Duygusal yeme
64 theses under this subject heading
Bilişsel davranışçı terapi temelli kilo kontrolü mobil "Bİ'KİLO" uygulamasının geliştirilmesi ve etkililiğinin sınanması
mSağlık uygulamaları mesafe, damgalanma, uzmana erişim zorlukları gibi tedaviye erişimdeki engellerin aşılmasını kolaylaştırabilir ve maliyet etkinliği sağlayabilir. Artan morbidite ve mortalite oranları ile ilişkili olan fazla kilo ve obezitenin birçok ruhsal yönünün ve ilişkili alanların değerlendirilmesi tedavide önemlidir. Bu çalışmanın amacı mobil kilo kontrolü uygulaması Bi'Kilo'nun etkinliğinin obeziteyle ilişkili 4 temel alanda sınanmasıdır. Bu çalışma, TÜBİTAK 1001- Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projelerini Destekleme Programı tarafından 122S049 proje numarası ile desteklenmiştir. Fazla kilolu ve obezitesi olan 77 yetişkin Bi'Kilo mobil uygulamasının tüm içeriklerine erişim sağlayabilen çalışma grubu ve yalnızca psikoeğitim içeriklerine erişim sağlayan kontrol gruplarına randomize edilmiş, antropometrik ölçümleri yapılmış, leptin, ghrelin ve HOMA-IR değerleri ölçülmüş, katılımcılara yeme tutum ve davranışlarını ölçen ölçekler ve beş nörobilişsel test uygulanmıştır. Çalışmayı 33 katılımcı tamamlamıştır. Çalışmamızda Bi'Kilo mobil uygulamasının kullanımıyla çalışma grubununda vücut kitle indeksi, kilo, duygusal yeme davranışında azalma, farkındalık ve odaklanma davranışında artma olduğu bulunmuştur. Çalışma sonunda geliştirilen Bi'Kilo mobil uygulaması Türkçe, BDT temelli olarak geliştirilmiş ve etkinliği randomize kontrollü bir çalışma ile değerlendirilen ilk mobil uygulamadır. Gelecekteki araştırmalarda mSağlık uygulamalarının tasarımında rehberli uygulama tasarımı kullanılması, kişiselleştirme ve motivasyon unsurlarının arttırılması, yeme bağımlılığının ayrıca değerlendirilmesi, fiziksel aktivite içeriklerinin arttırılması, kullanıcı profillerinin tanımlanarak bu profillere özgün içeriklerin oluşturulması etkinlikte artış sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: kilo kontrolü, mobil sağlık, bilişsel davranışçı terapi, obezite
Tip 1 diyabetli çocuk ve ergenlerde kronotip özelliklerinin duygusal yeme ve uyku davranışları, emosyonel sorunlar ve glisemik kontrol üzerindeki etkilerinin araştırılması
Bu çalışmada çocuk yaş grubunun en yaygın kronik hastalıklarından olan tip 1 diabetes mellitus (T1DM) tanılı çocuk ve ergenlerde kronotipik özellikler ile glisemik kontrol, uyku kalitesi, duygusal yeme davranışı ve sorunları arasındaki ilişkinin araştırılması ve elde edilen verilerin sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışmaya T1DM tanısı olan 9-18 yaş arası 50 çocuk ve ergen hasta ile hasta grubuyla yaş ve cinsiyet olarak eşleşmiş 46 sağlıklı gönüllü katılmıştır. Bireylerin ruhsal belirtileri; Güçler Güçlükler Anketi, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği, Çocuk Anksiyete ve Depresyon Ölçeği; yeme davranışları, Çocuklar için Üç-Faktörlü Yeme Ölçeği; uyku alışkanlıkları, Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi; kronotipik özellikleri, Çocuk Kronotip Anketi; işlevsellik düzeyleri, Çocuklar için Genel Değerlendirme Ölçeği; bilişsel ve yürütücü işlev düzeyleri ise Wechsler Çocuklar için Zekâ Ölçeği-4 ile değerlendirilmiştir. T1DM grubu çocukların 25'i kız, 25'i erkek; kontrol grubunun ise 24'ü kız, 22'si erkektir. T1DM'li çocukların kontrol grubuna göre; ekran maruziyeti sürelerinin, akran sorunlarının, yaygın anksiyete puanlarının daha yüksek, sözel kavrama ve algısal akıl yürütme dönüştürülmüş zekâ puanlarının ve işlevselliklerinin daha düşük olduğu saptanmıştır. T1DM grubunda kronotipi ile uyku kalitesi, bilişsel kısıtlayıcı yeme davranışı, toplam dönüştürülmüş zekâ puanı ile sözel kavrama ve çalışma belleği dönüştürülmüş puanları arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Kronotipi ile her iki grupta da duygusal yeme davranışı, duygusal sorunlar ve T1DM gurubunda HbA1c ile arasında anlamlı ilişki saptanmamıştır. Çalışmamız T1DM'li hastalar ile sağlıklı kontrol grubunu kronotipik özelliklerine göre karşılaştırması bakımından özgünlük taşımaktadır. Ancak bu ilişkiyi daha iyi anlayabilmek için geniş örneklemli ve objektif yöntemlerin kullanıldığı çalışmalar yapılması önerilir. Anahtar Kelimeler: Tip 1 diabetes mellitus, kronotipi, uyku, yeme davranışı, metabolik kontrol
Genç yetişkinlerde duygusal yemenin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı duygusal yemenin çeşitli değişkenler açısından incelenmesidir. Alanyazında henüz yeni bir kavram olan duygusal yeme Türkiye'de yeni bir çalışma alanıdır. Literatürde yeme bozukluğuyla alakalı fazlaca araştırma olup, duygusal yeme ile alakalı sınırlı sayıda araştırma bulunmaktadır. Uluslararası alanyazında yeme bozukluğu ve duygusal yeme ile alakalı çeşitli araştırmalar olsa da Türkiye'de de duygusal yeme durumuna dikkat çekilmelidir. Türkiye'de duygusal yeme ile sosyal kaygı, stres, anksiyete, depresyon ve kaygı değişkenlerinin birlikte incelendiği çalışmalara rastlanamamıştır bu nedenle, bu değişkenlerin duygusal yeme ile incelenmesi gerektiğine karar verilmiştir. Bu araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeline göre hazırlanan betimsel bir araştırmadır. Bu araştırmada duygusal yeme bağımlı değişken olup, ölçülen diğer değişkenler cinsiyet, diyetisyene başvurma durumu, ilişki durumu, BKİ, kendini kabul, kilo memnuniyeti, eğitim düzeyi, akademik başarı, depresyon, anksiyete, sosyal kaygı bağımsız değişkenlerdir. Gönüllü katılımcılar demografik bilgilerini (yaş, cinsiyet, boy, kilo, eğitim durumu, akademik başarı, romantik ilişki durumu, diyetisyene başvurma durumu, kilo memnuniyeti, kendini kabul) doldurmuşlardır. Veriler yüz yüze ve Google docs aracılığıyla toplanmıştır. Araştırmanın çalışma evreni araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 18-29 yaş aralığında olan 416 genç yetişkin oluşturmuştur. Burada çalışılacak örneklem grubu rastgele iv değil bir amaç bağlamındaki kişilerin seçilmesiyle oluşmuştur. Bu araştırma ölçüt örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Ölçütün araştırmacı tarafından belirlendiği yöntem ölçüt araştırma yöntemi olarak adlandırılır. Verilerin analizinde Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Analizi ve Çoklu Regresyon Analizi, Bağımsız Örneklem T testi ve One Way Anova, kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, depresyon toplam puanları ile duygusal yeme puanları arasında pozitif yönde zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu görülmektedir. Anksiyete toplam puanları ile duygusal yeme puanları arasında pozitif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki vardır. Stres toplam puanları ile duygusal yeme puanları arasında pozitif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu görülmektedir. DASS 21 ölçeği toplam puanı ve duygusal yeme toplam puanları arasındaki pozitif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki vardır. Sosyal kaygı toplam puanları ile duygusal yeme puanları arasında pozitif yönde zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki vardır. BKİ ve duygusal yeme değişkenleri arasında pozitif yönde çok zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki vardır. Duygusal yeme davranışı puanındaki değişimin %37'sinin modeldeki bağımsız değişkenler olan DASS 21, BKİ ve sosyal kaygı tarafından açıklandığını göstermektedir. Duygusal yeme puanlarının cinsiyete göre anlamlı bir fark gösterdiği bulunmuştur. Kadınların duygusal yeme puan ortalamalarının, erkeklere göre anlamlı düzeyde farklı olduğu görülmüştür. Duygusal yeme puanları ile eğitim durumu değişkeni arasında anlamlı bir farklılaşma olmadığı görülmüştür. Duygusal yeme puanları ile akademik başarı, ilişki durumu değişkeni arasında anlamlı bir farklılaşma olmadığını ortaya koymuştur. Diyetisyene başvurma değişkenine göre duygusal yeme puanları arasında anlamlı bir farklılık vardır. Daha önce diyetisyene başvurmayanların duygusal yeme puan ortalamaları daha düşük, başvuranların ise duygusal yeme puanlarının daha yüksek olduğu görülmektedir. Duygusal yeme ile kilo memnuniyeti değişkeni arasında anlamlı bir fark olduğu görülmektedir. Kilo durumundan memnun olma ve olmama durumları kendi arasında anlamlı bir şekilde farklılaşmaktadır. Duygusal yeme puanları ile kendini kabul değişkeni arasında anlamlı bir fark olduğu görülmektedir. Kilolu olma ve zayıf olma düzeylerinde çoklu anlamlı farklılıklar vardır. Duygusal yeme puanları ile beden kitle indeksi arasında anlamlı bir farklılık olduğu görülmektedir. BKİ düzeylerinde çoklu anlamlı farklar vardır. Duygusal yeme puanları ile depresyon arasında anlamlı bir fark olduğu görülmüştür. Depresyon düzeyleri kendi aralarında çoklu anlamlı farklılık oluşturmaktadır. Duygusal yeme puanları ile anksiyete arasında anlamlı bir fark olduğu görülmüştür. Anksiyete düzeyleri kendi aralarında çoklu anlamlı farklılık oluşturmaktadır. Duygusal yeme puanları ile stres arasında anlamlı bir fark olduğu görülmüştür. Stres düzeyleri kendi aralarında çoklu anlamlı farklılık oluşturmaktadır.
