Emotion regulation
299 theses under this subject heading
Predicting eating attitudes and behaviors: the role of adverse childhood experiences, emotion regulation difficulty and emotional availability of parents
This thesis study aimed to investigate whether adverse childhood experiences, which were found to be a risk factor for developing eating disorders by several studies, would predict disordered eating attitudes through difficulties in emotion regulation and whether this relationship is moderated by parental emotional availability. The study sample was constructed with the convenience sampling method, and the data of 188 participants were included. Data were collected with the Adverse Childhood Experiences Scale (ACES), Difficulties in Emotion Regulation Scale (DERS-16), Lum Emotional Availability of Parents (LEAP), Eating Attitudes Test (EAT-26), and demographic information form. Data were analyzed by conducting moderated-mediation analysis, and it was found that difficulty in emotion regulation mediated the relationship between adverse childhood experiences and eating attitudes. However, after controlling for gender, age, and any history of psychological disorders, parental emotional availability did not moderate the relationship between adverse childhood experiences and eating attitudes and behaviors. Findings were further discussed within the scope of the literature.
The relationship between helicopter parenting and eating disorder symptoms in university students: The roles of parental emotional availability and emotion regulation difficulty
This study investigates the relationship between helicopter parenting (HP) and eating disorder symptoms severity, with a focus on the mediating roles of parental emotional availability (EA) and emotion regulation difficulty among a sample of 303 Turkish university students. Quantitative research utilizing online survey was employed. Bivariate correlations and mediation analyses were conducted to analyze the data. The findings revealed an indirect positive association between maternal HP and eating disorder symptoms severity through emotion regulation difficulty. Additionally, paternal HP demonstrated a negative relationship with eating disorder symptoms severity through serial mediation of paternal EA and emotion regulation difficulty. There was a positive association between paternal HP and paternal EA, while the association between paternal EA and emotion regulation difficulty was negative. The results contribute to the growing body of research on the effects of HP on university students and emphasize the importance of considering both parental EA and emotion regulation difficulty in understanding the impact of HP on eating disorders. The findings have implications for parents and mental health professionals in developing interventions and parental education programs to mitigate the potential negative impact of helicopter parenting. Future research directions and limitations are also discussed.
Yeme bozukluğunda beden ve görünüşle ilgili öz bilinçli duygular
Bu çalışmanın amacı, yeme bozukluğu tanı geçmişi olan ve bozulmuş yeme davranışları ve tutumları sergileyen bireylerde beden ve görünüşle ilişkili suçluluk, utanç, mahcubiyet, haset, öz tiksinme, kibirli gurur ve otantik gurur olmak üzere yedi öz bilinçli duygunun nasıl deneyimlendiğini, anlamlandırıldığını ve düzenlendiğini incelemektir. Bunlara ek olarak, belirtilen yedi duygunun bozulmuş yeme davranışları ve tutumlarında oynadığı rolün daha derinlemesine araştırılması da amaçlanmıştır. Bu amaçlar doğrultusunda, yedi katılımcıyla senaryolara dayalı yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiş ve elde edilen veriler içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Analiz sonucunda tetikleyiciler, duygusal deneyimler, davranışsal deneyimler, bilişsel deneyimler, davranışsal stratejiler ve bilişsel stratejiler olmak üzere 6 ana temaya ulaşılmıştır. Bulgular, genel olarak mevcut alan yazınla uyumlu olup, beden ve görünüşle ilgili olumsuz öz bilinçli duyguların yeme bozukluklarında uyum bozucu bilişsel ve davranışsal örüntülerle deneyimlendiğine işaret etmiştir. Ayrıca, mükemmeliyetçiliğin bedenle ilgili otantik gurur deneyiminin olumlu sonuçlarını engelleyen bir rolü olabileceği tespit edilmiştir. Bununla birlikte, bedenle ve görünüşle ilgili öz bilinçli duyguların hem işlevsel hem de işlevsiz stratejilerle düzenlendiğine ve tıkınırcasına yeme, yemeği kısıtlama davranışlarının duygu düzenleme stratejisi olarak kullanıldığına dair izlenimler edinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bedenle İlgili Öz-bilinçli Duygular, Yeme Bozuklukları, Duygu Düzenleme, İçerik Analizi
Secure attachment, well-being, and psychopathology: The mediation role of interpersonal emotion regulation
Secure attachment refers to the capability to establish healthy and secure relationships along with the capability to act autonomously. Extensive research has consistently documented the advantages of secure attachment in mental health outcomes, including well-being and psychopathology. People with secure attachment tend to employ adaptive emotion regulation strategies in dealing with stressful situations. While intrapersonal emotion regulation has been researched vastly in the literature, the interpersonal aspect needs to be addressed since emotion regulation is learned by people through their interactions with others. In the present study, we aimed to examine the mediating role of interpersonal emotion regulation (i.e.," enhancing positive affect, perspective taking, soothing and social modeling") in the relationship between secure attachment and well-being as well as secure attachment and psychopathology. The study sample consisted of 282 participants through convenience sampling. This study used the Warwick-Edinburgh Mental Well-Being Scale, The Brief Symptom Inventory, the Relationships Scales Questionnaire, and the Interpersonal Emotion Regulation Questionnaire. To test the hypotheses, mediation analyses were conducted. The findings revealed that utilizing a perspective-taking strategy was associated with increased well-being while using a soothing strategy was linked with decreased well-being. In addition, enhancing positive affect mediates the relationship between secure attachment and well-being. The mediating role of interpersonal emotion regulation between secure attachment and psychopathology was insignificant. The findings suggest that the link between enhancing positive affect is an adaptive strategy that securely attached individuals utilize to increase their well-being.
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna eşlik eden yavaş bilişsel tempo kliniği olan çocuklarda duygu düzenleme güçlüklerinin araştırılması
Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu'na veya Yavaş Bilişsel Tempo kliniğine sahip çocuklarda sosyal işlevsellikte bozulmalar ve bunun bir aracısı olabilecek duygu düzenlemede problemler yaşanabilmektedir. Çalışmamızda, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanısına eşlik eden Yavaş Bilişsel Tempo kliniğinin duygu düzenlemede rolü olan duygu tanıma/anlama,duygusal reaktivite/olumsuzluk/değişkenlik, duyguayarlama,empati/katı-duygusuz özellikler açısından incelenmesi ve ileride tedavi planlamasına yol gösterebilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamız Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi Çocuk Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları Anabilim Dalı'na başvuran olgular arasında içleme ve dışlama kriterlerini karşılayan, 8-12 yaş aralığında olan, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanılı 30 çocuk ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu'na Yavaş Bilişsel Tempo kliniğinin eşlik ettiği 20 çocuk olmak üzere iki farklı grup şeklinde dizayn edilmiştir. Kullanılan psikiyatrik değerlendirme ve ölçüm araçları; Barkley Çocuk Dikkat Anketi, Duygu Ayarlama Ölçeği, Çocuk ve Ergenler için Empati Ölçeği Türkiye Formu, Hollinngshead-Redich Ölçeği, Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Formu-Şimdi ve Yaşam boyu Şekli DSM-5 - Türkçe Uyarlaması, Klinik Global İzlenim Ölçeği, Sözel Olmayan İpuçlarını Algılama Becerilerini Değerlendirme Aracı-Yüz ifadeleri alt alanı, Çocuk ve Ergenlerde Yıkıcı Davranım Bozuklukları İçin DSM-IVe Dayalı Tarama ve Değerlendirme Ölçeği – Turgay, Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu ve Sosyodemografik Veri Formu'ndan oluşmaktadır. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu'na Yavaş Bilişsel Tempo kliniğinin eşlik ettiği grubun, sadece Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan gruba göre, duygu düzenlemenin duygu ayarlama ölçeği duygu ayarlama alt ölçeği puanları ve empati ölçeği puanları bakımından ayrıştığı saptanmıştır. Gruplar arasında dikkat eksikliği baskın görünüm DEHB kontrol edildiğinde de, duygu ayarlama ve empati bileşenleri Yavaş Bilişsel Tempo kliniğinin eşlik ettiği grupta anlamlı farklılaşmıştır.
