Ancient Greece
63 theses under this subject heading
Theseus in ancient Greek mythology
Theseus is one of the most ancient heroes of all of Athens and is the most famous hero in all of them. His achievements have been portrayed in countless works of art and have been narrated or sent to him by numerous authors. Homer refers to this famous founding hero of the city of Athens, Ilias and Odysseia. The ancient tradition has placed his name in Greek mythical kingdoms. Time consecutively occupied fifth place Theseus kingdom from father Aigeus, and before his father Aigeus, Pandion, Cekrops and Erekhtheus reigned. However, the widespread use of his worship is dated to the classical age, ie the second half of the 5th century. Childhood passed in the Troizen. According to Ploutarkhos, "Erekhtheus by his father-in-law" relies on the first inhabitants of Athens. There is no doubt that Atinal is. Theseus, the daughter of Pittheus, is the child of Aetra. According to Ploutarkhos, these are called Theseus because of the signs of his father leaving Aegeus. Heros for the Dolls and Theseus for the Athens. There is also a political side, since the scattered and small towns are united under the same roof (synoikismos). Theseus were justified not only because of the realization of synoikismos, but because they built democracy in the city at the same time. In subsequent periods, the ceremonies on behalf of the celebrity have become famous enough to be arranged. In the praise of the Isocrates Helene, Theseus is seen as the founder of democracy.
Antik Yunan eğitiminde cinsiyet eşitsizliği
En eski zamanlardan günümüze kadar her toplum kültürü, gelenekleri görenekleri gibi sahip olduğu maddi ve manevi bütün değerleri koruyarak, bu değerleri gelecek nesillere aktarabilmeyi ve varlıklarını devam ettirebilmeyi amaçlardı. Bunun için de çocuklara ihtiyaç duyan toplumlar, çocukları daha doğar doğmaz kendi toplumsal değerlerine uygun niteliklere sahip vatandaşlar haline getirmek için eğitmeye başlarlardı. Antik Yunan'da birbirinden farklı kültürel özelliklere sahip iki önemli şehir devleti olan Atina ve Sparta'da kadın ve erkek için sosyal yaşamda ki rollerin birbirinden oldukça farklı olması, her toplumun kendi vatandaşı olan kadın ve erkek bireylerine yükledikleri rollerde farklılıklara neden oldu. Bu durum çocuklara bakış açısının da toplumdan topluma değişiklikler göstermesiyle, çocukların eğitimleri de kadın ve erkeklere verilen rollere göre farklılaştı. Atina'da kadın ve erkek bireyler arasında görülen cinsiyet eşitsizliği, kız ve erkek çocuklar arasında da belirgin bir cinsiyet ayrımı oluşmasına ve çocukların eğitimlerinin birbirinden farklılaşmasına neden oldu. Ayrıca Atina'da bu cinsiyet eşitsizliği mekâna da yansıyarak, ev içinde erkek alanı olarak ayrılan andronlara, kamusal alanda alışveriş, sohbet, felsefe gibi konuşmaların yapıldığı agora ve stoalara, güreşlerin yapıldığı palaistra ile fiziksel eğitimlerin, felsefe gibi konuşmaların yapıldığı gymnasionlara kız çocukları kabul edilmezken, buralar erkek çocukları için önemli eğitim alanları oldu. Sparta'da ise, Sparta'nın içerisinde bulunduğu askeri yapı nedeniyle kadın ve erkek arasında tam bir eşitlik olmasa da Atina'da olduğu gibi belirgin bir cinsiyet ayrımı oluşmadı. Erkek ve kız çocuklarının devlet tarafından zorunlu olarak verilen eğitimi birlikte aldıkları Sparta'da kullanılan mekânlar da erkek ve kadın mekânları olarak birbirinden ayrılmazdı. Anahtar Kelimeler: Antik Yunan, Atina, Sparta, Kadın, Çocuk, Eğitim
Antik Yunan ve Roma'da ceza yöntemleri; İşkence teknikleri ve işkence aletleri
Antik Dönemlerden günümüze kadar gelen süreç içerisinde toplumlar değişip, gelişmişler ve bir arada yaşamanın getirdiği bir takım sorumlulukları yerine getirmek ve düzeni sağlamak için ceza ve işkenceye başvurmuşlardır. İşkencenin tam olarak ne zaman başladığı kesin olarak bilinmemekle birlikte toplum içinde hızla kullanılıp, yayıldığı görülmektedir. Antik Yunan dönemine baktığımızda polislerin kurulup, hızla büyümesinin ardından toplumsal düzende de hızlı değişim görülmüş ve aristokrat kesimin oluşmasıyla hiyerarşik yapının belirgin şekilde görülmesi sorununu beraberinde getirmiştir. Toplumsal sınıf ayrımı belirginleşmiş ve kölelik kurum haline getirilmiştir. Köleler herhangi bir hakka sahip olmamakla birlikte köleyi mal olarak görüp, alıp, satmışlar, istedikleri gibi işkence yapmışlardır. Varlığını uzunca yıllar sürdüren Antik Roma'da ise sınırların çok fazla genişlemesiyle toplumu kontrol etmek zorlaşmış ve cezalar ağırlaştırılıp,farklı işkencelerin uygulandığı da bilinmektedir. Toplumun işkenceden hoşlanıp, eğlence gibi görmesi beraberinde gladyatör oyunlarını getirmiş ve kanlı gösterilere sahne olmuştur. Her iki toplumda gelişip, büyüdükçe insanlar arasındaki hiyerarşik fark daha da belirgin olmaya başlamıştır. Bu durum beraberinde işkencenin varlığını ve kime nasıl uygulanması gerektiği sorununu ortaya çıkarmıştır. O dönemlerde hangi suçun karşılığı hangi ceza ve işkenceydi net olarak belirlenmemiş olmakla beraber, kişinin statüsüne bakılarak cezanın ve işkencenin ağırlığına karar verilirdi.Ceza adı altında işkence yaparak, işkenceyi normalleştirmeye çalışmışlar ve basite indirgemişlerdir. Bu işkenceler yapılırken alet kullanılmadan yapılan yöntemler ve alet kullanılarak yapılan teknikler görülmektedir. Bazen acının derecesini artırmak için birkaç işkenceyi birlikte kullandıkları da görülmektedir. Zehir kullanımı, yüksekten atma, su işkenceleri gibi işkenceler alet kullanılmadan yapılan işkencelere örnek teşkil ederken, çarmıh, kırbaç, işkence tezgahı ve işkence çarkı gibi aletlerde işkence tekniklerine örnek verilebilir. Anahtar Sözcükler:Antik Yunan,Antik Roma,Ceza,İşkence,Köle
Anadolu coğrafyasından etkilenen Yunan müziğinin müzikal kimlik arayışındaki yolculuğu
Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan Anadolu toprakları, üzerinden asırlar geçmiş olmasına rağmen hala geleneklere, kültürlere, müziklere ev sahipliği yapmaya devam etmektedir. Uzun yıllar boyunca aynı bölgede yaşayan kültürlerin kendilerinden iz bırakmaları ve diğer toplumların bu izleri takip ederek benimsemeleri kaçınılmaz bir sonuçtur. Etkileşimlerin ortak noktalarda nasıl benimsendiği konusu ve kökenine inildiğinde karşılaşılan sonuçların netliği tam olarak doğrulanamamıştır. Kültürler arası etkileşimin, temel noktalarda nasıl birleştiğinin, yaşamlarında ayrılmaz bir parça haline nasıl geldiğinin, geleneklere ve müziklere nasıl etkisinin olduğunun daha iyi anlaşılabilmesi açısından tarihteki önemli noktaların mutlaka bilinmesi gerekmektedir. Bu araştırmada, Anadolu coğrafyasından etkilenen Yunan müziğinin müzikal kimlik arayışındaki yolculuğunun incelenmesi amaçlanmaktadır. Nitel araştırma çalışması olup, araştırmada genel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma tür olarak betimsel tarihi bir araştırmadır. Kaynak taraması ve doküman analizi teknikleri kullanılmıştır. Araştırmanın konusu belirlenen amaç doğrultusunda; aynı topraklar üzerinde uzun yıllar beraber yaşamış olan Yunan topluluklarının müzikal kimliklerinin oluşumunda etkili olan dönemler; Anadolu coğrafyasında yaşamış olan Yunan ve Rum kimliklerinin Yunan müziğine etkisi; bağımsızlık ve mübadele dönemlerinin Yunanistan'ın müzikal kimliğinin farklılaşmasındaki etkisi alt problem başlıklarıyla incelenmiştir. 20. Yüzyıla gelindiğinde popüler müziklerden keyif alan iki toplumun ortak müzikleri hakkında bilgi verilmiş, yurt içinde ve yurt dışında konu ile ilgili elde edilen yazılı ve görsel kaynaklar objektif olarak geniş bir perspektifle ele alınarak betimsel olarak verilmiştir.