Duygusal yeme davranışının teknoloji bağımlılığı ve mutlulukla ilişkisi
İnsanların yaşadıkları duygularının farkında olmaları, duygularını tanımaları ve duygularını ifade edebilmeleri önemlidir. İnsanların olumsuz duygu durumlarında yeme davranışında bulunmaları duygusal yeme kavramı olarak karşımıza çıkmaktadır. Her ne kadar duygusal yeme olumsuz duygularla ilişkilendirilmiş olsa da son zamanlarda yapılan araştırmalar olumlu duygular ve duygusal yeme arasında da ilişki olabileceğini ortaya koymuştur. Bununla birlikte içinde bulunduğumuz teknoloji çağında bireylerin teknoloji ile ilgili bir takım bağımlılıklar geliştirdiği bu bağlamda duygusal yeme ve teknoloji bağımlılıkları arasında da bir ilişki olabileceği düşünülmüş ve bu araştırma duygusal yeme davranışının teknoloji bağımlılığı ve mutlulukla ilişkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma nicel bir araştırma olup araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın verilerini toplamak için araştırmacı tarafından hazırlanan sosyo- demografik bilgileri içeren kişisel bilgi formu kullanılmış bununla birlikte Türkçe Duygusal Yeme Ölçeği (TDYÖ), Teknoloji Bağımlılığı Ölçeği (TBÖ) VE Oxford Mutluluk Ölçeği Kısa Formu (OMÖ-K) kulanılmıştır. Verilerin toplanması "Google Forms" aracılığı ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde Pearson Korelasyon Analizi, Bağımsız Gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Basit ve çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda kadınların erkeklere göre duygusal yeme puanları daha yüksek bulunmuştur. Bireylerin medeni durumları, herhangi bir sağlık sorunu olup olmama durumları, ilişki durumları ile duygusal yeme puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Kilo nedeniyle diyetisyene başvurma, eğitim durumu, kilo memnuniyeti ve kabul edilen beden şekli ile duygusal yeme puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Duygusal yeme ve mutluluk arasında negatif yönde orta düzey ilişki, teknoloji bağımlılığı ve duygusal yeme arasında ise pozitif yönde orta düzey ilişki bulunmuştur. Teknoloji bağımlılığının sosyal ağ bağımlılığı, anlık mesajlaşma bağımlılığı ve web siteleri bağımlılığı alt boyutları ile mutluluk kavramının duygusal yeme davranışını anlamlı düzeyde yordadığı saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar; duygusal yeme davranışının teknoloji bağımlılığı ve mutlulukla ilişkisini olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Duygusal Yeme, Teknoloji Bağımlılığı, Mutluluk
Duygusal yeme davranışı ile problem çözme becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Yapılan çalışmada, üniversite öğrencilerinin duygusal yeme davranışı ile problem çözme becerileri arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışmanın örneklemini 2018-2019 eğitim öğretim yılında eğitimlerine Hasan Kalyoncu Üniversitesi'nde devam eden 216'sı kadın, 213'ü erkek, toplamda 429 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmada, Türkçe Duygusal Yeme Ölçeği, Problem Çözme Becerileri Envanteri ve Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği kullanılmıştır. Veriler SPSS 25 paket programına aktarılarak analiz edilmiştir. Çalışmada Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği toplam puanı ile Türkçe Duygusal Yeme Ölçeği puanı arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Depresyon anksiyete stres puanları arttıkça, duygusal yeme davranışı puanları artmaktadır. Problem Çözme Becerileri Envanteri toplam puanı ve duygusal yeme davranışı puanları arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği'nin alt boyutu olan depresyon, anksiyete ve stresin duygusal yeme davranışını anlamlı düzeyde yordadığı görülmektedir. Problem Çözme Becerileri Envanteri toplam puanı ile Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği puanı arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Problem Çözme Becerileri Envanteri puanları arttıkça, depresyon, anksiyete ve stres puanları artmaktadır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular literatür ışığında tartışılmıştır.
Üniversite öğrencilerinde aleksitimi ve duygusal yeme arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada aleksitimi ve duygusal yeme arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda depresyon, anksiyete ve stres değişkenleri kontrol edilerek; cinsiyet, beden kitle indeksi ve aleksitiminin duygusal yeme üzerindeki etkisi incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini; Hukuk, İşletme, İktisat, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler, Uluslararası Ticaret ve Lojistik, Mimarlık, Sınıf Öğretmenliği, Özel Eğitim ve Fizyoterapi ve Rehabilitasyon bölümlerinde okuyan 378 kişi oluşturmaktadır. Veri toplamada Kişisel Bilgi Formu, Türkçe Duygusal Yeme Ölçeği, Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20) ve Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği (DASÖ) kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda depresyon, anksiyete ve stres değişkenleri kontrol edildiğinde aleksitiminin duygusal yeme üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmamıştır.Cinsiyetin sadeceduygusal yemenin alt boyutlarından, olumsuz duygularla başa çıkabilmek için yeme boyutu üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmuştur. BKİ'nin duygusal yeme üzerindeki etkisine bakıldığında sadece kendini kontrol edebilme boyutu üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmuştur.Analizler sonucunda elde edilen bulgular ilgili literatür ışığında tartışılmıştır. Anahtar kelimeler: Aleksitimi, duygusal yeme, beden kitle indeksi, cinsiyet
Sağlıklı yaşam merkezine başvuran kişilerde duygusal iştah, uyku kalitesi ve depresyon durumunun araştırılması
Duygusal iştah, uyku kalitesi ve depresyon durumunun araştırılması amacıyla yapılan bu çalışmaya 18-65 yaş arası 140 yetişkin gönüllü birey dâhil edilmiştir. Bireylerle ilgili demografik bilgiler, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümlerin yer aldığı bir soru kağıdı ile bilgiler yüz yüze görüşülerek alınmıştır. Duygusal İştah Anketi, Üç faktörlü Beslenme Anketi, Pittsburgh Uyku Kalite Ölçeği (PUKİ) ve Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) uygulanmıştır. Bireylerin %34;3'ü normal vücut ağırlığına sahiptir. Yüzde 67,1 oranındaki bireyin uyku kalitesi kötüdür. Bireylerin %63,6'sı normal, %16,4'ü hafif depresyon, %15,0'ı orta depresyon ve %5,0'ı ciddi depresyon düzeyine sahiptir. Erkek bireylerin pozitif olaylar karşısında duygusal iştah puanı, kadın bireylere göre daha yüksek bulunmuştur. Evli bireylerin negatif olaylar karşısındaki iştahlarının bekâr bireylere göre daha düşük olduğu sonucuna varılmıştır. Düzenli fiziksel aktivite yapmayanların pozitif duygular karşısındaki iştah durumu düzenli aktivite yapan bireylere göre daha yüksek bulunmuştur. Üç faktörlü beslenme anketinde, kötü uyku kalitesine sahip bireylerin ölçek puan ortalaması, iyi uyku kalitesine sahip bireylere göre daha yüksek bulunmuştur. Evli bireylerin uyku kalitesi bekâr bireylere göre daha yüksektir. Alkol kullanan bireylerin ve öğün atlayan bireylerin uyku kalitesi daha kötü olarak tespit edilmiştir. Bekâr bireylerin depresyon puanları evli bireylere göre daha yüksek bulunmuştur. Sigara içen ve alkol kullanan bireylerin depresyon puanları daha yüksek bulunmuştur. Depresyon düzeyi arttıkça duygusal iştahın artığı ve uyku kalitesinin kötüleştiği saptanmıştır. Uyku kalitesi düşük olan bireylerde ise duygusal iştahta artış görülmemiştir. Bireyler yeterli ve dengeli beslenme fiziksel aktivite ve stres yönetimi ve uyku kalitesi konusunda eğitilmeli ve farkındalıkları artırılmalıdır.
