Biçimbilim
Bu konu başlığı altında 214 tez
Kırklareli'nde yaşayan Boşnakların dili
Kırklareli'nde yaşayan Boşnakların diline odaklanan bu çalışmada, saha araştırmasına katılan katılımcıların serbest konuşma ve diyaloglarının yer aldığı kayıtlardan derlenen veriler, ölçünlü dilin biçim bilgisi ve söz varlığı ile karşılaştırılmıştır. Bunun neticesinde, Türkiye'de yaşayan Boşnakların dilinin, lehçe bilimi açısından heterojen bir yapıya sahip olduğu varsayımı, Kırklareli'nde yaşayan Boşnakların dili özelinde doğrulanmıştır. Ayrıca, Kırklareli'nde yaşayan Boşnakların dilinde, özellikle Sancak lehçesinin, Boşnakçanın diğer lehçelerine nazaran daha baskın olduğu da tespit edilmiştir. Çalışmamızın giriş kısmında Boşnakçanın dil ailesine, kısa tarihine ve lehçelerine yer verilmiştir. Birinci bölümünde, Osmanlının Balkanlardaki etkinliğini kaybetmesiyle günümüz Türkiye topraklarına gerçekleşen kitlesel göç hareketliliğinin önemli bir parçası olan Boşnak göçü ve çalışmanın evrenini oluşturan Kırklareli ili ele alınmıştır. Bu bölümü takiben ikinci bölümde, Kırklareli'nde yaşayan Boşnakların dili ile ölçünlü dilin biçim bilgisi karşılaştırılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise, katılımcılardan elde edilen metinler bağlamında ortaya çıkan söz varlığı, ölçünlü dil ve lehçeler bakımından incelenmiştir.
Yunanistan Kumçiftliği (Orestiada) Gagauzları Türk Ağzı (İnceleme-metinler-sözlük)
Hristiyan Türkler olarak bilinen Gagauzların önemli bir bölümü bugün Moldova Cumhuriyeti içinde yer alan Gagauz Yeri bölgesinde otonom bir halk olarak yaşamaktadır. Yaşam şartları, coğrafi koşullar, ekonomik zorluklar ve çeşitli sosyo-politik sebeplerle vatanlarından ayrılmak zorunda kalan Gagauzlar günümüzde dünyanın pek çok yerine dağılmış durumdadır. Bu çalışmamızda ele aldığımız bölüm olan Yunanistan'da yaşayan Gagauzlar ise genellikle Yunanistan'ın kuzeydoğusunda, Evros bölgesinde bulunurlar. Edirne sınırına yakın bölgelerindeki köylerde, kasabalarda ve şehirlerde yaşayan Gagauzların kökleri, ağırlıklı olarak bugün Edirne'ye bağlı Havsa ve Uzunköprü ilçelerinden ve buralara bağlı köylerden özellilkle 1920'lerden sonra Yunanistan'a göç eden Gagauzlar'a dayanmaktadır. Türk dilinin ve kültürünün yaşayan numuneleri olan bu Gagauzlar, aradan geçen uzun yıllar sonrasında kimliklerini kaybetmeye başlamış ve asimilasyon sürecine maruz kalmışlardır. Gençlerin önemli bir kısmı artık Türkçe konuşmuyor olsalar dahi söz konusu topluluğun bir kısmı halen Türkçe konuşmakta, geleneksel yaşam biçimlerini sürdürmekte ve kimliklerine dair birçok ögeyi muhafaza etmektedirler. Gagauzlara ait kılık kıyafetler, Gagauz evlerindeki eşyalar ve odalar, yaşam biçimlerini gösteren canlandırmalar, atalarına ait araç ve gereçler gibi etnografik malzemenin bulunduğu müzeler dil-kültür ilişkisi göz önünde bulundurulduğunda kimliklerini yansıtması açısından önem arz etmektedir. Bölgede şimdiye kadar yapılmış bir ağız çalışması bulunmamaktadır. Oysa burada yaşayan Türkçe tehlikedeki diller kategorisinde değerlendirilmelidir. Bölgede Türkçe konuşan son nesil yaşamaktadır. Bu nedenle çalışmanın çok büyük bir önem arz ettiği muhakkaktır. Bu çalışmanın hemen ardından yapacağımız çalışmalarda bölgenin tamamı ele alınacaktır. Kaybolmaya yüz tutmuş sözlü verilerin kayıt altına alınarak yeni nesillere ulaştırılması kültürel aktarım açısından çok büyük bir önem arz etmektedir. Bu nedenle çalışmamızın özellikle Türkçenin ses ve şekil bilgisi ve söz varlığı bakımından bu coğrafyadaki durumunu göstermesi, kültür dünyamıza zengin bir miras bırakacaktır. Anahtar Kelimeler: Hristiyan Türkler, Gagauzlar, Kumçiftliği, Söz Varlığı
Bitlis ili yerleşim birimi adları (İl ilçe belde merkezi yerleşim birimleri)
Konusu yer adlarını incelemek olan Yer Ad Bilimi, bir milletin kültürü ile coğrafyası arasındaki bağı ortaya koymaktadır. Aynı zamanda bir milletin tarih boyunca yaşadığı toprakları işaret etmesi açısından da yer ad biliminin önemi büyüktür. Belli bir coğrafyada yaşayan insanların sahip oldukları kültür yapısını anlamak için oradaki yer adlarının incelenmesi önemlidir. İnsanların değerleri, inançları, yaşayış tarzları gibi kullandıkları dil de yerleşim birimi adlandırmalarında kendini gösterir. Bu bakımdan boyutu ne olursa olsun bir yerleşim birimini her yönüyle tanımanın en önemli yollarından biri de burada kullanılan yer adlarının çeşitli yönleriyle incelenmesidir. Bu çalışmada tarih boyunca birçok topluluğa ev sahipliği yapmış Bitlis ilinin il, ilçe ve belde merkezi yerleşim birimlerinin adlarının köken, yapı, anlam ve veriliş sebebi yönlerinden incelenmiştir. Toplamda 136 yerleşim birimi adının incelendiği bu çalışmada öncelikle yerleşim birimlerinin coğrafi konumu, sosyo-ekonomik yapısı, yapılaşma durumları, sakinleri, tarihi özellikleri ve demografik yapısı hakkında bilgi verilmiştir. Daha sonra söz konusu yerleşim birimi adlarını oluşturan kelimelerin ses bilgisi, şekil bilgisi, kelime ve kelime grubu bilgisi, köken bilgisi ve anlam bilgisi incelenerek söz konusu adın ad olduğu yerleşim birimine veriliş sebebi üzerinde durulmuştur. Çalışma kapsamında Bitlis il, ilçe ve belde merkezi yerleşim birimleri adlandırılırken tercih edilen dil, kelime ve tamlamalar adların yerleşim biriminin özellikleriyle ilgili olup olmadığı, bu adlandırmalarda ön plana çıkarılan yönleri gibi hususlar irdelenmiştir. Böylece Bitlis yer adları ile ilgili bütünsel bir değerlendirme yapılması sağlanmıştır. Dilbilimin yanı sıra başta halk bilimi olmak üzere tarih, coğrafya, sosyoloji gibi birçok bilime ait unsurları bünyesinde bulunduran çalışma, çok yönlülüğü ile zengin ve yararlı bir kaynak olacaktır.
