Bektaşilik
Bu konu başlığı altında 75 tez
Yemînî'nin Fazîlet-nâmesi'nin on dokuzuncu fazîleti üzerine bir inceleme
Bu çalışma, XVI. yüzyılın ilk yarısında, Derviş Muhammed Yemînî tarafından yazılan Fazîlet-nâme isimli manzum bir eseri incelemek üzere yapılmıştır. Eski Anadolu Türkçesi'nin tesirini büyük ölçüde barındıran ve bir geçiş döneminin ürünü olan bu eser, toplamda on dokuz fazîletten oluşmaktadır. Eser, içerik itibariyle Hz. Ali'nin hayatını ve fazîletlerini anlatan biyografi ve nasihat kitabı niteliğindedir. Biz bu çalışmamızda, daha kapsamlı olması ve ilginç anlatıları barındırması sebebiyle on dokuzuncu fazîleti incelemeyi uygun gördük. Çalışmamızın "Giriş" bölümünde, Alevîlik-Bektâşîlik kavramları üzerine genel hatlarıyla değindik. "Birinci Bölüm"de, Derviş Muhammed Yemînî'nin hayatı ve eseri/eserleri hakkında birtakım açıklamalar ve karşılaştırmalar yaptık. Asıl olan "İkinci Bölüm"de ise, on dokuzuncu fazîleti detaylı olarak incelemeye başladık. Bu fazîlette yer alan anlatıların ve ele alınan nazım türlerinin içerikleriyle ilgili geniş bilgiler verdikten sonra on dokuzuncu fazîletin transkripsiyonlu metnini ve dil içi çevirisini de bu kısma ekledik. Daha sonra eserle ilgili tıpkıbasım örneklerini, içeriğe ilişkin somut veri olması maksadıyla çeşitli görselleri ve Nevşehir'in Hacıbektaş ilçesinde bu eser temelli yaptığımız saha çalışmasına ait görsel materyalleri çalışmamıza ekleyerek dikkatlerinize sunduk. Anahtar Kelimeler: XVI. yüzyıl, Eski Anadolu Türkçesi, Derviş Muhammed Yemînî, Fazîlet-nâme, Hz. Ali, Alevîlik-Bektâşîlik.
Gümüşhane ili Kelkit ilçesi Akdağ köyü Alevilerinin gelenek ve görenekleri
Toplayıcılıktan ve avcılıktan, tarım ve çobanlık aşamasına ardından yerleşik hayata geçen insanlık, tarih boyunca bir inanca ihtiyaç duymuştur. Mitlerle, totemlerle gelişen bu süreç, dinsel düşünüşün de süreklilik kazanmasıyla insani kültürün önemli bir unsuru haline gelmiştir. Türk İslam inançları ışığında Alevi- Bektaşi inancı, Türk İslam inançlarını kültür bakımından zenginleştiren bir inanç sistemidir. Alevilik, Anadolu'da gelişerek yayılan Türk tarikatlarındandır. Tasavvuftan etkilenen bu tarikatın felsefesi, örf ve adetleri Türklere ait özellikler gösterir. Bu inanç sistemi, Eski Türk din inançları ile Müslümanlığı kaynaştıran, tasavvufi olarak ifade edilen zengin kültürü, dili ve duyguları ile ulusal yapıda çevreleyen, akla ve bilime değer veren tarikatlardandır. Hacı Bektaş Veli önderliğinde, Güvenç Abdal halifeliğinde gelişen Gümüşhane Aleviliği 16. yüzyıla kadar büyüyerek gelmiştir. Güvenç Abdal'ın bölgeye intikalinden sonra gelişen süreç bir başarıdır. Kürtün'de Güvenç Abdal'ın şahsında temsil edilmeye başlayan ve kurduğu inanç-dede ocağı ile Doğu ve Orta Karadeniz'e yayılan öğreti; bölge insanına yaşamsal, inançsal ve tarihsel bir çıkış olmuştur. Alan araştırmasında Akdağ Köyünün âdet, gelenek ve göreneklerini derleyebilmek için gözlem ve görüşme yöntemi kullanılmıştır. Derlenen bu çalışmanın incelenmesinde, bağlam merkezli halk bilimi yöntemleri kullanılmıştır. Bu yöntemler çerçevesinde "Karşılıklı Görüşme (Mülakat) Yöntemi" ve "Derleme Yöntemi" ile Akdağ Köyü Alevilerinin âdetleri incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Alevilik, Bektaşilik, İnanç, Türk İslam, Gümüşhane
Alevîlik'teki Hak-Muhammed-Ali inancının Hıristiyanlık'taki teslis ile karşılaştırması: Teslis benzerliği eleştirisi
Alevîlik-Bektaşîliğin temel yapı unsuru Hak-Muhammed-Ali inancıdır. Bu inancın kendine has yapısı onun anlaşılmasını problemli hale getirmektedir. Bu sebeple pek çok yerli ve yabancı araştırmacı bu inancın temelinde Hıristiyanlığın teslis öğretisinin yattığını iddia etmektedir. Ancak tarihî süreç ve bu inancın oluşumunda etki eden unsurlar bütünlüklü olarak incelendiğinde bunun böyle olmadığı fark edilecektir. İşte bu çalışmanın amacı da, Hak-Muhammed-Ali inancının ortaya çıkış serüvenini gözler önüne sermek ve bu inancı teslis öğretisiyle mukayese etmek suretiyle onun Hıristiyanlığın teslis inancının bir kopyası olmadığını ortaya koymaktır. Bu çalışmanın yöntemi ise literatürde Alevîlik-Bektaşîlik tarihi ve inancı hakkında yazılmış çeşitli kaynakları incelemek ve onları analiz etmektir. Bu analiz sonucu ortaya çıkan bulgularsa şu şekildedir; Alevîlik-Bektaşîliğin oluşumunda Türkmenlerin yaşantıları ve onların İslam öncesi inançları etkili olmuştur. İslam'a yeni girmiş bu topluluklar, eski inançlarının mirası üzerinde Hak-Muhammed-Ali inancını inşa etmişlerdir. Bu yönüyle Hak-Muhammed-Ali inancının Hıristiyanlığın teslis öğretisinin bir kopyası olmadığı bilakis Alevîlik-Bektaşîliğin kendi iç dinamikleri ile oluştuğu söylenebilir. İkinci olarak vahdet-i vücûd öğretisinin etkisinde bir hayli kalan Hak-Muhammed-Ali inancının tevhid akidesine de çokça vurgu yaptığı görülmektedir. Bu yönüyle de teslis ile arasında bir farkın olduğu görülmektedir. Ortaya konan bu bulgular ise, Alevîlik-Bektaşîliği özünden kopararak değerlendirmek isteyenlere karşı bir temel direği vazifesi gerçekleştirmeyi ve Alevîlik-Bektaşîliğin daha doğru anlaşılmasını sağlayacaktır.