Algılanan stres ve duygusal yeme arasındaki ilişki: Duygusal zeka ve psikolojik sağlamlık değişkenlerinin aracı rolü
Yapılan çalışmada algılanan stres ile duygusal yeme davranışları arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlık ve duygusal zeka değişkenlerinin aracı rolü incelenmiştir. Çalışmanın örneklemi 2020-2021 eğitim öğretim döneminde herhangi bir üniversite programına kayıtlı üniversite öğrencilerinden oluşmaktadır. 459'u kadın, 79'u erkek olmak üzere toplam 538 öğrenci katılmıştır. Çalışmada Türkçe Duygusal Yeme Ölçeği, Algılanan Stres Ölçeği, Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ve Schutte Duygusal Zeka Ölçeği kullanılmıştır. Anketler aracılığıyla elde edilen verilerin analizi için IBM SPSS 22 versiyonu ve AMOS programları kullanılmıştır. Çalışmada Algılanan Stres Ölçeği toplam puanı ile Türkçe Duygusal Yeme Ölçeği toplam puanı arasında anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur. Algılanan Stres puanı arttıkça duygusal yeme davranışı puanı da artmaktadır. Cinsiyet bakımından duygusal yeme puanları incelendiğinde kadınların erkeklere göre daha fazla duygusal yeme davranışı sergiledikleri tespit edilmiştir. Psikolojik Sağlamlık Ölçeği Puanı ile Duygusal Yeme Ölçeği Toplam Puanı arasında anlamlı ve ters yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. Psikolojik Sağlamlık puanı azaldıkça Duygusal Yeme toplam puanı artacağı söylenebilmektedir. Algılanan stres ile duygusal yeme arasındaki ilişkide, psikolojik sağlamlık değişkeninin aracı rolünün varlığı tespit edilmiştir. Algılanan stres ile duygusal yeme arasındaki ilişkide, duygusal zeka değişkeninin aracı rolü bulunmadığı tespit edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular ilgili literatür çerçevesinde tartışılmış, araştırma sonuçları ve bazı öneriler sunulmuştur.
Psikolojik danışmanlık merkezi'ne başvuran yetişkin bireylerde psikolojik sağlamlık ve sıkıntı ile duygusal yeme ve Akdeniz diyetine uyum arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı; Psikolojik Danışmanlık Merkezi'ne başvuran yetişkin bireylerde psikolojik sağlamlık ve sıkıntı ile duygusal yeme ve optimal beslenme örüntüsü olarak kabul edilen Akdeniz diyetine uyum arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Araştırma Gaziantep Olea Psikolojik Danışmanlık Merkezi'ne başvuran 18-65 yaş arası ( ±S; 33,9±12,5 yıl) 125 yetişkin bireyde (36 erkek, %28,8; 89 kadın, %71,2) yürütülmüştür. Araştırma kapsamına alınan bireylerin genel özelliklerini, antropometrik ölçümlerini, fiziksel aktivite durumlarını ve beslenme alışkanlıklarını sorgulayan sorukağıdı yüz yüze yöntemle uygulanmıştır. Bireylere Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (BRS), Psikolojik Sıkıntı Ölçeği (K10-PDS), duygusal yeme durumlarını saptamak için Hollanda Yeme Davranışı Anketi (DEBQ) ve Akdeniz diyetine uyumu değerlendirmek için ise Akdeniz Diyetine Uyum Ölçeği (PREDIMED) uygulanmıştır. Beden kütle indeksi (BKI) WHO sınıflamasına göre, bireylerin %2,4'ü zayıf, %44,8'i normal, %29,6'sı hafif şişman, %23,2'si ise şişmandır. Bireylerin %82,4'ü duygusal durumlarındaki değişimlerin beslenmelerini etkilediğini belirtmiştir. Toplam BRS puanı ortalaması 18,1±5,3, K10-PDS puanı ortalaması 24,8±8,3 bulunmuştur. Akdeniz diyetine uyum (PREDIMED) puanı ortalaması 7,6±1,6'dır ve geliştirilmesi gerekli olan düzeydedir. Ortalama DEBQ alt ölçekleri puanları kısıtlayıcı yeme için 2,6±1,0, duygusal yeme için 2,1±1,1 ve dışsal yeme için 3,1±0,9 bulunmuştur. Erkek bireylerin psikolojik sağlamlıklarının kadın bireylerden yüksek olduğu, psikolojik sıkıntılarının ise kadın bireylere oranla daha düşük olduğu saptanmıştır ve istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (sırasıyla, p=0,004, p=0,001). Uyku saati düzenli olan bireylerin, uyku saati düzenli olmayan bireylere göre BRS puanları daha yüksek olup, K10-PDS puanlarının daha düşük olduğu saptanmıştır ve bu fark istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p=0,001, p<0,05). Psikolojik sıkıntı ile DEBQ alt ölçekleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Psikolojik sıkıntı düzeyinin artması duygusal yeme ve dışsal yeme skorlarını da arttırmıştır ve istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (sırasıyla, p=0,002, p=0,004). PREDIMED ile BRS, K10-PDS ve DEBQ alt ölçekleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). BRS ile K10-PDS arasında negatif yönlü, orta kuvvetli ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p=0,001, r=-0,570). Yüksek düzeyde psikolojik sağlamlık, düşük düzeyde psikolojik sıkıntı ile ilişkili bulunmuştur. Bireylerin psikolojik durumları yeme alışkanlıklarını etkileyebilmektedir. Yanlış beslenme alışkanlıklarının oluşmaması için bireyler multidisipliner bir yaklaşımla takip edilmeli, yeme farkındalığı oluşturulmalı ve sürekli beslenme eğitimi verilmelidir. Ayrıca düzenli fiziksel aktivitenin sağlık için önemi vurgulanmalıdır.
