Antifungal agents

85 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Trichophyton türleri üzerine propolis ve kurkumin ekstratlarının antifungal aktivitesinin ve sinerjistik etkisinin araştırılması

Zehra Özlem Ünal, Trichophyton türleri üzerine propolis ve kurkumin ekstratlarının antifungal aktivitesinin ve sinerjistik etkisinin araştırılması, Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Tekirdağ, 2019. Dermatofitler, yüzeyel mantar infeksiyonları içerisinde en çok karşılaşılan infeksiyonlar olan dermatofit infeksiyonuna sebep olurlar.Besin kaynağı olarak keratini kullanırlar ve deri, saç, tırnakta yaygın olarak bulunurlar.Dermatofitler içerisinde en sık karşılaşılan türler Trichophyton türleridir. Trichophyton türleri deri, saç ve tırnaklarda infeksiyona sebep olurlar, eşeysiz üreme özelliğine sahiptir ve antropofilik özellik gösterirler.Trichophyton türlerinin tedavisinde bir çok antifungal görev almaktadır.Bu antifungallerin tedavide bazen yetersiz olması mantar öldürücü etkisi olan daha iyi terapötik ajanların araştırılmasına yol açmıştır.Yakın zamanda yapılmış çalışmalarda kurkumin ve propolisin bu tür uygulamalar için uygun maddeler olduğu öne sürülmüş ve araştırmalar bu yönde hız kazanmıştır.Bu çalışmada 100 Trichophyton izolatının kurkumin ve propolisin antifungal etkisinin ve sinerjistik etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır.Çalışmaya 11 Ekim 2011 – 08 Nisan 2017 tarihleri arasında klinik ve poliklinik örneklerinden izole edilerek saklanan 100 Trichophyton izolatı dahil edildi. Örneklerin %42'si saçtan, %23'ü deriden, %35'i tırnaktan izole edildi. İlk olarak izolatların propolis ve kurkumin minimum inhibitör konsantrasyon (MİK) değerleri sıvı mikrodilüsyon yöntemi ile belirlendi. Sinerjistik çalışma için sıvı mikrodilüsyon dama tahtası yöntemi kullanıldı.Çalışma sonucunda kurkumin ve propolisin hem ayrı ayrı hem de birlikte antifungal etkisi olduğu belirlendi. Bu çalışma literatürde tarayabildiğimiz kadarıyla Trichophyton izolatlarının kurkumin ve propolisin sinerjistik etkisinin çalışıldığı ilk çalışmadır. Anahtar Kelimeler: Trichophyton türleri, MİK, MFK, Kurkumin, Propolis, Sinerjistik etki

Antifungal ajanlarKurkuminPropolis+3
Zehra Özlem Duran
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Sistemik antifungal ilaç kullanımının değerlendirilmesi ve antifungal yönetim ekibi uygulamaları

Antifungal ilaçların uygunsuz kullanımını azaltmak için antifungal yönetim (AFY) ekibi programlarının uygulanması önerilmektedir. Bu çalışmada, uygun antifungal tedavinin uygulanmasında AFY'nin rolü değerlendirilmiştir. Bu çalışma Hacettepe Üniversitesi Hastanelerinde Ocak 2019 ve Aralık 2020 tarihleri arasında yürütülmüştür ve gözlem, geri bildirim/eğitim ve günlük AFY ekibi aktiviteleri olmak üzere üç çalışma döneminden oluşmaktadır. Gözlem döneminde, klinikte sistemik antifungal ilaçların kullanımı gözlemsel olarak değerlendirilmiştir. İkinci dönemde, aylık toplantılar düzenlenerek, hekimlere antifungal tedavi ve klinik tanı ve tedavi kılavuzlarına uygunluk konusunda geri bildirim ve eğitim verilmiştir. Son dönemde ise, AFY ekibi oluşturularak antifungal tedavi uygunluğunu değerlendirmek için günlük servis vizitlerine bir klinik eczacının katılımı sağlanmıştır. Üç çalışma dönemi arasındaki antifungal tedavi uygunluğu değerlendirilmiştir. Ayrıca "EQUAL (ECMM Quality) Kandida", "EQUAL Aspergillus" ve "EQUAL Mukormikoz" skorları kullanılmıştır. Tüm çalışma süresince toplam 418 antifungal tedavi dönemi değerlendirilmiştir. Hastalar, temel demografik özellikleri ve komorbiditeler açısından her üç dönemde de benzerlik göstermiştir. Antifungal tedavi için endikasyonlar, hastaların %22,7'sinde profilaksi, %58,6'sında Kandida infeksiyonları ve %18,7'sinde invaziv küf infeksiyonlarıdır. Üçüncü dönemde AFY ekibi tarafından 157 öneri yapılmış, 151 (%96,2) öneri kabul edilmiştir. Antifungal kullanımının genel uygunluğu dönemlere göre değerlendirildiğinde üçüncü dönemde profilaksi (p=0,046) ve hedefe yönelik antifungal tedavi (p<0,001) için anlamlı olarak artmıştır. Tedavi başlangıcında iki set (40 ml) kan kültürü, ekokardiyografi, oftalmoskopi, ilk negatif takip kan kültürü sonrası 14 günlük antifungal tedavi önerilerine uyum oranı geri bildirim/eğitim döneminde ve AFY döneminde artmıştır. Antifungal tedavide uygunluk, bir AFY programının tedavi sürecine entegre edilmesiyle artırılabilir. Fungal etkenlerle infekte hastaların ekip olarak ve bir klinik eczacı tarafından terapötik bir bakış açısıyla değerlendirilmesi, antifungal tedavinin kalitesinin artırılmasına yardımcı olacaktır.

Antifungal ajanlarEczacılarEczacılık+3
Emre Kara
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Klinik candida ve aspergillus suşlarının antifungal duyarlılık profillerinin matriks ile desteklenmiş lazer desorpsiyon/iyonizasyon uçuş zamanı kütle spektrometresi ("MALDİ-TOF MS") yöntemi ile değerlendirilmesi

Dirençli Candida ve Aspergillus türlerinin neden olduğu invaziv mantar enfeksiyonları küresel bir halk sağlığı sorunudur. Antifungallere direncin giderek arttığı göz önüne alındığında antifungal duyarlılık testi (AFDT) giderek daha önemli hale gelmekte ve hızlı sonuç veren yöntemlere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmada, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikoloji Laboratuvarı'nda hasta örneklerinden izole edilen Candida ve Aspergillus suşlarının tedavide sıklıkla kullanılan azol ve ekinokandin grubu antifungal ilaçlara duyarlılıklarının MALDI-TOF MS yöntemi ile saptanarak elde edilen sonuçların EUCAST referans sıvı mikrodilüsyon yöntemi sonuçları ile karşılaştırılması ve böylece, MALDI-TOF MS yönteminin in vitro antifungal duyarlılık profillerinin saptanmasındaki doğruluğunun ve tekrarlanabilirliğinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. 40 Candida glabrata izolatının anidulafungin ve flukonazol, 40 Candida albicans ve 40 Candida parapsilosis izolatının flukonazol, 4 Aspergillus fumigatus izolatının vorikonazol duyarlılıkları test edilmiştir. Candida izolatları "yüksek" ve "sınır değer" olarak iki farklı antifungal konsantrasyonunda ve ilaçsız kontrolde 3 saat inkübe edilmiştir (Anidulafungin: 16, 0.06, 0 mg/L; Flukonazol: 256, 16, 0 mg/L). A. fumigatus izolatları seri vorikonazol konsantrasyonlarında (32-0.03 mg/L) ve ilaçsız kontrolde 15 saat inkübe edilmiştir. Bu konsantrasyonlardan elde edilen MALDI-TOF MS spektrumları ile her izolat için ayrı bileşik korelasyon indeksi (CCI) matrisi oluşturulmuştur. Candida türleri için sınır değerdeki ve en yüksek ilaç konsantrasyonundaki spektrumların korelasyonundan elde edilen CCI değeri ortalaması, sınır değer ve ilaçsız kontrolden elde edilen CCI değeri ortalamasından yüksek olduğunda, suş ilaca duyarlı olarak sınıflandırılmıştır. A. fumigatus için maksimum vorikonazol konsantrasyonu spektrumuyla olan benzerliği, ilaçsız kontrol spektrumuyla benzerliğinden fazla olan ilk spektrumun ilaç konsantrasyonu minimum profili değiştiren konsantrasyon (MPCC) olarak belirlenmiştir. Sınıflandırmalar EUCAST sıvı mikrodilüsyon yöntemine göre elde edilen minimum inhibitör konsantrasyonların duyarlı veya dirençli sınıflandırmalarıyla karşılaştırılmıştır. Genel olarak MS-AFDT ve EUCAST AFDT arasındaki uyum %60 ila %85 arasında değişmiştir ve en yüksek oranda C. glabrata için anidulafungine karşı olmuştur. MS-AFDT testinin tekrarlanabilirliği %45 ila %75 arasında değişmiştir ve C. parapsilosis flukonazol duyarlılık testi en tutarlıdır. 4 A. fumigatus suşu için uyum ve tekrarlanabilirlik tam olarak bulunmuştur. Sonuçlar, daha ileri çalışmalarla metodolojinin iyileştirilmesi ve testin tekrarlanabilirliğinin geliştirilmesiyle birlikte MALDI-TOF MS'nin Candida ve Aspergillus türlerinde tanımlama ve antifungal duyarlılık sınıflaması için aynı anda kullanılabileceğini göstermektedir.

