Bel ağrısı
Bu konu başlığı altında 150 tez
Aile hekimliği polikliniğine başvuran bireylerde bel ağrısı sıklığı, etkileyen faktörler ve bel ağrısının revizeoswestry bel ağrısı engellilik anketi ile değerlendirilmesi
Ağrı, gerçek veya potansiyel doku hasarını işaret eden, vücudun herhangi bir yerinde başlayabilen, karmaşık bir multidisipliner deneyimdir. Ağrı; kişisel yaşantılarına, duygusal durumlarına ve çevresel etkilerine göre şekillenir. DSÖ, bel ağrısının , her yaş grubunda görülen ve tıbbi hizmetlere başvuruyu gerektiren yaygın bir hastalık olduğunu belirtmiştir. Gelişmiş ülkelerde yapılan çalışmalara bakıldığında YBBA prevalansının %59-80 arasında değiştiği görülmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde yaşam boyu bel ağrısı sıklığı %70 'in üzerindedir. Çalışmamızda Aile Hekimliği Polikliniğine başvuran erişkinlerde bel ağrısı prevalansı ve olası katkıda bulunan faktörler araştırıldı. Katılımcılara hazırlanan anketin yanı sıra ODİ skalası uygulandı. Çalışmamıza 01.05.2022-01.10.2022 tarihleri arasında polikliniğe herhangi bir neden ile başvuran 18-65 yaş aralığındaki 108'i erkek, 191'i kadın toplam 299 kişi katılmıştır. Çalışmamız da YBBA prevalansı %78,6 (n=235) olarak bulundu. Yaşamı boyunca bir veya daha fazla BA şikayeti olanların yaş ortalaması 38,57±11,54 idi. YBBA prevalansı; kadınlarda %84,8 (n=162), erkeklerde %67,6 (n=73) olarak bulunmuştur. Çalışmamıza katılanların VAS ağrı skalası ort. puanı 2,93±2,77 olarak bulunmuştur. VAS ağrı skalası ile meslek grupları kıyaslandığında hastane personeli ve hemşire/ebe grubunun ağrı skalası puanı diğer mesleklere göre daha yüksek bulunmuştur. Kadın cinsiyette ODİ skoru ortalaması 23,09±16,91 iken, erkeklerde 17,3±15,61'dir. ODİ skoru toplam puanı ile VKİ değerleri arasında pozitif yönlü istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Bireyi ve toplumu hem psiko-sosyal hem de maddi açıdan kötü etkileyen BA tedavisinde, risk faktörlerini belirlemek. BA oluşmadan yada akut olan BA kronikleşmeden risk faktörlerine yönelik gerekli koruyucu önlemleri almak. Mevcut riskler konusunda bireyleri bilgilendirmek ile bel ağrısı sıklığının önemli ölçüde azaltılabileceğini düşünmekteyiz.
Kronik bel ağrılı kadınlarda menopozun ağrı, postür, lumbal stabilizatör kas kuvveti ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, kronik bel ağrılı kadınlarda menopozun ağrı, postür, lumbal stabilizatör kas kuvveti ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesidir. 30-50 yaş arası menopoza giren ve girmeyen 30'ar kadın katılımcının ağrı düzeyleri McGill Ağrı Anketi, postür değerlendirmeleri New York Postür Analizi, lumbal stabilizatör kas kuvveti Stabilizer Pressure Biofeedback cihazı ve yaşam kalitesi WHOQOL-Bref Yaşam Kalitesi ölçeği ile değerlendirilmiştir. Menopoza giren kadınlarda ağrı düzeyinin menopoza girmeyen kadınlara oranla daha çok algılandığı görülmüştür (McGill Ağrı Skoru- Puan ile değerlendirme sonucu: p=0,040; McGill Ağrı Seviyesi- VAS'a göre değerlendirme sonucu: p=0,007). Çalışmanın bulgularına göre menopoza giren kadınların postürleri ile menopoza girmeyen kadınların postürleri arasında anlamlı bir fark olduğu sonucuna varılmıştır (p<0,001). Menopoza giren kadınlarda, menopoza girmeyen kadınlara göre lumbal stabilizatör kas kuvvetlerinin daha düşük olduğu gözlendi (Multifidus kas kuvveti değerlendirme sonucu: p=0,032; Transversus Abdominis kas kuvveti değerlendirme sonucu: p<0,001). Tüm bunların aksine menopoza giren kadınlarda menopoza girmeyen kadınlara göre yaşam kalitesinin tüm alt parametreleri istatiksel açıdan anlamlı bir şekilde artmıştır (Genel Sağlık alt parametresi için p=0,685; Fiziksel Sağlık alt parametresi için p=0,502; Psikolojik alt parametresi için p=0,145; Sosyal İlişkiler alt parametresi için p=0,970; Çevre alt parametresi için p=0,427). Çalışma sonuçlarımız: menopoza girme ile ağrı, postür ve lumbal stabilizatör kas kuvveti arasında anlamlı bir ilişki olduğunu fakat yaşam kalitesi ile istatiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığını göstermektedir.
Gebelerde fiziksel aktivite düzeyi ve postürün, lumbopelvik ağrı ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Gebe kadınların yarısından fazlası gebeliklerinin herhangi bir döneminde bel ağrısından yakınmaktadır. Ağrı hafif rahatsızlık hissiyle başlayıp, dizabiliteye neden olabilecek kadar farklı şiddetlerde olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı farklı gebelik dönemlerinde gebelerin fiziksel aktivite düzeyi ve postüründeki değişimin lumbopelvik ağrı ve yaşam kalitesi üzerine etkisini değerlendirmektir. Çalışma Ağustos 2020 – Eylül 2021 tarihleri arasında yürütülen yaşları 18-41 yıl arasında değişen 60 gebe kadın ile tamamlandı. Sosyodemografik ve obstetrik öyküleri kayıt edildi. Gebelerin Fiziksel aktivite seviyesinin tespiti için; Hamilelik Fiziksel Aktivite Anketi (PPAQ), Posturü değerlendirmek için; New York Postür Değerlendirme Testi (NYDP), Lumbopelvik ağrı değerlendirmek için: Bel ve Pelvis Ağrısı Değerlendirme Formu (Oswestry Bel Ağrısı Sorgulama Formu), Yaşam kalitesini değerlendirmek için; Nottingham Sağlık Profili Formu (NSPF) kullanıldı. Verilerin analizinde normal dağılım varsayımının sağlandığı durumlarda niceliksel verilerin karşılaştırılmasında ölçüm zamanları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı bir fark olup olmadığı tekrarlı ölçümlerde ANOVA ile; normal dağılım olmadığı durumlarda ise Friedman testi kullanıldı. Her üç trimesterde de bel ağrısı ile Nottingham Sağlık Profili birinci ve ikinci bölüm arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0,01: r=0,330). Her üç trimesterde bel ağrısı ile New York Postür Değerlendirmesi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir (p>0,01: r=0,062). Her üç trimesterde toplam aktivite ile Oswestry bel ağrısı ölçeği arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir(p>0,01: r=0,179).Toplam Aktivite (PPAQ) ile Nottingham Sağlık Profili birinci bölüm ve ikinci bölüm arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir. (p>0,01: r=0,104). Her üç trimesterde toplam aktivite ile postür değerlendirme ölçeği arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir (p>0,01: r=-0,117). Sonuç olarak gebelik sürecinin ilerlemesiyle fiziksel inaktivite, postüral problemler, lumbopelvik ağrı artmaktadır. Bu olumsuz değişiklikler gebelerin yaşam kalitesini azaltmaktadır. Konu ile ilgili daha geniş örneklemli çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler : Gebelik; Fiziksel Aktivite Düzeyi; Postür; Lumbopelvik Ağrı; Yaşam Kalitesi.