Eski Yunan toplumunda kölelik
Kölelik, insanın var olduğu en eski çağlardan bu yana varlığını sürdüren ve temeli toplumsal sınıf ayrımına dayanan bir sistemdir. İlk olarak Eski Mısır'da M.Ö. 4.000'li yıllarda köleliğe dayalı bir insan varlığına rastlanmaktadır. Eski Mısır dışında Babil, Asur, Hint ve Eski Yunan uygarlıklarında kölelik insanlar arasında yer bulan bir tarihsel-toplumsal olgu olmuştur. Eski Yunan Toplumunda Kölelik başlığını taşıyan çalışmamızın amacı, Eski Yunan uygarlığı gibi özgür düşünce üzerine derin çalışmaların yapıldığı bir uygarlıkta, köleliğin ne şekilde başladığını, yanı sıra siyasi otoriteden nasıl etkilendiğinin gelişim çerçevesini belirlemek ve bu bağlamda kölelerin durumunu ele almaktır. Eski Yunan Toplumunda Kölelik çalışmamızda öncelikle temel kaynaklar olan dönem filozoflarına (Platon, Aristo vb.), Antik dönem belgelerine, daha sonra da bu belgeler üzerinde çalışan araştırmacıların eserlerine başvurmak suretiyle bu metin üretilmiştir. Anahtar Kelimeler: Eski Yunan, Kölelik, Eşitsizlik, Eski Mısır, Uygarlık.
Antik Yunan tragedyalarında Yunan Pantheonu ve dini ritüeller
Mitosları konu edinen ve ritüel anlatımları ile geleneksel bir öğreti sağlayan tragedyalar, temsilcileri Aiskhylos, Sophokles ve Euripides aracılığıyla, MÖ. 5. yüzyılda en olgun biçimine kavuşmuştur. Antik Yunan toplumu için eğitici ve arındırıcı bir araç olan tragedya, aynı yüzyılın sonunda yok olmuştur. Yunan pantheonuna ait tanrıların unvanlarını, hakimiyet alanlarını, insanlar ve kader ile ilişkilerini betimleyen tragedyalar, ritüellerin uygulanmalarına dair hususları, gerçekleşebileceği durumları ve türlerini belirterek, didaktik bir görev üstlenmişlerdir.
Antik Yunan polislerinin tarihsel oluşum süreci ve yapısal karakteri
Yerleşik yaşama geçişin bir ürünü olan ve Antik Yunan Uygarlığında polis adı verilen kent-devletlerine benzer oluşumlar ilk olarak Yakındoğu'da; Eski Mezopotamya'da site, Eski Mısır'da nome ve Eski Anadolu'da beylik ya da kent-devleti şeklinde farklı isimlerle ve farklı niteliklerde ortaya çıkmıştır. İnsanlık yaşamında şüphesiz atılan en büyük adım olarak nitelendirilebilen yerleşik yaşama geçilmeden önce küçük topluluklar halinde, göçebe bir şekilde yaşayan ve avcılık ile geçinen insanların yaşamları Neolitik Dönem ile birlikte köklü bir şekilde değişmiş ve insan devrim niteliğinde kabul gören yeni bir yaşam şekline kavuşmuştur. Avcı-toplayıcı yaşamdan tarım temelli yerleşik bir yaşama geçiş olan bu yeni yaşamla birlikte göçebe insanın tüm alışkanlıkları değişmiş ve uygarlığın ilk temelleri oluşmaya başlamıştır. Ortaya çıkan bu yeniliklerden en mühimi, insanın bağını, bahçesini ya da tarlasını koruma amaçlı kalıcı yerleşimler kurması, bir arada yaşamaya başlaması ve bunun sonucunda doğal olarak ortaya çıkan küçük yerleşimlerin zamanla kentlere dönüşmesidir. İlk kentler daha ilksel bir ifadeyle ilk yerleşimler Yakındoğu'da ortaya çıkmış ve dünyanın diğer coğrafyalarına da buradan yayılmıştır. Sıklıkla nehir, göl, deniz gibi su kaynakları ve verimli vadiler etrafında konumlanan yerleşimler coğrafyanın sunduğu imkânlar dâhilinde gelişme göstermiştir. Coğrafi imkânlarını lehine kullanmayı başaran yerleşimler zamanla büyümeye, zenginleşmeye başlamış ve bu zenginliğin sonucunda gelen güç faktörü büyük yerleşmeleri kendi kendini yönetebilen, kendi kendine yetebilen bağımsız kent-devletçiklerine dönüştürmüştür. Her birinin kendine has politikası, yönetimi, dini, mimarisi daha genel bir ifadeyle kendi sosyo-politik bir karakteri olan ilk kent-devletleri Yakındoğu uygarlıklarında görülmektedir. Bu uygarlıkların ortaya çıktığı en erken coğrafyalardan biri olan Eski Mezopotamya'da kent-devleti ya da site devleti; uçsuz bucaksız arazinin kontrolünün sağlanamaması, bölgenin sürekli istilalara maruz kalması, coğrafi şartlar nedeniyle uzaktaki toprakların korunamaması ve sürekli ordu beslemenin getirdiği zorluklardan dolayı ortaya çıkmıştır. Mezopotamya'daki site-devletleri tam özerkliğe sahip olan, tarımsal bir temele dayanan ve sosyo-ekonomik merkezini tapınakların oluşturduğu, tapınak merkezli devletçiklerdir. Sıklıkla Eski Mezopotamya'dan sonra ikinci en erken uygarlık olarak kabul edilen Eski Mısır'da, Mezopotamya'daki site-devletine benzeyen ve nome adı verilen bölgesel krallıklar bulunmaktaydı. Aralarında farklılıklar bulunsada, temelde benzer ortak özelliklere sahip olan bu bölgesel krallıkların Mezopotamya'daki site-devletleri gibi, farklı bir yönetim sistemi ve farklı dinsel inanışları bulunmaktaydı. Eski Mezopotamya ve Eski Mısır'da görülen bu krallıkların başka ve benzer bir örneği de, güçlü bir merkezi imparatorluğun bulunmadığı dönemlerde Eski Anadolu'da ortaya çıkmıştır. Beylik ya da kent-devleti olarak bilinen bu irili ufaklı devletçiklerin her biri kendi bölgesinden sorumluydu ve sıklıkla bölgesel güç üstünlüğünü ele geçirmek amacıyla birbirleriyle mücadele etmekteydi. Aralarında birçok farklılık bulunan bu bölgesel devletçiklerin en önemli ortak özelliği hepsinin güçlü bir merkezi imparatorluğun hâkimiyeti altında birleştirilmesidir. Aynı sonu paylaşan bu bölgesel yönetim merkezlerinin Antik Yunan Uygarlığı'nda ortaya çıkan ve polis adı verilen kent-devletleriyle ayrıldığı en önemli nokta budur. Çünkü polis uzun ömürlü olmayı başarabilmiştir. Antik Yunan'da polis olarak bilinen ve söz konusu uygarlığı sosyal, politik, kültürel, dini, mimari vb. her alanda şekillendiren kent-devletleri, hiçbir çaba gösterilmeksizin, kendiliğinden ve doğanın parçalanmışlığının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkışında coğrafyanın önemli bir yer edinmiş olması, polisin varlığını uzun bir süre devam ettirmesinde tek başına yeterli olan bir etken değildir ve aralarından dağ, tepe vs. gibi engeller bulunmayan fakat buna rağmen birleşmeyen polislerin uzun süreli olmasını açıklamada yetersiz kalmaktadır. Bu bağlamda ele alınması gereken polisin sahip olduğu özelliklerdir. Her polisin sahip olması gereken ve polisi polis yapan üç temel niteliği bulunmaktaydı. Bunlardan ilki kendi yurttaşları ve kendi yasaları aracılığıyla kendi kendini idare etme (autonomia); ikincisi, idari ve ekonomik açıdan kendi kendine yeterlilik (autarkheia) ve üçüncüsü