Antifungal ajanlarAntifungal duyarlılık testleriAspergillus+7
İlke Toker Önder
Hacettepe University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Trichosporon asahii'de sentezlenen enzimlerin biyofilm oluşumuna etkisinin belirlenmesi ve antifungal duyarlılıklarının karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Son yıllarda, özellikle bağışıklığı baskılanmış hastalarda, invaziv trikosporonozun en sık nedeni olarak karşımıza çıkan Trichosporon asahii'nin en önemli virülans faktörlerinden biri biyofilm oluşumu olup, antifungallere ve çevreye karşı direnç oluşturmaktadır. Bu çalışmada amacımız T. asahii'de biyofilm oluşumunun mekanizmasını aydınlatmak, biyofilm oluşumu sürecinde sentezlediği enzimlerden gliseraldehit-3-fosfat dehidrogenaz enziminin biyofilm oluşumuna katkısını belirlemek ve biyofilm ile antifungal duyarlılık profilleri arasında ilişki olup olmadığını saptamaktır. Yöntem ve Bulgular: Çalışmaya 30 adet hasta kökeni dahil edildi. Biyofilm oluşumunu belirlemek için kristal viyole yöntemi kullanıldı ve öncelikle yöntem optimize edildi, daha sonra kökenlerin biyofilm düzeyleri düşük, orta ve yüksek biyofilm oluşturanlar şeklinde gruplandırıldı. Kökenlerin sentezlediği GAPDH miktarları Western-Blot yöntemi ile belirlendi. Kökenlerin amfoterisin B, flukonazol ve posakonazole karşı antifungal duyarlılık profilleri, planktonik hücreler için CLSI-M27-A3 rehberine göre, biyofilm oluşumunda ise XTT redüksiyon yöntemiyle belirlendi. Biyofilm oluşumu, GAPDH üretimi ve antifungal duyarlılık profilleri arasında Mann-Witney U, Kruskal Wallis, tek yönlü ANOVA testleri ve Pearson Korelasyon analizi kullanılarak yapılan istatistiksel analizlerle korelasyon varlığı araştırıldı. Sonuçlar: Çalışmamızda kökenlerin biyofilm düzeyleri arttıkça, GAPDH düzeylerinin arttığı ve kökenlerin düşük, orta ve yüksek düzey biyofilm oluşumlarının GAPDH miktarları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü. Antifungal duyarlılık testlerinde biyofilm oluşturan hücrelerin, planktonik hücrelere göre daha yüksek MİK değerleri (MİK50, MİK90 ve GM) olduğu belirlendi. Literatürde incelediğimiz kadarıyla T. asahii'de, biyofilm oluşumunda, posakonazol MİK sonuçlarını inceleyen herhangi bir çalışmaya rastlayamadık ve dolayısıyla gerçekleştirdiğimiz çalışma dünyada ve Türkiyede ilk çalışmadır. Kökenlerin %73,33'ünde POS MİK'inde logaritmik artışın 14≥log2≥10 olduğu görüldü. Ayrıca yüksek POS MİK sonuçları biyofilm oluşturan T. asahii enfeksiyonlarının tedavisinde POS'un kullanımının kısıtlandığını göstermekteydi. Planktonik hücre ve biyofilm oluşturan hücre arasındaki antifungal MİK log2 değerleri ile biyofilm düzeyleri ve GAPDH miktarları arasında anlamlı bir korelasyon olmadığı belirlendi. Bu durum, biyofilm oluşumundaki MİK değerlerindeki artışın sadece GAPDH enzimindeki artıştan kaynaklanmadığını ve başka etkenler de olabileceğini göstermekteydi. Ayrıca numune türünün biyofilm oluşumuna etkisinin olmadığı da görüldü. İnceleyebildiğimiz kadarıyla bu çalışma sırasında ilk kez belirlediğimiz optimize T. asahii biyofilm oluşumu yönteminin de ülkemizde yapılacak olan daha sonraki çalışmalara ışık tutacağı kanaatindeyiz.

AntibiyofilmAntifungal ajanlarAntifungal aktivite+4
Sinem Ayaz
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Mukozaya uygulanabilen antifungal etkili formülasyonların hazırlanması ın vitro / eks vivo karakterizasyonu

Bu tez çalışması kapsamında vajinal kandidiyazis tedavisi için suda çözünürlüğü düşük azol grubu bir antifungal olan posakonazol (POS) ile mukoadezif ve mukusa penetre olabilen iki farklı formülasyon hazırlanmış ve bu formülasyonlar in vitro / eks vivo karakterizasyonları yapılarak değerlendirilmiştir. Tez çalışmasının ilk bölümünde, vajinaya uygulanacak mukoadezif bir formülasyon geliştirilmesi amacı ile suksinil-beta-siklodekstrin (Suc-β-CD) ile çalışılmıştır. Çok aşamalı bir reaksiyon yolağı izlenerek merkaptonikotinamit'in (6-MNA) Suc-β-CD halkası üzerine konjugasyonu sağlanmış ve oligomer Suc-β-CD'e mukoadezif özellik kazandırılmıştır. Ardından elde edilen ürünlerin POS ile inklüzyon kompleksleri hazırlanarak etkin maddenin çözünürlük özellikleri iyileştirilmiştir. İki farklı modifikasyon oranı ile sentezlenen Suc-β-CD-MNA türevleri kimyasal olarak karakterize edildiğinde elde edilen verilerde Suc-β–CD-MNA1 molekülüne 221,16±51,68 μmol / g, Suc-β-CD-MNA2 molekülüne ise 521,76±28,25 μmol / g 6-MNA'nın konjuge olduğu görülmüştür. Yapılan dissolüsyon testinde Suc-β-CD-MNA1'in POS'un laktat tampon içindeki dissolüsyonunu 49,13 kat arttırdığı, Suc- β-CD-MNA2'nin ise 33,61 kat arttığı gözlenmiştir. Mukoadezif özellikleri incelendiğinde, sentezlenen Suc-β-CD-MNA1 ve Suc-β-CD-MNA2 ile hazırlanan inklüzyon kompleksleri modifiye edilmemiş Suc-β-CD ile hazırlanan komplekslere kıyasla sırasıyla 21,574 ve 37,674 kat daha yüksek mukoadezyon sergilemiştir. Suc-β-CD-MNA türevleri ve POS ile hazırlanan inklüzyon komplekslerinin ayrıca sitotoksik profilleri ve antifungal etkileri araştırılmıştır. Tez çalışmasının ikinci bölümünde mukusa penetre olabilen bir formülasyon kullanılarak POS'un hidrofilik mukus engelini aşarak epitel tabakasına ulaşmasını sağlamak amaçlanmıştır. SNEDDS'in (kendiliğinden emülsifiye olan nano ilaç taşıyıcı sistemler) mukozal ilaç uygulama için önemli bir potansiyel taşıdığı son yıllarda yapılan araştırmalarda ortaya çıkmıştır. SNEDDS damlacıkları deformasyon yetenekleri ve yüzey özellikleri sayesinde mukus tabakasına penetre olabilirler. POS içeren SNEDDS damlacıklarının mukus penetrasyon özelliğini arttırmak amacıyla mukolitik ajan N-asetilsistein (NAC) ile katyonik polimer Eudragit RS 100 arasında iyonik bir kompleks (EU-NAC) hazırlanmış ve SNEDDS formülasyonuna eklenmiştir. Hazırlanan formülasyonlar, damlacık boyutu, polidispersite indeksi ve zeta potansiyel açısından incelenmiş,kısa süreli ve uzun süreli stabilite testleri yapılmış, etkin madde salım çalışmaları gerçekleştirilmiş ayrıca mukus permeasyon ve mukolitik özellikleri araştırılmıştır. Elde edilen verilerde mukolitik EU-NAC kompleksi içeren POS-EU-NAC-SNEDDS formülasyonunun, mukus permeasyonunun mukolitik ajan içermeyen POS-SNEDDS formülasyonuna göre 55,042 kat fazla olduğu görülmüştür. Yapılan in vitro mukolitik aktivite testinde EU-NAC-SNEDDS formülasyonunun 4 saat sonunda mukus viskozitesinin başlangıç değerinin yaklaşık %5'ine kadar düşürdüğü gözlenmiştir. SNEDDS formülasyonlarının için antifungal etkileri ve sitotoksik özellikleri değerlendirilmiştir. Ayrıca SNEDDS formülasyonlarından NAC salımını belirleyebilmek için Ellman Testi prensiplerine dayanan yeni bir salım metodu geliştirilmiştir. Mukozal dokuya ilaç uygulanmasında hem mukoadezif hem de mukusa penetre olabilen sistemlerin kendilerine özgü avantajları vardır. Gelecekte mukozal uygulamalar için ilaç geliştirilmesindeki eğilimin her iki tip formülasyonun üstün özelliklerinin aynı formülasyonda kombine edilmesiyle yeni ilaç taşıyıcı sistemlerin tasarlanması yönünde olacağı düşünülmektedir.

Antifungal ajanlarFarmasötik teknolojiMukozalar+5
Çağrı Çalışkan
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Antienflamatuvar etkili propolis yüklü lipozomal formülasyonların hazırlanması ve karakterizasyonu

Yara enfeksiyonları tüm dünyada milyonlarca insanı etkilemektedir. Özellikle kronik yaralarda uzun süren tedavi sürecinde gelişen enfeksiyonu önlemek amacıyla, antimikrobiyal ve antifungal etkiye sahip etkin maddeler kullanılmaktadır. Ayrıca, yara bölgesinde oluşan doku hasarının onarım sürecinde oksijen radikalleri oluşmaktadır. Antioksidan maddeler, yara bölgesini serbest radikal hasarlarına karşı korurlar ve böylece yara iyileşmesini hızlandırırlar. Doğal bir arı ürünü olan propolis, içeriği nedeniyle hem antimikrobiyal/antifungal hem de antioksidan özelliğe sahiptir. Bu nedenle, yara tedavisi için topikal formülasyonlar tasarlamak amacıyla kullanılmıştır. Konvansiyonel yaklaşımlara kıyasla daha etkili ve daha az yan etkili olması bakımından, nanotaşıyıcı sistemler, terapötik maddelerin uygulanması için önemli potansiyel uygulamalara sahiptir. Bu sistemler arasında lipozomlar, deri lipitlerine benzer yapıda olması nedeniyle etkin madde geçişini arttıran, veziküler yapıda ilaç taşıyıcı sistemler olarak dikkat çekmektedirler. Bu amaçla tez çalışmamızda ilk olarak propolis yüklü lipozom formülasyonları hazırlanmış, karakterizasyon (partikül boyutu dağılımı, polidispersite indeksi, zeta potansiyel, morfoloji, pH, yükleme kapasitesi, enkapsülasyon etkinliği) ve stabilite çalışmaları yapılmıştır. İn-vitro salım çalışmalarının ardından, optimize edilen formülasyonlar in-vitro antioksidan aktivite (serbest radikal süpürme kapasitesi ve troloks eşdeğer antioksidan kapasite tayini yöntemi) ve antimikrobiyal/antifungal aktivite çalışmaları ile değerlendirilmiştir. İdeal lipozom formülasyonu belirlenmiş ve topikal uygulamaya elverişli viskoziteyi sağlamak için, hidroksipropilmetilselüloz (HPMC) jel içinde dağıtılmıştır. Hazırlanan lipozomal jel formülasyonları; pH, reoloji, mekanik özellikler ve stabilite açısından değerlendirilmiştir. Sonuç olarak; bu tez çalışmasında hem antioksidan hem de antimikrobiyal etkiye sahip propolis yüklü lipozomal jel formülasyonları ile, yara tedavisinde topikal uygulamaya yönelik etkin ve yenilikçi bir alternatif geliştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Propolis, lipozom, jel antioksidan aktivite, antimikrobiyal/antifungal aktivite