Bipolar bozukluk tanılı hastaların duygu düzenleme stratejileri ve intihar olasılığı arasındaki ilişki
Bu araştırma bipolar bozukluk tanılı hastaların duygu düzenleme stratejileri ve intihar olasılığı arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Araştırmanın örneklemini İstanbul ili, Bakırköy ilçesinde bulunan Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yatan bipolar bozukluk tanılı 100 hasta oluşturdu. Verilerin toplama aracı olarak ''Kişisel Bilgi Formu, Duygu Düzenleme Anketi (DDA), İntihar Olasılığı Ölçeği (İOÖ), Young Mani Derecelendirme Ölçeği (YMDÖ), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ)'' kullanıldı. Verilerin analizinde Sürekli değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov-Smirnov testi ile değerlendirildi. Bağımsız grup karşılaştırmalarında; sürekli değişkenler için parametrik test koşullarının sağlanması durumunda iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi veya tek yönlü ANOVA kullanıldı. Parametrik test koşullarının sağlanmadığı durumlarda Mann-Whitney U testi veya Kruskal-Wallis testi kullanıldı. İki sürekli değişken arasındaki ilişki Pearson ya da Spearman Sıra korelasyon katsayıları ile değerlendirildi. Bu çalışmada bipolar bozukluk tanılı hastaların %53'ünün 36-65 yaş aralığında olduğu, %50'sinin geçmişte intihar girişiminde bulunduğu, %44' ünün intihar düşüncesi olduğu belirlendi. Hastaların İOÖ toplam puan ortalaması 90.84±5.57, DDA alt boyutlarından bilişsel yeniden değerlendirme puan ortalaması 26.84±5.84, Baskılama puan ortalaması 14.22±3.65'dir. YMDÖ toplam puan ortalaması 4.29-5.06, BDÖ toplam puan ortalamaları 8.62±5.52 olarak bulundu. DDA, Bilişsel yeniden değerlendirme alt boyutu ile; İOÖ arasında negatif yönde orta düzey ve BDÖ ile negatif yönde orta düzey, YMDÖ ile pozitif yönlü çok zayıf düzeyde bir ilişki olduğu görüldü. Anahtar Kelimeler: Bipolar Bozukluk; İntihar Olasılığı; Duygu Düzenleme; Psikiyatri Hemşireliği.
Otizm özellikleri gösteren ve göstermeyen dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanılı çocuk ve ergenlerin duygu düzenleme, yaşam kalitesi ve klinik özellikler bakımından karşılaştırılması
Bu çalışmada Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tanısı konan çocuk ve ergenlerden otizm özellikleri gösterenlerin bu özelliği göstermeyenlere göre; duygu düzenleme becerileri, klinik özellikleri, yaşam kaliteleri ve işlevsellik düzeyi bakımından farklı bir grubu temsil edebileceğinin gösterilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada nörolojik ve/veya işlevselliği bozabilecek seviyede ciddi bir kronik hastalığı olmayan, Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), anlıksal yetersizlik, şizofreni açılımı kapsamında bozukluklar, iki uçlu duygudurum bozukluğu tanılarından herhangi birini karşılamayan, 8-16 yaş aralığındaki DEHB tanılı katılımcılardan otizm özellikleri gösteren grupta 50 katılımcı ve otizm özellikleri göstermeyen grupta ise 64 katılımcı bulunmaktadır. Psikopatolojileri saptamak amacıyla Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam Boyu Şekli (ÇDŞG-ŞY-T) kullanılarak yarı yapılandırılmış klinik görüşme yapılmıştır. Otizm özelliklerini belirlemek amacıyla ebeveynlerin doldurduğu Sosyal Cevaplılık Ölçeği (SCÖ) kullanılmıştır. Sosyoekonomik-sosyokültürel düzey, Hollingshead-Redlich ölçeği ile sınıflanmıştır. Katılımcılar duygu düzenleme becerisi, klinik özellikler, yaşam kalitesi ve işlevsellik düzeyi bakımından çocukların doldurduğu Çocuklar İçin Anksiyete Duyarlılık İndeksi (CADİ), Duygusal Reaktivite İndeksi (DRİ), Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (ÇİYKÖ)- Çocuk / Ergen Formu ve ebeveynlerin doldurduğu Güçler ve Güçlükler Anketi (GGA), Duygusal Reaktivite İndeksi- Aile Formu (DRİ-A), Weiss İşlevsellikte Bozulma Ölçeği (WİBÖ)-Ebeveyn Formu, Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (ÇİYKÖ)-Ebeveyn Formu, Aile Değerlendirme Ölçeği (ADÖ) ile değerlendirilmiştir. Çalışmada DEHB tanılı çocuklardan otizm özellikleri gösterenlerin, göstermeyenlere göre anlamlı düzeyde daha yüksek irritabilite düzeyi ve daha fazla ayrılık anksiyetesi eş tanısı olduğu, psikososyal yaşam kalitesinin ve sosyal işlevselliğinin anlamlı düzeyde daha fazla bozulduğu, güncel olarak bildirilen dil-konuşma becerilerinin anlamlı düzeyde daha zayıf olduğu bulunmuştur.