ise bağımsız yani özgür (eleutharia) olmaktı ve bir polis bu niteliklerinden herhangi birini kaybederse polis niteliğini de kaybetmiş olurdu. Birçok anlamı bünyesinde barındıran polis, Antik Yunanlılar için, fiziksel olarak bir kent, politik olarak bir devlet ve sosyal olarak da bir yaşam alanıydı. Bir Yunanlıyı diğerlerinden ayıran, onu biricik ve özel kılan polis, bir Yunanlı için her şey demekti ve o tanrıların Yunanlılara bağışladığı en değerli armağandı. Bu nedenle uygarlığı her alanda şekillendiren polis diğer bölgesel devletlere kıyasla varlığını çok uzun bir süre korumuş ve Eski Yunan uygarlığının bir simgesi haline gelmiştir. Antik Yunan Polislerinin Tarihsel Oluşum Süreci ve Yapısal Karakteri adlı bu çalışmanın amacı; Antik Yunan uygarlığının en önemli birimi olan ve uygarlığa karakterini veren polisin, doğuşundan çöküşüne kadar olan süreçte gerek fiziksel gerek sosyal gerekse politik anlamda geçirdiği dönüşümleri irdelemektir. Bu bağlamda polisi daha iyi anlamak için, polisin öncülleri olan ve polisin her anlamda şekillenmesinde örnek teşkil etmiş olan Bronz Çağı (MÖ. 3.500-2.000) kentlerine yani Minos ve Myken kentlerine değinilmektedir. Ayrıca çalışmada, insanoğlunun yerleşik yaşama geçişiyle başladığı kentleşme ve kentleşmeyle doğan uygarlığın ve devletin farklı coğrafyalarda farklı uygarlıklarda nasıl ortaya çıktığı ve nasıl bir gelişim evresi geçirdiği, bu uygarlıklarda var olan kent-devletleri arasında herhangi bir bağın ya da etkileşimin olup olmadığı incelenmeye çalışılmıştır. Söz konusu amaçlar gerçekleştirilirken konu ile doğrudan bağlantılı temel kaynaklar (antik kaynak ve belgeler, arkeolojik veriler) ve modern literatür detaylı bir şekilde irdelenmeye gayret edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yerleşik yaşam, kent, site, nome, Antik Yunan, polis.
Hellen tragedya ve komedyalarında kadın imgesi
Klasik Çağın (MÖ 5. Yüzyıl) önemli sanatçıları olan tragedya ve komedya şairleri, bulundukları dönemin toplumsal meselelerine, yaşayışına ışık tutan önemli münevverlerdir. Aiskhylos, Sophokles, Aiskhylos, Aristophanes gibi yazmış oldukları eserlerle kendi dönemlerinde önemli bir konum edinmiş olan bu şairlerin büyük bir etki alanı vardır. Bu etki sadece yaşadıkları dönemle ve toplumla sınırlı kalmamış çağları aşan bir hüviyete bürünmüştür. Bütün Hellas sathında sevilen bu şairlerin yazdıkları muhtelif çalışmalara konu olmuştur. Bu şairler bulundukları sosyokültürel ortamı etkiledikleri gibi yetiştikleri kültürden de çok doğal olarak etkilenmişlerdir. Dolayısıyla onların görüşleri, kadın imgesine bakış açıları Hellen toplumunu anlamak bakımından oldukça önemlidir. Dönemin Atina'sında kadın, kamusal alanın neredeyse büyük bir kısmından dışlanmış, hukuki durumları ise erkeğin gözetimine bırakılmıştır. Tragedya ve komedya şairleri de kurguladıkları kadın karakterler vasıtasıyla toplumsal cinsiyet çalışmamıza önemli veriler sunmaktadır. Bu şairlerin gözünde kadın imgesi bazen kötülükle ilişkilendirilmiş bazen de barışın bir imgesi haline gelmiştir. Şairler, Hellen toplumundaki kadın düşüncesinden daha farklı karakterler de yazdıkları gibi birebir toplumun algısıyla örtüşen kadın karakterler de yazmışlardır. İntikam için korkunç işler yapan kadınlardan, sevdikleri için kendini feda etmekten çekinmeyen kadınlara; savaş sonucunda türlü hakaret ve mağduriyete uğrayan kadınlardan, savaşı durdurmak için grev yapan kadınlara kadar geniş bir yaratıcı düşüncenin ürünleri olmuşlardır. Hellen tragedya ve komedyalarının toplumsal karşılığını ve günümüz dünyasına etkilerini düşündüğümüzde bu kadın imgelerinin toplumsal cinsiyet çalışmaları açısından ne kadar kıymetli olduğu da anlaşılacaktır.
Antik yunan yazarlarında kadın imgesi
Tarih boyunca kadın, dünya üzerinde oynadığı çeşitli rollerle önemli bir varlık olmuştur. Bu figüre dair zihinlerdeki algı yer ve zaman içerisinde değişime uğramıştır. Bu değişim, çeşitli kültür ve medeniyetlere göre de farklılık göstermiştir. Bu bağlamda yazım hayatında önemli bir yere sahip olan Hellen Çağı'nda çeşitli türlerden eserlerin verilmeye başlandığı görülmektedir. Bu Çağ'daki yazılı eserlerden kadın konusunu ve "kadın imgesi"ni ele alma incelemeye değer bir husustur. Hellen dünyasındaki kadın ve kadın imgesi ile ilgili birkaç eser dışında, yazılmış herhangi bir çalışma yoktur. Ayrıca çoğu zaman "kadın imgesi" ya satır aralarında ya da herhangi bir konunun parçası olarak ele alınmıştır. Nitekim tarih yazımına katkı sağlamış, Herodotos, Thukydides gibi yazarların yanında, komedya ve tragedya türlerinde önemli tiyatro metinleri üreten Aiskhylos, Sophokles, Euripides, Aristophanes, Menandros gibi yazarların eserleri de mevcuttur. Hellen dünyasında kadın konularını çeşitli vesilelerle ele alan yazar ve tür çeşitliliği bunlarla sınırlı değildir. Kendisinden sonra gelen birçok yazarı, felsefeciyi ve sosyal bilimciyi etkilemiş olan bu yazarların öncesinde de elbette yazılı eserler var olmuş olabilir. Ancak bunlar genelde ya tabletler üzerine yazılmıştır ve çoğunlukla yazarları belli değildir ya da büyük bir çoğunluğu günümüze ulaşmamış olmalıdır. Yazın tarihi açısından çok önemli bir yerde konumlanan Hellen Çağı'nın yazarlarının farklı konularda olduğu gibi, "kadın imgesi" hakkındaki düşünceleri de önemlidir. Hellen Çağı'nda kadınların sosyal, hukuki ve ekonomik durumları, hayatta ne konumda oldukları günümüzde peyder pey de olsa çeşitli araştırmalarla ortaya konulmuştur. Bu araştırmada ise daha çok toplumu yönlendiren, hatta düşünce olarak toplumun önünde olduğu varsayılan "yazarların zihinlerindeki kadın imgesi"ni eserlerine nasıl yansıttıkları konusu esas alınmıştır. Yazarların kadınları toplumda nasıl gördüğü, kadınlara olan bakış açısı, günümüzün felsefe, sosyoloji ve psikoloji gibi çeşitli sosyal çalışmaları da göz önünde bulundurularak açıklanmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada, Hellen yazarlarının bazen gerçekçi bazen ütopya, bazen idealist bakış açılarıyla kendi yazım dünyalarında oluşturdukları "kadın imgesi" ele alınmaya çalışılarak, bu görüşlerin kendi dönemlerinde nasıl karşılandığı ve tarihi yazım geleneği ile günümüz yazım dünyasını nasıl etkilediği üzerinde durulacaktır.