Antifungal ajanlarAntiinflamatuar ajanlarAntioksidanlar+3
Ayşegül Aylin Aytekin
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Bakır/gümüş/çinko oksit (CuAg/ZnO) partiküllerinin ultrasonik sprey piroliz yöntemiyle üretimi

Çağımızın en gözde teknolojilerinden biri olan nanoteknoloji, malzemelerin yapısında atomik boyuta inmemizi ve nanobilim ile farklı özelliklerin tanımlanmasını ve elde edilmesini sağlamaktadır. Özellikle son dönemde yapılan çalışmalar ile insanoğlunun hayatında tekstil, uzay/havacılık endüstrisi, enerji, elektrik/elektronik, yapı ve inşaat, kimya, tıp, çevre ve gıda gibi birçok alanda devrim niteliğinde değişikler sağlayan nanoteknoloji bunu malzemelerin özelliklerine ve fonksiyonlarına atomik boyutta müdahale etme yetisine borçludur. Dünyada gün geçtikçe artış gösteren bir pazara sahip olan naoteknoloji, ülkemizde bireysel çalışmalar ile birlikte devlet katkılı (Kalkınma Ajansı, Tübitak) destekler ile adım adım gelişim göstermektedir. Önümüzdeki yıllarda bu pazarın daha da genişleyerek artması beklenmektedir. Nanopartiküller, ince filmler, nanokompozitler, yarıiletkenler, ileri teknoloji seramik ve polimerler ülkemizde üzerine en çok çalışılan nanoteknoloji uygulama alanlarındandır. 100 nm ve altı skalasında bulunan partikül ve malzemeler nano yapıda bulunmaktadırlar. Nano ölçekte partiküller, makro boyutta partiküllerin tabii olduğu klasik fizik kuralları çerçevesinde değil, kuantum mekaniği kuralları çerçevesinde incelenmektedir. Manyetik, elektronik ve optik gibi birçok özellik bu sayede nano ölçekteki partiküller arasındaki bağların kolayca değişimiyle farklılık gösterebilmektedir. Nanopartiküllerin/malzemelerin üretiminde yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yukarıya olmak üzere iki temel yaklaşım bulunmaktadır. Yukarıdan aşağıya yaklaşımında; hacimsel malzemelere mekanik etki uygulanarak malzemeyi nano boyutlara indirgemek esas alınırken, aşağıdan yukarıya yaklaşımında ise atom veya moleküllerden nano boyutlu yapılara ulaşmak temel hedeftir. Bu iki yaklaşım, birden fazla üretim yöntemini kapsamaktadır. Ultrasonik Sprey Piroliz (USP) yöntemi, aşağıdan yukarıya yaklaşımı başlığı altında bulunan bir üretim yöntemidir. Kontinu bir üretim yöntemi olması, multifonksiyonel uygulamalara elverişliliği ve nihai ürün oluşumunda ekonomik açıdan düşük maliyetler gerektirmesi USP üretim yönteminin başlıca avantajlarındandır. USP üretim yöntemi, yüksek saflıkta, dar boyut aralığında, homojen bileşimde, küresel morfolojide ve aglomere olmamış nihai metalik, intermetalik, seramik ve kompozit yapılardaki nanopartiküllerin üretimini sağlamaktadır. Endüstriyel üretime de elverişli olan USP yöntemi; bir reaktörün içinde atomize edilen çözeltinin damlacıklarının kuruması, damlacıkların büzülmesi, termal parçalanma ve redüksiyon, son olarak nihai ürünün sentezlenmesi olmak üzere 4 temel adımdan oluşmaktadır. Aerosol oluşumu adımı üretim sürecinin başlangıç adımı olup büyük bir öneme sahiptir. Bu adımda atomizör içerisinde bulunan çözelti piezoelektrik seramik dönüştürücülerin sağladığı ultrasonik ses dalgaları aracılığıyla aerosol haline geçer. Aerosol formu, termal tepkimelerin yaşandığı fırın ortamına taşınır. Çözeltideki metal için uygun tepkime sıcaklıklarında redüklenme gerçekleşir ve nihai ürün elverişli sıvı içerisinde toplanır. Son yıllarda özellikle günlük hayatımız ve toplu yaşama alanlarında antifungal ve antibakteriyel uygulamalar konusu üzerine bir çok araştırma ve inceleme yapılmaktadır. İnsan sağlığını olumsuz etkileyen bu organizmalara (Bakteri ve Fungiler) karşı özellikle gümüş ve bakır metal iyonlarının etkisi tartışmasız odak noktası olmuştur. Gümüş ve bakır, özellikle bakteri ve fungilerin büyümesini engellemede, onları öldürmede oldukça etkili olduğu bilinen antibakteriyel ve antifungal özelliğe sahip metallerin başında gelmektedirler. Çok eski yıllardan beri gemilerin alt kısmındaki yosunların oluşumunu engellemek için kullanıldığı bilinen bakır, günümüzde özellikle medikal ve tekstil sektöründe mikrobiyal gelişimi önlemek için kullanılmaktadır. Gümüş ise yine benzer özelliklerinden dolayı, tekstil ürünleri, tıbbi cihazlar, ev-elektrik aletleri, kozmetik, spor ürünleri ve metal ve polimer gibi yüzey kaplama alanlarında antibakteriyel ajan olarak sıklıkla kullanılmaktadır. Bakır ve Gümüş'ün yanında çinko oksit, n-tipi yarı iletken oksit olması, fotokatalitik, termal ve kimyasal kararlılık ve antibakteriyel özelliklerinden dolayı (Ag'e iyi alternatif olması nedeniyle) elektronik sektörü, kimya sanayi, kozmetik ve tekstil endüstrisinde geniş kullanım bulmaktadır. Gümüş iyonları bakterinin içine doğru difüze olur ve burada bakterinin enzimiyle reaksiyona girerek enzime bağlanır. Bu şekilde bakterilerin büyümesi ve çoğalması engellenmiş olur. Yine buna benzer şekilde bakır iyonlarının, mantar ve bakterilerin hücre duvarlarına saldırmasıyla da bu etki sağlanabilir. Bu olumsuz etkiler göz önünde bulundurulduğunda bakteri ve mantar etkilerini kontrol etmek ve bu etkileri incelemek ihtiyacının olduğu açıktır. Bu nedenle bakır ve gümüş nano partiküllerinin kullanılmasıyla geliştirilmiş antimikrobiyel yüzeyleri elde etmek için bir çok yaklaşım öne sürülmüştür. Bu çalışmada; yüksek safiyetteki metal tuzlarının çözeltilerinden hareketle küresel morfolojiye sahip, gümüş oranı REACH (Registration, Evaulation, Restriction and Authorisation of Chemicals, EC1907/2006) yönetmeliği çerçevesinde gümüşü azaltılmış CuAg/ZnO nanokompozit partiküllerinin Ultrasonik Sprey Piroliz ve Hidrojen Redüksiyonu (USP-HR) yöntemi ile tek adımda nano boyutta üretimi ve yapısal karakterizasyon çalışmaları ile birlikte antifungal ve antibakteriyel özelliklerinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Deneysel çalışmalarda, CuAg/ZnO nanokompozit partiküllerinin üretimi için başlangıç çözeltisinin hazırlanmasında yüksek safiyette gümüş nitrat (AgNO3), bakır nitrat [Cu(NO3)2.3H2O] ve çinko nitrat [Zn(NO3)2.7H2O] tuzları kullanılmıştır. Partikül boyutu üzerinde etkin olan farklı konsantrasyonlardaki Bakır-Gümüş-Çinko nitrat başlangıç çözeltileri, saf su kullanılarak hazırlanmıştır. Sıcaklık, çözeltilerdeki bileşenlerin molar oranları ve sıcaklık parametresi değiştirilerek 4 farklı grupta toplanmak üzere toplamda 14 adet numune elde edilmiştir. Üretilen tozların toplandığı toplama (gaz yıkama) şişelerinde %99,9 safiyette etanol (C2H5OH) kullanılmıştır. Üretilen nanokompozit partiküllerinin faz analizleri için X-ışınları difraktometresi (XRD), boyut ve morfolojilerinin tespit edilmesi için taramalı elektron mikroskobu (SEM), partiküllerin içerdiği elementlerin oranlarını belirlemek için ise enerji dağılım spektroskopisi (EDS) kullanılmıştır. Üretilen CuAg/ZnO nanokompozit partiküllerinin küresel morfolojide birincil ve ikincil partiküllerden oluştuğu SEM incelemeleri sonucunda belirlenmiş olup, EDS analizleri sonucunda yapının Cu, Ag ve O'den oluştuğu tespit edilmiştir. Yapılan XRD faz analizleri sonucunda elde edilen XRD paternlerinden nanokompozit partiküllerin yapısında Ag, Cu ve ZnO fazları tespit edilmiştir. XRD ve SEM analizleri sonucunda Ag, Cu ve ZnO kristalin yapılarının kompozit partikülleri içerisinde bulunabilmesi için USP-HR tekniğinde redüksiyon sıcaklığı 600 oC olarak belirlenmiş ve çözeltideki Zn2+ içeriğinin arttırılmasının uygun olacağı belirlenmiştir. Antibakteriyel aktivite açısından CuAg/ZnO nanokompozit partiküllerinin gelişmiş antibakteriyel (%100) etki gösterdiği ve antifungal özellik açısından da CuAg/ZnO nanokompozit partikülleri gerek "Katı Besiyerine Ekim Yöntemine" göre gerekse "Sıvı Besiyerine Ekim Yöntemine" göre Aspergillus niger'e karşı antimantar özellik gösterdiği belirlenmiştir.