Kronik bel ağrılı hastalarda tüm omurga segmentlerinin kinematiklerinin günlük yaşam aktiviteleri sırasında üç düzlemde değerlendirilmesi ve asemptomatik kontrollerle karşılaştırılması
Bu çalışma kronik bel ağrılı bireylerde oturmadan ayağa kalma, kutu kaldırma, basamak çıkma ve yürüme fonksiyonel aktiviteleri sırasında üç düzlemde tüm omurga segmentlerinin eklem hareket açıklıklarını asemptomatik bireyler ile karşılaştırmak ve lumbal bölge hareketlerinin servikal ve torakal bölge hareketlerinden etkilenip etkilenmeyeceğini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya 23 bel ağrılı (34,43±7,01 yıl) ve 23 asemptomatik birey (32,83±9,3 yıl) dahil edildi. Bireylerin demografik verileri kaydedildi. Fonksiyonel aktivitelerinin kinematik analizi için MVN Awinda (XSens Technologies B.V. Enschede, Hollanda) IMU sensörleri kullanıldı. Atlanto-oksipital, C7-T1, T8-T9, T12-L1, L3-L4 ve L5-S1 segmentlerindeki açısal veriler üç boyutlu olarak kaydedildi. Ölçümler, her katılımcı için üç kez tekrar edildi. Çalışmanın sonucunda; sadece basamak çıkma aktivitesinde bel ağrılı bireylerin asemptomatik bireylere göre sagital düzlemde servikal bölge hareket açıklığının azaldığı (p<0,05) görülürken, diğer aktiviteler sırasında omurganın tüm segmentlerindeki hareket açıklığının benzer olduğu görüldü (p>0,05). Minumum ve maksimum hareket açıları incelendiğinde; bel ağrılı bireylerin oturmadan ayağa kalkma, kutu kaldırma ve yürüme aktiviteleri sırasında asemptomatik bireylerden farklı hareket paternleri gösterdikleri görüldü (p<0,05). Ayrıca, bel ağrılı bireylerin lumbal bölge hareketlerinin asemptomatik bireylerde gözlemlenenlerden farklı olarak özellikle servikal bölge hareketleri ile ilişkili olduğu gözlendi (p<0,05). Sonuç olarak; günlük yaşam aktiviteleri sırasında bel ağrılı bireylerin koruyucu (kompansatuar) hareket modelleri geliştirdiklerini söyleyebiliriz. Bu durum bel ağrısının lokal bir problem değil hareket zincirinde bozulma ve adaptasyonlara yol açan daha geniş bir durum olduğunun işareti olabilir. Çalışmamızın sonuçları, bel ağrılı bireylerde hareket açıklığı ölçümünün ötesine geçerek fonksiyonel hareket modellerine odaklanılması gerektiğini vurgulamaktadır.
Bel ağrısı olan ve olmayan obez bireylerde biyopsikososyal faktörlerin karşılaştırılması
Bu çalışma, bel ağrısı olan ve olmayan obez bireylerde biyopsikososyal faktörleri incelemek ve karşılaştırmak amacıyla planlandı. Dahil edilme kriterlerini karşılayan 96 obez birey, bel ağrısı olan (n=40, yaş=44,65±11,93yıl, VKİ: 30,00-43, 29 kg/m2) ve bel ağrısı olmayan (n=56, yaş= 43,23±11,19yıl, VKİ: 30,00-47,47kg/m2) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Bireylerin fiziksel ve sosyodemografik özellikleri, mobilite düzeyi, bel ve bacak ağrısı şiddeti, fiziksel performans düzeyi ve dizabilite seviyesi biyolojik faktörler olarak; anksiyete ve depresyon varlığı, yaşam kalitesi ve duygu düzenleme becerileri psikolojik faktörler olarak; fiziksel aktivite seviyesi ve aktivite statüsü, mesleki durum, eğitim seviyesi, sigara kullanma durumu, kendine bakım ve günlük aktivitelerde zorluk sosyal/yaşam stili faktörleri olarak kaydedildi. Bel ve bacak ağrısı şiddeti Görsel Analog Skalası (GAS-10 cm), fiziksel performans fiziksel performans test bataryası, dizabilite seviyesi Oswestry Dizabilite İndeksi, yaşam kalitesi Notthingham Sağlık Profili, duygu düzenleme becerileri Duygu Düzenleme Becerileri Ölçeği ve fiziksel aktivite seviyesi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi ile değerlendirildi. Veriler incelendiğinde; bel ağrısı olan obez bireylerde biyolojik faktörlerden mobilite düzeyi, ağırlıklı öne uzanma, zamanlı kalk-yürü testi ve 10 tekrarlı gövde fleksiyonu ile belirlenen performans seviyesi; psikolojik faktörlerden ağrı, fiziksel aktivite, enerji ve toplam puan alt boyutlarından elde edilen yaşam kalitesi, duygu düzenleme becerilerinin değişimleme alt boyutu bel ağrısı olmayan bireylere göre daha kötü bulunurken (p<0.05); sosyal/yaşam stili faktörleri benzer olarak bulundu (p>0.05). Bu bulgular, obez bireylerde bel ağrısının biyolojik ve psikolojik olarak farklılıklar meydana getirdiği ve bu sebeple obez bireylere uygulanacak tedavi yaklaşımlarında bel ağrısı varlığının farklı biyolojik ve psikolojik boyutları içerdiğini göstermektedir. Bu nedenle, tedavi planlanırken biyolojik ve psikolojik boyutlarındikkate alınması gerektiği sonucu, ilgili klinisyenlere yol gösterebilir.
Kronik bel ağrılı hastalarda, gövde stabilizasyonu egzersizleri için geliştirilen multimedya yönergeleri ile yüz yüze yönergelerin ağrı şiddeti, disabilite ve yürüyüş üzerine etkinliğinin incelenmesi
Bu çalışmada kronik bel ağrılı hastalarda gövde stabilizasyonu egzersizlerinin yüz yüze ve multimedya yönergeleri ile öğretiminin tedavi sonuçları üzerine etkisinin karşılaştırılması amaçlandı. Bu kapsamda ilk olarak güncel motor kontrol ilkelerine dayanan bir egzersiz eğitimi ve multimedya yönergeleri hazırlandı. Oluşturulan multimedya yönergeleri, kliniklerde standart olarak kullanılan yüz yüze yönergeler ile randomize kontrollü bir çalışma ile karşılaştırıldı. Çalışmada her iki grup aynı tedavilere, aynı süre ve sıklıkta alındı. Sadece egzersiz öğretim yönergeleri farklılaştırıldı. 8 hafta tedavi uygulandı. Tedavinin ilk seansında; ağrı fizyolojisi eğitimi ve ergonomi eğitimi verildi. Her tedavi seansında hastalara, miyofasyal gevşetme teknikleri ve eklem mobilizasyonları uygulandı. Egzersizler objektif ilerleme ölçütlerine göre zorlaştırıldı. Ölçümler tedavi öncesinde, tedavi sonrasında ve tedavi bitiminden 1 ay sonra takip ölçümü olmak üzere 3 kez yapıldı. Ağrı şiddeti Görsel Analog Ölçeği, disabilite düzeyi Oswestry Disabilite Ölçeği, egzersiz uyumu Egzersiz Uyumu Derecelendirme Ölçeği ve spatiotemporal yürüyüş parametreleri ise Optogait Cihazı ile ölçüldü. Her iki grupta da ağrı şiddeti, disabilite değerlerinde zamana bağlı benzer gelişmeler görüldü (p>0.05). Her iki grubun egzersize uyumları zamana bağlı değişimlerde benzer bulundu (p>0.05). Tedavi sonrasında her iki grubun adım uzunluklarında iyileşme gözlendi (p>0.05). Çalışma sonucunda, multimedya yönergeleri, kronik bel ağrılı hastalarda ağrı şiddetini azaltmada, disabilite düzeyini iyileştirmede ve yürüşün spatiotemporal parametrelerinde yüz yüze yönergeler kadar etkili bulundu. Egzersiz uyumu her iki grupta da düşüktü. Egzersiz uyumunun geliştirilmesi için yeni yaklaşımlara gereksinim olduğu düşünülmektedir.
Bel ağrılı hastalarda solunum tipinin derin spinal stabilizatör kas kalınlıkları üzerine etkisinin incelenmesi
Diyafragma, Transversus Abdominis (TrA) ve pelvik tabanı oluşturan kaslar hem lumbal stabilizasyonda hem de solunum fonksiyonunda görev alan kaslardır. Bu kasların tonik aktivitesi ile stabilite korunurken transversus abdominis ve diyafragma solunumda koordine bir şekilde hareket eder. Bel ağrısıile bu stabilite kaslarının zayıf nöromüsküler kontrolü potansiyel olarak solunumu olumsuz yönde etkileyebilir. Bu çalışmanın amacı bel ağrılı bireylerde solunum paterninin derin stabilizatör kas kalınlıkları üzerine etkisini incelemekti. Çalışmaya 51 bel ağrılı ve 51 sağlıklı birey dahil edildi. Katılımcıların solunum paterni Solunum Hareketinin Manuel Değerlendirilmesi yöntemi ile, TrA ve lumbal multifidus (MF) kas kalınlıkları ultrason ile değerlendirildi. Bel ağrılı bireylerin ağrı seviyeleri Vizüel Analog Skala (VAS) ile, özür seviyeleri Oswestry Özür İndeksi (OÖİ) ile değerlendirildi. Bel ağrılı grubun %62,7'si torasik solunum %37,3'ü diyafragmatik solunum yaparken, sağlıklı grubun %66,7'si diyafragmatik solunum, %33,3'ü torasik solunum yapmaktaydı. Gruplar arasında solunum paterni yönünden anlamlı fark vardı (p=0.003). Bel ağrılı grubun daha çok torasik solunum, sağlıklı grubun ise daha çok diyafragmatik solunum yaptığı görüldü. Torasik solunum yapan bel ağrılı bireylerin TrA ve lumbal MF kas kalınlık değişimleri daha düşüktü (p=0.003, p=0.002 p=0.006 p=0.013) Diyafragmatik solunum yapan bel ağrılı bireylerin ise sağ TrA kalınlık değişimi (%) daha düşüktü (p=0.023).Bel ağrılı gruptaki bireylerin solunum paternleri ile VAS değerleri (cm) arasında anlamlı bir fark bulundu (p=0.015). Torasik solunum yapan bireylerin VAS değerleri daha yüksekti. Bel ağrılı grupta torasik solunum ve diyafragmatik solunum yapanlar arasında OÖİ skorları ve ağrı süreleri açısından anlamlı bir fark bulunamadı (p=0.391, p=0.328). Çalışmanın sonucunda solunum paterninin derin stabilizatör kasların kas kalınlıklarını etkilediği görüldü. Bel ağrılı grupta torasik solunum yapanların diyafragmatik solunum yapanlara göre TrA ve lumbal MF kaslarının kas kalınlıkları azalmaktadır.
