Analgesics
103 theses under this subject heading
Kronik bel, bacak ağrısı ve başarısız bel cerrahisi sendromunda epiduroskopik adezyolizis ve analjezik/steroid enjeksiyonunun etkinliğinin retrospektif incelenmesi
Bu çalışma sonuçları Epiduroskopinin kronik bel ağrısı, nörojenik kladikasyo/radikülopati gibi dejeneratif durumlarda mekanik, lazer adezyolizis ve hedefe yönelik steroid, analjezik ve hiyalorunidaz gibi ajanların uygulanması gibi özelliklerine dayanarak hastalarda ciddi ağrı palyasyonu sağladığını göstermektedir. Araştırma sonucu bu prosedürün düzgün seçilmiş hasta popülasyonunda ilk haftadan itibaren başlayan ve takip süresi boyunca devam eden ağrı düzeyinde belirgin azalma sağlayan bir minimal invazif yöntem olduğunu göstermektir.
Postoperatif analjezide ne kadar başarılıyız?
Postoperatif ağrı, ameliyat sonrası kısa ve uzun dönemde morbidite ve mortaliteyi etkiyen önemli bir faktördür. Etkili bir şekilde önlenmesi ve tedavisi önemini koruyan bir tıbbi meseledir. Postoperatif ağrının belirlenmesi ve takibinin yapılması için çeşitli takip yöntemleri ortaya konulmuştur. Uygun yöntem ve ya yöntemlerin kullanılmasıyla tedavi sürecinde de objektif bir yeterlilik takibi sağlanabilir. Çalışmamızda VAS ve NRS ağrı takip yöntemlerini kullanarak kurumumuzdaki postoperatif ağrı tedavilerinde kullanılan yöntemleri ve hastaların bu yöntemlerden memnuniyetlerini inceledik. Ameliyat geçirmiş toplam 519 hasta, postoperatif 1. Ve 120. saatler arasında, toplamda 1044 defa derlenme veya servis odalarında ziyaret edilerek ağrı durumları değerlendirdik, uygulanan tedavi yöntemleri ve hastaların bu tedavilerden memnuniyetleri sorguladık. Çalışmamız sonucunda değerlendirmeye alınan hastalardan VAS ve NRS değerleri 6'dan yüksek olanlar ciddi ağrı çekiyor olarak değerlendirildi. Tüm olgular için ciddi ağrı çekenler VAS ile değerlendirmede %20.3, NRS ile değerlendirmede %19.2 olarak bulundu. Olguların uygulanan tedavilerden memnuniyetleri %51 tam memnun, %33 kısmen memnun ve %16 memnun olmadıkları şeklinde bulundu. Çalışmamızın sonucunda ortaya çıkan veriler dikkate alınarak mevcut eksikliklerin tamamlanması ve daha etkin bir postoperatif ağrı kontrolünün planlanması gerekliliğinin kurumumuz için bir ihtiyaç olduğunun kanısındayız.
İnfraklavikuler brakial pleksus blokajında bupivakain-lidokain kombinasyonunun farklı doz ve konsantrasyonlarda karşılaştırılması
Çalışmamızın amacı; infraklaviküler brakial pleksus blokajı ile gerçekleştirilen el cerrahisi operasyonlarında, farklı doz ve konsantrasyonlardaki Bupivakain-Lidokain kombinasyonlarının etkinlik sürelerini saptamak ve ideal ilaç dozunu belirlemektir. Etik kurul onayı ve hasta onamlarını takiben hastalar randomize olarak üç gruba ayrıldı (n=20). Birinci gruba 15 ml %0,5 Bupivakain-15 ml %2 Lidokain (Grup I), ikinci gruba 15 ml %0,5 Bupivakain-15 ml %2 Lidokain-30 ml Serum Fizyolojik (Grup II), üçüncü gruba 10 ml %0,5 Bupivakain-10 ml %2 Lidokain- 40 ml serum fizyolojik uygulandı (Grup III). Gruplar yaş, ağırlık ve ASA (American Society of Anesthesiologists) skorları, blok sonrası operasyona başlama süresi, cerrahi süre, turnike süresi, peroperatif ve postoperatif ortalama arter basıncı, kalp tepe atımı ve SpO2 değerleri bakımından benzerdi. Grup I'de duyusal blok başlama süresi grup II ve grup III'den; grup II'de duyusal blok başlama süresi grup III'den; grup I'de motor blok başlama süresi grup II ve grup III'den anlamlı olarak daha uzundu. Grup II ve grup III'de motor blok başlama süresi anlamlı farklılık göstermedi. Grup I'de postoperatif duyusal ve motor blok çözülme süreleri grup II ve grup III'den; grup III'de postoperatif duyusal ve motor blok çözülme süreleri grup II'den anlamlı olarak daha kısaydı. Grup I'de ek analjezi ihtiyacı ve VAS [Görsel Analog Skala (Visual Analogue Scale)] skoru grup II ve grup III'den anlamlı olarak daha yüksekti (p < 0,05). Grup II ve grup III'de ek analjezi ihtiyaçları benzerdi (p > 0,05). Sonuç olarak lokal anestezik solüsyon hacminin artırılıp konsantrasyonlarının azaltılmasıyla blok başlangıcının hızlandırılabildiği, süresinin uzatılabildiği, postoperatif hastalarda daha düşük VAS skorları ve daha az ek analjezik gereksinimi sağladığı ortaya konulmuştur.
Meme kanseri tanısıyla modifiye radikal mastektomi uygulanan hastalarda torakal paravertebral blok uygulamasının postoperatif analjeziye ve analjezik kullanımına etkileri
Meme kanseri tanısıyla modifiye radikal mastektomi ve aksiller disseksiyon uygulanan 20 hastaya preoperatif 150mg levobupivakain ile T4 seviyesinden torakal PVB uygulanmış, 20 hasta ise kontrol grubuna alınarak intraoperatif 100mg tramadol ve 20mg tenoksikam verilerek 2 grup arasındaki postoperatif 0, 1, 6, 12,24. Saatlerdeki ağrı durumu VAS ile değerlendirilmiştir. Ayrıca gruplar arasındaki postoperatif opioid kullanım miktarı da ölçülmüştür.Torakal PVB grubunda kontrol grubuna göre tüm zamanlarda VAS değerleri anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur. Ayrıca torakal PVB grubunda kontrol grubuna göre postoperatif analjezi ihtiyacı daha az olmuştur. Meme kanseri operasyonlarında tek doz torakal PVB postoperatif 24 saat boyunca etkin analjezi sağlamış ve opioid ihtiyacını anlamlı oranda azaltmıştır.