Tip 2 Diyabet hastalarında duygusal iştahın beslenme durumu ve metabolik kontrol parametreleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, Tip 2 diyabet hastalarında duygusal iştahın beslenme durumu ve metabolik parametreler üzerindeki etkisini değerlendirmektedir. Çalışma Şanlıurfa Harran Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Diyet Polikliniği'ne başvuran, toplam 66 (Erkek:28, %42,4, Kadın: 38,%57,6) Tip 2 diyabet hastasında yürütülmüştür. Hastaların genel özelliklerini, antropometrik ölçümlerini, fiziksel aktivite yapma durumunu ve beslenme alışkanlıklarını sorgulayan sorukağıdı yüz yüze yöntemle uygulanmıştır. Hastalara Duygusal İştah Anketi (Emotional Appetite Questionnaire-EAQ) ve Akdeniz Diyetine Uyum Ölçeği (PREDIMED/MEDAS) uygulanmıştır. Hastaların yaş ortalaması (±SS) 50,4±8,9 yıldır. Erkeklerde günlük enerjinin karbonhidrat, protein ve yağdan gelen oranı sırasıyla %56±8,9 %14,7±1,8, %29,2±8,5, kadınlarda ise sırasıyla %53±9,1, %15,8±2,1, %31,3±9'dur. Beden Kütle İndeksi (BKİ) ortalama (±SS) erkeklerde 30,2±5,8 ve kadınlarda 34,3±7,0 kg/m2'dir. Bireylerin %32,3'ü (E: %50,0, K: %19,0) hafif şişman ve %60,0'ı (E: %39,5, K: %75,6) şişmandır. Hastaların açlık kan şekeri (E: %96,4, K:%92,1), tokluk kan şekeri (E:%60,7, K:%57,9), HbA1c (E: %92,9, K:%78,9) değerleri yüksektir, farklar cinsiyete göre istatistiksel olarak anlamlı değildir (p>0,05). Erkeklerin üre (E:44,9±31,7, K:28,9±9,6 mg/dL) ve kreatinin (E: 1,2±0,5, K: 0,8±0,5 mg/dL) değerleri kadınlardan daha yüksektir. Hastaların fiziksel aktivite düzeyi (PAL) ortalama (±SS) 1,50±0,23'dir. Hastaların PREDIMED/MEDAS puan ortalaması 6,9±1,9 (E: 6,54±1,6; K: 7,1±2,1)'dur. Akdeniz Diyetine Uyum Ölçeği'ne erkeklerin %71,4'ü ve kadınların %63,2'si orta uyumludur ve cinsiyete göre aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Hastaların ortalama olumsuz duygu ve iştah puanları (E: 4,1±1,2; K: 3,3±1,5) olumlu duygu ve iştah puanlarına (E: 6,1±0,7; K: 5,9±0,8) göre daha düşük bulunmuştur. Tip 2 diyabet hastalarına beslenme eğitiminin yanı sıra multidisipliner bir tedavi yaklaşımı hastalığın seyri ve kronik hastalıkların oluşmaması açısından önemlidir. Anahtar Kelimeler: Tip 2 diyabet, Beslenme durumu, Akdeniz diyeti, Duygusal iştah
Yetişkinlerde travmatik yaşantılar, duygusal yeme ve doğayla temas arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada, yetişkinlerde travmatik yaşantılar, duygusal yeme ve doğayla temas arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya çevrimiçi uygulanan ölçme araçlarına erişen 284 kadın, 163 erkek olmak üzere toplam 447 yetişkin gönüllü katılmıştır. Araştırmada katılımcılara, Kişisel Bı̇lgı̇ Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇÇTÖ) ve Travma Sonrası Belirtiler Ölçeği (TSBÖ) isimli iki ölçeğin birleşiminden oluşan Çok Boyutlu Travma Ölçeği (ÇBTÖ), Türkçe Duygusal Yeme Ölçeği (DYÖ) ve Doğayla Temas Bilgi Formu uygulanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, çocukluk çağı travmatik yaşantıları ve travma sonrası belirtiler ile duygusal yeme davranışı arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Travma sonrası belirtiler ile doğayla teması içeren maddelere verilen yanıtlar arasında anlamlı farklılıklar olduğu bulunmuştur. Duygusal Yeme Ölçeğinin alt boyutlarından olan gerginlik durumlarında yeme ve kendini kontrol edememe ile Doğayla Temas Bilgi Formu maddelerinden yeşil alanlarla en sık kurulan temas şekli arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Sonuç olarak, travmatik yaşantılar ve belirtileri ile duygusal yeme arasında anlamlı ilişkilerin olduğu, travma sonrası belirtiler ile doğayla temas maddeleri arasında anlamlı şekilde fark olduğu görülmüştür. Duygusal yeme ile doğayla temas maddelerinden yalnızca biri arasında anlamlı fark görülmüştür.
Diyet polikliniğine başvuran hastaların duygusal yeme davranışı, koronavirüs anksiyetesi ve koronavirüs fobisinin beslenme durumuna etkisi
Bu çalışma, koronavirüs (COVID-19) pandemi döneminde diyet polikliniğine yönlendirilen 18-65 yaş arası bireylerin duygusal yeme davranışı, koronavirüs anksiyetesi düzeyi ve koronavirüs fobisinin beslenme durumuna etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Katılımcılara anket formu ve Koronavirüs Fobisi ölçeği (C19P-S), Hollanda yeme davranışı anketi (DEBQ), Koronavirüs Anksiyete Ölçeği (KAÖ) uygulanmıştır. Araştırmaya 143 kadın (%79,9), 36 erkek (%20,1) olmak üzere 179 kişi araştırmaya dahil edilmiştir. Beden kitle İndeksi (BKİ) sınıflandırmasına göre katılımcıların %2,8'i normal (n=5), %22,3'ü (n=40) fazla kilolu, %45,8'i (n=82) 1. derece obezite, %16,8'i (n=30) 2. derece obezite ve %12,3'ü (n=22) 3. derece obezite sınıfında yer almıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 39,3±11,6 (min:18, max:65) olarak hesaplanmıştır. Katılımcıların %50,3'nün (n=90) COVID-19 geçirdiği, %49,7'sinin (n=89) geçirmediği tespit edilmiştir. COVID-19 olan bireylerin %35,6'sında (n=32) tat duyusunda değişiklik olmazken, %37,8'inde (n=34) hiç tat alamama, % 26,6'sında (n=24) tatları ayırt etmede zorlanma yaşandığı görülmüştür. COVID-19 geçiren bireylerin %50,0'sinde (n=45) iştahın değişmediği, değişen grupta ise %38,9'unda (n=35) arttığı ve %11,1'inde (n=10) azaldığı belirlenmiştir. Katılımcıların %50,8'i (n=91) COVID-19 döneminde beslenme alışkanlıklarının değişmediğini ifade ederken, %40,2'si (n=72) sağlıksız şekilde değiştiğini, %8,9'u (n=16) sağlıklı şekilde değiştiği ifade etmiştir. COVID-19 döneminde öğün sayısının değiştiğini belirten katılımcı sayısı %44,1'dir (n=79). Katılımcıların % 59,8'i (n=107) paketli ürün tüketim sıklıklarının arttığını, % 10,1'i (n=18) azaldığını ve %30,2'si (n=54) tüketimde değişiklik olmadığını belirtmiştir. Katılımcıların %68,2'sinin (n=122) ağırlıklarının arttığı tespit edilirken, %12,3'ünün (n=22) azaldığı ve %19,5'inin (n=35) ağırlıklarında değişiklik olmadığı tespit edilmiştir. Katılımcıların cinsiyetlerine göre ağırlık değişimlerinin farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir (X 2=14,2, p=0,01). Katılımcıların eğitim düzeylerine göre ağırlık değişimlerinin farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir.(X 2=17,5, p=0,01). Medeni duruma göre kilo değişim düzeylerinin farklılık göstermediği tespit edilmiştir. (X 2=2,0 p=0,37). Katılımcılara uygulanan DEBQ sonuçlarına göre kısıtlı yeme alt boyutunun kilo değişimlerine göre farklılık gösterdiği tespit edilmiştir (F=10,25, p=0,01).
İnsülin direnci olan yetişkin bireylerin duygusal iştah, gece yeme, beslenme alışkanları ve antropometrik ölçümleri ile akdeniz diyetine uyumun irdelenmesi
Bu çalışmanın amacı insülin direnci olan yetişkin bireylerde beslenme durumlarının tespit ederek değerlendirmek ve beslenme alışkanlıklarında etkili olan duygusal iştah, gece yeme alışkanlıkları, Akdeniz Diyeti uyumu arasındaki ilişkiyi irdelemektir. Çalışmaya Özel Sular Vatan Hastanesi Beslenme ve Diyet Polikliniğine başvuran ve çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden yaşları 18-65 yaş arası 205 (103 kadın, 102 erkek) insülin direnci tanısı olan bireyler üzerinde gerçekleşmiştir. Katılımcıların verileri araştırmacı tarafından hazırlanan ve yüz yüze uygulanan soru formu ile toplanmıştır. Katılımcıların genel bilgileri, antropometrik ölçümleri, sağlık bilgileri, beslenme alışkanlıkları ve Duygusal İştah Anketi (DİA), Gece Yeme Anketi Ölçeği (GYA), Akdeniz Diyeti Uyum Ölçeği (MEDAS), Uluslarası Fiziksel Aktivite (IPAQ- Kısa Form) ve 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kayıtları değerlendirilmiştir. Bireylerin %50.2'si kadın, %49.8'i erkek olup, yaş ortalaması 35,22±12,40 yıldır. Katılımcıların 52'si hafif şişman, 127'si obezdir. Bireylerin Akdeniz Diyetine %22.0'si düşük uyum, %61.0'i orta uyum, %17.1'i yüksek uyum sağladığı tespit edilmiştir. Bireylerin %48.3'ü inaktif ve %8.8'i gece yeme sendromu sahip olduğu tespit edilmiştir. Kadın bireylerin negatif iştah puan ortalaması 51.32±24.17, erkeklerde pozitif duygusal iştah puan ortalamaları 45.28±13.74 bulunmuştur. Çalışmada MEDAS ile HOMA-IR değeri arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiş ancak DİA, GYA ve IPAQ arasında anlamlı bir ilişki saptanmamış, fakat bu ölçekler arasında ilişkiler saptanmıştır. İnsülin direnci olan bireylerin beslenmelerini ve yaşamlarını etkileyen faktörler göz önünde bulundurularak bireye özel beslenme tedavisinin diyetisyen tarafından oluşturulması kişiye yarar sağlayacak ve kronik hastalıkların oluşmasını engellemesinde katkı sağlayacaktır.