Lomber faset eklem sendromu olan hastalara uygulanan medyal dal denervasyonunda konvansiyonel radyofrekans ablasyon yöntemi ile kombine (konvansiyonel + pulsed ) radyofrekans ablasyon yöntemi etkinliğinin retrospektif olarak karşılaştırılması
Faset eklem sendromu, tüm kronik bel ağrılarının %15-40'ından sorumlu olduğu düşünülen yaygın bir sorundur. Radyofrekans (RF) ile medyal dal denervasyonu, faset eklem sendromu tedavisinde etkin ve güvenli bir yöntem olup standart olarak konvansiyonel RF yöntemi ile yapılmaktadır. Kombine RF yöntemi ise 2010'larda literatüre giren güncel bir yöntem olup ünitemizde son 2 yıldır lomber faset eklem sendromu hastalarında uygulanmaya başlanmıştır. Çalışmamızda, bu işlem için standart yöntem olan konvansiyonel RF ile yeni uygulamaya başladığımız kombine RF yöntemi etkinliğini karşılaştırmayı amaçladık. Çalışma için, Hacettepe Üniversitesi Algoloji Bilim Dalı'nda 1 Ocak 2022 – 1 Nisan 2022 tarihleri arasında lomber faset eklem sendromu tanısı ile medyal dal denervasyonu yapılan hastaların dosyaları incelendi. Çalışmaya 37 konvansiyonel RF ve 37 kombine RF uygulanan hasta olmak üzere 74 hasta dahil edildi. Hastaların demografik verileri ile birlikte NRS ve DN4 skorları; radyofrekans ablasyon işlemi öncesinde, işlem sonrası 6.ayda ve işlem sonrası 12.ayda olmak üzere 3 farklı zaman diliminde incelendi. İki grup arasında; incelenen demografik veriler olan yaş, bel ağrısının süresi, vücut kitle indeksi, cinsiyet, geçirilmiş lomber cerrahi öyküsü varlığı ve ek dahili hastalık varlığı açılarından fark saptanmadı. Yöntemlerin etkinliğinin ölçülmesinde iki adet ağrı ölçeğinin 6.ay ve 12.aydaki skorlarının işlem öncesine göre değişimleri kullanıldı. DN4 skoru açısından her iki grupta da izlemde istatistiksel anlamlı düşüş saptandı ancak, gruplar arasında fark saptanmadı. NRS skoru açısından her iki grupta istatistiksel anlamlı düşüş saptandı. Gruplar arasında NRS skoru açısından 6.ayda fark saptanmazken 12. ayda kombine RF grubunda NRS skorundaki düşme diğer gruba göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek saptandı (p 0.048). Sonuç olarak; lomber faset eklem sendromu olan hastalara uygulanan medyal dal denervasyonu yöntemi olarak kombine RF kullanmanın, işlem başarısını uzun dönemde arttırabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Kombine RF yöntemi ile ilgili yapılacak daha uzun izlem süreli ve daha geniş hasta sayılı çalışmalar faydalı olacaktır. Anahtar Kelimeler: Faset eklem sendromu, konvansiyonel RF, kombine RF, medyal dal denervasyonu
Lomber disk protrüzyonu olan hastalarda fizik tedavi modaliteleri uygulamaları ve kinezyolojik bantlamanın ağrı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Lomber Disk Protrüzyonu tedavisindeki güncel yaklaşım seçenekleri hastanın günlük yaşam fonksiyonlarının iyileştirilmesini hedeflemektedir. Tedavisinde birçok fiziksel tıp yönteminin kullanıldığı Lomber Disk Protrüzyonunda fizik tedavi modaliteleri ve son dönemlerde kinezyolojik bantlama yöntemleri de popülerlik kazanmıştır. Bu amaçla fizik tedavi modaliteleri ve birçok farklı kinezyolojik bantlama yöntemi mevcuttur. Bu çalışma Lomber Disk Protrüzyonu olan Hastalarda fizik tedavi modaliteleri uygulamaları ve kinezyolojik bantlamanın ağrı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi üzerine etkisinin araştırılması amacıyla yapıldı. Çalışmaya 40 hasta dahil edildi. Hastalar çalışma kriterlerine göre iki gruba ayrılarak randomize edildi. İlk gruptaki 20 hastaya sadece fizik tedavi modaliteleri (sıcak ve soğuk uygulama, ultrason, tens) diğer gruptaki 20 hastaya ise alan düzeltme tekniği yöntemi ile kinezyolojik bantlama uygulandı. Hastaların demografik özellikleri alındı. Ağrı şiddetleri Vizüel Ağrı Skalası ve Oswestry Ağrı Skalası ile değerlendirildi. Hastalar tedaviye başlamadan önce değerlendirildi. Toplam iki hafta boyunca hastalar tedaviye alındı. Birinci gruptaki hastalara fizik tedavi modaliteleri 2 hafta boyunca, haftada 5 seans, her seansta 45 dakika süreyle uygulandı. İkinci gruptaki hastalara 2 hafta boyunca toplamda 3 defa kinezyolojik bant uygulandı. Tedavi öncesi ve sonrası yapılan değerlendirilmede birinci grupta istatistiksel olarak anlamlı düzelme görüldü. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre fizik tedavi modalitelerinin Lomber Disk Protrüzyonu olan hastalarda ağrıyı kinezyolojik bantlama uygulamasına göre daha çok azalttığı ancak bu konuda daha ileri çalışmalara gereksinim olduğu düşünüldü.
Kronik bel ağrısı olan hastalarda hastalık biliş, fiziksel aktivite ve depresyon düzeyleri ilişkisinin belirlenmesi
Bu çalışmada, kronik bel ağrısı şikâyeti olan hastalarda hastalık biliş düzeyinin tespit edilmesi amaçlanmıştır ve bu amaçla bireylerin fiziksel aktivite düzeyi, ağrıya bağlı depresyon seviyesi ve hastalık bilişleri arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Kronik bel ağrısıyla başvuran hastalara, Hastalık Biliş Anketi (ICQ), Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ-SF) ve Beck Depresyon Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmamıza 108 kronik bel ağrılı hasta katılmıştır. Katılımcıların sosyodemografik özellikleri ve anketlerin birbiri ile ilişkisi istatiksel olarak incelenmiştir. Fiziksel aktivite ölçeği cinsiyete göre incelendiğinde erkek katılımcılarımızda daha yüksek fiziksel aktivite skoru bulunmuştur. Eğitim düzeyi ilkokul olan katılımcılarda daha düşük Metabolik eşdeğer skorları bulunmuştur. Öte yandan çalışan kişilerde çalışmayan ve emeklilere göre daha yüksek MET skorları bulunmuştur. Hastalık Biliş Ölçeği egzersiz yapan kişilerde daha yüksek olarak bulunmuştur. Son olarak istatiksel olarak anlamlı bulunan bir diğer değişken sigara kullanımıdır. Sigara kullanan kişilerde kullanmayanlara göre daha yüksek depresyon düzeyi tespit edilmiştir.