Bazı 1-benzil-2-(sübstitüe)-4,5-difenil-1H- imidazol türevlerinin sentezleri ve analjezik etkilerinin araştırılması
ÖZET Bu çalışmada, yirmisekiz adet 1,2,4,5-tetrasübstitüe-lH-imidazol bileşiği sentezlenmiştir. Sentezlenen bileşiklerden yirmiiki tanesi orijinaldir. Sentezlerde, önce benzaldehidden hareketle benzoin türevine ve bunun da oksidasyonu ile benzil türevine geçilmiştir. Benzil türevinin sübstitüe ve nonsübstitüe aromatik aldehidlerle reaksiyonu sonucu ise 2,4,5-trisübstitüe imidazoller kazanılmıştır. Saflaştınlan imidazol bileşikleri, sodyum hidrür varlığında benzil klorürle etkileştirilerek 1,2,4,5-tetrasübstitüe imidazol bileşiklerine geçilmiştir. Sentezlenen bileşiklerin tümü kristalizasyon yöntemi ile temizlenmiş ve saflıklarına spektral ve elementel analiz sonuçlarına bakılarak karar verilmiştir. Toksikolojik ve farmakolojik çalışmalar kapsamında, tüm bileşiklere Lorke metodu ile Akut Letal Toksisite (LD50) Testi uygulanmıştır. LD50 değerleri tayin edilen türevler daha sonra analjezik etki testlerinden geçirilmiştir. Bu testlerde, mekanik (kuyruk kıstırma) ve termal (52.5 °C sıcak su) yöntemler kullanılmıştır. Çalışmalar sonunda, 28 maddeden oluşan serinin bir bölümünde analjezik etki gözlenmiş, ancak özellikle 10 nolu bileşikte istatistiksel olarak anlamlı ve morfine yakın değerde bir analjezik etkinin olduğu saptanmıştır. Bu araştırmanın devamı olarak planlanan yapı-etki çalışmalarına baz oluşturulması amacı ile bileşiklerin bazı fizikokimyasal parametreleri (sterik, hidrofobik ve elektronik) tayin edilmiştir. Çalışmalarda, sterik, elektronik ve bazı hidrofobik parametre değerleri doğrudan tablo değerlerinden yararlanılarak saptanmış, Rm hidrofobik parametre değerleri ise, deneysel bulgulara dayandırılarak hesaplanmıştır. Anahtar Kelimeler : Benzoin kondensasyonu, imidazol, trisübstitüe imidazol, tetrasübstitüe imidazol, analjezik etki
Bazı piperazin alkanol türevlerinin antinosiseptif etkinliklerinin araştırılması
Bu tez çalışmasında, piperazin-alkanol türevi kimyasal bileşikler sentezlenmiş ve bileşiklerin olası antinosiseptif etkinlikleri bazı nosiseptif test modellerinde araştırılmıştır. Piperazin-alkanol bileşikleri, 1-fenil-2-(4-sübstitüepiperazin-1-il)propanon türevlerinin sodyum bor hidrür ile redüksiyonu sonucu sentezlenmiştir. Bileşiklerin kimyasal yapıları, 1H-NMR ve Elemental analiz bulguları ile aydınlatılmıştır. Sentezlenen bileşiklerin mekanik, termal ve kimyasal ağrılı uyarana karşı potansiyel antinosiseptif etkileri kuyruk sıkıştırma, sıcak plaka, asetik asid kıvranma ve formalin testleri ile araştırılmıştır. Test edilen bileşiklerin farelerin motor koordinasyonları üzerine olası etkinliğini değerlendirmek üzere Rota-Rod testi yapılmıştır. Referans ilaç olarak kullanılan morfin kuyruk sıkıştırma, sıcak plaka, asetik asid kıvranma ve formalin testlerinde beklenen analjezik etkiyi göstermiştir. 20 mg.kg-1 dozda uygulanan C3, C6, C7, C8, C9, C10 ve C11 kodlu test bileşikleri kuyruk sıkıştırma ve sıcak plaka testlerinde mekanik ve termal ağrılı uyarana karşı farelerin reaksiyon sürelerini artırmıştır. Aynı test bileşikleri asetik asid kıvranma testinde ve formalin testinde, kimyasal uyarı aracılıklı nosiseptif cevapları azaltmıştır. C7, C8 ve C11 kodlu test bileşiklerinin antinosiseptif etkileri C3, C6, C9 ve C10 kodlu test bileşiklerinden istatistiksel olarak daha anlamlı bulunmuştur. Non-selektif opioid reseptör antagonisti nalokson 5 mg.kg-1 dozda tüm nosiseptif testlerde gözlenen antinosiseptif etkiyi tamamen antagonize etmiştir. Rota-Rod testinin sonuçları antinosiseptif etkinin herhangi bir motor koordinasyon bozukluğu ile ilişkili olmadığını ortaya koymaktadır. Bu bulgular, C3, C6, C7, C8, C9, C10 ve C11 kodlu test bileşiklerinin antinosiseptif etkilerini ortaya koymuş ve bu etkinin hem santral hem de periferik mekanizmalar ile ilişkili olduğuna işaret etmiştir. Diğer yandan, nalokson antagonizması söz konusu aktiviteye opioid mekanizmaların katılımını göstermektedir. Bu çalışmada elde edilen bulgular, çeşitli piperazin-alkanol türevlerinin antinosiseptif aktivitelerini bildiren önceki çalışmaların sonuçlarını destekler niteliktedir.
Spinal anestezi altında total diz artroplastisi yapılan hastalara USG eşliğinde yapılan adduktor kanal bloğu, IPACK blok ve geniküler sinir bloğunun postoperatif analjezik etkinliklerinin karşılaştırılması
Amaç: Total diz artroplastisi (TDA) sonrası hastalarda şiddetli postoperatif ağrı olmaktadır. Bu durum hasta memnuniyetini azaltmakta, mobiliteyi geciktirmekte ve hastanede kalış süresini uzatmaktadır. Günümüzde postoperatif ağrı yönetiminde multimodal analjezinin bir parçası olan periferik sinir blokları yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada adduktor kanal bloğu (AKB), popliteal arter ve diz kapsülü arası infiltrasyon bloğu (IPACK) ve geniküler sinir bloğunun (GSB); postoperatif VAS skoru, opioid tüketimi ve mobilite üzerine etkileri araştırıldı. Gereç ve yöntem: Bu çalışma prospektif, randomize, çift kör olarak planlandı. Spinal anestezi altında primer TDA planan 90 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar üç gruba (n=30) ayrıldı. Hastalara AKB (grup A), IPACK blok (grup I) ve GSB (grup G) uygulandı. Periferik sinir blokları 15 mL %0,375 bupivakain ile spinal anestezi uygulamasından önce gerçekleştirildi. Hastaların postoperatif dönemde VAS skoru, opioid tüketim miktarı ve mobilizasyon testleri karşılaştırıldı. Bulgular: Gruplar ASA skorları ve demografik özellikler açısından benzerdi. VAS skorları 4., 6. ve 12. saatte grup G'de diğer iki gruba göre istatistiksel olarak anlamlı düşüktü (sırasıyla; P=0,006, P=0,040, P=0,041). Postoperatif ilk 12 saatte VAS skorları grup G'de grup A ve grup I'ya göre daha düşük bulundu. Ameliyat sonrası ilk 24 saatte tüketilen toplam opioid miktarı grup G'de diğer iki gruba göre istatiksel olarak anlamlı olacak şekilde daha düşüktü (P=0,014). Hastaların üç metre yürüme testini tamamlama süresi GSB uygulanan grupta AKB ve IPACK blok uygulanan gruplara göre daha kısaydı ancak bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildi. Sonuçlar: Geniküler sinir bloğu TDA'da postoperatif VAS skorlarında belirgin düşme sağladığı ve opiod tüketimini azalttığı için postoperatif analjezide AKB ve IPACK blok yerine tercih edilebilir. Anahtar Kelimeler: Total diz artroplastisi, adduktor kanal bloğu, IPACK blok, geniküler sinir bloğu
Post-operatif hemşirelik bakımında ağrının değerlendirilmesi ve yönetimi
ÖZET Giriş ve Amaç: Ağrı günümüzde beşinci yaşam bulgusu olarak kabul edilen, hemşirelik bakımında öncelikle ele alınıp giderilmesi gereken ve tüm hastalıklarda görülebilen önemli bir sağlık sorunudur. Hemşireler, ağrı yönetiminde anahtar bir role sahiptir ve ameliyat sonrası etkili bir ağrı yönetimi sağlamak için doğru ve kapsamlı bir değerlendirme yapmalıdırlar. Bu çalışmada postoperatif ağrı değerlendirmesi, etkili postoperatif ağrı yönetiminde hemşirelerin önemini, post op ağrı yönetiminin hangi faktörlerden etkilendiği ve hemşirelik bakımında eksik kalan uygulamaları belirlemek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın örneklemini İstanbul'da özel bir vakıf üniversite hastanesi organ nakli ve karma cerrahi servisinde nakil ameliyatları haricinde 01/09/2016-01/01/2017 tarihleri arasında ameliyat geçiren 100 hasta oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında, araştırmacı tarafından hazırlanan hastalara yönelik veri toplama formu, hemşirelerin ağrı yönetimine ilişkin veri formu ve ağrı davranışı gözlem formu ile sayısal ağrı skalası kullanılmıştır. Veriler; SPSS 20.0 programında, tanımlayıcı istatistiksel analizler (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, minimum-maksimum değer), Pearson Korelasyon Analizi, Kruskal Wallis Varyans Analizi ve Mann-Whitney U testi kullanılarak, %95'lik güven aralığında ve p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırma sonucunda cinsiyet, yaş, medeni durum, kronik hastalık, geçirilen ameliyat deneyimi, ameliyat öncesi ağrı ile ilgili bilgi alma durumu, düzenli analjezik kullanımı, ağrının zamanla ilişkisi gibi değişkenler ile ağrı puanları arasında istatiksel farklılık bulunmadığı, hastaların %51 'ine post- op dönemde non-farmakolojik en az bir hemşirelik girişimi uygulandığı, %93'üne pre-op dönemde ağrı ile ilgili herhangi bir eğitim verilmediği, opoid ilaç uygulanan hastaların ilaç öncesi en yüksek ağrı puan ortalamasına sahip olduğu, IM ilaç uygulanan hastaların ağrı puanı ortalamasının IV ve oral yolla ilaç uygulanan hastalardan daha yüksek olduğu, üroloji operasyonu geçirenlerin en yüksek ağrı puanına sahip olduğu ve 100 hastanın 96'sında post op ilk 1 saat içinde ağrı değerlendirmesinin yapıldığı, tüm operasyon türlerinde en sık gözlenen ağrı davranışının "ağrısı olduğunu bildirme", kadınlarda en fazla görülen ağrı davranışının "inleme ve yüz buruşturma", erkeklerde ise "gözlerini sıkma" olduğu saptanmıştır. Sonuç ve Öneriler: Bu çalışmanın daha büyük ve eşit dağılım yapılmış bir örneklemde çalışılmasında yarar görüldüğü, cerrahi servislerinde ağrı davranışları ile ilgili çalışmaların yapılmasına gereksinim olduğu ve hemşirelere ağrının değerlendirilmesi ve yönetimi konusunda kapsamlı ve standardize edilmiş bir eğitim programı oluşturulması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: post-operatif ağrı, cerrahi ağrı, ağrı değerlendirmesi, ağrı yöntemi, ağrıda hemşirelik.