Duygu sosyalleştirme uygulamalarının öncülleri: Bağlam, ebeveyn ve çocuk ile ilişkili faktörler
Araştırmanın temel amacı, okul öncesi ve okul çağında çocuğa sahip annelerin olumlu ve olumsuz duygulara ilişkin sosyalleştirme davranışlarının öncüllerini incelemektir. Bu amaca yönelik olarak bağlamsal (sosyoekonomik düzey, algılanan sosyal destek), anneye (duygu düzenleme, psikolojik belirti düzeyi, ebeveynlik öz yeterliği) ve çocuğa (yaş, cinsiyet, mizaç) ilişkin faktörler bütüncül bir model çerçevesinde sınanmıştır. Araştırmada bağlamsal, anneyle ve çocukla ilgili faktörler anne bildirimine; duygu sosyalleştirme davranışları ise hem anne bildirimine hem de görev uygulamalarına dayalı olarak incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini okul öncesi dönemde veya okul çağında çocuğa sahip toplam 188 katılımcı oluşturmuştur. Anne bildirimine dayalı analizler; okul öncesi dönemde çocuğa sahip olan 93 anne (Ort.yaş = 34.41; S = 4.71) ve okul çağında çocuğa sahip olan 95 anneden (Ort.yaş = 38.02; S = 5.12) elde edilen veri üzerinde, Anı Hatırlama Görevine dayalı analizler 133 anne çocuk çiftinden (Ort.yaş-anne = 35.14; S = 5.51; Ort.yaş-çocuk = 6.52; S = 1.78) elde edilen veri üzerinde, Hayal Kırıklığı Görevine dayalı analizler ise 70 anne çocuk çiftinden (Ort.yaş-anne = 34.49; S = 4.93; Ort.yaş-çocuk = 5.11; S = .93) elde edilen veri üzerinde yürütülmüştür. Annelerin öz bildirimlerine dayalı duygu sosyalleştirme davranışlarını, okul öncesi dönemde annenin eğitim düzeyi, algılanan sosyal destekten memnuniyet, sosyal destek ağındaki kişi sayısı ve ebeveynlik öz yeterliği doğrudan, duyguları yeniden değerlendirme stratejisi ise hem doğrudan hem de ebeveynlik öz yeterliği üzerinden dolaylı olarak yordamıştır. Okul çağında ise annenin eğitim düzeyi ve ebeveynlik öz yeterliği doğrudan, annenin eğitim düzeyi ve algılanan sosyal destekten memnuniyet, anneyle ilgili faktörler yoluyla dolaylı olarak yordamıştır. Çocuğun mizacı ebeveynlik öz yeterliği ile okul öncesinde olumsuz, okul çağında ise olumlu duygulara karşı sergilenen davranışlar arasındaki ilişkide düzenleyici rol oynamıştır. Anı Hatırlama Görevine dayalı duygu sosyalleştirme davranışlarını çocuğun yaşı, annenin eğitim düzeyi ve ebeveynlik öz yeterliği doğrudan; algılanan sosyal destekten memnuniyet ise psikolojik belirti düzeyi üzerinden dolaylı olarak açıklamıştır. Hayal Kırıklığı Görevine dayalı duygu sosyalleştirme davranışlarını sosyal destek ağındaki kişi sayısı ve algılanan sosyal destekten memnuniyet doğrudan; duygu düzenleme stratejileri ise hem doğrudan hem de ebeveynlik öz yeterliği üzerinden dolaylı olarak yordamıştır. Ayrıca, ebeveynlik öz yeterliği ile hem olumlu hem de olumsuz duygulara karşı sergilenen davranışlar arasındaki ilişkide çocuğun mizacı düzenleyici rol oynamıştır. Mevcut çalışmada, erken ve orta çocuklukta olumlu ve olumsuz duygulara karşı sergilenen duygu sosyalleştirme davranışları hem anne bildirimine hem de görev uygulamalarına dayalı olarak değerlendirilerek ebeveynliği açıklayan faktörlerle ilgili anlayışımızın genişletilmesine katkı sağlanmıştır.
Obsesif kompulsif belirtiler veya sosyal kaygı belirtileri sergileyen üniversite öğrencilerinde kişilerarası duygu düzenlemenin incelenmesi
Duygu düzenlemeye ilişkin çalışmaların çoğu birey içi süreçlere odaklanmaktadır. Fakat son zamanlarda bu alanda yapılan çalışmaların odağı duygu düzenlemenin eksik kalan sosyal bağlamına kaymıştır. Duygu düzenlemenin sosyal bağlamı olarak ifade edilen kişilerarası duygu düzenleme alanına yönelik çalışmalar son on yıla dayanmaktadır. Mevcut çalışma duygu düzenlemenin yeni çalışılan sosyal yönünü obsesif kompulsif bozukluk (OKB) ve sosyal kaygı bozukluğunda (SKB) keşifsel bir şekilde incelemeyi hedeflemektedir. Bu bağlamda Türkiyenin çeşitli üniversitelerinde okuyan öğrencilere ulaşılmıştır. Çalışma iki aşamadan oluşmuştur. İlk aşamanın amacı yüksek düzey ile düşük düzey OKB veya SKB belirtileri sergileyen katılımcıları belirlemek ve kişilerarası duygu düzenlemeyi diğer değişkenlerle incelemektir. İkinci aşamanın amacı ise grupların olumsuz duyguları tetiklendikten sonra açığa çıkan duygularla nasıl başa çıktılarını ölçemeye çalışmaktır. Birinci çalışma sonunda kişilerarası duygu düzenleme stratejileri alt boyutu olan olumlu duyguyu arttırmada gruplar arası anlamlı farklar elde edilmiştir. Yüksek düzey OKB ve yüksek düzey SKB belirtileri sergileyen öğrencilerin olumlu duygularını arttırmak için diğer insanlara yönelme ihtiyacının daha az olduğu ve pozitif duygu sonrasında diğer insanlarla kurdukları iletişimden daha az doyum ve keyif aldıkları bulunmuştur. İkinci aşamada katılımcılara olumsuz duygularını tetikleyecek senaryolar verilmiştir. Sonrasında hem kişilerarası duygu düzenleme hem de birey içi duygu düzenleme ölçekleri katılımcılara sunulmuştur. Araştırma sonunda OKB düzeyi yüksek olanların duygularını bastırarak düzenlemeye çalıştıkları bulunurken, SKB düzeyi yüksek olanların duygularını bastırarak ve bilişsel yeniden değerlendirme stratejilerini daha az uygulayarak duygularıyla başa çıkmaya çalıştıkları saptanmıştır. Bununla birlikte kişilerarası duygu düzenleme alanında OKB grupları arasında anlamlı bir fark elde edilememiş fakat yüksek düzey SKB belirtileri gösteren grubun düşük vi düzey SKB belirtisi sergileyen gruba kıyasla diğer insanlardan daha az bakış açısı almaya ihtiyaç duydukları bulunmuştur. Bir diğer ifadeyle diğerlerinden durumun o kadar kötü olmadığını ve diğer insanların daha kötü şeyler yaşadıklarını duymaya ihtiyaçlarının yüksek SKB grubunda daha az olduğu görülmüştür. Mevcut bulgular bağlanma kuramı, ebeveynlik özellikleri, kültür ve tanılar üstü kavramlarla tartışılmıştır. Anahtar Sözcükler Duygu Düzenleme, Kişilerarası Duygu Düzenleme, Obsesif Kompulsif Belirtiler, Sosyal Kaygı Belirtileri
Güvenli olmayan bağlanma stilleri ile obsesif kompulsif belirtiler arasındaki ilişkide duygu düzenlemede güçlük, kişilerarası duygu düzenleme ve baskılamanın aracı rolünün incelenmesi
Duygu düzenleme sürecinde yaşanan aksaklıkların zihinsel problemler ile yakından ilişkili olduğu bilinmektedir. Duygu düzenlemenin hem içsel hem kişilerarası boyutunun güvenli olmayan bağlanma ve obsesif kompulsif belirtiler arasındaki ilişkide sahip olduğu etkinin anlaşılması alanyazında geliştirilen önleyici müdahalelere önemli bilgiler sağlayacaktır. Mevcut çalışmada güvenli olmayan bağlanma stilleri ve obsesif kompulsif belirtiler arasındaki ilişki incelenirken duygu düzenlemede güçlük, kişilerarası duygu düzenleme ve baskılamanın aracı rolü değerlendirilecektir. Çalışmanın örneklemini 18 yaşından büyük, herhangi bir psikiyatrik tanıya sahip olmayan 353 katılımcı oluşturmuştur. Çalışma kapsamında katılımcılardan Demografik Bilgi Formu, Duygu Düzenlemede Güçlük Ölçeği, Duygu Düzenleme Anketi-Baskılama Alt Testi, Kişilerarası Duygu Düzenleme Ölçeği, Boyutsal Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği ve Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-İlişki Yapısı'nı doldurmaları istenmiştir. Çalışmanın hipotezlerine uygun olarak seri çoklu aracı değişken analizi yürütülmüştür. PROCESS eklentisi üzerinden Model 6 seçilmiştir. Yürütülen analiz sonucunda duygu düzenlemede güçlük ve baskılamanın hem tek başlarına hem de aynı anda kaygılı bağlanma ve obsesif kompulsif belirtiler arasındaki ilişkide aracı rol oynadığı bulunmuştur. Aynı ilişkide kişilerarası duygu düzenleme yalnızca duygu düzenlemede güçlük ve baskılama ile beraberken aracı rol üstlenmiştir. Kaçıngan bağlanma ve obsesif kompulsif belirtiler arasındaki ilişkide ise baskılamanın hem yalnız başına hem de kişilerarası duygu düzenleme ile aynı anda aracı rol oynadığı görülmüştür. Elde edilen bulgular bağlanmanın obsesif kompulsif belirti düzeyinde duygu düzenleme süreci aracılığıyla etkisi olduğuna işaret etmektedir.