Yazı - resim geleneğinin alevi - Bektaşi sanatındaki örnekleri ve günümüz sanatına yansımaları
Bu yüksek lisans çalışmasında, insanlığın resimden yazıya, yazıdan resme nasıl gelişim gösterdiği tarihsel süreç içerisinde verilmiştir. Kadim Anadolu topraklarında varlığını günümüze kadar getirebilmiş olan Alevi- Bektaşi inançlarının, kendilerini ifade etmek için kullandıkları yazı-resim sanatının vahdet-i vücûd düşüncesi üzerine inşa edilmesi, tasavvufi sembolizm içinde ne anlam barındırdıkları anlatılmaya çalışılmıştır. Alevi- Bektaşi inancının heteredox ve sekretizm problemine açıklık getirilerek, tarihsel süreç içerisinde birbirleri ile olan irtibatlarına değinilmiştir. Tekke sanatı olarak da ifade edilen yazı-resim örneklerinin anlam derinliklerine inilerek, bu konuda eserler üretmiş çağımız sanatçılarından Erol Akyavaş, Balkan Naci İslimyeli, Murat Morova'nın eserlerinden örnekler verilmiştir. Tezin amacı, üzerinde fazla araştırma yapılmamış olan Alevi- Bektaşi inancında ki yazı-resim sanatının heteredox inancı taşımadığı ve piktogram olmadığı; vahdet-i vücûd düşüncesinden kaynaklanan, tasavvuf sembolizmini en iyi şekilde anlatan tekke sanatı yazı-resim örneklerinin Alevi- Bektaşi kaynaklarıyla açıklamaktır. Anahtar Kelimeler: Alevi- Bektaşi, Yazı-resim, Vahdet-i Vücûd.
Anadolu Alevi ve Bektaşî müzik geleneği üzerine bir araştırma
Bu çalışma, Haliç Üniversitesi Lisansüstü Enstitüsü Türk Musikisi Ana Sanat Dalı Yüksek Lisans tez çalışması olarak yapılmıştır. Bu çalışmada, Türk toplumunun zengin kültür yapısını, saz ve söz birlikteliği ile geçmişten günümüze yaşatıp aktaran, Anadolu âşıklık geleneğinin büyük bir bölümünü oluşturan ve Orta Asya Türk uygarlıklarının dini inanç sistemleri ve uygulamaları ile benzerlik gösteren, Anadolu Alevi ve Bektaşî müziği incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde Türk halk müziği ve bu müziğin ulusal kültür aktarıcılığı rolü ve önemi işlenmiş, Türk halk müziğinin temelini oluşturan, Orta Asya ozanlık geleneği ve bu geleneğin devamı olan âşıklık geleneği ve geleneğin temsilcileri olan ozan/aşık'lar genel olarak incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde Anadolu insanının yüzyılları aşkın dini inanç değerlerinin ve kültürel birikiminin müzikal ifadesi olan, tasavvuf müziği içerisinde yer alan Alevi ve Bektaşî inanç değerlerini konu alan müziğin oluşumu, âşıklık geleneği içerisindeki yeri ve önemi, tarihsel bir perspektif oluşturularak genel hatlarıyla incelenemiştir. Çalışmanın son bölümünde Anadolu Alevi ve Bektaşî kültürü içerisinde yetişmiş ve bu müziğin önemli temsilcilerinden olan Ali Ekber Çiçek, Aşık Davut Sularî ve Aşık Daimi'nin hayatları, müzik çalışmaları incelenmiş, Alevi ve Bektaşî dini inanç değerlerini konu alan eserlerinden birer örnek incelenip açıklanmaya çalışılmış, gerekli çıkarımlar yapılarak sonuç kısmına yazılmıştır. Anahtar Kelimeler: Alevi- Bektaşî, Tasavvuf, Müzik.
Tarihsel ve kültürel boyutlarıyla Diyarbakır'da Alevilik
Günümüzde Alevîliğin sağlıklı bir şekilde anlaşılması toplumsal birlik, kardeşlik ve güven ortamı için büyük önem taşımaktadır. Bu yüzden Alevîlik tarihsel süreç içerisinde ele alınmalı; gelenek, görenek, dini esas ve inançları bir bütün olarak incelenmelidir. Dolayısıyla bu çalışmada Alevîliğin inanç, ibadet, kültür ve ahlâk ilkelerinin bilimsel olarak incelenmesi, bu bağlamda Anadolu Alevîliğinin bir parçası olan Diyarbakır yöresindeki Alevîler (Diyarbakır'da Alevîlik), tarihsel süreç, inançları, ibadetleri, örf ve adetleri, ahlâkî kuralları, bakımından araştırılmıştır. Anahtar kelimeler: Alevi, Alevilik, Bektaşilik, Diyarbakır
Tarihsel ve kültürel boyutlarıyla Bingöl'de alevilik
Tarih boyunca birçok tanımı ve yorumu yapılan Alevîliği ele alan bu çalışmada; çıkış noktası olarak İslamın ilk yılları ele alınmıştır. Tarihi süreç içinde farklı tepkimeler sonucunda günümüze kadar ulaşan süreç neticesinde oluşan olaylar ve olaylara verilen tepkiler akademik tarafsızlık ilkesine bağlı kalınarak ele alınmıştır. Çalışmanın ana konusu olan bölge Alevîlerinin nereden geldikleri, nasıl yerleştikleri, demografik yapıları, inanç ve ibadetleri, farklı kültürlerle etkileşimleri ve inançlarının sosyal yaşamlarına etkileri ele alınmıştır. Çalışma; Kârer bölgesi merkeze alınarak bölge Alevîleri hakkında bilinen doğru ve yanlışların alana inilerek, klasik ve yakın çağ kaynaklarına dayandırılarak bilim dünyasına sunulması sürecini içermektedir. Anahtar kelimeler: Alevî, Alevîlik, Bektâşîlik, Şiâ, Bingöl
Balkanlar'dan Anadolu'ya göç ve sosyal değişme: Yeniköy örneği
