Contemporary art
103 theses under this subject heading
Sanat ve teknoloji ilişkisi bağlamında dijital sanatın irdelenmesi
Teknolojinin yaşamın tüm alanlarında dönüştürücü bir güç haline gelmesi, sanat pratiğini de derinden etkilemiş; bu bağlamda dijital sanat, çağın estetik, kavramsal ve toplumsal dönüşümünü yansıtan bir ifade alanı olarak öne çıkmıştır. Sanat-teknoloji ilişkisini yeniden tanımlayan dijital sistemler, geleneksel sanat anlayışlarının ötesine geçen süreçsel, çok katmanlı ve etkileşimli üretim biçimlerinin gelişmesini sağlamıştır. Bu tez, dijital sanatın tarihsel gelişimini Sanayi Devrimi'nden itibaren ortaya çıkan teknolojik kırılmalar üzerinden incelemekte; 20. yüzyıl başındaki deneysel sanat pratiklerinden bilgisayar teknolojileriyle kurulan ilk etkileşimlere kadar olan süreci analiz etmektedir. AR, VR ve AI gibi güncel teknolojilerin etkisiyle sanat eserlerinin kullanıcı katılımına açık, dinamik yapılara dönüştüğü ve sanatçı-izleyici ilişkisinin yeniden şekillendiği vurgulanmaktadır. Nitel yöntemle yürütülen çalışmada literatür taraması yapılmış ve seçili dijital sanat projeleri değerlendirilmiştir. Türkiye'de 2000'li yıllardan itibaren gelişmeye başlayan dijital sanat ortamı, sınırlı altyapı ve kurumsal desteklere rağmen bireysel ve kolektif çabalarla önemli bir ivme kazanmıştır. Elde edilen bulgular, dijital sanatın yalnızca teknik bir ifade değil, aynı zamanda kültürel üretim, toplumsal eleştiri ve katılımcı sanat anlayışları için yeni olanaklar sunduğunu göstermektedir. Ayrıca dijital sanatın etkileşimli yapısıyla geleneksel sanat tanımlarını dönüştürdüğü ve sürdürülebilir biçimde arşivlenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Güncel sanatta bir ifade aracı olarak kolaj
''Güncel Sanatta Bir İfade Aracı Olarak Kolaj'' isimli bu çalışmada, 20. yüzyıldan itibaren gelişim gösteren kolaj, farklı birikimlere ait sanatçılar üzerinden incelenmiştir. Bu bağlamda, kolajı sanat hayatının önemli bir olgusu haline getiren sanatçıların özgün çalışmalarına yer verilmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde, kolajın sanat tarihindeki ilk kullanımı ve tarihsel gelişimi, farklı sanatçı örnekleri üzerinden ele alınmıştır. İlk kullanımları 15. yüzyıla kadar uzansa da sanat tarihine en belirgin şekilde Kübizm akımıyla girdiği görülmüştür. Daha sonrasında Fovizm akımının öncülerinden Henri Matisse'le ivme kazandığı, Sürrealizm, Dadaizm ve Pop Art akımlarıyla altın çağını yaşadığı vurgulanmıştır. İkinci bölümde, soyut sanatın tüm dünyayı etkisi altına almaya başlamasıyla kolajın soyut sanat içinde kendine özgü bir dil oluşturduğuna ve sadece bir teknik olarak anılmaktan kurtulduğuna yer verilmiştir. 1940 sonrasında üretilen kolajların genellikle dışavurumcu bir etkiye sahip olduğu ve savaş sonrasında tamamen değişen dünyanın travmatik izlerini taşıdığı ortaya konulmuştur. Üçüncü bölümde, kolajın Türk resim sanatıyla ilişkisi, Burhan Doğançay, Özdemir Altan ve Bahar Kocaman gibi birbirinden farklı üsluptaki sanatçıların 2000 sonrası üretimlerine dayanarak incelenmiştir. Dördüncü bölümde, kolajın günümüz sanatında kendi başına bir ifade biçimine dönüştüğü ve sadece bir teknik olarak anılmaktan kurtulduğu, Sergei Sviatchenko, Jazoo Yang, İrfan Önürmen, Daniel Otero Torres ve Karin Olah gibi farklı kökenlere sahip güncel sanatçılar üzerinden açıklanmıştır. Kolajın, günümüze dair problemleri konu aldığı ve sanatçının hayatına, kimliğine, cinsiyetine, deneyimlerine ve savunduğu düşünce biçimlerine göre şekillendiği görülmüştür. Anahtar kelimeler: Kolaj, Güncel Sanat, Soyut, Kâğıt
Feminist eleştiri bağlamında 1980 sonrası Türk plastik sanatlarında sanatçı kadınlar
Çağdaş Türk sanatı içerisinde 1980 yılı sonrasında seçili sanatçı kadınların ürettikleri çalışmaların feminist eleştiri yöntemiyle değerlendirme ve yorumlanmaları üzerine temellenen bu çalışma Giriş, Kavramsal Çerçeve, Türkiye'de Sanat Ortamı ve Sanat Tarihi Kanonunda Sanatçı Kadınlar, Feminist Eleştiri Bağlamında 1980 Sonrası Türk Plastik Sanatlarında Sanatçı Kadınlar ve Sonuç ana bölümlerinden oluşmaktadır. Çalışmanın Giriş bölümünde konumun sanat ve sanat tarihi yazını açısından önemi, çalışmanın niteliği ve sınırlılıkları; sanatçı kadınlar başta olmak üzere çalışma bağlamında öne çıkan önceki yayınlar ve araştırmalar ile çalışmanın araştırma ve yazın süreçlerinde kullanılan yöntemler açıklanmıştır. Kavramsal Çerçeve bölümünde ana konuya temel ve alt yapı oluşturan Batı ve Türkiye'de modern ve çağdaş sanat, tezin başlangıç sınırı olan 1980 yılına kadar Türk sanatı içerisinde sanatçı kadınlar, feminist sanatın ortaya çıkışı, sanatçıların çalışmalarıyla doğrudan bağlantılı olan Osmanlı ve Türkiye'deki kadın hareketleri ve feminist eleştiri yöntemi hakkında kapsamlı bilgiler verilmiştir. Türkiye'de Sanat Ortamı ve Sanat Tarihi Kanonunda Sanatçı Kadınlar isimli kısımda 1980 yılından günümüze kadar olan süreçte sanatçı kadınların sanat ortamı ile sanat ve sanat tarihi yazımındaki durumları tartışılmıştır. Bu bağlamda sanatçı kadınlara dair yapılan çalışmalar, toplu ve karma sergilerde sanatçıların oranları, sanatçı kadın girişimleri gibi unsurlar nicel verilerle desteklenerek değerlendirilmiştir. Feminist Eleştiri Bağlamında 1980 Sonrası Türk Plastik Sanatlarında Sanatçı Kadınlar başlıklı kısım 1980'li yıllardan itibaren sanatçı kadınların ellerinden ve zihinlerinden çıkmış olan çalışmaların yorumlandığı bölümü oluşturmaktadır. Bu bölümde sanatçıların çalışmaları kadının sanat eserlerinde nesne konumundan özne durumuna geçişi, kadın-kadınlık kimliğinin tartışılması, toplumsal cinsiyet kalıplarına dair tavırları, toplumsal sorunlara karşı tutumları üzerine odaklanan alt başlıklar altında değerlendirilmiştir. Sonuncu bölüm olan Sonuç bölümünde ise ana bölümde yer alan eserlerin çözümleme ve yorumlamaları üzerinden tümevarım yöntemiyle sanatçı kadınların çağdaş sanata, kadın hareketine, sanat ortamına dair söylemleri, katkıları ve etkin pozisyonlarının bir değerlendirilmesi yapılmıştır.
