, 9 erkek) çocuk hasta dahil edildi. Konvansiyonel bonded maksiller ekspansiyon apareyi ile tedavi edilen hastaların arşiv kayıtlarındaki tedavi başı (T0) ve ekspansiyon sonrası retansiyon sonunda (T1) alınan dental alçı model, lateral sefalometrik, postero-anterior sefalometrik film analizleri, polisomnografi ve Pediatrik Uyku Anketi verileri üzerinde sırasıyla dental, iskeletsel, havayolu, uyku testi ve risk değerlendirmeleri yapıldı. T0 ve T1 karşılaştırmaları için iki eş arasındaki farkın anlamlılık testi, Wilcoxon ve Mann-Whitney U testleri kullanıldı. Bulgular: Ekspansiyon sonrası üst intermolar mesafe referans noktalarına göre ortalama 4,46- 5,61 mm arttı (p 0,001). SNA açısı ortalama 0,43 arttı (p 0,01), A noktası ortalama 1,34 mm öne (p 0,001), 1,64 mm (p 0,01) aşağı hareket etti. SNB açısı ortalama 0,46 arttı (p 0,01), B noktası 1,84 mm aşağı hareket etti (p 0,01). SN/MD açısı 0,5 arttı (p 0,05). ANS-Me ve S -Go mesafeleri sırasıyla ortalama 2,93 mm (p 0,01) ve 2,98 mm arttı (p 0,001). N-Me mesafesi 5,1 mm arttı (p 0,05). Üst ve alt hava yolu mesafeleri sırasıyla ortalama 2,48 mm ve 2,98 mm arttı (p 0,001). Vertikal hava yolu uzunluğu ortalama 2,67 mm arttı (p 0,001). Yumuşak damak uzunluğu ve dil uzunlukları sırasıyla ortalama 1,2 mm (p 0,05) ve 8,89 mm arttı (p 0,001). Maksiller tranvers genişlik 2,98 mm arttı (p 0,05). Nazal kavite genişlik ve yüksekliği sırasıyla ortalama 2,99 mm ve 0,85 mm arttı (p 0,001). AHI, Supin AHİ, hipopne süresi, horlama süresi ve sırasıyla ortalama 9,14/sa (p 0,001) ve 4,4/sa, 3,5/sa, 1,65/sa (p 0,01) azaldı. Uyku verimliliği ve oksijen saturasyonu (SpO2) sırasıyla %10,25 ve ortalama %1,16 arttı (p 0,001). Pediatrik Uyku Anketi risk skoru 0,34 azaldı (p 0,001). Sonuç: RME tedavisi sonrası maksiller iskeletsel ve dentoalveoler yapıların transvers yön boyutlarında artışlar görüldü. Nazal kavite transvers yön genişliği ve sagittal hava yolu genişlikleri arttı. Polisomnografik verilerden AHİ değerinde %64, Supin AHİ değerinde %78 oranında azalmalar ile birlikte uyku apnesinde iyileşme sağlandı. Anahtar kelimeler: Maksiller Darlık, Hızlı Üst Çene Genişletme Tedavisi, Uyku Apnesi
Tek taraflı dudak damak yarıklı bireylerde alt-RAMEC protokolü ile maksiller protraksiyonun yumuşak ve sert dokular üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi
AMAÇ: Maksiller yetersizliği bulunan tek taraflı dudak damak yarıklı bireylerde Alt-RAMEC protokolü ile yüz maskesi uygulamasının yumuşak ve sert dokular üzerindeki etkilerini ve tedavi süresini, konvansiyonel yüz maskesi uygulaması ile karşılaştırmalı olarak incelemektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu prospektif çalışma, 2015-2017 yılları arasında tedavi amacıyla Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na başvurmuş, tek taraflı dudak damak yarığı ile birlikte iskeletsel ve dişsel Sınıf III düzensizliğe sahip, toplam 30 birey üzerinde yürütülmüştür. Servikal vertebra maturasyon metodu (CVM) ile değerlendirilen hastalar, randomizasyon yöntemi ile seçilerek, her biri 15'er bireyden oluşan, 2 gruba ayrılmıştır. Yaş ortalaması 10,0 ± 0,7 yıl olan I. gruptaki bireylere; konvansiyonel yüz maskesi uygulanırken, yaş ortalaması 10,1 ± 2,4 yıl olan II. gruptaki bireylere; 7 hafta süren Alt-RAMEC protokolü uygulaması Hyrax tipi aparey ile yapıldıktan sonra, yüz maskesi uygulanmıştır. Tedavi öncesi ve sonrası elde edilen lateral sefalometrik röntgenler üzerinde Dolphin Imaging Software Version 11.7 yazılımı kullanılarak açısal ve boyutsal ölçümler yapılmıştır. Her iki grupta tedavi sonucu oluşan iskeletsel, dentoalveoler ve yumuşak doku değişiklikleri ve tedavi süreleri değerlendirilmiştir. BULGULAR: I.ve II. grupta maksiller ölçümlere ait olan değerlendirmelerde SNA açısında, Co-A, A-PTV ve A-FHD ölçümlerinin tedavi öncesi ve tedavi sonrası değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı artış bulunmuştur (p<0,001). Ancak tedavi grupları arasındaki fark değerlendirildiğinde SNA açısında II. grupta gözlenen 5,75° artış, I. gruptakinden (3,13°) istatistiksel olarak anlamlı derecede fazladır (p<0,001). Benzer şekilde, Co-A ( I. grup: 1,92 mm, II. grup: 3,02 mm) (p<0,01) ve A-PTV (I. grup: 2,06 mm, II. grup: 4,21 mm) (p<0,01) ölçümlerinde, Alt-RAMEC protokolünün uygulandığı II. grupta gözlenen artışlar istatistiksel olarak önemli bulunmuştur. Mandibuler ölçümler her iki grup için de benzerdir (p>0,05), II. grupta ANB ve N-A-Pg açılarında ve Wits ölçümünde p<0,001 düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı artış meydana gelmiştir. U1-SN ve U1-L1 açısında, U1-PTV, U6-PTV, U6-FHD ve overjet ölçümlerinde yine II. grupta istatistiksel olarak anlamlı fark meydana gelmiştir (p<0,01, p<0,001). Ss-PTV, ÜD-PTV, ÜD-S doğrusu ölçümlerinde II. grupta istatistiksel olarak anlamlı artış bulunmuştur (p<0,001). Grupların tedavi süreleri arasında I. grupta 7,3 ay ve II. grupta 4,7 ay olacak şekilde p<0,01 düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur. Her iki grupta da yüz maskesi ortalama 17 saat kullanılmıştır. SONUÇ: Tek taraflı dudak damak yarıklı hastalarda, Alt-RAMEC protokolü sonrası yüz maskesi uygulaması, konvansiyonel yüz maskesi uygulamasına göre daha fazla iskeletsel, dentoalveoler ve yumuşak doku değişiklikleri oluşturur ve tedavi süresi daha kısadır. Anahtar kelimeler: Alt-RAMEC protokolü, Tek taraflı dudak damak yarıkları, Maksiller protraksiyon, Yüz maskesi
Posterior rezorbe mandibulada alveoler kret genişletme tekniği ile yapılan silindirik ve konik implantlar ile yeni nesil kama şekilli blade implant uygulamalarının sonlu elemanlar stres analizi yöntemi ile kıyaslamalı olarak değerlendirilmesi