Bu çalışma, Lozan Barış Antlaşması uyarınca Türkiye ve Yunanistan arasında 1923'te başlayan nüfus mübadelesi sonucunda Selanik'ten göç eden mübadiller tarafından Manisa'da kurulan Yeniköy mahallesinde yıllar içinde meydana gelen toplumsal değişimin genç, orta ve yaşlı kuşaklar tarafından deneyimlenme ve anlaşılma biçimlerini konu edinmektedir. Bu yönelimle çalışmada, Yeniköy çerçevesinde toplumsal değişim, alt kültür, mübadele, zorunlu göç ve Bektaşilik kavramları üzerinden bir köy monografisi oluşturulmuştur. Çalışmada bilişsel etnografik bir yaklaşım benimsenerek nitel araştırma yöntem ve teknikleri kullanılmıştır. Buna göre kuşakları temsil eden onar kişilik üç gruptan oluşan toplam otuz kişilik bir katılımcı grubu ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiş ve katılımlı gözlemler yapılmıştır. Çalışmanın birinci kuşak katılımcılarını mübadeleyi deneyimleyen veya deneyimleyenlerin çocukları, ikinci kuşak katılımcılarını birinci kuşağı oluşturan mübadillerin çocukları, üçüncü kuşak katılımcılarını ise birinci kuşağın torunları oluşturmaktadır. Elde edilen veriler, içerik analizi uygulanarak katılımcıların belirttiği ortak durumlar, sorunlar, düşünceler ve diğer kültürel unsurlar üzerinden değerlendirilerek temalara ve kategorilere ayrılmış, ardından da kodlara ulaşılmıştır. Çözümlenen veri, Sztompka (1993) tarafından geliştirilen Dinamik sosyal alan modeli bağlamında değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda, Horasan'dan Anadolu'ya gelen, ardından Balkanlar'a göç eden ve 1923 nüfus mübadelesi ile şu an yaşamlarını sürdürdükleri Manisa'ya yerleşen Yeniköylülerin, yaklaşık beş yüz yıllık sosyo-kültürel birikimlerini sürdürdükleri görülmüştür. Fakat, bu birikimlerin kuşaklar arasında deneyimlenme ve yorumlama biçimleri bakımından farklılıklar gösterdiği bulgulanmıştır. Örneğin, evlilik tercihleri, düğün ve cenaze törenleri, Hıdırellez ve Nevruz kutlamaları ve Bektaşilik ile ilgili özel günler bağlamında, birinci kuşak katılımcıların gelenekleri bildikleri ve sürdürdükleri, ikinci kuşak katılımcıların bu gelenekleri bildikleri fakat kişisel yaşamlarında daha az uyguladıkları, üçüncü kuşak katılımcıların ise bu bilgi ve uygulamaları kişisel yaşamlarına dahil etmedikleri görülmüştür. Buna benzer biçimde, köyün sosyo-tarihsel öyküsünün de zaman içerisinde kuşaklar arasında farklılaşarak aktarıldığı gözlenmiştir. Bu bulgular dahilinde çalışma, bir yaşamı ardında bırakarak Türkiye'ye gelen mübadiller tarafından inşa edilen yeni yaşamın yüzüncü yılına yaklaşıldığı bir dönemde, bu mübadeleyi deneyimleyen nesillerin yaşamlarına ilişkin bir fotoğraf sunmaktadır.
Abdülbaki Gölpınarlı'dan derlenen Bektaşi nefeslerinin makam ve form açısından incelenmesi
Bektaşi İnanç Kültürü Hacı Bektaş Veli simgesi üzerinde inşa edilmiş ve XV. Yüzyıl sonrası Anadolu kültürünü düşünce, sosyal yaşam ve sanatsal üretim adına derinden etkilemiş bir kültür alanıdır. Bu inanç kültürünün fikirlerini aktarmak için kullandığı temel aktarım aracı müziktir. Bu anlamda Bektaşi İnanç Kültürü'ne ait çok değişik form ve türdeki müzik örnekleri bu geleneğin inançsal ilkelerinin yaşamla birleşmesinde öncü rol oynamışlardır. Bektaşi müzik geleneği, XIX. Yüzyıl itibarıyla etki alanı daralan Bektaşi İnanç Kültürü'nün aktarım ve kendini ifade açısından kullanabildiği yegane unsur olarak kalmıştır. Bu sebeple Bektaşi İnanç sisteminin son dönemine ait önemli kişiliklerden olan Abdülbaki Gölpınarlı'dan derlenen nefeslerin incelenmesi, Anadolu'nun bu kadim inanç sisteminin kültür alanına bıraktığı müzikal ve felsefi zenginliklerin hatırlanabilmesi adına önem arz etmektedir.
Diyarbakır yöresi alevi ocakları: Tarih, inanç ve gelenek
"Diyarbakır Yöresi Alevi Ocakları: Tarih, İnanç ve Gelenek" adlı bu çalışmamızın Giriş kısmında, çalışmanın konu, kapsam, amaç ve yöntemi hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmamızın I. Bölümü'nde, Alevi inanç sistemi içerisindeki adlandırma sorunlarına tarihî referanslar aracılığıyla çözüm aranmış ve Aleviliğe özgü kavram ve terimler hakkında tespit, değerlendirme ve çözümlemelere yer verilmiştir. II. Bölüm'de yöredeki Alevi toplulukların tarihî geçmişi hakkında yazılı ve sözlü kaynaklar üzerinden tespit ve değerlendirmeler yapılmıştır. Bu bölümde, yöre tarihini konu edinen belge ve kaynakların yanı sıra, devlet arşivlerinden temin edilen Diyarbakır 16. yüzyıl tahrir defteri kayıtları ve saha çalışmalarında şahsî arşivlerden elde ettiğimiz şecerenâme, icâzetnâme ve erkân defteri gibi belgeler sözlü tarih ile karşılaştırmalı olarak incelenmiş ve bu doğrultuda değerlendirmelere yer verilmiştir. II. Bölüm'de yöredeki Alevi ocakları tarafından gerçekleştirilen ritüeller konu edilmiştir. Yörede icra edilen cem ritüelleri ve diğeri inanç merkezli ritüeller üç ana başlık altında sınıflandırılarak haklarında ayrıntılı olarak bilgi verilmiştir. Çalışmamızın III. Bölümü'nde yöredeki Alevi ocaklarına mensup topluluklar arasında icra edilen cem ritüelleri halk bilimi kuram ve yöntemleri çerçevesinde yapı bakımından çözümlenerek yapısal birimlerine ayrılmış ve formüle edilmiştir. Bu yapısal incelemenin ardından, cem ritüelleri içerisinde yer alan hizmetlerden işlevsel özellikleri ve bunların değişimi hakkında tespit ve değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmamızın Sonuç kısmında ise yapılan tespit, değerlendirme ve incelemeler neticesinde elde edilen bulgu, öneri ve tartışmalara yer verilmiştir. Sonuç kısmının ardından, Kaynakça, Kaynak Kişi Dizini ve Ekler kısmı ile çalışma tamamlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Alevi, Diyarbakır, Ocak, Cem, Ritüel.