Kronik bel ağrılı bireylerde kinezyolojik bantlamanın uyku kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı kronik bel ağrısı olan katılımcılarda konvansiyonel fizik tedavi uygulamasının uyku kalitesi üzerinde etkinliği ile bele uygulanan kinezyolojik bantlama uygulamasının etkinliğini kısa dönemde karşılaştırmaktır. Yaşları 25-50 arasında değişen 40 katılımcı (30 kadın, 10 erkek) randomize olarak iki gruba (bantlama grubu ve kontrol grubu) ayrılmıştır. Her iki gruba da 5 dk terapötik ultrason, 30 dk TENS (Transkütanöz Elektriksel Sinir Stimülasyonu) ve 30 dk infraruj uygulaması yapılarak ev egzersiz programı verilmiştir. Kinezyolojik bantlama grubuna, ilave olarak 1 sefer olmak üzere 48 saat kalmak koşuluyla, bel bölgesine yıldız tekniği ile bantlama yapılmıştır. Ağrı için VAS (Görsel Analog Skalası), esneklik için kalça fleksör esneklik testi ve el-parmak zemin mesafesi testi, denge için Berg denge ölçeği, anksiyete için Beck anksiyete ölçeği, özürlülük düzeyi için Oswestry özürlülük indeksi, kinezyofobi için Tampa kinezyofobi ölçeği, uyku kalitesi için Pittsburg uyku kalitesi indeksi ve yaşam kalitesi için Nottingham yaşam profili kullanılmıştır. Değerlendirmeler tedavi öncesi ve sonrası olmak üzere 2 kere yapılmıştır. Anlamlılık düzeyi p <0,05 olarak kabul edilmiştir Bulgulara göre kinezyolojik bantlama grubu lehine yaşam kalitesi (p<0,05) ve kinezyofobide (p<0,05) olmak üzere istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edildi. Geri kalan parametrelerde oluşan farklar istatistiksel olarak anlamlı fark düzeyine ulaşmamıştır (p >0,05). Bu çalışmanın sonucuna göre kronik bel ağrılı bireylerde kinezyolojik bantlamanın, kinezyofobiyi azaltıp, yaşam kalitesini arttırıcı etkisi ile konvansiyonel tedaviye ek olarak uygulanabilecek alternatif bir tedavi yöntemi olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bel ağrısı, fizik tedavi, kinezyolojik bantlama, uyku kalitesi
Evaluation of low back pain, quality of life and functional limitation of drivers and nurses working in medical home
Evaluation of Low Back Pain, Quality of Life and Functional Limitation of Drivers and Nurses Working in Medical Home The aim of this study is to evaluate the low back pain, quality of life, and functional limitation of the drivers and nurses working in medical home. This study was carried out with 100 participants, who are 50 drivers and 50 nurses working at home health services of Istanbul Metropolitan Municipality at between January 2018 and April 2018. In order to evaluate the severity of pain at rest and activity, the Visual Anologue Scale (VAS), for the measurement of low back pain disability the Oswestry Scale, and to measure the quality of life the Short Form Quality of Life Scale (SF-36) were used. Intergroup comparisons were analyzed with Independent t-Test in this observational, descriptive and analytical study. p <0.05 was statistically significant value. The mean age ± standard deviation was 36.54 ± 7.93 years, and the height ± standard deviation was 169.00 ± 8.40 cm of the 100 participant included in study population. The resting VAS values of the participants were 2.01 ± 2.26, the activity VAS values were 3.80 ± 3.00, and the Oswestry Scale total score was 12.62 ± 13.67. There were significant differences between resting VAS and SF-36 values of drivers and nurses (p <0.05). These differences revealed that especially nurses having more severe pain problems both at rest and at activity in VAS and SF-36 values. According to the Oswestry scale, the values of the nurse group are higher and there is a significant difference. No significant difference was found between the two groups in terms of VAS values (p> 0.05). As a consequence, low back pain of the drivers and nurses working at medical home increases with the activity, it decreases the quality of life. In addition, disability related to low back pain didn't cause any problems in their daily lifes. Keywords: low back pain, disability, nurse, driver, quality of life
Kronik bel ağrısı olan bireylerde egzersizinyanı sıra uygulanan derin doku masajınınağrı ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bel ağrısı en sık iş gücü kaybı ve işe gitmeme nedenidir. Uzun süren bel ağrıları bireylerin yaşam kalitesinde düşmeye sebep olmaktadır. Bazı insanlarda bel ağrıları depresyon bozukluğuna kadar yol açabilmektedir. Bel ağrısı olan bireylerde ağrıyı azaltmak ve sırt fonksiyonlarını düzeltmek için birçok farklı egzersiz eğitimi ve tedavi modeliteleri uygulanmaktadır. Binlerce yıllık geçmişe sahip olan masaj da günümüzde de tüm dünyada uygulanan en temel alternatif tedavi yöntemlerden biridir. Bu çalışmada kronik bel ağrısı olan bireylerde de egzersiz programına ek olarak uygulanan derin doku masajının ağrı ve yaşam kalitesi üzerine nasıl bir etkisi olacağı araştırıldı. Çalışma Gaziantep'te takip edilmekte olan yaş ortalaması kadın; 61,30 ve erkek; 38,70 olan gönüllü 62 kronik bel ağrılı kadın ve erkek bireyler çalışmaya dâhil edildi. Çalışmada, ağrı şiddetini değerlendirmek için Görsel Analog Skalası, ve bireyin sağlığını, mental ve fiziksel durumunu değerlendiren Short Form-36; geçerliliği ve güvenirliliği kanıtlanmış olan ölçekler kullanıldı. Bireyler basit randomizasyon yöntemi ile iki gruba ayrıldı ve bir gruba derin doku masajı ve William fleksiyon egzersizleri uygulandı. Diğer grubuna ise sadece William fleksiyon egzersizleri verildi. Fizyoterapist eşliğinde haftada 2 gün 8 seans ve diğer günler ev programı olarak verilen çalışma toplam 4 hafta sürmüştür. Verilerin değerlendirilmesi; araştırma kapsamında elde edilen veriler SPSS 24 programı ile analiz edilmiştir. Egzersiz ve masaj grubunu üzerinde yapılan çalışmada bireylerin ağrı düzeylerinde, uygulama yapmadan önceki duruma göre anlamlı derecede azalma(p<0,05), yaşam kalitesinde, lumbal ekstansör kas kuvveti ve abdominal kas kuvveti düzeylerinde anlamlı derecede artma olduğu (p<0,05) görülmüştür. Sonuç olarak bu çalışmada; derin doku masajının egzersiz ile birlikte yapılması ağrıyı azaltırken, yaşam kalitesi ve kas kuvveti üzerinde daha fazla artış sağlamıştır.
Kronik bel ağrılı olgularda miyofasyal gevşetme uygulamasının ağrı, esneklik ve gövde mobilitesi üzerine anlık etkisinin değerlendirilmesi
Çalışmamızda, kronik bel ağrısında miyofasyal gevşetme uygulamasının ağrı, esneklik ve gövde mobilitesi üzerine anlık etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu deneysel çalışmaya, kronik bel ağrısı bulunan 40 hasta katıldı. Katılımcılar randomize kontrollü olarak gruplandırıldı. Ağrı değerlendirmesi için Görsel Analog Skalası uygulandı. Esneklik değerlendirmesi için Otur-Uzan Testi ve Hamstring esnekliği için gonyometrik ölçüm eşliğinde düz bacak kaldırma testi uygulandı. Gövde mobilitesini değerlendirmek için Modifiye Schober Testi uygulandı. Tüm değerlendirmeler deney ve kontrol gruplarına uygulanan uygulamaların anlık etkisini ölçmek için uygulamadan hemen önce ve hemen sonra yapıldı. Aynı gruptaki bireylerin tedavi öncesi ve sonrası değerlendirme verilerinin karşılaştırılması non-parametrik testlerden "Wilcoxen Sum Rank Testi" kullanılarak yapıldı. Her iki grubun tedavi öncesi ve sonrası değerlendirme verilerinin karşılaştırılması non parametrik değerlendirme "Mann-Whitney U Testi" kullanılarak yapıldı. Grup içi karşılaştırmalarda hem deney hem de kontrol grubunda tüm sonuç ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark elde edilmiştir (p˂0,05). Sonuç ölçümlerinde uygulamalardan sonra uygulama öncesine göre oluşan fark değeri (delta fark) gruplar arası karşılaştırıldığında Otur-Uzan Testi ve Sol düz bacak kaldırma testi anlamlı fark gösterirken (p˂0,05); VAS, Modifiye Schober Testi ve sağ düz bacak kaldırma testi gruplar arası benzerdi (p˃0.05) Kronik bel ağrılı olgularda miyofasyal gevşetme yönteminin ağrı, esneklik ve fonksiyonel mobilite üzerine anlık etkisini incelediğimiz çalışmamızda, tüm sonuç ölçümlerinde olumlu kazanımlar sağladığı belirlenmişti. Ayrıca, myofasial gevşetme uygulamasının klasik masaj uygulamasına göre Otur-Uzan testi ve Sağ Düz Bacak Kaldırma testi değerinde daha fazla iyileşme sağladığı belirlenmiştir.