Determination of acid dissociation constant values of some benzoxazolinone derivatives by using spectrophotometric, potentiometric, and capillary electrophoretic methods in aqueous buffered solution
Acid dissociation constant (pKa) values of fourteen structurally related 3-(2/4-pyridylethyl) benzoxazolinone derivatives have been found by using UV-Vis spectroscopy, and the results have been verified by using potentiometry and capillary electrophoresis methods. The position of the equilibrium reaction was suggested based on the experimental results. Under the light of data, the electro with-drawing groups (chlorine atom) on 6-benzoyl derivatives or on the main structure of benzoxazolinone ring showed more basic character in comparison with electron donating groups. Our results suggest that analgesic/anti-inflammatory activities of benzoxazolinones decreased when the pKa values and / or solubility of the compounds increased. Advantages and limitations of using UV-Vis spectroscopic, potentiometric, and capillary zone electrophoretic methods for determination of acid dissociation constants were discussed.
Assessment of adverse reaction experiences of dentists for common analgesics in dental applications
Bilgin E. Assessment of Adverse Reaction Experiences of Dentists for Common Analgesics in Dental Applications. Yeditepe University Institute of Health Sciences Pharmacoeconomics and Epidemiology Master Program. Istanbul, 2014.Purpose: The main aim of the study is to emphasize important adverse reactions of analgesics (paracetamol, non-steroidal anti-inflammatory drugs (NSAIDs) and opioids) commonly used in dentistry and to assess experiences of the dentists regarding the issue.Material & Method: National and international literature has been searched by using keywords. Concordantly, Pubmed, Sciencedirect, Ulakbim and other databases have been reached on Yeditepe University Information Center. Moreover, publicly available publications have been reviewed and some of them have been included into the study. In additional, national and international health authorities' web sites have been evaluated with regards to analgesics' adverse reactions and related guidelines and announcements. IMS (Intercontinental Marketing Service) data that have been published on in the world have been viewed. Furthermore, sales information of analgesics between 2007-2012 in Turkey have been extracted from IMS Programme. Web-based programme which is called RxMediaPharma (2014) and Turkey Medication Guideline-6 (TİK-6) have been use to provide better understanding in reference to adverse drug reactions (ADRs) of analgesics. In line with the purpose of the study, focus-group interviews have been performed with two dentist groups. First group works as an academician in one of the important dentistry faculty in Turkey and the second group of dentists are members of substantial non-profit organization of dentists.Findings: Dentists as one of the most significant stakeholders of pharmacovigilance do not have much experience against ADRs of analgesics but dentists encounter any ADRs they do not know about reporting of ADRs which is one of the most significant part of pharmacovigilance.Conclusion: Dentists should be trained via organizations arranged by Ministry of Health and pharmaceutical companies. By this way, dentists can direct their patients (brochures, posters or direct information) better in line with drug safety. In addition, one session in congress of dentistry should be separated for pharmacovigilance and drug safety to keep their information updated and e-learning should become available for dentists that do not participate to congresses. Finally, further studies are needed to evaluate ADR experiences and behaviors of dentists with regards to analgesics because this study is the first for related field.
Total diz artroplastisinde postoperatif iki farklı analjezik yöntemin karşılaştırılması
Amaç: Total diz protezi operasyonu çok fazla uygulanan bir ortopedik cerrahi olmakla beraber, postoperatif analjezi yönetimi de bu sıklıkla korele olarak oldukça önemlidir. Postoperatif analjezi için multimodal birçok yaklaşım mevcut olup, addüktör kanal bloğu da bu yaklaşımlar içerisinden oldukça sık kullanılan bir yöntemdir. Bu çalışmada addüktör kanal bloğuna ek olarak uygulanan selektif tibial bloğun kombine spinal ve epidural anestezi ile alınan TDP vakalarında postoperatif analjezik tüketimine ve vizüel analog skorlarına etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu randomize prospektif kontrollü çalışma, Ankara Şehir Hastanesi 1 Nolu Klinik Araştırmalar Etik Kurulu onayı alındıktan sonra Ankara Şehir Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği'nde Mayıs 2022-Aralık 2022 tarihleri arasında yapıldı. Çalışmaya kombine spinal ve epidural anestezi altında primer unilateral TDP planlanan 18-80 yaş arası, ASA I-II-III 76 hasta alındı. Hastalar kapalı zarf usülü ile randomize Grup A (addüktör kanal bloğu) ve Grup AT (addüktör kanal bloğu+selektif tibial sinir bloğu) olarak iki gruba ayrıldı. Grup A'ya USG rehberliğinde %0,25'lik 20 ml Bupivakain ile addüktör kanal bloğu uygulandı. Grup AT'ye USG rehberliğinde %0,25'lik 20 ml Bupivakain ile addüktör kanal bloğu ve %0,25'lik 20 ml Bupivakain ile selektif tibial sinir bloğu uygulandı. Tüm hastalara postoperatif dönemde hasta kontrollü analjezi cihazı epidural kateter aracılığıyla bolus moduna ayarlanarak uygulandı. Tüm hastaların postoperatif 0.-1.-2.-8.-12.-24.saat VAS skorları kaydedildi. 24 saatlik PCA aracılı epidural analjezik tüketim miktarı, ek analjeziğin ilk tüketimi olup olmadığı ve zamanı not edildi. Hasta memnuniyeti ve yan etkiler kaydedildi. Bulgular: Grup A 38 ve Grup AT 38 hasta olmak üzere 76 hasta değerlendirmeye alındı. Gruplar arasında yapılan karşılaştırmalarda; demografik açıdan, postoperatif 0. 1. 2. 8. 12. ve 24. saatlerdeki VAS değerleri, postoperatif dönemde ilk ek analjezik yapılma zamanı, yan etki profili ve hasta memnuniyeti yönünden gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı (p>0,05) bulunmuştur. Gruplar arasında yapılan karşılaştırmalarda; postoperatif 24 saatlik HKA cihazı aracılı epidural analjezik ilaç tüketim miktarının Grup AT'de daha düşük olduğu (p<0,05) bulunmuştur. Sonuç: TDP cerrahisinde postoperatif multimodal analjezi metodu olarak USG eşliğinde yapılan selektif tibial sinir bloğu addüktör kanal bloğuna eklendiğinde tek başına addüktör kanal bloğuna göre analjezi karakterleri açısından daha efektiftir.
Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği polikliniklerine başvuran hipertansif hastaların kan basıncı regülasyon durumları ile ağrı kesici kullanım profilleri ve non-steroid anti-iflamatuar ilaç yan etki bilgi düzeylerinin karşılaştırılması