Parsiyel ve tam dişsiz hastaların diş eksiklerinin tedavisinde kullanılan kemik içi implantlar son 50 yılda başarılı sonuçları ile hastalar ve diş hekimleri tarafından tercih edilmektedir. Diş eksikliği sonucu oluşan kemik doku rezorbsiyonu, özellikle horizontal yönde kemik genişliğinin azalması standart çaptaki implantların uygulanmasını zorlaştırmaktadır. Bu durum farklı invaziv kemik kazanma uygulamalarını gerektirmektedir. Horizontal yönde kemik kazanmak için uygulanan alveolar kret split, distraksiyon osteogenezi, otojen kemik grefti uygulamalarıyla değişen oranlarda başarı elde edilmektedir. Ancak bu tekniklerin hasta morbiditesini arttırdığı, tedavi süresini uzattığı, ekonomik maliyeti yükselttiği bilinmektedir. Bu çalışmada alveoler kret split tekniği eşliğinde silindirik ve konik implant kullanılması ile alveol kemik genişliğine müdahele edilmeksizin blade implant uygulaması kıyaslanmaktadır. Kıyaslama yöntemi olarak canlı dokuda uygulanan invazif teknikler yerine Sonlu Eleman Stres Analizi yöntemi tercih edilmiştir. Üç boyutlu bilgisayar destekli yazılım programı kullanılarak 4 mm horizontal genişliğe sahip mandibula kemiğinin üçboyutlu modelleri oluşturulmuştur. Modellerin ikisinde alveoler kret split işleminin simülasyonu yapılarak bir modele 4.1mm çapı 10 mm uzunluğu olan konik implant yerleştirilmiştir. Diğer modelde de aynı işlem sonrası 4.1mm çapı ve 10 mm uzunluğu olan silindirik implant yerleştirilmiştir. Üçüncü modelde kemik genişliğine müdahele edilmeksizin 1.8 mm bukkolingual, 5 mm meziodistal genişliği olan 11 mm uzunlukta kama şekilli blade implant yerleştirildi. Tüm modellerde bilgisayar yardımıyla tasarlanmış kronun santral fossasına bukkolingual yönde 30 derece açıyla 100 N ve vertikal yönde 100 N kuvvet uygulanmıştır. SESA yöntemiyle kuvvetlerin kemikte ve implantlarda oluşturduğu stres değerleri irdelenmiştir. Oblik kuvvetler sonucu her üç modelde oluşan stres değerleri vertikal kuvvetler sonucu oluşan stres değerlerinden yüksek olmuştur. İmplantların boyun kısmı ve kortikal kemiğin şu kısmı çevreleyen bölgesinde streslerin yoğunlaştığı görülmüştür. Tüm modellerde oluşan sıkışma stresi gerilme stresinden fazla olmuştur. Blade implantta oluşan Von Mises stres değerleri diğer implantlarda oluşan değerlerden 20 % yüksek çıkmıştır. Bu değerler titanyum alaşımın geri dönüşümsüz deformasyona uğradığı direnç değerinin altında kalmıştır. Çıkan sonuçlara dayanarak blade implant modelinde diğer modellerden daha fazla oluşan stres değerlerinin tolere edilebilir olduğu söylenebilir. Alveoler kret split işleminin dezavantajları ve komplikasyonları düşünüldüğünde, bunları elimine etmek için blade implantlar iyi bir alternatif sunmaktadır. Seçtiğimiz blade implant sisteminin klasik döner aletlerle değil, piezocerrahi ile uygulanması da canlı dokuda bir avantaj sağlamaktadır. SESA yöntemi her ne kadar dokudaki sonuçlara, yakın sonuçlar verse de bazı işlemleri standat kabul etmesi nedeniyle dokudaki durumu birebir ifade edememektedir. Bu çalışmada bilgisayar modeliyle elde edilen sonuçların dokudaki sonuçlarla desteklenmesi için yeni klinik çalışmalara gereksinim olduğu kanaatine varmış bulunuyoruz. Çalışmamızda elde edilen verilerin literatüre katkı sunduğu ve bundan sonraki klinik çalıştırmalara baz oluşturduğunu düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Kama şekilli blade implant, Sonlu Elemanlı Stres Analizi, Posterior Rezorbe Mandibula, Alveolar Kret-Split.
Hızlı ve yavaş üst çene genişletme tedavilerinin palatal ruga morfolojisindeki değişimlere etkisinin adli kimliklendirmedeki önemi
Bu çalışmada hızlı ve yavaş üst çene genişletme tedavisi uygulanmış hastaların palatal ruga morfolojisinde oluşan değişimlerin üç boyutlu olarak belirlenmesi ve adli kimlik tespitinde palatal ruga bölgesinin doğru kullanımının tespiti amaçlanmıştır. Sekiz ilâ 28 yaş arası daha önce ortodontik tedavi görmemiş olan, posterior çapraz kapanışı olan, dil itimi veya parmak emme gibi alışkanlıkları olmayan, palatinal ruga bölgesinde herhangi bir patolojisi bulunmayan, tedavi öncesi ve sonrası alçı modelleri iyi kalitede olan, çekimli ve/veya çekimsiz tedavi edilmiş kız ve erkek bireyler çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmaya dâhil etme şartlarını sağlayan hastalardan, hızlı üst çene genişletme tedavisi görmüş (1.grup), yavaş üst çene genişletme tedavisi görmüş (2.grup) ve sabit ortodontik tedavi görmüş (3.grup) olmak üzere üç grup oluşturulmuştur. Hızlı ve yavaş ortodontik genişletme tedavisi deney grubunu, sabit ortodontik tedavi kontrol grubunu temsil etmektedir. Hızlı üst çene genişletme (RPE) tedavisi görmüş 24 hasta, yavaş üst çene genişletme (SME) tedavisi görmüş 22 hasta ve sabit ortodontik tedavi görmüş 18 hasta çalışma içerisine dâhil edilmiştir. Hızlı ve yavaş üst çene genişletme tedavisi ve sabit ortodontik tedavi görmüş hastaların alçı modelleri ağızdışı model tarayıcısı (Sirona inEos X5, Dentsply Sirona, Bensheim, Germany) ile tarandı ve STL (stereolitografi) dosyaları şeklinde kaydedildi. Üretilen STL dosyaları Mimics (Materialise Mimics Innovation Suite 23, 3-matic Version Medical 17, Materialise) yazılımına aktarıldı. Lysell'in palatal ruga sınıflandırma yöntemine göre sınıflandırılan rugalar; en öndeki birinci ruga, ikinci ruga ve en arkadaki üçüncü ruga olacak şekilde isimlendirildi. Üst çene palatal ruga antero-posterior (ön-arka) noktalar, transverse noktalar, angular açı ölçüm noktaları, palatal alan ve hacim noktaları işaretlendi. Tedavi başlangıcında alınan alçı modeller (pre-ekspansiyon) T1 olarak, tedavi sonunda alınan alçı modeller (post-ekspansiyon) T2 olarak kaydedildi. Anteroposterior yönde genişletme tedavileri gören hastalarda anteriorda ve mezialde bulunan rugalarının stabil olmadığı tespit edildi. Sabit ortodontik tedavi gören hastalarda ise 2.-3. Ruga bölgesi ve genel olarak distal sonlanım noktalarının stabilite açısından güvenli olmadığı ortaya konuldu. RPE ve SME grubunda transverse-1 ve transverse-2 ölçümlerinde en fazla değişim 1. Rugada ölçülmüştür. Sabit ortodontik tedavi gören kontrol grubunun anteroposterior-1, anteroposterior-2 ve transverse-1 yönlerde mezial sonlanım noktalarının stabilitesinin daha güvenli olduğu sonucuna varılmıştır. Kontrol grubunda transverse-1 ve transverse-2 ölçümlerinde en fazla değişim 3. Rugada ölçülmüştür. Çalışmada elde ettiğimiz sonuçlara göre anteroposterior ve transverse düzlemlerde kontrol grubunda 1. Ruga daha stabil bulunmuştur. Bu tez çalışmasının sonucu olarak elde ettiğimiz bulguların toplumumuzda yapılan palatal tedavilerle palatal ruga bölgesinde görülebilecek değişiminlerde yol gösterici olacağı sonucuna varılmıştır. Buna göre üst çene genişletme tedavileri ve sabit ortodontik tedavinin palatal ruga bölgesinde değişime sebep olacağı ve kimlik tespitinde güvenilir olmayacağı düşünülmektedir.