Antibakteriyel aktiviteAntifungal ajanlarNano yapı+2
Tolga Çakmak
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda mankozeb ile indüklenen hepatotoksisite ve nefrotoksisitede N-asetilsisteinin etkilerinin incelenmesi

Mankozeb, tarımda yaygın olarak kullanılan bir fungisittir. Bu bileşiğin uzun süreli maruziyetle karaciğer ve böbrek dokularında toksik etki oluşturabildiği bilinmektedir. N-asetilsistein (NAC) ise antioksidan özellikleri sayesinde çeşitli toksisitelerde koruyucu bir ajan olarak değerlendirilmektedir. Bu tez çalışmasında, mankozebin sıçanlarda oluşturduğu hepatotoksisite ve nefrotoksisiteye karşı NAC'ın olası koruyucu etkileri araştırılmıştır. Araştırmada toplam 32 adet yetişkin Wistar albino soyu erkek sıçan kullanılmıştır. Hayvanlar, randomize olarak Kontrol, Mankozeb (500 mg/kg), NAC (200 mg/kg) ve Mankozeb (500 mg/kg) + NAC (200 mg/kg) şeklinde dört gruba ayrılmıştır. Mankozeb oral gavaj ile her gün NAC ise intraperitoneal yolla haftada 2 gün olmak üzere 28 gün süresince uygulanmıştır. Süre sonunda hayvanlar sakrifiye edilerek kan, karaciğer ve böbrek doku örnekleri alınmıştır. Oksidatif hasarın belirlenmesi amacıyla Oksidatif Stres İndeksi (OSİ) ölçülmüştür. Mankozeb uygulamasıyla birlikte TOS düzeyinde artış, TAS düzeyinde ise azalma sonucu OSİ değerinin anlamlı şekilde yükseldiği belirlenmiştir (p˂0,05). NAC uygulaması bu parametrelerde anlamlı düzelme sağlamıştır (p˂0,05). Serum biyokimyasal analizlerde mankozeb grubunda ALT, AST, GGT, üre, kreatinin ve bilirubin değerlerinde belirgin yükselmeler saptanmıştır (p˂0,05). NAC uygulanan gruplarda bu parametrelerin değerleri sağlıklı kontrol grubu ile benzerdi (p>0,05). Mankozeb uygulanan gruplarda inflamasyona ve apoptoza bağlı genlerde (iNOS, COX-2, TNF-α, IL-1β, Bax, Kaspaz-3) ekspresyon artışı, anti-apoptotik Bcl-2 gen ekspresyonunda ise azalma tespit edilmiştir. NAC uygulaması ile bu gen ekspresyon seviyelerinde anlamlı düzelme kaydedilmiştir. Histopatolojik incelemelerde mankozeb grubunda karaciğer ve böbrek dokularında yapısal bozulmalar, hücre kayıpları, nekroz ve inflamatuar infiltrasyonlar gözlenmiştir. NAC ile bu dokularda histolojik bütünlüğün büyük ölçüde korunduğu ve hasarın hafifletildiği saptanmıştır. Sonuç olarak, NAC'ın antioksidan, antienflamatuvar ve antiapoptotik özellikleriyle mankozebin neden olduğu hepatotoksik ve nefrotoksik etkilere karşı koruyucu bir etkinliğe sahip olduğu ortaya konulmuştur.

Antifungal ajanlarBöbrekKaraciğer+2
Ali Çakırlı
Pamukkale University · Institute of Health Sciences
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Klinik örneklerden izole edilen Fusarium suşlarının antifungal duyarlılıklarının ve virülans faktörlerinin araştırılması

Fusarium türleri doğada yaygın olarak bulunan küf mantarları olup insanlarda keratit ve onikomikoz başta olmak üzere invaziv veya invaziv olmayan çeşitli enfeksiyonlara yol açmaktadır. Fusarium cinsi, tür komplekslerine, tür kompleksleri de türlere ayrılmıştır. Bu identifikasyonun morfolojik özelliklere göre yapılmasının zorluğu nedeniyle tür tanısında moleküler yöntemlerin kullanımı önerilmektedir. Fusarium suşlarınının antifungal duyarlılık testi sonuçlarının ve virülans faktörlerinin türden türe değişme olasılığı bulunması nedeni ile identifikasyonları önem taşımaktadır. Bu çalışmada Fusarium suşlarının moleküler yöntemlerle identifikasyonu, sıklıkla kullanılan antifungaller için duyarlılık testlerinin yapılması ve bazı virülans faktörlerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamızda, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarında 2017-2022 yılları arasında çeşitli klinik örneklerden izole edilen Fusarium suşları ITS bölgesinin dizi analizi ile tür kompleksi düzeyinde tanımlanmıştır. Suşların amfoterisin B, vorikonazol ve posakonazol duyarlılık testleri sıvı mikrodilüsyon metodu ile yapılmıştır. Fusarium suşlarının proteaz, fosfolipaz, esteraz aktiviteleri ve biyofilm oluşturma yetenekleri fenotipik testlerle araştırılmıştır. Tür kompleksleri ile virülans faktörleri ve antifungaller için saptanan mininum inhibitör konsantrasyonu (MİK) değerleri arasında istatistiksel bir ilişki olup olmadığı araştırılmıştır. Laboratuvarımızda çeşitli klinik örneklerden izole edilmiş 22 Fusarium suşunun 10'u F. solani tür kompleksi, altısı F. fujikuroi tür kompleksi, beşi F. oxysporum tür kompleksi, biri F. incarnatum-equiseti tür kompleksi olarak tanımlanmıştır. Antifungal duyarlılık testi sonucunda suşların MİK90 değerlerinin amfoterisin B için 16 µg/ml, vorikonazol ve posakonazol için >32 µg/ml olduğu görülmüştür. Fusarium oxysporum tür kompleksi suşlarında posakonazol MİK değerleri, diğer tür kompleksi suşlarına göre istatistiksel olarak anlamlı oranda düşük saptanmıştır. Fusarium suşlarının yedisinin (%32) proteaz testi pozitif, 21'inin (%95) esteraz testi pozitif, 13'ünün (%59) fosfolipaz testi pozitif, 12'sinin (%55) biyofilm testi pozitif olarak saptanmıştır. Fusarium solani tür kompleksi suşlarının F. oxysporum tür kompleksi ve F. fujikuroi tür kompleksi suşlarına göre daha yüksek oranda biyofilm oluşturması istatistiksel olarak anlamlı bulunmuş, diğer virülans faktörleri için türler arasında anlamlı fark bulunamamıştır. Çalışmamızda Fusarium suşlarının amfoterisin B, vorikonazol ve posakonazol için saptanan MİK değerleri ile proteaz, fosfolipaz ve esteraz enzimleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmamıştır. Sonuç olarak, Fusarium türlerinin tanımlanmasında moleküler yöntemlerin kullanımının gerekli olduğu, Fusarium türlerinin virülans faktörleri ve antifungal duyarlılığı ile ilgili daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç olduğu görüşüne varılmıştır. Anahtar sözcükler: Fusarium, dizi analizi, proteaz, esteraz, fosfolipaz, biyofilm, antifungal duyarlılık.

Antifungal ajanlarAntifungal duyarlılık testleriBiyofilmler+7
Berkay Yüksel
Aydın Adnan Menderes University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı yeni triazol türevlerinin sentezleri ve antifungal etkilerinin araştırılması

Sistemik fungal enfeksiyonlar, immün sistemi baskılanmış hastalarda önemli morbidite ve mortalite nedenidir. Son yirmi yılda özellikle Candida türlerine bağlı olarak bu tür fungal enfeksiyonların görülme sıklığı önemli ölçüde artmıştır.Yaşamı tehdit eden fungal enfeksiyonların görülme sıklığının artışı, bu enfeksiyonları tedavi etmek için yeni ilaçlara olan ihtiyacı artırmıştır.Literatürde triazollerin en çok kullanılan ve çalışılan antifungal ilaç sınıfı olduğu görülmektedir. Son yıllarda bu bileşiklerin yaygın kullanımı direnç gelişimine neden olmuştur.Bu çalışmanın amacı, yeni triazol türevleri sentezlemek ve antifungal etkilerini araştırmaktır.2-Kloro-N-(benzotiyazol-2-il)asetamid türevlerinin 4-amino-5-(2-siklohekzil/(4-hidroksifenil)etil)-4H-1,2,4-triazol-3-tiyol ile reaksiyonuyla 4-amino-5-(2-siklohekzil/(4-hidroksifenil)etil)-3-[N-(benzotiyazol-2-il)asetamido]tiyo-4H-1,2,4 -triazol türevleri hazırlanmıştır.Bu bileşiklerin yapıları, kızıl ötesi, 1H-nükleer manyetik rezonans, 13C-nükleer manyetik rezonans, kütle spektrumları ve elementel analiz ile aydınlatılmıştır.Sentezlenen bileşiklerin farklı Candida türlerine karşı antifungal etkileri değerlendirilmiştir.

1,2,4-triazolAntifungal ajanlarAntifungal duyarlılık testleri+3
Mehlika Dilek Altıntop
Anadolu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı yeni imidazol türevlerinin sentezleri ve antikandidal etkilerinin incelenmesi

Son zamanlarda tüm dünyada mantar enfeksiyonlarında ciddi bir artış gözlenmiştir. Antifungal tedavi uzun süre ilaç kullanımını gerektiren bir sorundur. Tedavide kullanılan ilaçlara karşı direnç gelişimi en önemli problemlerdendir. Fungal enfeksiyonların görülme sıklığının artışı, bu enfeksiyonları tedavi etmek için yeni ilaçlara olan ihtiyacı artırmıştır. İmidazol halkası, yeni antifungal ilaç geliştirme çalışmalarında medisinal kimyacılar tarafından potansiyel antifungal etkisinden dolayı sıklıkla tercih edilmektedir. Be nedenle sunulan çalışmada bazı yeni imidazol türevlerinin sentezlenmesi ve antifungal etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışmada laboratuvar şartlarında hazırlanan 2-Kloro-N-[4-((1H-imidazol-1-il)metil)fenil]asetamid bileşiği ile ditiyobarmat tuzlarının reaksiyonu sonucu 2-sübstitüetiyokarboniltiyo-N-[4-((1H-imidazol-1-il)metil) fenil]-asetamid türevleri elde edilmiştir. Bu bileşiklerin yapıları, IR ve 1H-NMR spektral bulguları ve elemental analiz sonuçları ile aydınlatılmıştır. Sentezlenen bileşiklerin antifungal etkileri Candida türleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Ketokonazol standart antifungal madde olarak kullanılmıştır. Mikrobiyolojik çalışmalar sonucunda, sentezlenen bileşiklerin orta derecede antifungal etkinliğe sahip olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: imidazol, ditiyokarbamat, enfeksiyon, antifungal etki

Antifungal ajanlarDitiyokarbamatEnfeksiyonlar+3
Firuze Diyar Altundağ
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

DNA metiltransferaz inhibitörü RG108 ve histon deasetilaz inhibitörü trikostatin a'nın nörit gelişiminde epigenetik etkilerinin karşılaştırılması