Giriş ve Amaç: Hipertansiyon çoğunlukla önlenebilir ve tedaviye duyarlı bir hastalık olmasına rağmen dünya genelinde yeterli kontrol edilemeyen sıklığı giderek artan önemli bir sağlık problemidir. Tedavi kontrolünü etkileyen birçok faktör olduğu bilinmektedir, bunlardan birisi de uzun süreli ve bilinçsiz non-steroid anti-inflamatuar ilaç (NSAİİ) kullanımıdır. Antihipertansif ilaçlarla ağrı kesicilerin etkileşimini ve NSAİİ kullanımı sonrası takipte hipertansiyon gelişimini inceleyen pek çok çalışma bulunmaktadır. Ancak hastaların NSAİİ yan etki bilgi, tutum ve farkındalığı ile ilgili çalışmalar sınırlı sayıdadır. Bu bilgilerden yola çıkarak çalışmamızda hipertansif hastaların kan basıncı regülasyonu ile ağrı kesici kullanım profilleri ve NSAİİ yan etki bilgisi arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği polikliniklerine başvuran 18 yaş ve üstü hipertansif 257 gönüllü hastaya, 01.07.2017-01.11.2017 tarihleri arasında sosyodemografik veriler, hipertansiyon hastalığının süresi-tedavisi-kontrolü, ağrı kesici kullanım profilleri ve NSAİİ yan etki bilgi düzeyleri ile ilgili sorulardan oluşan bir anket formu yüz yüze görüşülerek uygulanmıştır. Evdeki kan basıncı ortalama değerleri hastaların iki farklı günde yaptıkları ölçümler ile hesaplanmıştır. Kan basıncı regülasyon durumlarını değerlendirmek için poliklinikte ölçülen ortalama kan basıncı değerleri alınmıştır. Hastaların kan basıncı ortalaması, hasta en az 5 dakika dinlendirildikten sonra Omron M3 marka tansiyon aleti ile önce her iki koldan daha sonra ölçümün yüksek olduğu koldan ikinci bir ölçüm yapılarak belirlenmiştir. Türk Hipertansiyon Uzlaşı Raporu'na göre 80 yaş altında <140/90 mm Hg; 80 yaş ve üstünde <150/90 mm Hg olan kan basıncı değerleri regüle kabul edilmiştir. Araştırmanın istatistiği yapılırken tanımlayıcı istatistiklerde numerik veriler ortalama ve standart sapma, kategorik veriler ise sayı ve yüzde olarak verilmiştir. Numerik verilerin dağılımına histogram grafikleri ile bakılmıştır. İki ayrı grupta numerik veriler Student t testi ile analiz edilmiştir. Kategorik verilerin karşılaştırılmasında ki-kare testi kullanılmıştır. p anlamlılık değeri <0,05 olarak kabul edilmiştir. Analizlerde SPSS 23.0 paket programı kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya 257 hipertansif hasta dâhil edildi. Katılımcıların yaş ortalaması 60,96±10,31 yıl idi. Hastaların %51,8'i (n=133) kadın, %48,2'si (n=124) ise erkekti. Hastaların %56,8'nin (n=146) kan basıncı regüle olup %43,2'sinin (n=111) kan basıncı regüle değildi. Sağlık çalışanlarının KB regülasyonu diğer mesleklere göre anlamlı olarak daha iyi bulundu (p=0,031; 2 =3,370). Diğer sosyodemografik veriler ile KB regülasyonu arasında anlamlı fark yoktu. Çalışmadaki hastalara ağrı kesici kullanıp kullanmadıkları soruldu. Hastaların %86,4'ü (n=222) ağrı kesici kullandıklarını ifade etti. Ağrı kesici kullanım sıklığı kadınlarda erkeklerden anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0,010; 2 =5,793). Eğitim durumu arttıkça ağrı kesici kullanımı anlamlı azalmıştır (p=0,035; 2 =11,302). Ayrıca hastaların NSAİİ kullanımları sorgulandı. NSAİİ kullanım sıklığı kadınlarda erkeklerden anlamlı yüksek bulundu (p=0,004; 2 =7,582). Hastaların %19,8'i (n=51) birden fazla çeşit NSAİİ kullandıklarını, %38,5'i (n=99) tek çeşit NSAİİ kullandıklarını, %41,6'sı (n=107) ise hiç NSAİİ kullanmadığını ifade etmiştir. Hastaların kan basıncı regülasyonu ile NSAİİ kullanımı arasında anlamlı bir farklılık görülmedi (p=0,841; 2 =0,005). NSAİİ'leri kullanma sıklığı ile kan basıncı regülasyonu arasında da anlamlı bir ilişki görülmedi (p=0,182; 2 =6,239). Hastaların %42,4' ünün (n=109) NSAİİ'lerin yan etkileri hakkında bilgilerinin olduğunu, %57,6'sı (n=148) ise bilgilerinin olmadığını söylemiştir. Hastaların NSAİİ'lerin yan etkileri hakkında bilgi sahibi olma durumu ile NSAİİ kullanımı arasında anlamlı bir ilişki görülmedi (p=0,874; 2 =0,001). Ayrıca yine hastaların NSAİİ'lerin yan etkileri hakkında bilgi sahibi olma durumu ve özellikle hipertansif yan etki bilinmesi ile kan basıncı regülasyonu arasında da anlamlı bir ilişki görülmedi (sırasıyla p=0,984; 2 =0,000 p=0,836; 2 =0,357). Sonuç: Çalışmamızda kan basıncı regüle olan hastalarla olmayanlar arasında ağrı kesici kullanım profili ve NSAİİ'lerin özellikle hipertansif yan etki bilgisi arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Ancak daha geniş örneklem hacmi ve çok merkezli çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır. Çalışmamızda ağrı kesici ve NSAİİ kullanımının kadınlarda anlamlı olarak erkeklerden daha fazla olduğu, eğitim durumu arttıkça ağrı kesici kullanımının anlamlı olarak azaldığı görülmüştür. Ağrı kesici kullanımının kadınlarda daha fazla olması nedeniyle başta kadın hastalar olmak üzere tüm bireyler ve çoklu ilaç kullanımının sık görüldüğü hipertansif hastalar, NSAİİ etki ve yan etkileri, kan basıncı kontrolünü bozan durumlar hakkında ayrıntılı olarak bilgilendirilmelidir. Hastaların düzenli olarak kontrole gelmesi sağlanmalı ve her fırsatta kan basıncı kontrolünü bozabilecek faktörler sorgulanmalıdır. Anahtar kelimeler: kan basıncı regülasyonu, ağrı kesici, NSAİİ yan etki
Hasta kontrollü intravenöz tramadol ile tramadol ve remifentanil kullanımının torakotomi sonrası postoperatif analjezi üzerine etkileri
Torakotomi sonrası akut ağrının, morbidite artışına neden olan pulmoner fonksiyonlar ve postoperatif mobilizasyon üzerine olumsuz etkileri vardır. Torakotomi sonrası perioperatif bakımda torasik epidural analjezinin altın standart olduğu düşünülmesine karşın, son yıllarda intravenöz (İV) hasta-kontrollü analjezi (HKA) yaklaşımları ortaya çıkmıştır ve bu yaklaşımlar epidural tekniğin geçerli alternatifleri gibi görünmektedir. Farklı opioid kombinasyonlarının postoperatif ağrının yatıştırılmasında çok etkili olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı, İV HKA tramadol ve remifentanil ile İV HKA tramadolün torakotomi sonrası ağrı yatışması, tramadol tüketimi, ek analjezik kullanımı ve hemodinamik ve respiratuar parametreler açısından karşılaştırmaktır.Altmış hastanın elektif torakotomi programı yapıldı. 18-70 yaş aralığında ve American Society of Anesthesiologists (ASA) fiziksel durumlarıI-III olanhastalar randomize iki gruba ayrıldı: Grup T'deki hastalara İV HKA ile tek başına tramadol (0.3 mg/kg bolus, kilit süresi 10 dakika) ve grup TR'ye İV HKA ile tramadol+remifentanil (sırasıyla 0.3 mg/kg bolus ve 0.125 ?k/kg bolus; kilit süresi 10 dakika) kombinasyonu verildi. Ağrıyı değerledirmek amacıyla vizüel analog skala (VAS) kullanıldı; hastanede yatış süresi, postoperatif ilk 24 saat boyunca sistolik (SAB), diyastolik (DAB) ortalama (MAB) arteriyel basınç, kalp hızı, SpO2, tramadol tüketimi ve ek analjezik (kümülatif diklofenak sodyum, intramüsküler [İM]) kullanımı kaydedildi. VAS skoru, SAB, DAB, MAB, HR ve SpO2 için, değerlendirme zaman noktalarına göre, eğri altı alanlar (EAA) hesaplandı.Grup T'nin hastanede yatış süresi grup TR den anlamlı düzeyde yüksekti (p<0.001). Grup T'nin postoperatif ikinci, dördüncü, altıncı, onikinci saatlerdeki VAS skorları ve EAAVAS, grup TR'nin bu değerinden anlamlı düzeyde yüksekti (tüm karşılaştırmalar için p<0.001). Grup T'nin EAASAB (p=0.035), EAADAB (p=0.031), EAAKALP HIZI (p<0.001) değerleri, grup TR'nin bu değerlerinden anlamlı düzeyde yüksekti. Gruplar arasında, tüm zaman noktalarındaki SpO2 düzeyleri ve EAASpO2 düzeyi açısından anlamlı fark yoktu (tüm karşılaştırmlar için p>0.050). Grup T'nin tramadol tüketimi (p<0.001) ve ek analjezik kullanım (p<0.001) düzeyleri grup TR'ye göre anlamlı düzeyde yüksekti.Bulgularımız, remifentanil ve tramadol kombinasyonunun, torakotomi sonrası akut ağrıda tek başına tramadolden daha etkili olduğunu ve bu kombinasyon tedavisinin hemodinamik instabiliteye, özellikle hipotansiyona, neden olabileceğini düşündürmektedir.Anahtar Sözcükler:Hasta kontrollü analjezi, ağrı, tramadol, remifentanil
Laparatomi sonrası transdermal fentanil ile IV hasta kontrollü fentanilin analjezik etkilerinin karşılaştırılması