Osmanlı'dan günümüze gelenekselleşen kapıkulu ilişkisinin devlet tarikat üzerindeki görünümü
Devlet-tarikat ilişkisi, Osmanlı'dan günümüze bilinen ve göz önünde olan bir gerçekliktir. Sosyolojik bağlamda toplumsal kurumlar ile kurduğu bağ, tarikatların geçmişten günümüze görünürlüğünün devamlılığını sağlamıştır. Bu durum devlet ile tarikatları siyasi, ekonomik, sosyal ve askeri zeminde simbiyotik ilişki içerisinde bulunmasına neden olmuş, böylelikle karşılıklı nemalanma ilişkisi gelenekselleşerek günümüze kadar etkinliğini sürdürmüştür. Osmanlı, kuruluşundan itibaren simbiyotik ilişki içerisinde olduğu tarikatların, Cumhuriyet'in kuruluşu ile nemalanma biçimi değişiklik gösterse de devam etmiştir. Bu noktada karşımıza etkin bir görüntü sergileyen Bektaşi ve Nakşibendi tarikatları çıkmaktadır. Çalışma boyunca da belirtilen iki tarikat ekseninde devlet-tarikat ilişkisi ele alınmış, bu simbiyotik nemalanma biçiminin gelenekselleşerek kapıkulu ilişkisine dönüşme süreci sosyolojik olarak analiz edilmiştir.
Türk sinemasında Alevilik algısı (1990-2020)
Güzel sanatların yedincisi kabul edilen sinema farklı yöntemler ile incelenebilecek karmaşık, katmanlı ve geniş bir alandır. Yapılacak çalışmalarda estetik unsurlar incelenebileceği gibi filmlerin anlatısal ve görsel ögelerinden yararlanarak kültürel incemeler de yapmak mümkündür. Bilindiği üzere insanların izledikleri görüntüler, olayları ve olguları nasıl algıladıkları hususunda belirleyici olabilmektedir. Sinemanın olayları ve olguların anlamlandırılmasındaki etkisi, televizyon yayıncılığının akabinde de dijital platform yayıncılığının başlamasıyla artmıştır. Bu minvalde sinema tüm toplum kesimlerini olduğu gibi Alevileri de etkilemiş ve bu etki sinemada Aleviliğin konu edilmesi ile daha da derinleşmiştir. Bu çalışmada; "Sinemanın Alevilik algısı nedir ve Alevilik, izleyiciye tarihî ve itikadi yapıya sadık kalınarak mı anlatılmıştır?" soruları yanıtlanmaya çalışılmıştır. Sinema, televizyon ve dijital platformlarda filmlerin izlenebilmesinin yanı sıra bir filmin dizisinin yapılması yahut bir dizinin filminin de yapılabiliyor olması çalışmanın daha kapsamlı ve geniş ele alınması sonucunu doğurmuştur. Bu anlamda sinemada gösterilen filmlerin ele alınması konunun anlaşılması için yeterli olamayacağından çalışmada sinema filmlerinin yanı sıra televizyon ve dijital platform dizilerinden örneklem seçilmiştir. Yapılan incelemeler neticesinde sinemada Alevilik söz konusu olduğunda Alevi, Bektaşi, Kızılbaş, ocak kavramı ve dedelik kurumu, Cem ibadeti ve semah olmak üzere altı kavramın ağırlıklı olarak kullanıldığı tespit edilmiştir. Filmlerde ve dizilerde Aleviliğe ilişkin bu kavramların genel hatları ile itikadi yapıya sadık kalınarak ele alındığı ve Alevilik algısının şekillenmesinde bu hususa dikkat edildiği söylenebilir. Örneklemde yer alan filmler ve dizilere ilişkin değinilmesi gerek bir diğer husus ise filmlerde Alevilikle ilgili itikadi unsurlardan ziyade sosyolojik unsurların ele alınmasıdır. Ayrıca örneklemde yer alan popüler filmlerde Alevilik başat öge olarak yer almazken bağımsız filmlerde gerçeğe yakın bir Alevilik algısı başat ögedir. Dizilere bakıldığında ise filmlerin aksine bir durum söz konusudur. Dizilerde sosyolojik unsurlardan ziyade itikadi unsurlar yer almaktadır. Bu kapsamda izleyicinin dikkatini çeken Muhteşem Yüzyıl ve Alef dizileri tarihsel seyirden uzaklaşılmadan seyirciye Aleviliğe ve itikadi yapıya ilişkin ögeleri aktarmıştır. Yunus Emre Aşkın Yolculuğu dizisinde ise Yunus Emre ile Taptuk Emre'nin itikadi özellikleri tarihsel gerçeklikten bağımsız, Sünni İslam öğretisi paralelinde ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Alevi, Bektaşi, Kızılbaş, Film, Dizi
Hurufilik düşüncesindeki "Vech (İnsan yüzü)" kavramının Alevi-Bektaşi kültürüne etkisi
Bu çalışma, Alevi-Bektaşi inanç sistemi ile Hurufilik arasındaki ilişkiyi "vech (insan yüzü)" kavramı üzerinden ele almayı amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda çalışmada Hurufiliğin Alevi-Bektaşi inanç sistemi üzerindeki etkisi, niceliksel (tarihî, kültürel, doktriner) ve niteliksel (Tanrı-evren-insan ekseninde, sınırlı, göreli) parametreler üzerinden ve somut delillerle ortaya koyularak ilişkinin mahiyeti belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışmada, Hurufiliğin Alevi-Bektaşi inanç sistemi üzerindeki etkisinin sebeplerinin neler olabileceği sorusuna cevap aranırken aynı zamanda Hurufiliğin doğru tanımlanmasının gereği de vurgulanmıştır. Bu gereklilik, iki inanç sistemi arasındaki benzerliğin doğru yerde aranması nedeniyle vurgulanmaya değer görülmüştür. Bu doğrultuda öncelikle Hurufiliğin tarihî, dinî ve doktriner çerçevesi çizilmiştir. Daha sonra ise her iki inanç sisteminin Tanrı-evren-insan tasavvuru konusunda ortak bir inanç evrenini benimsediği hususu vech kavramı üzerinden izah edilmeye çalışılmıştır. Bu noktada, iki inanç sisteminin İslam düşünce geleneğindeki ortak yerinin irfâni, tasavvufî ve mistik gelenek olduğu ve söz konusu etkileşimin hem niceliğinin hem niteliğinin bu çerçevede aranması gerektiği öne sürülmüştür. Nihayet, bu teorik çerçeve içinde, Alevi-Bektaşi literatüründe "vech" kavramının izi sürülmüş ve Alevi-Bektaşi inanç sistemine etki eden bu ve bununla doğrudan ilgili diğer kavramlar üzerinden etkinin somut delilleri ortaya konmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Vech, Alevi-Bektaşi, Hurufilik, Tanrı-evren-insan algısı