Nörodejeneratif hastalıkların nöropatolojisi genel olarak, beynin spesifik bölgelerindeki spesifik nöronların kaybı veya atrofisi ile ilişkilendirilir. Rejenerasyonun olmayışı; hasarlı nöronların ölümü, rejenerasyon kapasitesindeki düşüş, büyümeyi destekleyen nörotrofik faktörlerin eksikliği, rejenerasyon ve büyümeyi engelleyici santral sinir sistemi ortamı gibi nedenlerden kaynaklanmaktadır. Nörojenezin başlıca morfolojik karakteristiği, akson uzaması ve dendrit dallanmasının takip ettiği nörit gelişimidir. Nöritojenik maddeler, nöronal hücrelerdeki nörit gelişimini stimüle edebilme yetenekleri nedeniyle nöronal hasarların tedavisinde umut vadetmektedir. Susturulmuş genlerin aktivasyonu, kromatinin yeniden düzenlenmesi ve transkripsiyon gibi hücresel mekanizmalar üzerine etkili ve küçük moleküllü epigenetik ilaçların, nörotrofik faktörler ile kombinasyonu, nöronal hasarlarda alternatif bir yaklaşımdır. Bu çalışmada, iki yeni epigenetik ilaç olan, bir histon deasetilaz inhibitörü Trikostatin A ve bir DNA metiltransferaz inhibitörü RG108'in PC-12 Adh hücre hattı üzerindeki nöronal farklılaşma ve nörit gelişimi üzerine etkilerini karşılaştırmak amaçlanmıştır. İki ilacın sitotoksisitesi MTT yöntemiyle belirlenmiştir. Hücre farklılaşması, migrasyon ve invazyon analizleri için Gerçek Zamanlı Hücre Analiz Sistemi (RTCA DP) kullanılmıştır. Hücre migrasyonu verileri morfolojik olarak da test edilmiştir. Nörit gelişimi sonrasında hücrelerdeki Matriks metalloproteinaz-2 (MMP-2) miktarı, ELIZA tekniğiyle ölçülmüştür. Son olarak, nörit gelişimi immünofloresan boyalar yardımıyla fotoğraflanmış ve PC-12 Adh hücre hattı nörit analizi yapılmıştır. Deney sonuçlarına göre, hem Trikostatin A hem de RG108'in, sinir büyüme faktörü ile kombine halde, PC-12 Adh hücre hattında nöronal farklılaşma ve nörit gelişimini indükleyici etkileri bulunmuştur. Hücre farklılaşması, migrasyon, invazyon ve nörit gelişimi üzerine Trikostatin A, RG108'den daha etkili bulunmuştur.

Antifungal ajanlarDNAEnzime bağlı immünosorbent testi+7
Elif Kaya
Anadolu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
Master'sOpen AccessTR

2-sübstitüe-n-[4-(1H-imidazol-1-İL)fenil] asetamid türevlerinin sentezi ve antimikrobiyal aktivitelerinin incelenmesi

Günümüzde pek çok antimikrobiyal ajan olmasına karşın, istenmeyen yan etkiler, toksik etkiler ve direnç problemleri gibi bazı durumlar yüzünden tedaviler yetersiz ve eksik kalmaktadır. Bu nedenle, farklı metodlarla daha az yan etkili, yeni ve etkili bileşiklere ulaşabilmek amacıyla bu alandaki çalışmalar halen devam etmektedir. Bu tez kapsamında 2-Kloro-N-[4-(1H-imidazol-1-il)fenil]asetamid bileşiği ile çeşitli merkapto azol türevlerinin reaksiyonu sonucu 14 adet 2-sübstitüe-N-[4-(1H-imidazol-1-il)fenil]asetamid türevleri sentezlenmiştir. Sentezlenen bileşiklerin yapıları spektroskopik yöntemler ve elemental analiz ile aydınlatılmıştır. Bileşiklerin antimikrobiyal etkileri in vitro aktivite testleri ile belirlenmiştir. Antibakteriyel etki testleri, Staphylococcus aureus ATCC 25923, Enterococcus faecalis ATCC 29212, Enterococcus faecalis ATCC 51922, Listeria monocytogenes ATCC 1911, Klebsiella pneumoniae ATCC 700603, Pseudomonas aeruginosa ATCC 27853, Escherichia coli ATCC 35218 ve Escherichia coli ATCC 25922 türleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Kloramfenikol standart antibakteriyel madde olarak kullanılmıştır. Antifungal aktivite testleri ise Candida albicans ATCC 90028, Candida glabrata ATCC 90030, Candida krusei ATCC 6258 ve Candida parapsilopsis ATCC 22019 türleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Ketokonazol standart antifungal madde olarak kullanılmıştır. Mikrobiyolojik çalışmalar sonucunda, sentezlenen bileşiklerin orta derecede antimikrobiyal etkinliğe sahip olduğu tespit edilmiştir.

AntibiyotiklerAntienfektif ajanlarAntifungal ajanlar+5
Ayşen Işık
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni tiyazol türevlerinin sentezi ve biyolojik etki çalışmaları

Medisinal kimyada, antikanser ve antifungal ilaç tasarlama ve geliştirme çalışmalarında yeni tiyazolil hidrazon türevleri önem kazanmıştır. Bu çalışmada, kinolin halkası taşıyan yeni tiyazolil hidrazon türevleri sentezlenmiştir. Elde edilen bileşiklerin yapıları, IR, 1H NMR, 13C NMR, kütle spektrumları ve elementel analiz ile aydınlatılmıştır. Sentezlenen bileşiklerin antikandidal etkileri disk difüzyon yöntemi ile değerlendirilmiştir. Ayrıca bu bileşiklerin A549 insan akciğer adenokarsinoma, HepG2 insan hepatosellüler karsinoma, MCF-7 insan meme adenokarsinoma ve NIH/3T3 fare embriyonik fibroblast (sağlıklı) hücre dizileri üzerine sitotoksik etkileri MTT yöntemi ile araştırılmıştır. 4-(4-Florofenil)-2-(2-((kinolin-4-il)metilen)hidrazinil)tiyazol (4), 1 mg/mL konsantrasyonda Candida albicans ve Candida krusei'ye karşı antifungal etki göstermiştir. Antikandidal etkinliği nedeniyle, 4 no'lu bileşiğe Ames MPF genotoksisite testi uygulanmıştır. MTT ve Ames MPF testlerinde, 4 no'lu bileşiğin sitotoksik ve genotoksik etki göstermediği tespit edilmiştir. 4-(Naftalen-2-il)-2-(2-((kinolin-4-il)metilen)hidrazinil)tiyazol (10) bileşiğinin A549 ve MCF-7 hücre dizilerine karşı pozitif kontrol olan cisplatinden daha selektif antikanser etki gösterdiği saptanmıştır. Bunun yanı sıra 4-(4-klorofenil)-2-(2-((kinolin-4-il)metilen)hidrazinil)tiyazol (5) bileşiği HepG2 hücre dizisine karşı cisplatinden daha selektif antikanser etki göstermiştir. Selektivite indekslerinin yüksek olması nedeniyle, bu bileşikler ilerleyen araştırma süreçlerine katılmaya aday bileşikler olarak görülmektedir.

Antifungal ajanlarAntineoplastik ajanlarEczacılık+4
Ali Ergüç
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessEN

Synthesis and antimicrobial activity of 3,5-disubstituted-1,3,4-oxadiazole derivatives

In this study, twenty two original derivatives of 5-(3,4-dichlorophenyl)-3-(4-substitutedpiperazino)methyl-1,3,4-oxadiazole-2(3H)-one have been synthesized. Their antimicrobial activity was screened compared to reference drug nystatin. 5-(3,4-Dichlorophenyl)-3-(4-substitutedpiperazino)methyl-1,3,4-oxadiazole-2(3H)-ones were synthesized by the reaction of 3,4-dichlorobenzoic acid as the starting material with hydrazine hydrate. Triethylamine, 1,1?-carbonyldiimidazole and tetrahydrofurane were added to synthesize 1,3,4-oxadiazole ring. 5-(3,4-Dichlorophenyl)-3-(4-substituted piperazino)methyl-1,3,4-oxadiazole-2(3H)-one derivatives were obtained by Mannich reaction of appropriate piperazine derivatives with 1,3,4-oxadiazole.The physical properties and Rf values on thin layer chromatography of the synthesized compounds were determined. Structure identification of the compounds was done by IR, 1H-NMR, 13C-NMR spectra, X-Ray crystallography and elemental analyses. Antimicrobial activity screening of compounds were determined by disc-diffusion methods against Aspergillus sp., Fusarium oxysporium, Botrytis cinerea, Penicillium sp., Bacillus megatarium, Escherichia coli, Staphylacoccus aureus and Pseudomonas aeruginosa strains.According to the activity studies, all compounds possess selective antifungal effect. Compound 2 and 8 show better activity against Aspergillus sp. Compound 15, 17, 18 and 20 show similar activity whereas; 1, 2 and 10 have higher activity against Fusarium oxysporium compared to nystatin. Compound 2, 3, 4 and 16 show preferable activity and also Compound 15 show efficient activity against Botrytis cinerea. Except compounds 5 and 9, all 5-(3,4-dichlorophenyl)-3-(4-substitutedpiperazino)methyl-1,3,4-oxadiazole-2(3H)-one derivatives show moderate to better activity than standard against Penicillium. Among all novel synthesized 1,3,4-oxadiazole derivatives, compound 2 and 15 possess best antimicrobial activity.

Anti infective agentsAntifungal agentsAnthelmintics+3
İrem Özkan
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Padina pavonica ekstraktının antifungal etkisinin saptanması

Padina pavonica kahverengi algler familyasının bir üyesi olup, fitoksantinin baskınlığından ötürü rengi koyu olduğundan kahverengi alg ailesine dahil edilmiştir. İçerdiği vitamin, mineral, amino asit ve lipitler açısından birçok canlı için besin kaynağı olmaktadır. Diğer canlılar için habitat sağlaması biyoçeşitlilik için ayrıca önem sağlamaktadır. Gıda başta olmak üzere, kozmetik, yem sanayi ve ilaç sanayisinde kullanılanılan Padina pavonica, yapılan antimikrobiyal etkinlik çalışmalarında hem antibakteriyel hemde antifungal etkisinin olduğu bildirilmiştir. Son yıllarda immün sistemini baskılayan ilaçların, antibiyotiklerin ve antifungallerin düzensiz kullanımı sonucu mantar enfeksiyonlarında artış görülmektedir. Giderek artan direnç problemi ve sınırlı antifungaller sebebiyle yeni antifungal araştırmalarını hızlandırmaktadır. İnsanlarda patojen olan Candida albicans, Aspergillus fumigatus ve Trichophyton rubrum' un antifungal duyarlılık testleri yapılarak Amfoterisin B ve Flukanozol'e olan duyarlılığını, elde etmiş olduğumuz 10 farklı özütle in-vitro antimikotik etkileri karşılaştırarak güncel direnç problemlerine alternatif bir çözüm üretmektir. Kullanılan çözücülerden en etkili olan di-etil eter, kurutma yöntemlerinden etkilenmemiş olup Padina pavonica'dan elde edilen özütlerinin hem Aspergillus fumigatus'a hemde Candida albicans'a antifungal etkinliği bulunmuştur. Diğer bir çözücü olan hekzanın liyofilizasyon yöntemi ile kurutulan Padina pavonica'dan elde edilen özütünün Trichophyton rubrum'a etkili olan tek özüt olmuştur. Ayrıca hekzanın oda ısısında kurutma yöntemi ile elde edilen Padina pavonica özütünün Candida albicans'a karşı etkinliği saptanmıştır. Kullanılan diğer çözücülerin aseton ve etanolün oda ısısında kurutma yöntemi ile elde edilen Padina pavonica özütünün Candida albicans'a karşı etkinliği bulunmuştur. Bu çalışmada sonuç olarak Padina pavonica'nın antifungal etkinliği saptanmış olup alternatif bir antifungal olabileceği düşünülmektedir.