Fizyoterapistlerin pandemi süreci öncesi ve sonrası bel ve boyun ağrılarının iş doyumu, anksiyete ve yaşam kalitesi açısından değerlendirilmesi
Çalışanlar, yaptıkları iş gereği vücut sistemlerinin belirli bir kısmını fonksiyonel olarak az veya daha fazla kullanabilirler. Kişinin anatomik ve psikolojik özellikleri, sosyokültürel faktörler, çalışma tekniği ve çalıştığı ortamın fiziki koşullarına bağlı olarak gelişen risk faktörleri, kas-iskelet sistemi başta olmak üzere solunum, dolaşım ve diğer vücut sistemlerini olumsuz yönde etkilemektedir. Sağlık çalışanları arasında en fazla risk taşıyan gruplardan olan fizyoterapistlerin günlük rutin çalışmaları sırasında sürdürdükleri aktiviteler nedeni ile kas-iskelet sistemini ilgilendiren sağlık problemlerine sürekli olarak maruz kalmaktadır. Salgınlar, sağlık çalışanlarında da birçok olumsuz psikolojik sonuçlara sebep olmaktadır. Sağlık çalışanlarının maruz kaldığı psikolojik stresin dikkate alınmaması ise hem bireysel hem de toplumsal düzeyde sağlık hizmetlerinin uygulanma kapasitesinde önemli olumsuz sonuçlara yol açmaktadır. Bu çalışma, fizyoterapistlerde bel ve boyun ağrısının sıklıkla görüldüğü ayrıca pandeminin çalışan kesimi yaşam kalitesi ve anksiyete açısından da etkilediği vurgulanmaktadır. Bu nedenle fizyoterapistlerin pandemi öncesi ve sonrası bel ve boyun ağrılarının iş doyumu, anksiyete ve yaşam kaliteleri üzerindeki etkisini değerlendirmeyi amaçlanmıştır. Çalışmaya, 1-5 yıl arasında fizyoterapist olan, çalışma sürecinde en az bir kere bel ve boyun ağrısı yaşayan, boyun özür anket puanı 5 ve üzeri olan, gönüllü 50 fizyoterapist dahil edilmiştir. Katılımcıların iş doyumunun değerlendirilmesinde Minnesota İş Doyum Ölçeği, ağrının değerlendirilmesinde McGill - Melzack Ağrı Soru Formu, anksiyetenin değerlendirilmesinde Beck Anksiyete Ölçeği, bel ağrısının değerlendirilmesinde Oswestry Skalası, boyun ağrısının değerlendirilmesinde Boyun Özür Anketi, yaşam kalitesinin değerlendirilmesinde Nottingham Sağlık Profili kullanılmıştır. İstatiksel analizler, SPSS 22.0 for Windows ile gerçekleştirilmiştir. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Sonuç olarak, fizyoterapistlerde pandemi öncesi ve pandemi sonrası arasında ağrı, boyun ağrısı ve yaşam kalitesinde (fiziksel aktivite, ağrı, emosyonel reaksiyonlar, enerj, total skor) anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Fizyoterapistlerin pandemi öncesine göre pandemi sonrasında ağrılarının, boyun ağrısının ve yaşam kalitesinin etkilendiği belirlenmiştir.
Kronik bel ağrılı bireylerde temel beden farkındalığı terapisinin postür, ağrı, yeti yitimi, yaşam kalitesi, uyku kalitesi ve beden farkındalığı üzerine etkisi
Bu çalışma kronik bel ağrılı bireylerde konvansiyonel tedavi ve konvansiyonel tedaviye ek olarak uygulanan Temel Beden Farkındalığı Terapisi (BBAT) 'nin postür, ağrı, yeti yitimi, yaşam kalitesi, uyku kalitesi ve beden farkındalığı üzerine etkilerini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya 18-65 yaş arasındaki kronik bel ağrısı tanılı 28 birey dahil edildi. Bireyler, 6 hafta boyunca haftada 3 gün toplam 18 seans olmak üzere sadece konvansiyonel tedavinin uygulandığı "kontrol grubu" (n=14) ve konvansiyonel tedaviyi takiben her seans sonunda ek olarak Temel Beden Farkındalığı Terapisi'nin uygulandığı "tedavi grubu" (n=14) olmak üzere randomize olarak iki farklı gruba ayrıldı. Bireyler tedaviye alınmadan hemen önce ve 6 haftalık tedavi programları sonrasında olmak üzere toplam 2 defa postür, ağrı düzeyi, yeti yitimi, yaşam kalitesi, uyku kalitesi ve beden farkındalığı parametreleri açısından değerlendirildi. Çalışma sonuçlarında her iki grupta da tedavi sonrasında postür, ağrı yoğunluğu, yeti yitimi, fiziksel yaşam kalitesi ve lumboservikal, perine, uyluk ve diz bölgesi farkındalıklarında tedavi öncesine göre özellikle tedavi grubunda olmak gelişmeler gözlemlendi (p<0,05). Yalnızca tedavi grubunda ise duyusal ve algısal ağrıda, öznel uyku kalitesi ve uyku latansında, toplam uyku skorlarında, mental yaşam kalitesinde, beden imajı algısında, emosyonel durumda ve birçok bölgesel beden farkındalığına ek olarak genel beden farkındalığında gelişmeler görüldü (p<0,05). Bu bulgular, kronik bel ağrılı bireylere konvansiyonel tedavi yöntemlerinin yanında uygulanan BBAT'nin destekleyici bir tedavi yöntemi olarak kullanılabileceğini gösterdi. Sonuç olarak kronik bel ağrılı bireylerin ilave olarak uygulanan BBAT programından da fayda gördüğü ve BBAT'nin mevcut yaklaşımların özellikle mental yönünü destekleyebileceği düşünüldü. Bununla birlikte bu faydaların uzun dönemdeki etkilerinin belirlenebilmesi için tedavi sonrası takip çalışmalarına ihtiyaç olduğu sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Kronik bel ağrısı, farkındalık, ağrı, postür, fonksiyon urulacaktır.
Futbolcularda bel ağrısının ve motor kontrol etkileniminin sportif performansa etkilerinin incelenmesi
Futbol, farklı yetenek seviyelerine sahip erkekler ve kadınlar, çocuklar ve yetişkinler tarafından oynanan en popüler spordur. Bel ağrısı, profesyonel sporcular da dahil olmak üzere dünya nüfusunun %60-90'ını etkileyen ve giderek artan önemli bir sorundur. Elit futbolcularda, bel ağrısı en yaygın dördüncü rahatsızlıktır ve en sık bildirilen aşırı kullanım yaralanmasıdır. Bel ağrısı öyküsü olan çoğu futbolcu bel ağrısı öyküsü olmayan oyunculara kıyaslandığında lumbopelvik bölgenin motor kontrolünde değişmeler gözlenmiştir. Ancak motor kontol değişiminin olup olmamasının ve motor kontrolün etkilenim seviyesinin futbolcularda performans için önemli parametreler olan gövde enduransına, stabilitesine, çevikliğe, statik ve dinamik dengeye ve kinetik zincire etkileri bilinmemektedir. Futbolcularda erken dönemde bu değişimlerin belirlenmesi sportif performansın yaralanmalarla kesintiye uğramasını önlemek ve sportif kariyerin sürekliliğini sağlamak adına önemlidir. Bu bilgiler doğrultusunda bu çalışmada motor kontrol etkileniminin performans parametreleri üzerine etkisi değerlendirilecektir. Çalışmaya en az üç yıldır futbol oynayan, iki haftadan uzun süre sahadan uzak kalmamış, 16 yaş üzeri en az 60 gönüllü sporcunun dahil edilmesi planlanmıştır. Çalışmaya katılan tüm sporculardan aydınlatılmış onam formu alındıktan sonra demografik bilgileri kaydedilecektir. Bel ağrısına bağlı özür değerlendirmesi Oswestry Fonksiyon anketi ile, kas iskelet sistemi problemleri Nordic Kas İskelet Sistemi anketi ile, spora katılım isteği Sporda Güdülenme Ölçeği- 2 ile değerlendirilecektir. Sporcuların motor kontrol düzeyleri Motor kontrol test bataryası (MKTB) ile, Kor bölgesinin stabilitesi Sahrmann's core stability testle, kor bölgesindeki kasların enduransı spora özel endurans plank testi ve yan köprü endurans testi ile, statik denge stand stork test ile, dinamik denge alt kadran y denge testi ile, postüral değişimleri Corbin Postür Değerlendirme Ölçeği ile, çeviklik modifiye hexagon testi ile, kinetik zincir ise fonksiyonel hareket analizi ile değerlendirilecektir.
