Mediation
109 theses under this subject heading
Türk Hukukunda toplu iş uyuşmazlıklarında barışçı çözüm yolu olarak arabuluculuk
Türk Hukuku'nda bireysel iş uyuşmazlığı alanında kitap, makale, tez gibi bir çok kaynak ile çalışmaların yapıldığı ve çalışmaların son yıllarda bu alanda yoğunlaştığı görülmektedir. Toplu iş uyuşmazlığı alanındaki eksikliğin bir nebze olsun giderilmesine yardımcı olmak, toplu iş uyuşmazlığı konusunda çalışma yapılmasını teşvik etmek amacıyla Türk Hukuku'nda Toplu İş Uyuşmazlıklarında Barışçı Çözüm Yolu Olarak Arabuluculuk konulu tezin yazılması gerekliliği ortaya çıktığı söylenebilir. Tezin hazırlanma nedenleri; Türk Hukuku'ndaki kanun, tüzük ve yönetmeliklerde arabuluculuk ile ilgili geçen düzenlemeleri açıklamaya çalışmak, arabuluculukta eksik olan konular belirlenerek kanun koyucu tarafından düzenleme yapılmasına yardımcı olmak, mevcut düzenlemelerin uygulamada meydana getirdiği sorunları eleştirerek tamamen veya kısmen değiştirilmesinde yol gösterici olmak ve özellikle arabuluculuk kurumunun uyuşmazlığın taraflarınca çözüme odaklı olarak daha istekli ve etkin kullanılmasını teşvik etmek olduğu belirtilebilir. Türk Hukuku'nda 3008 Sayılı İş Kanunu'ndaki grev ve lokavtın yasak olduğu dönemden sonra 1961 Anayasası'nın tanıdığı haklara bağlı olarak 275 Sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu'nun yürürlüğe girdiği ve uzlaştırmanın toplu iş uyuşmazlıklarında barışçı çözüm yolu olarak yer aldığı görülmektedir. 1982 Anayasası kabul edildikten sonra 2822 Sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu'nun yürürlüğe girdiği, 2012 yılında Anayasa'da yapılan değişikliklerden sonra da halen yürürlükte olan 6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun yürürlüğe girdiği ve her iki kanunda da arabuluculuğun toplu çıkar uyuşmazlıklarında barışçı çözüm yolu olarak yer aldığı anlaşılmaktadır. 6356 Sayılı Kanun ihtiyari-zorunlu arabuluculuk ayrımını kaldırmıştır. Arabuluculuk, grev ve lokavta başvurulmadan önce başvurulması zorunlu olan ve toplu çıkar uyuşmazlıklarında gidilebilen barışçı çözüm yolu olduğu ifade edilebilir. Kanun koyucu tarafından grev ve lokavta toplu hak uyuşmazlıklarında başvurulması tanınmamış, hak uyuşmazlıklarının çözümü doğru bir tercih olarak mahkemelere bırakılmıştır. Türk Hukuku'nda bireysel iş uyuşmazlıklarının çözümü 5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu döneminde 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na bağlı olarak ihtiyari olarak arabulucuya götürülebildiği görülmektedir. Bireysel iş uyuşmazlıklarının mahkeme tarafından çözümünün masraflı olması ve uzun sürmesi nedeniyle bu durumun işçinin mağduriyetine yol açtığı ifade edilebilir. Bireysel iş uyuşmazlıklarının daha hızlı ve etkin çözülmesine yönelik yasal çalışmalar tezin yazımı aşamasında tamamlanmıştır. 7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu toplu hak uyuşmazlıklarından kaynaklanan ve mahkemede görülecek olan dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulmasını dava şartı olarak getirmiştir. Böylece ihtiyari olan arabuluculuk toplu çıkar uyuşmazlıklarında olduğu gibi zorunlu arabuluculuk şekline dönüşmüştür. Tezin varılan sonucunu kısaca özetlemek gerekirse; Türk Hukuku'nda 6356 Sayılı Kanunu ile grev ve lokavt öncesi toplu menfaat (çıkar) uyuşmazlıkları için barışçı çözüm yolu olarak getirilen arabuluculuk konusundaki düzenlemelerin yetersiz olduğu ve eksikliklerin gelişen çalışma koşulları dikkate alınarak yeniden ele alınması gerekmektedir. Toplu hak uyuşmazlıklarında yapılan yeni düzenlemeler dikkate alınarak toplu hak ve çıkar uyuşmazlıklarında farklı uygulamaların ya da yeni sorunların ortaya çıkması söz konusu olabilecektir. 6356 Sayılı Kanunda yer alan arabuluculuk ile ilgili hükümlerin değiştirilerek 7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ve 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nda yer alan düzenlemeler de dikkate alınarak toplu iş uyuşmazlıkları için arabuluculuk konusunda bütünlük arz edecek şekilde Adalet Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın ortak olarak yürütecekleri çalışma sonucunda arabuluculuk hükümlerinin yönetmeliğe bırakılmadan daha ayrıntılı bir şekilde hazırlanacak yeni bir kanun ile günümüzdeki şartlara uygun olarak yeniden düzenlenmesi gerektiği hususunda kanaate varıldığı söylenebilir.
Çiftlerin boşanma deneyimleri üzerinden aile arabuluculuğu ve boşanma danışmanlığı ihtiyaçlarının değerlendirilmesi: ankara ili örneği
Aile, birçok farklılığı bir arada barındıran çok sistemli bir oluşumdur. Bu sistemlerin etkileşiminde meydana gelen sorun ve uyuşmazlıklar, uygun biçimde çözülemediği takdirde çiftlerin boşanma kararı almalarına sebep olabilmektedir. Çözülmemiş sorun ve uyuşmazlıklar, tarafların maddi ve manevi açıdan yorulup yıpranması ve aralarındaki iletişimin bozulması gibi pek çok sorunu yaratarak boşanma sürecinin de çekişmeli geçmesine neden olabilmektedir. Dolayısıyla boşanma sürecindeki çiftlerin, boşanma danışmanlığı ve/veya aile arabuluculuğu hizmetlerinden yararlanmalarının destekleyici olacağı düşünülmektedir. Bu amaçla gerçekleştirilen bu araştırmada, evlilik birliği temelden sarsılmış boşanma sürecindeki çiftlerin deneyimleri, ihtiyaçları ve sorunları belirlenerek, aile arabuluculuğu ve/veya boşanma danışmanlığı uygulamalarına duyulan gereksinimleri değerlendirilmiştir. Araştırmada, bir nitel araştırma yöntemi olan fenomolojik modelden yararlanılmıştır. Çalışma kapsamında Ankara'da yaşayan ve Ankara Adliyesi Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüğü'ne hakkında Sosyal İnceleme Raporu hazırlanılması talebinde bulunulmuş, 11 kadın ve 9 erkek katılımcıyla yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak yüz yüze derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen verilerin analizi sürecinde MAXQDA Analytics Pro 2024 programı kullanılmış ve veriler üzerine yapılan tematik analizlerin sonucunda, "Evlilik Süreci" ve "Boşanma Süreci" olmak üzere iki ana tema oluşturulmuştur. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular ışığında, evlilik birliğinde yaşanan sorunların çözümlenmemesine bağlı olarak boşanma sürecinde hem bu sorunların devam ettiği hem de yeni sorunların oluşmasına zemin hazırladığı, karşılaşılan sorunların hem taraflara hem de çocuklara yönelik olumsuz etkilerinin olduğu görülmüştür. Mevcut sorunların çözümü noktasında tarafların evlilik birlikteliklerinde ve boşanma sürecinde profesyonel bir destek bulamadıkları, hukuki ve psikososyal açılardan desteğe gereksinim duydukları fakat gereksinime yönelik ücretsiz hizmetlerin sunulmadığı ve katılımcıların hizmet sınırlılığından yakındıkları görülmüştür. Bu alanda yapılan çalışmaların sınırlı sayıda olduğu göz önünde bulundurulduğunda araştırmadan elde edilen verilerin literatüre katkı sağlayacağı, boşanma sürecine yönelik hizmetlerin ve sosyal politikaların güçlendirilmesi hedef alınarak oluşturulan önerilerin yararlı olacağı düşünülmektedir.