Geç adolesan ve genç erişkinlerde mikroimplant destekli hızlı maksiller genişletmeyi takiben iskeletsel etkilerin ve alveolar kemik kaybının konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi
Amaç: Bu retrospektif çalışmanın amacı, geç adolesan ve genç erişkinlerde mikroimplant destekli hızlı maksiller genişletmenin (MARPE) iskeletsel ve dental etkileri ile alveolar kemik kaybını konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile değerlendirmektir. Gereç-Yöntem: MARPE ile tedavi görmüş servikal vertebral maturasyonu (CSM) 4. evreden yüksek 21 bireyin (7 erkek ve 14 kadın) MARPE'den önce (T0) ve sonra 3. ayda (T1) alınmış KIBT görüntüleri arşivden şeçilmiştir. Görüntüler üzerinde iskeletsel, dental ve alveolar kemik ölçümleri yapılmış, T0 ile T1 karşılaştırılmıştır. Bağımlı değişkenler için paired sample t-testi, bağımsız değişkenler için independent sample t-testi, korelasyon değerlendirmesi için Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: T0 ve T1 ölçümleri arasında iskeletsel ve dental ölçümlerde istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunmuştur. Tedavi sonunda midpalatal suturda anteriorda posteriordan fazla genişleme olurken, dental genişleme palatal genişlemeden daha fazla olmasına rağmen aralarında istatistiksel anlamlılık bulunmamıştır (p=0,459). Palatal genişleme miktarı ile dental genişleme miktarı ilişkisi ve alveolar kemik inklinasyonu farkı ile diş inklinasyonu farkı arasındaki ilişki değerlendirilmiş ve anlamlı fark bulunmamıştır. T0 ve T1 arasında bukkal kortikal kemik kalınlığı azalmıştır ancak bu azalma istatistiksel olarak anlamlı değildir. Genişletme sonrası bukkal alveolar kemik yüksekliği önemli ölçüde azalmış, bukkal alveolar yükseklik ve alveolar kemik yüksekliği değerleri arasında negatif korelasyon görülmüştür. T0 ve T1 arasında dehiscence miktarlarında artış bulunmuştur ancak dehiscence ve fenestrasyon miktarındaki artış istatistiksel olarak anlamlı düzeyde değildir. Sonuç: MARPE ile tedavide maksilla iskeletsel olarak horizontal düzlemde V şeklinde, koronal düzlemde paralele yakın ters V şeklinde açılma göstermektedir. Destek dişlerdeki inklinasyon artışı bukkale tipping ile değil alveolar kemik eğilmesi ile ilişkilidir. MARPE sonucu bukkal alveolar kemikte vertikal kayıp bulunmuş, horizontal kayıp görülmemiştir. MARPE alveolar kemik defektine neden olmamaktadır. Geç adolesan ve genç erişkinlerde MARPE genişletme için tercih edilebilir bir yöntemdir. Anahtar Kelimeler: konik ışınlı bilgisayarlı tomografi, MARPE, iskeletsel genişletme
Prepubertal dönemde hyrax ve hafızalı genişletme apareyleri uygulanan hastalarda gelişen stres ve ağrının karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı prepubertal dönemde üst çene darlığına sahip hastalarda hafızalı genişletme apareyi ve hyrax apareyi uygulamasında gelişen stres ve ağrının fizyolojik ve psikometrik yöntemler ile değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya yaşları 6 ile 11 yıl arasında değişen, üst çenede transveral yönde darlık tespit edilen 19 kız 20 erkek toplam 39 hasta dahil edilmiştir. Bu koşulları sağlayan hastalardan kapalı zarf yöntemi ile seçilen 19 hastaya hafızalı genişletme apareyi, 20 hastaya hyrax apareyi uygulanmıştır. Hyrax apareyinin vidası yeterli genişletme ve aşırı düzeltme elde edilene kadar eşit gün aralıklarında haftada 2 kez aktive edilmiştir. Hafızalı genişletme apareyi ise tedavi başlangıcında aktive edilip genişletme ve aşırı düzeltme elde edilene kadar aktif kalıp tedavi sonucunda aktivasyon durdurulmuştur. Her iki grupta tedavi gören hastalardan 8 farklı zaman diliminde alınan tükütük örneklerinde kortizol ve substans P düzeyi değerlendirilmiş ve psikometrik testler ile ağrı ve kaygı düzeyi incelenmiştir. Bulgular: VAS ağrı skorları, kortizol, substans P ve anlık-sürekli kaygı değerlerinin gruplar arasında ve her bir grubun zaman içindeki değişimi incelenmiştir. İkili grup karşılaştırmaları sonucunda T4, T5, T6 ve T7 noktalarında kortizol düzeyi hyrax grubunda hafızalı genişletme grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Substans p düzeyi tüm zaman noktalarında hyrax grubunda hafızalı genişletme grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). VAS ağrı skorları, anlık ve sürekli kaygı değerleri tüm zaman noktalarında gruplar arası karşılaştırmada benzer bulunmuştur (p>0,05). Sonuç: Çalışmamızın sonıuçlarına göre hafızalı genişletme apareyi ve hyrax apareyinin hastalarda kortizol, substans p, anlık-sürekli kaygı ve ağrı skorlarında değişime yol açtığı tespit edilmiştir. Hafızalı genişletme apareyi uygulanan hastalarda hyrax apareyi ile tedavi edilen hastalara göre ağrı ve kaygı bulgularında farklılık olduğu gözlenmiştir. Anahtar kelimeler: Ağrı, Kortizol, Hafızalı üst çene genişletmesi, Anlık-sürekli kaygı
Hızlı maksiller genişletmenin maksiller santral kesici interdental papilla yüksekliğine etkisi
Amaç: Hızlı üst çene genişletmesinde (HÜÇG) sutural bölgede alveoler kret rezorpsiyona uğrar ve santral kesici dişler arası bölgede diastema oluşur. Bu durum santral santral kesici dişler arasındaki papil çekilmesi için predispozan bir faktör olabilir. Bu durumdan yola çıkarak hızlı üst çene genişletmesi ve üzerine sabit ortodontik tedavi görmüş hastaların papil yüksekliklerindeki değişimleri incelemek hedeflenmiştir. Materyal-Metot: Araştırmamız dosya ve görüntü kayıtları kullanılarak yapılan retrospektif bir çalışmadır. Çalışmamızda 2015 Ocak- 2021 Aralık tarihleri arasında Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'nda önce HÜÇG tedavisi ardından sabit ortodontik tedavi görmüş hastaların kayıtları incelenmiştir. Arşivde, hızlı üst çene genişletmesi sonrası sabit tedavi görmüş olan 356 adet hasta kaydına ulaşılmıştır. Dahil edilme kriterlerine uymayan 143 hasta çalışma dışında bırakılmıştır. Araştırmaya dahil edilen 213 hastanın 142'si (%66,7) kadın, 71'i (%33,3) erkektir. Hastaların yaşları 12 ile 26 arasında değişmekle birlikte, yaş ortalaması 16,91'dir. Jemt sınıflaması kullanılarak tedavi öncesi (T1) ve tedavi sonrası (T2) cepheden alınmış intraoral hasta fotoğrafları üzerinden papil yükseklik değişimleri incelenmiştir. T1 ve T2 arasındaki fark (Jemt) bağımlı değişken olarak tanımlanmıştır. Yaş, cinsiyet, tedavi süresi, kullanılmış olan hızlı üst çene genişletme tipi, kron morfolojileri, gingival biyotip, hastaların tedavi öncesindeki büyüme ve gelişim potansiyelleri, santral kesicilerin interproksimal temas uzunluğu, santral kesicilerin aks açıları, santral kesiciler arası interdental mesafe, santral kesicilerin mesial kenarlarında birbirinin üzerini örtmesi durumu, hastaların sefalometrik üst keser açı ve uzaklık değerleri bağımsız değişkenler olarak tanımlanmıştır. Araştırma verilerinin normal dağılıma uygunluğu, Kolmogorov-Smirnov testi ile yapılmıştır. Hastaların demografik bilgilerini tespit edebilmek için frekans analizi kullanılmıştır. Ölçümlerin karşılaştırması için, normal dağılım gösterdiği tespit edilen değişkenlere yönelik Bağımlı Örneklem T-testi, normal dağılmayan değişkenlere yönelik Wilcoxxon testi ve kategorik verilere yönelik Kappa analizi yapılmıştır. 2'li grupların karşılaştırmasında Mann Whitney_U testi, kategorik verilerin karşılaştırılmasında ise Ki Kare testi kullanılmıştır. Bağımsız değişkenlerin papil çekilme varlığına etkisini belirlemek amacıyla binary lojistik regresyon analizi yapılmıştır. Anlamlı sonuç elde edilen araştırma verilerinin kesme noktasını belirlenmesi amacıyla ROC analizi yapılmıştır. Araştırma raporu oluşturulurken anlamlılık düzeyi için 95% güven aralığı (p<,05) kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 213 hastanın 89' unda Jemt skorlamasına göre T1- T2 arasında papil çekilme bulgusu izlenmiştir. Sonuç: Yaş, alveoler kret- santral kesici kontak noktası arası mesafe, santral kesiciler arası interdental mesafe, interproksimal temas uzunluğu, T1- T2 keser açı ve uzaklık değişimleri papil çekilmesi ile ilişkili olan faktörler olarak bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Hızlı üst çene genişletmesi, Jemt sınıflaması, papil çekilmesi, RME
Pubertal dönemde rapid maksiller ekspansiyon ile tedavi edilen hastalarda kemik remodelinginin diş eti oluğu sıvısında incelenmesi