Atasözlerindeki sıfatların yapı ve anlam incelemesi
"Atasözlerindeki Sıfatların Yapı ve Anlam İncelemesi" adlı bu çalışmada, Türkiye Türkçesi sahasına ait atasözlerindeki dil malzemesinden hareketle, bir gramer konusu olarak, sıfatların gramatikal ve anlamsal boyutu incelenmiştir. Çalışma: 1. Kökenlerine göre Sıfatlar, 2. Yapılarına göre Sıfatlar, 3. İşlevlerine göre Sıfatlar olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümündeki, "Sıfatlar Hakkında Genel Bir Değerlendirme" başlığı altındaki bölümde sıfat teriminin tanımı üzerine yapılan değerlendirmelere yer verilmiş ve sıfatlarla ilgili bir karşılaştırma yapılmıştır. "Atasözleri Hakkında Genel Bir Değerlendirme" adlı bölümde ise atasözlerinin tanımı ve atasözleri üzerine bir değerlendirme yapılmıştır. Yapılan incelemede Zeynep Korkmaz'ın "Türkiye Türkçesi Grameri (Şekil Bilgisi)" eseri esas alınsa da gerekli yerlerde bazı eklemeler ve çıkartmalar yapılmıştır. Birinci bölümde Türkiye Türkçesi atasözlerinden tespit edilen sıfatların kökenlerine göre tasnifi yapılmış ve bu bölümde yer alan sıfatlar ve eklerin bağlı oldukları diller ayrıntılı bir şekilde gösterilmiştir. İkinci bölümde Türkiye Türkçesi atasözlerinden tespit edilen sıfat görevli sözcüklerin yapılarına göre tasnifi yapılmış ve türetme şekilleri ayrıntılandırılmıştır. Üçüncü bölümde ise sıfatların işlevlerine göre tasnifi yapılmış ve anlamsal boyutu değerlendirilmiştir. Son olarak ele alınan malzeme köken, yapı ve işlev bakımından değerlendirilmiştir. Böylece atasözlerindeki sıfat kullanımları tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Atasözleri, Sıfat, Dil Bilgisi
Türkiye Türkçesinde yapım eklerinin işlevleri
"Türkiye Türkçesinde Yapım Eklerinin İşlevleri" adlı bu çalışmada Türkiye Türkçesi yapım eklerinin işlevleri incelenmiştir. Bunun için öncelikle başta Zeynep Korkmaz'ın "Türkiye Türkçesi Grameri Şekil Bilgisi", Muharrem Ergin'in "Türk Dil Bilgisi", Tahsin Banguoğlu'nun "Türkçenin Grameri", Vecihe Hatiboğlu'nun "Türkçenin Ekleri", Hamza Zülfikar'ın Terim Sorunları ve Terim Yapma Yolları" ve Yusuf Çotuksöken'in "Yapı ve İşlevlerine Göre Türkiye Türkçesi'nin Ekleri" adlı eserleri olmak üzere yapım eklerini konu alan kitap ve makaleler taranarak bu kaynaklarda yer alan Türkiye Türkçesi yapım ekleriyle ilgili bilgiler derlenip bir araya getirilmiştir. Söz konusu kaynaklardan edinilen bilgiler ışığında Türkiye Türkçesi yapım eklerinin ses ve anlam özellikleri, değişim ve gelişim süreçleriyle ilgili gerekli bilgiler verildikten sonra farklı bilimsel kaynaklarda yer alan ve varsa bugüne kadar değinilmeyen işlevleri edebi metinlerden alınan örnekler ışığında ayrıntılı bir şekilde açıklanmaya çalışılmıştır. Ayrıca verilen bütün bilgiler örnekler ve dipnotlarla desteklenmiş, yer yer yapım eklerinin Eski Türkçe ve Eski Anadolu Türkçesinde kullanımıyla ilgili örneklere yer verilmiştir. Böylece Türkiye Türkçesi yapım eklerinin ses ve şekil özellikleri, tarihi gelişim sürecinde geçirdikleri değişim ve gelişim süreci ile işlevlerinin en iyi şekilde belirlenmesine katkıda bulunmak amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Türkiye Türkçesi, şekil bilgisi, ekler, yapım ekleri, yapım eklerini işlevleri.
Gunnar Jarring koleksiyonunda bulunan Uygurca Hurliḳa ve Hemrah Destanı (Giriş-metin-inceleme-dizin)
Bu tezin konusunu Jarring Koleksiyonunda yer alan Hurliḳa-Hemrah Destanı oluşturmaktadır. Tez üç bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında çalışmanın konusu, amacı hakkında genel bilgiler bulunmaktadır. Tezin birinci bölümünde ise Doğu Türkistan tarihi, Çağatayca ve Yeni Uygurca, Hurliḳa-Hemrah destanı ve bunun gibi birçok el yazma eserinin İsveç'e götürülmesine vesile olan İsveçli Misyonerler ve onların Doğu Türkistan'da yürüttüğü faaliyetler, İsveç Lund Üniversitesine bağlı Gunnar Jarring Koleksiyonu, Türkolog Gunnar Jarring üzerinde yapılan araştırmalar yer almıştır. Destan hakkında bilgilerin verildiği ikinci bölümde destanın yazım ve dil özelliği gösterilmiş, destanın ses, biçim özelliği Çağdaş Uygurca ve Ağızları ile karşılaştırılmıştır. Son bölümde metnin standart çeviri yazısı verilmiştir. Metinde yer alan sözcüklerin yalın ve çekimli biçimleri anlamsal özellikleriyle birlikte dizin kısmında gösterilmiştir.