Çocukluk çağı travmaları ile obsesif kompulsif belirtiler arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün ve obsesif inançların aracı rolünün incelenmesi
Bu çalışmada çocukluk çağı travmatik yaşantılarının obsesif kompulsif belirtiler ile olan ilişkisinde obsesif inançların ve duygu düzenleme güçlüğünün aracı rollerinin incelenmesi hedeflenmiştir. Çalışmanın örneklemi Türkiye'deki farklı illerden gönüllü katılım sağlayan 18-35 yaş arasındaki 421 katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcılara elektronik ortamda hazırlanan veri seti sunulmuştur. Oluşturulan veri setinde ilk olarak Gönüllü Katılım Formu'nu onaylayan katılımcılara, çalışmanın hedefleri doğrultusunda sırasıyla Sosyodemografik Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Obsesif İnanışlar Envanteri, Vancouver Obsesif-Kompulsif Envanteri ve Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmada yer alan değişkenlerin ilişkilerin incelenmesi için Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Katsayısı Analizi, aracı değişkenlerin rollerinin değerlendirilmesi için Paralel Çoklu Aracı Değişken Analizi yapılmıştır. Analizler sonucunda çocukluk çağı travmalarının obsesif kompulsif belirtiler ile olan ilişkisinde duygu düzenleme güçlüğünün ve obsesif inançların aracılık rolünün anlamlı olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte aracı değişkenlerin rolleri karşılaştırıldığında ise duygu düzenleme güçlüğünün ve obsesif inançların aracı rolleri arasında anlamlı bir fark olmadığı tespit edilmiştir. Çalışmada elde edilen bulgular ilgili alan yazın ışığında tartışılmıştır ve çalışmanın klinik doğurgularına, sınırlılıklarına ve yeni çalışmalar için önerilere yer verilmiştir. Anahtar Sözcükler Çocukluk Çağı Travmaları, Obsesif Kompulsif Belirtiler, Duygu Düzenleme Güçlüğü, Obsesif İnançlar
COVID-19 pandemisinde 48-72 ay çocukların ebeveynleri ile ilişkileri ve yılmazlık özelliklerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı pandemi döneminde okul öncesi dönem çocuklarının yılmazlığı ve ebeveyn-çocuk ilişkisi ile mizaç, bağlanma, duygu düzenleme arasındaki ilişkileri ortaya koymaktır. Nicel desende gerçekleştirilen bu araştırma ilişkisel tarama modelinde betimsel bir araştırmadır. Araştırmanın çalışma grubunu Konya ilinden uygun örnekleme yolu ile seçilen 330 çocuk oluşturmaktadır. Araştırma verileri 2020-2021 eğitim öğretim yılı ikinci yarılında toplanmıştır. Değişkenler arasındaki doğrudan ve dolaylı ilişkileri ölçmek için çoklu doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre çocukların toplam yılmazlık puanlarını cinsiyet, sıcakkanlılık ve sebatkarlık anlamlı derecede olumlu yordamaktadır. Çocukların öz-düzenleme/sosyal yeterlilik düzeylerini cinsiyet ve sebatkarlık mizaç özellikleri anlamlı derecede yordamaktadır. Çocukların duyguları anlama beceri düzeylerini sıcakkanlılık ve sebatkarlık mizaç özelliği, empati/sorumluluk düzeylerini cinsiyet ve sebatkarlık mizaç özelliği anlamlı derecede olumlu yordamaktadır. Araştırmada ebeveyn-çocuk olumlu ilişki düzeylerini yordamada çocukların duygu düzenleme ve bağlanma düzeyleri istatistiksel olarak anlamlıdır. Ebeveyn-çocuk çatışma puanlarını ise sebatkarlık ve duygu düzenleme becerisi negatif yönde yordarken, tepkisellik mizaç özelliği pozitif yönde yordamaktadır. Bu araştırmadan elde edilen bulgular alan yazında var olan araştırmadan elde edilen sonuçlar çerçevesinden tartışılmaktadır.
Dijital bağımlılık ile dijital risk alma, doğru kullanım, bilişsel esneklik ve duygu düzenleme ilişkisinin incelenmesi
Dijital bağımlılık özellikle ergenlerde ve üniversite öğrencilerinde, önceki nesillere oranla artan bir ivmeyle kendini göstermektedir. Öğrenciler dijital deneyimleri boyunca çok sayıda riskle karşı karşıya kalmaktadır. Dijital riskler ile dijital bağımlılık arasındaki ilişkide çeşitli psikolojik ve bilişsel değişkenlerin rolünün anlaşılması önemlidir. Bu çalışmanın amacı üniversite öğrencilerinin dijital bağımlılık ile dijital risk alma, doğru kullanım, bilişsel esneklik ve duygu düzenleme becerileri arasındaki çoklu ilişkileri, dolaylı etkileri ve aracı rolleri incelemektir. İlişkisel tarama yöntemi kullanılan bu araştırmanın veri toplama süreci 44 farklı yükseköğretim kurumu ile 2022 öğretim yılının güz döneminde üç aşamalı olarak yürütülmüştür. Veri toplama sürecinin ilk aşamasına 304; ikinci aşamasına 342; üçüncü aşamasına ise 1564 farklı üniversite öğrencisi gönüllü katılım göstermiştir. Araştırmanın veri toplama sürecinde "Kişisel Bilgi Formu", "Dijital Bağımlılık Ölçeği", "Dijital Risk Alma Ölçeği", "Dijital Vatandaşlık Ölçeği (Doğru Kullanım Boyutu)", "Bilişsel Esneklik Ölçeği" ve Duygu Düzenleme Ölçeği" kullanılmıştır. Öğrencilerin dijital risk alma düzeylerini belirlemek amacıyla kullanılan "Dijital Risk Alma Ölçeği" bu araştırma kapsamında geliştirilmiş olup ölçeğe ilişkin geçerlik ve güvenirlik analizi bulguları sunulmuştur. Veriler Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA), Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) ve Yapısal Eşitlik Modellemesi (YEM) yöntemleri ile analiz edilmiştir. Araştırma kapsamında alanyazın eşliğinde öngörülen bir hipotez çoklu aracılık modeli test edilmiştir. Gerçekleştirilen çoklu aracılık modeli analizi sonucunda dijital risk alma ile dijital bağımlılık arası ilişkide, bilişsel esneklik ve duygu düzenleme değişkenlerinin aracı rol üstlendiği; doğru kullanım değişkenine ilişkin aracılık testlerinin ise anlamlı sonuç vermediği belirlenmiştir. Bu araştırma sonucunda, dijital riskler ve dijital bağımlılığa yönelik geliştirilecek öğretim tasarımı süreçlerinde, psikolojik ve bilişsel değişkenlerin sürece dahil edilmesine yönelik öneriler sunulmuştur.