Hacettepe üniversitesi ağrı kliniğinde sigara içen ve içmeyen hastaların kronik bel ağrısı tedavisi için faset eklem enjeksiyonundan fayda görme oranının kıyaslanması
Hacettepe Üniversitesi Ağrı Kliniğinde Sigara İçen ve İçmeyen Hastaların Kronik Bel Ağrısı Tedavisi İçin Faset Eklem Enjeksiyonundan Fayda Görme Oranının Kıyaslanması Giriş ve amaç: Faset eklem kaynaklı kronik bel ağrısı tüm toplumlarda sık rastlanan yaygın klinik durum olarak ortaya çıkmaktadır. Sigara içenler içmeyenlerle kıyaslandığında bel ağrısı ve spinal hastalıklar açısından daha büyük risk altındadır. Sigara içen hastalarla içmeyen hastalar arasında faset eklem sendromu olan ve aynı şekilde tedavi edilen hastalarda işlemden fayda görme açısından karşılaştırmaktır. Bu çalışmanın sonuçlarına göre sigaranın hastalarımızın girişimsel ağrı tedavisi üzerinde etkilerini inceleyip, bu etkiler üzerine daha farklı çalışmalar için fikir sahibi olmak ve benzer çalışmalara faydalı olmak amacı taşıyoruz. Gereç ve Yöntem: 1 Ocak 2019 – 31 Aralık 2019 tarihleri arasında Kronik Bel ağrısı tedavisi için faset eklem enjeksiyonu yapılan 18 yaşından büyük hastalar dahil edildi. Hastaların onamı alınarak demografik verileri ve ağrı skorlamalarının dosya taraması yapıldıktan sonra hastalarla irtibata geçilerek işlem öncesi ve işlem sonrası 6. ay NRS skorları, sigara içme öyküleri alınıp veri toplama formlarına kaydedildi (Ek 2). Hastalara NRS ağrı skorlamasına göre işlem öncesi ve sonrası ağrı değerlerini 0-10 arası 5 kategoride değerlendirmeleri istendi, "0 – 2 arası (1) - ağrım yok veya (bazen) çok hafif, 2-4 arası (2) - hafif –orta şiddetli ağrım var, 4-6 arası (3) – orta şiddetli ağrım var, 6 –8 arası (4) çok şiddetli ağrım var, 8-10 arası (5) – çok şiddetli ve bazen dayanılmaz ağrım var" şeklinde değerlendirmeler veri tabanına eklendi. Telefonda katılımcılara onam metni okunarak, sözlü onam için ses kayıtları alınacağı bildirildi. Çalışmaya katılım tamamıyla gönüllük esasına dayalıydı. Sözlü onam vermeyi reddeden, dosyası kaybolan, kontrol muayeneye gelmeyen, ex olan ve ulaşılamayan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Bulgular ve Tartışma: Çalışmamızda 1 Ocak 2019 -31 Aralık 2019 tarihleri arasında 18 yaşından büyük, faset eklemden kaynaklanan kronik bel ağrısı MRG görüntüleme ve fizik muayene ile doğrulanarak işlem yapılmış hastalar gözlendi. Hastaların demografik verileri ve ağrı skorlarının dosya taraması yapılarak hastalarla telefonla irtibata geçildi. İşlem öncesi ve işlem sonrası 6. ay NRS skorları, sigara içme öyküleri alınıp veri toplama formlarına kaydedildi. Telefonda katılımcılara onam metni okunarak, sözlü onam için ses kayıtları alınacağı bildirildi, reddedenler çalışma dışı bırakıldı. Toplam 234 hasta istatiksel analize dahil edildi. Hastaların yaş dağılımına baktığımızda işlem yapılmış en genç hastamız 20 yaşında, en yaşlı 90 yaşında olmakla, median yaş grubu 60.6 olarak gözlendi. Hastalardan işlem öncesi ve sonrası NRS ağrı skorlarını 5 kategoride belirtmeleri istendi. İkiden fazla kategorik bağımlı iki grubun istatistiksel analizi için marjinal homojenlik testi kullanarak faset eklem enjeksiyonu öncesi ve sonrası uyguladığımız işlemin etkiliğini değerlendirdik. Hipotez test sonuçlarımız p‹0.01, anlamlı kabul edilerek, istatistiksel olarak işlemden sonra ağrı skorlarında ciddi düşüş gözlendiği sonucuna varıldı. Sigaranın işlem öncesi ağrı skorlarına etkisini değerlendirmek için yaptığımız istatistiksel analiz sonuçlarına göre, sigaranın işlem öncesi ağrıyla ilişkisi gözlenmedi. (p=0,976) Faset eklemlerden kaynaklanan kronik bel ağrısının tedavisi için uyguladığımız faset eklem enjeksiyonun sonrasında işlemden fayda görme oranlarını kıyasladığımızda, sigara içme öyküsüyle işlem sonrası NRS skorları arasında ilişki bulunmadı. (p=0.649) Ancak , işlem öncesi istatistiksel analiz sonuçlarımızdan farklı olarak, işlem sonrası p değeri 1'e değil, alfaya yakın olduğundan örneklem büyüklüğü artarsa, sigara ve işlem sonrası ağrı skorları arasındakı ilişki anlamlı olabilir. Yaş ve işlem öncesi ağrı skorlarının istatistiksel analizinde, işlem öncesi NRS skor grupları arasında yaş değişkeni ortancaları bakımından istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunamadı. (p=0.605) Yapılan tek yönlü varyans analizi sonucunda işlem sonrası NRS skor gruplarında yaş değişkeni ortalamaları bakımından farklılık gözlenmedi. (p=0,709) Sonuç: Faset eklem enjeksiyonları sonrası ağrı skorlarında anlamlı düşüş gözlenen hastalarda, işlem öncesi ve sonrası ağrı skorlarıyla sigara içme öyküleri arasında istatistiksel anlamlı ilişki bulunamamıştır. Bizim çalışmamızda çalışmaya başlamadan önce yaptığımız güç analizi çalışma sırasında NRS skorlarının kategorik değerler şeklinde sistematize etmemiz nedeniyle anlamlı olmadığı için, bulgularımızın istatistiksel analizi sonrası post-hoc güç analizi yaptık. Bulunan değerin Power=0.601 olması çalışmanın gücünün 234 hastayla %61 olmasını ortaya koydu. Güç analizinin %80'nin üzerinde olacağı ileri dönemde yapılacak çalışmalarda örneklem sayısının artırılmasıyla sigara içme ile NRS skorları arasında ilişki bulunabilir. Çalışmamızın sonuçlarına göre faset eklem enjeksiyonları etkin bir tedavi yöntemi olarak hastaların bel ağrılarını belirgin azaltmaktadır. Hastaların yaş, cinsiyet ve sigara içme öyküsünün işlem öncesi ve sonrası ağrı skorları üzerine anlamlı etkisi olmamakla birlikte örneklem genişliği daha büyük olan hasta popülasyonlarında anlamlı sonuçlar ortaya çıkabileceği öngörülmektedir. Anahtar kelimeler: Faset eklem osteoartriti, Sigara ve kronik bel ağrısı, Faset Eklem Enjeksiyonu
Lomber disk herni ameliyatı esnasında dinletilen müziğin hastaların fizyolojik parametrelerine ve ağrı düzeylerine etkisi
Amaç: Lomber disk herni ameliyatı esnasında, dinletilen müziğin hastaların fizyolojik parametreleri ve postoperatif ağrı düzeylerine etkisini değerlendirmektir.Gereç ve Yöntem: Araştırma, Ordu il merkezinde bulunan bir devlet hastanesinin Beyin ve Sinir Cerrahi kliniğine başvuran lomber disk herni ameliyatı olan 76 hastayla yapıldı. Nisan 2023- Ağustos 2023 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Vizüel Ağrı Skalası ve Fizyolojik Parametre Çizelgesi kullanılarak toplandı. Deney grubunda olan hastalara intraoperatif dönemde 30 dakika Hüseyni makamı müzik dinletildi. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, gruplara göre kategorik verilerin karşılaştırılmasında ki-kare testi ve Fisher's Exact Test kullanıldı. Bulgular: Ameliyat öncesi ve ameliyattan 15 dakika sonra ağrı puan ortalaması karşılaştırıldığında; deney ve kontrol grubundaki hastaların ameliyattan 15 dakika sonraki ağrı puan ortalamalarının, ameliyat öncesine göre anlamlı bir şekilde düşük olduğu bulundu. Uyandırma ünitesinde 15 dakika sonraki ölçümde deney grubundaki hastaların sistolik kan basıncı ortalamasının kontrol grubundaki hastalara göre daha düşük olduğu ve farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı. Hastaların solunum değerleri ortalamalarının ameliyat öncesi, ameliyat sırasında 10. dakika, 20. dakika, 30.dakika ve uyandırma ünitesine alındıktan 15 dakika sonrası ölçümleri incelendiğinde; deney grubu ve kontrol grubunun (grup etkisi) solunum değerleri ortalamaları farkının ve zaman etkisi farkının istatistiksel açıdan anlamlı olduğu belirlendi. Deney ve kontrol grubu hastaların grup içi zamana göre satürasyon değeri ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığın olduğu, yapılan ileri analiz sonucunda bu farklılığın hem deney hem de kontrol grubunda ameliyattan 15 dakika sonraki ölçüm ile ameliyat sırası 10. dakika, 20. dakika ve 30. dakika arasında olduğu belirlendi. Sonuçlar: Lomber disk hernisi nedeniyle ameliyat olan hastalarda müzik dinletisinin ağrı düzeyinin düşmesinde kontrol grubuna göre güçlü düzeyde etkilediği belirlendi. Hastaların fizyolojik parametrelerinin deney grubunda kontrol grubuna göre daha stabil olduğu saptandı.