Amaç: Bu prospektif klinik çalışmanın amacı, rapid maksiller ekspansiyonun (RME) 3 aylık ve 6 aylık retansiyon dönemleri sonrasında kemik remodelingini diş eti oluğu sıvısında (DOS) değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya maksiller darlığı bulunan, yaşları 12-15 arasında değişen pubertal dönemdeki 15 kız 8 erkek toplam 23 birey dahil edilmiştir. Modifiye hyrax vidasından oluşan banded tip RME apareyi ağız içine uygulandıktan hemen sonra hyrax vidası sabah akşam ¼ dönüşle günde 2 kez çevrilerek RME protolü uygulanmaya başlanmıştır. Sağ maksiller 1. molar dişlerinden kağıt stripler kullanılarak 4 farklı zaman diliminde (T0: Aparey yerleştirilmeden önce, T1: Aktif fazdan sonra, T2: 3 aylık retansiyon dönemi sonu, T3: 6 aylık retansiyon dönemi sonu) DOS örnekleri alınıp ardından sondlama derinliği, gingival indeks, plak indeksi ve sondlamada kanama yüzdesi kaydedilmiştir. Elde edilen DOS örneklerinde ELISA kitleri kullanılarak BALP, OPG, RANKL ve TNF-α düzeyleri belirlenmiştir. Bulgular: Çalışmamızda DOS'taki BALP ve OPG seviyelerinin gerilim ve basınç bölgelerinde zaman içinde değişim göstermediği ve her bir zaman noktasında bölgeler arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir fark olmadığı tespit edilmiştir (p>0.05). RANKL seviyesinin T1 zamanında basınç bölgesi olan bukkal bölgede istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttığı bulunmuştur (p=0.042). T0, T2 ve T3 zamanlarında palatinal bölgenin TNF-α düzeyi, bukkal bölgeye göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (sırasıyla p=0.005, p=0.042 ve p=0.006). Sonuç: Çalışmamızda elde ettiğimiz sonuçlara göre, 3 aylık ve 6 aylık retansiyon dönemleri ile RME'nin kemik metabolik aktivitelerini gösteren biyomarkerlar arasında bir ilişki gözlenmemiştir. Farklı retansiyon süreleri ve daha büyük örneklem hacmine sahip ileri çalışmalar yapılması önerilebilir. Anahtar kelimeler: Ekspansiyon, Remodeling, Retansiyon.
The comparison of the effects of newly designed miniscrew supported class III corrector (msciiic) and conventional facemask in class III growing patients
The aim of this study was to evaluate and compare the effects of newly designed miniscrew supported Class III corrector (msCIIIc) and conventional facemask in growing Class III patients with maxillary deficiency. Two treatment groups and one control group were assigned in this study. First group 7 males and two females with mean age 11.86 ± 0.95 were treated with msCIIIc. Second group 5 males and 7 females mean age 11.09 ± 0.78 years were treated were treated by facemask with rapid maxillary expansion. Third untreated control group 5 males and 7 females mean age 11.00 ± 0.83 years. The facemask was applied for 16 hour/day with force 500 g. Directed 30° downward forward to the occlusal plane. Lateral cephalometric radiograph were taken before T1 and after the appliance were removed. Both treated groups showed significant improvement in SNA, ANB, Wits, maxillary depth. Point A was moved 2.44 mm in facemask groupand 3.57 mm in msCIIIc group. Mandibular growth was restrained in both treated groups. Counterclockwise rotation of the occlusal plane and maxillary incisor proclination in both treated groups. There was no significant effect in mandibular incisor inclination in both treatment protocol. Significant amount of skeletal maxillary advancement were achieved with Both facemask/RME and msCIIIc. Both treatment modalities cause maxillary incisor proclination and did not change mandibular incisor angulation. msCIIIc can be an alternative treatment protocol particularly in patients in mixed dintition and those with oligodontia and patients who refuse to use facemask.
Diş ve diş-kemik destekli hızlı üst çene genişletmesinin üst havayollarına etkilerinin üç boyutlu olarak değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, diş destekli genişletme aygıtı (Hyrax) ile diş-kemik destekli genişletme aygıtının (Hibrit Hyrax) üst havayolları üzerindeki etkilerinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile incelenmesi ve karşılaştırılmasıdır. Çalışmamıza Hyrax ve Hibrit Hyrax apareyleri ile hızlı üst çene genişletmesi yapılmış olan 33 bireyden alınan veriler dahil edil edilmiştir. Hyrax grubu yaş ortalaması 14 ± 2.2 yıl olan 17 bireyden (10 kız, 7 erkek), Hibrit Hyrax grubu ise yaş ortalaması 13,7 ± 2.3 olan 16 bireyden (8 kız, 8 erkek) oluşmuştur. Genişletme öncesi ve genişletmeden 3 ay sonra alınan KIBT görüntüleri üzerinde üst havayolu ölçümleri ve maksiller iskeletsel ölçümler yapılmıştır. Veriler istatiksel olarak değerlendirilimiştir. Genişletme sonrasında, Hyrax ve Hibrit Hyrax gruplarında maksiller transversal iskeletsel ölçümlerde anlamlı artışlar meydana gelirken (p<0.001), gruplar arasında fark gözlenmemiştir (p>0.05). Her iki grupta da nazal genişlikler, nazal kavite ve nazofarinks hacmi artmakla beraber, Hibrit Hyrax grubundaki hacim ve 1.premolar seviyesindeki nazal genişlik artışları daha fazla bulunmuştur (p<0.05). Benzer şekilde genişletme sonrasında oluşan maksiller sinüs hacim artışları da Hibrit Hyrax grubunda Hyrax grubuna göre daha fazla artış göstermiştir (p<0.05). Orofarinksteki hacimsel artışlar açısından gruplar arasında fark bulunmamıştır (p>0.05). Diş ve diş-kemik destekli maksiller genişletme sırasında üst havayolu boyutlarında belirgin artış meydana gelmektedir. Bununla birlikte, Hibrit Hyrax aygıtı nazal kavite hacmini ve anterior nazal kavite genişliğini arttırmakta daha etkilidir. Anahtar Kelimeler: Hızlı üst çene genişletmesi, Hyrax genişletme apareyi, Hibrit hyrax genişletme apareyi, Üst havayolu, Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT)
Bilateral sinüs ogmentasyonunda otojen kemik grefti ve kollajen jel içerikli ksenogreft kombinasyonu ile tek başına kollajen jel içerikli ksenogreft kullanımının histolojik ve histomorfometrik olarak değerlendirilmesi
Bu çalışmada, bilateral posterior maksiller atrofiye sahip hastalarda, sinüs ogmentasyonunda 1:3 oranında otojen kemik grefti (OKG) ve kollajen jel içerikli ksenogreft kombinasyonu ile tek başına kollajen jel içerikli ksenogreft kullanımının histolojik ve histomorfometrik olarak karşılaştırılması amaçlandı.Çalışmamıza, yaş ortalaması 55.00±10.95 ve rezidüel kret yüksekliği en fazla 5 mm olan 2'si kadın, 4'ü erkek toplam 6 hasta dahil edildi. Lateral duvar osteotomisini takiben hastaların maksiller sinüsleri kollajen jel içerikli ksenogreft (Grup 1) veya OKG+kollajen jel içerikli ksenogreft (Grup 2) ile bilateral olarak ogmente edildi. Daha sonra her iki grupta da lateral pencere rezorbe olabilen kollajen membran (KM) ile kapatıldı. Ogmentasyon öncesinde rezidüel kret yüksekliğinin belirlenmesi, ogmentasyondan hemen sonra ve 8 ay sonra ise mevcut greft yüksekliğinin değerlendirilmesi amacıyla Cone Beam Computerized Tomography (CBCT) alındı. Ogmentasyondan 8 ay sonra implant cerrahisi sırasında greft uygulanan bölgelerden kemik biyopsileri elde edilerek histolojik analiz yapıldı.Araştırmaya dahil edilen hastalarda ogmentasyon sonrasındaki iyileşme döneminde herhangi bir komplikasyona rastlanmadı. Sinüs ogmentasyonu öncesinde alınan CBCT'lerde, ortalama rezidüel kret yükseklikleri Grup 1'de 4.14±2.99 mm, Grup 2'de 3.24±1.66 mm olarak ölçüldü. Ogmentasyondan hemen sonra ortalama greft yükseklikleri gruplarda sırasıyla 11.91±5.40 mm ve 11.35±3.45 mm olarak saptanırken, ogmentasyondan 8 ay sonra bu değerler 9.31±4.54 mm ve 10.39±3.70 mm'ye düşüş gösterdi. Grup içi değerlendirmede, her iki grupta da ogmentasyon öncesine göre, ogmentasyondan hemen sonra görülen artış ve ogmentasyonun hemen sonrasına göre, 8 ay sonrasında görülen düşüş istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Ancak gruplar arasında anlamlı bir farklılık gözlenmedi (p>0.05). Tüm histolojik kesitlerde yeni kemik oluşumu saptanırken, Grup 2'de elde edilen kemikleşmenin Grup 1'den daha yoğun olduğu görüldü. Kesitlerin histomorfometrik değerlendirmesinde yeni oluşan kemik, Grup 1 ve 2'de sırasıyla %29.4 ve %36.6, rezidüel greft partikülleri ise %14.4 ve %14 olarak hesaplandı. Fibröz doku oranı ise sırasıyla %56 ve %49.2 olarak ölçüldü. Grupların yeni kemik oluşumu yüzde ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi (p>0.05).Bu çalışmadan elde edilen bulgular, her iki çalışma grubunda 8 aylık iyileşme süresinin kemik oluşumu için yeterli olduğunu, ancak gruplar arasında anlamlı bir farklılığın bulunmadığını göstermektedir.