Eski Yunanda kadın festivalleri
ÖZET Yüksek Lisans Tezi ESKİ YUNANDA KADIN FESTİVALLERİ Sinem DEMİR Kastamonu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı Danışman: Yrd. Doç. Dr. Sibel KUNDAKÇI II. Danışman: Prof. Dr. Mehmet Ali KAYA Antik dönemlerde yaşamış olan insanlar, yaradılıştan gelen doğurganlık özelliklerinden ötürü kadınları kutsamışlardır. Kadınların bereket ve verimlilik sembolü olarak algılanmaları, Antik toplumların ya da en azından Anadolu'nun erken dönemlerindeki uygarlıkların inanış biçimlerinde rahatlıkla gözlemlenmektedir. Anadolu uygarlıklarında kadının, gerek dinsel gerek sosyal alanda yüceltilmesi tarihi süreçte etkisini azaltmışsa da tamamen yok olmamıştır. Farklı uygarlıklara farklı yollarla etki etmiş ve varlığını bir şekilde devam ettirmiştir. Doğu ve özellikle Anadolu kültürlerinden etkilerin pek çok alanda hissedildiği Eski Yunanda ise kadın, eski değerinde olmamakla birlikte dini alanda gelenekten gelen verimlilik algısı dolayısıyla saygı görmeye devam etmiştir. Bu saygı Eski Yunan kadınlarına dini alanda göreceli bir özgürlük kazandırmıştır. Öyle ki Eski Yunan toplumsal yaşantısı içinde kadınlar, sahip oldukları dini roller gereği evlerinin hatta yaşadıkları yerleşim yerlerinin dışına çıkabilmiş, aynı zamanda yalnızca kadınların katılımına açık ve çoğunluğu tarımsal verimlilik ile ilişkili festivaller düzenlemişlerdir. Anahtar Kelimeler : Eski Yunan, kadın, festival 2016, sayfa 113
Antik Yunan'da Sokrates, Platon ve Aristoteles'e göre ideal yönetim biçimi ve devlet politikaları
Yunan coğrafyası antik çağların başından itibaren çeşitli olay ve olgulara ev sahipliği yapmıştır. En gözde olan ve siyasi olayların en yoğun yaşandığı merkezi ise Atina polisidir. Farklı coğrafyalardan gelen kültürlerle sosyal ve siyasal yapısı değişen Atina sosyo-politik alanda sürekli olarak yenilenmeler yaşamıştır. Yaşanan siyasi değişiklikler genel itibariyle iktisadi kökenli olup, yönetim biçimlerini etkilemiştir. Krallık, Aristokrasi, tiranlık ve demokrasi yönetimlerini gören Atina için hangisinin daha ideal yönetim olduğu üzerine ise Sokrates, Platon ve Aristoteles'in çeşitli analiz ve görüşleri yer almaktadır. Görüşleri daha çok devlet ve toplum ilişkisi için çözüm odaklı olup, şahsi ve topluma yönelik uygulanabilir idealarını ortaya koymuşlardır. İdeal yönetim biçimleri ve politikalarla kurulabilir ideal devlet-toplum yapısı amaçlanmaktadır.
Mitolojik, arkeolojik ve tarihsel verilerden hareketle Frigya medeniyeti müziğine yüklenen anlamlar ve Antik Yunan müziği ile olan etkileşimi
Batı sanat müziği geleneğinin oluşması ile ilgili yazılı kültür çalışmaları Antik Yunan'da M.Ö.4.yy'a kadar uzanmakta olup çalışmaların büyük bir kısmı Aristoxenus'un Elements of Harmonics kitabına ve öğrencilerinin çalışmalarına dayanmaktadır (Landels, 1999, s. 86-87). Arkeolojik verilerden ve sözlü kültür aktarımından hareketle daha öncesinden günümüze kadar kalan sınırlı sayıda müzik çalışması bulunmaktadır. Özellikle Delfik ilahiler ve Seikilos Kitabesi; Euripides'in Bakkhalar Tragedyası, Homeros'un İlyada ve Odysseia'sı, yine Homeros'un övgü amaçlı yazılmış şiirleri, Şair Ovidius'un şiirleri , Platon, Aristoteles ve Sokrates'in yorumları gibi döneme ait yazılı-sözlü kaynaklar Yunan mitolojisine, dönemin etnik topluluklarına ve dönemin müzik anlayışına büyük oranda ışık tutmaktadır. Örneğin günümüze ulaşmış en eski tam müzik parçası sayılan Seikilos kitabesinin Frigyen (Landels, 1999, s. 253), antik müziğin en önemli parçalarından ikinci Delfik ilahinin ise Lidyen ve Hypolidyen modlarında yazıldığı bilinir (Landels, 1999, s. 236-239). Yine Bakkhalar tragedyasında özellikle şarap tanrısı Dionysos'un Küçük Asya'daki Frigya'dan Yunan şehri Thebai'ye müzikli/danslı ritüelini getirdiği ve bu geleneğin bir şenlik halinde Yunanistan'da icra edildiği belirtilmektedir (Dilmen, 2001, s. 29). Bu gibi örneklerden anlaşılacağı üzere özellikle Frigya uygarlığındaki müzik stili, Antik Yunan medeniyeti müziğine mitolojik ve teorik anlamda dolaylı yoldan etki etmiştir. Bu etki kimi zaman modlara veya o bölgenin müzikal stillerine dönemin Platon, Sokrates ve Aristoteles gibi düşünürleri tarafından yüklenen anlamlar yoluyla, kimi zaman da çalgılar yoluyla olmuştur (Barker, 1989, s. 14). Antik Yunan müziği ile ilgili ilk teorik bulgular Aristoxenus ve öğrencilerinin çalışmalarına dayanmakta olup onun öncesine ulaşmak için ise Platon ve Aristoteles'in yorumları incelenebilir. Çünkü Platon ideal devletinde, Aristoteles de kendi "Erdemli insan olma" anlayışında müziğe değinmiş olup düşüncelerinde Antik Yunan etnik gruplarından ve bu bölgelerin müzik stillerinden, çalgılarından bahsetmişlerdir. Kısa bir örnek vermek gerekirse Platon'un ideal devletinde Lidyen modu kabul görmez. Çünkü bu mod diğer modlara nazaran daha pes bir ses aralığına sahiptir ve dolayısıyla gevşeme, rahatlama ile özdeşleşeceği için gençleri bu yöne sevk etmemelidir (Aristoteles, 2011) (Platon, Devlet. Çev.:Sabahattin Eyüboğlu-M.Ali Cimcoz, 2020). Aynı zamanda şarap tanrısı Dionysos'un ikinci kez dünyaya gelişinde Lidya'ya varması ve tanrının sarhoşluk, gevşeme ve eşcinsellik gibi atribülerinin olması Lidyen modunun kabul görmemesinin mitolojik sebepleri arasında gösterilebilir. Doryen ve Frigyen modu ise her koşulda iyi kabul edilerek asaletli savaşçıları