İstismar-ihmal geçmişi ve romantik ilişkide bağlanma: Bilişsel duygu düzenleme ve erken dönem uyumsuz şemaların rolü
Bireyin çocukluk çağı travmaları ile yetişkinlik döneminde sergilediği bağlanma tarzı arasındaki ilişkide erken dönem uyumsuz şemalar ile duygu düzenleme becerilerinin etkisinin değerlendirildiği bu çalışmada sıralı açıklayıcı karma desen kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, nicel veriler için 304 üniversite öğrencisi ile nitel veriler için çocukluk çağında istismar deneyimi olan 10 kişi oluşturmuştur. "Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği", "Young Şema Ölçeği Kısa Form – 3", "Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği", "Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri" ve demografik bilgi formu ile yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak veri toplanmıştır. Analiz sonucunda, çocukluk çağı travmalarının kaygılı bağlanma üzerinde pozitif yordama etkisinin olduğu, ancak kaçınmacı bağlanma üzerinde anlamlı düzeyde bir yordama etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Çocukluk çağı travmalarının uyumlu duygu düzenlemeyi negatif yönde, uyumsuz duygu düzenlemeyi ise pozitif yönde yordadığı gözlenmiştir. Çocukluk çağı travmaları ile kaygılı bağlanma arasındaki ilişkide uyumlu ve uyumsuz duygu düzenlemenin kısmi aracılık etkisinin olduğu bulunmuştur. Çocukluk çağı travmalarının, kopukluk ve reddedilme şema alanını ve zedelenmiş özerklik şema alanını pozitif yönde yordadığı, ancak zedelenmiş sınırlar, diğeri yönelimlilik ve aşırı tetikte olma şema alanı üzerinde anlamlı düzeyde yordama etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Çocukluk çağı travmaları ile kaygılı bağlanma arasındaki ilişkide kopukluk ve reddedilme şema alanın tam aracılık etkisinin olduğu; ayrıca çocukluk çağı travmaları ile kaygılı bağlanma arasındaki ilişkide zedelenmiş özerklik şema alanının tam aracılık etkisinin olduğu ortaya konmuştur. Çalışmanın nitel verileri nicel verilerden elde edilen sonuçları desteklemektedir. Araştırma kapsamında ulaşılan bulgular, alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır. Son olarak çalışmanın sınırlılıklarından bahsedilmiş; araştırmacılara, uygulayıcılara ve politika yapıcılara öneriler sunulmuştur.
Duygu düzenleme süreçleri, kadınsılık- erkeksilik algısı, beden memnuniyetsizliği ile yeme tutumları arasındaki ilişki: Bir model önerisi
Bu çalışmada yeme tutumlarındaki bozulmalarla ilişkili olduğu düşünülen olumlu ve olumsuz duyguların düzenlenme süreçleri, kadınlığa ve erkekliğe dair normlara bağlılık ve beden memnuniyetsizliği faktörlerinin birbiriyle ilişkisini açıklayan kuramsal modelin test edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda ön çalışmada, Kadınlığa Dair Düşünceler Ölçeği (KDDÖ), Erkeklere Özgü Beden Tutum Ölçeği (EBÖBTÖ) ve Ben-Tovim Walker Beden Tutum Ölçeği (BTWBTÖ)'nin psikometrik özellikleri incelenmiştir. Ön çalışmanın örneklemi (N= 1516) Akdeniz Üniversite'sinin farklı bölümlerinde okuyan kadın ve erkek katılımcılardan oluşmaktadır. Her üç ölçeğin de Türkçe formlarının kabul edilebilir düzeyde geçerli ve güvenilir olduğu bulunmuştur. Ana çalışmada ise ilgili alan yazın doğrultusunda oluşturulan kuramsal model, ön çalışma örneklemine benzer özelliklerdeki 430 kadın ve 414 erkek üzerinde test edilmiştir. Katılımcılara Duygu Düzenleme Süreçleri Ölçeği, Yeme Tutum Testi, Erkeklik Rol Normları Ölçeği, KDDÖ, BTWBTÖ ve EBÖBTÖ uygulanmıştır. Kadınlar arasında test edilen modele göre, kadınlığa dair düşüncelere bağlılığın, beden memnuniyetsizliğindeki artışı ve bozulmuş yeme tutumlarındaki azalmayı doğrudan yordadığı bulunmuştur. Kadınlarda duygu düzenleme süreçleri beden memnuniyetsizliğindeki azalmayı negatif yönde yordarken, yeme tutumlarındaki bozulmayı pozitif yönde doğrudan yordamaktadır. Kadınlarda değişkenler arasındaki dolaylı ilişkiler incelendiğinde duygu düzenleme süreçlerinin kullanımındaki artış dolaylı olarak yeme tutumlarındaki bozulmayı negatif yönde yordarken, kadınlığa dair düşüncelere bağlılık dolaylı olarak yeme tutumlarındaki bozulmayı pozitif yönde yordamaktadır. Ayrıca, kadınların erkeklik rol normlarına yönelik onaylarındaki artış, yeme tutumlarındaki bozulmaları pozitif yönde yordamaktadır. Erkeklerde ise duygu düzenleme süreçlerinin kullanımındaki artış, yeme tutumlarındaki bozulmaları pozitif yönde yordamaktadır. Bununla birlikte, erkeklik rol normlarına bağlılığın artması, beden memnuniyetsizliğini doğrudan, yeme tutumlarındaki bozulmaları ise dolaylı olarak pozitif yönde yordamaktadır. Ek olarak hem kadınlarda hem de erkeklerde beden memnuniyetsizliğindeki artış, yeme tutumlarındaki bozulmaları pozitif yönde yordamaktadır. Araştırmanın bulguları ve klinik doğurguları ilgili alan yazın ışığında tartışılmıştır.
Erkek heteroseksüel ve homoseksüel bireylerin çocukluk çağı travması ile bağlanma stilleri ve bilişsel duygu düzenleme stratejileri arasındaki ilişki
Bu araştırmada erkek heteroseksüel ve homoseksüel bireylerin çocukluk çağı travması ile bağlanma stilleri ve bilişsel duygu düzenleme stratejileri arasındaki ilişki incelenmiştir. Örneklemi İstanbul ilinde yaşayan, cinsel kimliğini erkek olarak tanımlayan 150 homoseksüel ve 150 heteroseksüel olmak üzere toplamda 300 kişi oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak kişilere Kişisel Bilgi Formu, İlişki Ölçekleri Anketi, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği ve Bilişsel Duygu Düzenleme Stratejileri Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler IBMM SPSS Statistics 24 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Farklılıkların belirlenmesinde Mann Whitney U Testi, Çok Faktörlü Varyans Analizi uygulanmıştır. Ayrıca ölçekler arasındaki ilişkilerin düzeyleri Spearman Korelasyon Analizi ile belirlenmiştir. Edinilen bulgular doğrultusunda hipotezlerin doğrulukları incelenmiştir. Bu çalışmanın sonucunda, çocukluk çağı tarvaması, bilişsel duygu düzenleme stratejileri ve bağlanma stilleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Cinsel yönelim açısından ise iki grup arasında farklılaşma olduğu görülmüştür. Literatürün ise bu çalışmaya konu olan kısımlarının, özellikle cinsel kimlik, cinsel yönelim alanlarında belirgin eksiklikler gösterdiği gözlenmiştir. Homoseksüel bireylerin yaşadıkları problemleri daha iyi anlayabilmek adına çalışmaların arttırılması gerekmektedir.
