Beden algısı
Bu konu başlığı altında 60 tez
Ortoreksiya nervoza ölçeklerinin uyarlanması ve ortoreksiyanın OKB, yeme bozukluğu, depresyon, kaygı ve stres, genel psikolojik belirti düzeyi, sağlık kaygısı, beden algısı ve benlik saygısı ile ilişkilerinin nicel ve nitel yöntemlerle incelenmesi
Bratman'ın (1997) tanımladığı ortoreksiya nervoza (ON), sağlıklı beslenme takıntısını ifade eden, yiyeceklerin kalitesine göre kişilerin diyetlerini sınırlandırdıkları, henüz tanı el kitaplarında yer almayan bir bozukluktur. ON'yi daha derinlemesine anlamak için bu tez çalışması bir karma yöntem araştırması olarak 3 temel aşamadan oluşmaktadır. Birinci aşamada uluslararası literatürde ON için geliştirilen Yeme Alışkanlıkları Ölçeği, Düsseldorf Ortoreksiya Ölçeği, Barselona Ortoreksiya Ölçeği ve Ortoreksiya Nervoza Ölçeği'nin Türkçeye uyarlamasının yapılması, ON'nin nasıl bir kavram olduğuna yönelik anlayışımızın artması ve gelecek çalışmalara yön vermesi için ON ölçüm araçlarının ortak faktörlerinin belirlenmesi; ikinci aşamada, ON ile OKB, yeme bozukluğu, depresyon, kaygı ve stres, genel psikolojik belirti düzeyi, sağlık kaygısı, beden algısı, benlik saygısı değişkenleriyle ilişkilerin incelenmesi; üçüncü aşamada, ON belirti düzeyi yüksek katılımcılarla yarı-yapılandırılmış görüşmeler yapılarak bu kişiler için sağlıklı beslenmenin ne olduğuna yönelik temaların yorumlayıcı fenomenolojik analizle ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Verilerin çevrimiçi ulaşılan örneklemden toplandığı birinci aşamada, 726 katılımcı (543 kadın, 172 erkek, yaş ortalaması= 21) yer almış ve ölçeklerin ufak modifikasyonlarla ON'yi ölçmede güvenilir ve geçerli olduğu bulunmuştur. Ölçüm araçlarından elde edilen ortak faktörlerse "olumsuz duygular", "günlük işlevsellikte bozulma", "sağlıklı beslenme alışkanlıklarına verilen önem", "sağlıklı beslenmeyle abartılı uğraş" olmuştur. İkinci aşamada, 556 katılımcı yer almış ve ON ile tutarlı olarak, OKB, sağlık kaygısı ve yeme bozukluğu belirtileri ilişkili bulunmuş; benlik saygısı ve vücut algısıyla ilişkilerde tutarlılık gözlenmemiştir. Aşamalı regresyon analizinde yeme bozukluğu belirti düzeyinin ON'nin en güçlü yordayıcısı olduğu gözlenmiştir. Nitel yöntemin kullanıldığı üçüncü aşamada ON eğilimi yüksek 2'si erkek 11 katılımcıyla yapılan görüşmelerde "sağlıklı beslenmenin anlamı", "etiyoloji ve sürdüren faktörler", "kontrol, güç ve otonomi", "karşılaştırmalar" ve "günlük işlevsellik" olmak üzere 5 ana temanın ortaya çıktığı görülmüştür. Nicel ve nitel çalışmalardan elde edilen genel sonuç, ON ölçeklerinde çıkan faktörlerin aynı zamanda ON eğilimi yüksek katılımcı söylemlerinde de yer aldığı, ON'nin yeme bozukluğu örüntüleriyle daha yakından ilişkili olduğudur. Çeşitli sınırlılıkları bulunsa da bu çalışma literatürdeki önemli boşlukları doldurmuş gelecek araştırmalar için yol gösterici olmuştur. Bulgular literatür ışığında tartışılmıştır.
Estetik ve plastik cerrahların branş seçme nedenleri ve çalışma ilişkileri
Bu tez çalışması, estetik ve plastik cerrahların branş seçme nedenleri ile çalışma ilişkilerini açıklamayı hedeflemektedir. Modern tıbbın dönüşümü, sağlık sektöründe yaşanan neoliberal politikalar, tüketim kültürünün yaygınlaşması ve medyanın güzellik algısını yeniden üretmesi gibi toplumsal dinamikler, hekimlerin uzmanlık tercihlerini doğrudan etkilemektedir. Özellikle estetik ve plastik cerrahi, sadece medikal bilgiyle değil; aynı zamanda ekonomik kazanç, prestij, hasta profili ve özel çalışma olanakları gibi piyasa temelli etkenlerle şekillenen bir uzmanlık alanı olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı, hekimlerin estetik ve plastik cerrahiyi seçme nedenlerini bireysel motivasyonlar kadar yapısal ve toplumsal faktörlerle birlikte değerlendirmek ve bu tercihin sağlık sistemindeki dönüşümle nasıl ilişkili olduğunu ortaya koymaktır. Araştırmada nitel yöntem kullanılmış, amaçlı örnekleme ile belirlenen estetik ve plastik cerrahlarla derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Araştırma bulguları, hekimlerin branş tercihinde sadece mesleki ilgi ve tatminin değil; yüksek gelir beklentisi, özel sektörde çalışma imkânı, hasta seçebilme özgürlüğü, esnek çalışma koşulları, özerklik ve prestij gibi unsurların belirleyici olduğunu göstermektedir. Bunun yanı sıra estetik cerrahinin sanatsal yönü, birebir hasta ilişkisi kurma imkânı ve sosyal görünürlük gibi faktörler de tercih sürecinde önemli rol oynamaktadır. Bulgular neticesinde, estetik ve plastik cerrahi uzmanlığı, günümüz sağlık sisteminde sadece tıbbi bir alan olarak değil; ekonomik, kültürel ve sembolik sermaye ile iç içe geçmiş bir mesleki pratik olarak konumlanmaktadır. Bu çalışma, neoliberal sağlık politikalarının hekim emeği üzerindeki etkisini ve güzellik ideallerinin mesleki tercihlere nasıl yansıdığını sosyolojik bir perspektifle ele alarak literatüre özgün katkılar sunmaktadır. Ayrıca, estetik cerrahideki hukuki boşlukların giderilmesi gerektiği, doktorların piyasa mantığıyla hareket etmelerinin yaratabileceği etik sorunlara karşı yapısal düzenlemelere ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Aynı zamanda, estetik müdahale kararı verecek bireylerin de bu yapısal koşulları göz önünde bulundurarak bilinçli tercihlerde bulunmaları önem arz etmektedir.