cesaretlendirmek için kullanılabilir. Frigyen moduna Doryenden farklı bir anlam daha yüklenerek tanrılara yalvarma amacında kullanılabileceği belirtilmiştir (Platon, Devlet. Çev.:Sabahattin Eyüboğlu-M.Ali Cimcoz, 2020). Frigyen modunun veya Frigya stili müziğin, ana tanrıça Kibele'ye ait müzikli/danslı ritüellerin Dionysos ve Marsyas yoluyla Antik Yunan'a aktarılması durumu Platon'un düşüncesine mitolojik bir sebep olarak gösterilebilir (Landels, 1999). Aristoteles de Platon'la hemen hemen aynı görüşte olup Frigyen modunun ilham verme anlamında daha uygun olduğunu belirtmektedir (Salyers, 2003). Çalgısal olarak da örnek vermek gerekirse: Platon'un ideal devletinde Frig kökenli aulos çalgısı çok sesli ve birden fazla modu akort değişmeden çalabilen bir yapıda olduğu için kabul görmez. Ancak lir/kithara çalgıları her mod için ayrı ayrı akort edilmesi nedeniyle daha sade gözükür ve müzik eğitiminde karmaşıklığa yol açmadığı için kabul görür. Ancak tarihin ilk müzik yarışması olan Apollon-Marsyas mitinden de etkilenildiği elde edilen kaynaklardan anlaşılmaktadır (Platon, Devlet. Çev.:Sabahattin Eyüboğlu-M.Ali Cimcoz, 2020): Lir, kurnazlığın, haberleşmenin ve ticaretin tanrısı Hermes'in icadıdır ve liri müziğin tanrısı Apollon'a vererek bu çalgının onunla özdeşleşmesini sağlamıştır (Boardman, 2013). Dolayısıyla hem Delos ve Delfi'deki tapınakları hem de kithara/lir çalışı nedeniyle Apollon, Yunan geleneklerinde ait olarak kabul görmüştür. Marsyas da Frigyalıdır ve aulos çalmakta olup çalgının Frigya stili müzik ile özdeşleşmesini sağlamıştır (Landels, 1999, s. 157-158). Görüleceği üzere halkın yaşayışına yön veren dini inanış mitlere dayanmaktadır ve Yunan mitolojisinde müzik, tanrıların onuruna yapılan törenlerde en etkili yollardan biridir (Friedell, 1999, s. 121-123). Dini ritüel alaylarda yapılan cümbüş, dans ve trans halleri her zaman tanrının onurunadır. Bu gelenek özellikle Küçük Asya kültüründen Antik Yunan'a etki ederek iki medeniyet arasındaki kültür etkileşiminin temel taşlarından biri olmuştur (Seyrek, 2020). Bu kültür geçişinin örnekleri genel anlamda Kibele, Dionysos, Apollon ve Marsyas mitolojik öğeleri etrafında toplanmaktadır. Ayrıca kültür geçişi sırasında yaşanan süreklilik ve ayrılıklar da özellikle Frigyalı ana tanrıça Kibele'nin Roma'ya geçişinden sonra Rhea ve Meter adı altında yeniden tasvir edilmesinde ön plana çıkmaktadır (Roller, 2004).
Sophokles'in Oidipus Üçlemesi'nde çatışma ve şiddet
Tragedya Antik Yunan'da ortaya çıkmış, varlığını bir yüzyıl kadar sürdürmüş, mit ve site dünyası arasındaki çatışmanın, insan deneyiminin bir örneği olarak yansıtıldığı, edebi bir tür olmanın yanında siyasal ve toplumsal bir kurumdur. Tragedyada ortaya çıkan çatışma, toplumda ortaya çıkan krizin bir ifadesidir. Bu çalışmanın temel amacı, tragedyaların mitosun gizlediği her yana yayılmış şiddeti sitenin düşünsel, toplumsal ve siyasal ölçütlerinden hareketle açığa çıkaran çatışma ve şiddet metinleri olduğunu göstermektir. Mit ve site dünyasına ikili bir göndermede bulunan tragedya, bu iki dünya arasındaki çatışma tarafından biçimlenir. Tragedyada iki aşırı uç olarak konumlanan öğeler arasındaki çatışma, hem trajik diyalogda dilsel şiddet biçimini alır hem de savaş, ensest, ölüm vb. gibi daha somut biçimlerdeki şiddete dönüşür. Bu çalışma tragedyada ortaya çıkan çatışma ve şiddet biçimlerini, tragedyanın mit ve siteyle olan ilişkisinden hareketle açıklanmaya çalışır. Bu bağlamda tez Sophokles'in Kral Oidipus, Oidipus Kolonos'ta ve Antigone adlı oyunlardan oluşan Oidipus Üçlemesi'ni şiddet-kutsal-yasa ilişkisi çerçevesinde tartışmayı amaçlar. Oidipus tragedyasında şiddet, iki varlığın birbirini yok etmesi üzerine kurgulanan trajik diyologda ortaya çıkar; ensest ve baba katli suçlarının veba salgınına bağlanmasıyla farklılıkların ortadan kalkmasına yol açar. Oidipus Kolonos'ta tragedyasında ise şiddetin kaynağı olan Oidipus'un kutsal bir varlığa dönüşmesiyle, şiddetin diğer yüzünün kutsal olduğu gerçeği görünür hale gelir. Kutsal yasa ile pozitif yasa çatışmasının yaşandığı Antigone tragedyasında, Antigone her iki yasa tarafından ölüme mahkûm edilen kurban olarak belirir.
Antik Yunan döneminde kullanılan aksesuarların günümüz mücevher sanatında uygulanması
Antik Yunan Dönemi, günümüz Yunanistan toprakları ile Anadolu arasında M.Ö. 756 ile M.Ö 146 tarihleri arasında yaşamış dönem olarak bilinmektedir. Yunanistan'ın Paleolitik Çağ'a kadar uzanan yerleşim izleri olduğu bilinmektedir. Bir yarımada olan Yunanistan'ın batısında İyon Denizi yer alırken doğusunda Ege Denizi güneyde ise Akdeniz bulunmaktadır. Antik Yunanlılar çok tanrılı bir dine inanırlardı. Antik Yunan'da sanat, tasarım ve felsefe önemli bir yer almaktadır. Tarihsel süreç içinde Yunanlıların kıyafet kültürü, üç dönem olarak ayrı ele alınmaktadır. Sanayi Devriminden sonra işçilik atölyelerinde yeni tasarımlar ortaya çıkmıştır. Modanın önemli gelişmeler yaşadığı 1960'lı yıllarda takı tasarımında da ciddi gelişmeler yaşanmıştır. Takı ve aksesuarın üretim sektöründe ciddi bir payı oluşmuş, eğitim alanında yer etmiştir. Birçok medeniyete öncülük yapmış Yunan sanatı, günümüz tasarımlarında da aranılan kaynaklardandır. Bu çalışmanın amacı; literatüre geçmiş olup, Yunan sanatlarının bütün dalları incelenerek günümüzde kullanılacak biçimde tanıtımı yapılacaktır.