Non-spesifik bel ağrılı hastalarda tüm vücut vibrasyonunun ağrı, fonksiyon ve viskoelastisite üzerine etkisi
Çalışmamızın amacı kronik non-spesifik bel ağrılı hastalarda tüm vücut vibrasyonu ile yapılan egzersizin ağrı, fonksiyon ve viskoelastisite üzerindeki etkisini araştırmaktır. En az 3 ay süreyle non-spesifik bel ağrısı şikâyeti olan, 18 yaş ve üzeri, kardiyak ve nöromusküler hastalığı bulunmayan, ağrı seviyesi Vizüel Analog Skala'ya göre 3 ile 8 arasında olan ve son 3 ayda fizyoterapi veya rehabilitasyon almamış 34 gönüllü çalışmaya dahil edildi. Katılımcılar 2 gruba randomize edildi. Grup 1'e tüm vücut vibrasyonu eşliğinde egzersiz yaptırılırken Grup 2'ye aynı egzersizler vibrasyon olmaksızın 6 hafta boyunca haftada 2 gün (toplam 12 seans) uygulandı. Seanslar 45 dakika uzunluğundaydı. Katılımcılar tedavi öncesi ve tedavi sonrası (6 hafta) olmak üzere iki kez değerlendirildi. Lomber bölgenin viskoelastik özellikleri "MyotonPRO Dijital Palpasyon Cihazı", ağrı "Numerik Ağrı Skalası", fonksiyon "Oswestry Disabilite İndeksi", yaşam kalitesi "SF-12 Kısa Form", kas kuvveti "Lafayette Manuel Kas Testi Dinamometresi", endurans "McGill Gövde Kas Endurans Testleri", statik denge "Tek Ayak Üzerinde Durma Testi", dinamik denge "Y Denge Testi" ve propriosepsiyon 60° lomber fleksiyonda "Pasif Kinestetik Duyu Testi" ile değerlendirildi. Gruplar arasında tedavi öncesi sosyodemografik ve klinik özellik bakımından istatistiksel fark saptanmadı (p>0,05). Tedavi sonrası her iki grupta lomber bölgenin viskoelastik özelliklerinde, ağrı ve fonksiyon, yaşam kalitesi, alt ekstremite kas kuvveti, endurans, statik ve dinamik denge ve propriosepsiyonda iyileşme görüldü (p<0,05). Gruplar karşılaştırıldığında lomber bölgenin biyomekanik özellikleri, ağrı ve fonksiyon, yaşam kalitesinin fiziksel komponenti, alt ekstremite kas kuvveti, gövde ekstansör kas enduransı, statik ve dinamik denge ve propriosepsiyonda iyileşmenin vibrasyon grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı (p<0,05). Sonuç olarak bel ağrılı olgularda egzersiz programına tüm vücut vibrasonunun eklenmesinin; ağrı, fonksiyon, viskoelastisite, yaşam kalitesi, kas kuvveti, endurans, denge ve propriosepsiyonu iyileştirme yönünden etkili olduğu ve yalnızca egzersiz uygulamasına göre üstünlük sağladığı bulundu. Anahtar kelimeler: Ağrı, Bel Ağrısı, Fonksiyon, Tüm Vücut Vibrasyonu, Viskoelastik Özellikler
Kronik bel ağrılı bireylerde ayak pedobarografik değerlendirme ve posturel analiz sonucunda ortak disfonksiyonların belirlenmesi
Yapılan bu çalışma, kronik bel ağrısı tanısı olan bireylerde ortak/yaygın kas iskelet sistemi fonksiyon bozukluklarını tespit etmeye yönelik gerçekleşmiştir. Kişilerde gastrocnemius kas kısalığı varlığının değerlendirilmesi ile birlikte oluşan alt ekstremite biyomekanisinin; fonksiyon, postür, ağrı durumu ve plantar basınç dağılımı parametreleri üzerinde oluşturabileceği değişiklikleri araştırmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma içerisinde Silfverskiöld yöntemi GK'nın tespit edilmesi amacı ile kullanılmıştır. Ölçüm sonuçlarına göre bireylerin gastrocnemius kas kısalığına sahip olabilecek kadın ve erkek katılımcıların oluştuğu tespit edilmiştir. Kadın (n=33) ve erkek (n=17) olarak toplamda 50 birey çalışmaya dâhil edilmiştir. Kadın katılımcıların (yaş ortalaması 38,27±6,96 yıl) ve erkek katılımcıların (yaş ortalaması 38,82±765 yıl) olarak saptanmıştır. Tüm katılımcılara ilişkin demografik bilgiler kaydedildikten sonra her iki gruba ait olan; alt ekstremite biyomekanik değerlendirmeleri parametreleri için ölçüm gerçekleştirilmiştir. Bu parametreler; subtalar, ayak bileği ve diz eklem hareket açıklığı açısal değerleri, diz eklemi valgite açısı ve Q açısı ölçümleri, diz fleksorleri ve kalça fleksörleri, kas kısalık ölçümleri ve HVA olarak belirlenerek, ölçümler gonyometre kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Naviküler Düşme Testi gerçekleştirilerek, bireylerin ayak ve ayak bileği fonksiyonel ölçümleri yapılmıştır. Diğer bir parametre olan sakral inklinasyon açısına ilişkin değerlendirilmenin yapılabilmesi içim ölçümler sırasında inklinometre kullanılmıştır. Kas kısalığına ilişkin lumbal bölge ekstansor hareketlerinin ölçümlerinde ise Modifiye Schober Testi yöntemi tercih edilmiştir. Plantar basınç dağılımı ve genel postürün değerlendirilebilmesi için statik plantar basınç ölçümleri gerçekleştirilmiştir. Ölçümler sırasında ise pedobarografi cihazı kullanılmıştır. Bu parametrelere ile ayak postürünün karşılaştırılması için, Amerikan Ortopedik Cerrahları Derneği Ayak bileği ve Arka Ayak Skalası (AOFAS) uygulanmıştır. AOFAS sonucu ayağın fiziksel ve fonksiyonel durumlar değerlendirilmiş olup, alt ekstremiteye bağlı parametrelerin bulguları karşılaştırılmıştır. Kişilerin bel ağrısını değerlendirmek amacı ile öncelikle vizüel analog skalası (VAS) kullanılmıştır. Elde edilen verileri desteklemesi amacı ile kişilere Oswestry Disabilite İndeksi değerlendirmesi yapılmıştır. Sonuçların, alt ekstremite parametreleri ve postüre ilişkin karşılaştırmada kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda kronik bel ağrısı olan kadın ve erkek katılımcılarda gastrocnemius kas kısalığı bulunduğu bu durumun ise, ayak bileği aktif ve pasif dorsi fleksiyonu yaparken hareketinin limitasyonuna neden olabileceği saptanmıştır (p<0,05). Vizüel analog skalası kapsamında en fazla kişilerin hareket sırasında ağrı yaşamaları bu durumu destekler niteliktedir. Katılımcıların büyük bir kısmının toplam puana göre "zayıf postür" sınıfında yer aldığı ancak iki grup arasında anlamlı bir farkın oluşmadığı kaydedilmiştir (p>0,05). Oswestry Disabilite İndeksi'ne göre erkeklerin ortalamasının kadınlara göre daha yüksek olduğu ancak anlamlı bir farkın oluşmadığı görülmüştür (p>0,05). Bu değerlendirme sırasında katılımcıların en fazla "ciddi düzeyde yetersiz" kategorisinde yer aldığı saptanmıştır. Fonksiyonelliğin değerlendirildiği NDT miktarına ilişkin değerlerin Q açısı değerleri ile anlamlı bir ilişki oluşturduğu ve bu ilişkinin pozitif yönde gerçekleştiği saptanmıştır (p=0.000). Bunun sonucunda Q açısına ilişkin verilerin; postür, ağrı, ODI ve ayak fonksiyonelliğine olan etkisinin ölçülmesi için belirlenen; New York Postür Anketi, AOFAS, ODI ve VAS değerlerinin analizi gerçekleştirilmiştir. Sonuçlara göre, kişilerin ODI skorları ile Q açısı sonuçları arasında pozitif yönde orta düzeyde bir ilişkinin oluştuğu saptanmıştır. Bu durum Q açısındaki artışın, ODI skorlarında da bir artışa neden olabileceğini ve tüm parametreler ile arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişkinin olduğu saptanmıştır (p<0,001). Alt ekstremiteye bağlı yapılan diz ekstansiyonda ayak bileği dorsi fleksiyonu ile AOFAS ve ODI arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Sonuç olarak; ekstansiyonda ayak bileği dorsi fleksiyonu parametresi ile ODI indeksine ilişkin toplam skor arasında ise negatif yönde ve AOFAS değerleri ile arasında ise pozitif bir korelasyonun olduğu görülmüştür. Bu durum, kronik bel ağrısına bağlı olarak oluşan limitasyonu destekler nitelikte olduğu saptanmıştır (p<0,001). Kişilerde oluşan ön ve arka ayağa ilişkin basınç dağılımının postürü doğrudan etkilediği, aynı zamanda postüre ilişkin veriler ile ODI değerleri arasında negatif yönde bir ilişkinin oluştuğu görülmüştür (p<0,001). Sonuçlara göre gastrocnemius kas kısalığının, alt ekstemiteye ilişkin biyomekaniksel ve fonksiyonel sürece etki ettiği ve bu etkinin plantar basınca bağlı olarak ayağın yere yüklenme biçiminde değişiklere yol açtığı görülmüştür. Bu değişikliklerin ise kişilerin ağrı düzeyleri ve postür durumları ile doğrudan ilişkili olduğu sonucuna varılmıştır.