Septorinoplasti talebiyle başvuran hastaların vücut algısı, yeti yitimi, depresyon ve sosyal fobi açısından değerlendirilmesi
Amaç: Estetik operasyonlar, özellikle fasyal estetik cerrahiler, son yıllarda popüler hale gelen uygulamalardır. Bu cerrahinin uygulanabilirliğine karar verilirken anatomik uygunlukla birlikte dikkat edilmesi gereken bir diğer parametre de psikiyatrik uygunluktur. Psikiyatrik uygunluğu tespit etmek adına daha geniş bir değerlendirme yapmak üzere biz bu çalışmada, septorinoplasti operasyonu başvurusunda bulunan kişilerde vücut algısı, yeti yitimi, depresyon ve sosyal fobi durumunun değerlendirilmesini amaçladık. Yöntem: Çalışmaya Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Hastanesi Kulak Burun Boğaz polikliniğine 2019-2020 tarihleri arasında başvuran hastalar dahil edildi. Septorinoplasti operasyonu uygulanan 50 hasta vaka grubuna dahil edildi. Burunda şekil bozukluğu şikayeti dışında herhangi bir şikayeti olan ve estetik operasyon planlanmayan 50 hasta kontrol grubuna dahil edildi. Sosyodemografik veri formu, Beck Depresyon Ölçeği, Vücut Algısı Ölçeği, Kısa İşlevsellik Değerlendirme Ölçeği ve Liebowitz Sosyal Fobi Belirtileri Ölçeği 'nden oluşan çalışma formu tüm gönüllüler tarafından dolduruldu. Bulgular: Uygulanan ölçekler değerlendirildiğinde vaka ve kontrol grubu arasında vücut algısı, yeti yitimi, depresyon ve sosyal fobi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamadı. Ölçek sonuçlarının yapılan korelasyon analizinde Beck Depresyon Ölçeği ile Vücut Algısı Ölçeği arasında negatif orta düzey korelasyon, Beck Depresyon Ölçeği ile Liebowitz Sosyal Fobi Belirtileri Ölçeği ve Beck Depresyon Ölçeği ile Kısa İşlevsellik Değerlendirme Ölçeği arasında pozitif orta düzey korelasyon, Vücut Algısı Ölçeği ile Kısa İşlevsellik Değerlendirme Ölçeği arasında negatif orta düzey korelasyon olduğu görüldü. Sonuç: Septorinoplasti talebiyle KBB polikliniğine başvuran hastalar kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, vücut algısı, yeti yitimi, depresyon ve sosyal fobi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadığı görüldü. Anahtar sözcükler: Septorinoplasti, Vücut dismorfik bozukluğu, Depresyon, Vücut algısı
Üniversite öğrencilerinde seçmeli beden eğitimi ve spor derslerinin bazı biyomotorik özellikler ile beden algısı ve sosyal iletişim becerisi üzerine etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; üniversitede eğitim gördükleri fakülte ve yüksekokullarında fiziksel aktivite düzeyleri düşük ve sporcu olmayan bölüm dışı seçmeli Beden Eğitimi ve Spor derslerini seçerek bu derslere katılan, kadın ve erkek öğrencilerin dönemlik derslerinin bazı biyomotorik özellikler, beden algısı ve sosyal iletişim becerileri üzerine etkilerinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesinde 2018-2019 eğitim öğretim yılı bahar döneminde ortak zorunlu dersler listesinde seçmeli Beden Eğitimi ve Spor derslerini alan, araştırma izinleri alınarak çalışmaya gönüllü olarak katılan 240 öğrenci (123 kadın, 117 erkek) oluşturdu. Araştırmada tarama, anket ve ön test-son testli deneysel yöntem kullanıldı. Üniversite öğrencilerinin kişisel özelliklerini belirlemek için, bilgi formu, Hovardaoğlu ve Özdemir (1990) tarafından Türkçeye uyarlanan Beden Algısı ölçeği ve Korkut (1996b) tarafından Türkçeye uyarlanan İletişim Becerilerini Değerlendirme Ölçeği (İBDÖ) ve biyometrik özellikleri belirleme formu kullanılmıştır. Araştırma öncesi öğrencilere kimlik bilgileri, beden algısı ve iletişim becerileri ölçekleri doldurtuldu. Dönem başında Biyomotorik özelliklerden ön test; (Boy, Ağırlık, Esneklik, Denge, Dikey Sıçrama, Sırt, Triceps, Biceps, Bel, Karın, Bacak) ölçümleri Spor Bilimleri Fakültesi laboratuvarında ölçüm protokollerine uygun olarak alındı. Dönem sonu 14. haftada aynı ölçümler araştırmacı tarafından son test olarak tekrarlandı Araştırmada elde edilen veriler SPSS programıyla test edildi. Verilerin normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemek için Kolmogorov-Smirnov normallik testi yapılmış olup parametrik testler ile analizler gerçekleştirilmiştir. Tek bir grup ve bu grup üzerinde yapılan iki ölçme söz konusu olduğundan ilişkili gruplar testi analiz sürecinde kullanılmıştır. Ayrıca çalışma verilerinin betimsel özelliklerini belirlemek için yüzde (%), aritmetik ortalama (¯x), standart sapma (ss) ve frekans (n) değerleri belirlenmiştir. Çalışma grubunun ön ve son test puanlarının normal dağılım göstermesinden dolayı ön test puanları ile son test puanları arasında anlamlı düzeyde bir farklılığın olup olmadığı bağımsız örneklemler t-testi ile gerçekleştirilmiştir. Ayrıca gruplara göre puanların anlamlı düzeyde farklılaşma durumlarını belirlemek amacıyla t-testi ve One Way ANOVA analizi kullanılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde anlamlılık düzeyi (p)0.05 olarak belirlenmiştir. Seçmeli Beden Eğitimi ve Spor derslerini alan üniversite öğrencilerinin beden algısı ve sosyal iletişim puanlarının ders öncesine göre arttığı, öğrencilerin biyometrik özelliklere ilişkin ön test son test puan ortalamaları incelendiğinde "ağırlık" ön test puan ortalamasının son test puan ortalamasından daha yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. "Esneklik" ön test puanının, son test puanından ve "sıçrama" ön test puanının, son test puanından daha düşük olduğu görülmüştür. "Denge" ön test puanının, son test puanından; "sırt" ön test puanının, son test puanından; "triceps" ön test puanının, son test puanından "biceps" ön test puanının, son test puanından; "bel" ön test puanının, son test puanından; "karın" ön test puanının, son test puanından ve "bacak" ön test puanının, son test puanından daha yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak, üniversite öğrencilerinin katıldığı seçmeli beden eğitimi ve spor dersleri öğrencilerin; bazı biyomotorik özellikler ile beden algısı ve sosyal iletişim becerisi üzerine olumlu etkilerinin olduğu söylenebilir. Seçmeli Beden eğitimi ve spor derslerinin bireylerin fizyolojik, sosyolojik ve psikolojik olarak olumlu etkilerinin olduğunu düşünerek üniversitelerde zorunlu ders olarak eklenebilir. Anahtar kelimeler: Üniversite, Seçmeli Beden Eğitimi ve Spor, Biyomotorik özellik, Beden algısı, Sosyal iletişim becerisi
Milli takım düzeyindeki halter sporcularının sosyal görünüş kaygıları ile beden algıları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı; milli takım düzeyindeki halter sporcularının sosyal görünüş kaygıları ile beden algıları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmaya Halter Milli takımlarında sporcu olan n= 58 erkek ve n= 46 kadın olmak üzere toplam 104 kişi katılmıştır. Uzun süre ağırlık antrenmanlarına yoğunlaşmış milli takım düzeyindeki halter sporcularının sosyal görünüş kaygıları ile vücut algıları arasındaki ilişkilerin boy ve vücut ağırlığını, cinsiyet, eğitim durumu, medeni durum ve yaş gruplarına göre karşılaştırması yapılmıştır. Araştırmada bireylerin sosyal görünüş kaygılarını ölçmek için Doğan (2010) tarafından Türkçeye uyarlama çalışması yapılan tek boyutlu 16 maddeden oluşan Sosyal Görünüş Kaygı Ölçeği kullanılmıştır. Bireylerin vücut algılarını ölçmek için ise Türkçe geçerlik ve güvenilirlik çalışmaları (1992) yılında Hovardaoğlu tarafından yapılan 40 maddeden oluşan Vücut Algısı ölçeği kullanılmıştır. Toplanan veriler SPSS 22 paket programına kullanılarak analiz edilmiştir. Katılımcıların değişkenlerine ait veriler betimsel analiz, normallik testleri için Kolmogorov-Smirnov testi, İndepented T testi ve ilişkiyi belirlemek için Pearson Korelasyon testi kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularında cinsiyete, eğitim durumu, medeni duruma göre vücut algısı ve sosyal görünüş kaygısı toplam puan karşılaştırıldığında anlamlı fark görülmemektedir (p>0,05). Katılımcıların vücut algısı ile sosyal görünüş kaygısı arasında negatif yönde yüksek düzeyde anlamlı ilişki görülmektedir (p=0,0001). Tabloya göre yaş gruplarına göre katılımcıların vücut algısı ve sosyal görünüş kaygısı toplam puan karşılaştırılmasında anlamlı fark bulunmamaktadır (p>0,05). Araştırma sonucunda, haltercilerin vücut algısı iyi seviyelerde sosyal görünüş kaygısı ise düşük düzeyde olduğu görülmektedir. Katılımcıların vücut algısı ile sosyal görünüş kaygısı arasında negatif yönde yüksek düzeyde anlamlı ilişki olduğu görülmektedir. Katılımcıların vücut algısı düzeyi arttıkça, sosyal görünüş kaygısının azaldığı sonucuna ulaşılmaktadır. Anahtar Kavramlar: Halter, Sosyal Görünüş, Vücut Algısı
Fitness merkezlerinde spor yapan bireylerin beden imajlarının çeşitli değişkenler açısından incelenmesi
Bu çalışma, fitness merkezinde spor yapan bireylerin beden imajının çeşitli değişkenler açısından incelenerek farklılaşmaların tespit edilmesi amacıyla yapılan betimsel bir çalışmadır. Çalışmada kullanılan sporcular aktif olarak fitness merkezlerinde spor yapan bireylerden gönüllük esasına dayalı olarak rastgele yöntemle seçilmiştir. Araştırmanın evrenini Türkiye'nin muhtelif yerlerinde yaşayan ve fitness merkezlerinde spor yapan bireyler oluşturmaktadır. Örneklem grubunu rastgele yöntemle seçilen 208 kişi oluşturmaktadır. (63 kadın, 145 erkek). Araştırmanın verilerinin elde edilmesinde Berscheid, Walster ve Bohrnstedt'in beden imajı doyumunun ölçülmesinde kullanılan "Beden İmajı Anketi" (Body Image Questionnarie) temel alınarak Gökdoğan (Çok) (1988) tarafından Türkçeye uyarlanan anket ve kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Araştırmada verilerin istatistiksel analizi için SPSS 22.0 programından yararlanılmıştır. Çalışmadaki verilerde, betimsel istatistik hesaplamaları yapılmıştır. Verilerin normal dağılım gösterdiği belirlenmiş ve parametrik testler uygulanmıştır. İstatistiksel analizde, ölçümle belirtilen değişkenler ortalama, standart sapma (X/ss); sayımla belirtilen değişkenler yüzde olarak ifade edildi. Gruplar arası karşılaştırmalarda ikili gruplar için İndependent sample t testi, çoklu gruplar için OneWay ANOVA, değişkenler arasındaki ilişkiyi belirleme için Spearmans' korelasyon analizi kullanıldı. Araştırma sonucunda, çalışmamıza katılan bireylerin ölçekten elde etmiş oldukları puan ortalamalarına bakıldığında hem kadınların hem de erkeklerin genel olarak beden bölgelerinden ve özelliklerinde oldukça hoşnut oldukları, cinsiyet değişkeni açısından Bedenin genel görünümü alt boyutunda erkekler lehine, yüz alt boyutunda kadınlar lehine anlamlı farklılığa rastlanmıştır. Medeni durum değişkeni açısından bekar kadınların gövde özelliklerinden daha çok hoşnut oldukları, çalışma durumu açısından kamuda çalışan ve öğrenci olan erkek ve kadınların çalışmayanlara oranla beden genel görünümlerinden daha çok hoşnut oldukları, fiziksel aktivite yapma düzeyleri açısından erkek katılımcıların beden genel görünümü, gövde ve toplam puana göre amatör ve profesyonel olarak uğraşanların rekreatif amaçlı fiziksel aktivite yapanlardan daha olumlu beden imajına sahip oldukları, fiziksel aktivite yapma yılı açısından da 9 yıl ve üzeri süredir bu sporu yapan bireylerin 0-5 yıl arasında yapanlardan daha olumlu beden imajına sahip oldukları sonucuna ulaşılmıştır.
