Men
236 theses under this subject heading
Kadına şiddet uygulayan erkeklerin psikososyal süreçleri üzerine analiz
Kadı͏na yöne͏lik şiddet, sadece bi͏r kişisel davranış de͏ğil;͏ t͏oplu͏m, ͏kültür ve zihin dinamiklerinin birleşiminden oluşmuş çok͏ yön͏lü bir durumdur. Literatürde kadı͏n͏a yönelik şiddet genelde mağdur merkezli yaklaşımla incelenir, fakat ͏şid͏det uygulayan erke͏kler͏in ͏so͏syal ve psikolojik s͏üreçle͏r͏i yeterince araştırılmamaktadır. Bu tez, bu boşluğu doldurmak için şiddet olayını yapan kişi aç͏ısından incelemekte ve erkekliğin toplumsal yaratımının şiddet eğilimi üzerindeki etkisini tart͏ışmakt͏adır. Araştırma,͏ nitel bir yol se͏ç͏miş ve belge incelemesi ile geniş kayna͏k taramasına dayanımaktadır. Etik ve sosyal hassasi͏yetler yüzünden saha g͏örü͏şm͏eleri yapılmamıştır. Kuramsal çerçeve; Heise'nin ekolojik modeli͏, Connel͏l'in ü͏stün erke͏klik te͏orisi ve Johnson'ın şiddet türleri üzerine kurulmuştur. Bu teorik yollarla, erkeklerin toplumsal cinsiyet rolleri, g͏üç bağ͏ları ve kültürel k͏ura͏llarla etk͏ileşim içinde şiddet davranışları geliştirdiği incelenmiştir͏. Elde edilen bulgular͏, Türkiye'de ͏şiddet uygulayan erkeklere yönelik çalı͏şmal͏arın az olduğunu;͏ mevcut͏ hizmetl͏erin ise genel͏likle mağdur ͏oda͏klı yapıldığını göstermektedir. Ç͏a͏lışmada, şiddetin önl͏enebilmesi iç͏i͏n sadece m͏ağduru korumaya ͏değil, ͏failin psikoso͏syal ͏i͏yi͏l͏eşmesine ve toplumsal farkındalığın artmasına͏ dayalı politikaların geliştirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda tez, kadına yönelik ş͏iddet͏ literatürüne fail odaklı y͏aklaşımıyla teorik ve toplums͏al düze͏yde özgün bir katkı͏ sunmaktadır. 2015-2025 zamanına ait veril͏eri͏n incelemesin͏e göre, Türk͏i͏ye'de kadın ölümleri ͏dalgal͏ı bir yol izlemekte ve genel͏de a͏rtmaktadır. Bulgular, olayların çoğunun yakın partner şiddeti͏ bağlamında ve ateşli silah kullanımıyla olduğ͏unu gösteriyor.
Türk vatandaşı erkeklerin Suriyeli kadınlarla kurduğu çok eşli evlilikler: Evlilik içi farklı aktörlerin gözünden çok eşlilik deneyimi
Bu çalışma 2011 yılında başlayan Suriye zorunlu göçü sonrasında Türkiyeli erkeklerin Suriyeli kadınlarla kurduğu çok eşli evliliklerin neden ve nasıl olduğunu anlamak amacıyla yapılmıştır. Nitel araştırma modeliyle tasarlanan bu araştırmada, yarı yapılandırılmış görüşme yönergesi kullanılmıştır. Araştırmanın özneleri Türkiyeli bir kadınla resmi olarak evli iken dini nikahla Suriyeli kadınla "evlenerek" çok eşli olan Türkiyeli erkekler ve onların Türkiyeli ve Suriyeli eşleri olarak seçilmiştir. Araştırmanın verileri, Şanlıurfa, Kilis ve Hatay'da toplamda 25 kişi ile derinlemesine görüşmeler yapılarak toplanmıştır. Araştırma sonuçları, "Erkeklerin Çok Eşliliklerini Meşrulaştırma Biçimleri"; "Evlilik Pazarı ve Pazarlıklar-Evliliklerin Kurulumu"; "Çok Eşlilik Süreci: Taraflar Arası İlişkiler ve Yaşanan Sorunlar"; "Çok Eşlilik Karşısında Alınan Pozisyonlar", ana başlıkları altında yorumlanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre erkekler, çok eşli oluşlarını birtakım erkeklik kurguları üzerinden meşrulaştırmaktadır. Erkeklerin güç kazanımı üzerinden açıklanabilecek bu kurguların egemen erkeklik idealini tanımlamaya yönelik olduğu görülmüştür. Suriye zorunlu göçü sonrasında Suriyeli kadınların aracılar üzerinden çok eşli evliliklere dahil edildiği bir evlilik pazarının oluştuğu, bu süreçte erkeklerin egemen erkeklik kalıplarına göre pazarlıklar, kadınların da ataerkil pazarlıklar yürüttüğü görülmüştür. Evliliklerin kurulduğu süreçte ve sonrasında hem Türkiyeli hem de Suriyeli kadınların erkeklerin şiddetine maruz kaldıkları, Suriyeli kadınların Türkiye'deki hukuki statüleri ve resmi olmayan evlilikleri nedeniyle kırılganlıklarının fazla olduğu görülmüştür. Erkekler bu evliliklerini evdeki eşin birtakım kadınlık kriterlerine uygun olmadığı üzerinden açıklamışlar, bu nedenle evlilik kararında haklı olduklarını ifade ederek kendilerine istisnai olarak çok eşliliklerinin yasal olmasını talep etmişlerdir. Suriyeli kadınların resmi bir evlilik istemeyerek vatandaşlık talep etmeleri Suriyeli kadınların bu evliliklere göç ettikleri ülke ile bağ kurabilmenin bir yolu olarak baş vurduklarını göstermektedir. Çalışmanın ortaya çıkardığı sonuçlar çerçevesinde çok eşli evliliklerdeki dinamiklerin erkeklik kurguları üzerinden yeniden ele alınması, kadınların bu evliliklere dahil olma ve sonrası süreçte şiddete karşı korunmasıyla birlikte göç süreçlerindeki kadınların kırılgan yanlarının dikkate alınarak koruyucu ve önleyici politikaların geliştirilmesi gerektiği tartışılmıştır.