Co-training using prosodic, lexical and morphological information for automatic sentence segmentation of Turkish spoken language
Sentence segmentation of speech aims to detect sentence boundaries in a stream of words output by the speech recognizer. Sentence segmentation is a preliminary step toward speech understanding. It is of particular importance for speech related applications, as most of the further processing steps; such as parsing, machine translation, and information extraction, assume the presence of sentence boundaries. Typically, statistical methods require a huge amount of manually labeled data, which is time and labor consuming process to prepare. In this work, novel multiview semi-supervised learning strategies for the solution of sentence segmentation problem are proposed. The aim of this work is to nd e ective semi-supervised machine learning strategies when only a small set of sentence boundary labeled data is available. This work proposes three-view co-training and committee-based strategies incorporating with the agreement, disagreement and self-combined strategies using lexical, morphological and prosodic information, and investigates the performance of the proposed learning strategies against the baseline, self-training, and co-training. The experimental results show that the proposed learning strategies highly improve the sentence segmentation problem since data sets can be represented by three redundantly su cient and disjoint feature sets.
Motion predicates in Turkish: A morpho-syntactic treatment
Research on space and language has had fruitful outcomes in the last decades. One of the related domains of study is motion itself, which is central to our experience. Although the work on the semantic analysis of motion events have had a fruitful outcome in typological attempts to motion event encoding, a more recent approach to the field support the idea that motion independent properties which govern the morphological, lexical, and syntactic resources available to languages may determine the selection or tendency in motion framing of languages. The present study sets off to question this recent approach and focuses on actual motion events in Turkish from a structural point of view and investigates motion expressions in relation to subordination and case marking. It aims to understand what kind of case markings and subordinate expressions are used to encode motion events and to describe the relations, if any, between these structural elements and motion expressions. Apart from the structural investigation of motion expressions, the present study also addresses a preliminary analysis of fictive motion in Turkish, which is a totally different travel from the structural analysis. Two tasks were employed for the analysis of actual motion expressions and one task for the description of fictive motion expressions. Due to the nature of the content, no verbal expressions on it, and easy operability, The Pear film was taken as the first task of the study. A follow-up narrational experiment via a set of animated video clips was organized as the second task of the study. In the final section, a drawing task was administered to participants in order to account for the extent to which fictive motion is observable from the drawings. All the tasks are based on language production in their nature. The tasks were carried out online with individual participants (n=60), who are all native Turkish speakers. The findings of the study taken from both tasks found out that participants made use of certain subordinate constructions to elaborate their narrations of motion expressions. Three subordinate types were described from the frequently used ones to the least. Their relations with motion expressions were explained as encoding mainly the manner of motion; modifying the figure and/or ground elements of motion expressions. In regard to the use of case markings, three types of cases were observed in participants' descriptions. The functions of these cases were linked to the translocational dynamics of motion expressions. The findings are in line with similar studies of its kind (e.g. Jackendoff 1990, 1996; Croft et al., 2010; Ibarretxe Antuñano, 2009 and Beavers et al., 2010) which suggest a flexible classification or continuum of motion typology since languages may exhibit more varied motion constructions than they are expected or proposed to in just two- or three-way typology. In terms of the fictive motion analysis, judging from the differences shown in drawings of fictive and non-fictive pairs, the present study suggests that there may be traces of fictive motion as if there was some form of motion effect, but further analyses are needed to make sure about that. Overall, apart from being the first investigation of fictive motion in Turkish, the present study can be regarded to contribute to the studies within the domain of motion in general and in Turkish in two ways: First, the present study tested the use of framework (by Beavers et al., 2010) which highlights the place of linguistic resources in encoding motion events in a language and as the findings suggest, that framework can be really beneficial in using linguistic resources for the analysis of motion events. Second, using tools rich of motion for the analysis of motion events, the present study can shed light on new insights which emphasize the clausal patterns in description of motion events in Turkish where path and manner verbs are used and even supported via additional uses of subordinate clauses for extended motion events and descriptions via case markings.
Eski Türkçede ok/ök enklitiği
Enklitikler, Türklük bilimi çalışmalarında son dönemlerde önem kazanan ve araştırmacıların daha çok çalıştıkları bir konu olmuştur. Çağdaş Türk lehçelerindeki bazı müstakil enklitikler üzerine yapılan birtakım çalışmalar bulunsa da bunların sayısı çok azdır. Tarihî Türk lehçelerindeki bir enklitiğin müstakil olarak bütün ayrıntılarıyla kapsamlı bir şekilde incelendiği bir çalışma mevcut değildir. Bu nedenle Eski Türkçede ok/ök Enklitiği başlığı altında hazırlanmış bu tezde Eski Türkçe döneminde yoğun bir kullanıma sahip olan oḳ/ök enklitiğinin cümle içinde kendinden önce gelen ağırlayıcılar ile kurduğu semantik ve dilbilgisel ilişki incelenmiştir. Çalışmada öncelikle yapılan literatür taramasının verileri değerlendirilerek klitik ve enklitik terimleri kapsamlı bir şekilde açıklanmıştır. Bu sayede çalışma sağlam bir zemine oturtulmuştur. oḳ/ök enklitiği hakkında farklı araştırmacıların düşünceleri ve çalışmaları ortaya konulduktan sonra bu parçacığın etimolojik arka planı incelenmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden biri olan metin analizi tekniği kullanılmıştır. Bulgular morfolojik ve sentaktik açıdan incelenmiştir. Eski Türkçede varlık gösteren bu yapı, eklemlenme açısından on bir temel örüntüye ayrılabilir: i. ağırlayıcısı belirsiz olanlar, ii. isim olan ağırlayıcılardan sonra, iii. sıfat olan ağırlayıcılardan sonra, iv. zarf olan ağırlayıcılardan sonra, v. yer tamlayıcısı olan ağırlayıcılardan sonra, vi. zamir olan ağırlayıcılardan sonra, vii. sayı olan ağırlayıcılardan sonra, viii. fiilimsi olan ağırlayıcılardan sonra, ix. eylem olan ağırlayıcılardan sonra, x. edat olan ağırlayıcılardan sonra ve xi. leksikalleşmiş yapılar. Oluşturulan bu örüntüler pek çok alt örüntüye de sahiptir. Kurulan örüntüler ile sanılanın aksine oḳ/ök enklitiğinin kısıtlı bir işlevi ve anlam çerçevesi bulunmadığı ortaya konulmuştur. Bu yapının ağırlayıcı ile kurduğu ilişkinin onun işlevsel perspektifini ve semantik değerlerini belirlediği ortaya çıkmaktadır. Sonuç olarak Eski Türkçede oḳ/ök enklitiği, tek bir sözcük türü ve sözcük grubuyla sınırlı şekilde kullanılmamış; aksine söz konusu dönemde yaygın bir kullanım alanına erişmiştir. Bu çalışmanın bize gösterdiği üzere Türkçede enklitik ve ağırlayıcı ilişkisini inceleyen kapsamlı çalışmalar yapılmalıdır. Bu çalışma Tarihî Türk lehçelerine yönelik yapılmaya çalışılan dilbilimsel yaklaşımlara yeni bir katkıda bulunmuştur.