Adölesanların Akdeniz diyetine uyumu ile duygusal yeme ve stres durumlarının saptanması
Bu çalışma adölesanların sağlıklı beslenme, duygusal yeme ve stres durumlarının saptanması amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Bu araştırmaya yaşları 11-14 arasında değişen 281 gönüllü adölesan birey katılmıştır. Oluşturulan anket formunda bireylerin genel özellikleri, antropometrik ölçüm verileri belirlenmiş ve 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı alınmış, ayrıca Akdeniz Diyeti Kalite İndeksi (KİDMED), Beslenme Egzersiz Davranışları Ölçeği (BEDÖ), Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ), Çocuk ve Adölesanlar için Duygusal Yeme Ölçeği (DYÖ-Ç) uygulanmıştır. Çalışmaya katılan adölesanların %58,4'ü erkek, %41,6'sı kadın olup yaş ortalamaları erkeklerin 11,94±1,08 kadınların 12,30±1,15 yıldır. Katılımcıların %27,8'i hafif şişman, %16,7'si obezdir. Katılımcıların Akdeniz Diyetine uyumları incelendiğinde %25,3'ünün düşük uyum, %53,0'ünün orta uyum, %21,7'sinin yüksek uyum sağladığı tespit edilmiştir. Cinsiyete göre KİDMED puanları istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (χ2=7,412; p=0,025). Erkeklerde çok düşük ve iyi diyet kalitesi oranı, kadınlardaki çok düşük ve iyi diyet kalitesi oranından daha yüksek çıkmıştır. Kadınların ASÖ toplam puanları, erkeklere göre anlamlı düzeyde daha yüksek çıkmıştır. Cinsiyete göre BEDÖ toplam ve alt ölçek puanları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir (p>0,05). Cinsiyete göre DYÖ-Ç toplam puanları istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (Z=-4,056; p=0,000). Kadınların DYÖ-Ç toplam puanları, erkeklere göre anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Cinsiyete göre kullanılan ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki görülmemiştir (p>0,05). BKİ yüksek olan adölesanların strese yatkın olduğu ve duygusal yeme eğilimi olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Cinsiyete göre KİDMED ile BKİ arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Ancak ASÖ, BEDÖ, DYÖ-Ç arasında ilişki bulunmuştur (p<0,05). Yapılan lojistik regresyon analizi sonucunda yaş ve cinsiyetin çok düşük diyet kalitesini etkileyen önemli bir parametre olduğu saptanmıştır (p<0,05). Stres düzeyi yükseldiğinde, yaş arttığında ve erkek adölesanlarda Akdeniz Diyetine uyumluluk düzeyi düşmektedir. Bu çalışmada, adölesanlarda Akdeniz Diyetine uyum, duygusal yeme ve stres durumu kapsamlı olarak araştırılmış ve ileriki çalışmalara ışık tutacak nitelikte sonuçlar bulunmuştur. Sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırılması konusunda erken yaşlardan itibaren gerekli önlemlerin alınması, duygusal yeme ve stresle baş edebilme uygulamaları geliştirilmesi için toplum düzeyinde çalışmalar yapılmasına ihtiyaç olduğu düşünülmektedir. Çalışma sonunda konu hakkında farklı yaş gruplarında ve daha geniş kapsamlı, destekleyici çalışmalar yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Duygusal yeme ölçeğinin Türkçeye uyarlanması ve geçerlik güvenirlik çalışması
Bu çalışma Arnow, Kenardy ve Agras (1995) tarafından geliştirilen Duygusal Yeme Ölçeğinin Türkçe Formunun geçerlik ve güvenirliğinin toplum örnekleminden seçilen bir örneklem grubu üzerinde incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın örneklemi Mersin, Diyarbakır ve Adana'daki 18-46 yaş aralığında ve okur yazar olan 416 katılımcı oluşturmaktadır. Duygusal Yeme Ölçeğinin güvenirliği test tekrar test güvenirliği ve Cronbach alfa içtutarlık katsayısı hesaplanarak incelenirken; geçerliği ise ölçüt bağıntılı geçerlik ve kapsam geçerliği yöntemleri ile incelenmiştir. Ölçeğin Test tekrar sonuçları incelendiğinde ilk uygulama ve iki hafta sonra yapılan uygulama arasındaki korelasyon katsayıları Öfke alt boyutu için .61, Kaygı alt boyutu için .65 ve Depresyon alt boyutu için ise .58 olarak hesaplanmıştır. Yapı geçerliği için yapılan Açımlayıcı faktör analizi sonucunda ölçeğin orijinaline uygun bir şekilde 3 faktörlü bir yapıda olduğu görülmüştür. Bu faktörler ölçeğin orijinaline uygun bir şekilde Depresyon, Kaygı ve Öfke olarak isimlendirilmiştir. Ölçeğin boyutları için Cronbach alfa katsayıları hesaplanmış ve tüm boyutların Cronbach alfa iç tutarlık katsayılarının .70'ten yüksek olduğu görülmüştür. Son olarak Duygusal Yeme Boyutunun 3 Alt Ölçeği ile Hollanda Yeme Davranışı Ölçeği'nin Duygusal Yeme alt boyutu ve Üç Faktörlü Yeme Ölçeği'nin Duygusal Yeme alt boyutu arasında pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Bu çalışmadan elde edilen bulgular sonucunda Arnow, Kenardy ve Agras (1995) tarafından geliştirilen ve 25 maddeden oluşan Duygusal Yeme Ölçeğinin Türkçe versiyonunun duygusal yemeyi ölçmede geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olarak Türkiye örnekleminde kullanılabileceği görülmektedir.
Obez bireylerde duygusal yeme, kontrolsüz yeme ve bilişsel kısıtlama eğilimi ile bilinçli farkındalık arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada; obez olan bireylerde, duygusal yeme, kontrolsüz yeme ve bilişsel kısıtlama eğilimleri ile bilinçli farkındalık düzeyleri arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırma örneklemini, 2021 yılı içerisinde, Konya Ereğli İlçe Sağlık Müdürlüğünde bulunan diyetisyen kliniğine ilk kez başvuran, beden kitle indeksi 30 ve üzeri olan danışanlardan 201 kişi oluşturmuştur. Katılımcılara, Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BİFÖ), Üç Faktörlü Yeme Ölçeği (TFEQ-R21) ve Demografik bilgi formu uygulanmıştır. Bu araştırmanın sonuçlarına göre, duygusal yeme ve bilinçli farkındalık arasında negatif yönlü iyi düzeyde anlamlı bir ilişki vardır (r=-.641, p=,000). Kontrolsüz yeme ve bilinçli farkındalık arasında negatif yönlü orta düzeyde anlamlı bir ilişki vardır (r=-.601, p=,000). Bilinçli farkındalık ve bilişsel kısıtlama arasında pozitif yönde zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki vardır (r=,314, p=,000). Sosyodemografik özelliklerle karşılaştırıldığında; kadınların duygusal yeme puanları erkeklere göre daha yüksektir. 25-30 yaş grubunun duygusal yemesi, 31-40 yaş grubuna göre daha yüksektir. Eğitim durumuna bakıldığında; İlköğretim, ortaöğretim ve önlisans eğitim durumundakilerin lisans eğitim durumundakilere göre daha fazla duygusal yemesi bulunmaktadır. Kontrolsüz yemede cinsiyete göre farklılaşma görülmezken, bekarların evlilere göre daha fazla kontrolsüz yemeleri bulunmaktadır. Eğitim durumuna göre karşılaştırıldığında, ortaöğretim eğitim durumundakiler lisansüstü ve lisans eğitim durumuna göre; ilköğretim eğitim durumundakiler lisansüstü eğitim durumundakilere göre daha fazla kontrolsüz yemeleri bulunmaktadır. 25-30 yaş grubunun, 18-24 yaş grubu hariç, diğer yaşlara göre daha fazla kontrolsüz yemesi bulunmaktadır. Bilinçli kısıtlama, medeni duruma göre farklılık göstermekte, evliler bekarlara göre daha fazla bilişsel kısıtlama yapmaktadır. Bilinçli farkındalık düzeylerinde, erkeklerin farkındalık puanı kadınlardan daha yüksek; eğitim durumu karşılaştırıldığında lisans ve lisansüstü eğitimi olanlar ilköğretim ve ortaöğretime göre daha yüksek farkındalığa sahiptir. Yaş değişkenine bakıldığında 31-40 yaş grubu en yüksek farkındalığa sahip olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: bilinçli farkındalık, duygusal yeme, kontrolsüz yeme, bilişsel kısıtlama.