Kronik bel ağrılı hastaların fizyoterapi rehabilitasyonunda manuel tedaviye ilave akupressure uygulamasının etkilerinin incelenmesi
Çalışmamız kronik bel ağrısı (KBA) olan hastalarda manuel tedavi ile kombine olarak uygulanacak akupressure yönteminin etkilerini incelemek ve bu uygulamaların tek başına ortaya çıkardıkları etkiler ile kombine kullanımının etkilerini birbirleri ile karşılaştırmak amacıyla planlandı. Çalışmaya KBA teşhisi konulan 60 birey katıldı. Bireyler randomizasyon yoluyla 1'i kontrol, 3'ü uygulama olmak üzere 4 farklı gruba ayrıldı. Tüm gruptaki hastalara (kontrol grubu dahil) bel eğitimi ve omurgaya yönelik kuvvetlendirme ve stabilizasyon egzersizlerinden oluşan standart bir fizyoterapi programı uygulandı. Kontrol grubuna bu standart fizyoterapi programından başka hiçbir uygulama yapılmadı. Uygulama grubu olarak ele alınacak üç gruba ise bu programa ilave olarak birinci gruptaki hastalara akupressure, ikinci gruptaki hastalara manuel tedavi, üçüncü gruptaki hastalara ise manuel tedavi ve akupressure kombine uygulama yapıldı. Hastalar haftada 2 seans olmak üzere toplam 6 hafta süre ile tedaviye alındı. Katılımcıların ağrı şiddetinin düzeyi Visüel Ağrı Skalası (VAS) ve Algometre ile; kas kuvveti dinamometre ile ölçüldü. Fonksiyonel değerlendirme için Oswestry Disability Index (ODİ); anksiyete düzeyi için Beck Depresyon Envanteri; yaşam kalitesi için Yaşam Kalite Anketi (Quality of Life Questionnaire:SF-36) ve hareket korkusu için Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ) kullanıldı. Hastalara bu değerlendirmeler, 6 haftalık tedavi programının başında ve sonunda uygulandı ve elde edilen veriler kaydedildi. Kontrol grubunda TKÖ değişkeni hariç bütün değişkenler yönüyle tedavi öncesi ve sonrası ölçümleri arası fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Akupressure grubunda TKÖ, Enerji-Canlılık-Vitalite ve Ruhsal Sağlık değişkenleri hariç bütün değişkenler yönüyle tedavi öncesi ve sonrası ölçümleri arası fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Manuel Terapi grubunda TKÖ değişkeni hariç bütün değişkenler yönüyle tedavi öncesi ve sonrası ölçümleri arası fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Akupressure +Manuel Terapi grubunda ise ağrı, kas kuvveti, kinezyofobi, depresyon ve yaşam kalitesi yönüyle tedavi öncesi ve sonrası ölçümleri arası fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Tedavi sonrası gruplar birbirleri ile karşılaştırıldığında ise VAS aktivite açısından en iyi grubun akupressure + manuel tedavi grubu olduğu, ağrı eşiği açısından en iyi iki grup manuel tedavi ve akupressure + manuel tedavi grubu olduğu, yaşam kalitesi açısından ise en iyi grubun manuel tedavi grubu olduğu görüldü.
Bilişsel egzersiz terapi yaklaşımı ölçeğinin bel ağrısı olan bireylerde kullanımı: Güvenirlik, geçerlik ve duyarlılık çalışması
Bu çalışma Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı (BETY) Ölçeği'nin bel ağrısı olan bireylerde güvenirliği, geçerliği ve duyarlılığını incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya bel ağrısı tanısı almış 150 birey dahil edildi. Güvenirlik değerlendirmesi için test-tekrar test yöntemi, sınıf içi güvenirlik (ICC) katsayısı ve iç tutarlılık analizi yapıldı. Geçerliği belirlemek için BETY Ölçeği'nin Oswestry Dizabilite İndeksi (Oswestry Disability Index, ODİ), Kısa Form-36 (Short Form 36, SF-36), Hastane Anksiyete ve Depresyon Skalası (Hospital Anxiety and Depression Scale, HADS), Fiziksel Performans Testleri'yle (Physical Performance Tests, FPT) korelasyonu incelendi ve ROC analizi yapıldı. Ölçeğin duyarlılığını incelemek için 30 bireyin ilk ve 1,5 ay sonraki değerlendirme sonuçları arasındaki farkların birbiriyle korelasyonuna bakıldı. 30 bireyin bir hafta arayla BETY Ölçeği'ne verdikleri cevapların korelasyonu (r=0,876, p<0,001) ve ICC katsayısı (0,933, p<0,001) mükemmeldi. İç tutarlılık analizi için hesaplanan Cronbach alfa katsayısı (0,936) da mükemmel bulundu. BETY Ölçeği ile diğer test ve ölçekler arasındaki korelasyon r=-448 ile r=684 arasında bulundu (p<0,001). BETY Ölçeği'nin kesme noktası değerleri, ODİ'nin minimal ve orta derecede yeti yitimini ayıran 10 değeri referans alınarak %89 duyarlılık ve %80 özgüllükle 40 puan, ODİ'nin orta derece ve ağır yeti yitimini ayıran 20 değeri referans alınarak %85 duyarlılık ve %58 özgüllükle 50 puan olarak bulundu. Duyarlılık analizinde BETY Ölçeği ile ODİ, HADS-A, HADS-D, FPT ve SF-36'nın 5 alt parametresi arasında r=-0,433 ile r=0,554 arasında orta derecede korelasyon olduğu belirlendi. Çalışmamızın sonucunda BETY Ölçeği'nin bel ağrısı olan bireylerde, biyopsikososyal durumun değerlendirilmesinde kullanılabilecek geçerli, güvenilir ve duyarlı bir ölçek olduğu gösterildi.
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Algoloji Kliniği'nde spinal kord stimülatörü takılan hastaların retrospektif değerlendirilmesi
Ağrı, Uluslararası Ağrı Araştırma Grubu (IASP=International Association of the Study of Pain) tarafından "gerçek veya olası doku hasarına bağlı ortaya çıkan, insanın geçmişteki deneyimleri ile ilgili, hoş olmayan duyusal ve duygusal deneyim" olarak tanımlanmaktadır. Kronik ağrı ise; yaşam kalitesini bozan, ciddi iş gücü kaybı ve ekonomik kayıplara neden olan bir toplumsal sorundur. Kronik ağrı tedavisinde, konvansiyonel tedavi yöntemlerinin yetersiz kaldığı veya başarısız olduğu durumlarda girişimsel tedavi yöntemleri kullanılmaktadır. Girişimsel yöntemler içinde nöromodülasyon teknikleri önemli bir yer tutmaktadır. Nöromodülasyon uygulamaları, ağrı yolaklarının dinamik veya fonksiyonel inhibisyonu temeline dayanır. Spinal Kord Stimülatörü (SKS), nöromodülasyon teknikleri arasında en sık uygulanan tedavi yöntemidir. Çalışmamızda, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Algoloji Bilim Dalı'nda Ocak 2007- Mayıs 2018 tarihleri arasında Spinal Kord Stimülatörü takılmış 33 hastanın dosyaları retrospektif olarak tarandı. Hastaların demografik özellikleri, primer ağrı nedeni, ağrının lokalizasyonu, süresi, şiddeti ve niteliği, işlem öncesi ve işlem sonrası opioid tüketimi, işlem öncesi ve sonrasında uygulanmış olan ağrı skalaları, bu yönteme ilişkin erken veya geç dönemde oluşan komplikasyonlar ve yan etkiler kaydedildi. Kullanılan farklı opioidler arasındaki dozaj ve formülasyon farklılıkları açısından ortak bir kanıya varabilmek için, hastaların kullandığı tüm opioidler, oral morfin eş değer dozuna çevrilip hesaplandı. Hastalara işlem öncesi ve sonrası yapılmış olan Sayısal Derecelendirme Skalası (NRS), Oswestry Engellilik Ölçütü (ODI) ve hasta memnuniyet anketi, dosyaları incelenerek kaydedildi. Çalışmadaki hastaların NRS skorlarındaki düşüş istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,001). Ağrı bölgesi alt ekstremite ve ayak olan olguların, ODI skorlarındaki düşüş istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,001). Çalışmaya dâhil edilen tüm hastalar, SKS implante edilmeden önce opioid kullanmakta iken, SKS implantasyonu sonrası hastaların en az yarısı opioid kullanımını bırakmıştır. SKS uygulandıktan sonra opioid kullanımına devam eden 14 hastanın, 9'u ise ilacın kullanım dozunu azaltmıştır. Opioid kullanımındaki düşüş istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Yaptığımız çalışmanın ve literatürde SKS hakkında yapılan diğer çalışmaların sonuçları doğrultusunda; SKS'nin kronik ağrı palyasyonunda oldukça etkili, güvenilir ve konvansiyonel tedavi yöntemleri ile karşılastırıldığında uzun dönemde, daha düşük maliyetli bir tedavi yöntemi olduğunu düşünmekteyiz.