Trabzon örneğinde Rumca-Türkçe dil ilişkisi
Hint-Avrupa dil ailesine mensup olan Rumca uzun süredir Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde konuşulmaktadır. Doğu Karadeniz söz konusu bölgelerden biridir. Pontus Rumcası, Romeika veya Trabzon Rumcası olarak adlandırılan varyant bugün Trabzon'un Çaykara, Of, Sürmene ve Tonya ilçelerinde varlığını sürdürmektedir. Bölgede prestij dili olan Türkçe de uzun süredir konuşulmaktadır. Dolayısıyla iki farklı dili yan yana konuşan toplulukların uzun süreli etkileşimi dilsel boyutta da gözlemlenebilir bir hal almıştır. Bu çalışma Trabzon Rumcası ile Trabzon ağızları arasındaki dil ilişkileri seviyesini betimlemeyi amaçlamaktadır. Betimlemeyi yapmak için Lars Johanson'un Kod Kopyalama Modeli kullanılmıştır. Johanson'un Kod Kopyalama Modelini daha iyi anlayabilmek adına çalışmanın ilk bölümünde dil ilişkileri teorilerinin temel kavramları ele alınmış ve daha sonra Johanson'un Kod Kopyalama Modeli ayrıntılı olarak tanıtılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde Trabzon ağızlarını diğer Anadolu ağızlarından ayıran özellikleri üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölünde ise Trabzon Rumcasının temel özellikleri ve onu diğer Rumca varyantlardan ayıran özellikleri irdelenmiştir. Çalışmada iki dil arasındaki dil ilişkilerini irdeleyebilmek için Trabzon'un Çaykara, Of, Sürmene ve Tonya ilçelerinin çeşitli köylerinde ağız derlemeleri yapılmıştır. Söz konusu derlemelerin transkript edilmiş hali çalışmanın sonunda yer almaktadır. Bunun yanında Brendemoen'un 2002 yılında yayımlanan derlemeleri de dil ilişkileri çerçevesinde irdelenmiştir. Trabzon ağızlarında ses bilgisi, biçimbilgisi, sözdizimi ve söz varlığı düzeylerinde tespite edilen genel ve seçilmiş kopyaların ayrıntılı incelemesi çalışmanın son bölümünü oluşturmaktadır.
Türkmencenin türetim morfolojisi
Bu çalışma, ana dili konuşuru tarafından Türkmenistan Cumhuriyeti sınırları içerisinde konuşulan Türkmencenin türetim morfolojisini eş zamanlı olarak ortaya koymak amacıyla hazırlanmıştır. Taranan eserlerden türetim ekleri ve bu eklerin işlevleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Türetim ekleri, işlevleri ve türetim potensiyelleri açısından ele alınırken aynı zamanda eklerin morfosemantik ve morfofonolojik özellikleri üzerinde de durulmuştur. Çalışmada Türkmencedeki türetim eklerini ayrıntılı bir biçimde incelemek için öncelikle Türkmenistan'da yayımlanan gazete, dergi, deyimler ve atasözleri kitabı, masal, destan, hikâye ve romanlardan yararlanılmıştır. Bu kapsamda toplam 22 gazete, 9 dergi ve 17 edebi eserden örnekler alınmıştır. Eklerin tespit edilen işlevleri örnekler ile desteklenmiştir. Bazı örnekler cümle içerisinde ve transkripsiyonlu olarak verilmiştir. Bununla Türkmencenin standart yazımda ve standart konuşmadaki farklılıkları gösterilmeye çalışılmıştır. Türkmencenin türetim morfoloji sisteminin daha iyi anlaşılması için tespit edilen eklerin işlevsel görünümleri Türkmence gramerlerde yer alan tespitlerle karşılaştırılmıştır. Tespit edilen bazı eklerin Türkiye Türkçesindeki işlevleri üzerinde de durulmuştur. Tez, iki ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, Türkmencenin bugünkü durumu, Türkmence biçimbilgisi üzerine yapılan ön çalışmalar, türetkenlik ve türetkenlikle ilgili teorik bilgiler, Türkmencede kelime türetme yolları ve türetim eklerinin morfofonolojik görünümleri hakkındaki genel bilgilere yer verilmiştir. İkinci bölümde, Türkmencenin türetim ekleri: isimden isim yapım ekleri, fiilden isim yapım ekleri, isimden fiil yapım ekleri ve fiilden fiil yapım ekleri ele alınmıştır. Anahtar Sözcükler Türkmence, Biçimbilgisi, Türetkenlik, Türetim ekleri, Ek işlekliği, Alomorf
Türk dillerinde d-biçimlenme ve {tur} biçim birimi
X, Y göstergelerinin anlamsal ilişkilerinin azami derecede düzenli fakat biçimsel ilişkilerinin azami derecede düzensiz olmasına d-biçimlenme (suppletion) denir. D-biçimlenme, asgari bölümsel dil göstergeleri arasında görülmektedir. Bu göstergelerin gösterenleri temsildaş değildir, gösterilenleri temsildaştır. Gösterilenleri birebir aynı olan X, Y göstergeleri aynı biçim biriminin alt biçim birimleridir. Gösterilenleri arasında dil bilgisel temsildaşlık olan göstergeler ise herhangi bir dilin çekim veya türetim yollarından biriyle d-biçimlenmektedir. D-biçimlenme, bir dilin türetim ve çekim morfolojisiyle yakından ilgilidir. Çalışmanın konusu, çağdaş Türk dillerinde {TUR} biçim biriminin d-biçimlenmesidir fakat Türk dillerinde d-biçimlenme çalışmaları yok denecek kadar az olduğu için -çalışmanın konusu olan {TUR} biçim birimi merkezde olmakla birlikte- d-biçimlenmenin Türk dillerinde görülen diğer tipolojilerine de yer verilmiştir. {TUR} biçim birimindeki d-biçimlenme ise çağdaş dil biliminin söz dizimi çalışmaları ile gösterilmiştir. Çağdaş Türk dillerinde {TUR} biçim biriminin d-biçimlenmesi; d-biçimlenmenin tanımı, öncü çalışmaları ve Türk dillerindeki tipolojileri sıralandıktan sonra örneklendirilmiştir. Anahtar Sözcükler değişik biçimlenme, suppletion, tur- eylemi, Türk dilleri, evrensel dil bilgisi, üretici dil bilgisi, biçim bilimi.