Türkiye örnekleminde, narsisistik özellik, öz-şefkat ve duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma narsisistik kişilik özelliği gösteren bireylerin bu kişilik özelliği gösterme düzeyleri arttıkça duygu düzenleme güçlüklerinde ve öz şefkatlerinde nasıl bir farklılık olacağına bakabilmek ve farklılık var ise bu farklılığın hangi yönde olacağını tespit edebilmek amacıyla yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda gönüllülük esasına göre 49 üniversite öğrencisine ve 183 üniversite mezununa; demografik bilgi formu, narsisistik kişilik envanteri (NKE), duygu düzenleme güçlüğü ölçeği ve öz şefkat ölçeği uygulanmıştır. Ölçeklerin uygulanmasından sonra sorulara cevap bulabilmek için; frekans, yüzde, ortalama, standart sapma değerlerine bakılmıştır. Bunun yanı sıra faktör analizi, tek yönlü varyans analizi, ölçeklerin güvenilirlik analizleri, Kruskal –Wallis Testi, Mann-Whitney U testi ve Korelasyon analizleri yapılmıştır. Daha sağlıklı sonuçlar elde edebilmek için ölçeklerden elde edilen puanlar her bir değişken için (narsisizm, öz-şefkat ve duygu düzenleme güçlüğü), düşük-orta-yüksek olmak üzere üç gruba ayrılmış ve bu gruplar temel alınarak analiz yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda duygu düzenleme güçlüğünün grup puanlarıyla, öz-şefkat ve narsisizm değişkenlerinin ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark elde edilmiştir. Buna göre; duygu düzenleme güçlüğü artarken öz-şefkat azalmakta narsisizm ise artmaktadır. Narsisizmin grup puanları ile duygu düzenleme güçlüğü arasında istatistiksel olarak fark elde edilmiştir. Fakat narsisizm grupları ile öz-şefkat arasında istatistiksel olarak fark bulunamamıştır. Yani narsisizm artarken duygu düzenleme güçlüğü de artmakta fakat öz-şefkat puanlarında bir fark olmamaktadır. Öz-şefkat grup puanları ile duygu düzenleme güçlüğü ve narsisizm ölçek puanları arasında analiz yapılmış ve analiz sonucunda istatistiksel olarak anlamlı fark elde edilmiştir. Buna göre; öz-şefkat artarken duygu düzenleme güçlüğü ve narsisizm azalmaktadır. Bunların yanı sıra demografik bilgilerde ise kişilerin yaşadıkları son ilişkilerinin süresi, ilişkide ki memnuniyet düzeyleri ve kişilerin partner sayıları ile duygu düzenleme güçlüğü, öz-şefkat, narsisizm puanları arasında fark bulunamamıştır. Anahtar Kelimeler: Narsisizm, Duygu Düzenleme Güçlüğü, Öz Şefkat.
Yetişkin bağlanma biçimleri; benlik saygısı; Duygu düzenleme ve depresif belirtiler: Ankara ve İstanbul'da peripartum/ pospartum döneminde olan ve olmayan kadınlar arasında bir karşılaştırma
Gebelik ve doğum sonrası zamanın anneler için önemli değişmelerin yaşandığı aynı zamanda stres oluşturan pek çok uyarıcının etkisinde olduğu zor bir dönem olduğu bilinmektedir. Bu dönemde annenin sahip olduğu bazı özellik ve beceriler onda bu stresin daha problemli bir hale dönüşmesinde önemli bir etkiye sahiptir. Yapılan daha önceki araştırmalar, güvensiz bağlanma biçimine ve düşük benlik saygısına sahip, duygularını düzenlemede güçlük yaşayan kişilerin depresyon geçirme riskininin yüksek olduğunu söylemektedir. Bu çalışmada; bağlanma biçimleri, benlik saygısı, duygu düzenleme ve peripartum/postpartum depresyon (PPD) arasındaki ilişki, peripartum/postpartum döneminde bulunan kadınlar ve bu dönemde bulunmayan kadınlarla karşılaştırması yapılarak incelenmiştir. Özellikle; duygu düzenleme ve benlik saygısının güvensiz bağlanma biçimleri ve depresyon arasındaki aracı rollerinin ne olduğu hem peripartum/postpartum grubunda, hem de karşılaştırma grubunda araştırılmıştır. Bu çalışmada katılımcılar, Türkiyede Ankara ve İstanbul illerindeki hastanalerde pediatri ünitesine kayıtlı olan kişilerden seçilmiştir. Katılımcılardan iki grup oluşturulmuştur: peripartum/postpartum döneminde bulunan gruba son otuz ay içerisinde bir çocuk doğurmuş anneler, peripartum/postpartum döneminde olmayan gruba ise son otuz ay içerisinde hiç çocuk doğurmamış anneler atanmıştır. Her iki örneklem grubu yaş değişkeni hariç bütün demografik değişkenler bakımından eşit durumdadır. Anket formları 250 anne tarafından doldurulmuştur. Bu formlardan 35 tanesi yarım veya hatalı doldurma nedeniyle hesaplamadan çıkartılmış ve toplamda 215 anket formu elde edilmiştir. Katılımcılara Demografik Bilgi Formu, Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği (DDGÖ) Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II (YİYE-II) ve Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ) doldurtulmuştur. Peripartum/ Postpartum grubunun, karşılaştırma grubuna kıyasla duygu düzenleme becerilerinde anlamlı şekilde güçlük ve daha yüksek seviyede depresif belirtiler gösterdiği bulunmuştur. Duygu düzenleme güçlüğü sorunu güvensiz bağlanma ve PPD'ye yalnızca peripartum/ postpartum grupta kısmen aracılık ederken karşılaştırma grubunda ise herhangi bir aracı etki gözlenmemiştir. İkinci değişken olarak benlik saygısının güvensiz bağlanma ve depresyon arasındaki aracı etkisi; peripartum/postpartum grubunda yalnızca kaygılı bağlanma ve depresyon arasında kısmi aracı etki gösterirken, karşılaştırma grubunda ise herhangi bir aracı etkiye rastlanmamıştır. Son olarak peripartum/ postpartum depresyona etki eden faktörleri incelemek amacıyla lojistik regresyon analizi uygulanmıştır. Buna göre; sırasıyla duygu düzenleme güçlüğü ve benlik saygısı ve yaş değişkenlerinin PPD üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olduğu, bağlanma biçimlerinin ise anlamlı bir etki ortaya koymadığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Bağlanma Biçimleri, Duygu Düzenleme, Benlik Saygısı ve Peripartum-Postpartum Depresyonu.