Görüntünün üretimi: Dijital imge
"Görüntünün Üretimi: Dijital İmge" başlıklı Sanatta Yeterlik Sanat Çalışması'nda hem görüntü üretiminin hem de dijital imgenin gerçekleşme olasılıkları, üretilen sanat çalışmaları üzerinden incelenmeye çalışılmıştır. Görüntü üretiminin, yalnızca görsel olana işaret etmediği, toplumsal, kültürel ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak duyumsanan her unsurun bir sonucu olma olasılığı taşıdığı anlaşılmaktadır. Buradan hareketle görüntü üretiminin özellikle mekanik boyutunun, algılananın soyutlanması ve standardının oluşturulmasıyla gerçekleşmekte olduğu belirlenmiştir. Öyle ki algılanan gerçekliğin "yer değiştirilebilir birer göstergeye dönüşümü" ile gerçekleşen görüntü üretimlerinin sahip olduğu olasılıklar bu yanıyla günümüz bilgisayar teknolojilerinin öncüsü sayılabilmektedir. Günümüzde dünyanın verili gerçekliğinin bilgisayar ortamlarına aktarımının, yani bir tür yer değiştirmenin gerçekleşmesi, gerçeğin sayısallaştırılmasına sebep olurken, aynı zamanda dijital düzlemde söz konusu "gerçekliği" de, kontrol edilebilir, ölçeklendirilebilir, paylaşılabilir, çoğaltabilir ve yeniden üretilebilir birer "veri"ye dönüştürmektedir. Bu durum gerçeğin soyutlanması yoluyla bilgisayar ortamlarında gerçekleşen sayısallaştırmaya işaret etmektedir. Standardının oluşturulması ise dijital boyutudur. Gerçek ve sanal arasındaki bu "yer değiştirilebilirliğin" kendisi de görüntü üretimine işaret etmektedir. Görüntü üretiminin dijital boyutu bu bağlamda bir tür yeniden üretimdir. O halde dijital imgeler de görüntü üretimlerinin bir tür yeniden üretimleri olmalıdır. Bu kapsamda görüntü üretiminin dijital imgeleri hem üretim hem de gerçekleşme koşullarıyla incelenerek günümüz sanatına ne gibi olasılıklar getirdiği hususu belirlenmeye çalışılmıştır. "Görüntünün Üretimi: Dijital İmge" başlığı altında verili gerçekliğe dayanarak gerçekleştirilen kişisel sanat üretimleri hem görüntü üretiminin hem de bu türden teknolojiler ile gerçekleştirilen sanat üretimlerinin en önemli unsuru olan dijital imgelerin olasılıkları bağlamında, her ne kadar "yer değiştirilebilir birer imge" özellikleri taşısalar da "şimdi" ve "burada olma" koşullarıyla ele almıştır.
Bedenin inşası; figür
"Beden" imgesi ve onun temsili üzerinde kurgulanan anlatılar, insanlık tarihinin en bilindik ve en eski konularındandır. İnsan bedeni, tüm tarihsel süreçte, kişinin hem kendi bedeninin hem de başka eril ve dişil bedenlerin gerçekliklerini yansıtmada anlatım ve aktarım aracı olarak kullanılmıştır. Bu nedenle binlerce yıllık insanlık tarihi boyunca sanata dair her alanda, somut veya soyut anlatım biçimlerinden gerçekçi veya gerçeküstücü anlatım biçimlerine kadar, çok çeşitli malzeme ve üslupta bedenin temsilleri olarak kabul edilen figürler üretilmiştir. Zaman içinde sanatta kendine geniş bir yer bulan, bedenin sahip olduğu değerleri açığa çıkaran, vurgulayan figüratif anlayış sanatın başat söylemlerinden biri haline gelmiştir. "Bedenin İnşası; Figür" isimli Sanatta Yeterlik Tezi; özelinde bireysel, genelinde toplumsal, kimlik temelinde figürün üç boyutlu sanatsal anlatılarına odaklanır. Bu bağlamda yapılan çalışmada birey bedende kavramsallaştırılırken yapılan uygulamalarda bedenin temsili figüratif anlatımlarla ortaya konmuştur. Anahtar Sözcükler: Sanat, Seramik Sanatı, Figür, Figüratif Sanat, Beden
Fırtınanın göbeğinde sanat mümkün mü? İklim krizi çağında bir güncel sanat yaklaşımı
Çağımızda sıklıkla yaşanan doğa felaketleri gezegenin bir iklim krizi yaşadığını göstermekte ve bilim insanları tarafından buna sebep olarak insanların dünyanın kaynaklarını sınırsızca tüketmesi düşünülmektedir. Bu tez Antroposen olarak tanımlanan bu yeni kriz çağında gerçekleştirilen güncel sanat pratiklerini odağına almakta ve ilgili eleştirel teori ve kavramlarla ilişkilendirmektedir. Yeryüzü krizi antropos'un yani insanın da krizini gözler önüne sermektedir. Bu da yeni anlatı biçimlerine olan ihtiyaca işaret etmektedir. Sanat savaşa karşı nasıl bir duruş alabilir? Felaketlerle başa çıkmanın yöntemleri nelerdir? Antroposen'in haksızlıkları nasıl görselleştirilebilir? Yeni metodolojiler ve iş birlikleri nasıl kurulabilir? Bu sorulardan yola çıkarak, insanın failliği ve insan-olmayanlarla ilişkisini sorgulayan Kuş Görülmez Fakat Sesi Ağaçtadır isimli sanat projesi tezin ana odak noktasını oluşturmaktadır.