İskeçe ili ağızları (İnceleme-metinler-dizin)
Batı Trakya'da, Yunanistan'ın İskeçe kentinde yaşayan Türklerin ağız özelliklerinin tespitinin amaçlandığı bu çalışmada; Giriş bölümünde İskeçe ilinin tarihi ve etnik yapısı hakkında bilgi verilmiş, çalışmada kullanılan yöntem üzerinde durulmuştur. Çalışma "İnceleme-Metinler-Dizin" olmak üzere üç temel bölümden oluşmaktadır. İnceleme bölümünde; İskeçe'de Türk nüfusun yoğun olarak yaşadığı bölgelerden derlenen malzeme ses bilgisi, şekil bilgisi ve söz dizimi yönünden incelenmiştir. Şekil ve ses özelliklerinin örneklenmesinde alfabetik sıraya ve metin sıra numaralarına dikkat edilmiştir. Bu bölümde elde edilen veriler "Sonuç" bölümünde değerlendirilmiştir. Üç ağız bölgesi tespit edilmiş ve bu tespit şimdiki zaman ekinin kullanım şekillerine göre yapılmıştır. Sözlük bölümünde her kelime bütün ekleriyle dizin şeklinde gösterilmiştir. Anahtar kelimeler: Batı Trakya, İskeçe ili ağzı, Balkanlar, Doğu ve Batı Rumeli ağızları
Gábor Bálint'in derlemelerine göre XIX. yüzyıl Tatarcası (İnceleme, metin, dizin)
Gábor Bálint de Szentkatolna (1844-1913), XIX. yüzyıl sonu ve XX. yüzyıl başı döneminde yaşayan önde gelen Macar dilbilimcilerinden biridir. G. Bálint'in «Kazáni-Tatár nyelvtanulmányok» («Kazan Tatarcası Dil Çalışmaları»), 1875 yılında Budapeşte'de yayınlanmış olup Tatarcanın dil özelliklerini Avrupa'da tanıtan ilk çalışmalardan biri olmuştur. Bu çalışmada derlenmiş metinler temel dil malzemesi olarak kullandığı bu tez çalışmasında, XIX. yüzyılın Tatar-Kreşin dilinin özellikleri ortaya konmuştur. Çalışmamız Giriş, İnceleme, Metin, Sonuç olmak üzere dört ana bölümden oluşmuştur. Giriş bölümünde Rusya'da ve dünyada Tatarcanın incelemesi tarihi, Tatarcanın ağızları sistemi üzerinde durulmuş, Kreşinler hakkında bilgi verilmiş, Gábor Bálint ve yaşadığı dönemin, yaptığı işlerin panoraması çizilmeye çalışılmış. İnceleme bölümü metnin ses bilgisi, şekil bilgisi, söz varlığı özellikleri üzerine yapılmıştır. Metin bölümü derlenen metinlerin Transkripsyonu, Türkiye Türkçesi karşılığı ve Sözlükten oluşmaktadır. Sonuç bölümünde ise tez çalışmamızın sonucunda elde edilen verilere yer verilmiştir.
Doğu Türkistan Kazak Türkleri diyalektinin incelenmesi (Giriş, inceleme, metinler, söz dizini)
Çin hakimiyetindeki Uygur Özerk Bölgesinde Uygur ve Kırgızlarla birlikte yaşayan Kazak Türkleri günümüzde Çin baskısına rağmen dinlerini ve kültürlerini korumaya çalışmaktadır. Yaşadıkları iller Altay, Tarbağatay, İle, Barköl ve Urumçi'dir.Başlıca geçim kaynakları hayvancılık ve dericilik olan Kazak Türkleri Türkçenin Kıpçak koluna mensup olan Kazak Türkçesini konuşur. Arap alfabesi ile yazarlar. Yalnız Doğu Türkistan bölgesinde yaşayan Kazak Türklerinin konuştukları diyalekt ile Kazakistan'da yaşayan Kazak Türklerinin konuştukları diyalekt arasında az da olsa ses ve şekil bakımından farklılıklar vardır. Tezin malzemesi Kabdeş canabıl Ulı Otegenov'un yazdığı "Ardager" adlı romandan, Kıyal- Hacatıp Ertigiliri masal kitabından, Kazak Makal Matelderi adlı atasözleri derleme kitabından yapılmış seçmelerdir. Ayrıca Türkiye'de konu ile ilgili yapılan yayınlardaki malzeme de ses ve şekil bilgisi bakımından incelemeye dahil edilmiştir.