Annelerin duygu düzenleme güçlükleri ve erişkin bağlanma stillerine göre 48-72 aylık çocukların duygu düzenleme becerilerinin incelenmesi
Amaç: Araştırmanın amacı; annelerin erişkin bağlanma stilleri, annelerin duygu düzenleme güçlükleri ve 48-72 aylık çocuklarının duygu düzenleme becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Ayrıca, bu araştırmada 48-72 aylık çocukların duygu düzenleme becerilerinin, annelerin erişkin bağlanma stillerinin ve annelerin duygu düzenleme güçlüklerinin demografik özelliklere göre incelenmesi hedeflenmiştir. Yöntem: Araştırmanın örneklemi, İstanbul'da yaşayan 48-72 aylık çocukları olan 491 anneden oluşmaktadır. Araştırmada, annelerden anket onayı almak için Bilgilendirilmiş Onam Formu, anneler ve çocukları hakkında genel bilgi edinmek için Demografik Bilgi Formu, çocuklarının duygu düzenleme becerilerini değerlendirmek amacıyla anneleri tarafından doldurulacak olan Duygu Düzenleme Ölçeği, annelerin duygu düzenleme güçlüklerini değerlendirmek amacıyla Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği ve annelerin erişkin bağlanma stillerini saptamak amacıyla Erişkin Bağlanma Stilleri Ölçeği kullanılmaktadır. Araştırmada Bağımsız Gruplar t Testi, Anova Testi, Korelasyon ve Regresyon analizi kullanılmaktadır. Bulgular: Çocukların duygu düzenleme becerilerinin; annelerin eğitim durumuna, evlilik süresine ve çocukların yaşlarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermediği bulunmuştur. Çocukların duygu düzenleme becerilerinin; çocuğun cinsiyetine, annelerin çalışma durumuna ve annelerin yaşına göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gösterdiği bulunmuştur. Annelerin duygu düzenleme güçlükleri ve çocuklarının duygu düzenleme becerileri arasında istatistiksel olarak anlamlı, negatif yönlü bir ilişki olduğu bulunmuştur. Annelerin kaygılı-kararsız ve kaçıngan bağlanma stilleri ile çocuklarının duygu düzenleme becerileri arasında istatistiksel olarak anlamlı, negatif yönlü bir ilişki olduğu bulunmuştur. Annelerin güvenli bağlanma stili ve çocuklarının duygu düzenleme becerileri arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü bir ilişki olduğu bulunmuştur. Annelerin duygu düzenleme güçlüklerinin ve annelerin erişkin bağlanma stillerinin ortak etkisine bakıldığında; çocuklarının duygu düzenleme becerilerinin %1' ini açıklayabildiği ve modelin zayıf olduğu bulunmuştur. Araştırma ile ilgili literatür incelenmiş, araştırma bulguları ile karşılaştırılarak tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur. Sonuç: Bu çalışma, annelerin erişkin bağlanma stillerinin ve annelerin duygu düzenleme güçlüklerinin, çocuklarının duygu düzenleme becerilerini etkilediğini göstermektedir. Aynı zamanda bazı demografik özellikler de (çocuğun yaşı, annenin çalışma durumu, annenin yaşı) çocukların duygu düzenleme becerilerini etkilemektedir. Bu bağlamda, yapılan bu çalışmanın, anne-çocuk arasındaki ilişkinin kalitesine, duygusal becerilerin gelişimine, psikolojik rahatsızlıkları çözümlemede terapistlere ve ülkemizdeki anne- çocuk arasındaki ilişkiye yönelik yapılan araştırmalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler; Erişkin bağlanma stilleri, duygu düzenleme becerileri, duygu düzenleme güçlükleri, 48-72 aylık çocuk
Orta ve lise düzeyi öğretmenlerinin olumsuz çocukluk çağı deneyimleri ile öğrencilere yönelik şiddet davranışları arasında duygu düzenleme becerilerinin aracılık etkisi
Bu çalışmada orta ve lise düzeyi öğretmenlerinin olumsuz çocukluk çağı deneyimleri ile öğrencilere yönelik şiddet davranışları arasında duygu düzenleme becerilerinin aracılık etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla İstanbul ilinde bir özel okulda görev yapan her branştan öğretmenler, müdür ve müdür yardımcıları olmak üzere toplam 129 kişiden veri toplanmıştır. Araştırmada demografik soru formu, Çocukluk Çağı Travmaları ölçeği (CTQ),Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği(DDGÖ) ve öğretmen istismar davranışları soru formu kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS 21.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucunda öğretmenlerin çocukluk çağı travmaları ölçeğinden aldıkları puanlar ile öğretmenlerin öğrencilere yönelik toplam istismar davranışı puanları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Çocukluk çağı travmasının istismar davranışı üzerine etkisinde duygu düzenleme güçlüğünün tam aracılık etkisi olduğu görülmüştür. Araştırmadan elde edilen bulguların ayrıntıları ele alınmış ve yorumu yapılmıştır. Bu doğrultuda ilerideki uygulama ve araştırmalara yönelik önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Çocukluk çağı travması, duygu düzenleme, istismar, şiddet
Kutcher ergenler için genelleştirilmiş Sosyal Anksiyete Bozukluğu Ölçeği'nin türkçe uyarlaması ve bir grup çalışmasının ergenlerdeki sosyal anksiyete düzeyine etkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, Kutcher Ergenler İçin Genelleştirilmiş Sosyal Anksiyete Bozukluğu Ölçeği'ni Türkçe'ye çevirerek geçerlik ve güvenirliğini sınamak ve araştırmacı tarafından geliştirilen bilişsel-davranışçı yaklaşımla bütünleştirilmiş duygu düzenleme becerisi grup çalışmasının ("Duygularla Başa Çıkma Programı") sosyal anksiyete belirtileri olan ergenlerde etkililiğinin incelenmesidir. Araştırmada tarama modeli ve deneysel model kullanılmıştır. Araştırmanın ölçek uyarlama aşaması, 2019-2020 eğitim ve öğretim döneminde İstanbul ilinde bulunan çeşitli ilköğretim ve lisede eğitimine devam eden 13-19 yaş aralığında olan 383 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın deneysel çalışması için bu tarama çalışmasına katılan tarama testlerinde bir standart sapma üzerinde puan alan katılım ölçütlerini karşılayan 8.,9.,10.Ve 11. Sınıf öğrencisi 22 kişi (Deney grubu:11,Kontrol grubu:11) asıl çalışmaya alınmıştır. Pandemi koşulları nedeniyle orta ergenlik (13-15 yaş) ve ileri ergenlik (16-17 yaş) olmak üzere iki grup olarak yürütülmüştür. Araştırmada ölçeğin geçerlik ve güvenirlik düzeyini belirlemek için doğrulayıcı faktör analizi (DFA) yapılmış, alt boyutlara ait Cronbach Alpha değerleri ve ölçek maddelerinin madde toplam korelasyon değerleri hesaplanmış, son olarak test-tekrar test güvenirliğini hesaplamak için Spearman RHO Analizi yapılmıştır. Kutcher Ergenler İçin Genelleştirilmiş Sosyal Anksiyete Ölçeği(K-ESAÖ)'n Türkçe formunun 4 boyutlu ve 47 maddeden oluşan yapısının korunduğu, 13-19 yaş arası çocuklar için geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmanın deneysel çalışma aşamasında ise 10 hafta süreyle 90 dakikalık oturumlar "Duygularla Başa Çıkma Programı" deney grubuna haftada bir oturum olacak şekilde uygulanmıştır. Kontrol grubuna, herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Deney ve kontrol grubuna katılımcıların sosyal anksiyete belirtileri, duygu düzelenme düzeyleri ve benlik saygısındaki değişim incelenmiştir. Ölçekler ön test, son test ve izleme amaçlı uygulanmış ve sonuçlar SPSS 22 yoluyla analiz edilerek karşılaştırılmıştır. Veriler Mann-Whitney U Testi, Friedman Testi ve Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi ile incelenmiştir. Elde edilen bulgulardan hareketle, "Duygularla Başa Çıkma Programı" nın deney grubunun sosyal anksiyete belirtilerini azaltmada etkili olduğu, kalıcı olumlu etkinin devam ettiği gözlenmiştir. Duygu düzenleme becerilerinde anlamlı bir farklılık yaratmadığı, benlik saygısının artışı yönünde bir farlılık yaratabildiği bulgusuna ulaşılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgular ve araştırmanın katkıları ilgili alan yazın ışığında tartışılmıştır.