Günümüzde, postoperatif ağrı tedavisi yönetimi için birçok analjezik ilaç ve teknik uygulanıyor olmasına rağmen, bu konuda araştırma ve tartışmalar devam etmektedir. Transdermal fentanil (TDF) yaması, hastaya uygulaması kolay ve noninvaziv olan bir alternatif yöntemdir. Bu nedenle, çalışmamızda TDF yaması uygulamanın postoperatif ağrı tedavisi yönetiminde etkili ve kabul edilebilir olup olmadığını göstermeyi amaçladık. Bu prospektif randomize çalışmada, Gaziantep Üniversitesi yerel etik kurul onayı alındıktan sonra ASA I-II-III, yaşları 18-65 arasında laparatomi geçirmiş olan 60 hasta çalışmaya dahil edildi. Hiçbir hastaya premedikasyon verilmedi. Hastalar rastgele iki gruba ayrıldı. Grup TDF'ye (n=30) operasyondan 12 saat önce TDF yaması (50µg/saat) uygulandı ve operasyondan 24 saat sonra çıkarıldı. Grup HKA' ya (n=30) PACU' da postoperatif olarak iv fentanil ile hasta kontrollü analjezi uygulandı. Grup TDF' ye ağrıları olduğunda (VAS 4≥) ilave analjezik olarak 100 mg tramadol uygulandı. Grup TDF ve Grup HKA perioperatif dönemde klinik olarak gözlendi.. Her iki grubun demografik verileri postoperatif hemodinamik parametreleri, Ramsey sedasyon skalası (RSS) ve görsel ağrı skorları (VAS), ilave analjezik tüketimi ve yan etkiler kaydedildi. Hastaların demografik, hemodinamik verileri ve yan etkiler açısından her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. İstirahat VAS, postoperatif 1. saat hariç 2., 4., 6., 12., 24. saatlerde Grup HKA'da Grup TDF'den istatistiksel olarak anlamlı derecede daha iyi idi (p<0,05). İlave analjezik gereksinimi postoperatif 4. saat hariç 1., 2., 6., 12., 24. saatlerde grup TDF' de grup HKA' dan istatistiksel olarak daha yüksek idi (p<0,05). Postoperatif dönemde hastaların VAS skorları açısından değerlendirilmesinde iv fentanil ile HKA'nin TDF' e oranla daha etkili olduğu ancak TDF' in lüzum halinde tradamol desteği ile birlikte postoperatif analjezi için hasta kontrollü analjeziye alternatif olarak kullanılabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Doğuştan kalça çıkığı olan çocuklarda salter operasyonuna bağlı postoperatif ağrının kontrolünde üç farklı kaudal morfin dozunun karşılaştırılması
Postoperatif ağrı, cerrahi olgularda morbiditeyi etkileyen önemli problemlerdendir. Tek doz kaudal blok uygulaması çocuklarda güvenli, kolay uygulanabilir olması nedeniyle tercih edilen bir yöntemdir. Kaudal morfin uzun etki süresiyle önemli bir avantaja sahiptir. Fakat kaudal morfin uygulamasında, bulantı, kusma, idrar retansiyonu, kaşıntı, sedasyon ve solunum depresyonu gibi yan etkiler görülmektedir ve bunların birçoğu doza bağımlıdır. Çalışmamızdaki amaç, yeterli analjeziyi sağlayacak en düşük morfin dozunu bularak, solunum depresyonu gibi hasta hayatını; bulantı-kusma, gibi hasta konforunu tehdit eden yan etkileri en aza indirmektir. Bu çift kör randomize prospektif çalışmaya, Gaziantep Üniversitesi'nde DKÇ için Salter operasyonu planlanan 1-9 yaşlarında ASA sınıflaması I-II olan 60 çocuk dahil edildi. Hiçbir hastaya premedikasyon uygulanmadı. Hastalar rastgele 15, 20 veya 25 µg.kg. kaudal morfin verilmek üzere üç eşit gruba ayrıldı (G15, G20 ve G25). Kaudal enjeksiyonlar genel anestezi altında operasyon başlamadan uygulandı. Total volumü 0,75 ml.kg olacak şekilde %0.25 bupivakain ve grubuna göre 15, 20 veya 25 µg.kg-1 morfin içeren solüsyon kaudal olarak enjekte edildi. İlk analjezik gereksinim zamanları kaydedildi. İlk 24 saatte analjezik ihtiyacı olan olgu sayısı Grup 15'de 4(%20), grup 20'de 3(%15) ve Grup 25'de 2(%10) olarak belirlendi. Gruplar arasındaki analjezik ihtiyacı olan hasta sayıları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı (P>0,05). Grup 15'de 1(%5), Grup 20'de 2(%10) ve Grup 25'de 8 (%40) olguda bulantı-kusma gözlendi. Grup15 ile G25 arasındaki fark istatistiksel olarak
Acil servise renal kolik ile başvuran hastalarda tedavinin ve yatak başı ultrasonografi ile renal değerlendirmenin klinik takibe etkisi
AMAÇ: Bu çalışmada acil servise renal kolik ile başvuran hastalarda uygulanan analjezik tedavi kombinasyonlarının, ultrasonografi bulguları ve ağrı skalaları üzerine olan etkilerini araştırdık. MATERYAL VE METOD: Bu çalışma prospektif olarak, Eylül 2013-Eylül 2014 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı'na renal kolik ile başvuran 100 hasta üzerinde yapıldı. Hastalar; tramadol, deksketoprofen, tramadol-midazolam kombinasyonu ve deksketoprofen-midazolam kombinasyonu uygulanan 25'er kişilik 4 gruba ayrıldı. Hastaların kan basıncı, nabız değerleri ve yatak başı renal ultrasonografi (USG) bulguları değerlendirildi. Visuel Analog Skala(VAS) ve Renal Kolik Semptom Skoru(RKSS) kullanılarak ölçeklendirilen ağrı düzeyleri, tedavi öncesi (0.dakika) ve tedavi sonrası (30.dakika) olmak üzere kaydedildi. Bu değerler kıyaslandı. İstatistiksel değerlendirme için, Windows için SPSS 18.0 (SPSS Inc, Chicago, Illinois, ABD) paket programı kullanıldı ve tüm karşılaştırmalarda p <0.05 istatistiksel anlamlı kabul edildi. BULGULAR: Gruplar arasında cinsiyet ve yaş açısından anlamlı istatistiksel bir fark yoktu (p=0,951 ve p=0,890). Üre, kreatinin, beyaz küre değerlerinde anlamlı istatistiksel bir fark görülmedi (p=0,403, p=0,261 ve p=0,780). Hastaların %70'inde tam idrar tetkiğinde eritrosit saptandı. VAS ve RKSS değerlerinde tedavi öncesine (0.dakika) göre, tedavi sonrasında (30.dakika) tüm gruplarda anlamlı bir düşüş tespit edildi. Gruplar arası kıyaslamada en fazla düşüş tramadol-midazolam kombinasyonu verilen grupta oldu. Yine bu grubun diğerlerinden farklı olarak tedavi sonrası (30.dakika) hem sistolik hem diastolik tansiyon değerleri istatistiksel olarak anlamlı ölçüde düşük bulundu. Yatak başı ultrasonografi bulgularındaki değişikliklere bakıldığında diğer parametrelerde bir değişiklik bulunmazken, ağrıyan taraf böbrek parankim çapında en fazla değişiklik yine tramadol-midazolam kombinasyonu verilen grupta görüldü. TARTIŞMA VE SONUÇLAR: Akut renal kolik hastaları acilde değerlendirilirken yatakbaşı USG ve RKSS skorlama sistemi kullanılmalıdır. Hastaların tedavilerine analjezik ilaçlara ek olarak anksiyolitik ve sedatif ilaçlar da eklenmelidir.
Laparotomi sonrası transdermal fentanil ile tramadol ve tenoksikam kombinasyonunun analjezik etkileinin karşılaştırılması
Postoperatif ağrı kontrolünün ciddiyeti günümüzde oldukça iyi bilindiği için birçok ilaç ve yöntem kullanılmaktadır. Ancak her ilaç ve yöntemin etkinliği ve komplikasyonu farklılık gösterdiğinden uygun ilaç kombinasyonu çalışmaları tartışmalı bir şekilde devam etmektedir. Bu çalışmada transdermal fentanil (TDF) yaması uygulaması eşliğinde tramadol ve/veya tenoksikam ilaç kombinasyonunun postoperatif analjezik etkilerini karşılaştırmayı ve postoperatif morfin gereksinimini minimalize edecek protokolu tespit etmeyi amaçladık. Bu prospektif randomize çalışmaya, Gaziantep Üniversitesi yerel etik kurul onayı alındıktan sonra ASA I-II-III, yaşları 18-65 arasında, laparotomi geçirecek olan 80 hasta dahil edildi. Tüm hastalara operasyondan 12 saat önce TDF yaması (50μg/saat) uygulandı ve PACU'da morfin ile hazırlanan HKA takıldı. Hastalar rastgele dört gruba ayrıldı. Postoperatif 1. gruba (n=20) ek analjezi yapılmadı, 2. gruba (n=20) 4x1 iv tramadol 100 mg, 3. gruba (n=20) 1x1 iv tenoksikam 20 mg, 4. gruba (n=20) 4x1 iv tramadol 100 mg ve 1x1 iv tenoksikam 20 mg yapıldı. Hastaların 24 saatlik takiplerinde demografik, hemodinamik verileri, RSS, mobilize VAS, solunum sayıları, saturasyon değerleri ve yan etkileri açısından dört grup arasında da istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Hastaların postoperatif dinlenim VAS değerleri 2. ve 4. saatlerde Grup 1'de Grup 4'e göre anlamlı olarak daha düşük görülmüştür (p<0,05). Hastaların postoperatif morfin tüketiminde; takip edilen her 6 saatte de Grup 1 ve Grup 4 ile diğer 3 grup arasında anlamlı fark gözlendi (p<0,05). Morfin tüketimi; Grup 1'de daha yüksek, Grup 4'de ise daha düşük idi. Sonuç olarak; tüm gruplarda etkin analjezi sağlanmış olup komplikasyon oranında bir değişiklik olmamıştır. ANAHTAR KELİMELER: Postoperatif Ağrı Kontrolü, Tramadol, Tenoksikam, Transdermal Fentanil Bandı.