Beden eğitimi ve spor öğretmenlerinin vücut kitle endeksi algılarının çeşitli değişkenler açısından incelenmesi
Bu çalışmada farklı vücut kitle indekslerine (VKİ) sahip beden eğitimi öğretmenlerinin beden algılarını; yaş, boy, kilo, cinsiyet, hizmet süresi, sigara içme ve medeni hal değişkenlerinin birbirleriyle ilişkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Gaziantep ili Şehitkamil ilçesinde beden eğitimi öğretmeni olarak görev yapan, 24-65 yaş aralığında farklı fiziksel özelliklere sahip 167 birey katılmıştır. Katılımcıların demografik bilgileri "Tanımlayıcı özellikler anketi" ile belirlendikten sonra beden algılarını belirlemek amacıyla beden algısı ölçeği uygulanmıştır. Deneklerin VKİ değerleri ile belirlenen özellikler arasındaki ilişkileri araştırmak için çok boyutlu ölçekleme analiz (ÇBÖA) tekniği, istatistiksel analiz için SPSS 20.0 programı kullanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre belirlenen özelliklere ilişkin giriş istatistikleri ÇBÖA uyumunu değerlendirmek için iki uyum kriteri olan stres katsayısı (0,162) ve açıklanabilir varyasyon düzeyi (R2= %78,6) dikkate alınmıştır. VKİ ile yaş, cinsiyet, medeni durum ve sigara içme durumunun birbirine yakın ve aynı grupta yer aldığı gözlendi. Bu da VKİ değerlerinin bireylerin yaş, cinsiyet, medeni durum ve sigara içme durumları ile ilişkili olduğunun bir göstergesidir. Bu nedenle VKİ değerlerinin yaş, cinsiyet, medeni durum ve sigara kullanımından anlamlı olarak etkilendiği belirlenmiştir. Beden algı ölçeğindeki değerlerden kilo, uyku düzeni, idrar ve sindirim sisteminin bir grupta, ses, kas kuvveti, sağlık ve hastalık direncinin ayrı bir grupta, yüz, saç, bel, fiziksel güç, sırt, vücut yapısı ve enerji düzeyinin ayrı bir grupta ve vücuttaki kıl dağılımı, diş şekli, duyularım, ayak, göğüs, el, göz şekli, cinsel organ, cinsel faaliyet, çene, cinsel güç, ağrı eşiği ve yüz şeklinin de ayrı bir grupta yer aldığı anlamlı pozitif ilişkiler bulunmaktadır. Bu nedenle, bir özellikte yapılan değişikliğin diğer özellikleri de etkileyeceği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Beden Algı, Beden Algı Ölçeği, Beden Eğitimi ve Spor, Beden Eğitimi Öğretmeni, Vücut Kitle İndeksi.
Farklı fakültelerdeki üniversite öğrencilerinde ortoreksiya nervoza görülme sıklığı ile yeme tutum davranışları ve beden algısı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Beslenme fetal dönemden geriatrik döneme olan her aşamada oldukça önemli bir yere sahiptir. Hayatın bazı döneminde bireyin yaşadığı değişiklikler beslenme üzerinde de etkiler yaratabilir. Bu yaratılan etki kimi zaman yemek bozukluğu olarak kendini göstermektedir. Bu araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinde ortoreksiya nervoza görülme sıklığı ile yeme tutum davranışları ve beden algısı arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışma tanımlayıcı, kesitsel bir çalışma olup Gaziantep Hasan Kalyoncu Üniversitesi'nde herhangi bir fakültenin 3. Sınıfında eğitim gören çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 250 (K:165, E:85) birey üzerinde yapılmıştır. Katılımcıların bazı demografik özellikleri ve antropometrik ölçüm değerleri sorgulanmış ve bunula birlikte 'Yeme Tutum Testi', 'ORTO-15 Testi' ve 'Çok Yönlü Beden/Benlik ve Öz İlişki Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmaya dahil olan bireylerin yaş ortalaması 21,8±1,7 (K: 21,7±1,8, E: 22,1±1,5) yıldır. Katılımcıların eğitim gördüğü fakülteler ise Fizik tedavi ve rehabilitasyon (%18,8), Hemşirelik (%18,8), Eğitim Bilimleri (%18,4), Beslenme ve Diyetetik (%17,6), Hukuk Fakültesi (%16,4) ve Görsel İletişim ve Tasarım (%10,0)'dır. Kadınların boy uzunluğu, vücut ağırlığı ve BKİ değeri ortalaması sırasıyla 165,9±5,6 cm, 60,7±10,7 kg ve 22,0±3,4 kg/m2 iken erkeklerin 178,2±7,4 cm, 78,2±11,5 kg ve 24,6±3,0 kg/m2'dir. Bu değerin tümü kadınlarda erkeklere göre daha düşüktür (p<0,05). Kadın ve erkek bireylerin YTT-40 testinden aldıkları puanlar sırasıyla; 21,8±13,7 ve 20,6±14,7'dir (p>0,05). 25 ve yaş üstü bireylerin bu testten aldıkları puan diğer yaş gruplarına göre daha yüksektir (p=0,000, p<0,05). YTT-40 testinden 30 puan altında alan evli bireylerin oranı 30 puan ve üzeri alan evli bireylerin oranına göre daha düşüktür (p=0,001, p<0,05). ORTO-15 testinden kadın ve erkek bireylerin aldıkları puan ise sırasıyla 37,8±3,9 ve 36,8±3,2'dir (p>0,05). Bekar bireylerin çok yönlü beden ölçeğinden aldıkları madde puan 2,5±0,3 evli bireylerin ise 2,2±0,4'dir (p=0,004, p<0,05). Bireylerin BKİ sınıflaması ve YTT-40, ORTO-15 ve Çok Yönlü Beden/Benlik ve Öz İlişki Ölçeğinden aldıkları puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunmamaktadır (p>0,05). YTT-40 testinden alınan toplam puan ile ORTO-15 testinden ve ÇYBÖİÖ'den alınan toplam puan arasında negatif, yaş ile pozitif kolerasyon bulunmaktadır (p<0,05). Üç testinde BKİ değeriyle ile arasında herhangi bir kolerasyon bulunmamaktadır. Bu veriler doğrultusunda bireylerin yeme bozukluğu görülme durumu ve beden algısı bireylerin bazı özellikleriyle ilişki içerisindedir. Yeme bozukluğu oldukça önemli bir problemdir. Yeme bozukluğu problemi için etkin politikalar oluşturulmalı, yürütülmeli ve izlenmelidir.