Antik Yunan'da Devlet
Birden fazla insanın bir araya geldiği yerde bir düzen ihtiyacı doğar. Zaman içinde toplumlar geliştikçe düzenin kuralları biçimlenmeye ve yayılmaya başlamış, kuralları uygulayacak kurumlar oluşmuştur. Devlet ile ilgili görüş ve düşünceler insanlık tarihi boyunca düşünürler tarafından irdelenen önemli konular arasında yer almıştır. Devlet aygıtı ve yönetim biçimleri, eski Yunan Felsefesinde de önemli yer tutmuştur. M.Ö. VI. ile IV. yüzyıllar arasında en parlak devrini yaşayan Antik Yunan felsefesi, özellikle Sokrates, Platon ve Aristo ile zirveye ulaşmıştır. Batı'da, devletin kökeni Eski Yunan kent-devletine (polis) dayanır. En eski devlet kuramcıları sayılan Platon ve Aristoteles'e göre devlet, bütün bir insan topluluğunun siyasal, toplumsal, kültürel ve ekonomik gereksinmelerine en iyi yanıt verebilecek, böylelikle daha iyi bir yaşamı gerçekleştirebilecek tek örgütlenme biçimidir. ?İdeal Devlet? düzeni arayışında olan Platon, Polis?in yetkin bir biçimde yaşamını sürdürmesi için çeşitli yönetim modelleri önermiştir. Aristo ise Platon?dan farklı olarak olması gerekenle değil, var olanla ilgilenmiştir. Aristo Politika, adlı yapıtında, Polislerin yapı ve kurumlarının karşılaştırmalı bir araştırmasını yapmıştır. İnsanın ?Zoon Politikon? (toplumsal ve düşünen bir hayvan) olduğunu söyleyen Aristoteles, insanın toplum hayatı dışında düşünülemeyeceği belirtmiştir. Antik Yunan kent devletlerinin yönetim biçimleri ve demokrasi deneyimi günümüz demokrasileri ve yönetim biçimlerine de kaynak teşkil etmiştir.
From mythos to epos the rebellion of tragedy against the doctrines
Everything began in Ancient Greece in 5th century. Through their myths, the ancient Greeks built up the world. From these myths, tragedy was born and it became a reflection of myths and religion into people's lives. Why do we exist? Why do we have to suffer? What were the good and evjll, truth and untruth? In ancient times, its purpose was a true expression of the human nature. This role is still present today in our contemporary drama which is a development of that primitive form of theatre. In that process, why were the state government and some official or public institutions interested in the theatre? How did they ban it? What were the reasons to condemn or ban the theatre in connection with its own strength, function and contribution due to political, religious and social factors in certain times? How did the theatre overcome all these obstacles? Theatre was created from the rituals dedicated to or worshipping the god of wine and fertility, Dionysus in Ancient Greece. It also had a theological characteristic in 5th BC. The City of Dionysia is an important part of the social life putting the Athenians together from servants to masters. So 'theatre' was an activity that affects the whole public. Some wealthy patrons whom the government selected took part in the competitions of tragedy and comedy in Dionysos festivals. In Ancient Greece, the players were noble persons and sometimes they were chafged with the relationship of interstate. But Roman actors were usually slaves and had no standing in a society in which, by and large, they were not even citizens. In Rome, the theatre had no interrelation with religion. Ludi Romani was the most important festival in public demonstration and entertainment and was supported by the government. The government financed Aediles, who were the masters of the troupes. Before the performance of the plays, they were watched by Aediles several times. It is an intent on a kind of supervision more than worrying about the quality of the plays. Demonstrations and entertainments in festivals were usually free and open to all classes of public. After the establishment of Christianity, theatre was accepted as the Shrine of Venus and a pagan ritual which was polytheistic. Until the fall of the Roman Empire, many struggles between paganism and Christianity, theatre and the Church, emperors and clergy continued for a long time. Theatre was in dark between 5th - 10th century.IV The church, which caused the theatres to be outlawed as the Roman Empire, declined and in the 10th century the theatre was used as a way to teach the church doctrine. In 963 AC, Bishop of Winchester proclaimed a law called Regularis Concordia attached with a religious play called "Quern Quaeritis", in which the clergy took part. This meant that the Catholic Church started performing a kind of theatre - liturgical theatre - with a didactic goal, which lasted for about 600 years. That was exactly getting theatre under the church's supreme authority due to the great influence of theatre on public. The church performed its religious plays within its own censorship until 1300 AC. As the plays got secular and stepped out of the church, in 1210 Pope Innocent IH's edict forbade the clergy to act in churches because of the type of characters in these plays which were not proper for the clergy. But the Miracle and the Mystery plays were acted by the Church in the direction of its religious aim. When we look at Britain, the suppression of the Christian Church and Monarchy on theatre went oa In 1534, Henry Vin rejected the authority of the Catholic Church and abolished the Papal power in England with the Act of Supremacy. This researcfî is a glance in general over the theatre from its birth as a ritual till the time it was accepted as 'theatre' as a genre. Traditionally, genres include the tragedy, comedy, epic, lyric, pastoral. Currently, genre divisions might also include absurd theatre, children theatre, opera, avant-garde, melodrama and radio play. While "theatre" can mean a physical performance, as a genre "theatre" refers to dramatic representations between human beings. Such presentations of a story by actors on a stage address human concerns. Theatre exists only when a dramatic work is presented in front of an audience which obtains communication between performers and spectators. A theatrical performance does not have only actors and audiences but also playwrights, directors, lighting, designers, costumes, makeup, managers and musicians. In addition, being an effective communicator and a critical thinker, it has to respond to social, political and personal issues. The theatre also incorporates knowledge and uses problem solving skills. It describes, compares, analyzes, interprets and evaluates diverse examples of the performing act. Only after the stage was taken over by the guilds in about 16th century that it started to acquire these important characteristics although the 17th century Spanish dramatists Lope de Vega described theatre in general as "three boards, two actors, and a passion."
Antik heykel ve izleyicilik
Bu çalışma MÖ V. yüzyıl ve MS I. yüzyılları arasında izleyici ve sanat çalışması etkileşimlerine ait kanıtlar içeren Antik Yunan metinlerini incelemek amacı ile hazırlanmıştır. Çalışma, Antik Yunan izleyicisinin izleme sürecinde etkin ve sesli bir katılımcı olduğunu önerilen diğer modellerden daha farklı bir biçimde ele almayı amaçlar. Antik izleyici için olağan izleme yöntemi duygusal olarak bağlanılan, sosyal ve sesli bir model olarak tanımlanabilir. Antik izleyici, heykeli, çalışmanın tanımlayıcı bir yazı içermediği durumlarda da söylem ve toplumsal etkileşimin bir aracı olarak kullanır. İzleyici çalışmayı tarif etmek için sahip olduğu bilgiye, yerel belirleyicilere ve yazınlara eşit derecede bağlı kalır. İzleyici bu kaynakların yokluğunda da izleme süresince sanat çalışmasının anlamını farklılaştırarak tahminlerde bulunur. Antik izleyici kendisi ve sanat nesnesi arasındaki sınırları kaldırarak bir oyun alanı yaratır ve kendisini betimlenen olayların ya da temsil edilen kimselerin tanığı olarak kabul eder. Antik izleme süreci üzerine yapılan bu çalışma etkin bir söylem aracılığı ile anlanlandırma ve üretme eyleminde izleyicinin rolünü vurgular ve Antik dönemde izleme tecrübesine dair belirli bir dönem için tutarlılığını koruyan, izleyicinin seçkinliğinden bağımsız gelişen ve sanat çalışmasını eşlik eden bir yazına ihtiyaç duymayan bir yöntem önerir. Antik izleyici için heykel hafızayı tetikleyen, kültürel kimliği güçlendiren ve aktaran didaktik bir araç olarak işlev görür.Anahtar Kelimeler: Sanat, Heykel, Yunan, İzleyici, Yerel Belirleyiciler, Antikite.