Medenî usûl hukukunda adlî yardım
Modern hukuk sistemlerinde adalet hizmetlerinin ücretsiz olması gerektiği kabul edilse de yargılama faaliyeti sırasında tarafların da birtakım yargılama giderlerini karşılaması gerekmektedir. Ancak ekonomik yetersizlik sebebiyle bu giderleri karşılayamayacak tarafın, devletin yargılama faaliyetlerinden faydalanamaması mahkemeye erişim hakkı, hak arama özgürlüğü başta olmak üzere birçok hak kaybına yol açacaktır. Bu bağlamda birçok hukuk sistemi adlî yardım kurumunu mevzuatlarında kabul ederek ekonomik yetersizlik yaşayan bireylerin önündeki engelleri kaldırmayı amaçlamıştır. Türk hukukunda da adlî yardım kurumunun kabulü ve uygulanması Cumhuriyet öncesi dönemlere dayanmaktadır. Ancak adlî yardım kurumunun işlevsel hale getirilmesi, zamanla gerçekleşen mevzuat değişiklikleri ile sağlanmaya çalışılmaktadır. Biz de çalışmamızda adlî yardım kurumunun medenî usûl hukukunda düzenlenişini mevcut güncel değişiklikler bağlamında ele alarak incelemeyi hedeflemekteyiz.
The effect of mediation and nepotism on the performance of employees in the government departments in Shaikhan-Iraq
This research aims to identify the effect of mediation and nepotism on the performance of employees in government departments in Sheikhan, and whether this phenomenon exists or not. To achieve this purpose, the researcher has chosen a number of different government departments in sheikhan , the survey forms have been randomly distributed to different levels of employees, and the spss program has been used. The study showed that there is a relationship between mediation and performance on the one hand, nepotism and performance on the other hand, and that the relationship between mediation and performance is stronger than the relationship between nepotism and performance. The study also showed that mediation has a significant impact on the performance of employees in government departments for many reasons including state laws, citizens' understanding of mediation, community culture, etc. The study appeared that every mediation performed by the employee in government departments reduces the employee's performance by a value of (0.239). But according to the opinions of the research community and the results reached by the researcher, it appeared that there is no effect of nepotism on the performance of employees in government departments for reasons that are due to the opinions of the research community (the employees themselves). The results of the study showed that there is no difference between gender in mediation and nepotism, but the difference appeared between age groups and the level of education, experience, and positions in mediation and these differences are not found in nepotism. Keywords: Mediation, Nepotism, performance.
Sigorta hukukunda arabuluculuk ve tahkim
Türkiye'de tahkim, mevzuatta bulunmasına karşın sigorta hukukuna ilişkin uygulaması 21. yüzyılın ilk on yılında ortaya çıkmıştır. Bunun yanında ikinci on yılda arabuluculuk uygulaması, bütün uyuşmazlıklarla birlikte sigorta hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklara da uygulanmaya başlamıştır. Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği uyuşmazlıklara ilişkin önce iş hukukunda, daha sonra ticaret ve tüketici hukukunda dava şartı arabuluculuk uygulamaları sırasıyla yürürlüğe girmiştir. Türk Ticaret Kanunun Altıncı Kitabı olan sigorta hukuku uyuşmazlıklarında arabuluculuk uygulamasının, yalnızca ticaret hukuku uzman arabulucuları tarafından çözülmesi mümkün değildir. Hukuk Uyuşmazlıkları Arabuluculuk Kanunu, Türk Ticaret Kanunu ve Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunda dava şartı arabuluculuk düzenlenmiş olmasına karşın, sigorta uyuşmazlıklarının arabuluculuk yolu ile nasıl çözüleceğine ilişkin net bir düzenleme yapılmamıştır. Dava şartı arabuluculuğun tahkim için geçerli olmadığı tahkimin de bir alternatif uyuşmazlık çözüm yolu olduğu ortadadır. Sigorta Tahkim Komisyonun herhangi bir şekilde iradilikten uzak olacak şekilde mahkemelere erişimi engellememesi gerekir. Sigorta uyuşmazlıklarında tahkime başvurunun kolaylaştırılması ve başvurucunun tercih imkânının genişletilmesi gerekmektedir. İradi olan tahkim ile iradi olan arabuluculuğun bir araya gelerek iki yolun da olumlu yanlarını uyuşmazlıkların çözümünde kullanmak, uzmanlaşmış kişiler tarafından kamu düzenine uygun kararlar ortaya çıkarmak açısından Arabuluculuk-Tahkim uygulaması Sigorta Tahkim Komisyonu bünyesinde hayata geçirilmelidir.