Ötken Künler romanı örneğinde Özbek Türkçesi
Bu çalışmada Abdulla Kadirî'nin 1926 yılında Semerkant-Taşkent'te kitap olarak yayımladığı "Ötken Künler" romanının dil özellikleri Çağatay Türkçesi ve Çağdaş Özbek yazı dilinin dil özellikleri ile karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Çalışma giriş bölümü dışında toplamda üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın giriş bölümünde Özbekler, Özbek Türkçesi, imla ve yazar hakkında bilgiler verilmiştir. Özbekler hakkında bölümde Özbeklerin etnik kökeni ve Özbek adının nereden geldiği hakkında bilgiler bulunmaktadır. Özbek Türkçesi hakkındaki kısımda ise Özbek Türkçesinin yazı dili oluşumu ve siyasî müdahalelere, Özbek yazı dilinin, Türkçe ve yabancı kelimelerin yazımı hakkında bilgilere yer verilmiştir. İmla ve yazar hakkında bölümünde de eserin imla özellikleri ve yazarın hayatı, eserleri hakkında bilgiler bulunmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde eserin ses özellikleri, Çağatay Türkçesi ile Çağdaş Özbek yazı dilinin ses özellikleri karşılaştırılmalı olarak incelenmiştir. Ayrıca ıslah edilmiş Özbek Arap alfabesindeki, birinci Latin alfabesindeki, Kiril alfabesindeki ve bağımsızlık sonrası kabul edilen Latin alfabesindeki ünlü ve ünsüzler hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde de eserin şekil özellikleri yani kelime türleri, yapım ve çekim ekleri Çağatay Türkçesi ve Çağdaş Özbek yazı dilinin şekil özellikleri ile karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Üçüncü bölüm de ise, eser üzerinde cümle bilgisi açısından inceleme yapılmıştır. Kelime grupları ve cümle türleri üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Çağatay Türkçesi, Özbek Türkçesi, Özbek Türkçesinin Yazımı, Özbek Yazı Dili Ses Bilgisi, Özbek Yazı Dili Şekil Bilgisi, Özbek Yazı Dili Cümle Bilgisi, Özbekler
Togay Murad'ın "Oydında Yurgan Odamlar" adlı romanı esasında Özbek Türkçesinde isim
"Togay Murad'ın 'Oydında Yurgan Odamlar' Adlı Romanı Esasında Özbek Türkçesinde İsim" adlı çalışmamızda daha önce Türkiye'de gramer özelinde çalışılmamış olan bu eser incelenmiştir. Eserin "yapım ekleri" bölümünde isimden isim yapma ve fiilden isim yapma ekleri alfabetik sıralamaya göre düzenlenmiştir. Ekler incelenip işlevleri verildikten sonra esas alınan romandan örnekler sayfa ve satır numarası parantez içerisinde belirtilerek verilmiştir. Eserin "çekim ekleri" bölümünde çokluk eki, iyelik ekleri, bildirme ekleri, soru eki ve hâl ekleri incelenmiştir. Özbek Türkçesindeki çokluk ekleri, iyelik ekleri, bildirme ekleri, soru ekleri, hâl ekleri kategorisi, Tarihi Türk lehçelerindeki durumu da dikkate alınarak incelenmiştir. Çekim ekleri de alfabetik sırayla incelenip romandan örnek verilerek sayfa ve satır numaraları belirtilmiştir. Tarihî Türk lehçelerinde hâl ekleri incelenirken her bir yazı dili için ilgili gramer kaynakları esas alınmış ve metinden örneklerle desteklenmiştir. Çalışmamız "yapım ekleri" ve "çekim ekleri" ana bölümleri olmak üzere sonuç, kaynakça, çeviri yazı, Türkiye Türkçesine aktarma ve metnin asıl biçimiyle son bulmaktadır.
Özbek Türkçesi ağızlarında Oğuzca unsurlar
Coğrafi konumu, iklim şartları, verimli toprakları, tarihi süreci, çeşitli kültürel zenginlikleri, maddi ve manevi mirası açısında Özbekistan, Türk-İslam âlemi için çok özel bir konuma sahiptir. Türkiye'den sonra en kalabalık Türk Cumhuriyeti olan Özbekistan'da Orta Asya halkının neredeyse yarısı hayatını sürdürmektedir. Nüfusun çoğunluğunu Türklerin üç büyük grubu olan Karluk, Kıpçak ve Oğuz boyları oluşturmaktadır. Resmi dil olarak Özbekçenin kullanıldığı bu topraklarda Rus, Tacik, Kore ve diğer milletler den azınlıklar da iç içe yaşamaktadır. Türkçenin Karluk grubunda yer alan Özbek yazı dili fonetik olarak Taşkent, morfolojik olarak ise Fergana ağzına dayanmaktadır. İçerisinde barındırdığı Karluk, Kıpçak ve Oğuzca unsurlar, Özbek Türkçesinde büyük ağız gruplarının ve küçük alt grupların ortaya çıkmasını sağlamıştır. Hazırladığımız çalışmada Özbek Türkçesi ağızlarında bulunan Oğuzca unsurları tespit etmeyi amaçladık. Çalışmamızın giriş bölümünde yer alan "Özbekler, Özbekçe, Özbek Edebiyatı ve Özbekçenin Yazımları" konu başlıklarıyla genel olarak Özbekistan, Özbeklerin tarihi, etnik kökeni, dili, edebiyatı ve yazımını özetlemeye çalıştık. "Özbek Türkçesi Ağızları ve Özellikleri" başlıklı birinci bölümünde ise Özbek ağız araştırmalarının tarihi, ağızlarla ilgili yayımlanan eserler ve kaynaklar, tasnif çalışmaları, ana ve alt grupları ayırmada uygulanan ölçütler ve ağız özelliklerini değerlendirdik. Çalışmamızın "Özbek Türkçesi Ağızlarında Oğuzca Unsurlar" başlıklı ikinci bölümde Özbek Türkçesi ağızlarında ses bilgisi, şekil bilgisi ve söz varlığı bakımından oğuzca unsurları ele aldık. Üçüncü bölümde ise Özbek Türkçesinin Karluk, Kıpçak ve Oğuz ana ağız gruplarından örnek metinlere yer vererek çalışmamızı tamamladık. Anahtar Kelimeler: Özbek Türkçesi, Özbek Türkçesi Ağızları, Oğuzca, Oğuzca Unsurlar.
Türk işaret dilinde harfli işaretlerin birimbilimsel ve biçimbilimsel özellikleri
In this study, we aim to analyze certain morphological and phonological characteristics of lexicalized fingerspelling in Turkish Sign Language (TİD). Fingerspelling is a system which represents the characters of a writing system by certain handshapes and compositions of handshapes in sign languages. The words are, in sign languages, expressed through hands having various configurations, movements and locations. Fingerspelling is a secondary system in sign languages which allow interaction with spoken languages in terms of code-switching, code-mixing, and borrowing. In this thesis, we focus on the structure of borrowed words which are lexicalized and listed in the lexicon of Turkish Sign Language, namely, lexicalized fingerspelling.We explain a divergence point of TİD manual alphabet from TİD phonology which is the movement of the nondominant hand in the letter Ğ.We have suggested several features of the phonological structure of lexicalized fingerspelling by adopting the Hand-Tier model. Two rules were posited in order to account for the hand reversal in the lexicalization of one-handed letters. Another suggestion was that the place of the hand arrangement tier in the hand configuration hierarchy should be changed. In addition, TİD data revealed that movement plane is a phonological feature which is necessary to explain assimilation phenomenon.We have proposed that repetition or lengthening operate as morpheme structure constraints on the lexicalizations of fingerspelled letters. We categorize the polymorphemic forms which have a fingerspelled letter and a sign as compounding. In addition, we exemplify the constraints on word-formation through fingerspelling such as phonological blocking, syntactic blocking, and synonymy blocking.The linguistic phenomena we have explained show that fingerspelling can be used by sign language. On the other hand, fingerspelling is not a part of TİD grammar because it is an invented system and it has many non-grammatical and non-linguistic features. On the other hand, the lexicalizations of fingerspelling are mostly integrated into the structure of the language.