Türkiye'nin Arnavutluk'ta uyguladığı kültür politikası ve Bektaşiler
Bu çalışmanın amacı, Türkiye'yi Arnavutluk'ta temsil eden aktörler tarafından yapılan faaliyetlerinin, Arnavutluk ve Arnavut Bektaşileri üzerindeki etkisinin kültür politika çerçevesinde incelemektir. Bu bağlamda, aktörlerin faaliyetleri incelenmiş ve değerlendirme yapılmıştır. Çalışmanın geniş bir perspektif sunmasını sağlamak amacıyla Türkiye'nin faaliyetleri üzerinden değerlendirme yapılırken gözlem ve saha çalışması gibi yöntemler kullanılmış olup kurumların 2016-2022 tarihleri arasındaki yaptığı faaliyetler dikkate alınmıştır. Kültür politikası adına yapılan faaliyetlerin Türkiye'nin uluslararası arenada gün geçtikçe daha bilinir olması ve daha aktif bir rol oynamasında payı büyüktür. Türkiye'nin faaliyetlerinin en büyük kısmını Arnavutluk'ta başta Türk Büyükelçiliği, Yunus Emre Enstitüsü, Türkiye İş Birliği ve Koordinasyon Ajansı, Türkiye Maarif Vakfı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Sivil Toplum kuruluşları yönetmekte ve sürdürmektedir. Türkiye Cumhuriyeti'nin Arnavutluk'ta gerçekleştirmiş olduğu kültür sanat etkinliklerinden alt yapı ve ekonomik desteğe, eğitimden sağlık faaliyetlerine değin birçok alanda yapmış olduğu etkinlik neticesinde hem kültür politikasının yönetimini katkı sağlayıp hem de Balkan dış politikasında müttefik kazanılmasına yardım sağlamaktadır. Türkiye'nin Arnavutluk'taki aktif rolü ve iki ülke arasındaki istikrarlı ilişkiyi desteklemekte yürüttüğü faaliyeteler toplumun içinde var olan alt kimlik gruplarıyla ilişkilerini geliştirmeyi amaçladığı ve ülke tanıtımını yaparken ülkenin dünyadaki ve bölgedeki imajına olumlu yönde katkılar sunmaktadır. Bu çalışma sonucunda, Türkiye Cumhuriyeti'nin Arnavutluk'ta kültür politikalarına yön veren önemli aktör devlet kurumlarının ve sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerinin ve etkinliklerinin toplum üzerinde etkili olduğu görülmekte iken Bektaşiler üzerine bir faaliyeti sürdürülmemesi nedeniyle etkili ve belirleyici olmadığı görülmüştür. Türkiye'nin Arnavutluk'ta daha itibar kazanması ve ilerlemesi adına aktörlerin diploması faaliyetlerini ülke içinde bulunan gruplara ve kültürel çeşitliliğe göre yeniden düzenlenmesinin yararlı olacağı tespit edilmiş sonuç bölümünde önerilere yer verilmiştir.
İshak Efendi'nin Kâşifü'l- Esrâr ve Dâfiul'l-Eşrâr adlı eserinin İslam mezhepleri tarihi açısından değerlendirilmesi
Harputlu İshak Hoca'nın okumuş olduğumuz kitabı Bektaşîlerin 1871 yılında Hurufî kitaplarından olan Işknâme'yi yayınlamaları üzerine kaleme alınmıştır. Harputlu İshak Hoca padişaha onların durumunu anlatmak ve halkı uyarmak maksadıyla hem Hurufîlerde hem de Bektaşîlerde gördüğü yanlış inanç yapısını ve ibadet hayatları konusundaki eleştirilerini yazmıştır. Harputlu İshak Hoca, Osmanlı'nın son döneminde yetişmiş bir âlimdir. Bu bağlamda Osmanlı'nın son döneminde yaşanan bütün sıkıntılı durumlardan haberdar olan birisi olarak devletin desteğiyle özellikle inanç alanında üzerine düşen vazifeyi yerine getirmeye çalışarak Hıristiyanların misyonerlik faaliyetlerine karşı tepkisini göstermiş ve eserler hazırlamıştır. Bizim çalışmamızda incelediğimiz eserinde de Hurufîlerin ve Hurufîlerden etkilendiklerini söylediği Bektaşîlerin yanlış bulduğu inançlarını anlatmıştır. Özellikle Fazlullah Hurufî'ye ilahlık atfedildiğini Hurufîlerin kendi kitaplarından naklederek anlatmıştır. Biz de çalışmamızda İslam Mezhepleri Tarihi'nin tarafsızlık ilkesi gereği Hurufîlerin kitaplarını inceleyerek bu iddiaların doğru olup olmadığını ortaya koymaya çalıştık. Hurufîlerin eserleri olan Câvidânnâme, Işknâme, Hakîkatnâme'de bu konuya cevap aradık. Bektâşiler hakkında kısa bir malumat verdikten sonra Bektaşîlerin Hurufîlerden etkilenip etkilenmedikleri konusunda araştırma yaptık. İshak Hoca'nın hayatı, yaşadığı dönem ve eserleri hakkında bilgi verdik. Yine İshak Hoca'nın kitabında eleştirilen Fazlullah Hurufi'nin hayatı, eserleri ve kurmuş olduğu Hurufîlik hakkında malumat verdik. Kâşifü'l-Esrâr isimli eseri incelememizdeki sebep, geçmişten günümüze hiçbir zaman önemini kaybetmeden, bilakis ivme kazanarak tartışılmaya devam eden mezhep ya da tarikat benzeri birtakım oluşumlar hakkında Osmanlı ulemasının ne düşündüğünü anlamak, ne yaptığını görmektir. Harputlu İshak Hoca da, Osmanlı'nın son döneminde yaşamış bir âlim olarak, dönemin Osmanlı yönetiminin de teşvikleriyle bu çalışmalarda yer almış önemli bir şahsiyettir. Onun, Hurufilerin Bektaşîlik içinde kendilerini gizlediklerini söyleyip onlardan bahsetmesi, araştırmamıza sebep olan en önemli etkendir. Böylelikle bu meselenin, Osmanlı'nın kuruluşundan çöküşüne kadarki süreci hakkında bilgi elde etmemizi sağlamıştır. Çalışmamızın sonunda, İshak Hoca'nın Osmanlıca'dan Türkçe'ye aktarmaya çalıştığımız eserini sunduk. Anahtar Kavramlar: Harputlu İshak Hoca, Hurufîlik, Bektaşîlik, Câvidânnâme, Işknâme.