Sıçanlarda hızlı üst çene genişletmesi sonrası vasküler epitelyal büyüme faktörünün nano taşıyıcılarla uygulanması ile üst çene sutural bölgesinde oluşan değişikliklerin incelenmesi
Çalışmanın amacı, deneysel üst çene genişletmesi sonrasında altın nano taşıyıcılar ile uygulanan vasküler epitelyal büyüme faktörünün sıçanların üst çene sutural bölgesinde kemik remodelingine etkisinin histomorfometrik olarak incelenmesidir. Çalışmada, 14 haftalık, 250g ağırlığında 5 grup, toplam 30 adet Wistar cinsi sıçanın üst çeneleri, 0,014 inç çapında paslanmaz çelik telden hazırlanmış heliksli genişletme aygıtı kullanılarak transversal olarak genişletilmiştir. Genişletme işleminin 5. gününde laboratuvar şartlarında hazırlanmış altın nano-parçacıklar (AuNP) ve vasküler epitelyal büyüme faktöründen (VEGF) oluşan kimyasal yapıdaki solüsyon sıçanların üst keser dişleri arasından başlayarak palatinal sub-mukozal alana enjekte edilmiştir. Çalışmada 5 grup vardır ve bu grupların hepsinde üst çene genişletmesi yapılmıştır. Bu 5 grupta, enjeksiyonu yapılan kimyasallar farklıdır, bu kimyasallar; serum fizyolojik, AuNP, VEGF, AuNP ile VEGF?nin karışımı ve AuNP+Oligonükleotid+VEGF?dir. Enjeksiyonu takip eden 10. günde sıçanlar sakrifiye edilmişlerdir. Deneyin sonunda, sıçanların üst çeneleri diseke edilmiş ve histomorfometrik inceleme için histolojik kesitler hazırlanmıştır. Boyanan kesitler, Stereoinvestigator 7.0.5 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Hacim ölçümleri için Leica C Plan X10 objektif (NA = 0,22) kullanılmıştır. Yapılan çalışmada, izotonik serum fizyolojik enjekte edilmiş kontrol grubu ile AuNP, VEGF, AuNP+VEGF ve AuNP+Oligonükleotid+VEGF enjekte edilmiş deney grupları yumuşak doku, kemik dokusu ve total kemik hacmi açısından karşılaştırılmıştır. Grupların homojenitesini değerlendirmek için Levene testi yapılmıştır (p=0,216, p<0,05). Homojen dağılım gösteren grupların karşılaştırılmasında ANOVA testi ve gruplar arası ikili karşılaştırmalar için de Tukey testi kullanılmıştır. Çalışmanın histolojik değerlendirmesinde VEGF ve AuNP+VEGF grupları arasında ölçülen yumuşak dokuları ve kemik dokusunu içeren total hacim incelendiğinde, VEGF grubunda ölçülen total hacim miktarı AuNP+VEGF grubunda gözlenen total hacimden istatistiksel olarak anlamlı derecede fazla bulunmuştur (p<0,05, p=0,028). AuNP ve VEGF grupları arasında, yumuşak dokuları ve kemik dokusunu içeren total hacim ve tek başına yumuşak doku hacmi karşılaştırmasında, VEGF grubunda ölçülen total hacim ve yumuşak doku hacmi, AuNP grubunda gözlenen total hacim ve yumuşak doku hacmi miktarından istatistiksel olarak anlamlı derecede fazladır (p<0,05, p=0,046), (p<0,05, p=0,046). VEGF ve AuNP+Oligonükleotid+VEGF grupları arasında, ölçülen yumuşak doku hacimleri açısından karşılaştırma yapıldığında VEGF grubunda, AuNP+Oligonükleotid+VEGF grubuna göre yumuşak doku hacminin istatistiksel olarak anlamlı derecede fazla olduğu görülmektedir (p<0,05, p=0,046). Çalışmada elde edilen sonuçlar, VEGF?nin kemik gelişimini arttırdığını; ancak bu tezde anlatılan yöntem ile AuNP?ların VEGF?in hücre içine taşınmasında kullanılmasının kemik gelişimini arttırmadığını ve VEGF?in yumuşak doku gelişiminde önemli role sahip olduğunu göstermiştir.
Comparison of two different xenografts in bilateral sinus augmentation: Radiographic and histologic findings
Hyrax ve hibrit hyrax genişletme aygıtlarının iskeletsel, dişsel ve periodontal etkilerinin üç boyutlu olarak değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, diş destekli genişletme aygıtı (Hyrax) ile diş-kemik destekli genişletme aygıtının (Hibrit Hyrax) iskeletsel, dişsel ve periodontal etkilerinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile incelenmesidir. Çalışmamıza, maksiller darlığı nedeniyle genişletmeye ihtiyaç duyan toplam 25 birey katılmıştır. 13 hastadan oluşan I. gruba (yaş ortalaması 14,3 ± 2,3 yıl) Hyrax, 12 hastadan oluşan II. gruba (yaş ortalaması 13,8 ± 2,2 yıl) Hibrit Hyrax aygıtı uygulanmıştır. Tüm bireylerden genişletmeden önce (T1) ve genişletmeden 3 ay sonra (T2) fotoğraf, model, ve konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) kayıtları alınmıştır. KIBT görüntüleri üzerinde MIMICS® yazılım programı kullanılarak iskeletsel, dentoalveoler ve periodontal ölçümler yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 21.0 istatistiksel yazılım programı kullanılmıştır. İstatistiksel değerlendirme sonucunda, iskeletsel ölçümlerin hem Hyrax hem de Hibrit Hyrax grubunda anlamlı derecede arttığı bulunmuştur. Yine her 2 grupta dişler arası mesafeler anlamlı artış göstermiştir. Diğer yandan, 1. ve 2. premolarlar arası mesafeler Hyrax grubunda Hibrit Hyrax grubuna göre daha fazla artmıştır. Her iki genişletme apareyi ile destek alınan dişlerin bukkal kemik kalınlıklarında azalma, palatal kemik kalınlıklarında artış meydana gelmiştir. Sol 1. premolarların bukkal ve palatinal kemik kalınlıklarındaki değişiklikler incelendiğinde gruplar arasında anlamlı farklar görülmüştür (p<0.001). Mutlak dental eğilme miktarlarında ise gruplar arasında anlamlı farklılıklar görülmemiştir (p>0.05). Sonuç olarak, üst çene darlığının tedavisinde Hyrax ve Hibrit Hyrax genişletme apareyleri etkin olarak kullanılabilir. Bununla birlikte, Hyrax aygıtıyla premolar bölgesinde Hibrit Hyrax aygıtına göre daha fazla genişleme sağlanabilmektedir. Hibrit Hyrax aygıtı ise 1. premolarların kemik desteğinde belirgin bir değişikliğe neden olmamaktadır.