Hemşirelerde duygusal yeme ve duygusal iştah ile ilişkili faktörlerin incelenmesi
Bu çalışma; hemşirelik kadrolarında çalışmakta olan ebe, hemşire ve sağlık memurlarında duygusal yeme ve duygusal iştahı etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı olarak yapılmıştır. Çalışmaya, Temmuz- Ekim 2021 tarihleri arasında aktif olarak çalışmakta olan 352 hemşire katılmıştır. Veriler araştırmacılar tarafından literatüre dayalı olarak geliştirilen 'Tanımlayıcı Özellikler Formu' ile, 'Duygusal İştah Anketi (DİA)', 'Duygusal Yeme Ölçeği (DYÖ)' ve 'Sürekli Kaygı Envanteri (SKE)' aracılığı ile elektronik ortamda toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizleri JASP paket programıyla yapışmıştır. Analizlerde frekans, yüzde, aritmetik ortalama, standart sapma, medyan, gibi tanımlayıcı istatistikler yanında karşılaştırmalar için Mann Whitney U, Kruskal Wallis ve Pearson korelasyon analizi, adımsal çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. DİA toplam puanı ve DYÖ toplam puanı arasında pozitif yönlü orta şiddette bir ilişki bulunmaktadır yani duygusal iştah duygusal yemeyi tetiklemektedir. Erkek cinsiyet, DYÖ Toplam puanı, eğitim durumunda lisans mezunu olmak; hemşirelerin DİA toplam puan düzeyini arttıran bağımsız faktörler olduğu saptanmıştır. Erkek cinsiyet (β=-0,166; t=- 3,167; p=<0,001) ve yaş artışı (β=-0,141; t=- 2,485; p=<0,001) DYÖ toplam puanını azaltıcı bağımsız değişkenler olarak saptanmıştır. DİA toplam puanı (β=0,443; t=8,305; p=<0,001) ve BKI (β=0,204; t=3,530; p=<0,001) DYÖ toplam puanını arttırıcı bağımsız değişkenler olarak saptanmıştır. Bulgular doğrultusunda duygusal yeme ve duygusal iştahın bireylerin bazı sosyodemografik özelliklerine göre değişmekte olduğu ve hemşirelerde duygusal iştah ve duygusal yeme varlığından söz edilebilir. DYÖ toplam puanı BKI ile de pozitif yönlü zayıf ilişkilidir yani duygusal yeme arttıkça BKI de artmaktadır. DİA toplam puanının da BKI ile pozitif yönlü çok zayıf ilişkisi vardır. Sürekli Kaygı Envanteri (SKE) puanlarına bakıldığında kadınların puan ortalaması 48,40 ± 2,67, erkeklerin 47,72 ± 2,66 olarak bulunmuştur. Buna göre hemşirelerin kaygı düzeylerinin yüksek olduğu söylenebilir. SKE ile BKI, yaş, DİA pozitif, DİA negatif, DİA toplam ve DYÖ puanları arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Bu sonuçlara göre hemşirelerin kaygı düzeyleri yüksek olsa da kaygılarının duygusal iştah ve duygusal yeme üzerine etkisinin olmadığı görülmektedir.
The relationship between negative urgency and abnormal eating patterns: Mediator role of emotion regulation deficits and moderator role of eating expectancies
Emotional eating and external eating are abnormal eating patterns that have been defined to explain individuals' overeating tendencies. One of the significant predictors of abnormal eating patterns is negative urgency (NU), the tendency to engage in rush actions in response to negative emotions. Although NU's relation to abnormal eating patterns is well established, the mechanism of this relationship still needs clarification. Previous research suggested that emotion regulation deficits (ERD) could be a mechanism to understand NU's relation to abnormal eating patterns and eating expectancies might further increase the risk for abnormal eating patterns when combined with other risk factors. The current study explored the direct and indirect associations between NU and abnormal eating patterns and the mediator role of ERD. Additionally, the moderator role of eating expectancies in the relationships between NU and abnormal eating patterns, and ERD and abnormal eating patterns were examined. The participants were 653 Turkish adults (536 women), whose ages ranged from 18 to 68 (M= 33.15, SD=12.63). The results revealed a significant and positive association of NU with both emotional eating and external eating. Moreover, mediation analyses results showed that ERD mediated the relationship between NU and emotional eating but did not mediate the relationship between NU and external eating. Furthermore, eating expectancies only moderated the relationship between NU and emotional eating. No significant moderator effect of eating expectancies was observed for external eating. Results emphasize the importance of targeting NU, ERD, and eating expectancies in the prevention or treatment of abnormal eating patterns.
Üniversite öğrencilerinde yeme davranışının kişilik özellikleriyle ilişkisinde belirsizliğe tahammülsüzlük ve dürtüsellik düzeylerinin aracı rolünün incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinde bozulmuş yeme tutumları ve kişilik özellikleri arasındaki ilişkide belirsizliğe tahammülsüzlük ve dürtüselliğin etkisinin incelenmesidir. Çalışma kapsamında verileri 590 üniversite öğrencisine "Kişisel Bilgi Formu", "Hollanda Yeme Davranışı Anketi", "Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği", "Barratt Dürtüsellik Ölçeği" ve "Eysenck Kişilik Anketi Gözden Geçirilmiş Kısa Formu" ve psikolojik belirtilerin değerlendirilmesi için "Kısa Semptom Envanteri" uygulanmıştır. Araştırmada, bozulmuş yeme davranışı boyutları (duygusal, kısıtlayıcı ve dışsal yeme) ile kişilik özellikleri (nevrotiklik, dışsadönüklük ve psikotizm) arasındaki ilişkinin incelenmesi için Pearson Korelasyonu uygulanmıştır. İlişkili saptanan değişkenlerle, bozulmuş yeme davranışı alt boyutları bağımlı değişken olarak alınmış ve kişilik özellikleri, dürtüsellik ve belirsizliğe tahammülsüzlük boyutları bağımsız değişken alınarak hiyerarşik regresyon analizi yapılmıştır. Anlamlı yordayıcılar tespit edilerek, yeme davranışları ve kişilik özellikleri arasındaki ilişkide dürtüsellik ve belirsizliğe tahammülsüzlük boyutlarının etkisinin incelenmesi için aracı rol analizlerini yapılmasında IBM SPSS 25.0 PROCESS eklentisi üzerinden altıncı model uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre, duygusal yeme ile dürtüsellik, nevrotiklik arasında pozitif ilişki bulunmaktadır. Duygusal yeme ile dışadönüklük arasında negatif yönlü anlamlı ilişki bulunmuştur. Kısıtlayıcı yeme boyutu ile nevrotiklik, dürtüsellik ve belirsizliğe tahammülsüzlük arasında pozitif yönlü ve anlamlı ilişki saptanmıştır. Kısıtlayıcı yeme ve dışadönüklük arasında negatif yönlü ve anlamlı ilişki bulunmuştur. Dışsal yeme boyutuyla dürtüsellik arasında negatif ilişki saptanmış; belirsizliğe tahammülsüzlükle anlamlı ilişki bulunmamıştır. Hiyerarşik regresyon analizi bulgularına göre, duygusal yeme nevrotiklik ve dışa dönüklük tarafından anlamlı düzeyde yordanmaktadır. Katılımcıların nevrotiklik puanının yüksek oluşu ve dışsadönüklük puanını düşük oluşu duygusal yeme puanlarını anlamlı düzeyde açıklamaktadır. Ayrıca, duygusal yeme ile dürtüsellik dikkat eksikliği ve motor dürtüsellik alt boyutlarından alınan puanlardaki yükseliş, duygusal yeme puanlarındaki yükselişi anlamlı düzeyde yordamaktadır. Duygusal yeme puanları, belirsizliğin eylemi engellemesi alt boyutu puanlarındaki yükseliş tarafından anlamlı düzeyde yordanmaktadır. Kısıtlayıcı yeme alt boyutu ile nevrotiklik, plansız dürtüsellik ve belirsizliğin