Azbi Baba Divanı (inceleme-metin)
ÖZET Çalışmanın konusu, bugüne kadar üzerinde etraflı bir çalışma yapılmamış olan Azbî Baba ve Divanı'dır. Azbî, 17.yy'ın ikinci yarısıyla ilk 18.yy'ın yarısında bir Bektaşî Babası olarak yaşamış, din ve tasavvuf konulu şiirler yazmıştır. Şiirlerinden onun bir vahdet-i vücud şairi olduğunu anlıyoruz. Bütün âlemlerde tek gerçek varlık Allah'tır. Diğer varlıklar O'nun zâtının bir tecellîsidir. Bu anlayışladır ki şâir, etrafında gördüğü her şeyde Allah'ı bulur. Şiirlerde görülen "'insana karşı aşırı sevgi", bu bakışın bir sonucudur. Çünkü insanı sevmek, Allah'ı sevmektir. Kur'ân'a, Peygamber'e, Ehl-i Beyt'e ve Oniki İmam'a olan sevgisi ve bağlılığı da şiirlerinin diğer bir esin kaynağıdır. Hz. Ali, Hasan. Hüseyin, diğer imamlar ve Hacı Bektaş Veli'ye bağlılık, Bektaşî şiirinin vazgeçilmezlerindendir. Bu gelenek içinde yer alışı dolayısıyla Azbî de bu konularda şiirler vermiştir. Çalışmamızda, şiirlerde geçen din ve tasavvufla alakalı kavramlar tespit edilerek, şâirin bu konulara bakışı ortaya konulmuştur. Ortaya konulan metinde dört istinsah nüsha temel alınmış, müellif nüshasına en yakın nüsha elde edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca metin baştan sona taranarak, metinde geçen dînî-tasavvufî kavramlar ile bunlarla alâkalı olan kavramlardan teşekkül eden bir indeks oluşturulmuştur.
Vîrani Dede-Fakr-Name (inceleme-metin-dizin)
Bektaşilik hareketi, XIV. yüzyıldan itibaren Anadolu'da şekillenmeye başlamış,XVI. yüzyılda sistemleşerek günümüze kadar etkisini sürdürmüştür. Bu etkinin birsonucu olarak Bektaşilik öğretilerini işleyen birçok şair ve yazar ortaya çıkmıştır. XVI.yüzyılda yaşayan Vûrânû Dede de dönemin Bektaşû şairlerinden biridir.Çalışmamızda Vûrânû Dede'nin hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir.Fakr-nâme isimli eseri, Arap alfabesinden Latin alfabesine aktarılmış ve eserinin din,tasavvuf, ahlâk yönünden incelemesi yapılmıştır.Vûrânû Dede bir Bektaşû ?Dede?sidir. Hem manzum hem de mensur eserleryazmıştır. Eserlerinde, Dinû-Tasavvufû Türk Edebiyatı'nın, Bektaşûliğin ve Hurûfûliğinbelirgin özellikleri görülmektedir.