Bireysel İş Hukukunda emredicilik ilkesi ve dava şartı olarak arabuluculuk
7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile bireysel iş uyuşmazlıklarında arabuluculuk dava şartı olarak düzenlenmiştir. Böylece bireysel iş uyuşmazlıklarının çoğu bakımından mahkemeye başvurmadan önce arabuluculuk yolunun tüketilmesi zorunlu hale gelmiştir. Arabuluculuğun bireysel iş uyuşmazlıklarında zorunlu hale getirilmesi hak arama özgürlüğüne ve iradilik ilkesine müdahale olarak görülmüş ve daha başka pek çok yönden eleştirilmiştir. Arabuluculuğun işçinin korunması ilkesine uygun olmadığı yönünde endişeler de ifade edilmiştir. Bu çalışmada zorunlu arabuluculuğun iş hukukunun temel ilkelerine ve özellikle emredicilik ilkesine uygunluğu sorunu ele alınmıştır. Bu nedenle öncelikle iş hukukunda emredicilik ilkesi ayrıntıları ile incelenmiştir. Sonrasında bireysel iş uyuşmazlıklarında zorunlu arabuluculuk düzenlemesi değerlendirilmiştir. Özellikle, arabuluculuk sonunda kanunun emredici hükümlerine aykırı anlaşmalar yapılmasının mümkün olup olmadığı konusu ele alınmıştır. İş hukukunun temel ilkeleri kapsamında bireysel iş uyuşmazlıklarında arabuluculuğun uygulanabilirliği değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Arabulucu, Emredici Kurallar, Dava Şartı, Emredicilik İlkesi, Zorunlu Arabuluculuk, 7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu
Hukukun piyasalaşma uğrağı olarak alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri ve arabuluculuk kurumu
Alternatif uyuşmazlık çözümü ve arabuluculuk ülkemiz özelinde yaklaşık son yirmi, dünyada ise altmış yıldır hukuk ve yargı gündemini meşgul etmektedir. Klasik yargılama sistemi olan dava usulünün artık küreselleşen dünyada uyuşmazlık çözümü için tek yol olmadığı doktrinde dile getirilmektedir. Hakim eğilime göre mahkemelerde davaların çok uzun sürmesi, yargılama masraflarının pahalılığı, dava yolunun hantallığı gibi sorunlar kökten halledilmesi gereken problemlerdir. Mevcut sorunlar doğru olmakla birlikte, bunların ele alınış biçimi ve bunlara getirilen reçeteler, neoliberal dönüşümün dinamikleriyle oldukça paralel yürümektedir. Bu doğrultuda bir kamu hizmeti olarak uyuşmazlık çözümü gittikçe özelleşmekte ve piyasalara devredilmektedir. Yargılama da artık kapitalist üretim tarzındaki çoğu ilişki ve nesne gibi bir metaya dönüşmektedir. Parası olanın adalete kavuşabilmesi, alternatif uyuşmazlık çözümü ve arabuluculuk vesilesiyle daha da kolaylaşmaktadır.
The roles, functions and effectiveness of the third party mediation in peace processes
As a result of the transition in warfare since the end of the Cold War, the term peace, which conventionally has been referred to inter-state settlements, became to be affiliated with "the resolution of ethnopolitical conflicts". In this milieu, mediation has gained more importance in the peace processes proliferated over the last decades, as a non-violent political activity for resolution of those "new-wars" or "micro-conflicts" coming to prominence in recent decades. Mediation is an essential part of the peace processes put in place to find a solution for the conflicts or civil wars. In most of the cases, the success of the peace process largely depends on "the effectiveness and success of the third-party mediation", among many other factors. Based on this presumption, the thesis aims to explore the roles and effectiveness of third-party mediation in peace processes through the peace and conflict studies literature, by focusing on two cases where third-party mediation has been successfully applied: Northern Ireland Peace and Aceh Peace Process. While the thesis is focused on the former USA senator George Mitchell's mediation activities in the first case, it analyzes the former Finnish Prime Minister Martti Ahtisaari's mediation role in the latter. Through these two cases, the thesis descriptively reveals how mediators might be significance to in managing with whole "peace process" in general and helping the negotiators to reach a formal agreement, in particular
On the approaches of the transformation of the conflicts: A theoritical framework
With the end of the Cold War, a dramatic increase in the number of conflicts that have erupted for various reasons has prompted both statesmen and academics to develop methods and approaches to prevent, control and eventually transform such conflicts into a lasting peace. These quests have helped to create a wider knowledge about the causes, dynamics and phases of the conflicts, as well as paved way for an understanding that appropriate methods must be applied for each phase of a conflict according to its dynamics. The development of effective conflict management and analysis mechanisms requires a deep understanding of the causes and characteristic of a conflict and the application of appropriate methods to those causes. Otherwise, misreading the conflict and linking it to the wrong causes can have a great influence on the transition of the conflict from a level of non-conformity to a level of violence. Therefore, the aim of this thesis is to elaborate the various approaches to conflict transformation and examine that to what extent and in which conditions these methods are effective in transforming the conflicts.
Linking national business system with firm level innovation: The mediating role of intellectual capital and absorptive capacity
As business becomes more fast-paced in the early of 21st century, organizational success relies ever increasingly on innovation. Firm's capability to innovate, however can be influenced by a range factors that reside at different analytical levels. In recent years, institutionalists are increasingly trying to explore the impact of macro-level institutions on micro-level (i.e. firm) phenomena. A large body of research in this field, however, has failed to delineate clear mechanisms to explain such linkages. Therefore, this study develops an integrated model with the aim to explore the link between national business system and innovation output at firm level through examining the mediating role of intellectual capital and absorptive capacity in a developing country context. To test the research hypotheses, this study has followed positivist philosophical research tradition and has applied quantitative research methodology. This approach statistically tests theories to determine effects or outcomes of the study and facilitates to generalize such outcomes to the overall population. The research design of this study bears the qualities of the cross-sectional survey research. Target respondents of the survey were set as primarily owner/ managers and in case that this criterion was not met; senior managers and managers were set as secondary respondents. This study followed snowball-sampling method consistent with the loosely coupled sampling frame and key informants methodology. In order to consider a firm as a part of sample, this study has set two relatively simple criteria. First, it was specified that sample firms should be driven from knowledge intensive industries in order to observe a variance in the dependent variable, the innovation output. Second, firms to be included in the sample should be driven by the population of private and local firms in order to concentrate our attention in dominant economic actors of the Pakistani setting. Prior to the data collection, current study engages in an extensive scale development effort to collect representative data about the national institutions and business system of the Pakistani setting, complemented by relevant validity and reliability tests. To do so, this study followed established guidelines and close attention was paid to item wording, structure of the statements, item meaning, item scaling, and appropriate numbers of items so that respondents can understand the statements without any difficulty and confusion which normally result from 