AlglerAntifungal ajanlarAntifungal duyarlılık testleri+1
Ümit Babacan
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fungal infeksiyon tanısıyla vorikonazol tedavisi almakta olan hastaların serum vorikonazol düzeyinin saptanması ve bunu etkileyen faktörler

Vorikonazol triazol grubundan geniş etki spektrumuna sahip antifungaldir. P450 enzimlerinden CYP2C19, CYP2C9 ve CYP3A4 tarafından metabolize edilir. Bu enzimleri etkileyen bazı faktörler, genetik polimorfizm, yaş, karaciğer fonksiyonları ve eş zamanlı kul-lanılan diğer ilaçlar vorikonazol metabolizmasını ve plazma konsantrasyonunu etkiler. Vorikonazol farmakokinetiğindeki farklılıklar; etkinliğinde azalma ve toksisite ile ilişkili ola-bilir. Bu nedenle plazma düzeyinin ölçülmesi yeterli plazma konsantrasyonunun sağlandığının bilinmesi, toksisitenin önlenmesi ve hastaların tedavisinin yönlendirilmesi açısından önemli olacaktır. Biz bu projede hastanemizde fungal infeksiyon tanısıyla vorikonazol tedavisi al-makta olan hastalarda vorikonazolün serum düzeyini ve bunu etkileyen faktörleri, tedavi dozu monitorizasyonunun gerekip gerekmediğini ortaya çıkarmayı amaçladık. Bu amaçla invazif mantar infeksiyonu tedavi veya profilaksi amacıyla vorikonazol tedavisi verdiğimiz hastalardan tedavinin başlangıcından sonraki 24.-48. saat ve 7. gün vorikonazol düzeyinin ölçümü amacıyla kan aldık. Yirmidokuz hastadan 77 vorikonazol plazma konsantrasyonu ölçtük. Ölçümlerde yüksek performasyonlu likid kromatografi yöntemini Roffey ve ark.?nın tarif ettiği metodu modifiye ederek kullandık. İlaç serum düzeyinin hastaların yaşı, cinsiyeti ve eş zamanlı kullanılan diğer ilaçlarla ilişkisi yoktu. Vorikonazol serum düzeyine etkisi olmadığı için ilaç dozunun bu parametrelere göre ayarlanmasına gerek yoktur. Kullanım şekli serum düzeyini etkilememektedir. Çalışmamızda ilacın kullanım dozunun 1 mg/L ve üzerindeki etkin konsantrasyona ulaşmasına da etkisi yoktu. Serum düzeyi ile etkinlik ve mortalite arasında da anlamlı ilişki saptamadık. Yükleme dozu verilen hastaları verilmeyen hastalarla karşılaştırdığımızda yükleme dozu verilen hastalarda ilk doz sonrası yirmidördüncü saatte 1 mg/L ve üzerindeki etkin serum düzeyine daha fazla ulaşıldı. Etkin serum düzeyine daha erken 24. saatte ulaşılması için yükleme dozu verilmelidir. Günlük 400 mg?ın üzerindeki dozda kullanılması ve tedavi başlangıcında hipoproteineminin olması ilacın toksik düzey olan 5,5 mg/L?nin üzerindeki serum düzeyine ulaşmasına etkili faktörlerdir. Aynı zamanda günlük 400 mg?ın üzerindeki dozda kullanılması ve tedavi başlangıcında serum GGT düzeyinin yüksek, protein düzeyinin düşük olması mortaliteye etkili faktörlerdir.

Antifungal ajanlarMantar hastalıklarıMantarlar
Ayşe Sert
Aydın Adnan Menderes University
2013
00
Master'sOpen AccessTR

P-sinefrin alkaloitinin mikrobiyal biyotransformasyonu ile oluşan yeni metabolitlerin analitik yöntemlerle tayini, izolasyonu, antidiyabetik ve antimikrobiyal aktivitelerinin belirlenmesi

Mikrobiyota gelişiminde, beslenme, fizyolojik ve hastalık durumu, antibiyotik kullanımı, hijyen koşulları gibi birtakım faktörler rol oynamaktadır. Epidemiyolojik ve metagenomik çalışmaların gözlemleri sonucunda ve farklı deneysel hayvan modellerinden elde edilen verilerle birlikte alerjik hastalıklar, kolorektal kanser, diyabet, obezite gibi yaygın hastalıkların gelişmesini bağırsak mikrobiyotasının değişimi ile ilişkilendirildiği gösterilmiştir. Lactobacillus veya Bifidobacterium türleri gibi probiyotiklerle 4-12 hafta süren tedaviler, bireylerde vücut yağ kitlesinde ve insülin duyarlılığında olumlu yönde ciddi gelişmeler olduğunu göstermiştir. Çevre dostu olan mikrobiyal biyotransformasyon reaksiyonları ile yüksek stereospesifiklik ve regioseçicilik gibi fizikokimyasal özelliklere sahip kimyasal türevler elde etmek mümkündür. Biyotransormasyonda bakteri ile etkin özellik gösterebilecek Citrus aurantium var. Amara'da bulunan ve genelde diyet takviyelerinde kullanılan bir alkaloit olan p-sinefrin bileşiği kullanılmıştır. Alkaloitlerin biyotransformasyonları ile ilgili çalışmalara bakıldığında çok fazla bilimsel veriye rastlanmamaktadır. 2016 yılında Çin'de yapılmış bir çalışmada, 4,5-dimetoksi-kantin-6-on alkaloit tipli bileşik, Cunninghamella blakesleeana CGMCC 3,970 mantarı aracılığıyla biyotransformasyona tabi tutulmuş ve 1'i yeni olmak üzere toplam 6 tane bileşik elde edilmiştir. Bu tez çalışmasında, p-sinefrin alkaloidinin in vitro mikrobiyal biyotransformasyonu Lactobacillus acidophilus ATCC4356 bakteri suşu kullanılarak ilk kez gerçekleştirildi. Biyotransformasyon reaksiyonu sonucunda elde edilen bütanol ve sulu faz ekstreleri kromatografik analizlerle ayırma işlemlerine tabi tutuldu. Ardından elde edilen saf maddelerin yapı tayinleri 1H-NMR, APT ve MS gibi spektroskopik yöntemler kullanılarak yapıları aydınlatıldı. Böylece sinefrinden yola çıkarak tiramin ve oktopamin maddeleri elde edilmiş oldu. Elde edilen bileşiklerin antidiyabetik aktiviteleri incelendiğinde tiramin (SLS-39-1) bileşiğinin IC50 değeri 484,909 µg/mL, oktopamin (SLM-21-30-1) bileşiğinin IC50 değeri >500 µg/mL ve SLS-1-22 (tiramin, sinefrin) fraksiyonunun IC50 değeri 109,7 µg/mL bulundu. Böylelikle biyotransformasyon sonucunda elde edilen maddelerin α-glukozidaz inhibisyon aktiviteleri araştırılmış oldu. Tiramin (SLS-39-1) en yüksek antimikrobiyal aktiviteyi gösterdi. Bu tez çalışması ile, sinefrin alkaloidinin biyotransformasyonuyla, moleküllere yeni biyolojik aktiviteler kazandırılabilmesinin yanı sıra, yeni bileşiklerin oluşmasına, tek bir maddeden yola çıkarak yeni metabolitlerin (HPLC ve OrbiTRAP LC/MS gibi metotlar desteği ile) elde edilmesine ve elde edilen bu metabolitlerin antidiyabetik ve antimikrobiyal aktivitelerinin değerlendirilmesine olanak sağlandı.

AlkaloidlerAntienfektif ajanlarAntifungal ajanlar+7
Şükran Demir
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde izlenen kandidemi olgularının epidemiyolojik, klinik ve antifungal duyarlılık yönünden incelenmesi

Amaç: Kan dolaşım enfeksiyonları içinde Candida türlerine bağlı nozokomiyal enfeksiyonlar, giderek artan bir öneme sahiptir. Kan kültürlerinden izole edilen etkenler içinde dördüncü sırada yer almaktadır. Bu çalışmada, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yıllar içinde kandidemi olgularının ve etkenlerinin özelliklerindeki değişikliklerin irdelenmesi amaçlanmıştır.Materyal-Metod: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde 1 Ağustos 2003-31 Aralık 2007 tarihleri arasında kandidemi tanısı ile izlenen olgular epidemiyolojik, klinik ve mikrobiyolojik özellikleri açısından retrospektif olarak değerlendirilmiştir.Bulgular: Kandidemi tanısı alan 116 hastanın 88'i (% 75,8) yoğun bakımda, 28'i (% 24,2) servislerde izlenmiştir. Hastaların yaş ortalaması 48,4±19 olup 67 (% 57,7)'si erkek, 49 (% 42,3)'u kadın olarak saptanmıştır. Kandidemi gelişmesinde en sık görülen risk faktörleri sırası ile geniş spektrumlu antibiyotik kullanımı (% 99,2 ), idrar kateteri (% 88,3) ve santral venöz kateter (% 65,0) varlığı olarak saptanmıştır. Yüzyirmi kandidemi atağında en sık izole edilen Candida türü C. albicans olup (% 38,6), bunu C. parapsilosis (% 28,3), C. tropicalis (% 10,8) ve C. glabrata (% 5,0) izlemiştir. % 18,3 olguda da diğer Candida türleri izole edilmiştir. Antifungal duyarlılık sonuçları hastanemizde hala flukonazolün güvenle kullanılabileceğini göstermektedir. Flukonazol direnç oranı C. albicans için % 2,2, albicans dışı türler için % 11,4 olarak belirlenmişken itrakonazol direnci C. albicans'ta % 7,5, albicans dışı türler için % 10,3 gibi yüksek oranda saptanmıştır. Türlerin yıllara göre dağılımında ve direnç eğilimde farklılık belirlenmemiştir (p=0,952). Amfoterisin B'ye hiçbir türün dirençli olmadığı saptanmıştır.Takip edilen hastaların 67'si (% 57,7) exitus olmuştur. Mortalite ile Candida türleri ve ilaç direnci arasında ilişki saptanmamıştır.Sonuç: Çalışmamızda Candida ile gelişen kan dolaşımı enfeksiyonlarında albicans dışı türlerin yıllar içinde artış göstermemekle birlikte yüksek oranda olduğu saptanmıştır. Bu türlerin antifungal ilaçlara direnci göz önüne alınarak, bu enfeksiyonlarda etkenin tür düzeyinde tayini ve antifungal duyarlılık testleri ortaya konulmuştur.