Gaziantep Alevi Kültür Dernekleri Cemevi ve Serçeşme Cemevinde cem ibadetleri: Edep-erkân, semâh Ve deyişler
İslamiyet'in tasavvufî bir yorumu olan Alevi-Bektaşiliğin temel ibadeti olarak kabul gören cemler ve icra edilen ritüellerle birlikte Eski Türk inançlarının izlerini de günümüze kadar taşımaktadır. Bu açıdan, Alevi-Bektaşi inancı, Arap etkisinden uzak kalmayı başarabilmiş Türk Tasavvufunun ve sufi yorumların oluşturduğu ortak bir havza olmaktadır. Buna nazaran Alevi-Bektaşiliği kendi izah sınırları içerisinde ve Alevi-Bektaşi toplumunun kabul ettiği kolektif hafıza üzerinden tanımlamaya çalışacağız. Bugüne kadar yapılan müşterek birçok çalışmada genel olarak Alevilik-Bektaşilik inancını heterodoksi İslam olarak nitelendirildiğini görmekteyiz. Alevilik-Bektaşilik inancı değerlendirildiğinde dinî kimlik ve merkezi otorite olarak kabul gören Sünni akım ve mezheplerden farklı oluşu ile heterodoksi kimliğinin sınırları içerisinde yer alabilmektedir. Ancak Aleviliği sadece Sünnilik üzerinden okumaya çalışmak bir kıyaslamaya yol açacaktır. Bu kıyaslama ise bilimsel izahtan uzak ve mezhepçi taassubu üzerinden gerçekleşecektir. Tez çalışmamızda ise akademik etik ve bilimsel nitelik amacı güdülmektedir. Alevi-Bektaşi inancı yöreden yöreye kimi uygulamalarında ritüel farklılıklar göstermektedir. Bu farklılıklar Aleviliğin kolektif belleğinde; "Yol bir, sürek bin bir" ifadesiyle çeşitli zenginliklere neden olmuştur. Araştırmamızda Gaziantep ilinde ikamet eden ve farklı ocaklara mensup talip topluluklarının dinî yaşayışlarını gözlemlemek ve alandan elde edilen verilerle de cem ibadeti, on iki hizmetin icrası, cem ibadetinde okunan deyiş ve semahları inceleyip mukayeseli bir izahta bulunmak ve Alevi-Bektaşi toplumunun inanç değerlerini akademik literatüre kazandırmak amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Alevilik-Bektaşilik, Cem İbadeti, Semah, Deyiş, On İki Hizmet
Anadolu Alevi Bektaşi geleneğinde kadının konumu
Söylenmiş ve söylenecek çok sözü olan iki alan: biri din diğeri Alevilik. Alevilikte "Bizde kadın erkek eşittir" söylemi Sünni kadınlar baz alınarak söylenmiş olsa da bu eşitlik anlayışının kaynağının ne olduğu tezin öncelikli amacıdır. Dolayısıyla toplumsal zamanı çoklu ve çatışmalı bu toplumun tarihsel sürecine eşlik eden; Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden Türkiye Cuhuriyeti dönemine de yansıyan toplumsal hareketler içindeki konumu ele alınmıştır. Diğer yandan Alevilik İslam'ın içinde heterodoks bir mezhep olarak tanımlandığı için baskın kültürün ve dini otoritelerin heriki geleneğin kadınları "ikincil" kılan öğeleri "toplumsal cinsiyet" perspektifi üzerinden eleştirel feminist teoriye göre tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kadın ve Din, Toplumsal Cinsiyet, Ataerkillik, AleviBektaşilik, Ötekilik
Makbulden mülhidliğe: Değişen devlet-Bektaşi ilişkisi (1826-1922)
Yeniçeriliğin manevi yönünü temsil eden Bektaşilik; devlet destekli tek Gayrisünni tarikat olması, yasaklanmasına rağmen ortadan kaldırılamaması ve kendine özgü bir kültürel bir yapıya sahip olması gibi nedenlerden dolayı hâlâ tarih ve sosyoloji bilim dalları başta olmak üzere pek çok bilim dalının ilgisini üzerinde sürdürmektedir. Son yıllarda yine artan bu ilgiyle birçok çalışma ele alınmış, ancak Bektaşilikle ilgili bazı alanlarda eksiklikler doldurulamamıştır. Bunların başında değişen devlet-tekke ilişkisi bağlamında Balkan Bektaşilerinin sosyal, siyasal, ekonomik ve dini durumlarıdır. Söz konusu eksiklikler kapsamında din, devlet ve toplum ayağı olan bu uzun ve zorlu mücadelenin panoramik görüntüsü oluşturulması gerekmektedir. Bu meyanda devlet-tekke, tekke-toplum ilişkileri ele alınmış, kaldırılma sürecinin devlet ve toplum üzerindeki etkileri irdelenerek ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ayrıca Bektaşilerin tekkelerde yaptıkları faaliyetlerden dolayı, XX. yüzyılın başlarına kadar sürdürülen takibatlar ve Balkanlar'dan geri çekilme sürecinde Bektaşi tekkelerinin yaşadıkları savrulmalar, devletin Sünni-Hanefi resmi din anlayışı teorik çerçevesi üzerinden devlet-tarikat ilişkisini ortaya koymak hedeflenmiştir. Osmanlı Devleti'nin kendi varlığı için elzem gördüğü "resmi devlet dini" oluşturma politikası için ortadan kaldırılması hedeflenen Bektaşilik politikasının cumhuriyet kadrolarına miras kaldığı da görülmektedir. Nitekim Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte dini hayatı düzenlemek için yeni kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı'nda Sünni ve özelde Hanefi itikadının dışında Alevi-Bektaşi geleneğinin göz ardı edilip yer verilmemesi bunun en büyük göstergesidir.
Ahmet Besim Atalay'ın Bektaşî nefes derlemelerine yapılan bestelerin tespiti
Ahmet Besim Atalay, hayatı boyunca önemli konularda çalışmalar yapmış olan bir şahsiyettir. Bu konuların başında Türk dili ve dinî konular gelmektedir. Cumhuriyet tarihinin ilk tarikat araştırmasını yapan Atalay, temel olarak Bektaşîliği konu edinmiştir. Atalay, Bektaşîlik ve edebiyatı konusunda yapmış olduğu çalışmalarda büyük oranda Bektaşî nefeslerini incelemiştir. Bu çalışmalara dair incelemelerde genel olarak müzik ve edebiyat arasında güçlü bir ilişkinin varlığı Atalay'ın eserleri aracılığıyla ortaya konulmuştur. Fakat Besim Atalay'ın mûsikî ile ilişkisi hakkında ve çalışmalarında mûsîkîyi nasıl kullandığı ile ilgili bir araştırma yapılmamıştır. Bektaşî geleneği incelendiğinde Bektaşîlerin şiirlerini genel olarak mûsikî eşliğinde okudukları görülmektedir. Bu şiirler günümüze kadar ulaşabilmişken, bestelerinin büyük bir kısmı kaybolup gitmiştir. Bunun nedeni olarak halk ozanlarının eserlerini notaya