İskeletsel sınıf III tedavilerinde kullanılan hibrit hyrax-mentoplate kombinasyonu ve yüz maskesi uygulamalarının dentofasiyal etkilerinin karşılaştırılması
Bu prospektif klinik çalışmanın amacı; büyüme ve gelişim dönemindeki iskeletsel Sınıf III malokluzyona sahip hastalarda üst çeneye uygulanan hibrit hyrax genişletme apareyinden simfiz bölgesindeki mentoplate'e intermaksiller Sınıf III elastik uygulamasının etkilerini konvansiyonel yüz maskesi uygulamasının etkileri ile karşılaştırarak değerlendirmektir. İskeletsel olarak prepubertal veya pubertal büyüme-gelişim döneminde bulunan maksiller retruzyonun eşlik ettiği 40 iskeletsel Sınıf III anomalili hasta, 20 bireyden oluşan iki gruba ayrıldı. Birinci grupta (İA) üst çenedeki hibrit hyrax genişletme apareyinden alt çenedeki mentoplate'e 500'er gr intermaksiller elastik uygulandı. İkinci grup olan yüz maskesi grubunda (YM) ise üst çenedeki bonded genişletme apareyinden yüz maskesine 400-450 gr kuvvet uygulandı. İA grubunda tedavi süresi 8,63±3,98 ay, YM grubunda ise 7,41±2,71 aydır. Her iki gruptaki bireylerden tedavi öncesinde ve sonrasında lateral ve posteroanterior sefalometrik radyograflar ile alçı modeller alındı. Sefalometrik ölçümlerde grup içi değişimlerin değerlendirilmesinde bağımlı örneklem t-testi, gruplar arası farkların değerlendirilmesinde ise bağımsız örneklem t–testi kullanıldı. Her iki grupta da maksillada anterior rotasyonla birlikte ileri hareket gözlendi. Bu hareket İA grubunda 4,35 mm, YM grubunda ise 1,6 mm olarak ölçüldü. İA grubunda mandibulanın sagittal yöndeki hareketinde ve vertikal değerlerinde bir değişim gözlenmezken bu ölçümler YM grubunda mandibulada posterior rotasyon ve vertikal değerlerde artış şeklinde oldu. YM grubunda ise diğer konvansiyonel yüz maskesi tedavilerinde olduğu gibi alt kesicilerde retrüzyon üst kesicilerde protrüzyon gözlenirken, İA grubunda üst kesicilerde retrüzyon, alt kesicilerde protrüzyon bulundu. Çalışmamızda İA grubunda konvansiyonel yüz maskesinin istenmeyen etkilerinin azaldığı gözlenmiştir. Maksiller retrognatiye sahip iskeletsel Sınıf III anomalilerin tedavisinde sıkça kullanılan ağız dışı aygıtlara alternatif olarak; iskeletsel ankraj yöntemleri ile de başarılı etkiler elde edilebilmektedir.
Karma dentisyon döneminde üst çene genişletmesinde kullanılan apareylerin üst çene süt birinci molar diş ikinci molar diş ve daimi birinci molar dişe uyguladığı kuvvetlerin sonlu elemanlar analizi ile değerlendirilmesi
Genetik, çevresel veya alışkanlıklara bağlı olarak alt ve üst çene arasında transversal yönde uyuşmazlık oluşması sonucunda posterior çapraz kapanış ilişkisi oluşur. Posterior çapraz kapanış üst çene darlığından kaynaklanıyorsa süt veya karma dentisyon döneminde üst çene genişletme apareyleri kullanılarak bu durum düzeltilebilir. Karma dentisyon, maksiller genişletme için en ideal zaman olmakla beraber, aynı zamanda diş kayıplarının da en sık yaşandığı dönemdir. Maksiller genişletmede amaçlanan, dişlerde tipping hareketi oluşmasından ziyade, sutural açılmanın sağlanmasıdır. Bu çalışmanın amacı, ağızda farklı dişlerin mevcut olduğu farklı senaryolarda, üst çenede yavaş maksiller genişletme apareyi kullanıldığında, dişlere gelen kuvvetler sonucu destek dişlerdeki yer değiştirme miktarlarını üç boyutlu sonlu elemanlar analizi ile değerlendirerek; karma dentisyon döneminde yavaş maksiller genişletme tedavisi uygulanacak çocuklarda, destek dişlerdeki istenmeyen yer değiştirmenin hangi senaryoda daha az olacağının belirlenmesidir. Çalışmamızda üst çene darlığı tespit edilen karma dentisyon dönemindeki bir çocuğa ait tomografi görüntüsü ile; sadece daimi birinci molar (senaryo bir), daimi birinci ve süt ikinci molar (senaryo iki), daimi birinci ve süt birinci molar (senaryo üç), daimi birinci, süt birinci ve süt ikinci molar dişleri (senaryo dört) mevcut olan diye gruplandırılmak üzere 4 farklı senaryo oluşturulup, yavaş genişletme apareyinin destek dişlerde meydana getirdiği yer değiştirmeler sonlu elemanlar analizi ile karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Çalışmamızdaki sonuçlar değerlendirildiğinde; en fazla yer değiştirme ikinci senaryoda, süt 2. molar dişte meydana gelmiştir. Bunu sırasıyla, dördüncü senaryoda yine süt 2. molar, birinci senaryoda daimi birinci molar ve üçüncü senaryoda daimi birinci molar diş takip etmiştir. Sonuç olarak ise, ağızda tüm dişler olduğu durumda, destek dişlere gelen kuvvetler sonucu meydana gelen yer değiştirmenin tek bir dişte artış göstermesinden ziyade, tüm destek dişlerde birbirine yakın miktarda oluştuğu sonucuna varılmıştır.
Kortikotomi uygulanan ve uygulanmayan hibrit apareylerle yapılan hızlı üst çene genişletme tedavisinin sonlu elemanlar analizi ile incelenmesi
Bu in-vitro çalışmada, kortikotomi uygulanan ve uygulanmayan hibrit apareylerle yapılan hızlı üst çene genişletme (HÜÇG) tedavisinin kraniyofasiyal yapılarda oluşturduğu stres dağılımı ve yer değiştirme miktarlarının sonlu elemanlar analizi ile incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda, Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı arşivinde bulunan 22 yaşında maksiller transversal darlığa sahip kadın hastanın konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntülerinden kraniyofasiyal kemiklerin ve maksiller dişlerin üç boyutlu sonlu elemanlar modeli elde edilmiştir. Bu model üzerinde, palatal kemik destekli iki mini vida ve iki molar diş destekli hibrit hyrax (Tip A), palatal kemik destekli iki mini vida, iki molar diş destekli hibrit hyrax ile birlikte kortikotomi uygulanmış (Tip B) ve geleneksel diş destekli hyrax ile birlikte kortikotomi uygulanmış (Tip C) olmak üzere 3 farklı hızlı üst genişletme modeli dizayn edilmiştir. Modellerde, hyrax vidası transversal yönde en az 0.25 mm aktive edilmiştir. Çalışma sonunda, kortikotomi uygulanan Tip B ve Tip C modellerde, Tip A modele göre daha fazla transversal hareket görülmüştür. Posterior dişlerde devrilme miktarı Tip A modelde daha fazla olmuştur ve bu modelde mini vida çevresinde diğer modellere göre yüksek stres görülmüştür. Ayrıca, Tip B modelde mini vidalardan dolayı üst çene plakalarının rotasyonu sınırlı kalmış olup daha paralel transversal genişleme elde edilmiştir. Sonuç olarak, Tip B ve Tip C modellerde ön bölgede Tip A modele göre daha fazla transversal genişleme göstermiştir. Tip B modelde üst çene plakalarının rotasyonu daha az görülmüştür. Sonuç olarak, mini vida destekli ve kortikotomi uygulanmış hibrit hyrax genişletme apareyi ile daha paralel ve daha etkin bir transversal genişletme elde edilmiştir. Ayrıca, yetişkinlerde HÜÇG tedavisinin cerrahi destekli olarak yapılması önerilebilir. Anahtar kelimeler: Hibrit aparey, hızlı üst çene genişletmesi, kortikotomi maksiller transversal darlık, sonlu elemanlar analizi.