On suffixhood and verbalness: A Mirror Theoretic approach
In this thesis, I argue that suffixal and verbal status of a grammatical object can be predicted from its syntactic position within the framework of the Mirror Theoretic syntax of Brody (2003).I first show that in Turkish there is a constraint that dictates that the morpheme syntactically right above a verbal item be suffixed to this verbal item, which I dub V-X. I argue that X-bar Theory is not well-suited to capture this observation of suffixhood as a syntax-related phenomenon. I show that, in an antilexicalist implementation, the Mirror Theory of Brody (2003) can capture V-X as a reflex of syntax, relating it to the inability of verbal items to show phrasal behavior. I argue that this follows from the fact that verbal items can only occupy a complement position (one of the two logically possible positions) in Mirror Theoretic syntax. I present evidence from Basque, Japanese, Hindi and English to show that V-X is a valid constraint in these languages and that this is correlated with the fact that verbal items cannot show phrasal behavior in these languages.I, then, argue that, in direct opposition to verbal items, two non-verbal items (nouns and non-verbal participles) always show phrasal behavior in Turkish. I present evidence from earlier works, indicating that the inflection on non-verbal items is always phrasal (and not suffixal) and that head-movement analysis of noun incorporation in line with Baker (1988) is not the right analysis for Turkish. With this, I argue that non-verbal items can only occupy the other position (i.e. the specifier position) in Mirror Theoretic syntax. I present further evidence from Basque, Japanese, Hindi and English, indicating that the claim that the non-verbal elements are always phrasal objects has cross-linguistic validity. I show that, with a few exceptions, in these languages, too, nominal inflection is phrasal inflection and that head-movement of bare objects is not the right analysis in the context of noun incorporation.Lastly, I outline a theory of lexical features where the [+/- verbal] and [+/- suffix] features are replaced by features that indicate what syntactic position an object may occupy in Mirror Theoretic syntax.
Acquisition of past tense in Albanian: Implications for morphological processing and representation
This study examines the acquisition of past tense in Albanian, which is a highly inflectional language, especially with respect to its verbal system. The past tense depicts a rather complex picture, involving several components and discrepancies. This process is realized via mandatory suffixation (two suffixes available for the third person singular: `-i? and `-u?), accompanied by the different combinations of two other inflectional dimensions: stem extension (four available affixes for the third person singular: `-v-?, `-t-?, `-jt-?, `-r-?), and stem change. Unlike English, Albanian doesn?t offer a clear distinction between `regular? and `irregular? inflection, and a `default-like? past tense process. Rather, it involves several discrepancies between verbs? past tense formation and their phonological structure, such that verbs belonging to the same phonological prototype diverge with respect to their past tense formation. Also, it is one of a limited number of languages that offers the possibility to observe paradigmatic relations and discrepancies between a verb?s inflected instances.The present study deals with production data, collected from 64 monolingual Albanian-speaking children divided into three age groups (age range: 2,8 ? 5,8). A picture-cued elicitation technique was used to elicit children?s production of the verbs? present and past tense forms, of which only the past tense productions were coded and statistically analyzed. Verbs from different phonological neighborhoods were included, where special attention was paid towards including verbs for each different past tense process, and verbs from the same phonological prototype, that diverged with respect to their past tense formation.The findings reveal a pronounced tendency of children, regardless of age, to overapply the `-v-? stem extension affix, which is consistently present in the first and second person singular past tense instances of the related verbs, to the third person singular, an instance which is never observed in adult language. This phenomenon suggests effects of paradigmatic analogy. Another major pattern observed was the overgeneralization of a past tense process to verbs that actually employ another past tense formation process. This pattern occurred with verbs whose present tense forms belong to the same phonological neighborhood, therefore indicating effects of phonological similarity on children?s processing of the past tense.The results are discussed with particular attention paid to the accumulating evidence on paradigmatic effects and the analogy between words sharing morpho-phonological and / or semantic properties. We conjecture that the `v-stem extension overgeneralization? pattern displayed by the Albanian-speaking children is a peculiar phase during their acquisition of the past tense, which promotes their transition to the adult level of processing and representation of this challenging morphological process. Our findings favor morphological processing models in which analogy to other exemplars and intrinsic relations between words play a crucial role.
Frequency effects in the processing of morphologically complex Turkish words
This is an empirical study that examines how morphologically simple and complex words in Turkish are represented in the brains of native speakers. Two experiments are reported that use various "frequency of occurrence" metrics as independent variables. The secondary findings of the study are that (a) frequency is an extremely complex concept, especially in the case of an agglutinating language like Turkish; (b) different frequency measures are highly correlated; (c) frequency distributions are uneven at several levels; (d) the overwhelming majority of grammatically possible forms are never used even in a large corpus; (e) in an agglutinating language like Turkish, morphology has a deep impact even at sub-lexical levels such as the distribution of letter-ngrams; (f) conducting psycholinguistics experiments online rather than in a laboratory environment is a feasible option; (g) letter shape does not have an effect on word recognition accuracy; (h) morphologically complex Turkish words are processed two times more slowly than simple words, suggesting that suffix sequences add a significant workload to the recognition process. The three main findings of the experiments, on the other hand, are that (a) more frequent simple words are processed faster than less frequent simple words, thus replicating a well-established finding in a typologically different language; (b) complex words are probably processed from left to right, and, most importantly, (c) the human brain can use suffix sequences to recognize complex words, thus suggesting that there exist mental representations for frequently occurring suffix sequences, probably in addition to mental representations for individual suffixes.