Obez kadınlarda dansterapinin yaşam kalitesi, yorgunluk, beden algısı ve depresyona etkisi
Obezite kilo artışı ile kendini gösteren, beraberinde birçok sistemik hastalığı getiren, insan sağlığını etkileyen bir sağlık problemidir. Bu çalışma, obez kadınlarda dansterapinin yaşam kalitesi, yorgunluk, beden algısı ve depresyona etkisinin araştırılması amacıyla planlandı. Çalışmamıza 39 gönüllü obez kadın (yaş ortalaması 38,15±14,14) katıldı. Çalışmaya katılan bireyler egzersiz grubu, kontrol grubu olmak üzere basit randomize yöntem ile ikiye ayrıldı. Egzersiz grubuna (19 kişi) 8 haftalık süre ile haftada 3 gün olacak şekilde dansterapi egzersizleri uygulandı. Kontrol grubuna(20 kişi) ise herhangi bir egzersiz programı uygulanmadı. Katılımcılar tedavi öncesi ve sonrasında yorgunluk için Yorgunluk Şiddet Ölçeği, yaşam kalitesi için Short Form 36 (SF-36), yaşam kalitesi için Obezlere Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği, depresyon için Beck Depresyon Ölçeği, vücut algısı için Beden İmajı Ölçeği ile değerlendirildi. Egzersiz grubunda tedavi öncesi ve sonrası değerlendirmelerde yaşam kalitesi SF-36'nın bazı parametreleri hariç anlamlı iyileşme saptandı (p<0,05). Gruplar arası değerlendirmelere bakıldığında ise vücut kompozisyon ve yorgunluk değerlendirmesi sonucunda egzersiz grubu lehine iyileşmeler oldu. Bu çalışma obez kadınlarda dansterapinin, yaşam kalitesini artırdığını, yorgunluğu azalttığını, depresyon seviyesini düşürdüğünü, beden algısını yükselttiğini ortaya koydu. Bu durum obezite rehabilitasyonunda dans terapinin etkin ve tedavi edici bir komponent olabileceğini, aerobik egzersiz olarak kullanılabileceğini göstermiştir.
Gebelerde beden algısı ve cinsel yaşam arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Gebelik süreci, birçok kadın için doğal kriz niteliğinde olan fizyolojik, anatomik, biyokimyasal, psikolojik ve duygusal değişimlere neden olmaktadır. Bu değişiklikler kadının gebelik öncesi beden imajı ile gebelik sonrasındaki beden imajı algısını etkilemektedir. Değişen beden imajı algısı ile birlikte eşler arasındaki uyum ve cinsel hayat da değişmektedir. Bu çalışma, gebelerde beden algısı ve cinsel yaşam arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği Non Stress Test Birimi'nde 259 gebe ile gerçekleştirilmiştir. Veriler, "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Cinsel İlişki Esnasında Bedeni Algılama Anketi", "Kadın Cinsel Fonksiyon İndeksi" ve "Beden İmajı Ölçeği" ile toplanmıştır. Veriler "Statistical Package for Social Sciences" (SPSS) for Windows 23.0 istatistik paket programında uygun analiz yöntemleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmamızda kadınların, kadın cinsel fonksiyon düzeylerinde gebelik öncesi döneme göre trimesterler arasında anlamlı fark olduğu ve gebelik öncesi dönemde kadınların %53'ünün, I trimesterde %22,1'inin, II trimesterde %18,5'inin, III trimesterde ise %16,1'inin cinsel fonksiyonunun iyi olduğu ve gebelik ayları ilerledikçe Kadın Cinsel Fonksiyon İndeksi puan ortalamasının ve cinsel fonksiyon iyilik halinin anlamlı olarak azaldığı görülmüştür. Araştırma sonucunda katılımcıların, gebelik ayları ilerledikçe cinsel fonksiyonlarında azalma olduğu, beden algılarına ilişkin doyum düzeylerinin azaldığı ve cinsel ilişki esnasında bilinçli odaklanma ve kaçınmanın arttığı görülmüştür. Bu bağlamda gebelere değişen beden algıları ve cinsel yaşamları ile ilgili sağlık profesyonellerinin gerekli bilgiyi vermesi yaşanılabilecek sorunlara çözüm olabilir. Çiftlere gebelik takipleri sürecinde gebelikte fizyolojik ve psikolojik değişiklikler konusunda bilgilendirme ve eğitim yapılması beden imajlarını olumlu algılamalarına katkı sağlayarak cinsel yaşamlarını da olumlu etkileyecektir. Anahtar Sözcükler: Beden algısı, beden imajı, cinsellik, cinsel fonksiyon, gebelik
Gebe kadınların gebelik algıları ve sağlık gereksinimlerinin belirlenmesi
Bu araştırma, gebe kadınların gebelik algıları ve sağlık gereksinimlerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma Aksaray Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 10 Kasım 2020-01 Şubat 2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. İki aşamada gerçekleştirilen araştırmanın ilk aşaması metodolojik kısmını oluşturmaktadır. Çin popülasyonunda geliştirilen "Maternal Health Needs Scale''in Türk toplumunda geçerlik ve güvenirliği 230 gebe ile gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı kısmını oluşturan ikinci aşama ise 01 Ağustos 2021-01 Şubat 2022 tarihleri arasında 372 gebe ile yürütülmüştür. Tanımlayıcı aşamanın evrenini, ilgili hastaneye başvuran 3000 gebe oluşturmaktadır. Örneklem büyüklüğü evreni bilinen yaklaşım üzerinden hesaplanmıştır. Veriler, "Kişisel Bilgi Formu 2", "Maternal Sağlık Gereksinimleri Ölçeği " ve "Gebelerin Kendini Algılama Ölçeği " ile toplanmıştır. Toplanan veriler, IBM SPSS Statistics 25.0 ve AMOS 25 programları ile analiz edilmiştir. Türkiye için uyarlanan Maternal Sağlık Gereksinimleri Ölçeği geçerli ve güvenilir bulunmuştur. Maternal Sağlık Gereksinimleri Ölçeği toplam puan ortalaması 94,48±7,59, Gebelikte Kendini Algılama Ölçeği-Annelik Algısı alt boyutu puan ortalaması 24,06±2,78 ve Beden Algısı alt boyut puan ortalaması 11,77±2,56 bulunmuştur. Maternal sağlık gereksinimleri ölçeği toplam puanı ile eğitim düzeyi, çalışma durumu, gelir düzeyi, gebelik sayısı ve gebeliği isteme durumu değişkenleri arasında anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0,05). Gebelikte Kendini Algılama Ölçeği-Annelik Algısı alt boyutu puan ortalaması ile gebeliği isteme durumu ve sağlık sorunu yaşama durumu değişkenleri arasında anlamlı farklılık saptanmıştır. Gebelerin Beden Algısı alt boyutu puan ortalamaları ile yaş, eğitim durumu, çalışma durumu, gebelik trimesteri, gebelik sayısı, gebeliği isteme ve sağlık sorunu yaşama durumu değişkenleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Araştırma sonucunda, gebelerin maternal sağlık gereksinimlerinin yüksek, annelik algılarının olumlu, beden algılarının hafif düzeyde olumsuz olduğu belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Gebelik, sağlık gereksinimleri, annelik algısı, beden algısı, geçerlik, güvenirli
Sosyal medya kullanan yetişkin bireylerin beden kütle indeksi, uyku kalitesi ve sağlıklı yeme davranışı yönünden değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı yetişkin bireylerin beslenme bilgileri, sosyal medya paylaşımları, beden kütle indeksi (BKI), uyku kalitesi, vücut algısı ve sağlıklı yeme davranışı yönünden araştırılmasıdır. Çalışma, Ekim 2022- Şubat 2023 tarihlerinde Gaziantep il sınırları içerisinde yer alan Şehitkamil ve Şahinbey ilçelerindeki 6 mahallede (İbrahim, Emek, Karataş, Akkent, Perilikaya, Yeditepe) yaşayan 18-65 yaş aralığındaki %52,5'i erkek, %47,5'i kadın olmak üzere 200 gönüllü birey arasında yapılmıştır. Tüm bireylerin demografik özellikleri, vücut ağırlığı, boy uzunluğu gibi antropometrik ölçümleri alınmış, BKİ'leri hesaplanmış ve değerlendirilmiştir. Ayrıca 'Yeme Tutum Testi (YTT-40)', 'Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ)' ve 'Vücut Algısı Skalası' uygulanmıştır. Veriler uygun istatistiksel yöntemlerle değerlendirilmiştir. En fazla kullanılan sosyal medya platformunun Instagram olduğu saptanmıştır. Bireylerin yeme tutum testine göre sıradan bir günde ne sıklıkla sosyal medyaya girerseniz sorusuna verilen cevapların ortalamaları arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0,036, p<0,05). Sosyal medyaya giriş sıklığı arttıkça yeme bozukluğu da artmaktadır. Bireylerin YTT-40 testine göre BKI ortalamaları arasında, PUKİ'ye göre vücut ağırlıkları ortalamaları arasında ve cinsiyete göre vücut algı ortamları arasında sırasıyla (p=0,030, p<0,05), (p=0,009, p<0,05), (p=0,042, p<0,05) olmak üzere istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Yeme tutum testi ile PUKİ arasında negatif yönde istatiksel açıdan anlamlı korelasyon (r=-,172, p<0,05) buna karşın YTT-40 ile vücut algısı arasında pozitif yönde istatiksel açıdan anlamlı korelasyon saptanmıştır (r=,349, p<0,05). Sosyal medya bilgiye ulaşmada hızlı ve etkili bir araç olup, paylaşılan beslenme ile ilgili bilgilerin konunun uzmanları tarafından yapılması ve ciddi olarak denetlenmesi gerekir.