'double barreled' items. Likewise, scaling is an important aspect in scale development activity. The research espoused a Likert-type scale that is the best known and widely used in behavioral research tradition. Next, this study has created an initial pool of items that would tap into each construct's domain and considering the centrality of societal institutions and business systems scales, their items, and other constructs' items were reviewed by subject matter experts (SMEs) to assess the face and content validity. Prior to this, SMEs were briefed about the conceptualizations of all constructs. Based on their feedback, all items of each construct were included in the initial scale and sent to fifteen businesses executives for further identification of any ambiguity or difficulty that might hamper filling the questionnaire out. Furthermore, they were asked to provide suggestions for improvement or any other changes that they deemed necessary. Minor improvements were suggested in wordings of several items, which were adjusted after consulting with the SMEs. After developing a preliminary version of the scales including cover letter and guidelines, it was decided to launch a pilot study to ensure the reliability and usability of scales. The objective of pretesting was to minimize those errors that can be problematic during final data collection, and these errors generally become apparent due to a poor research design or use of ambiguous wording in the questionnaire. Out of 60 distributed questionnaires, 35 filled questionnaires were received back. Two were having substantial missing data, with the omission of these two, remaining 33 were of use. After reviewing the comments of respondents regarding item wording, sentence structure, and level of difficulty or confusion in understanding the language used in the questionnaire, few suggestions about changing some words and sentence structure for several items, which we incorporated in the final survey. Additionally, exploratory factor analysis (EFA) was carried out to examine the factor structure and internal consistency (reliability) of the scales. The coefficient alpha for each construct achieved the threshold value of 0.70. However, it is suggested that these results should be treated with extra caution because EFA needs relatively larger sample size, particularly in the case of unclear factor pattern. Accordingly, these results were considered as indicative of main study data patterns, rather than final. Therefore, no items were deleted merely based on these findings. Target population of this study is firm from knowledge intensive industries including textile, pharmaceutical, engineering, information technology, electrical/electronics, and automotive/automobile. In order to reduce potential variation caused by the macro-level factors, extensive effort was put to collect data in a short interval between the months of April, 2016 and October, 2016. Research assistants, who were postgraduate students, collected the data with face-to-face and on-site visits. They were adequately trained about the purpose of the research and theoretical nature of constructs prior to the data collection. Researchers made visits to the companies with one month interval after the initial visit in cases that the data were not collected within the first round. Out of 1,235 distributed questionnaires, 228 questionnaires collected back with 18.46% response rate. Out of these, 14 questionnaires dropped out due to a large amount of missing data, thus 214 usable questionnaires were included for further data analysis. Before testing the hypotheses of study, several data cleaning methods such as missing data analysis, outliers' detection and assessment of normality were applied to obtain precise results. After cleaning the data, exploratory and confirmatory factor analyses were applied. Lastly, reliability and validity of each scale was tested. The results of all these tests were found satisfactory to proceed the main analysis of the study. The overall theoretical model was tested by structural equations using partial least squares approach. This approach is suitable for small sample size studies and does not require data normality as needed in covariance-based SEM approaches. The results of fit and quality indices of the model achieve the set criteria, thus confirming a high predictive power of the model. The results of path coefficients of the relationship between latent variables were obtained after controlling firm age, firm size, export, R&D budget, firm type (family or non-family), and affiliation with business group. Firm size significantly influences both the radical and incremental innovation. These results are obtained after controlling firm age, firm size, export, R&D budget, firm type (family or non-family), and affiliation with business group. Almost, all variables have nonsignificant impact on both types of innovation output, except business group application on incremental innovation. In addition to this, R&D budget and firm size have insignificant negative impact on radical innovation. Export has insignificant negative impact on both radical and incremental innovation output. The results exhibit strong support for the mediating role of repository (intellectual capital) and enabling (absorptive capacity) cognitive factors in the association of macro and meso level institutional characteristics and firm-level innovation. Thus, this study significantly extends the literature about the national business systems approach by providing a clear-cut mechanism about how abstract institutional templates constituted at the societal and business system level are translated into actionable sets by the help of aforementioned cognitive factors. Moreover, hypotheses on direct links between the study constructs were also supported, thereby indicating variables reside at different analytical levels are closely linked in a topdown manner. In addition, the particular characteristics of the Pakistani setting also reflect themselves in the empirical results. First, the fragmented and informal nature of the dominant societal institutions necessitated the use of non-ownership based control and coordination mechanisms alongside with ownership based control and coordination mechanisms. Thus, it can be argued that the owners pragmatically resort to any means necessary to control and coordinate the economic resources of their firms by engaging in relationships with a variety of stakeholders including the state, competitors, employees, financial organizations and the community. Although, theoretical discussions in the NBS approach suggest that there are only few possible NBS typologies because of the interdependencies between different institutional templates, the Pakistani setting seems to exhibit the characteristics of a hybrid model. Pakistan's business model generally displays relatively higher levels of direct ownership control and coordination characteristics, lower levels of non-ownership based coordination and control characteristics, and relatively tighter levels of interdependence between employer-employee relations. The implication of present research is to contribute institutional theory and to elaborate how NBS theory could be used in developing countries. It particularly demonstrates how the Pakistani business system influences firm level innovation outputs and offers guidelines for management in designing successful innovation related policies and practices in Pakistan. Moreover, this study pinpoints for managers how knowledge management activities inside the firms and grasping outside knowledge can enhance innovation output that can lead them to stay ahead of competitors. Although constraints exist in the form of lack of resources or access to the resources, yet firms can manage such constraints by developing network ties be more innovative.