Güneybatı Türk lehçelerinde yer alan zarf-fiil eklerinin anlambilimsel ve biçimbilimsel olarak karşılaştırılması
Zarf-fiil ekleri, her dilde olduğu gibi Türk dilinde de işlek bir biçimde kullanılan yapılar olarak karşımıza çıkmaktadır. Türk dilinin zaman içerisinde çeşitli gruplara ayrılması, zarf-fiil eklerinin anlamsal ve biçimsel değişimlerine yol açmıştır. Bu çalışmada amaç, Eski Anadolu Türkçesi esas alınarak Güneybatı Türk lehçelerinde yer alan zarf-fiil eklerinde görülen anlamsal ve biçimsel değişiklikleri tespit etmektir. Karşılaştırma yapılırken başta Türk dünyası olmak üzere Eski Anadolu Türkçesinin önemli eserlerinden biri olan Dede Korkut Kitabı'na ait "Basat'ın Tepegöz'ü Öldürdüğü Destan" başlıklı hikâye kullanılmıştır. Hikâyenin Dresden nüshası için Muharrem Ergin'in "Dede Korkut Kitabı I-II" adlı eserinden yararlanılmıştır. Eserin Türkiye Türkçesine aktarımı için Muharrem Ergin'in "Dede Korkut Kitabı" adlı eserine başvurulmuştur. Bu çalışmada, ilk olarak Eski Anadolu Türkçesi ve Güneybatı Türk lehçeleri tanıtılmıştır. Ardından Eski Anadolu Türkçesi ve Güneybatı Türk lehçelerinde yer alan zarf-fiil ekleri sıralanmış ve bu ekler, "İnceleme" kısmında "Basat'ın Tepegöz'ü Öldürdüğü Destan" adlı hikâye üzerinden anlamsal ve biçimsel olarak karşılaştırılmıştır. Yapılan bu karşılaştırma, "Sonuç" kısmında tablolar üzerinden verilmiştir.
Sumerce'de ekler ve Türkçe'ye yansımaları
Mazinin insanını, yaşantısını ve geleceğe bıraktığı mirası yoklayabildiğimiz yazılı kayıtların en eski kaynağı Sumerlilerden kalmıştır. Unutkanlığı bir eksiklik olmaktan çıkarıp gelecekte bir yerde belleği canlandıran onlardır. Ne var ki bıraktıkları tarihi miras, 19. yüzyılın arkeolojisi açığa çıkarana dek toprağın altında gizli kalmıştır. O zamandan beri farklı milletlerden ve dünyanın farklı köşelerinden bir çok uzman, araştırmacı veya meraklı onları ve onlardan kalanı anlamak için büyük bir çaba sarfetti. Dilleri üzerinde sayısız çalışma ortaya kondu. Buna rağmen, hayranlıkla izini sürdüğümüz çalışmalar Sumer dilinin bazı noktalarını aydınlatmaya yetmemiştir. Bu çalışmayla gaye, elden geldiğince bir boşluğu doldurmak ve kör noktada kalmış unsurlar varsa onları açığa çıkararak bilime katkıda bulunmaktır. Teknolojinin ve gündelik hayatın sunduğu imkânlar nispetinde ilk aşamada hedeflenen Sumerce'nin morfolojisini elekten geçirmektir. Sumercedeki ekler ortaya konduktan sonra ikinci aşamanın hedefi Sumerceden Türkçe'ye geçen ekleri anlam ve fonksiyon bakımından karşılaştırma yoluyla tespit etmektir. Zamanımıza kadar Sumerce'nin ilişkili olabileceği dillere dair çıkarımlar yapan ve bu dilin Türkçe'yle ilişkisini ele alan çalışmalar mevcuttur. Ne var ki bu çalışmalar çoğunlukla kelime varlığı üzerine odaklanmıştır. Konuya, gramer yönünden yaklaşan çalışmalar da kısıtlıdır. Üstelik biçim bilgisi yönünden denk unsurları ortaya çıkarmak için Sumerolojinin verileri tam bir incelemeye ve değerlendirmeye tâbi tutulmamıştır. Dolayısıyla bu çalışma, Sumerce'den Türkçe'ye miras kaldığı söylenebilecek dilbilgisi öğelerinin çoğaltılmasını hedeflemiştir. Ortaya çıkan bulgular Türk dillerinin en eski çağlarını sorgulamaya imkan sunacak mahiyettedir. Sumer Dili üzerinde yapılan önceki çalışmalardan, belgelerden ve bu alandaki uzmanların ortaya koyduğu bilgiden faydalanılarak Sumerce'deki ekler tasniflenmiştir. Çalışmada tümevarımsal bir yol izlenmiş, toplanan bulgular analiz edilerek sonuca gidilmiştir. Sonuçları ortaya koymak için veriler üç safhada ele alınmış, çalışma üç bölüme ayrılmıştır. İlk bölümde Sumerce'nin genel özelliklerinden bahsedilmiştir. Sumerce'nin yazı sistemi, ses bilgisi, söz dizimi, dönemleri, kaynakları ve cümle öğeleri hakkında ayrıntılı bilgi verilmiştir. İkinci bölümde Sumerce ekler değerlendirilmiştir. İki aşamalı olarak ele alınan bu başlıkta çekim ekleri ve yapım ekleri örneklerle açıklanmıştır. İsim kategorisindeki çekim ekleri ve yapım ekleri alt başlıklarla sunulmuştur. Ayrıca ünlem, edat ve bağlaç eklerinden söz edilmiştir. Son bölüm, Sumerce'den Türkçe'ye kaldığı anlaşılan eklere ayrılmıştır. İkinci bölümde denkliğini bulduğumuz ekler burada başlıklar halinde sıralanmış ve denkliklere dair açıklamalar yapılmıştır. Bu bölümde sunulan içerik bir bakıma sonuç bölümünü de oluşturmaktadır Karşılaştırmalı olarak ele alındığında, isimleri farklı olsa bile her iki dilin birbirine denk pek çok gramatik unsuru paylaştığı saptanmıştır. Şimdiye kadar, ne zaman ayrı bir kola ayrıldığı bilinmeyen Çuvaşça'nın zamirlerindeki epir ve esir formlarının Babil Krallığı zamanından itibaren ortaya çıktığı söylenebilir. O ikilinin dışında kalan Türkçe kişi zamirlerinin de tarihsel olarak Sumerliler zamanına dayandığı görülmektedir. Türkçedeki bu, şu ve o işaret zamirlerinin kaynağı da yine oradadır. Yine Türkçedeki olumsuzluk eki -sIZ ve ek fiilin eki -DIr Sumerceden Türkçeye miras kalan eklerden bazılarıdır. Çalışmanın bulguları "sonuç" bölümünde özetlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sumer, Sumerliler, Sumerce, Türkçe, Türk Tarihi, Morfoloji, Ekler, Çekim Eki, Yapım Eki, İsim.