Farklı sutur ossifikasyon derecesine sahip hastalarda, mini-vida destekli hızlı üst çene genişletmesinin; yüz, kafa tabanı ve temporomandibular eklem bölgesindeki etkilerinin 3 boyutlu sonlu elemanlar analizi ile incelenmesi
Amaç: Bu çalışmada, farklı sutural ossifikasyon derecelerinde, mini-vida destekli hızlı üst çene genişletmesinin (MDHÜÇG) yüz, kafa tabanı ve eklem bölgesindeki stres ve yer değiştirme miktarlarının sonlu elemanlar analizi ile incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda farklı sutural ossifikasyon derecelerine sahip modellere MDHÜÇG yapılmıştır. Modellerimiz; Tip A: Tüm suturlardaki ossifikasyon tamamlanmamış bir model, Tip B: Tüm suturlardaki ossifikasyon kısmen tamamlanmış bir model, Tip C: Tüm suturlardaki ossifikasyon tamamlanmış bir model, Tip D: Midpalatal sutur ossifikasyonu kısmen tamamlanmış, çevresel sutur ossifikasyonu tamamlanmış bir model. Maksillaya transversal yönde 100 Newton kuvvet uygulanmış ve ortaya çıkan gerilme ve yer değiştirme miktarları değerlendirilmiştir. Analiz için Algor Fempro (ALGOR, Inc. 150 Beta Drive Pittsburgh, PA 15238-2932 USA) yazılımından yararlanılmıştır. Bulgular: Modellerdeki en yüksek stresler mini vidaların çevresinden sonra midpalatal suturda görüldü. Maksillanın çevresel suturlarında Tip D'nin Tip B den daha çok stres aldığı görülmüştür. Tip C ile Tip D grubunda ise oluşan stresler arasında çok büyük bir farklılık bulunmamıştır. Foramen ovaledeki en büyük stres Tip C ve Tip D grubunda görülmüştür. SOS'daki en büyük stresler ise Tip A ve Tip B grubunda görülmüştür. Midpalatal sutur transversal eksende, posteriorda anteriora oranla daha çok açılma gerçekleşmiştir. Kondil yukarı ve öne doğru hareket ettiği ve mandibulanın anterior rotasyon yaptığı görülmüştür. Sonuç: MDHÜÇG dik yön büyümesine sahip maksiller darlık gösteren hastalar için kullanılabilir. MDHÜÇG'nin farklı gelişim dönemlerinde kullanılmasında herhangi bir sakınca görülmemektedir. Ossifikasyon derecesi arttıkça kafa tabanında görülen stresler artmış olarak bulunsa da bu streslerin ihmal edilebilir düzeyde olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: mini-vida, hızlı üst çene genişletmesi, sutur ossifikasyon, sonlu elemanlar analizi
Dentoalveolar genişletme ihtiyacı olan hastalarda düz beta titanyum teli ile ters çevrilmiş nikel titanyum tellerinin etkinliğinin karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmada dentoalveolar genişletme ihtiyacı olan bireylerde, düz TMA teli ile ters çevrilmiş klasik ark formunda NiTi tellerinin klinik etkinliğinin ve ağrı hissi üzerine etkilerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 0,016*0,022" NiTi telleri ile seviyeleme ve hizalama işlemi sonrası dentoalveolar genişletme ihtiyacı olan rutin klinik hastaları arasından 48 hasta randomize olarak üç gruba (n=16) (0,017*0,025 ters çevrilmiş klasik ark formunda NiTi (I) , 0,017*0,025 düz TMA (T) , ve 0,017*0,025 standart NiTi grubu (K) ) ayrılmıştır. Tedavi başlangıcında (T0), birinci ay (T9), ikinci ay (T10) ve genişletmenin bittiği seansta (T11) interkanin, inter birinci premolar, inter ikinci premolar, intermolar mesafe ve birinci molar inklinasyon ölçümleri yapılmıştır. Katılımcılara VAS skalası (Tilk-T1-T2-T3-T4-T5-T6-T7-T8) verilerek ağrı düzeyleri karşılaştırılmıştır. Bulgular: Tüm zamanlarda maksiller interkanin, inter birinci premolar, inter ikinci premolar ve intermolar mesafe artışında I grubu ile T grubu arasında fark oluşmazken çalışma gruplarında, kontrol grubuna göre fazla bulunmuştur. Üst birinci molar diş inklinasyon artışında I grubunda ile T grubu arasında fark oluşmazken çalışma gruplarında, kontrol grubuna göre fazla bulunmuştur. Üç grupta da en yüksek ağrı düzeyine 1. Gün zamanında ulaşıldığı ve ağrının zamana bağlı olarak anlamlı miktarda azaldığı saptanmıştır. 6. Saat, 1. Gün ve 2. Gün VAS değerleri T grubunda K grubuna göre daha yüksek bulunmuştur. Sonuç: Ters çevrilmiş klasik ark formunda NiTi ile düz TMA teli, maksiller dental arkı standart NiTi grubuna göre başarılı bir şekilde genişletmiştir. Ters çevrilmiş klasik ark formunda NiTi ile düz TMA teli, maksiller birinci molar inklinasyonunu standart NiTi grubuna göre arttırmıştır. Tüm gruplarda ağrı düzeyi seviyesinin en fazla olduğu zaman 1. Gün olup, 7. Güne doğru kademeli olarak sıfıra yaklaşmıştır.
Geleneksel ve modifiye hızlı üst çene genişletme apareylerinin çiğneme kasları üzerindeki etkilerinin ultrasonografi ile değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; üst çenesinde transversal yönde darlığı olan hastalarda geleneksel ve modifiye hızlı üst çene genişletme apareylerinin çiğneme kasları üzerindeki etkilerini ultrasonografik ve shear wave elastografisi ile değerlendirmektir. Çalışmaya Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na tedavi amacıyla başvurmuş olan, iskeletsel maksiller darlığa sahip, yaşları 8-15 yıl arasında değişen, kliniğin rutin hastası olan birey dahil edildi. Randomize olarak seçilen 31 birey iki gruba ayrıldı: Grup 1; Geleneksel Hyrax RME (HRME) apareyi (n=15), Grup 2; Akrilik Capli Modifiye RME (AcRME) apareyi uygulanan hastalar (n=16). Bireylerden T0 (aparey uygulaması öncesi), T1 (aktivasyon sonu) ve T2 (aktivasyonun tamamlanmasını takiben 3.ay) dönemlerinde ultrasonografi ve elastografi kayıtları alındı. Alınan kayıtlar aracılığı ile masseter, anterior temporal ve lateral pterigoid kaslarının kalınlıkları ve sertlik değerleri analiz edildi. Hem AcRME hem HRME gruplarında, ortalama kalınlık ve sertlik değerlerinin zamanlar arası karşılaştırmalarında anlamlı farklılık gözlenmezken; sağ-sol ayrımı yapılarak analiz edildiğinde her iki apareyin de kasları anlamlı olarak etkilediği görüldü. Çalışmada en çok etkilenen kaslardan olan lateral pterigoid kasın farklı zamanlarda ölçülen kalınlık ve sertlik değerleri AcRME grubunda daha fazla idi. Bu durumun AcRME apareyinin dizaynındaki okluzyon yüksekliği farklılığından kaynaklandığı düşünüldü.
Sınıf III hastalarda Alt-RAMEC protokolü ile iskeletsel vediş destekli protraksiyon yöntemlerinin etkinliklerininkarşılaştırılması
Bu çalışma maksiller protraksiyon için hibrit hyrax ve RME apareyine sahip, alt-Ramec protokolü uygulanan ve uygulanmayan hastaları eş zamanlı değerlendirerek, farklı ankraj ünitelerinden destek alan apareyler arasında yapılan tercihin ve genişletme protokolü seçiminin üst çene protraksiyonuna etkisini göstermeyi amaçlamıştır. Araştırmada Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na sınıf III maloklüzyon tedavisi görmek için başvuran hastaların lateral sefalometrik radyografileri kullanılmıştır. Hibrit hyrax apareyi ve alt-RAMEC grubu 15 (HH-Alt), RME apareyi ve Alt-RAMEC grubu 15 (RME-Alt), hibrit hyrax apareyi grubu 15 (HH) ve RME apareyi grubu 15 (RME) olmak üzere toplam 60 hastanın, tedavi öncesi ve sonrası 120 lateral sefalometrik filmi üzerinde açısal ve doğrusal analizler yapılmıştır. Normal dağılan parametrelerin dört grupta karşılaştırılmasında Oneway Anova ve farklılığa neden olan grubun tespitinde Tukey HDS testi kullanılmıştır. Değişkenlerin grup içi karşılaştırılmasında ise paired sample t testi, niteliksel verilerin karşılaştırılmasında ise Ki-Kare testi kullanılmıştır. Çalışmadan edinilen bulgulara göre HH-Alt grubunun maksillanın öne getirilmesini en çok arttıran ve overjet düzeltimini en hızlı sağlayan grup olduğu görülmüştür. Bunu sırasıyla HH ve RME-Alt grupları takip etmektedir. HH grubu RME-Alt grubuna göre vertikal boyutta sağladığı kontrol ve daha az dental yan etkiye sahip olması nedeniyle ikinci en başarılı grup olarak görülmüştür. Dört tedavi kombinasyonu içerisinde iskeletsel etkinliği en az ve dental yan etkisi en fazla olan grubun RME grubu olduğu görülmüştür. Sonuçlar değerlendirildiğinde hibrit gruplarının konvansiyonel gruplara göre maksillayı daha hızlı ve etkili protrakte ettikleri, aynı zamanda maksillanın rotasyonunu azaltarak vertikal kontrolü de iyileştirdikleri görülmüştür. Alt-RAMEC prosedürünün maksillanın ilerletilmesine ve hızına katkı sağlarken, vertikal kontrol üzerinde bir iyileştirme yapmadığı görülmüştür. Maksillada görülen değişimler üzerinde apareyin hibrit veya konvansiyonel olmasının, alt-RAMEC protokolü uygulanıp uygulanılmamasından daha fazla önem taşıdığı fark edilmiştir.