Uluslararası ticari arabuluculuk ve icra edilebilirlik
Uluslararası ticari uyuşmazlıklarının çözümünde alternatif uyuşmazlık çözümlerinden arabuluculuk yaygın olarak uygulanmaktadır. Ancak devlet yargılaması ve tahkim kadar sıklıkla uygulanmamaktadır. Arabuluculuk faaliyetinin bu tip uyuşmazlıklarda sıklıkla uygulanmamasının sebebi, tarafların mutabakatı sonucunda düzenlenen anlaşma belgesinin icra edilebilirliğinin sorun teşkil etmesidir. Tahkim ve devlet mahkemeleri sonucunda çıkan kararların icra edilebilirliği gerek iç hukuklarda gerekse uluslararası anlaşmalarla sağlanabildiğinden icra edilebilirlik sorunu ile karşılaşılmamaktadır. Bu tezin amacı, uluslararası ticari uyuşmazlıkların sonucunda düzenlenen anlaşma belgelerine yani sulh anlaşmalarına icra kabiliyeti kazandırılmasının yollarını araştırmaktır. Tezin ilk bölümde alternatif uyuşmazlık çözümleri hakkında genel bilgi verilmiştir. Ayrıca arabuluculuk faaliyetinin tanımı ve tarihsel gelişimi, diğer alternatif uyuşmazlık çözüm yollarından ayrıştırılması, farklı hukuk sistemlerinde arabuluculuk çözüm yolunun yeri ve ilgili düzenlemeler ve son olarak Türk Hukuku'ndaki arabuluculuk düzenlemesi olan 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu incelenmiştir. İkinci bölümde ise uluslararası ticari uyuşmazlıkların arabuluculuk çözümü ile sonuçlandırılması sonucunda düzenlenen anlaşma belgesi hakkında genel bilgi verilmiş olup nasıl düzenleneceği, içeriği, kapsamı hususlarında bilgi verilmiştir. Ayrıca icra edilebilmesi ve kesin delil etkisinin kazandırılması için büyük önem taşıyan hukukî niteliği hakkında inceleme yapılmıştır. Ayrıca anlaşma belgesinin milletlerarası niteliğe sahip olması için hangi özellikleri Türk Hukuku ve uluslararası anlaşmalar uyarınca bünyesinde bulundurması gerektiği hususunda araştırma yapılmıştır. Devamında milletlerarası arabuluculuk anlaşma belgelerinin icra sorunu incelenmiş, bu kapsamda uluslararası sözleşme olmaması durumunda anlaşma belgesine icra kabiliyeti kazanabilmenin yolları aranmıştır. Bu yollardan biri anlaşma belgesinin mahkeme kararına çevrilmesidir. Bu durumda sınır-ötesi icrasının sağlanabilmesi için örneğin Türk Hukuku'nda MÖHUK hükümlerine göre tanınması yapılacaktır. Anlaşma belgesinin hakem kararına çevrilmesi de diğer bir yoldur. Hakem kararına çevrilen anlaşma belgesi, 1958 tarihli Yabancı Hakem Kararlarının Tanınması ve Tenfizi Hakkında New York Sözleşmesi uyarınca eğer ilgili devlet bu sözleşmeye tarafsa, tanıma ve tenfizi yapılabileceğinden icra kabiliyeti ve kesin delil etkisi kazanabilecektir. Son olarak ise uluslararası milletlerarası anlaşma belgesinin icra sorununu ele alan uluslararası bir sözleşme yapma ihtiyacı ele alınmıştır. Son bölümde Birleşmiş Milletler Uluslararası Ticaret Hukuku Komisyonu'nun (UNICITRAL) düzenlediği Ticari Uyuşmazlıklara İlişkin Arabuluculuk Faaliyeti Sonucunda Yapılan Milletlerarası Sulh Sözleşmeleri Hakkında Birleşmiş Milletler Sözleşmesi (Singapur Sözleşmesi), arabuluculuk anlaşma belgelerinin icra edilebilirlik açısından incelenmiştir. Sözleşme'nin uygulanabilmesi için gereken maddi ve usuli şartlar tezde incelenmiştir. Kapsam dışında kalmasına sebep olan ret sebepleri detaylı olarak ele alınmıştır. Singapur Sözleşmesi, akit devletler nezdinde sorunun çözümü hususunda önemli adımdır. Akit olmayan devletler açısından hala uluslararası anlaşma belgesinin icra edilebilirliği sorun teşkil etmektedir. Singapur Sözleşmesi'nin New York Sözleşmesi benzeri bir başarı kazanıp kazanamayacağını zaman gösterecektir.
Uluslararası çocuk kaçırmalarda arabuluculuk
Bu çalışmada, Türkiye'nin de taraf olduğu 1980 tarihli Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukukî Veçhelerine Dair Sözleşme uyarınca, Türk hukukunda uluslararası çocuk kaçırmalardan doğan uyuşmazlıklarda alternatif uyuşmazlık çözüm yolu olan arabuluculuk yönteminin uygulanması meselesi ele alınacaktır. Bu kapsamda uluslararası çocuk kaçırmalarda arabuluculuğun uygulanabilirliği konusundaki Türk hukukunun hukukî temelleri tespit edilecek, karşılaştırmalı hukuklardaki örnek arabuluculuk uygulamaları ve pilot projeler incelenecektir. Bunlarla birlikte uluslararası çocuk kaçırmalarda arabuluculuğun uygulanabilirliğine ilişkin uluslararası belgeler incelenerek, Türk hukukuna özgü Sözleşme ile uyumlu uluslararası çocuk kaçırmalarda başvurulabilecek yeni bir arabuluculuk modeli oluşturulacaktır.
Nepotizmin örgütsel yalnızlık ve işgören performansı üzerine etkileri: Kamu ve özel sektör karşılaştırması
Araştırmanın amacı, nepotizmin örgütsel yalnızlık ve işgören performansının üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Ayrıca, nepotizmin iş gören performansı üzerindeki etkisinde örgütsel yalnızlığın aracı (mediator) rolünü incelemektir. Araştırma, nepotizmin daha önce test edilmediği örgütsel yalnızlık kavramı ile ilişkisinin test edilmesi bakımından önem taşımaktadır. Bu bağlamda, Hatay ilinde kolayda örneklem ve kartopu örnekleme yöntemleri kullanılarak 407 (212 özel sektör ve 195 kamu çalışanı) geçerli anket ile veri toplanmıştır. Özel sektör ve kamu çalışanları iki farklı örneklem olarak değerlendirilmiştir. Bu çalışmada, "güvenirlik analizleri", "keşifsel faktör analizleri", "bağımsız örneklem t- testi", "Pearson korelasyon analizi", "basit doğrusal regresyon analizi", "hiyerarşik regresyon analizi" ve "Sobel testi" kullanılmıştır. Analiz bulguları; her iki örneklemde de nepotizmin örgütsel yalnızlığı etkilediğini; özel sektör çalışanlarında nepotizmin işgören performansı üzerindeki etkisinde örgütsel yalnızlığın aracı rolü olduğunu; kamu çalışanlarında ise nepotizmin ne örgütsel yalnızlığı ne de işgören performansını etkilemediği belirlenmiştir.
Barış inşa sürecinde bir çatışma çözüm stratejisi olarak uluslararası arabuluculuk: Bosna Hersek ve Dağlık Karabağ örnekleri
Bu çalışmada, bir uluslararası uyuşmazlık çözüm yöntemi olan ve aynı zamanda BM Şartı'nın "Uyuşmazlıkların Barışçıl Yollarla Çözülmesi" başlığını taşıyan 6. bölümünün 33. maddesinde anlatım bulan çözüm yöntemlerinden de biri olan arabuluculuk, Bosna-Hersek ve Dağlık Karabağ vakaları çerçevesinde ele alınmıştır. Çalışmanın ana amacı, söz konusu vakaları karşılaştırmak suretiyle uluslararası arabuluculuğun başarısına etki eden koşullar ve etkenler üzerine test edilmeye açık bir takım hipotezlere ulaşmaktır. Veri toplama tekniği bağlamında çalışma, ulaşılabilen ilgili ya da uzman kişilerle röportaj ve diğer her türlü ikincil veriye dayanmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde temel olarak arabuluculuk kurumu detaylı bir biçimde betimlenmiş, ikinci bölümde Bosna-Hersek Krizi hakkında bilgi verilmiş ve söz konusu krizde arabuluculuk süreci incelenmiş, üçüncü bölümde ise yine ilk olarak Dağlık Karabağ sorunu hakkında bilgi verilmiş ve ardından bu sorunda arabuluculuk girişimleri irdelenerek başarılarına ilişkin değerlendirmelerde bulunulmuştur. Ulaşılan sonuçlara göre, daha önce benimsenen kriterler ışığımda, Bosna-Hersek krizinde uluslararası arabuluculuk faaliyetleri başarılı olarak değerlendirilirken, Dağlık Karabağ sorununda arabuluculuk süreci genel anlamda başarısız olarak değerlendirilmiştir. Bu bulgu temelinde uluslararası arabuluculuğun başarısına etki eden temel bazı faktörler üzerine bir takım tespit ve önerilerde bulunulmuştur.