İlkçağ felsefesinde varlık problemine ontolojik-politik bir yaklaşım
Tezin araştırma sorusu Antik Yunan Felsefesindeki Varlık Problem(ler)inin Ontolojik-Politik bir tarzda incelenenip incelenemeyeceği üzerinedir. Varlık meselelerini tartışmak için meseleye özel bir çerçeve oluşturulması gerektiğini savunan tez genel olarak Ontopolitika ve özel anlamda Ontolojik-Politikayı geliştirmektedir. Ontopolitika, kısaca, varlığın politik olduğunu savunur: Her şey güç ilişkileri içerisinde varolmaktadır ve 'ontoloji' bu bağlamda bir güç ilişkileri ağı olarak ortaya konmaktadır. Ontolojik-Politika iise şeylerin temel güç alakalarına odaklanan Ontopolitik bir disiplindir. Tez aynı zamanda Varlık ve Politikanın ilişkisini gösterebilmek için Politika üzerine de genel bir çerçeve oluşturmaktadır. Bu noktada, tez tez felsefe tarihinin çözümlenmesi için bir yöntem oluşturmakta ve bu metodu Antik Yunan Felsefesine uygulamaktadır. Kısaca, yöntem güç ilişkilerinin ortaya çıkarılması ve araştırma konusunun ontolojisi, yani Antik Yunan ontolojisi, yöntemsel olarak kabul edilirse araştırma konusunun varoluşsal, temel, deneyimleri ortaya konabilir. Buna uygun olarak bu aşamadan sonra tez filozofların ve ontolojilerinin içerisinde bulundukları özel güç ilişkilerini araştırarak Antik Yunan Felsefesindeki varlık meselesini incelemektedir. Anahtar Kelimeler: Ontoloji, Ontopolitika, Ontolojik-Politika, Varlık, Politika, Antik Yunan Felsefesi, Güç İlişkileri
Antik Yunan demokrasisine sofistlerin etkileri
Her yönetim biçimi insan gruplarının yaşadığı toplumsal olayların ve fikri temellerin sonucunda ortaya çıkmaktadır. Demokrasi yönetimi de belirli toplumsal olayların sonucunda ortaya çıkmıştır. Halkın kamu işleri ve devlet politikalarını oluşturmak için ortaklaşa karar verdiği ve klasik tabirle kendi kendisini yönetme talebinde bulunarak bir araya geldiği ilk devlet biçimi Atina polisidir. Demokrasi tarihi ele alınırken başlangıç noktası olarak ele alınan bu devlet, yönetim biçimlerinin birçoğunu deneyimledikten sonra demokrasi yönetimine ulaşmıştır. Atina polisinde demokrasinin kurumsallaşmasında ise Sofistler olarak adlandırılan düşünür gurubunun ciddi etkileri bulunmaktadır. Siyaset öğretmeni olan Sofistler, demokrasi yönetimine ulaşan fakat bu sistemi nasıl çalıştıracağını bilmeyen genç yurttaşlara ücret karşılığı eğitim vermişlerdir. Atina polisi demokrasi hayatının en önemli figürü olan Perikles'e danışmanlık yapan Sofist bulunduğu gibi, en meşhur oligarşik yönetim olan otuzlar yönetiminin içinde bulunan Sofist de bulunmaktadır. Bir okul olmayan ancak benzer özellikleri dolayısıyla aynı isimle anılan bu kişiler Atina polisi sınıf mücadelesine taraf olmuşlar ve sınıfların fikri mücadelesinde rol oynamışlardır. Çalışmamızda Antik Yunan Atina polisinin siyasi gelişmeleri tarihi kronolojiye göre aktarılarak, Antik Yunan felsefenin geçirdiği dönüşümün incelendiği bu tez çalışmasında Sofist kuşak ayrıntılı olarak irdelenmiştir. Sofistlerin kendilerine ait eserlerden günümüze kalan parçalar söylem analizi yöntemi ile incelenerek sınıf mücadelesi bağlamında Sofistlerin toplumsal ve siyasi mesajları araştırılmıştır. Ayrıca Sofistler ile ilgili literatür taranarak interpretivizm yöntemi çerçevesinde çalışmamıza dahil edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Demokrasi, Antik Yunan, Sınıf Mücadelesi, Sofist.
Eski Yunan'da çocukların ve gençlerin eğitimi
ÖZETAntik Yunanlıların eğitim modelinin en önemli unsurları eski devirlerden yıkılışına dek spor ve müzik olmuştur. Onlar, müzik ve sporun çocuk üzerinde beraber işlenmesi sonucunda, en iyiye ve mükemmele ulaşılacağını düşünmüşlerdir. Bu yüzden M.Ö. V. yüzyıldan sonra gerçekleşen ve eğitim sistemini geliştiren eğitim reformları bu iki geleneğe bağlı kalmıştır.Spor ve müzik eğitimi gymnasium adı verilen okullarda yapılmaktadır ve sadece zengin ailelere sağlanan bir lüks olarak görülmektedir. Zamanla bu okullar, ihtiyacı karşılayamayacak duruma gelmiş ve geliştirilmişlerdir. Bu gelişim aşamasında özellikle yazının Fenikelilerden alınması ve yayılması etkili olmuştur.Antik Yunan eğitim sisteminde, iki kent devletinin, yaşayışlarına ve siyasi sistemlerine uygun olarak biçimlendirdikleri eğitim modelleri göze çarpar. Bunlardan biri Sparta diğeri ise Atina'dır. Birbirinden çok farklı olan bu iki sistem, diğer kent devletlerine örnek oluşturmuşlardır. Bunlardan askeri eğitimi esas olarak alan Sparta'nın eğitim modeli, bilim faaliyetlerine daha fazla özen gösteren Atina'nın eğitim modelinden daha az rağbet görmüş ve geride kalmıştır.Filozoflar dönemi ile beraber bilimsel araştırmalar yaygınlaşmıştır; ancak eğitimin daha büyük bir kesime ulaşması ve gelişmesi M.Ö. V. yüzyılda sofistlerle beraber gerçekleşmiştir. Yunan kolonilerinin artması sayesinde, diğer kültürlerden gelen bilgiler çoğalmış ve bunların yarattığı düşünme ortamında, ilgi doğadan insana kaymış, bu sayede eğitim daha önce hiç olmadığı kadar yaygınlaşmıştır.Sofistlerin devrimini, Sokrates ve ardılları olan Platon ile Aristoteles izler. Onlar, felsefeye sofistlere oranla daha fazla önem vererek, eğitim sistemini belli bir felsefi temele oturtmaya çalışmışlardır. Bu süreç içerisinde açılan okullar, Yunan dünyasında ilgiyle karşılanmış ve onları bu üç aydının öğrencilerinin açtığı okullar izlemiştir.Helenistik dönemde bu okullar varlığını sürdürmekle beraber, eğitim daha da yaygınlaşmış, okullara olan ilgi bir hayli artış göstermiştir.Roma İmparatorluğu'nun Yunanistan'ı egemenlik altına alması ile beraber, başlangıçta Yunan aydınlarından çekinilmiş ve bu kültür reddedilmeye çalışılmış olsa da, bu tepki zamanla kırılmış ve Yunan felsefecileri, felsefi fikirleri ile eğitim modelleri Roma dünyasına girmiştir.