Sistemik skleroz hastalarında beden algısı, sosyal görünüş kaygısı, benlik saygısı ve psikolojik sağlamlığın hastalık aktivitesiyle ilişkisi
Amaç: Sistemik Skleroz (SSc) deri ve iç organ tutulumunun olduğu otoimmunite, vaskülopati ve fibrozis ile seyreden kronik progresif bir bağ doku hastalığıdır. Vücut görünümünde meydana gelen değişiklikler hastalarda stres kaynağı olabilmektedir. Bu çalışmada amacımız, SSc hastalarındaki psikolojik değişkenlerin hastalık aktivasyonu ile ilişkisini araştırmaktı. Gereç ve Yöntem: Skleroderma hastalığı olan 91 hasta çalışmaya alındı. Klinik ve laboratuar parametreleri incelendi. Hastalara Solunum Fonksiyon Testi (SFT) yapılarak Karbonmonoksit difüzyon kapasitesi (DLCO) ölçümleri kaydedildi. Beden Algısı, Sosyal Görünüş Kaygısı, Benlik Saygısı ve Psikolojik Sağlamlık ölçekleri kullanıldı. Eustar Aktivite İndeksi (EAİ) hesaplandı. İstatistiksel analiz, IBM SPSS Statistics Versiyon 21.0 kullanılarak gerçekleştirildi. Bulgular: Skleroderma hastalarında Anti-Scl70, Ana, Anti-sentromer pozitifliği ve CRP, hemoglobin değerleri ile EAİ arasında anlamlı ilişki saptandı (p<0,05). Beden algısı, kilo değişimi, hastalık süresi ile EAİ arasında anlamlı ilişki saptandı(p<0,05). Tütün kullanmayan hastalarda Anti-Scl70 pozitifliği daha fazlaydı (p<0,05). Hemoglobin, TSH değerleri ile beden algısı arasında anlamlı ilişki saptandı(p<0,05). Sonuç: Beden algısı, kilo değişimi, hastalık süresi ile hastalık aktivitesi arasında anlamlı ilişki saptanması SSc hastalarında psikolojik ve laboratuar değişkenlerinin birbirleri ile etkileşimi olduğunu düşündürmüştür. Hasta değerlendirmesinde hastalığın psikolojik yönünün göz ardı edilmemesi gerektiği düşünülmüştür. Çalışmamızda Anti-Scl70 pozitifliğinin EAİ'ni anlamlı olarak arttırdığı görülmüştür. Yine çalışmamızda EAİ arttıkça beden algısındaki olumsuzluğun arttığı görülmüştür. Sonuç olarak diffüz skleroderma hastalarında olumsuz beden algısının daha fazla olduğu düşünülmüştür. Daha fazla sayıdaki hasta gruplarında bu ve benzeri parametrelerin çalışılmasını önermekteyiz. Anahtar Kelimeler: Sistemik Skleroz Hastalığı, Beden Algısı, Benlik Saygısı, Sosyal Görünüş Kaygısı, Psikolojik Sağlamlık, Eustar Aktivite İndeksi
Beslenme ve diyetetik öğrencilerinde obez bireylere yönelik tutum, kilofobi düzeyi, beden takdiri ve yeme bozukluğu arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu çalışma Beslenme ve Diyetetik bölümü öğrencilerinin; obeziteye yönelik tutumlarını, kilofobi düzeylerini, beden beğenme durumlarını ve yeme bozukluğu eğilimlerini belirlemek ve aralarındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla yürütülmüştür. Katılımcıların genel bilgileri, antropometrik ölçümleri, eğitim bilgileri, fiziksel aktivite ve sosyal medya kullanım alışkanlıkları, obez bireylere yönelik tutumları (Obez Bireylere Yönelik Tutum Ölçeği-OBYT), kilofobi düzeyleri (Kilofobi Ölçeği-KFÖ), beden takdiri (Bedeni Beğenme Ölçeği-BBÖ), beden imajları (Stunkard Beden İmajı Değerlendirme Ölçeği-Stunkard Ölçeği) ve yeme bozukluğu eğilimleri (Yeme Bozukluğu Değerlendirme Ölçeği-YEDÖ) değerlendirilmiştir. OBYT puan ortalaması 63.52±14.28, KFÖ puan ortalaması 3.85±0.60, BBÖ puan ortalaması 40.24±8.19, YEDÖ toplam puan ortalaması 1.9±1.39'dur. YEDÖ ve BKİ arasında orta derecede ve pozitif yönde istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.001). OBYT ve KFÖ arasında zayıf ve negatif yönde istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki vardır (p<0.001). OBYT ve BBÖ arasında herhangi bir ilişki bulunamamıştır (p>0.05). OBYT ile YEDÖ ile arasında çok zayıf ve negatif yönde istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p>0.05). BBÖ ile YEDÖ arasında zayıf ilişki ilişki tespit edilmiştir (p<0.001). Bu çalışmada obez bireylere yönelik tutumların beden beğenisini etkilemediği ancak yeme bozukluğu için bir risk faktörü oluşturabileceği, beden beğeni düzeyinin ise yeme bozukluğu ile bir ilişki içinde olduğu belirlenmiştir.
Kadınlarda diyet uygulamaları ile beslenme bilgi düzeyi, sağlıklı beslenme takıntısı, beden algısı ve sosyal medya kullanımı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma kadınlarda diyet uygulamaları ile sağlıklı beslenme takıntısı, beden algısı, sosyal medya bağımlılığı ve beslenme bilgi düzeyini belirlemek amacıyla planlamış ve yürütülmüştür. Çalışmaya 18-60 yaş arası 613 gönüllü kadın katılmıştır. Katılımcılar genel bilgiler, antropometrik ölçümler, diyet uygulamalarına ilişkin bilgiler, sosyal medya kullanımlarına ilişkin bilgiler, ORTO-R, Vücut Şekli Anketi (Body Shape Questionnaire-BSQ-34), Bergen Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği (BSMBÖ) ve Genel ve Spor Beslenmesi Ölçeği (General and Sport Nutrition Knowledge Questionnaire-GeSNK)'nin Genel Beslenme bölümünü yanıtlamışlardır. Kadınların yaş ortalaması 28.47±9.38 yıldır. Kadınların %66.4'ü normal beden kütle indeksi (BKİ) değerine sahiptir. Kadınlar ORTO-R ölçeğinden 17.5±5.1, BSQ-34 ölçeğinden 89.2±40.2, GeSNK 38.6±12.5, BSMBÖ'den ise 17.3±6.1 puan almışlardır. Katılımcıların ORTO-R, BSQ-34 ve GeSNK toplam puanlarının BKİ sınıflamasına göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde farklılaştığı saptanmıştır (p<0.05). Diyet uygulayanların ORTO-R, BSQ-34 ve BSBMÖ toplam puanları diyet uygulamayanlardan anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0.001). Vücut ağırlığından memnun olma durumlarına göre ORTO-R, BSMBÖ, BSQ-34 ve GeSNK ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0.05). ORTO-R, BSMBÖ, BSQ-34 ve GeSNK toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. Sonuç olarak ortorektik eğilim, beden algısı, sosyal medya bağımlılığı ve beslenme bilgi düzeyinin bireylerde diyet uygulamalarına, popüler diyetlere bakış açısına ve sosyal medya üzerinden diyet uygulamalarına etkisi bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Anahtar Sözcükler: Ortoreksiya nervoza, sağlıklı beslenme takıntısı, beden algısı, beslenme bilgi düzeyi, sosyal medya, diyet
Sağlıklı ve primer dismenoreli kadınlarda spinal postür, mobilite ve beden imajı algısının karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, sağlıklı ve Primer Dismenoreli (PD) kadınlarda spinal postür, spinal mobilite ve beden imajı algısını karşılaştırmaktı. Çalışmaya 57 sağlıklı, 63 PD'li olmak üzere toplamda 120 kadın dâhil edildi. Katılımcıların fiziksel ve demografik özelliklerini belirlemek amacıyla anket soruları uygulandı. Katılımcıların menstruasyon sırasında deneyimledikleri ağrı şiddetini belirlemek için Görsel Analog Skalası, spinal postür ve mobilitelerini ölçmek için Spinal Mouse kullanıldı. Menstruasyona dair tutumları Menstruasyon Tutum Ölçeği ile değerlendirilirken, menstruasyon semptomlarını belirlemek için Menstruasyon Semptom Ölçeği kullanıldı. Katılımcıların fiziksel aktivite düzeyleri Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form ile, beden imajı algıları ise Beden İmajı Ölçeği ile belirlendi. Çalışmamızda PD'li kadınların menstruasyon sırasındaki ağrı şiddet düzeyi sağlıklı kadınlardan daha fazlaydı (p<0.001). PD'li grupta maksimum gövde fleksiyonu postüründe sakrum-kalça açısı (p=0.005), inklinasyon açısı (p=0.014) ve bu bölgelerin mobilitesi ((p=0.006), (p=0.001)) sağlıklı gruba göre daha azdı. PD'li kadınların menstruasyon semptomlarının sağlıklılara göre daha şiddetli olduğu (p<0.001), menstruasyona dair tutumlarının da daha olumsuz olduğu bulundu (p=0.013, p=0.003, p=0.034, p=0.023, p<0.001, p<0.001). PD'li ve sağlıklı kadınların fiziksel aktivite düzeyleri (p=0.294) ve beden imaj algıları benzer bulundu (p=0.225). Bu çalışmada, PD'li kadınların spinal postür ve mobilitelerinin sağlıklı kadınlardan olumsuz yönde farklı olduğu ve menstruasyona bilişsel olarak daha kötü yaklaştıkları tespit edildi. Bu sonuçların PD'li kadınlar için bireye özgü tedavi programı belirleme konusunda önemli olabileceği düşüncesindeyiz.