Arabuluculuğun zamanlaması: Suriye iç savaşı'nda karşılıklı zarar veren çıkmaz ve ötesi
Bu çalışmanın amacı, Suriye İç Savaşı'nı, Olgunluk ve Karşılıklı Acı Veren Çıkmaz teorileri bağlamında ele almaktır. Söz konusu teoriler, literatürde uzun süren iç savaşları açıklamak için kullanılmaktadır. Bu tez, teorik nosyonları Suriye İç Savaşı ile test ederek bir vaka çalışması sunmaktadır. Çalışma ana hatlarıyla 4 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Olgunluk ve Karşılıklı Acı Veren Çıkmaz kavramlarının teorik çerçevesi çizilmiştir. İkinci bölümde, Suriye İç Savaşı tarihsel bağlamda incelenmiş ve güncel durum aktarılmıştır. Üçüncü bölümde, barış adına yapılan girişimler ve görüşmeler incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise savaş, teoriler bağlamında ele alınmış ve çözüm önerileri sunulmuştur. Sonuç olarak çatışmanın, tarafları karşılıklı olarak acı veren bir çıkmaza sürükleyerek olgun bir ana ulaştığı görülmektedir. Çalışma, bu sonucu teorik nosyonlar ile ispatlamıştır. Literatürde Suriye İç Savaşı barış çalışmaları kapsamında ele alınsa da, söz konusu teoriler ile alakalı bir vaka çalışması bulunmamaktadır. Çalışma, literatürdeki bu açığı azaltmayı ummaktadır.
İşçi ve işveren ilişkilerinde dava şartı olarak Arabuluculuk Kurumu, sorunlar ve çözüm yolları
Bu çalışmanın konusunu, "İşçi ve İşveren İlişkilerinde Dava Şartı Olarak Arabuluculuk Kurumu, Sorunlar ve Çözüm Yolları" oluşturmaktadır. Bu çalışmayı, son yıllarda mahkeme yargısına yardımcı olacağı düşünülen arabuluculuk uygulamasının Türkiye'deki işleyişi, bu işleyiş neticesinde meydana gelen sorunlar ve çözümler yönlendirmiştir. Bu sav doğrultusunda, arabuluculuk ile ilgili yasal düzenlemeler, iş uyuşmazlıklarından kaynaklanan taleplerin arabuluculuğa götürülmesinin Anayasa ve İş hukukunun temel ilkelerine aykırılık iddiaları ve arabulucu ile taraflardan kaynaklanan sorunlar, 7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile getirilen dava şartı arabuluculuk özelinde incelenmiştir. Araştırmanın tutarlı bulgu ve sonuçlara ulaşabilmesi için, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında arabuluculuk Kanunu ve Kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmelik, Arabuluculuk Ücret Tarifesi, Türkiye Arabuluculuk Etik Kuralları, 7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ve 7155 Sayılı Abonelik Sözleşmesinden kaynaklanan Para Alacaklarına ilişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun genel hatlarıyla ele alınmıştır. Anahtar kelimler: Alternatif Uyuşmazlık Çözümü, Arabuluculuk, İş hukuku, Dava şartı
Aile hukuku uyuşmazlıklarında arabuluculuk
Hukuki uyuşmazlıkların çözümünde farklı sebeplerle alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin tercih edildiği görülmektedir. Söz konusu yöntemlerin, modern hukuk düzeninin ürünü olduğu söylenemez. Zira geçmişte bireyler arasında doğan uyuşmazlıklarda alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak kabul edilecek birtakım yöntemlerin uygulandığı bilinmektedir. Birçok hukuk sistemi günümüzde söz konusu yöntemlerin uygulama alanını genişletme eğilimindedir. Alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin uygulandığı alanlardan biri aile hukukudur. Türk hukukunda aile hukuku uyuşmazlıkları bakımından arabuluculuğa dair özel bir düzenleme yoktur. Ancak arabuluculuk esaslarını düzenleyen 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu çerçevesinde aile hukuku uyuşmazlıklarının arabuluculuğa elverişliliği tartışılmaktadır. Bu kapsamda genel bir düzenleme niteliğinde olan 6325 sayılı Kanun ve Türk Medeni Kanunu dikkate alınarak aile hukuku uyuşmazlıklarının arabuluculuğa elverişliliği hakkında bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.
Uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak MED-ARB
İnsan ilişkilerinin artması ve karmaşıklaşması, bu ilişkiler nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlıkların da artmasına ve karmaşıklaşmasına neden olmuştur. Uyuşmazlıkların çözümü için kullanılan yöntemler de buna paralel olarak gelişme göstermiştir. Bu anlamda uyuşmazlık çözümü için kullanılagelen arabuluculuk ve tahkim yöntemlerinin bir araya getirilmesiyle elde edilen Med-Arb (Mediation-Arbitration/Arabuluculuk-Tahkim) yönteminin kullanımı yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu yöntemde uyuşmazlık çözümü için öncelikle arabuluculuğa başvurulmakta, bu yöntemden sonuç alınamazsa tahkim yargılamasına gidilmektedir. Bu çalışma kapsamında öncelikte uyuşmazlık çözümü kavramı ele alınmış, bazı uyuşmazlık çözüm yöntemleri incelendikten sonra Med-Arb yönteminden bahsedilmiştir. Bu kapsamda Med-Arb yönteminin özellikleri, faydaları ve sakıncaları ve farklı görünüm şekilleri ele alınmıştır. Son olarak yöntemin tercih edilme anı ve arabuluculuk aşamasının atlanmasına ilişkin çeşitli sonuçlar ele alınmıştır.