Çocukların sosyal uyum ve duygu düzenleme düzeylerinin gelişiminde çocuk merkezli oyun terapisinin etkililiği
Bu araştırma "Çocukların Sosyal Uyum ve Duygu Düzenleme Düzeylerinin Gelişiminde Çocuk Merkezli Oyun Terapisinin Etkililiği"ni sınamak amacı ile yapılmıştır. Çalışmanın ilk aşamasında çocukların sosyal uyum ve duygu düzenleme düzeylerinin değerlendirmesi amacıyla İstanbul-Bahçelievler bölgesinde özel bir yuvaya devam eden 3-6 yaş arası toplam 100 çocuğun ebeveynine LaFrenierre ve Dumas (1996) tarafından geliştirilen ve Çorapçı, Aksan, Yalçın ve Yağmurlu (2010) tarafından Türkçe geçerlilik çalışması yapılan Sosyal Yetkinlik ve Davranış Değerlendirme Ölçeği-30 (SYDD-30) ve Shields ve Cicchetti (1997) tarafından geliştirilen ve Batum ve Yağmurlu (2007) tarafından Türkçe geçerlilik çalışması yapılan Duygu Düzenleme Ölçeği (DDÖ) uygulanmıştır. Alınan sonuçlar doğrultusunda grubun, SYDD-30'un alt ölçeklerinden olan; sosyal yetkinlik alt ölçeği için medyan değeri 45,81; kızgınlık-saldırganlık alt ölçeği için 20,54; anksiyete-içe dönüklük alt ölçeği için 19,00; DDÖ'nün alt ölçeklerinden olan; değişkenlik/olumsuzluk alt ölçeği için 31,00 ve duygu düzenleme alt ölçeği için 25,00 olarak hesaplanmıştır. Hesaplanan kızgınlık/saldırganlık, anksiyete/içe dönüklük, değişkenlik/olumsuzluk alt boyutlarının medyan değerlerinin üstünde kalan ve sosyal yetkinlik, duygu düzenleme alt boyutlarında da hesaplanan medyan değerinin altında kalan katılımcılar araştırma için seçilmiştir. Demografik formda bulunan anne-baba eğitim düzeyi ve çalışma durumları da göz önünde bulundurularak seçilen 20 çocuktan 10 tanesi deney (5 kız, 5 erkek), 10 tanesi de kontrol (5 kız, 5 erkek) grubuna random atama ile atanmıştır. Deney grubundaki 10 çocukla Axline (1947) geliştirmiş olduğu oyun terapisi 8 oturum olmak üzere bireysel olarak gerçekleştirilmiştir. Kontrol grubu ile herhangi bir uygulama yapılmamıştır. 8 oturumun sonunda her iki grubun ebeveynlerinden Sosyal Yetkinlik ve Davranış Değerlendirme Ölçeği- 30 (SYDD-30) ve Duygu Düzenleme Ölçeklerini yeniden doldurmaları istenmiştir. Araştırmada öntest - sontest ve deney grubu ve kontrol grubu arasındaki puan farklılıkları için gruplar arası modeli kullanılmıştır. Deneysel bir araştırma modelidir. Oyun terapisi bağımsız, sosyal ve duygusal gelişim bağımlı değişkenler olarak ele alınmıştır. Araştırma soruları için (n=20) elde edilen veriler parametrik istatistik sayıltılarını karşılamadığı için parametrik olmayan analizler yürütülmüştür. Bu verilerin analizinde frekans analizi, betimleyici tablo, korelasyon analizi, Wilcoxon İşaret testi ve Mann-Whitney U testi uygulanmıştır. Çalışmanın başlangıcında kontrol ve deney grubunun SYDD-30 ve Duygu Düzenleme Ölçek puanlarında istatistikî olarak fark bulunmamıştır. 8 haftalık çalışma sonucunda ise oyun terapisi desteği alanların sosyal yetkinlik (U= 6.00, p<.05), kızgınlık saldırganlık (U= 9.00, p<.05), anksiyete içe dönüklük (U= 10.00, p<.05) ve değişkenlik olumsuzluk (U= 4.50, p<.05) puanlarının anlamlı derecede farklılaştığı görülmüştür. Bu bulgular alan yazındaki çalışmalar ile paralellik göstermektedir. Bu sonuç oyun terapisinin, çocuklarda sosyal uyum ve duygu düzenleme düzeyleri üzerinde etkili olan bir yöntem olarak kullanılabileceğini göstermektedir.
Fibromiyalji sendromunun şema modeli ve duygu düzenleme güçlüğü çerçevesinde incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, fibromiyalji sendromu ile erken dönem uyumsuz şemalar ve duygu düzenleme güçlüğü ilişkisini incelemek ve erken dönem uyumsuz şemalar ile fibromiyalji sendromu arasında duygu düzenleme güçlüğünün aracılık etkisini araştırmaktır. Araştırmanın katılımcıları, araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden ve katılma kriterlerini karşılayan 153'ü deney ve 153'ü kontrol olmak üzere toplam 306 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada erken dönem uyumsuz şemaları ölçmek amacıyla Young şema Ölçeği - KF3, duygu düzenlemede yaşanılan güçlükleri ölçmek amacıyla Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği, fibromiyaljinin yaşam kalitesi üzerindeki etkisini ve düzeyini ölçmek amacıyla Fibromiyalji Etki Sorgulama Ölçeği ve katılımcıların genel belirti düzeyini ölçmek amacıyla SCL-90 Belirti Tarama Envanteri kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucu fibromiyalji tanısı alan deney grubu katılımcılarının tanı almayanlara göre şemalara daha fazla eğilimli olduğu, daha fazla duygu düzenleme güçlüğü yaşadığı ve genel belirti düzeylerinin daha yüksek olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Ayrıca erken dönem uyumsuz şemalar ve şema alanları ile fibromiyalji düzeyi arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğü alt boyutlarının aracılık rolüne ilişkin Hayes (2013) tarafından geliştirilen PROCESS makrosu kullanılarak yapılan 63 analizden 33'ünde aracılık etkisi anlamlı bulunmuştur. Bulgular, ilgili alanyazın ışığında tartışılmıştır.
15-18 yaş ergenlerde anne babaya bağlanmanın akıllı telefon bağımlılığı üzerindeki etkisinin ve duygu düzenlemenin aracı rolünün incelenmesi
Bu tez çalışmasında, 15-18 yaş aralığındaki ergenlerde anne babaya bağlanmanın akıllı telefon bağımlılığı üzerindeki etkisinin ve duygu düzenlemenin aracı rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Tez çalışmasında nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini 15-18 yaş aralığın da 175'i kız 205'i erkek olmak üzere toplam 380 lise öğrencisi oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak demografik veri formu, Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği-Kısa Formu ve Anne Babaya Bağlanma Ölçeği-Kısa Formu kullanılmıştır. Yapılan analizlerin sonucunda, orta ergenlik dönemindeki ergenlerde anne babaya bağlanmanın akıllı telefon bağımlılığı üzerinde etkisi ve duygu düzenlemenin bu etkide aracı rolü olduğu belirlenmiştir. Belirlenen sonuçların cinsiyet, yaş, akademik başarı, aile ekonomik durumu, doğum sırası ve internet kullanım amacı gibi sosyodemografik değişkenlere göre farklılaştığı görülmüştür. Literatür incelendiğinde ilgili değişkenlerle ve ergenlik döneminde yürütülmüş çalışma sayısının sınırlı olduğu görülmektedir. Bu nedenle bu araştırmanın ergenlerde anne babaya bağlanmanın akıllı telefon bağımlığı üzerindeki etkisini ve bu etkide duygu düzenlemenin aracı rolünün incelenmesi noktasında önemli olacağı ve literatüre güncel bilgiler sunacağı düşünülmektedir.