Kalça protezlerinde postoperatif analjezi için kullanılan epidural infüzyon ve bolus tekniklerinin karşılaştırılması
Amaç: Çalışmamızda, kalça protezi sonrası, postoperatif ağrı tedavisinde, epidural bolus doz uygulamasının etkinliğini, devamlı Eİ ile karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya kalça protezi operasyonu planlanmış ASA 1-3 kategorisinde, 40-70 yaş arası, kombine spinal epidural anestezi tekniği uygulanan, 60 hasta dahil edildi. Hastalara L3-L4 veya L4-L5 aralığından, 3 mL heavy bupivakain (Marcain®) ile spinal anestezi uygulandı. Daha sonra epidural boşluğa kateter yerleştirildi. Epidural kateterden 10 μg adrenalin ile 10 mg lidokain yapılarak kateterin intratekal ve intravenöz alanda olmadığı gösterildi. Hastaların vaka boyunca, spinal anestezi öncesi ve sonrası, spinal anestezinin 1, 3, 5, 10, 15, 20, 25, 30, 40, 50, 60, 70, 80, 90, 110, 130. dakikaların daki nabız, sistolik ve diastolik kan basınç değerleri, oksijen saturasyon değerleri, Bromage Skorları, takip edildi. Operasyon sonrası analjezi için kullanacakları %0.125 lik bupivakain içeren 330 ml solüsyon hazırlandı. Hastalar randomize olarak iki gruba ayrıldı. Grup B için HKA cihazı, 6 ml bolus verecek şekilde, kilitli kalma süresi ise 30 dakika olacak şekilde ayarlandı ve epidural kateterden 48 saat uygulandı. Grup İ için HKA cihazı, 6 ml/saat infüzyon ve 6 ml bolus verecek şekilde, kilitli kalma süresi ise 30 dakika olacak şekilde ayarlandı ve epidural kateterden 48 saat uygulandı. Operasyon sonrası iki grup arasında 12. 24. ve 48 saatlerde ve ilk oturma ile ilk walker kullanma zamanlarındaki KAH, OAB, SpO2 değerleri karşılaştırıldı. Ayrıca hasta ve cerrah memnuniyet düzeyleri, VAS,VAS-H değerleri, motor blok düzeyi, HKA cihazında denenen, verilen ve tüketilen toplam ilaç miktarları, ek olarak uygulanan analjezi miktarları ve gelişen yan etkiler iki grup arasında karşılaştırıldı. Bulgular: VAS değerleri; 24. ve 48. saatlerde Grup B'de, Grup İ'ye göre anlamlı düzeyde düşük bulundu (p<0.05). Toplam tüketilen analjezik miktarı, Grup İ'de Grup B'ye göre; ilk oturma, walker kullanma, postoperatif 12, 24 ve 48. saatlerdeki zaman diliminde, anlamlı düzeyde daha yüksekti (p<0.0001). Cerrah ve hasta memnuniyet düzeyleri; tüm zaman aralıklarında Grup B de Grup İ'ye göre anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0.05). Ek analjezik tüketim düzeyleri; Grup İ'de, Grup B'ye, göre 24 ve 48. saatlerde anlamlı düzeyde yüksek bulundu(p<0.05). Postoperatif görülen motor blok düzeyleri 12. ve 24.saatlerde Grup İ'de, Grup B'ye göre anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0.05). Her iki grupta da hiçbir yan etki gözlenmedi. Sonuç: Kalça protezi operasyonlarında, EI olmadan, HKA cihazı ile aralıklı bolus doz uygulamalarının; motor blok ve herhangi bir yan etki oluşturmadan, yüksek hasta ve cerrah memnuniyet düzeyi sağlanarak, daha düşük analjezik kullanarak, daha iyi postoperatif analjezi sağlandığı kanısına vardık.
Hasta kontrollü analjezi ile tramadol kullanılan olgularda haloperidol, deksametazon ve ondansetronun etkilerinin karşılaştırılması
Amaç: Abdominal laparatomi cerrahisinde postoperatif ağrı tedavisi için hasta kontrollü analjezi yöntemi ile tramadol uygulanan hastalarda antiemetik profilaksi amacıyla kullanılan haloperidol, deksametazon ve ondansetronun bulantı ve kusma sıklığı ile tramadol tüketimi üzerine etkinliklerinin karşılaştırılması amaçlandıGereç ve Yöntem: Prospektif, çift kör planlanan çalışmamız Klinik İlaç Araştırmaları Yerel Etik Kurulu ve hastaların yazılı onayı alındıktan sonra elektif laparotomi operasyonu uygulanacak 100 hasta üzerinde yürütüldü. Hastalar rastgele seçimle 25'er kişilik dört gruba ayrıldı. Anestezi indüksiyonundan sonra Grup H'ye 1,25 mg haloperidol, Grup D'ye 4 mg deksametazon, Grup O'ya 4 mg ondansetron, Grup S'ye (kontrol grubu) 2 ml % 0,9 serum fizyolojik intravenöz verildi. Genel anestezi, sevofluran ve azot protoksit ile sağlandı. Postoperatif analjezi tüm gruplarda 1,5 mg/kg iv tramadol yükleme dozundan sonra hasta kontrollü analjezi pompası ile bolus doz 0,2 mg/kg, kilitli kalma süresi 10 dakika olacak şekilde sağlandı. Antiemetik ilaç dozları 8 saat aralıklarla tekrarlandıTüm gruplarda kalp atım hızları, sistolik ve diyastolik arter basınçları, bulantı, kusma, ağrı ve sedasyon skorları, tramadol tüketimleri postoperatif ilk 24 saat süresince değerlendirildiBulgular: Haloperidol, deksametazon ve ondansetronun bulantı sıklığını kontrol grubuna kıyasla azalttıkları ancak birbirlerine üstünlük sağlamadıkları saptandı. Kusma sıklığının ise sadece ekstübasyon aşamasında kontrol grubunda daha yüksek olduğu bulundu. Postoperatif 24 saatlik tüketilen tramadol miktarının gruplar arasında fark göstermediği ve kontrol grubu ile benzer olduğu, ağrı skorlarının yalnız 12. saatte haloperidol uygulanan grupta kontrol grubuna göre daha düşük olduğu, sedasyon skorunun ise 60. dakikada haloperidol grubunda kontrol grubuna göre yüksek olduğu bulunduSonuç: Abdominal laparatomi cerrahisinde postoperatif ağrı tedavisi için hasta kontrollü analjezi yöntemi ile tramadol uygulanan hastalarda antiemetik profilaksi amacıyla kullanılan haloperidol, deksametazon ve ondansetronun postoperatif bulantı ve kusma sıklığını azalttığı, antiemetik etkinliklerinin birbirine benzer olduğu, postoperatif tramadol tüketimi üzerine etkilerinin olmadığı sonucuna varıldı.
Supraklavikular brakiyal pleksus bloğunda levobupivacaine eklenen tramadol hidroklorür'ün farklı dozlarının postoperatif analjezi üzerine etkileri
Amaç: Çalışmamızda supraklavikuler brakiyal pleksus bloğunda levobupivakaine eklenen tramadol hidroklorür (HCl)'ün farklı dozlarının, postoperatif analjezi üzerine etkilerini araştırmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Fakültemiz Etik Kurul onayı ve olguların yazılı onayları alındıktan sonra, arteriyo-venöz fistül (A-V) açılacak üroloji hastaları ile üst ekstremite cerrahisi uygulanacak ortopedi hastaları çalışma kapsamına alınarak, toplam 60 hastaya supraklavikuler brakiyal pleksus bloğu uygulandı.Hastalar rastgele üç gruba ayrılarak; Grup I'de 40 ml volüm içinde % 0.5'lik levobupivakain kullanıldı. Grup II'de aynı doz ve volümdeki levobupivakaine 0,5 mg/kg tramadol HCl ve Grup III'de ise 1 mg/kg tramadol HCl eklendi. Blok supraklavikuler teknik ile periferik sinir stimülatörü yönlendiriciliğinde uygulandı. Uygulamanın başlamasını takiben cerrahi başlama süresi, sedasyon ve analjezi düzeyleri Vizüel Analog Skala ve Verbal Rating Scala (VAS, VRS) ile değerlendirilerek, hemodinamik parametreler blok öncesi ve blok sonrası 5.,10., 15., 30., 45., 60., 90., 120. dakikalarda ölçümleri yapılarak kaydedildi. Operasyon esnasında ve postoperatif derlenme odasında hastalarda; bulantı, kusma, kaşıntı, solunum depresyonu, ağrı ve horner sendromu gelişip gelişmediği izlendi. Bulantı ve kusması olan hastalarda 4 mg Ondansetron IV (intravenöz) yapılması planlandı. Hastaların ağrı başlama süreleri postoperatif ikinci gün ziyaret edildiklerinde sorularak öğrenildi ve kaydedildi. Ağrıları başladığında oral tramadol HCl kullanmaları önerildi. Postoperatif 48. saatte hastaların ağrılarının ne zaman başladığı sorularak kaydedildi.Bulgular: Grupların demografik verileri ve hemodinamik parametrelerinin benzer olduğu ve aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadığı belirlendi. Cerrahi başlama süresi Grup I'de 30.5 ± 4.1, Grup II'de 20.5 ± 2.2 ve Grup III'de ise 17.4 ± 2.6 dakika olup istatistiksel olarak üç grup arasında anlamlı fark saptanırken (p < 0.05), Grup II ile Grup III arasında ise istatistiksel olarak bir fark bulunmadı (p > 0.05). Peroperatif ve postoperatif dönemde her üç grupta da VAS, VRS ve sedasyon değerleri arasında istatistiksel olarak farklılık saptanmadı (p > 0.05). Postoperatif ağrı başlama süreleri; Grup I'de 8.7 ± 1.4, Grup II'de 12.2 ± 0.5 ve Grup III'de 16.3 ± 2.1 saat olup istatistiksel olarak Grup I ile Grup II ve Grup III arasında anlamlı farklılık bulunurken (p < 0.05), Grup II ile Grup III arasında ise istatistiksel olarak bir fark saptanmadı (p > 0.05).Çalışmamızda Grup II ve Grup III' ün Grup I'e göre cerrahi başlama süresinin daha kısa ve postoperatif analjezi süresinin de daha uzun olduğu saptandı (p < 0.05). Grup II ve grup III arasında ise cerrahi başlama ve postoperatif analjezi süreleri açısından bir farkın olmadığı belirlendi (p > 0.05).Sonuç: Supraklavikuler brakiyal pleksus bloklarında % 0.5 levobupivacaine eklenen tramadol HCl 0.5 mg/kg ve tramadol HCl 1mg/kg ile daha erken cerrahi başlama süresi ve daha uzun postoperatif analjezi sağlanabildiğini, ancak tramadol HCl 0.5 mg/kg ve 1mg/kg dozları arasında cerrahi başlama ve postoperatif analjezi süreleri arasında bir farklılık olmadığı belirlendi.Anahtar kelimeler: Levobupivakain, Postoperatif analjezi, Supraklavikuler brakiyal pleksus bloğu, Tramadol HCI.