Sanat siyaset ilişkisinde karşı hafıza ve direniş
Bu tez çalışması sanat-siyaset ilişkisinin hafıza kavramı çerçevesinde incelenmesini amaçlar. Sanatçıların yaşadıkları çağ içerisinde tanıklık ettikleri toplumsal olayları eserlerine aktarım biçimleri ve bu eserlerin toplumsal hafıza ve karşı hafıza kavramları ile ilişkisi tezin örneklemini oluşturur. Günümüzün en tartışmalı kavramlarından olan hafıza, sanat-siyaset ilişkisi için de oldukça önemlidir. Sanat, hafıza yetisinin bir ürünü olmasının yanında hafızayı aktarma ve koruma görevine de sahiptir. Tarihi boyunca sanatın genellikle toplumsal hafızayı şekillendirmek ve korumak için bir araç olarak kullanılmıştır. Bu tezin araştırma konusu ise sanatçıların toplumsal olaylara olan tanıklıklarını eserlerine aktararak nasıl bir karşı hafıza üretiminde bulunduklarını araştırmaktır. Bu araştırma sürecinde yürütülen kişisel sanatsal çalışmalarda, sanatın karşı hafıza üretim biçimlerine katkıları doğrultusunda teknik, biçim ve içerik ilişkileri irdelendi. Günümüzün hızlı ve kaotik dünyasında zihnimizin içinde birbirine karışan olaylar ve imgeler, plastik bir değer oluşturacak şekilde aktarılmaya ve karşı hafıza bağlamında ilişkilendirilmeye çalışıldı. Böylece sanatın tarih ve siyaset ile olan ilişkisi hafıza kavramı üzerinden yeniden incelendi.
Sanatta nesne manipülasyonu ve dilsel etkileşimler
Bu çalışma modern ve çağdaş sanatta dil ve nesnenin sanat eseri üretimindeki etkileşimine odaklanmıştır. Sanat raporunun yazımında, sanatçı/yazarla ortak problematikleri olan Joseph Kosuth'ın Bağlam/Metin ve Metin/Bağlam işlerinden esinlenerek, rapor iki bölüme ayrılmıştır; bağlam başlıklı birinci bölümde 20.yy'dan sonraki süreçte dil ve nesnenin (ve sonrasında gündelik olanın) plastik sanatlarda modifiye edilmeden kullanılmasının amacı, tarihsel süreci ve uğradığı değişimler sanatsal örnekler verilerek özetlenmiştir. İkinci bölümde sanatçı/yazarın eserleri ve ilham kaynaklarına yer verilmiştir. Birinci bölümün objektif ve teorik yaklaşımına karşın, ikinci bölüm daha kişisel ve öznel bir bakışla inşa edilip örneklendirilmiştir ve ikisinin bir araya gelmesiyle bu rapor sanatçı/yazarın üretimindeki zihinsel yolculuğunun bir haritası olarak sunulmaktadır. Modern sanattın 20. yüzyıl boyunca yolculuğunu hazır nesnenin sanatta kullanımı odağından incelerken, Dada, sürrealizm, Bauhaus, Pop Art ve Kavramsal sanat akımlarındaki örnekler ve bu örneklerin üretim süreçlerindeki sorunsallar ve niyetler üzerine durduktan sonra, sanatçının günümüzün sosyo-politik ve felsefi meselelerinden etkilenerek yarattığı hazır nesneye dayanan işler, geçmişteki benzer örnekleriyle beraber sunulmuştur ve benzer işler arasında (büyük oranda) tarihsel bağlamın değişimiyle ortaya çıkan anlam farklılığı tarihi bir yaklaşımla, politik ve teorik sorunsalların değişim süreçlerinin anlatımı üzerinden açıklanmıştır. Sanatçının genel meselesi sanat üretiminde hazır nesne kullanımı ve nesne ve dil ilişkisi olmasıyla beraber, eserlerde çağdaş insanın varoluşsal ızdırabı, yersizlik, aidiyet ve göç, bireyin varolma sürecinde devletle olan ilişkisi ve sosyal bağlamda inşa edilmiş anlamın sorgulanması, muzip bir tavırla vurgulanmıştır.
Bellek ve yeniden inşa: Şimdi ve burada
Günümüz sanatında bellek kavramı, bireysel kimlik arayışlarını biçimlendiren unsurların başında gelmektedir. Sanat aracılığıyla bellekte değişip dönüşen geçmiş deneyimlerimiz, bugünde yeni bir okuma sunmaktadırlar. Bu çalışmanın amacı, var olduğumuz sürece canlı kalan bellek kavramının süreçlerini irdelerken, aynı zamanda zihnimizin gizil odalarını keşfettikçe ortaya çıkan farklı anlatım biçimlerini sorgulamaktır. Çalışmanın birinci bölümünde geçmiş zaman kavramı bir arayış biçimi olarak incelenmiş, zihnimizin mahremiyet alanı olan belleğin depolama ve yeniden inşa etme rolü bağlamında kavranmaya çalışılmıştır. Bellek aracılığıyla üretilen sanat eserinin; deneyimler, dramatik bağlantılar, tarihsel ve toplumsal belirleyicilerle ilişkileri kurularak yeni verilere ulaşılmaya çalışılmıştır. Nostalji olanaklarının algılanan geçmiş imgesi üzerindeki diyaloğu sorgulanıp, biçime dönüşen üslubu tartışmaya açılmış; anımsamanın bireysel ve kolektif deneyim süreçleri, felsefi yansımaları ve psikolojik etmenleri sorgulanmıştır. İkinci bölümde ise şimdi ve burada duyumsanan ve ifadeye ihtiyaç duyan imgenin mekandan ayrı düşünülemeyen yapısı ve anımsamanın kaçınılmaz biçimi olan unutma eylemi farklı bakış açıları ve yapıt örnekleri bağlamında kavramsal bir çerçevede incelenmiştir. Tüm bu araştırmalar doğrultusunda üretilen çalışmalar imge-mekan-zaman bağlamında sorgulanmaya açılmıştır.