Gevşeme eğitiminin menopozal ve postmenopozal dönemdeki vazomotor semptomlar ve vücut farkındalığı üzerine etkisi
Çalışmanın amacı gevşeme eğitiminin menopozal ve postmenopozal dönemdeki vazomotor semptomlar ve vücut farkındalığı üzerine etkisini incelemekti. 50-65 yaş aralığındaki menopoz ve postmenopoz dönemlerinde olan kadınlar çalışmamıza dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen katılımcılar menopozal (son bir yıldır menstrual siklusun kesilmesi) ve postmenopozal (12 aydan fazla zaman dilimde menstrual siklusun kesilmesi) dönem olmak üzere 2 grupta incelendi. Veri toplama aracı olarak örnekleme ait Kişisel Bilgi Formu, Menopozal Semptomları Değerlendirme Ölçeği, Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi, Vücut Farkındalığı Anketi ve Vücut Algısı Ölçeği kullanıldı. Her iki gruptaki katılımcılara 6 hafta boyunca haftada 3 gün her seans 30 dakika sürecek şekilde gevşeme eğitimi verildi. Yapılan eğitim öncesi ve sonrası değerlendirmeler ile verilen eğitim online olarak ZOOM üzerinden gerçekleştirildi. Araştırmaya katılan katılımcıların yaş ortalaması 53,81±2,757 idi. Katılımcıların menopoza girme yaş ortalaması 51,00±1,473 idi. Menopozal dönemde olan katılımcıların gevşeme eğitimi öncesi uyku kalitesi puanı ile gevşeme eğitimi sonrası uyku kalitesi puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu görülürken (p<0,001), postmenopozal dönemde olan katılımcıların gevşeme eğitimi öncesi uyku kalitesi puanı ile gevşeme eğitimi sonrası uyku kalitesi puanı arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmedi (p=0,070). Menopozal ile postmenopozal dönemde olan katılımcıların gevşeme eğitimi öncesi menopozal semptomları değerlendirme puanı ile gevşeme eğitimi sonrası menopozal semptomları değerlendirme puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir fark olduğu saptandı (p<0,001). Menopozal ve postmenopozal dönemde olan katılımcıların gevşeme eğitimi öncesi vücut farkındalığı puan ortalaması ile gevşeme eğitimi sonrası vücut farkındalığı puan ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir fark olduğu görüldü (p<0,001). Menopozal ile postmenopozal dönemde olan katılımcıların gevşeme eğitimi öncesi vücut algısı puan ortalaması ile gevşeme eğitimi sonrası vücut algısı puan ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu görüldü (p<0,001). Sonuçlara bakıldığında menopozal ve postmenopozal dönem kadınlarında gevşeme eğitiminin, semptomlar üzerinde olumlu bir etki yaratabileceği sonucuna varılmıştır. Gevşeme eğitiminin, semptomlarda azalma uyku kalitesinde düzelme ve vücut farkındalığında artış meydana geldiği sonucuna bakıldığında bu dönemdeki kadınlara verilen egzersiz programına gevşeme eğitiminin de eklenmesinin faydalı bir yöntem olduğunu düşünmekteyiz.
Üniversite öğrencilerinde vejetaryen tip beslenmenin antropometrik ölçümler, beden benlik algısı ve obezite önyargısı ile ilişkisi
Son yıllarda vejetaryen beslenme ve bu tip beslenmenin sağlık üzerindeki etkileri dikkat çekmiştir. Vejetaryen tip beslenme bir akım, bir felsefe olmakla birlikte obezitenin yönetiminde tercih edilen bir beslenme tarzı olarak yer almaktadır. Ağırlık kazanımı davranışsal ve sosyal birçok faktöre bağlı gelişmektedir. Beden benlik algısının düşük oluşu ve obezite önyargısının varlığıda bu faktörler arasında yer almaktadır. Bu çalışma, üniversite öğrencilerinde vejetaryen tip beslenmenin antropometrik ölçümler, beden benlik algısı ve obezite önyargısı ile ilişkisinin değerlendirilmesi için planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırma, Eylül 2020 – Kasım 2021 tarihleri arasında 501 üniversite öğrencisi (erkek: 51 ve kız: 450) ile yapılmıştır. Öğrencilerin boy uzunluğu ve vücut ağırlığı beyana dayanarak alınmıştır. Çalışmada obezite önyargısını ve beden benlik algısını değerlendirmek amacıyla sırasıyla Obezite Önyargısı Ölçeği (OÖÖ) ve Çok Yönlü Beden-Benlik İlişkileri Ölçeği (ÇYBBİÖ) uygulanmıştır. Çalışmaya katılan öğrencilerin %14.2'si vejetaryen tip beslenmeyi tercih ederken vejetaryen tip beslenen kız öğrencilerin sıklığı vejetaryen erkek öğrencilerinden daha yüksek bulunmuştur (sırasıyla: % 11.9 ve % 2.3). Vejetaryen tip beslenme türlerinde ise en sık tercih edilen vegan tip beslenme olarak bulunmuştur (erkek öğrencilerin % 13.7'si, kız öğrencilerin % 5.8'i). Vücut ağırlığı ortalaması erkek öğrencilerde 75.9 ± 13.33 kg ve kız öğrencilerde 58.1 ± 9.99 kg, boy uzunluğu ortalaması erkek öğrencilerde 1.77 ± 0.06 m ve kız öğrencilerde 1.64 ± 0.05 m olarak tespit edilmiştir. Beden Kütle İndeks değerleri ortalaması ise erkek öğrencilerde 24.1 ± 3.96 kg/m2 ve kız öğrencilerde 21.5 ± 3.31 kg/m2 olarak saptanmıştır. Öğrencilerin omnivor (vejetaryen olmayan) veya vejetaryen olma durumlarına göre antropometrik ölçümleri açısından anlamlı fark saptanmamıştır (p>0.05). Obezite Önyargısı Ölçeği'nin değerlerinde ise öğrencilerin % 66.5'i obeziteye önyargıya eğilimli (%7.6'sı erkek ve % 58.9'u kız), % 11.5'i obeziteye karşı önyargılı (% 0.8'i erkek ve % 10.7'si kız) olarak saptanmıştır. Her iki cinsiyette de vücut ağırlığı ve BKİ değerleri ile obeziteye karşı önyargı arasında anlamlı bir ilişkisi bulunmamıştır (p>0.05). Vejetaryen tip beslenen öğrencilerin daha fazla önyargıya eğilimli oldukları tespit edilmiştir (p<0.05). Öğrencilerin beslenme tercihleri süresine göre, 3 yıldan fazla vejetaryen olan öğrencilerin daha fazla önyargıya eğilimlidir (p<0.05). Laktoovovejetaryen ve vegan öğrenciler, omnivor öğrencilere göre obezite önyargı ölçek puan ortalaması daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Erkek öğrencilerin Çok Yönlü Beden-Benlik İlişkileri Ölçeği madde puan ortalaması kız öğrencilerden anlamlı olarak daha düşük saptanmıştır (p<0.05). Erkek öğrencilerde vücut ağırlığı ve BKİ değerleri ile ÇYBBİÖ madde puan ortalaması arasında, kız öğrencilerde ise vücut ağırlığı, BKİ değerleri, bel çevresi ile ÇYBBİÖ madde ortalama puan arasında önemli ters bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). ÇYBBİÖ madde puan ortalaması vejetaryen tip beslenen öğrencilerde omnivor öğrencilere kıyasla anlamlı olarak daha düşük belirlenmiş (p<0.05), ancak vejetaryen tip beslenme türü ve bu tip beslenmeyi tercih etme süresi ile ÇYBBİÖ madde puan ortalaması arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Bu araştırma sonucu, vejetaryen tip beslenmeyi tercih eden öğrencilerde antropometrik ölçümler ve beden benlik algısının daha düşük, obezite önyargısının ise daha yüksek olduğu saptanmıştır. Vejetaryen tip beslenmedeki tercih veganlığa yöneldiğinde obeziteye karşı önyargının arttığı söylenebilir. Vejetaryen tip beslenmede diyetten çıkarılan besinler yerine alternatif besinler eklendiğinde ağırlık yönetiminde sağlıklı bir beslenme tarzı olabilir; ancak bu beslenme tarzı kontrol edilemediği taktirde sağlık sorunlarına ve veganlığa kaydıkça psikososyal bozukluklara neden olabileceği de unutulmamalıdır.