stres verici olduğu alt boyutu puanlarındaki yükseliş tarafından anlamlı düzeyde yordanmaktadır. Dışsal yeme alt boyutu, motor dürtüsellik alt boyutu puanlarının yükselişi ve plan yapamama dürtüselliği alt boyutu puanlarının düşüşü tarafından anlamlı düzeyde yordanmaktadır. Ayrıca, dışsal yeme alt boyutu, belirsizliğin eylemi engellemesi alt boyutu puanlarındaki yükseliş tarafından anlamlı düzeyde yordanmaktadır. Aracı rol analizine ilişkin bulgular incelendiğinde, nevrotiklik kişilik alt boyutu, motor dürtüsellik, dikkat dürtüsellik, belirsizliğin stresli oluşu ve belirsizliğin eylemi engellemesi alt boyutu üzerinden duygusal yemeyi anlamlı düzeyde yordamaktadır. Nevrotiklik ve duygusal yeme boyutları arasındaki ilişkide dürtüsellik ve belirsizliğe tahammülsüzlük puanlarının kısmi aracı rolü olduğu sonucu elde edilmiştir. Dışadönüklük alt boyutu ve duygusal yeme arasındaki ilişkide dürtüsellik ve belirsizliğe tahammülsüzlük alt boyutlarının aracı rolüne ilişkin bulgular incelendiğinde, dışadönüklük alt boyutu ve duygusal yeme arasında doğrudan ilişki saptanmış ve belirsizliğin stres verici oluşu alt boyutu üzerinden toplam etkisinin anlamlı düzeyde artış gösterdiği görülmüştür. Ayrıca, aracı rol olarak dürtüselliğin anlamlı etkisi bulunmadığı; belirsizliğin stres verici oluşu puanlarının dışadönüklük ve duygusal yeme arasındaki ilişkide kısmi aracı rolü olduğu bulunmuştur. Kısıtlayıcı yeme ve nevrotiklik alt boyutu arasındaki ilişkide belirsizliğe tahammülsüzlük ve dürtüsellik alt boyutlarının aracı rolü incelendiğinde, nevrotiklik alt boyutu ve kısıtlayıcı yeme arasında doğrudan ilişki saptanmış ve dikkat dürtüselliği ve belirsizliğin stres verici oluşu alt boyutları üzerinden toplam etkisinin anlamlı düzeyde artış gösterdiği görülmüştür. Bu doğrultuda, kısıtlayıcı yeme ve nevrotiklik alt boyutları arasındaki ilişkide dürtüsellik ve belirsizliğe tahammülsüzlük alt boyutlarının kısmi aracı rolü olduğu görülmektedir. Sonuçlara göre, katılımcıların nevrotiklik özelliği ve kısıtlayıcı yeme puanları arasındaki ilişkide dikkat eksikliği dürtüselliği ve belirsizliğin eylemi engellemesi alt boyutu kısmi aracı role sahip olarak bulunmuştur. Araştırmada elde edilen sonuçlar, yeme davranışlarının incelendiği erken erişkinlik dönemiyle ilgili önemli bulgular sunmaktadır. Bozulmuş yeme davranışı boyutlarının farklı faktörlerle ilişkili olduğu saptanan bu araştırmanın hem pratik hem de araştırma alanlarına katkı sağlayabilir. Farklı yeme davranışı boyutlarının farklı faktörlerle ilişkili olması, bireylerin yeme davranışına yönelik sağlanabilecek müdahalelerde düzenlemelerin yapılmasını kolaylaştıracağı öngörülmektedir. Araştırmada elde edilen sonuçlardan yola çıkarak, gelecekte yapılacak araştırmalarla konunun desteklenebileceği düşünülmektedir.
Yetişkin bireylerde erken dönem uyumsuz şemalar ve duygu düzenleme güçlüğü ile duygusal yeme ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkiler
Bu çalışmanın amacı, yetişkin bireylerde erken dönem uyumsuz şemalar ile duygu düzenleme güçlüğü, duygusal yeme ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırmanın örneklemi 18-65 yaşları arasında olan, İzmir'de yaşayan, 212 kadın (% 54,4) ve 178 erkek (% 45,6) 390 katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcılara Demografik Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği- Kısa Form 3 (YŞÖ-KF3), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği, Hollanda Yeme Davranışları Anketi (HYDA) ve Kısa Semptom Envanteri (KSE) uygulanmıştır. Erken dönem uyumsuz şemalar, duygu düzenleme güçlüğü, duygusal yeme ve psikolojik belirtiler değişkenlerinin demografik özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemek amacıyla bağımsız örneklemler t testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) yapılmıştır. Değişkenler arası ilişkiler, Pearson korelasyon analizi ile test edilmiştir. Psikolojik belirtiler ve duygusal yemeyi yordayan değişkenleri belirlemek amacıyla hiyerarş̧ik regresyon analizi yapılmıştır. Araştırmanın sonuçları erken dönem uyumsuz şemalar, duygu düzenleme güçlüğü, duygusal yeme ve psikolojik belirtiler değişkenlerinin ilişkili olduğunu göstermiştir. Cinsiyet açısından kopukluk, yüksek standartlar ve diğeri yönelimlilik şema alt boyutlarında, farkındalık ve hedefler duygu düzenleme güçlüğü alt boyutlarında, duygusal yeme puan ortalamalarında ve psikolojik belirtiler anksiyete alt boyutu puan ortalamaları arasında anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür. Hiyerarşik regresyon analizi sonucunda; zedelenmiş otonomi, kopukluk, zedelenmiş sınırlar, diğeri yönemlilik ve yüksek standartlar ve açıklık, stratejiler ve dürtü alt boyutlarının psikolojik belirtileri anlamlı olarak yordadığı bulunmuştur. Yapılan diğer bir hiyerarşik regresyon analizinde; zedelenmiş otonomi, zedelenmiş sınırlar, yüksek standartlar ve kabul etmeme ve hedefler dürtü alt boyutlarının duygusal yeme davranışının anlamlı yordayıcıları oldukları görülmüştür. Elde edilen bulgular ilgili alanyazın bağlamında tartışılmış, sonuçlar ve öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, Duygu Düzenleme Güçlüğü, Duygusal Yeme, Dışsal Yeme, Kısıtlayıcı Yeme, Psikolojik Belirtiler
Yeme davranışında bilişsel kontrol ve esneklik, problem çözme ve duygu düzenleme becerileri ile dürtüselliğin incelenmesi
Bu çalışmada problemli yeme davranışlarında bilişsel kontrol ve esneklik, duygu düzenleme ve problem çözme becerileri ile dürtüselliğin ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırmaya 204'ü kadın, 96'sı erkek olmak üzere toplam 300 kişi katılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 37'dir. Katılımcıların yeme davranışları Üç Faktörlü Yeme Anketi (TFEQ-TR 21) ve REZZY yeme bozuklukları ölçeği (REZZY), bilişsel kontrol ve esneklik becerileri Bilişsel Kontrol ve Esneklik (BKEÖ), bilişsel duygu düzenleme stratejileri Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği (BDDÖ), dürtüsellikleri Barrat Dürtüsellik Ölçeği Kısa Forumu (BİS-11-KF), problem çözme becerileri Problem Çözme Envanteri (PÇE) ile değerlendirilmiştir.Ayrıca çalışma Covid-19 pandemisi döneminde gerçekleştirildiğinden için Korona Virüs Anksiyete Ölçeği Kısa Formu (KAÖ) ve Beck Depresyon Envanteri (BDE) de çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmada problemli yeme davranışlarının birbirleriyle ve bahsi geçen değişkenlerle nasıl bir ilişkisel yapı içerisinde olduğunu ve yeme bozukluğunun gelişimi ve sürdürülmesinde bilişsel faktörlerin rolünü daha iyi anlayabilmek amacıyla Yapısal Eşitlik Modelleri oluşturulmuştur. Verilerin analizinde betimsel istatistik, Pearson Korelasyon Analizi, Bağımsız Gruplar t-Testi ve Yapısal Eşitlik Modeli kullanılmıştır. Analizler neticesinde TFEQ-TR 21 alt ölçeklerinin REZZY, BKEÖ, BDDÖ, BİS-11-KF ve PÇE ile ilişkisinde farklılıklar olduğu bulunmuştur. Ayrıca YEM analizi neticesinde duygusal yeme ile yeme bozukluğu arasındaki ilişkide kontrolsüz yemenin aracı etki gösterdiği görülmüştür. Bulgular alanyazın çerçevesinde tartışılmış ve gelecekteki araştırmalara yönelik öneriler sunulmuştur.