Çağdaş sanatta bedenin cinsel temsiliyetine bir bakış
Beden nedir? Bedeni tanımanın insan için önemi nedir? Özgür bir beden olabilmek insan için neden önemlidir? Cinsiyet nedir? Cinsel kimliklerin inşasındaki iktidar güçlerinin amaçları nelerdir? Gibi sorulara yanıt arayarak oluşturulan tez, Çağdaş Sanat alanındaki üretimlerden yola çıkarak, bu sorulara cevap arama ve yeni sorular için düşündürücü olma amacındadır. Farklı gösterge rejimleri çerçevesinde; beden kavramı ve bedenin hedef olarak sanatla olan güçlü bağı, bu çalışmanın odak noktasını oluşturur.20. yüzyılda aklın egemen hale gelmesi, bilimsel ve teknolojik gelişmelerle biçimlenen bireysel yaşamın, özellikle 1970'li ve 1980'li yıllarda hem artistik pratiğin hem de sanat yapıtının geleneksel kavramlar kapsamından çıkıp yeniden sorgulanmasına sebep olmuştur. Sanat bundan böyle; düşündürücü olmasıyla, sıra dışı görselliğiyle, sınırsız imgelemiyle en ilginç malzeme olan insan bedeniyle iletişim kurmaya, fikirleri iletmeye yarayan bir araç olarak kullanılmıştır. Sanat ve düşün ilişkisinin plastik sanatların sınırlarından kurtulmasıyla aynı döneme rastlayan pek çok çalışmada, sanatçılar bedeni bir ifade aracı; insanı da konuşan, düşünen ve eyleyen bir özne olarak kullandılar. Bu tez çalışmasında, beden izleğinin sanata yansıması tarihsel sürecinden, Modern anlayışa ve Postmodern döneme kadar, sanatsal üretimlere olan aksı üzerinden incelendi. Geçmişten günümüze kadar, çoğu disiplinde irdelenen beden kavramının bir uygarlık miti olarak, sanatsal serüveni, en önemli örnekler ele alınarak ve değerlendirilerek kaleme alınmıştır.Anahtar Kelimeler: Beden, Sanat, Cinsiyet, Performans, Toplum
Günümüz sanatında kimlik ve temsiliyet sorunu olarak giysi
Bu tezin temel amacı, kimlik ve temsiliyet kavramı ile ilişkilendirdiğim giysinin toplumsal rolünü,, statü, sınıf ve kimlik olgularıyla ilişkisini, kullanım alanlarını, günümüz sanatına olan etkilerini örnekleriyle ortaya koymaktır. Bu tezde öncelikli olarak genel giysi kavramından bahsedilmiştir. Daha sonraki bölümlerde, giysinin toplumsal açıdan incelenmesi, sınıf, cinsiyet, kimlik ve beden olgusu ile ilişkilendirilerek ele alınmıştır. Daha sonra ise moda kavramına giriş yapılarak, moda kavramının toplumsal temellerine değinilmiştir.Son olarak giysinin, güncel sanatta yer bulması ve yorumu sanatçı örnekleriyle ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Giysi, Beden, Kimlik, Sanat, Moda, Temsiliyet,
Anselm Kiefer; sanatının anlam ve biçimlendirme kaynakları
Bu tezin temel amacı, günümüz sanatının önemli isimlerden biri olan Anselm Kiefer'in sanatının çözümlenmesi, kullandığı özel tema ve materyallerinin anlamlarının ortaya koyulmasıdır. Yapıtlarda rastlanan temaların, sanatçının kimliği ve özel yaşamı ile ilgisi, kullandığı çok çeşitli materyallerin uygulanma biçimleri ve yapıtların resimsel çözümlemeleri de bu anlamda araştırmaya dahil edilmiştir. Bu anlamda sanatçının yaşamının ilk yıllarından itibaren kendisini etkileyerek sanatını şekillendiren kavramlar, anılar ve imgeler, yapıtların görselleri ve çözümlemeleri ile beraber ilk bölümde ele alınmış, ikinci bölümde sanatçının olgunluk dönemine kadar sanatının gelişim süreci ve kendisini etkileyen temalar üzerinde durulmuş ve araştırma sanatçının olgunluk dönemiyle beraber, günümüzde ilgilendiği temalar, gerçekleştirdiği çalışmalar ve çalışma alanları incelenerek sonlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kuzey Mitleri, Kabala, Simya, Kurşun, Çağdaş Sanat.
Ortadoğu İslam ülkelerinde soyutlama geleneğinin görsel sanatlardaki güncel yansımaları
Bu tezde öncelikle Ortadoğu İslam ülkelerindeki soyutlama geleneğinin çağdaş sanata etkisi ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu hedeften yola çıkarak; Tezin ikinci bölümünde Ortadoğu coğrafyası, felsefe ve kültür özellikleri ana hatlarıyla değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde soyutlama kavramı, Batı ve İslam Sanatında Soyutlama olgusunun özellikleri üzerinde durulmuştur. Dördüncü bölümde Ortadoğu İslam ülkelerinde sanat geleneği ve geleneksel sanatlardan mimari, arabesk (süsleme ve bezeme), tezhip, minyatür ve hat sanatları soyutlama geleneği açısından incelenmiştir. Beşinci bölümde Ortadoğu İslam ülkelerinde modern sanat; modernlik, modernite, modern sanatta yeni araçlar, bu ülkelerde modern sanatın doğuşu ve gelişimi değerlendirilmiştir. Altıncı bölümde, Ortadoğu İslam ülkeleri çağdaş sanatçılarının çalışmalarından örnekler verilmiş bu ülkelerin görsel sanatlarının ortak ve farklı yönleri karşılaştırılmalı olarak incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise yapılan çalışmaların ve elde edilen sonuçların genel bir değerlendirilmesi yapılmıştır.