Profesyonel kick boks sporcularında beden algısı ile yeme davranışları ve beslenme durumları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, Mart 2020-Mart 2021 tarihleri arasında Türkiye Kick Boks Federasyonuna bağlı, lisanslı olarak kick boks yapan 18-35 yaş arası 26 kadın ve 28 erkek olmak üzere toplam 54 birey üzerinde yürütülmüştür. Katılımcıların demografik özellikleri, diyet öyküsü, temel beslenme alışkanlıkları, besin destek ürün kullanımı ve antropometrik ölçümlere ilişkin bilgileri sorgulayan bir anket formu uygulanmıştır. Sporcuların antropometrik ölçümleri alınmış, beden kütle indeksleri (BKİ) ve bel/kalça oranları (BKO) hesaplanmıştır. Kick boksçulardan beslenme durumunun değerlendirilmesi için 24 saatlik geriye dönük besin tüketim ve 24 saatlik fiziksel aktivite kayıtları alınmıştır. Kick boks sporcularının yeme tutumlarını değerlendirmek adına ''Hollanda Yeme Davranışı Ölçeği (DEBQ)'' kullanılmıştır. Sporcuların beden-benlik algılarını belirleyebilmek için Çok Yönlü Beden-Benlik/Öz İlişki Ölçeği (MBSRQ) ile değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizler SPSS 24.0 programında yapılmıştır. Çalışmaya katılan kick boksçuların yaş ortalaması 25.3±4.71 yıldır. Kadın sporcuların BKİ ortalamaları 21.69±2.65 kg/m2, erkek sporcuların 23.7±1.88 kg/m2'dir. Kadın sporcuların DEBQ alt skorlarından kısıtlayıcı yeme skorları, erkek sporculara göre daha yüksek iken, erkek sporcuların dışsal yeme skorları kadın sporculara kıyasla daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Kick boksçuların antrenman süresi, fiziksel aktivite düzeyi, BKİ ve BKO değerleri ile DEBQ alt skorları arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0.05). Daha önce diyet yapmış olan sporcuların kısıtlayıcı yeme skorları daha yüksek saptanmıştır (p<0.05). Duygusal durumu beslenmesini etkileyen sporcuların kısıtlayıcı ve duygusal yeme puanlarının daha yüksek olduğu gözlenmiştir (p<0.05). Antrenman döneminde kadın kick boksçuların günlük A vitamini, niasin, fosfor ve sodyum alımları, erkek sporcuların ise B₂ vitamini, niasin, B₁₂ vitamini, fosfor, çinko ve sodyum alımları Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER) önerilerinin üzerinde kalmaktadır. Kadın kick boksçuların antrenman günü diyetle potasyum ve demir alımlarının, erkek sporcuların ise C vitamini ve potasyum alımlarının TÜBER önerilerini karşılamakta yetersiz kaldığı saptanmıştır. Sporcuların antrenman günü enerji gereksinimi ile alınan enerji arasındaki fark ortalama kadın sporcular için 1536.7±47182 kkal, erkek sporcular için 2190.2±993.49 kkal olduğu bulunmuştur. Kadın ve erkek kick boksçularının enerji gereksinimini karşılayacak düzeyde enerji almadığı saptanmıştır. Bu çalışma, sıklet branşlarındaki sporcuların yeme bozuklukları ve yeme davranış bozukluklarına yatkınlığını destekler niteliktedir. Ancak kick boksçular üzerinde yapılmış çalışma sayısı sınırlı olduğundan daha büyük örneklemler ile daha geniş kapsamlı araştırmalar yapılması gerekmektedir.
Erken dönem uyumsuz şemalar ile yeme tutumu arasındaki ilişkide yakın ilişkilerin, vücut algısının ve benlik saygısının aracı rolü
Bu araştırmanın temel amacı, erken dönem uyumsuz şemalar ile yeme tutumu arasındaki ilişkide yakın ilişkilerin, vücut algısının ve benlik saygısının aracı rolünü incelemektir. Ayrıca, erken dönem uyumsuz şemalar ile yeme tutumu arasındaki ilişkide yakın ilişkilerin, vücut algısının ve benlik saygısının aracı rolünün cinsiyete göre değerlendirilmesi de amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemini 18 – 38 yaş arası kişiler oluşturmaktadır. Araştırmaya 401 katılımcı dahil edilmiştir. Araştırma örnekleminin 233 (%58,1)'ü kadın katılımcılardan, 168 (%41,9)'i erkek katılımcılardan oluşmaktadır. Öncelikle katılımcıların demografik özelliklerini öğrenmeye yönelik Demografik Bilgi Formu verilmiştir. Ardından araştırma soruları çerçevesinde, katılımcıların yeme tutumu hakkında bilgi edinebilmek için Yeme Tutum Testi, erken dönem uyumsuz şemalarını değerlendirebilmek için Young Şema Ölçeği Kısa Formu, yakın ilişkileri hakkında bilgi toplayabilmek için İlişki Değerlendirme Ölçeği, vücut algıları hakkında bilgi toplayabilmek için Vücut Algısı Ölçeği ve son olarak benlik saygılarını değerlendirebilmek için Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmada ilk olarak, genel örneklemde erken dönem uyumsuz şemalar ile yeme tutumu arasındaki ilişkide yakın ilişkilerin, vücut algısının ve benlik saygısının aracı değişken (mediator) rolünü incelemek amacıyla yapılan Aracı Değişken (Mediator) Analizi sonuçlarına yer verilmiştir. Ardından cinsiyete göre farklılaşmayı görebilmek için analizler kadın katılımcılar ve erkek katılımcılar için ayrı ayrı yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre ilk olarak; genel örneklemde erken dönem uyumsuz şemalar ile yeme tutumu arasındaki ilişkide ilişkisel depresyon ve vücut algısının aracı rolü olduğu ancak ilişkisel benlik saygısı, ilişkisel saplantılı düşünme ve benlik saygısının aracı rolü olmadığı görülmüştür. İkinci olarak cinsiyete göre yapılan ayrı analizler sonucunda; kadın katılımcılar için vücut algısının ve ilişkisel depresyonun erken dönem uyumsuz şema alanları ile yeme tutumu arasında aracı rolünün olduğu ancak ilişkisel benlik saygısı, ilişkisel saplantılı düşünme ve benlik saygısının aracı rolünün olmadığı gözlemlenmiştir. Erkek katılımcılar için ise sadece ilişkisel depresyonun erken dönem uyumsuz şema alanları ile yeme tutumu arasındaki ilişkide aracı rolünün olduğu ancak ilişkisel benlik saygısı, ilişkisel saplantılı düşünme, vücut algısı ve benlik saygısının aracı rolünün olmadığı görülmüştür. Alanyazındaki araştırmalar göz önünde bulundurularak araştırmadan elde edilen bulgular tartışılmıştır ve araştırmanın katkıları belirtilmiştir.
Beliren yetişkinlik döneminde sosyal medya bağımlılığı ve dindarlığın beden algısı üzerine etkisi
Araştırmanın amacı beliren yetişkinlik dönemindeki bireylerin sosyal medya kullanımı, beden algıları ve dindarlık düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırma ilişkisel tarama yöntemine uygun olarak anket tekniği ile yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini 18-25 yaş aralığında 298'i kadın, 101'i erkek, toplamda 399 birey oluşturmaktadır. Katılımcılardan veri elde etmek için Google Forms üzerinden oluşturulan anket formu 2023 Mart ayında uygulanmıştır. Kişisel Bilgi Formu, Vücut Algısı Ölçeği, Bergen Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği ve Dindarlık Ölçeğiyle birlikte; öznel dindarlık algıları ve sosyal medya kullanım bilgileriyle ilgili sorular anket formuna eklenmiştir. Verilerin analizi SPSS 20.00 paket programı ile yapılmıştır. Elde edilen veriler, ölçek puanlarının normal dağılım gösterdiği durumlarda t-test, ANOVA, Pearson korelasyon analizi; normal dağılım göstermediği durumlarda ise Mann Whitney U, Kruskal Wallis ve Spearman korelasyon analizi kullanılarak çözümlenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; sosyal medya bağımlılığı ve dindarlık ile demografik değişkenler arasında (sosyal çevre hariç) bazı anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Sosyal medya bağımlılığı, dindarlık ve dindarlığın inanç etki alt boyutu ile cinsiyet ve yaş arasında; beden algısı ile gelir durumu arasında; dindarlık ve alt boyutları ile eğitim durumu ile dini/manevi eğilim arasında; dindarlık ile öznel dindarlık algısı arasında anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Araştırmanın sonucuna göre sosyal medya bağımlılığı ile beden algısı arasında negatif; dindarlık ile beden algısı arasında ise pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır. Dindarlık ve sosyal medya bağımlılığı arasında ise anlamlı bir ilişki bulunamamıştır.