Antifungal ajanlarHastanelerHastaneler-üniversite+5
Esin Aysan Akçam
Çukurova University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi yoğun bakım ünitelerinde gelişen kandidemilerin değerlendirilmesi

Kandidemi, tanı ve tedavisi zor olan, yüksek morbidite ve mortaliteyle seyreden bir klinik durumdur. Kan kültüründe üreyen kandida türünün belirlenmesi, tedavide kullanılacak olan antifungal ajanın belirlenmesinde önem taşımaktadır. Bu tez çalışmasında hastanemiz yoğun bakım ünitelerinde kandidemi sıklığının, etken kandida türlerinin dağılımının ve antifungal duyarlılıklarının belirlenmesi, kandidemi gelişiminde etkili risk faktörlerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya 1 Ekim 2014-30 Eylül 2015 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi YBÜ' lerinde takip edilen ve kandidemi tanısı alan 97 hasta ile kandidemi tanısı almayan 100 hasta dahil edildi. Bir yıllık çalışma süresinde kandidemi insidansı onbinde 27.3 (%0.27) olarak saptandı. En sık kandida izolasyonu İç Hastalıkları YBÜ'de (%62.9) saptandı. En sık C.albicans %48.5 (47) izole edilirken, non-albicans türler içinde en çok C.tropicalis %13.4 (13), ikinci sıklıkta C.glabrata %10.3 (10) ve C. parapsilosis %10.3 (10) görüldü. Kandidemi gelişiminde, altta yatan hastalıklardan hematolojik malignite bulunması, son üç ayda antifungal kullanımı, steroid/immünsupresif kullanımı, dren bulunması ve parenteral beslenme gibi risk faktörleri çok-değişkenli logistik regresyon analizinde tekrar değerlendirildi ve dren varlığının kandidemi riskini 14.13 kat, parenteral beslenmenin 6.62 kat ve son üç ayda antifungal kullanımının 7.37 kat arttırdığı saptandı. C.albicans' ta flukonazol ve vorikonazol duyarlılığı % 6,4 iken flukonazol ve vorikonazol direnci % 93,6 olarak belirlendi ve Amfoterisin B ve kaspofungin direnci saptanmadı. Kandidemi grubunda 97 hastadan 74'ü (%76,3) izlem sırasında kaybedildi. Sonuç olarak çalışmamızda, kandidemi türleri arasında en sık C. albicans izole edilmiştir. Azol direncinin oldukça yüksek oranda görülmesinin hastanemizde azol grubu antifungallerin sık kullanımına bağlı olabileceği düşünülmüştür. Bu durum, erken antifungal tedavinin mortalite ve morbidite üzerine olumlu etkisi bilindiğinden, her hastanenin kendi hasta özelliklerine, risk faktörlerine ve surveyans sonuçlarına göre tedavinin yönlendirilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Antifungal duyarlılık, Kandidemi, Risk faktörleri

Antifungal ajanlarAntifungal duyarlılık testleriGaziantep+6
Tuğba Özkan
Gaziantep University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım hastalarının idrar kültürlerinden izole edilen candida türlerinin dağılımı ve antifungal duyarlılıklarının belirlenmesi

Candida`lar insanların normal florasının bir üyesi olup, doğada yaygın olarak bulunurlar. İdrarda Candida türlerinin varlığı kandidüri olarak adlandırılır. Bu durum klinik örneklerin kontaminasyonu, alt üriner sistem kolonizasyonu veya alt ya da üst üriner sistemin invaziv enfeksiyonunun göstergesi olabilir. Çalışmamızda yoğun bakım ünitesinde yatan hastaların idrar kültürlerinden izole edilen Candida'ların identifikasyonu ve antifungallere duyarlılık durumlarının belirlenmesi amaçlandı. Bu çalışma Kasım 2016-Haziran 2017 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi, Anasteziyoloji ve Reanimasyon ve İç Hastalıkları Yoğun Bakım ünite'lerinde yatan hastaların idrar kültürlerinden izole edilen 100 Candida suşu (≥ 104 CFU/mL) değerlendirmeye alındı. Candida suşlarının identifikasyonu klasik yöntemler yanında, otomatize identifikasyon yöntemi kullanılarak yapıldı. Tanımlanan Candida suşlarının antifungal duyarlılıkları, Clinical and Laboratory Standards Institute (CLSI) M27-S3 ve M27-S4 dökümanlarındaki referans broth mikrodilüsyon yöntemi kullanılarak araştırılmıştır. Çalışmada C.parapsilosis ATCC 22019 ve C.kruseiATCC 6258 kontrol suşları kullanılmıştır. İdrar kültürlerinde Candida izole edilen hastaların %60'ı kadın %40'ı erkek, yaş ortalaması 68.02±17.48'idi. Hastaların idrar örneklerinden izole edilen 100 Candida suşunun %54'ü Candida albicans, %34'ü C.glabrata, %7'si C.tropicalis, %2'si C.kefyr, %2'si C.lusitaniae, %1'i C.parapsilosis olarak identifiye edildi. Çalışmamızda, antifungal ilaçların MİK aralıkları kaspofungin için 0.015-0.5 µg/mL, flukonazol için 0.125-64 µg/mL, itrakonazol için 0.03-16 µg/mL, vorikonazol için 0.03-16 µg/mL arasında saptandı. Candida suşlarının, %1'i kaspofungine dirençli, %40'ı flukonazole dirençli; %69'u itrakonazole dirençli, C.glabrata dışındaki Candida'ların %54.5'i vorikonazole dirençli olarak tespit edildi. Amfoterisin B ve flusitozine dirençli Candida türü tespit edilmedi. Sonuç olarak idrar kültürlerinden izole edilen Candida türlerinde profilaksi ve tedavide en sık kullanılan azol grubundaki antifungallere yüksek oranda direnç saptanmıştır.

Antifungal ajanlarAntifungal duyarlılık testleriKandida+6
Ban Alı Hassan Hassan
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Korneal çapraz bağlama tedavisi ve antifungal ajanların ın vitro olarak etkinliğinin değerlendirilmesi

Korneal Çapraz Bağlama Tedavisi ve Antifungal Ajanların İn Vitro Olarak Etkinliğinin Değerlendirilmesi Amaç: Fungal mikroorganizmalar üzerinde in vitro olarak antifungal ajanların ve korneal kollajen çapraz bağlama uygulamasının hem tek başına hem de kombine tedaviler ile etkinliğinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada, kliniğimizde mantar keratiti sebebi ile takip edilen hastalardan alınan korneal kazıntı örneklerinden, Ç.Ü. Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Mikoloji Bilim Dalı Laboratuvarı'nda izole edilen ve calmodulin gen bölgesinin çoğaltılması ile tanımlanan Aspergillus terreus CBS 135845, Aspergillus flavus CBS 143253, Aspergillus fumigatus CBS 143374 ile elongasyon faktör 1-alfa (tef1-α) gen bölgesinin çoğaltılması ile tanımlanan Fusarium falciforme CBS 143254, Fusarium proliferatum CBS 143256, Fusarium solani CBS 143372 kökenleri dahil edildi (Şekil 1-6). Her mikroorganizma kendi içerisinde beş gruba ayrıldı. Yalnız korneal çapraz bağlama tedavisinin, yalnız antifungal ilaçların ve korneal çapraz bağlama tedavisi ile birlikte antifungal ilaçların kullanıldığı gruplarda tedavi etkinlikleri değerlendirildi. Bulgular: Çalışmada Aspergillus terreus CBS 135845, Aspergillus flavus CBS 143253, Aspergillus fumigatus CBS 143374 ve Fusarium falciforme CBS 143254, Fusarium proliferatum CBS 143256, Fusarium solani CBS 143372 cinslerinde, hazırlanan dört farklı konsantrasyon için: grup A (KKÇB), grup B (KKÇB+vorikonazol), grup C (KKÇB + amfoterisin B), grup D (KKÇB + %0.02 klorheksidin), grup E1 (vorikonazol), grup E2 (amfoterisin B) ve grup E3 (%0.02 klorheksidin)' de tedavi sonrası mikroorganizma üremesi görülen gruplar istatistiksel olarak incelendi. Tedavi sonrası üreyen mikroorganizma sayıları değerlendirildiğinde grup B, grup C, grup D ve grup E3 ' de tedavi sonrası mikroorganizma üremesi görülmez iken, diğer tedavi gruplarında tedavi sonrası mikroorganizma sayısında istatistiksel olarak anlamlı derece azalma olsa dahi mikroorganizma üremesi mevcut idi. Grup E' de tek başına vorikanozol, amfoterisin B ve klorheksidinin etkinlikleri değerlendirildi. Küf mantarlarında %0.02 klorheksidin kullanımı sonrası hiç üreme görülmez iken, vorikonazol ve amfoterisin B kullanımı sonrasında ise mikroorganizma sayısı önemli derecede azalma olsa dahi mikroorganizma üremesi mevcut idi. Bu sonuç ile % 0.02 klorheksidin kullanımı sonucunda, küf mantarı izolatları üzerinde vorikanozol ve amfoterisin B kullanımı sonucu ile elde edilen fungisidal etkiye benzer sonuç alınabileceği gösterildi. Sonuç: %0.1 riboflavin ile yapılan KKÇB ve antifungal ilaçlar küf mantarı keratitlerinde gerek tek başına gerekse birlikte uygulandığında yeterli fungal öldürme gücüne sahiptir. Aynı zamanda antiseptik olarak kullanılan % 0.02 klorheksidinin küf mantarı keratitlerinde yeterli fungal öldürme gücü olduğu görülmüştür. KKÇB tedavisi ile %0.02 klorheksidin tedavisinin tek başına veya antifungal ilaçlar ile birlikte fungal keratit tanısı konmuş olguların tedavi algoritmaları içine girmesinin uygun olduğu düşünülmüştür. Anahtar Sözcükler: Fungal keratit, korneal kollajen çapraz bağlama, %0.02 klorheksidin, PACK-CXL