Sanatta sağaltım ve güncel sanat terapisi
Sanatta sağaltım üzerine şekillenen bu çalışmada, sanatın var olduğu günden beri tarihsel süreçte, ilkel toplumlardan günümüz modern toplumlarının sanat yoluyla yaşadıkları ruhsal tecrübeleri ve sonucunda sanatın sağladığı ruhsal yenilenme, arınma, kaybedilmiş değerlerin geri kazanılmaları ile ilgili kültür, deneyim ve örneklerden bahsedilmektedir. Yöntemsel olarak bu çalışma, dünyanın hemen hemen her bölgesinde genel bağlamda aynı, ufak detaylarda kültürel farklılıklar gösteren Şamanist yaşam şeklini ve şamanın ilk ve en önemli sağaltıcı figür olmasını ve bugünün modern sanat terapisinin belirlenmiş bir disiplin dahilinde sanatın aktif olarak iyileştirici, tedavi edici bir yol olarak başvurulmasını bu konudaki uzmanların aktarımlarına dayanarak göstermeye çalışmaktadır. Modern sanat terapisi bağlamında terapötik yaklaşımların dışında sanat yaratımını kendi sağaltım veya toplumsal sağaltım yolu olarak görmüş Joseph Beuys hakkında bir bölüm de yer almaktadır. Bunun yanında yaşanılan coğrafyanın Şamanist tedavi uygulamalarından, İslamiyet sonrası özellikle Osmanlı İmparatorluğu döneminde ruhun sağaltımı üzerine Osmanlı Tıbbı ile ilgili bilgiler verilmektedir. Çalışmanın sonunda ise, başlangıçtaki amaç dahilinde kişisel tecrübelere dayanarak sanatın sağaltım gücünün sosyal bir birey olabilme çabasında ne kadar önemli olduğu gösterilmek istenmiştir.
21. Yüzyılda elektronik sanat ve yeni yönelimler
İnsan düşüncesi ve yaşam biçimleri sürekli olarak değişmektedir . İnsanlık tarihi boyunca akıl yoluyla gelişen bilim teknolojiyi doğurmuştur. 20.yüzyılın ikinci yarısından itibaren elektronik teknolojisi ve dijital teknolojik yapılarla karşılaşan insan, yeni teknolojiyi sanat pratiklerinde deneyimleyerek kendine yeni bir yol aramıştır. Teknolojinin toplumu etkileme gücüne karşın sanatın özgün niteliği ve sanatçıların hayal edebilme, sezgisellik, dönüştürme ve kurgulama güçleri bu etkileri kendine has bir şekilde değerlendirmiş ve ait olduğu çağın olanaklarını kullanarak biçimlendirmiştir. 21.yüzyılla birlikte her alana nüfuz eden elektronik, bilgisayar ve dijital teknolojiler sebebi ile sanat ve sanatçılar teknolojiyle daha yakın ilişki kurmaya yönelmişlerdir. Sanatın üretim biçimi, sanat pratikleri ve sanatçı kimliği dijital teknolojilerdeki gelişmelerden ve kurgulanmakta olan yeni yapılanmadan etkilenmektedir. İnsanın özgür aklı ve hayal gücü ile geliştirilen sanatın elektronik teknolojisi ile birlikte geçirdiği dönüşüm incelenerek, giderek teknolojiye bağımlı olmaya başladığı düşünülen sanatın ve sanatçının aslında teknolojiyi sadece bir araç olarak kullandığı gerçeği ile karşılaşılmaktadır. Sanatçı ve sanatçının ortaya koyacağı sanat pratikleri aklın ve hayal gücünün özgür kurgularıdır. 21.yüzyılda elektronik teknolojisi temelli elektronik sanatın her alanda öncü rol oynayacağı öngörülmektedir. Teknoloji giderek daha baskın bir ortam yaratsa bile sanatın ve sanatçının özündeki yaratıcılık, duyarlılık ve hayal gücü her türlü yenilenmeyi sanatta kullanarak farklı sanat biçimlerine dönüştürmeye devam edecektir.
Kent - bellek ilişkisinde güncel sanat pratikleri: İstanbul'u belgelemek
Bu araştırma, gündelik yaşamımızın içinden geçtiği fiziksel çevrenin hızlı dönüşümünde İstanbul'u, kent hafızasını ve bu dönüşümün kentte yaşayana etkilerini anlamayı amaçlar. Günümüz sanat pratiklerinin kent-bellek ilişkisinde; hafıza mekânları ve kenti belgeleme yöntemi olan sanat pratiklerine odaklanır. Geçmişin birikemediği bir çevre karşısında kente ve kentte yaşayana ne olduğu sorusunu toplumsal, kültürel ve kentsel hafıza katmanlarında arar, günümüz sanat pratiklerine alternatif kent belleği çeşitliliği ile yaklaşır. Bugün kent, yani İstanbul, "yaratıcı yıkımla" "eski"yen yüzlerini yitirmekte, onları "daha karlı" olan "yeni"siyle değiştirmektedir. Çalışma boyunca kentin bütününde algılanan, tasarlanan, yaşanan mekânın üretimindeki süreçler toplumsal bağları ile ele alınır. Sosyal, kültürel, mekânsal gündelik yaşam pratiklerinin değişiminin izi güncel sanat pratikleri aracılığıyla sürülür. Bu çalışma, kent-bellek ilişkisinde sanatın rolünü sorgularken, günümüz sanat pratiklerine kentin farklı an ve anılarının kayıt aracı, hafızayı tetikleyen ve belgeleyen bir deneyim olarak yaklaşır.
Hava fotoğrafı ve çağdaş fotoğraf sanatında kullanımı
İlk hava fotoğrafçılığı 1856'da Nadar'ın bir balonu ile çekilmiştir. Ardından, hava fotoğrafçılığı I.Dünya Savaşı sırasında düşman bölgelerin keşfi için yararlı bir veri kaynağı haline gelmiştir. İlerleyen süreçlerde arkeoloji, antropolojik araştırma, haritalandırma, coğrafya ve şehir planlaması gibi alanların çoğunda yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu gelişmelerle birlikte fotoğraf sanatçıları, farklı bir bakış açısıyla dünyayı gökyüzünden çekmeyi tercih ederek hava fotoğrafçılığını estetik bir düzlemde ele almaya başlamışlardır. 21. yüzyılda teknolojinin her alanda gelişerek hayatımıza girdiği gibi görüntüleme ve resimleme alanında da hayatımızın önemli bir parçası haline gelmeye başlamıştır. Hava fotoğraflarının da bu doğrultuda günümüz çağdaş fotoğraf sanatındaki kullanımı gün geçtikçe geniş bir alana yayılmaya başlamıştır. Son teknolojiyle birlikte dronelar ve insansız hava uçakları sayesinde yeryüzünde kuş bakışı ile yakalanan tüm görüntüler, yüksek çözünürlük performansıyla çekilebilmektedir. Sanata bakan yönüyle fotoğraf daima tartışılmıştır. Fotoğrafın bir sanat olup olmadığına dair bir tartışma, sanattaki insan yaratısının arka plana atılıp teknolojik yaratının ön plana çıkmasından kaynaklanmaktadır. Söz konusu fotoğraf, genellikle sanatsal yanı haricinde toplumlarla iç içe olduğu için, yani teknik, endüstriyel ve bilimsel yönden olan hizmetleri insan topluluklarına daha çok sunulmuş olduğundan sanat olarak gerçek değerinin farkına varılamamaktadır. Tüm bunlarla birlikte bu çalışma giriş ve sonuç bölümlerinin haricinde üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde fotoğrafın tarihi gelişimine değinilerek hava fotoğrafçılığının tarihsel temelleri üzerinde durulmuştur. Yine aynı bölümde hava fotoğrafının ve hava fotoğrafçısının özellikleri değerlendirilmiştir. İkinci bölümde hava fotoğrafından kullanılan teknik ekipmanlara dile getirilerek hava fotoğrafının kullanım alanları olan askeri, arkeoloji ve coğrafya disiplinleri için ifade ettiği önem açıklanmıştır. Son bölüm olan üçüncü bölümde ise çağdaş bir sanat çerçevesinden hava fotoğrafçılığının estetik algısı ve bu estetik algıyı şekillendiren görsel faktörler değerlendirilmiştir. Bunlara ek olarak dünyaca ünlü hava fotoğrafçılarının sanat tavırları ve eserleri üzerinden hava fotoğrafı estetik düzlemde değerlendirilmiştir. Ayrıca ulusal bazda hava fotoğrafçısı olan isimlere ve onların eserlerine de yer verilmiştir. Sonuç kısmında hava fotoğrafının diğer bilimsel disiplinlere kaynaklık eden görsel bir veri olmasının yanında sanatsal bir estetik kaygı ile ortaya konulduğu üzerine genel bir değerlendirme yapılarak çalışma nihayete erdirilmiştir.