Tıp fakültesi öğrencilerinde sağlıklı beslenmeye ilişkin tutum, beden algısı ve bunları etkileyen faktörlerin arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesi
Amaç: Tıp fakültesi öğrencilerinde sağlıklı beslenmeye ilişkin tutum, beden algısı ve bunları etkileyen faktörlerin arasındaki ilişkilerin değerlendirilmeyi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız kesitsel tanımlayıcı tipte planlanmış olup, Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesinde öğrenim gören ve çalışmaya katılmayı kabul eden 198 katılımcı ile 01.04.2023- 30.06.2023 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Katılımcılara sosyodemografik anket formu, Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği (SBİTÖ) ve Beden algısı Ölçeği (BAÖ) uygulandı. Bulgular: Çalışmamıza 133'ü kadın ve 65'i erkek 198 katılımcı katıldı. Katılımcıların %59,6'sı sağlıklı beslendiğini düşünmemekteydi. %52,5'i sağlıklı beslenme konusunda bilgi edinme kaynakları olarak interneti kullanmaktaydı. Katılımcıların en çok atladığı öğün (%39,9) kahvaltıydı. Katılımcıların %62,1'i spor yapmamaktaydı. Katılımcıların Beden Algısı Ölçeği ortalama puanı 143 olarak saptandı. Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği Beslenme Hakkında Bilgi alt boyut ortalama puanı 21,03 olarak saptandı. 25 yaş ve üstü katılımcılar, Beden Algısı Ölçeği puanı en yüksek ortalamaya sahipti (p=0,028). Kadınlar, Olumlu Beslenme konusunda en yüksek ortalamaya (17,73 sahipti.Sigara kullanmayan katılımcılar Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği açısından en yüksek ortalamaya (74,43) sahipti. Düzenli spor yapan katılımcıların Olumlu Beslenme Alışkanlıkları puanı ortalaması (p=0,017), Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği puanı ortalaması( p=0,011) yapmayan katılımcılara göre yüksekti. Beden Algısı Ölçeği puanı ve Beslenme Hakkında Bilgi puanı arasında düşük düzeyde pozitif bir ilişki saptandı (p=0,046). Beslenme Hakkında Bilgi ve Beslenmeye Yönelik Duygu puanı arasında orta düzeyde negatif bir ilişki saptandı(p=0,000). Beslenmeye Yönelik Duygu ve Kötü Beslenme Alışkanlıkları puanı arasında orta düzeyde pozitif bir ilişki saptandı (p=0,000). Sonuç: Çalışmamızda beslenmenin; cinsiyet, yaş, eğitim durumu, üniversite öğreniminde kalınan yer, düzenli spor yapma durumu, sigara kullanımı gibi birçok faktörden etkilendiği görülmektedir. Beden memnuniyeti yüksek olan bireylerin genellikle beslenme konusunda daha fazla bilgiye sahip olduklarını görüldü. Beslenme hakkında bilgisi yüksek olan bireylerin beslenmeye yönelik daha az duygusal tepki gösterdikleri görüldü. Beslenme hakkında bilgisi yüksek olan bireylerin daha olumlu beslenme alışkanlıklarına sahip oldukları görüldü. Tıp fakültesinden mezun olan hekimler birinci basamak sağlık hizmetlerinde görev alabilecek yeterlilikte eğitilmektedirler. Hizmet verdikleri kişilerde sağlıklı beslenme eğitimi verebilmeleri önemlidir. Öğrencilerin beden algılarının değerlendirilerek olumsuz beden algısına sahip öğrenciler varsa tespit edilip, takip,tedavi edilerek yeme bozuklukları düşünülen hastalarda ileri tetkik tedavi amacıyla üst basamağa yönlendirilerek beden algısı ve beslenme sorunları üzerinde önemli kazanımlar sağlanabilir.
Organ bağışı ve nakline sosyolojik perspektiften bakış
Bu çalışmanın amacı, nakil deneyimi olan katılımcılarla olmayan katılımcılar arasındaki bedene ve organa karşı algı, tutum ve davranış farklılıklarının sebeplerini ortaya koyarak organ bağışında bulunma ya da bulunmama eyleminin sebeplerini anlamaktır. Çalışmada, nitel araştırma ve fenomenolojik desen kullanılmıştır. Organ alıcıları, donörler, organ bağışlamak istemeyenler ve sağlık personellerinden oluşan 31 katılımcı ile derinlemesine görüşme yapılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre, katılımcıların deneyimli olup olmaması, organ bağışı ve nakline dair algılarında farklılığa neden olmaktadır. Nakil deneyimi olan katılımcıların organ bağışına dair olumlu algılarının büyük kısmının öznel hastalık deneyimleri sonrasında oluştuğu gözlenmektedir. Organ nakli olan katılımcıların, aile ve yakın çevreden organ beklentisi olsa da donörlerin sonradan sağlık sıkıntıları yaşamasına dair kaygıları vardır. Toplumun hasta beden algısına bağlı olarak organ alan kişiler kendilerini de donörlerini de "yarım insan" olarak görmektedirler. Katılımcıların tümü yakınlarının ihtiyaç duyması durumunda canlıdan nakil için gönüllü olacaklarını belirtmektedir. Ancak kadavradan organ nakli konusunda kaygılar vardır. Kadavradan nakil olan katılımcılar dahi beyin ölümünün gerçek ölüm olmaması, kişiliğinin alıcıya aktarılması ve kadavranın acı çekmesi konularında kaygı duymaktadır. Organ bağışı ve nakli konusunda toplumsal cinsiyet konusunun da önemlidir. Organ bağışlama ve bakım konularında kadınların fedakârlık yapması beklenirken, çocuğundan organ almak durumunda kalan kadınların annelik ve kadınlığının sorgulandığı dikkat çekmektedir. Genel olarak organ bağışlamak istemeyen katılımcıların görüşlerinde dini sebepler, güvensizlik, gizlilik kaygısı, etik kaygılar, özgürlüğün kısıtlanması, organların kime verileceğinin bilinmemesi ve bilgisizlik gibi sebepler organ bağışına yaklaşımı olumsuz yönde etkilemektedir. Donörlerin deneyimlerine göre ise bedenin parça/bütün ilişkisinin bozulması, damgalanma ve iş piyasasında statü kaybı, ameliyat öncesinde yetersiz bilgilendirilme ve ameliyat sonrasında kısıtlı yaşam sürme organ bağışı ve nakline dair olumsuz algıya neden olmaktadır.
Kadınların spor yapmasında toplumsal beden algısının etkisi: Düzce örneklemi
Toplumun statik yapısına bağlı olarak kadın bedenine yüklenen anlam tarihsel süreçte farklılaşmış, kadın bedeni değişikliğe uğramak zorunda bırakılmıştır. Postmodern dönemde ideal vücut ölçüleri kavramına yol açacak şekilde kadın bedeninin estetik yönü öne çıkarılmış ve belirli ölçüler idealize edilmiştir. Kadınların bu ideal ölçüleri gönüllü olarak içselleştirmeleri sağlanmış ve her kadından bu ölçülere uyması beklenmiştir. Bu ideal bedene ulaşmada fiziksel aktivite ve spor gibi unsurlar da araç olarak görülmüştür. Bu çalışmada amaç, toplumun kadın bedenine yüklediği anlamların ve toplumda idealize edilen kadın bedeni algısının, kadının spora yönelmesindeki etkisinin anlaşılmak istenmesidir. Araştırma kapsamında Düzce'de en fazla kadın üyesi bulunan spor salonunda, 15 bekâr, 13 evli kadınla görüşülmüştür. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış ve derinlemesine görüşme tekniği ile veriler toplanmıştır. Araştırma sonucunda kadınların toplum tarafından idealize edilen kadın bedeni ölçütlerinden etkilendiği, bu sebepten dolayı bedenlerinden memnun olmadıkları ve sporu da daha çok bu bedene ulaşmak için yaptıkları tespit edilmiştir.