Farklı büyüme tiplerine göre mini vida destekli hızlı palatal genişletme apareyi'nin yerleştirileceği bölgelerdeki kemik kalınlığının konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada farklı büyüme tiplerine göre mini vida destekli hızlı palatal genişletme apareyinin (MARPE) yerleştirileceği bölgelerdeki kemik kalınlığının konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: KIBT arşivinden dahil edilme kriterlerini karşılayan radyografiler randomize seçildi. Sefalometrik radyografiler dijital olarak analiz edilerek büyüme paternlerine göre üç gruba (düşük, normal ve yüksek açılı) ayrıldı (n=34). KIBT taramaları üzerinden yapılan ölçümler midpalatal düzlemin 3 mm ve 6 mm lateralinde olacak şekilde her iki tarafta yapıldı. Transversal kesitte, ön bölgedeki ölçüm noktaları 1.premoların distalinden, arka bölgedeki ölçüm noktaları 1.moların distalinden geçecek şekilde ayarlandı. Ölçümler sagittal kesitte, ön bölgede 30-45-90º açılarda, arka bölgede dik açıda palatal kortikal kemikten nazal taban kortikal kemiğine kadar 16 noktada yapıldı. Bulgular: Palatal kemik kalınlığı açısından büyüme paternleri arasında anlamlı farklılıklar bulundu (p<0.05). Düşük açılı grubun palatal kemik kalınlığı daha fazlaydı ve her iki tarafta midpalatal düzlemin 3 ve 6 mm lateralinde posterior bölgede 90º açıyla yapılan ölçümlerde anlamlı olarak yüksekti. Sonuç: Palatal kemik kalınlığının cinsiyet, büyüme paterni, yerleştirme açısı gibi birçok değişkenden etkilendiği ve yüksek oranda bireysel farklılıklar gösterdiği düşünüldü. Bu sebeple, MARPE apareyi üretilmeden önce hastanın KIBT görüntüleri üzerinden ölçümler yapılarak hazırlanması tavsiye edilebilir.
Değişik enerji seviyelerinde diyod lazer uygulamasının ekspanse edilmiş midpalatal sutur üzerindeki etkilerinin histomorfometrik olarak incelenmesi
Araştırmamızda, sıçanlarda midpalatal ekspansiyon sonrasında uygulanan düşük doz (InGaAsP) lazerin, 940 nm dalga boyunda sutural faaliyet üzerine olan etkilerini hücresel düzeyde histomorfometrik olarak incelemeyi amaçladık. Araştırmamızda 80 adet 11-12 haftalık 180-220 gram ağırlığında erkek Wistar cinsi sıçanlar kullanılmıştır. Deneklere Biolase Epic İndiyum Galyum Arsenit Fosfor (InGaAsP) Diyod Lazer (dalga boyu 940 ± 10nm, güç çıkışı 0,1 W, sürekli mod, frekans 50/60 Hz) cihazı kullanılarak ışın verilmiştir. Denekler kontrol grubu, düşük doz lazer grubu (18 J), orta doz lazer grubu (42 J), yüksek doz lazer grubu (60 J) şeklinde oluşturulmuştur. 7. günde her gruptaki deneklerin yarısı sakrifiye edilip kalan deneklere aynı lazer uygulama prosedürü 21. gün sonuna kadar devam ettirilmiştir. Ekspansiyon apareyi ile sıçanların maksiller keserlerine lateral yönde 70 gram kuvvet uygulanmıştır. Histolojik değerlendirme sonucunda, maksiller genişletme sonrası düşük doz lazer uygulanan grupta diğer gruplara göre kemik iyileşmesi üzerinde lazerin biyostimülatif bir rol oynadığı tespit edilmiştir. İstatistiksel değerlendirme sonucunda, düşük doz lazer grubunun osteoblast, osteosit, yeni kemik oluşum değerlerin arttığı saptanmıştır. Bu bilgiler ışığında düşük düzeyli lazer uygulamasının ortodontide en büyük sorunlardan biri olan pekiştirme tedavi süresini kısaltabilmesi mümkün olabilir.
Farklı yarık tipine sahip dudak damak yarıklı hastalarda üst çene genişletmesinin oluşturduğu stres alanlarının fem analizi ile incelenmesi
DDY'li hastalarda sıklıkla kollabe maksillaya bağlı çapraz kapanış görülür ve bu sebeple hızlı üst çene genişletme işlemi uygulanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, transversal yönde maksiller yetersizlik görülen farklı tipte yarığa sahip DDY'li hastada genişletme işlemi sonucunda oluşan değişikliklerin üç boyutlu sonlu elemanlar yardımı ile değerlendirilmesidir. Çalışmada genç adolesan dönemde, üst çene darlığı olan tek taraflı, çift taraflı komple dudak damak yarığı ve izole damak yarığı olmak üzere 3 farklı tipte yarığa sahip hastanın tomografi görüntülerinden elde edilen üç boyutlu sonlu elemanlar modeli kullanılmıştır. 0,2 mm'lik genişletme sonucu von Mises gerilme dağılımı ve 5 mm'lik genişletme sonucu yer değiştirme dağılımları incelenmiştir. Transversal yöndeki değişiklikler incelendiğinde en fazla ekspansiyonun çift taraflı yarığa sahip modelde gerçekleştiği gözlenmiştir. Benzer miktarda genişleme tek taraflı yarığa sahip modelin yarık içeren tarafında izlenmiştir. Daha az genişleme izole yarığa sahip hasta modelinde ve daha da az miktarda ise tek taraflı yarığa sahip hastanın yarık içermeyen tarafında kaydedilmiştir. Antero-posterior yönde tek taraflı yarığa sahip modelde incelenen yapıların posterior yönde yer değişimi eğilimi gösterdiği gözlenmiştir. İzole damak yarıklı modelde, orta hatta yer alan yapılar anterior yönde yer değiştirme eğilimi gösterirken, lateral bölgedeki yapıların ise posterior yönde yer değiştirme eğilimi gösterdiği gözlemlenmiştir. Çift taraflı komple dudak damak yarıklı modelde ise anterior yönde yer değiştirme eğilimi gözlenmiştir. Vertikal yönde çift taraflı yarığa sahip modelde anatomik yapıların inferior yönde yer değişimi eğilimde olduğu, izole damak yarığına sahip modelde ve tek taraflı yarığa sahip modelde orta hatta yakın yapıların inferior yönde yer değiştirme eğilimi gösterirken, lateral bölgedeki yapıların superior yönde yer değiştirme eğilimi gösterdiği saptanmıştır. İzole damak yarığına sahip hasta modelinde, stres en fazla nazal bölge civarında gözlenirken tek taraflı yarıklı hasta modelinde sutura zigomatikomaksillaris bölgesinde, çift taraflı yarığa sahip hasta modelinde ise sutura zigomatikotemporalis ve sutura zigomatikomaksillaris bölgelerinde biriktiği gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Tek taraflı dudak damak yarığı; Çift taraflı dudak damak yarığı; İzole damak yarığı; Hızlı üst çene genişletmesi; Sonlu elemanlar analizi.