Günümüz sanatında toplumsal şiddetin göstergeleri
Şiddet, insanlığın varoluşuyla başlayan ve tarihin her döneminde de sanatın konusu olan bir olgudur. Tarihsel süreç içinde dönemin siyasi, ekonomik, sosyal ve toplumsal koşullarına ve toplumların kültürel yapılarına göre değişimler gösteren şiddet olgusu, niteliği itibariyle sadece eylemsel değil, geniş tanımıyla yaşamın her alanında da varlık bulmuştur. Ve her dönemde de gücün kaynağı olarak etkin bir biçimde kullanılmıştır. Şiddetin sanat yapıtları aracılığıyla imgeleştirilmesi, ilkel toplumlarda varoluşun sorunlarına ve karmaşık gerçeklerine çözüm bulmanın ve doğaya hükmetmenin aracı ve etkili bir yolu olarak görülmesiyle başlamıştır. Uygarlık tarihi boyunca da şiddet imgeleri iktidar gücünün kaynağı, destekleyicisi ve yücelticisi olarak kahramanlıkları anıtsallaştırma işlevi görmüştür. Otoritenin hegemonyasındaki şiddet imgeleri Fransız Devriminin yarattığı sosyokültürel iklim ile değişime uğramış ve sorgulamanın ve eleştirel bakış açısının ifade edildiği direnç alanına dönüşmüştür. 20. yüzyılda monarşilerin yıkılıp ulus toplumların kurulması, savaşların, devrimlerin ve yeni doktrinlerin ortaya çıkması, endüstrileşmenin ve modernist toplum yapısının kendi iç dinamiklerinin yarattığı çeşitli bileşenlerin ortaya çıkması, toplumsal hareketlerin ve tepkilerin gelişmesi, şiddetin daha öncesinde olmadığı kadar yoğun ve çeşitlenen tanımlarıyla var olmasına neden olmuştur. Yaşanan şiddete koşut olarak da sanatçıların kendi imge dilleri ile şiddetin yarattığı yıkımlara, savaşlara ve insanlık suçlarına karşı eleştirel bakışlarını yansıttıkları, sorguladıkları ve şiddetin karşısına güç olarak sanatı koydukları görülmektedir. Günümüzde ise politik, ekonomik, dinsel ve etnik temellere dayanan, başta terör oluşumları olmak üzere farklı enstrümanları ile artan, küreselleşen ve yaşamı tehdit eden şiddet, sanatçılar tarafından daha fazla konu olarak ele alınmakta, gündemde tutulmakta ve disiplinler arası alanda savaşlara ve şiddete karşı duruşun imgesi ve görsel yansıtıcısı olmaktadır. Bu bağlamda şiddet olgusunun siyasal, toplumsal ve sosyal nedenlerinin ve sonuçlarının sanatta konu olarak ele alınışı, imgeleşme biçimleri ve sanatın şiddet karşısındaki yaklaşımı düşünsel ve biçimsel yönleriyle araştırılmış ve irdelenmiştir. Konu çerçevesinde yapılan teorik araştırmanın yanı sıra uygulamalı çalışmalar da gerçekleştirilmiştir.
Sanatta hislerle yolunu bulmak
Gündelik ve sanatsal olan yaşam pratiklerinden kopuşla birlikte derin bir hislenmenin içerisine düşmek kaçınılmazdır. Hislerin derinliğinde arayış rotasını doğanın belirliyor olması ekspresyonizmle belirginleşmiş olsa da, bugüne kadar doğa ile sanatın bağları önemli dönüşümler geçirdi. Arazi sanatı, doğa sanatı, ekolojik sanat ve ekofeminist sanat gibi yaklaşımların ötesinde doğada üretme pratiğinin sonuçları, sanat akımları kategorileri dışında biricik, öznel deneyimler yaratır. Doğada üreten sanatçının bulunduğu yerdeki yaşamsal ve varoluşsal pratiğinin sanatsal üretime dönüştüğü bu çalışmada, doğanın kendisi ve doğada yaşananların malzemeye dönüşmesi aracılığıyla doğayla iletişim kurmanın yöntemleri araştırılmıştır. Bu yöntemlerle üretilenler ise, sanat çalışmalarının ortaya çıkmasıyla belirginleşen sanatçının doğaya bakışının bir izlenimi olarak görülebilir. Anahtar Sözcükler: Doğa, ekoloji, sanat, hisler, arayış, düşüş.