Obeziteli kadınlarda çocukluk çağı travmalarının, duygusal yeme ve psikolojik iyi oluş ile ilişkisi
Bu çalışma, obeziteli kadınlarda çocukluk çağı travmalarının, duygusal yeme ve psikolojik iyi oluş ile ilişkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın sadece obez kadınlar üzerinde yapılması, 18 yaş üstü bireylere uygulanması, sadece akademik amaçlar ile yapılması, katılımcıların çocukluk çağı travma düzeylerinin, psikolojik iyi oluş düzeylerinin ve duygusal yeme düzeylerinin ölçülmesi ile sınırlı tutulması araştırmanın örneklem üzerinde olması başlıca sınırlılıklarıdır. Yapılan bu araştırmaya toplamda 1212 kadın birey katılmıştır. Katılımcı bireylerin Vücut kitle indekslerine göre yapılan incelemede %2,89'unun, zayıf %42,99'unun normal, %32,26'sının şişman ve %21,86'sının obez olduğu tespit edilmiştir. Obez olmayan grubun kilo ortalamasının 64,95, Obez grubun 92,33 ve tüm örneklemin 70,94 olduğu tespit edilmiştir. Beden kitle indeksi incelendiğinde obez olmayan grubun ortalamasının 24, obez grubun ortalamasının 34,70 ve tüm örneklemin ortalamasının 26,34 olduğu tespit edilmiştir. Duygusal Yeme alt boyutunda, Duygusal İstismar alt boyutunda, Fiziksel İstismar alt boyutunda, Duygusal İhmal alt boyutunda, Cinsel İstismar alt boyutunda, Minimizasyon alt boyutunda, CTQ Toplam düzeyinde yaşa göre istatistiksel anlamlılık düzeyinde anlamlı bir farklılık olmadığı tespit edilmiştir. Diğer bir ifade ile farklı yaş gruplarında yer alan bireylerin bu alt boyutlarda ve CTQ toplam düzeyleri birbirine benzer düzeydedir. Fiziksel istismar alt boyutunda yapılan ikili karşılaştırmalar sonucunda herhangi bir anlamlı farklılık tespit edilememiştir. Diğer bir ifade ile Fiziksel istismarda eğitim durumuna göre anlamlı farklılık yönünde bir eğilim olduğu fakat bu örneklem grubu için fiziksel istismarda anlamlı farklılık olmadığı tespit edilmiş olur. Çocukluk çağı ruhsal travma alt düzeylerinin Psikolojik iyi oluş üzerinde yordayıcılık etkisini tespit etmek amacıyla çoklu doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Yapılan analiz sonucunda oluşturulan modelin anlamlı olduğu ve psikolojik iyi oluş düzeylerinde meydana gelen değişimin %21,3'ünü açıkladığı tespit edilmiştir. Duygusal İstismar, Fiziksel İstismar, Fiziksel İhmal, ve Cinsel İstismar alt boyutlarının psikolojik iyi oluş üzerinde anlamlı etkiye sahip olmadığı tespit edilmiştir. Diğer bir ifade ile bu alt boyutlarda meydana gelecek artış ve azalışlar psikolojik iyi oluş üzerinde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artış ve azalışa neden olmayacaktır.
The effect of Psychoeducational Program for emotional eating behaviour
This study is a preliminary research of Psychoeducational Program for Emotional Eating (PPEB), a self-help program consisted by 4 short videos that including cognitive behavioral therapy (CBT) techniques, emotion regulation strategies, and mindfulness-based practices. It aims to measure efficacy of PPEB in addition to relationship between emotional eating and depression, stress and anxiety. The study was conducted with 52 obese participants, all of whom were women and ranged in age from 18 to 54. The participants were under the supervision of a dietitian, and were divided into two groups, which are intervention group and the control group. After signing the informed consent form, all participants completed the Demographic Information Form, the Depression Anxiety Stress Scale 21 (DASS 21), and the Emotional Appetite Questionnaire (EMAQ). Following the administration of pre-tests, the intervention group completed the PPEB in addition to dietitian supervision, while the control group continued with only dietitian supervision. Post-test measurements were taken for both groups. The analysis results indicated that PPEB was successful in reducing emotional eating behavior related to positive emotions, negative emotions and situations, and the participants who completed PPEB significantly lost more weight compared to the participants in the control group. However, it was observed that PPEB did not have a significant effect on emotional eating behavior related to positive situations. Additionally, it was found that depression, anxiety, and stress were associated with emotional eating behavior related to negative emotions and situations. The findings, limitations, and suggestions for further research were discussed within the context of the current literature.
Hedonik açlığı olan ve olmayan yetişkinlerde evde hazırlanan ve hazır satılan besinler için sağlık ve genel algılarının değerlendirilmesi
Günümüzde bireyler artan sosyalleşme, iş yükleri gibi nedenlerden dolayı daha çok hazır satılan besinlere yönelmektedir. Bireylerin seçimlerini besinlerin algılanan enerji içeriği, hedonik açlık durumları, genel besin algısı ve sağlık algıları etkilemektedir. Bu çalışma, yetişkin bireylerin evde hazırlanan ve hazır satılan besinler için sağlık ve genel algılarının hedonik açlık durumlarına göre değerlendirilmesini amaçlamıştır. Araştırmaya Eskişehir ve Ankara illerinde yaşayan 18-65 yaş arası daha önce herhangi bir diyetisyenden diyet danışmanlığı almamış 195 birey dahil edilmiştir (n=109 kadın, n=86 erkek). 10 adet evde hazırlanan, 10 adet hazır satılan toplamda 20 besin fotoğraflanarak katalog oluşturulmuştur. Sağlık ve genel algılarını ölçmek için besinlerin enerji içeriği tahmini ve besinler ile ilgili 8 adet soru sorulmuştur. Hedonik açlık ise Besin Gücü Ölçeği (BGÖ) ile değerlendirilmiştir. Boy uzunluğu stadiometre ile, vücut kompozisyonu ise INBODY cihazı ile ölçülmüştür; bireylerin demografik verileri yüz yüze görüşmelerle toplanmıştır. Bulgulara göre, demografik değişkenlerde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Hedonik açlık 128 (%65,6) kişide varken, 67 (%34,4) kişide hedonik açlık bulunmamıştır. Kadınlarda 75(%68,8) kişide hedonik açlık varken erkeklerde 53(%61,6) kişide hedonik açlık bulunmuştur. Bireylerin yaş, antropometrik ölçüm ve vücut kompozisyonlarının hedonik açlık durumlarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark ortaya çıkmamıştır. Çalışmanın yaş ortalaması 26,6 yıldır. BGÖ puanı ise ortalama 2,8'tir. Bireylerin 20 besin için enerji içreği tahminlerinin hedonik açlık durumlarına göre bütün besinlerde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Bireyler besinlerin enerji içeriğini olması gerekenden daha fazla tahmin etmişlerdir. Özellikle hazır satılan besinlerin evde hazırlanan besinlere oranla enerji içeriği daha fazla algılanmıştır. Hedonik açlık olan grupta kadınlar ile erkekler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Kadınlar erkeklerden gerçek enerji içeriğine daha yakın tahminde bulunmuştur. Besinlerin genel ve sağlık algılarında, evde hazırlanan ve hazır satılan besinlerin hedonik açlık ile ilişkisi açısından istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunmaktadır. Sonuç olarak, özellikle hazır satılan besinlerin enerji içeriği olması gerekenden daha yüksek tahmin edilmektedir. Hedonik açlığın ise demografik, antropometrik ve vücut kompozisyonu özelliklerinden ziyade besinlerin genel ve sağlık algılarından etkilendiği görülmektedir.