Laminektomilerde esmolol infüzyonunun intraoperatif ve postoperatif etkilerinin değerlendirilmesi
Amaç: Laminektomilerde postoperatif ağrı kontrolünde rutin uygulanan yöntemlerden birisi intravenöz yoldan HKA ile tramadol uygulamasıdır. Esmolol laringoskopi veya entübasyona sekonder hemodinamik yanıtı baskılamaktadır. Bunun yanısıra son zamanlarda anestezik ve analjezik gereksinimini azalttığı bildirilmektedir. Bu çalışmamızda laminektomilerde operasyon süresince verilen esmolol infüzyonunun intraoperatif ve postoperatif hemodinamik etkilerini, intraoperatif anestezik gereksinimi ve postoperatif tramadol tüketimi üzerine etkilerini değerlendirmeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: Etik Kurul onayı ve olguların yazılı onayları alındıktan sonra çalışmaya laminektomi yapılması planlanan, yaşları 18-65 arasında değişen, ASA I-II grubu 60 hasta alındı. Hastalar rastgele 2 gruba ayrıldı:I. gruba, propofol+vekuronyum+fentanil (2 µg kg-1) + desfluran (%3-6) uygulanıp operasyon bitiminden 45 dakika önce postoperatif analjezi amacıyla 1 mg kg-1 iv. tramadol yapıldı. Operasyon bitiminde iv. hasta kontrollü analjezi(HKA) tramadol (100 cc izotonik içinde 500 mg tramadol, 0,2 mg kg-1 HKA bolus dozu, kilitli kalma süresi 15 dk) başlandı.II. gruba; propofol+vekuronyum+fentanil (2 µg kg-1) + desfluran (%3-6) uygulamasına ek olarak 500 µg kg-1dk-1 esmolol yüklemesini takiben 100-125 µg kg-1dk-1 esmolol infüzyonu başlandı. Operasyon bitiminden 45 dk önce postoperatif analjezi amacıyla 1 mg kg-1 iv. tramadol yapıldı. Operasyon bitiminde iv. HKA tramadol (100 cc izotonik içinde 500 mg tramadol, 0,2 mg kg-1 HKA bolus dozu, kilitli kalma süresi 15 dk ) başlandı.Tüm olgulara antiemetik olarak metoklopramid (10 mg) ampul iv. + deksametazon (8 mg) ampul yapıldı.Grupların intraoperatif sistolik, diastolik ve ortalama kan basınçları, kalp hızı ve end-tidal desfluran konsantrasyonu ile postoperatif sistolik ve diastolik kan basınçları, kalp hızı değerleri, ağrı (VAS) skorları, total tramadol tüketimi, sedasyon (Ramsey skalası) ve yan etkiler not edildi.Bulgular: Grupların demografik özellikleri, operasyon süreleri, intraoperatif ve postoperatif hemodinamik parametreleri, postoperatif sedasyon skorları, VAS skorları ve yan etkiler birbirine benzerdi. End-tidal desfluran konsantrasyonları grup II'de grup I'e oranla anlamlı derecede düşüktü. 24 saatlik total tramadol tüketimi grup I'de 231,77±110,81 mg, grup II'de 83,67±57,98 mg olarak saptandı. İki grup karşılaştırıldığında grup II'de 24 saatlik total tramadol tüketimi grup I'e oranla anlamlı derecede düşüktü (p<0,001). Yan etkiler birbirine benzerdi.Sonuç: İntraoperatif esmolol infüzyonu uygulamasının intraoperatif end-tidal desfluran konsantrasyonunu ve anestezi ihtiyacını azalttığı, postoperatif tramadol gereksinimini azalttığı, hemodinamik parametreleri etkilemediği ve ciddi yan etkilere yol açmadığı kanısına varıldı.Anahtar Kelimeler: Hasta Kontrollü Analjezi, Laminektomi, Tramadol, Esmolol, Postoperatif Analjezi.
Supraklavikular brakiyal pleksus bloğunda Levobupivakain'e eklenen Morfin Hidroklorür'ün farklı dozlarının postoperamtif analjezi üzerine etkileri
Amaç: Çalışmamızda supraklavikular brakiyal pleksus bloğunda levobupivakaine eklenen Morfin hidroklorür (HCl)'ün farklı dozlarının, postoperatif analjezi üzerine etkilerini araştırmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Fakültemiz Etik Kurul onayı ve olguların yazılı onayları alındıktan sonra, arteriyo-venöz fistül (A-V) açılacak üroloji hastaları ile üst ekstremite cerrahisi uygulanacak ortopedi hastaları çalışma kapsamına alınarak, toplam 60 hastaya supraklavikular brakiyal pleksus bloğu uygulandı.Hastalar rastgele üç gruba ayrılarak; Grup I'de 40 ml volüm içinde % 0.5'lik levobupivakain kullanıldı. Grup II'de aynı doz ve volümdeki levobupivakaine 0,025 mg/kg morfin HCl ve Grup III'de ise 0.05 mg/kg morfin HCl eklendi. Blok supraklavikuler teknik ile periferik sinir stimülatörü yönlendiriciliğinde uygulandı. Uygulamanın başlamasını takiben cerrahi başlama süresi, sedasyon ve analjezi düzeyleri Vizüel Analog Skala ve Verbal Rating Scala (VAS, VRS) ile değerlendirildi ve kaydedildi. Hemodinamik parametreler blok öncesi ve blok sonrası 5.,10., 15., 30., 45., 60., 90., 120. dakikalarda ölçümleri yapılarak kaydedildi. Operasyon esnasında ve postoperatif derlenme odasında hastalarda; bulantı, kusma, kaşıntı, solunum depresyonu ve horner sendromu gelişip gelişmediği izlendi. Bulantı ve kusması olan hastalarda 4 mg Ondansetron IV (intravenöz) yapılması planlandı. Hastaların ağrı başlama süreleri postoperatif ikinci gün ziyaret edildiklerinde sorularak öğrenildi ve kaydedildi. Ağrıları başladığında oral tramadol HCl kullanmaları önerildi. Veriler istatistiksel olarak one way ANOVA ve ki-kare testiyle değerlendirildi, p< 0.05 değerleri anlamlı kabul edildi.Bulgular: Grupların demografik verilerinin benzer olduğu ve aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadığı belirlendi. Cerrahi başlama süresi Grup I'de 32.9 ± 9.4, Grup II'de 24,0 ± 11,1 ve Grup III'de ise 20,0 ± 7,8 dakika olup istatistiksel olarak üç grup arasında anlamlı fark saptanırken (p < 0.05), Grup II ile Grup III arasında ise istatistiksel olarak bir fark bulunmadı (p > 0.05). Peroperatif ve postoperatif dönemde her üç grupta da VAS, VRS ve sedasyon değerleri arasında istatistiksel olarak fark saptanmadı (p > 0.05). Postoperatif ağrı başlama süreleri; Grup I'de 9,3 ± 2,8 , Grup II'de 13,3 ± 1,5 ve Grup III'de 16,6 ± 2,3 saat olup istatistiksel olarak Grup I ile Grup II ve Grup III arasında anlamlı farklılık bulunurken (p < 0.05), Grup II ile Grup III arasında ise istatistiksel olarak bir fark saptanmadı (p > 0.05). Yan etki olarak bulantı, kusma, kaşıntı, solunum depresyonu ve Horner sendromu hiçbir olguda gözlenmedi.Sonuç: Supraklavikuler brakiyal pleksus bloklarında % 0.5 levobupivakaine eklenen 0.025 mg/kg ve 0.05mg/kg Morfin HCl ile daha erken cerrahi başlama süresi ve daha uzun postoperatif analjezi sağlanabildiğini, ancak 0.025 mg/kg ve 0.05mg/kg Morfin HCl dozları arasında cerrahi başlama ve postoperatif analjezi süreleri arasında bir fark olmadığı kanısına varıldı.Anahtar kelimeler: Levobupivakain, Postoperatif analjezi, Supraklavikuler brakiyal pleksus bloğu, Morfin HCI.