Sanatsal bir eylem biçimi olarak yıkım ve yeniden yapılandırma
Yıkım ve yeniden yapılandırma kavramlarına dayalı pratiklerin, uygulanma amaçları, yöntemleri sanatın tarihsel sürecinde farklılıklar göstermiştir. Bu farklılıklar, özellikle yıkıcı sanatsal eylemlerin artış gösterdiği modernizm ve avangard hareketler kapsamında belirgin bir hale gelmiştir. Sanatta bu değişkenliğe kaynaklık eden temel unsurların saptanabilmesi için kavramlara dayalı uygulamaların amaçlarını, işlev ve yöntemlerini tespit etmeye yönelik bir araştırmanın yapılması önem kazanmıştır. Bu kapsamda yıkım ve yeniden yapılandırma, öncelikle farklı kavramlarla ilişkileri bağlamında ele alınarak incelenmiş, daha sonra da tarih, psikoloji, sosyoloji ve felsefe alanlarıyla bağlantıları tespit edilerek, sanata yansımaları saptanmıştır. Elde edilen bulgular paralelinde kavramların, uygulama çalışmaları aracılığıyla somut bir gerçeklik alanına taşınması amaçlanmıştır. Tez çalışmasında yıkım; yaratıcılığa kaynaklık eden eylemler bütünü, sanatın yok edilmesinde avangard bir tavır ve eleştirel bir anlatımın dili olarak incelenmiştir. Yıkımın devamında tamamlayıcı bir uygulama olarak ortaya koyulan yeniden yapılandırma, sanatçının benlik bütünlüğüne ulaşmak üzere varlığı dönüştürdüğü eylemler toplamı olarak ele alınmıştır. Bu eylemler sanatçının, eser ve nesne üzerinde gerçekleştirdiği uygulamalar kapsamında değerlendirilmiştir. Postmodern süreçte varlığın yeniden inşasına yönelik sanatsal pratiklerle, Jacques Derrida'nın yapıbozum üzerine gerçekleştirdiği çalışmalar ilişkilendirilerek, felsefe ile bağlantılar kurulmuştur. Kişisel uygulamalar bölümünde yıkım ve yeniden yapılandırma kavramları, farklı konu, uygulama yöntemleri ile ele alınarak, bu kavramlara dayalı eylemlerin sanatsal bir anlatımın ifade dilini oluşturduğu ortaya koyulmuştur. Anahtar sözcükler: Resim, Sanat, Yıkım, Yeniden Yapılandırma, Yaratıcılık, Yapıbozum
Gündelik hayatın izini sürmek
"Gündelik Hayatın İzini Sürmek" adlı bu çalışma, merkezine sanat-hayat birlikteliğini alarak gündelik hayata eleştirel bir yaklaşımla kentin içinde yapılan sanat pratikleri çerçevesinde şekillenmiştir. Araştırmanın referansı Henri Lefebvre'nin gündelik hayat kavramı ve gündelik hayat eleştirisidir. Gündelik hayat denilince ilk akla gelen yemek, içmek, giyinmek, yıkanmak, uyumak vb. gibi her gün tekrarladığımız sıradan, rutin gündelik pratiklerdir. Ancak "gündelik" ile "gündelik hayat" arasında anlam farkı vardır. "Gündelik", kalıplaşmış, rutin yaşamsal pratikler bütününe; "gündelik hayat" ise bireyin yönlendirildiği, meşgul edildiği soyut bir gerçekliğe karşılık gelir. Gündelik hayat, basit ve sıradan görünmesine rağmen kavranamaz ve sınırları belirlenemez olandır. Aşina olunan ve tekrarlanan, yüzeysel olarak algılanan gündelik hayat aslında yapılandırılmış, planlı bir programın alanıdır. Dayatılmış gündelik hayatı değiştirmek gündelik hayatın bütünsel eleştirisine bağlıdır. Hayat-sanat birlikteliğini vurgulayan dada ve sonrasında sürrealist, fluxus, coBrA, letrist ve situasyonist enternasyonel gibi avangard sanat hareketleri toplumsal bilinci ve gündelik hayatı dönüştürmede sanatı hem amaç hem araç olarak kullanmıştır. Bu çalışma özellikle üzerinde durduğu situasyonist hareketin tüm kent alanlarını, özgür ve yaratıcı geleceği çeşitli sanatsal pratiklerle inşa etme çabasına işaret etmektedir. Çalışmada gündelik hayatın izi, sokağa taşan eleştirel sanat pratiklerinde, kişisel ve kolektif deneyimlerin sokak ve meydan haritalarında, kent içinde yürüme eylemi ile çizilen sınırları ortadan kaldırma pratiklerinde ve geçmişte yaşanan kimi travmatik olayları hatırlatan çeşitli sanatsal pratikleri aracılığıyla sürülmüştür. Çalışmada başka bir gündelik hayatı mümkün kılmanın ve insanın kendini, kentini inşasına katkı sağlamanın sanatsal ifade olanakları araştırılmıştır. Anahtar sözcükler: Gündelik hayat, Henri Lefebvre, situasyonist enternasyonel, kamusal sanat, performans.
Kapı ve bellek
Kapılar iç ve dış mekânı birbirine bağlayan devingen bir yapıya sahip olup bölmek, korumak ve iletişimi sağlamak gibi karşıtlıkları içeren gerilimli anlamları içinde barındıran mimari öğelerdir. Antik çağlardan günümüze yapılara ve mekanlara girip çıkmayı sağlayan kapıların bu somut işlevlerinin yanı sıra sanattan felsefeye kadar birçok alanda da simgelediği soyut anlamları vardır. Kapılar, yaşam var olalı mağara girişlerindeki doğal yapılarından, surlarla çevrili şehirlerin girişlerine; dini yapıların mimarisinde tanrıya yükselen taç kapılardan, Lahit kapılarına; Roma Döneminde imparatorun başarısını simgeleyen, günümüzde ise şehirlerin simgesi olmuş zafer taklarına kadar çeşitli biçimlerde varlıklarını sürdürmektedirler. Kapıların zengin çeşitliliğinden ve kapı imgesinin çok anlamlılığından yola çıkılarak, bu tezde eski boş mekanların ahşap kapıları ele alınmıştır. Bu boş mekanlardaki kapıların kimi çocukların çizgileriyle, kimi yıkıntıların arasından çıkan sarmaşıkla, kimi sessiz yığınların gölgesinde kısaca yaşayan ahşabın yorgunluğuyla geçmişe, şimdiye ve geleceğe tanıklık ederek bellek oluşturmaya devam etmesindeki rolüyle ele alınmıştır. Çalışmalarımda metaforları çok olan bu nesnenin mekân ve zamanla ilişkisini sorgulamak ve tarihten gelen yaşanmışlıkların gizini sürmek, geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki ilişkiyi harmanlayarak yeniden bir kültür nesnesine yani resme dönüştürülmesini amaçladım. Bu bağlamda çocuklarımın çizimleri, gölgeler; yani zamanın akışını bana duyumsatan biçimler, boya katmanlarının oluşturduğu dokularla kaynaşarak eski ahşap kapıların temsili olmuştur. Kapının çok anlamlılığı, farklı anlam katmanlarının oluşmasına izin verirken; tarihsel ve kültürel yaşanmışlıkların belleğini de oluşturur. Sanatçılar tarafından güçlü tasvirlerle oluşturulan bu kapıların bellekleri bu çalışmada ele alınmıştır. Ayrıca, söz konusu olan kapı bellek ilişkisinin güncel sanat pratiklerine yansıma şekilleri incelenerek, konuyla ilgili felsefi metinlerle bağlantıları kurulmuştur.