The mediation efforts and polices of the league of Arab States in the Yemeni civil wars since the cold war
Yemen, with its authentic Arab depth in the Arab region, as an asset for all Arabs, and one of the first founding members of the Arab League Organization, has valuable position in Arab region. The political history of Yemen is characterized by a succession of wars, civil conflicts, and political transformations that have taken place from the Cold War to the present day. Throughout this period, the Arab League has been involved in various ways in attempts to resolve the civil wars in Yemen through the implementation of peace agreements, mediation efforts, and rapprochement between conflicting parties. These attempts have been shaped by the mandates, tasks, and stated goals of the Arab League, as well as by the prevailing political realities in the region and the influence of major international and regional powers. The responses of the conflicting parties in Yemen have also been a critical factor in shaping the outcomes of these efforts. Yemeni situation and its civil wars that have extended since the beginning of the establishment of the League of Arab States to the present time, in light of regional and international changes at various levels, with tracking and evaluating the policies and directions of the League of Arab States in resolving conflicts by mediation, gives distinction to this study and research to value Arab league effort in mediation. Means and policies of the Arab League in these Yemeni wars and conflicts with the extent of their effectiveness and a comparison between them will be addressed in this study, considering the internal and external influencing factors of those intervention.
İslâm hukukunda boşanmaya ilişkin uyuşmazlıklarda alternatif çözüm yolları
Çalışmanın konusu, boşanmaya ilişkin uyuşmazlıklara yönelik İslâm aile hukuku kapsamında sunulan alternatif çözüm yollarının hukuki tahlilidir. Türk hukuk tarihimize bakıldığında yüz yıl öncesine kadar İslâm hukukundaki haliyle etkin olarak kullanılan ayrıca İslâm hukukuyla yönetilen ülkelerde de güncel olarak uygulanmakta olan söz konusu yöntemlerin, evlilik birliklerini koruma noktasında önemli olduğu görülmektedir. Özellikle Türkiye'de artan boşanma sayıları neticesinde toplumun temelini oluşturan aile kurumunun dağılmasıyla ortaya çıkan sorunların çözülmesi zaruri bir ihtiyaçtır. Gerek ilgili ihtiyacın giderilmesi gerekse de mahkemelerin iş yükünün azaltılması, hızlı ve ekonomik çözümler sunulması nedeniyle aile arabuluculuğu ya da hakemliği kurumlarının iç hukukumuzda düzenlenmesi elzemdir. Çalışmada, İslâm aile hukukundaki sulh temelli alternatif uyuşmazlık çözüm yolları, pozitif hukuktaki emsalleriyle mukayeseli olarak incelenmiştir. Bu kapsamda Türk aile hukukunda uygulanması planlanan aile arabuluculuğu veya hakemliği gibi yöntemlere, İslâm aile hukuku perspektifinden bakılarak konu farklı bir hukuk sistemi olan İslâm hukukunun yaklaşımıyla ele alınmıştır. Konuya ilişkin teorik bilginin yanı sıra çağdaş İslâm hukuku uygulamalarına da yer verilerek uyuşmazlık çözüm süreçlerinin pratiği de incelenmiştir. Çalışmada fıkıh, hadis ve tefsir kitapları, hukuki metinler bağlamında şer'iye sicilleri, fetva mecmuaları ve hukuk müktesebatımızda yer alan kanuni düzenlemeler gibi kaynakların kullanımına özen gösterilmiştir. Ayrıca güncel İslâm hukuku uygulamalarını incelemek adına farklı mezhepleri takip eden İslâm ülkelerinin konuya ilişkin hukuki düzenlemelerinden de istifade edilmiştir. Üç bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde boşanma ağırlıklı olmak üzere evliliğin sona erme sebepleri güncel İslâm hukuku uygulamalarıyla ele alınmıştır. Zira eşleri ilgili uyuşmazlık çözüm süreçlerine götüren ve aile arabuluculuğu ya da hakemliği uygulamalarının başlatılması noktasında boşanma kavramının incelenmesi zaruri görülmüştür. İkinci bölümde ise ilk olarak genel anlamıyla alternatif çözüm yollarının neler olduğu, kavramların izahı, konunun tarihsel gelişimi ve aile arabuluculuğu ile aile hakemliği kurumları Türk ve İslâm hukuk sistemleri mukayese edilerek izah edilmiştir. Üçüncü bölümde ise boşanmanın hukuki sonuçlarından hangilerinin ilgili yöntemlere elverişli olduğu hususu yine Türk ve İslâm hukuku özelinde ayrı ayrı tahlil edilmiştir. Çalışmada altı farklı İslâm ülkesinin Anayasa ve aile kanunu metinlerinde yer alan konuya ilişkin hükümler de incelenmiştir. Konuya dair teorik bilgilerin yanı sıra yaşayan İslâm hukuku uygulamalarının da ele alınmasıyla konuyu daha özgün bir şekilde değerlendirme imkânı bulunmuştur. Güncel İslâm hukuku uygulamalarını kapsayarak özgünlük kazanan çalışma vesilesiyle söz konusu uygulamaların başarı oranları da ortaya konmuştur. Bu bağlamda Türk hukukunun konuya dair ihtiyaç duyduğu hukuki düzenlemelere, İslâm hukuku tarafından sunulması muhtemel katkılar daha somut bir şekilde ortaya konmuştur. Türk hukuku özelinde boşanmanın hukuki sonuçlarından olup kamu düzenini ilgilendiren ve tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri hususlarda alternatif çözüm yollarına başvurulamamaktadır. Bu noktada Türk hukukunun İslâm hukuku uygulamasına benzerliğine dikkat çekilmiştir. Boşanmaya dair uyuşmazlıklara ilişkin Türk hukukunda uygulanması muhtemel alternatif çözüm yollarının batılı emsallerinden ziyade İslâm hukuk sistemindeki modele daha uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: İslâm Aile Hukuku, Aile Arabuluculuğu, Aile Hakemliği, Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yolları
Kosovo - Serbia conflict and the mediation role of Türkiye for resolution
According to the Ahtisaari Plan and a UN Resolution, the Assembly of Kosovo unilaterally proclaimed its independence on February 17, 2008. However, Serbia still claims Kosovo to be its territory. A resolution process was launched under the EU's intervention in try to normalize relations between these two countries. However, tension between Serbia and Kosovo have constantly ups and downs in the northern area of Kosovo, where Serbs are concentrated. As regional peace and stability became critical global concerns, Türkiye has emerged as a prominent actor actively engaging in conflict resolution efforts. Because Türkiye shares historical and cultural connections with Kosovo as well as bilateral economic and commercial relationships with Serbia. This thesis explores the reasons and background of this reemerged tension between Serbia and Kosovo and aims to discover Türkiye's role for the process through mediation approaches and theories. The research is conducted by a qualitative approach, incorporating interviews with key stakeholder and elites including academics, government officials, policy makers from diverse backgrounds, encompassing Albanian, Turkish, and Serbian perspectives. By understanding the factors that contribute to tensions and assessing Türkiye's mediation efforts, the study provides valuable insight into promoting a peaceful resolution of the Serbia-Kosovo conflict. Therefore, this study can provide a beneficial recommendation for preventing further escalation of hostilities in the region.