17.yüzyılın sonu, 18. yüzyılın ortası ve 19. yüzyılın başında yabancı seyyahların gözünden Batı Anadolu antik kentleri
17.Yüzyılın Sonu, 18. Yüzyılın Ortası ve 19. Yüzyılın Başında Yabancı Seyyahların Gözünden Batı Anadolu Antik Kentleri? başlığı altındaki çalışmanın temelini seyyahların, ?Asia Minor? (Küçük Asya) adını verdikleri coğrafyadaki seyahatleri sonucunda yazdıkları seyahatnameler oluşturmaktadır. Seyyahlar, Rönesans'ın getirdiği fikir akımlarından etkilenmelerinin sonucunda Antik çağa ait sanat eserlerini aramaya başlamışlardır. Bunun sonucunda pek çok seyyah Anadolu'yu ve Batı Anadolu'da bulunan Assos (Behramkale), Troia (İlium, Willusa), Pergamon (Bergama), Ephesos (Efes), Tralleis (Tralles, Üçgözler), Smyrna(İzmir), Hierapolis (Pamukkale), Sardes Sart,Sardeis),Priene(Güllübahçe),Miletos(Miletus,Mile), Alexandria Troas (Eski İstanbulluk ,Dalyan Köyü), Ksanthos(Eşençay,Arnna) antik kentlerine gelmiştir.Batı Anadolu bölgesi dünya tarihinde çok önemli antik kentleri içine almaktadır. Bunun yanı sıra kentler Yunan - Roma eserlerine ev sahipliği yapmaktadır. Bir başka önemli faktörde Osmanlı Devleti'nin gerileme döneminde Batı Anadolu bölgesindeki kazıları yabancı kazı ekipleri gerçekleştirmiştir. Kazılarda çıkan eserlerin büyük bir kısmı yurtdışındaki müzelere taşınmıştır ve halen bu müzelerde sergilenmektedirler. Konun seçilme nedeni dönemin seyyahlarının anlatımıyla Batı Anadolu Bölgesinin antik kentlerinin sahip olduğu kültürel mirası tanımak ve eserlerin yurtdışına götürülme öyküleri, nedenlerini ve bunun nasıl gerçekleştiğini aydınlatmak istenmesidir. Bunun için seyahatnameler çalışmamızın temelini oluşturmaktadır. Seyahatnamelerde farklı bir bakış açısıyla ele alınan ve antik kentlerin bir değerlendirilmesi niteliği taşıyan 20 seyahatnameyi kaynak olarak belirledikAraştırmamızın birinci bölümü Batı Anadolu başlığını taşımaktadır. Bu bölüm kendi içerisinde 8 ayrı alt başlıktan oluşmaktadır. Batı Anadolu'nun tarihi coğrafyası hakkında bilgi verilmektedir. Troas, Lidya, Aeolis, İonia, Likya, Mysia ve Karia bölgelerinin coğrafi özellikleri, antik kentleri, uygarlıkları detaylı bir biçimde incelenmiştir. İkinci bölüm Batı'nın Doğu'ya bakışı adını taşımaktadır. Bu bölümde, seyyahları etkileyen ve antik eserleri bulma çabasına iten Oryantalizm akımının doğuşu ve özellikleri hakkındaki bilgilere yer verilmiştir. Üçüncü bölüm Osmanlı Ülkesinde Seyahat başlığını taşımaktadır. Üçüncü bölümün iki alt başlığı bulunmaktadır. Birinci alt başlıkta yabancı seyyahlara verilen Mürur Tezkiresi'nin özelliklerinden bahsedilirken, ikinci alt başlıkta Geçmişin Gözleri adını verdiğimiz, Batı Anadolu'ya gelen seyyahlar ve seyahatnameleri hakkında bilgi verilmektedir. 17.Yüzyıldan 19.Yüzyılın ilk yarısına kadar olan dönemde yazılan seyahatnamelerin kronolojik sıralaması göz önünde tutulmuştur. Yararlanılan seyahatnamelerin araştırmamız açısından tarihi kalıntılara ve eserlere ev sahipliği yapan antik kentlere değinenler önceliklidir. Dördüncü bölüm Batı Anadolu Antik Kentleri başlığını taşımaktadır. Bu bölüm on iki alt başlıktan oluşmaktadır. Seçmiş olduğumuz kentler, coğrafi ve tarihi özelliklerinin yanında antik eserleri bakımında da seyahatnameler ışığında analiz edilmişlerdir. Seyyahların gerçekleri yansıtmadaki tutumları, görüşleri de göz önüne alınmıştır. Çalışmamızın beşinci bölümü, Gezgin Batılı Antikacıların Son Dönemi, Osmanlı Arkeolojisinin Kurulması başlığını taşımaktadır. Batı dünyasında antikacılığın son dönemine ait bilgiler verilmektedir. Alt başlığında, Müze-i Hümayun Müdürü Osman Hamdi Bey'in hayatına ve Osmanlı Devleti'nin eski eserlere bakış açısına, yabancıların yaptığı arkeolojik kazılara, çıkarılan eserleri korumak amacıyla çıkarılan Asar-ı Attika Nizamnamesi'nin özelliklerine değinilmiştir. Tüm bu değerlendirilmeler yapılırken, dönemin siyasi ve diplomatik durumu göz önüne alınmıştır.Anahtar Kelimeler: Seyyah, Seyahatname, Antik Kentler.
Antik dünyada Thargelia Festivali
Bu çalışmada antik dünyada kutlanan Thargelia Festivalinin kökeni, karakteri ve ritüellerine ilişkin öğeler incelenmiştir.
Sinemada Antik Yunan ve Roma kültürü algısı
Konularını Antik Çağ'dan alan Epik filmler, Sinema'nın ilk döneminden beri üretilmektedirler. Söz konusu yapıtlar, ilk olarak İtalya'da çekilmişler ve genellikle Roma Dönemi'ni işlemişlerdir. Arkeolojik buluşların Beyazperde'deki bir yansıması olan, sinemada önemli bir tür oluşturan ve ikonografi ile içerik bazında diğer türlerden farklı olan bu tür eserlerde, atmosfer yaratma, yani kostüm, dekor ve aksesuar bazında seyirciyi inandırıcı bir ortamın içine çekme, başlıca unsurdur. 1950ler'de gerek yapıtların kalitesi ve gerekse izleyici rağbeti açısından altın çağını yaşayan Tür'ün "10 Emir", "Ben Hur", "Spartakus" ve "Kleopatra" gibi örnekleri en önemlileri arasında yer alırlar. Sözgelimi, 'Gladyatör Filmleri', türün mükemmel örnekleri olarak anılacaklardır. 1970ler'den itibaren, çağdaş dünyayı işleyen filmlere ilgi duyan yeni nesil izleyicinin yadsıması nedeniyle Tür'ün nadir örnekleri çevrildi. Ancak, yönetmen Ridley Scott'un 2000 tarihi "Gladyatör"ü ile Epik Filmler, yeniden gündeme gelerek, son yirmi yıl içerisinde "İskender", "Krallar ve Tanrılar" ve "Agora" gibi en mükemmel örneklerini verdi.
Sinemada tragedyaya dönüş: Kurmaca karşıt diskur olarak Dionysos'un çağdaş görüngüleri
Bu çalışmada Antik Yunan tragedyalarında konu edilen kültürel dağılma durumu üç çağdaş sinema filmi üzerinden incelenmiştir. Antik Yunan tragedyasının Sinema sahnesine yansıması arkaik mitosun hareket eden yapısı olduğunu kanıtlar. Bu yüzden mitolojik figürlerin sanat eserlerinde kullanılışı kültürel bir regresyon göstergesi değildir. Çünkü yeni olanı yaratabilme kökleri anlamakla mümkündür. Kültürün krizi sonucu yaşanılan kargaşa ortamında çağdaş sanatçı dengelenmek ve uzlaşmacı ortak paydayı kurmak için karşıt diskur yaratır. Bu çalışmanın amacı parçalanma durumuna dikkat çeken anlatılar sayesinde, mitosa yöneltilen kültür tarafından yönlendirilen yargıların bir fantezi ve ıstırap ürünü olduğunu kanıtlamaktır. Bu kültürel yanılgıdan kurtulmak adına Yorgos Lanthimos' un Kutsal Geyiğin Öldürülüşü, Pier Paola Pasolini' nin Teorema ve Reha Erdem' in Kosmos adlı filmlerindeki, kurgulanmış üç karşıt diskur tragedyanın özündeki Dionysosçu çoğulculuğa işaret eder.