dökülmemesi, bu türkülerin usta-çırak yöntemiyle öğrenilip gelecek nesillere kulaktan kulağa aktarılması gösterilebilir. Bu çalışmadaki temel amaç, Besim Atalay'ın derlemiş olduğu Bektaşî şiirlerine eşlik eden ezgilerin tespitidir. Çalışma üç ana bölümde ele alınmıştır. Birinci bölümde Besim Atalay'ı tanımak adına hayatına yer verilmiş, ikinci bölümde Atalay'ın tasavvuf ile ilişkisine ve eserlerinde ilişki kurduğu tarikatlara yer verilmiştir. Üçüncü bölümde Besim Atalay'ın nefes derlemeleri incelenmiştir. Atalay'ın derlediği Bektaşî nefesleri konu bakımından türlerine göre ayrılmış ve nefeslerin günümüze kadar hangi ezgilerle bestelenip, seslendirildiği araştırılmıştır. Yapılan tespitte söz konusu nefeslere ait 48 adet beste bulunmuştur. Bu nefes bestelerinin 17 tanesi nota arşivlerinde mevcut iken, 31 tanesine arşivlerde ulaşılamamaktadır. Bu çalışmada nota arşivlerinde ulaşılamayan 31 adet nefesin bestesi notaya alınarak sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Bektaşîlik, nefes, edebiyat, müzik
Alevî-Bektâşî klasiklerinde sahabe algısı
Tasavvufî bir düşünce ve tarîkatözellikleri taşıyan Alevîlik-Bektâşîlik nitelemeli yapı,târihî seyir içerisinde önemli değişiklikler geçirmiştir.Yarı göçebe-göçebe bir sosyal yapıda olan ve daha çok Yesevî geleneğe mensup sûfîler kanalıyla İslamlaştırılan Alevî-Bektâşî nitelemeli gruplar yaşadıkları zaman ve coğrafyaya bağlı olarak farklı tesirlerden etkilenmişlerdir.Türkiye Diyanet Vakfı tarafından yayımlanan "Alevî-Bektâşî Klasikleri" içerisinde yer alan eserler Alevî-Bektâşî nitelemeli gruplara ait yazılı kaynakların tanınmasına vesile olmakta ve söz konusu değişim ve gelişimi ortaya koyması açısından da önem arzetmektedir. Çalışmamızda,TDV tarafından yayımlanan "Alevî-Bektâşî Klasikleri"nden hareketle geçmişte herbiri kendi ocağıyla anılan ama günümüzde Alevî-Bektâşî geleneği olarak tanımlanan yapıda sahabenin nasıl konumlandırıldığı ele alınmıştır.Giriş bölümünde, kullanılan meteodoloji ile kaynaklar hakkında bilgiler verilerek kaynak değerlendirmesi yapılmıştır.Birinci bölümünde Alevîlik ve Bektâşîlik kavramlarıyla sahabe tanımı, sahabenin önemi ve tabakaları açıklanmıştır. İkinci bölümde ise Alevî-Bektâşînitelemeli gruplarda öne çıkarılan sahabîler tespit edilerek öncelikle târihî hayatlarına temas edilmiş ve Klasiklerde sahabenin tanımlanması üzerinde durulmuştur. Sonrailgili gelenek içerisinde daha arka planda olansahabîler tespit edilerek hayatlarına temas etmeden eserlerde nasıl konumlandırıldıkları analiz edilmiştir.Sonuç olarak sahabe tanımlanırken kullanılan kavramlarıngenel bir kabulden ziyade Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve Selmân-ı Fârisî gibi sahabîler etrafında şekillendiği, bazı Hurûfî-Bâtınî ve Şî'î-Safevî etkiler görülmekle birlikte sahabenin inanç unsuru olarak görülmediği, sahabeye karşı teberrî ve düşmanlık gibi yaklaşımların olmadığı tespit edilmiştir.
Mecmua-i Bektaşiye: Metin-inceleme
Klasik Türk edebiyatında, son yıllarda üzerinde yapılan çalışmaların hızla arttığı şiir mecmuaları, bir antoloji niteliğinde olup derleyicinin şiir zevkini yansıtan bir mecmua olabileceği gibi belli bir görüşü yansıtmak amacıyla hazırlanmış mecmualardan da olabilmektedir. Nitekim bu teze konu olan Mecmua-i Bektaşiye de az önce sözü edilen ikinci tip mecmua türlerinden biridir. Çünkü söz konusu eser Alevi-Bektaşi gelenek ve kültürü çerçevesinde meydana getirilmiş bir mecmuadır. Bu çalışma, Ankara Milli Kütüphanede 06 Hk 687/1 arşiv numarasıyla kayıtlı Mecmua-i Bektaşiye isimli eser üzerinde yapılmıştır. İlk olarak giriş bölümünde Alevilik-Bektaşiliğin ne olduğu ve özellikleri hususunda bazı açıklamalar yapılmaya çalışılmıştır. Ardından Bektaşiliğin doğuşu, gelişimi ve Hacı Bektaş Veli hakkında kısa tarihsel bilgiler verilmiştir. Sonrasında mecmualarla ilgili çeşitli bilgiler verildikten sonra eserin nüsha tavsifi yapılmış, eserin muhtevası hakkında açıklamalarda bulunulmuştur. Muhteva ile ilgili olarak eserdeki şairler, nazım şekilleri ve vezinler hakkında tablolar halinde bazı sayısal verilere değinildikten sonra eserde sıklıkla geçen Alevilik-Bektaşilikle ilgili terim, kavram ve isimlere yer verilmiş, sonrasında eserin edebi değerlendirmesi yapılmaya çalışılmıştır. Son bölüm, eserin transkripsiyon alfabesiyle Latin harflerine aktarılmış metninden oluşmaktadır. Bu çalışmadan beklenen nihaî hedef, klasik Türk edebiyatındaki şiir mecmualarının öneminin fark edilmesini sağlamak ve şiir mecmuaları vasıtasıyla divan şiirine bir katkı sunabilmektir. Anahtar kelimeler: Mecmua, Şiir mecmuası, Alevilik, Bektaşilik, Mecmua-i Bektaşiye, İnceleme-Metin.
Kaygusuz Baba (Abdal)'nın Budalanâme adlı eserinin incelenmesi
Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti devletlerinde sosyal yapının önemli radikal bir parçası olan Alevî-Bektaşî zümre tarih boyunca yaşadıkları bölgelerde kendilerini ifade etmeye çalışmışlardır. Bu ifadeler zaman zaman devlete karşı ortaya çıkan isyanlarla beraber, bazen de sözlü ve yazılı eserlerde kendini göstermiştir. Kaygusuz Baba (Abdal) Alevî-Bektaşî geleneğinin önemli bir şahsiyeti olmakla beraber, içerisinde bulunduğu sosyal çevrenin izahını eserlerinde yapan bir Alevî-Bektaşî şairidir. Alevî-Bektaşî inanışı ve yaşantısı hakkında geniş bilgiler verilen Budalanâme'de Allah'a ulaşmak için neler yapılması gerektiği öğütlerle ifade edilmiştir. Tarikat ve tarikat ehli için geniş bilgiler sunan bu eser hadisler ve Kur'an-ı Kerim'den ayetlerle desteklenmiştir. Eser aynı zamanda tarihi şahsiyetler ve peygamberlerin hayatları hakkında da geniş bilgiler vermektedir.Anahtar kelimeler: Alevilik, Bektaşilik, Kaygusuz Abdal, Budalanâme