Hasta kontrollü tramadol kullanan hastalarda intravenöz deksketoprofen lornoksikam ve diklofenak sodyum'un analjezi ve tramadol tüketimine etkilerinin karşılaştırılması
Çalışmanın Amacı: Bu prospektif, randomize, çift kör, kontrollü çalışma; postoperatif hasta kontrollü tramadol kullanan hastalarda, anestezinin sonlanmasından 30 dakika önce başlayan ve 24 saat boyunca aralıklı bolus olarak devam eden deksketoprofen, lornoksikam ile diklofenak Na'un analjezik ve tramadol tüketimine etkilerinin karşılaştırılması amacıyla planlandı.Gereç ve Yöntem: İlaç Araştırmaları Etik Kurulu onayı ve hastaların yazılı onayını takiben elektif laparotomi uygulanan 80 hastada çalışıldı Hastalar rastgele seçimle dört gruba ayrıldı. Anestezi bitiminden otuz dakika önce birinci grup (Grup I) 50 mg intravenöz deksketoprofen, ikinci grup (Grup II) 8 mg intravenöz lornoksikam, üçüncü grup (Grup III) 75 mg intravenöz diklofenak sodyum, dördüncü grup (Grup IV); kontrol grubu ise 2 ml % 0,9 serum fizyolojik aldı. Periton kapatılırken tüm hastalara postoperatif ağrının yönetimi için tramadol (1 mg/kg) yükleme dozu verildi. Tramadol 0,2 mg/kg bolus doz veren hasta kontrollü analjezi (HKA) cihazını hastaların kullanmasına izin verildi.HKA başlamasından sonra, hasta konforu, sedasyon, ağrı skorları, toplam tramadol tüketimleri, ek meperidin gereksinimi ve yan etkiler , ilk dakikalarda ve1., 2., 6., 12., 24. saatlerde kaydedildi.Bulgular: Grup IV'te postoperatif 30. dakikadan sonraki her bir çalışma periyodu için ağrı skorları diğer gruplara göre önemli derecede yüksekti.(p<0.01) Ağrı skorları 15. dakika, 1. saat, 6. saat ve 12. saatte Grup IV'te Grup III'e göre önemli derecede yüksekti (p<0,01). Grup III'te Tramadol tüketimi postoperatif ilk saatten sonra her bir çalışma periyodu için Grup IV'e göre önemli derecede düşüktü (p<0,009). Tramadol tüketimi, Grup IV'te postoperatif 2. saatten sonraki her çalışma periyodu için diğer çalışma gruplarına göre önemli derecede yüksekti (p<0,001). Ek meperidin gereksinimi Grup IV'te postoperatif 30. dakikadan sonraki her çalışma periyodu için diğer çalışma gruplarına göre önemli derecede yüksek bulundu (p<0,01). Gruplar arasında yan etkiler açısından önemli bir fark tespit edilmedi.Sonuç: Diklofenak sodyum, diğer tedavi gruplarıyla karşılaştırıldığı zaman en az tramadol tüketimi ve en düşük ağrı skorlarını sağladı.Anahtar kelimeler: Postoperatif ağrı, deksketoprofen, lornoksikam, diklofenak sodyum, tramadol, hasta kontrollü analjezi.
Supraklavikular brakiyal pleksus bloğunda Levobupivakain'e eklenen Fentanil'in farklı dozlarının peroperatif ve postoperatif analjezi üzerine etkileri
Amaç: Periferik sinir situmilatörü yardımıyla % 0,5 levobupivakain ve buna eklenen farklı (0,5 mcg/kg ve 1 mcg/kg) dozlardaki fentanil ile yapılan supraklavikular brakial pleksus bloğu ile ameliyat süresince hastanın ağrı kontrolü, blok uygulandıktan sonra operasyona başlama zamanında azalma ve ameliyat sonrası ağrı duymadığı toplam sürede artış olması amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Bakanlık Etik Kurul onayı ve olguların yazılı onayları alındıktan sonra, arteriyo-venöz fistül (A-V) açılacak üroloji hastaları, debritman veya flep uygulanacak plastik ve rekonstriktif cerrahi hastaları ile üst ekstremite cerrahisi uygulanacak ortopedi hastaları çalışma kapsamına alınarak, toplam 60 hastaya supraklavikular brakiyal pleksus bloğu uygulandı.Hastalar rastgele üç gruba ayrılarak; Grup I'de 40 ml volüm içinde % 0,5'lik levobupivakain kullanıldı. Grup II'de aynı doz ve volümdeki levobupivakaine 0,5 mcg/kg fentanil ve Grup III'de ise 1mcg/kg fentanil eklendi. Blok supraklavikuler teknik ile periferik sinir stimülatörü yönlendiriciliğinde uygulandı. Uygulamanın başlamasını takiben cerrahi başlama süresi, sedasyon ve analjezi düzeyleri Vizüel Analog Skala ve Verbal Rating Scala ile değerlendirildi ve kaydedildi. Hemodinamik parametreler blok öncesi ve blok sonrası 5., 10., 15., 30., 45., 60., 90. ve 120. dakikalarda ölçümleri yapılarak kaydedildi. Operasyon esnasında ve postoperatif derlenme odasında hastalarda; bulantı, kusma, kaşıntı, solunum depresyonu ve horner sendromu gelişip gelişmediği izlendi. Bulantı ve kusması olan hastalarda 4 mg Ondansetron IV (intravenöz) yapılması planlandı. Hastaların ağrı başlama süreleri postoperatif ikinci gün ziyaret edildiklerinde veya telefon ile kendilerine sorularak öğrenildi ve kaydedildi. Ağrıları başladığında IV tramadol HCl kullanmaları önerildi. Veriler istatistiksel olarak one way ANOVA ve ki-kare testiyle değerlendirildi, p< 0,05 değerleri anlamlı kabul edildi.Bulgular: Grupların demografik verileri ve hemodinamik parametrelerinin benzer olduğu ve aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadığı belirlendi. Cerrahi başlama süresi Grup I'de 32,8 ± 9,3, Grup II'de 21,1 ± 8,5 ve Grup III'de ise 17,1 ± 2,8 dakika olup istatistiksel olarak üç grup arasında anlamlı fark saptanırken (p<0,05), Grup II ile Grup III arasında ise istatistiksel olarak bir fark bulunmadı (p>0,05). Peroperatif ve postoperatif dönemde her üç grupta da Vizüel Analog Skala ve Verbal Rating Scala ve sedasyon değerleri arasında istatistiksel olarak farklılık saptanmadı (p>0,05). Postoperatif ağrı başlama süreleri; Grup I'de 9,7 ± 1,7, Grup II'de 10,5 ± 1,7 ve Grup III'de 12,4 ± 1,6 saat olup istatistiksel olarak Grup I ve Grup II ile Grup III arasında anlamlı farklılık bulunurken (p<0,05), Grup I ile Grup II arasında ise istatistiksel olarak bir fark saptanmadı (p>0,05).Çalışmamızda Grup II ve Grup III'ün Grup I'e göre cerrahi başlama süresinin daha kısa ve postoperatif analjezi süresinin ise Grup III'ün Grup I ve Grup II den daha uzun olduğu saptandı (p<0,05). Grup II ve grup III arasında ise cerrahi başlama süreleri arasında fark bulunmadı (p>0,05).Sonuç: Supraklavikuler brakiyal pleksus bloklarında % 0,5 levobupivacaine eklenen fentanil 0,5 mcg / kg ve fentanil 1 mcg / kg ile daha erken cerrahi başlama süresi ve özellikle Grup III' de daha uzun postoperatif analjezi sağlanabildiğini, ancak fentanil 0,5 mcg / kg ve 1 mcg / kg dozları arasında cerrahi başlama süreleri arasında bir farklılık olmadığı (p>0,05), Grup I ve Grup II ile Grup III arasında özellikle postoperatif analjezi süreleri arasında anlamlı fark olduğu belirlendi (p<0,05).Anahtar kelimeler: Levobupivakain, Postoperatif analjezi, Supraklavikuler brakiyal pleksus bloğu, Fentanil