Antifungal ajanlarGöz hastalıklarıKeratit+3
Zeynep Kunt
Çukurova University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde izlenen kandidemi vakalarında risk faktörleri, kandida tür dağılımı ve antifungal duyarlılığın yıllar içindeki değişiminin değerlendirilmesi

Amaç: Kandida tüm dünyada hastane kökenli kan dolaşımı enfeksiyonlarından en sık izole edilen mantar türü olup, önemli morbidite ve mortalite sebebidir. Günümüzde sağlık hizmetlerinin artması ile ilişkili olarak kandidemi sıklığı da artış göstermektedir. Kan kültüründe etken izole edilemeden çoğu hastanın kaybedilmesi, kandidemi mortalitesinin % 30-40 oranlarında yüksek olması nedeniyle bu hastalara preemptif tedavinin olabildiğince hızlı ve doğru antifungal ajan seçimi yapılarak başlanmasını gerektirmektedir. Bu da çeşitli risk faktörlerinin, tespit edilen etken mikroorganizma dağılımının ve antifungal direnç oranlarının analiz ihtiyacını doğurmaktadır. Çalışmamızda Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde Ocak 2008-Aralık 2018 tarihleri arasında servis ve yoğun bakım ünitelerinde kandidemi tanısı ile takipli erişkin hastaların epidemiyolojik özellikleri, risk faktörleri, kandida tür dağılımı ve antifungal duyarlılık paterni değişimlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Materyal-Metot: Çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde Ocak 2008-Aralık 2018 tarihleri arasında servis ve yoğun bakım ünitelerinde kandidemi tanısı ile takipli, 18 yaş üstü erişkin hastalar dahil edildi. Hastane Enfeksiyon Kontrol Komitesi (HEKK) sürveyans verilerinden kan kültüründe kandida türleri üremesi olan hastaların bilgileri kayıt edildi. Altta yatan hastalıklar (böbrek yetmezliği, diabetes mellitus, kalp yetmezliği, solid organ nakli, akut batın, pankreas hastalıkları, GİS kanama, malign solid tümör, hematojen malignensi vs.), risk faktörleri (ameliyat dreni, ERCP, hemodiyaliz, santral venöz katater, TPN (total parenteral nutrisyon) nefrostomi, nötropeni, mekanik ventilasyon vs.), etken kandida türü, HEKK "Hasta İzlem Formu"ndan ve antifungal duyarlılık paterni mikrobiyoloji laboratuar kayıtlarından retrospektif incelendi. Bulgu: Çalışmaya dört yüz elli beş hasta dahil edildi, hastaların % 56,3'ü (n: 256) erkek, % 43,7'si (n: 199) kadın olup, yaş aralığı 18-92, yaş ortalamaları 52,22±16,70 (Med: 55, Min: 18, Maks: 92) idi. Altmış beş yaş ve üzeri yaş grubu, hastaların % 26,3'ünü (n: 109) oluşturuyordu. Kan kültüründen izole edilen en sık kandida türleri sıklık sıralamasına göre; % 37,6 C. parapsilosis, % 31,6 C. albicans ve % 14,1 C. tropicalis idi. Altmış beş yaş ve üzeri grupla, daha genç yaş grubu arasında kandida tür dağılımı arasında farklılık izlenmedi. Çalışma süresinde erişkin hastalarda kandidemi insidansı 10.000 başvuruda 11,6 saptandı. Otuz günlük atfedilen mortalite oranı % 36,7 idi. C.albicans izole edilen hastaların % 45,8'i (n: 66), NAC izole edilen hastaların % 32,5'i (n: 101) exitus ile sonuçlandı. C. albicans izole edilen hastaların, NAC türlerine kıyasla mortalitesi istatistiksel açıdan anlamlı oranda yüksek saptandı. Kan kültüründe etkenin saptandığı gün itibari ile ortalama ölüm süresi 10,66±8,15 gün (Med:9 Min: 1 Maks: 30) olarak tespit edildi. Tek değişkenli analiz ile risk faktörlerinden antibiyoterapi kullanımı (% 97), hemodiyaliz (% 14,4), karaciğer yetmezliği (% 5,4), kolostomi varlığı (% 10,2), KOAH dışı kronik akciğer hastalığı (% 9), mekanik ventilasyon (% 40,7) ve yanık (% 1,2) mortalite ilişkili iken, çoklu regresyon analizinde bağımsız olarak yeterli birer risk faktörü olmadıkları gözlendi. Çalışmada 455 kandida izolatının 11 yıllık antifungal direnç oranları flukonazol için % 6, vorikonazol için % 2,3, amfoterisin B için % 1,8 idi. Ekinokandin duyarlılık testleri Ağustos 2012 tarihi itibari ile çalışılmaya başlanmış olup bu tarih itibari ile izolatlarda kaspofungin direnç oranı % 1,4, mikafungin direnç oranı % 3 izlendi. C. albicans ve NAC türleri arasında amphotericin B ve kaspofungin direnç oranlarında istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunmazken, NAC türlerinde flukonazol (p=0,001), flusitozin (p=0,021), mikafungin (p=0,006) ve vorikonazol (p=0,032) direncinin, C. albicans'lardan yüksek oranlarda görülmesi istatistiki olarak anlamlıydı (p<0,05). Sonuç: Kandidemi mortalitesi yüksek, hızlı seyirli, tanı ve tedavisi zor bir enfeksiyon hastalığıdır. Geç ve etkisiz tedavi, mortalitenin en önemli nedenlerindendir. Ülkeler arasında, aynı ülkede farklı yıllar arasında ya da farklı hastanelerde insidansı, etken spektrumu, antifungal duyarlılık profilleri değişiklik göstermektedir. Bu durum hastanelerde mantar infeksiyonlarının iyi yönetilmesi için sürveyans çalışmalarının belirli aralıklarla yapılmasını zorunlu hale getirmiştir. Anahtar sözcükler: Kandida tür dağılımı, risk faktörleri, antifungal duyarlılık

Antifungal ajanlarAntifungal duyarlılık testleriDuyarlılık+2
Nazlıgül Solmaz
Çukurova University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kandida türlerine bağlı üriner sistem infeksiyonlarında risk faktörleri ve antifungal duyarlılık araştırılması

Günümüzde altta yatan hastalıklara ve ağır cerrahi girişimlere bağlı olarak hastanede yatış süresinin uzaması, hastanelerde özellikle yoğun bakım ünitelerinde uzun süreli ve çoğul antibiyotik kullanımlarının artması, bağışıklık baskılayıcı tedaviler, santral venöz kateter, total parenteral beslenme, üriner kateter kullanımlarının artması gibi nedenlere bağlı olarak üriner sistem mantar infeksiyonları önemli bir sorun haline gelmiştir. Bu çalışmada Ocak 2012 ile Mart 2013 tarihleri arasında Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi?nde yatarak tedavi alan 18 yaş üstü hastalar çalışmaya dahil edildi. İdrar kültürlerinde üreyen kandida türlerinin antifungal duyarlılıkları E-test yöntemiyle incelendi. Yaşları 18-88 arasında değişen (ortalama: 60.21 ± 17.57) 56?sı kadın ve 44?ü erkek çalışma grubunu oluşturdu. Hastaların yatışından itibaren kandidüri gelişmesine kadar geçen süre ortalama 23,9 gün bulunmuştur. Çalışmaya alınan hastaların %65?i yoğun bakım ünitelerinde takip edilirken, %35?i yoğun bakım dışı kliniklerde takip edilmiştir. Hastalarda saptanan risk faktörleri arasında ilk üç sırayı antibiyotik kullanımı (%99), eşlik eden en az bir kronik hastalık olması (%94) ve üriner kateter bulunması (%90) olarak saptandı. Diğer risk faktörleri ise total parenteral beslenme (%45), santral venöz kateter (%39), mekanik ventilasyon (%38), üriner sistem anomalisi (%34), diyabetes mellitus (%33), malinite (%32), cerrahi (%27), kronik böbrek yetmezliği (%23), hemodiyaliz (%14), immünsupresif tedavi (%12), steroid kullanımı (%10), travma öyküsü (%9) ve nefrostomi (%6) olarak bulundu. Araştırmaya katılan hastaların %58?i mortalite ile sonuçlandı. Yoğun bakımda yatma, santral venöz kateter, total parenteral beslenme, mekanik ventilasyon, hipotermi, taşikardi, hipotansiyon, genel durumda kötüleşme ve kandidemi birlikteliği ile mortalite arasında anlamlı bir ilişki olduğu görüldü (p<0.05 Fisher?in kesin ?2 testi). Yapılan çok değişkenli istatistiksel analizlerde bağımsız risk faktörü saptanmadı. Hastaların 46?sında C. albicans, 54?ünde ise non-albicans kandida türleri üredi. Bu türlerin mortalite ile ilişkisi değerlendirildiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Amfoterisin B, kaspofungin ve vorikonazol direncine her iki grupta da rastlanmamıştır. C. albicans kökenlerinde flukonazol direnci saptanmamış, kökenlerin % 4.3?ü doza bağlı duyarlı bulunmuştur. Non-albicanstürleri için ise flukonazol kökenlerin %20,3?ünde doza bağlı duyarlı, %5,6?ında dirençliydi. İtrakonazol direnci değerlendirildiğinde ise C. albicans kökenlerinin % 17.4?sında doza bağlı duyarlılık, %6.5?inde direnç saptandı. Non-albicans türler içinse itrakonazol %13 doza bağlı duyarlı, %26 dirençli bulundu. Sonuç olarak risk faktörleri bulunan, uzun süre antibiyotik kullanan hastalarda infeksiyon kanıtları oluştuğunda kandida türlerine bağlı infeksiyonlar da düşünülmeli ve buna yönelik tanı ve tedavi uygulamaları başlatılmalıdır. Anahtar kelimeler: üriner sistem infeksiyonu, risk faktörü, kandida, antifungal duyarlılık, E-test

Antifungal ajanlarAntifungal duyarlılık testleriKandida+4
Sinan Karakadıoğlu
Manisa Celal Bayar University
2013
00

Related subjects