Türkiye'de çağdaş görsel sanat piyasasının dinamikleri üzerine nitel bir araştırma
Bu araştırmada 21. yüzyıl Türkiye'sinde çağdaş sanat piyasasının oluşumunun toplumsal dinamikleri ele alınmaktadır. Bu doğrultuda görsel sanatlar alanına odaklanılarak bir sanat eserinin sanat eseri statüsünü kazanması için gerekli olan toplumsal ilişkiler ağı içerisinde sanatçının ve sanat piyasası aktörlerinin rolü değerlendirilmektedir. Bu bağlamda bu tezin amacı, sanat eserinin değerinin belirlenmesi sürecinde hem yapı hem fail hem de nesnenin (sanat eseri) rolünün araştırılarak analiz edilmesidir. Bu araştırmada, yapı, fail ve nesneyi (sanat eseri) analiz etmeyi mümkün kılan farklı kuramsal ve kavramsal perspektiflerden yararlanılmıştır. Bu doğrultuda George Dickie, Pierre Bourdieu, Paul DiMaggio, Luc Boltanski&Eve Chiapello, Luc Boltanski&Arnaud Esquerre'in kuramsal ve kavramsal yaklaşımlarından yararlanılmıştır. Ayrıca, faillerin de sadece birine odaklanmak yerine hem sanatçıya hem de küratöre odaklanılmıştır. Bundan başka, sanat eserinin üretilmesi ve değerinin belirlenmesi sürecinde sanat dünyası kamusunun diğer aktörleri olarak galerici, koleksiyoncu, müzayede evleri, sanat eleştirmenleri ve yazarlarının etkileri ve rolleri de analiz edilmiştir. Bu araştırmada, Türkiye'de çağdaş sanat etkinliklerini destekleyen büyük aile gruplarının (veya holdinglerin) kâr amacı gütmeyen sanat kurumları veya vakıflarıyla ilişkili sanat etkinliklerinde yer alan sanatçı ve küratörlerden oluşan toplam yirmi beş kişiyle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Bu araştırmada elde edilen bulgular neticesinde "değer yaratıcı özne" ve "sanatsal cemaatleşme" kavramları oluşturulmuştur.
Plastik dilde toplumsal farkındalık için bir söylem sahası: Ekososyalizm
Ekolojik tahribatın hüküm sürdüğü günümüzde iklimin, ekosistemin ve biyoçeşitliliğin korunması, gerçek ihtiyaçlara ve ölçülü tüketime dayanan bir yaklaşım ile mümkün olabilecektir. Alman filozof Arthur Schopenhauer'ın sanat üzerine "gerçeği en evrensel ve duyumsal olarak anlatan tek şeyin sanat olduğu" (Erzen, 2002) söyleminden de yola çıkarak, günümüz sanatında sanatçı, çalışmaları ile toplumsal farkındalık yaratabilme yetisine sahiptir diyebiliriz. Bu bağlamda, yok olma tehlikesine adım adım yüz tutan doğanın, kavramsal bağlam olarak eko-sosyalist bir yaklaşım anlayışı ile seramik uygulamalara dönüşerek, sanatsal çerçevede yorumlanması amaçlanmıştır. Sanatın evrensel dilinin gücü ile topluma ulaşmak ve farkındalık yaratmak için, eserleriyle hayata karşı duruşunu-tavrını ortaya koyan sanatçının, toplumsal mesajların kitlelere iletilmesindeki gücü yadsınamaz. Birçok bilim insanının da değindiği üzere nüfusun giderek artışı, sanayileşme ve kentleşme alanlarında kaynakların hızla tüketilmesi gibi, toplumsal dikkatleri üzerine çekmek istediğimiz, sanatın ve bilimin odak noktası olan "Toprak Ana" insanoğlunun sömürüsü altında savunmasız durumdadır. Eko-sosyalist yaklaşımı sanatla ilişkilendirme bağlamında doğa, sanat, ekoloji, güncel sanat ve ekoloji, ekolojik sosyalizm, toplumsal farkındalık gibi ilgili konular üzerine yazılı ve görsel literatür taraması yapılıp aralarındaki ilişki incelenmiştir. Ekolojik Sosyalizmin ne olduğu üzerine yapılan araştırma sonrası, ekoloji ve sanat İlişkisi irdelenmiştir. Bu bağlamda güncel sanatın katkısı üzerinde durulup, bu alanda çalışan sanatçı örnekleri ile beraber anlatım desteklenerek, sanatın toplum üzerindeki etkisi ve bunun da getirisi olarak anlatılmak istenen durum karşısında farkındalık yaratabilme gücü üzerinde durulmuştur. Eko-sosyalist çıkış noktası ile kaygı uyandıran hususlardan dikkate aldığımız "Toprak Ana" yaratıcı eylem öznemiz olarak seçilmiştir. Tahrip olan doğaya karşı duyulan kaygı karşısında ortaya çıkan seramik çalışmalar, yeniden doğuşu simgeleyen "tohum" kavramı ile ele alınmıştır. Tohum kavramı, geçmiş ve gelecek arasında sembolik bir sarkaç görevi yerine getirmede, doğa ve doğanın tahribatına karşı geliştirilen bir anlayış olan eko-sosyalist yaklaşımın bir anlatımı olarak varlık bulmuşlardır. Her türlü olumsuzluğa rağmen içinde umudu da barındıran insan eğer ki, doğayı korumaya yükümlü olduğuna inanırsa, değişim ve dönüşüm başlayacaktır. Bu düşünce ile sanat yolu ile toplumsal bir olaya dikkatleri çekebilmek için, eko-sosyalist yaklaşımdan beslenerek, tasarlanan seramik uygulamalar sanat nesneleri halini alarak izleyiciye sunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Seramik, Sanat, Tohum, Toplumsal Farkındalık, Ekosoyalizm