Federal devletlerde ombudsmanlık kurumu ve yerel ombudsmanlar
Şeffaflık ve insan haklarına saygılı bir şekilde ve kaliteli kamu hizmeti sağlama dinamikleri içerisinde kamu idareleri, farklı denetim türlerine tabidir: idari denetim, siyasal denetim, yargı denetimi, kamuoyu denetimi, uluslararası denetim ve Ombudsman'dır. Ombudsmanlık Kurumu, İskandinavya ülkelerinde tam olarak İsveç'te ortaya çıkmasından sonra, 18. yüzyıldan beri demokratik yönetim sistemi sahibi ülkelerde yer edinmiştir. Hakem rolünü üstlenen bu kurum, aynı zamanda idare ve vatandaşlar arasındaki anlaşmazlıklarda arabuluculuk yapan insan hakları savunmasında önemli bir araç haline geldi. Ombudsmanın, diğer denetim türlerinin kapsamadığı boşlukları doldurmak için kurulduğu unutulmamalıdır; Böylece idare ve vatandaşlar arasında köprü görevi görür. Dünyanın çeşitli ülkelerinde kabul edilmesiyle, genellikle devletlerin yasama organı altında kurulmaktadır. Bu tezde, ombudsmanlık kurumu federal devletlerde ve bu devletlerin yerel yönetiminde ele alınacaktır. Birinci ve İkinci bölümlerde kurumun genel bir çalışması anlatılacaktır. Üçüncü bölümden Yedinci bölüme kadar ombudsmanlık kurumu her kıta için örnek olarak bir federal devlette analiz edilecektir; Sekizinci ve son bölümde ise çalışmamızın konusu olan bu devletler arasında karşılaştırmalı bir çalışma yapılacaktır.
Dijital ebeveynliğin demografik özellikler, beş faktör kişilik kuramı ve bilişsel esneklik açısından incelenmesi
Dijital ebeveynlik, dijital teknolojilerin büyük bir hızla geliştiği 21. yüzyılda ortaya çıkan bir kavramdır. Dijital çağda dijital ebeveynlerden çocuklarının dijital fırsatlardan en üst düzeyde faydalanmasını sağlaması ve çocuklarını dijital risklerden en üst düzeyde koruması beklenmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, ebeveynlerin dijital ebeveynlik tutumu, beş faktör kişilik özellikleri ve bilişsel esneklik düzeyleri arasındaki ilişkileri belirlemektir. Buna ilave olarak çalışmada, ebeveynlerin ve lisede öğrenim gören çocuklarının ekran kullanım sürelerinin ve amaçlarının belirlenmesi; ebeveynlerin dijital ebeveynlik tutumlarının ebeveynlerin ve çocukların çeşitli özelliklerine göre değişip değişmediğinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Gaziantep ilinde lisede öğrenim gören çocuğa sahip 275'i anne ve 108'i baba olmak üzere 383 ebeveyn oluşturmuştur. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Dijital Ebeveynlik Tutum Ölçeği, Beş Faktör Kişilik Özellikleri Ölçeği ve Bilişsel Esneklik Envanteri ile toplanmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre dijital medyanın etkin kullanımını onaylama ile bilişsel esneklik ve sorumluluk kişilik özelliği arasında pozitif yönde ilişki olduğu tespit edilmiştir. Dijital medya risklerinden koruma ile nevrotiklik kişilik özelliği arasında pozitif yönde; sorumluluk kişilik özelliği arasında negatif yönde ilişki olduğu belirlenmiştir. Bilişsel esneklik ile dışadönüklük, yumuşak başlılık, sorumluluk ve deneyime açıklık kişilik özellikleri arasında pozitif yönde; nevrotiklik kişilik özelliği arasında negatif yönde ilişki olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte ergenlerin ekranı genellikle eğlence amaçlı kullandıkları; ebeveynlerin ise genellikle iletişim amaçlı ekran kullandıkları belirlenmiştir. Ayrıca ergenlerin ekran kullanım süreleri arttıkça ebeveynlerin dijital medyayı daha riskli algıladıkları saptanmıştır. Araştırmanın bulguları ilgili literatür çerçevesinde tartışılmış; araştırmacılara ve uygulayıcılara çeşitli önerilerde bulunulmuştur.
Bireysel iş uyuşmazlıklarında zorunlu arabuluculuk
Günümüzde, iş yaşamındaki gelişim ve değişim beraberinde taraflar arasındaki uyuşmazlıkları da daha karmaşık hale getirmiştir. Artan nüfus oranının etkisi ile yargılamadaki iş yükünün artması, tüm dünyayı olduğu gibi ülkemizi de uyuşmazlıkların daha hızlı ve kolay çözülebilmesi için alternatif uyuşmazlık çözüm yolları arayışına itmiştir. Ülkemizde, yargılamadaki iş yükünü azaltmak, zamandan ve masraftan tasarruf etmek amacıyla alternatif uyuşmazlık çözüm yollarından biri olan arabuluculuk yöntemi, 07/06/2012 tarihinde 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile düzenlenmiştir. Bu yolla uyuşmazlıklar; arabulucu denilen bağımsız, tarafsız ve konusunda uzman bir üçüncü kişi nezdinde, tarafların kendi aralarında müzakere ederek çözülmesi yoluna gidilmiştir. Bu Kanun ile getirilen arabuluculuk yönteminde gönüllük ilkesi esas alınmıştır. Arabuluculuk yönteminden beklenen faydanın artırılması ve ülkemizde müzakere kültürünün yerleşmesi için 01.01.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile iş yargılamasındaki bir kısım uyuşmazlıklar açısından arabuluculuğa başvuru zorunlu hale getirilmiştir. Zorunlu arabuluculuk yöntemi iş yargılaması bakımından bir dönüm noktası olmuştur. Çalışmamızın amacı, zorunlu arabuluculuk uygulamasının iş yargılamasına ve usul hukukuna etkilerini değerlendirmektir. Çalışmamızda, alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına ilişkin genel bilgiler verilmiş, arabuluculuk kavramı, arabulucunun rolü, nitelikleri ve hak ve yükümlülüklerine değinilmiştir. Bireysel iş uyuşmazlıklarında arabuluculuğun kapsamı, usul hukuku kurumları açısından değerlendirilmesi yapılmıştır. Ayrıca iş uyuşmazlıklarında zorunlu arabuluculuğun tarafları, uygulama biçimi, başlaması ve sona ermesinin hukuki sonuçları ele alınmıştır. Konu ile ilgili güncel Yargıtay ve İstinaf Mahkemesi kararlarıyla birlikte ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yolları, Arabuluculuk Kavramı, Bireysel İş Uyuşmazlığı, Zorunlu Arabuluculuk.