Duygu düzenleme süreçleri, kadınsılık- erkeksilik algısı, beden memnuniyetsizliği ile yeme tutumları arasındaki ilişki: Bir model önerisi
Bu çalışmada yeme tutumlarındaki bozulmalarla ilişkili olduğu düşünülen olumlu ve olumsuz duyguların düzenlenme süreçleri, kadınlığa ve erkekliğe dair normlara bağlılık ve beden memnuniyetsizliği faktörlerinin birbiriyle ilişkisini açıklayan kuramsal modelin test edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda ön çalışmada, Kadınlığa Dair Düşünceler Ölçeği (KDDÖ), Erkeklere Özgü Beden Tutum Ölçeği (EBÖBTÖ) ve Ben-Tovim Walker Beden Tutum Ölçeği (BTWBTÖ)'nin psikometrik özellikleri incelenmiştir. Ön çalışmanın örneklemi (N= 1516) Akdeniz Üniversite'sinin farklı bölümlerinde okuyan kadın ve erkek katılımcılardan oluşmaktadır. Her üç ölçeğin de Türkçe formlarının kabul edilebilir düzeyde geçerli ve güvenilir olduğu bulunmuştur. Ana çalışmada ise ilgili alan yazın doğrultusunda oluşturulan kuramsal model, ön çalışma örneklemine benzer özelliklerdeki 430 kadın ve 414 erkek üzerinde test edilmiştir. Katılımcılara Duygu Düzenleme Süreçleri Ölçeği, Yeme Tutum Testi, Erkeklik Rol Normları Ölçeği, KDDÖ, BTWBTÖ ve EBÖBTÖ uygulanmıştır. Kadınlar arasında test edilen modele göre, kadınlığa dair düşüncelere bağlılığın, beden memnuniyetsizliğindeki artışı ve bozulmuş yeme tutumlarındaki azalmayı doğrudan yordadığı bulunmuştur. Kadınlarda duygu düzenleme süreçleri beden memnuniyetsizliğindeki azalmayı negatif yönde yordarken, yeme tutumlarındaki bozulmayı pozitif yönde doğrudan yordamaktadır. Kadınlarda değişkenler arasındaki dolaylı ilişkiler incelendiğinde duygu düzenleme süreçlerinin kullanımındaki artış dolaylı olarak yeme tutumlarındaki bozulmayı negatif yönde yordarken, kadınlığa dair düşüncelere bağlılık dolaylı olarak yeme tutumlarındaki bozulmayı pozitif yönde yordamaktadır. Ayrıca, kadınların erkeklik rol normlarına yönelik onaylarındaki artış, yeme tutumlarındaki bozulmaları pozitif yönde yordamaktadır. Erkeklerde ise duygu düzenleme süreçlerinin kullanımındaki artış, yeme tutumlarındaki bozulmaları pozitif yönde yordamaktadır. Bununla birlikte, erkeklik rol normlarına bağlılığın artması, beden memnuniyetsizliğini doğrudan, yeme tutumlarındaki bozulmaları ise dolaylı olarak pozitif yönde yordamaktadır. Ek olarak hem kadınlarda hem de erkeklerde beden memnuniyetsizliğindeki artış, yeme tutumlarındaki bozulmaları pozitif yönde yordamaktadır. Araştırmanın bulguları ve klinik doğurguları ilgili alan yazın ışığında tartışılmıştır.
İnsülin direnci olan obez erkeklerde diyet ve egzersizin irisin ile lipasin üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, insülin direnci olan obez erkeklerde kısa süreli asidik ve alkali beslenme müdahalelerinin akut aerobik egzersize verilen irisin, lipasin ve glikoz yanıtları üzerine etkilerini karşılaştırmaktır. Çalışmaya insülin direnci olan, 11 obez erkek (Yaş: 34,63±4,12 yıl; Beden kütle indeksi: 35,68±4,38 kg/m2) katılmıştır. Katılımcıların sağlık kontrolleri yaptırılmış, vücut kompozisyonları dual X-ray absorbtiometri ile, dinlenik metabolik hız ve maksimum oksijen tüketimleri indirekt kalorimetre yöntemi ile belirlenmiştir. Katılımcılara rastgele çapraz düzende, birer hafta süre ve aralarında iki günlük arınma dönemleriyle, üç farklı izokalorik diyet (konrol, asidik, bazik) 7 gün uygulanmıştır. Her diyet uygulamasından sonra sekizinci günde ise akut aerobik egzersiz (koşu bandında maksimal kalp atım hızının (KAH) %65'inde 36 dk) yaptırılmıştır. Egzersizden 1 saat önce, hemen sonra ve 1 saat sonra alınan kanlarda glikoz, insülin, irisin ve lipasin düzeyleri belirlenmiştir. Diyet uygulamalarının incelenen değişkenler üzerine etkisini karşılaştırmak amacıyla Friedman varyans analizi kullanılmıştır. İrisin ve lipasinde egzersiz ve beslenmeye bağlı anlamlı bir değişiklik gözlenmemiştir (p>0,05). Egzersiz öncesi insülin, bazik beslenmede diğer iki duruma göre daha düşüktür (p<0,05). Glikoz, üç beslenme durumunda da egzersiz öncesine göre, sonrasında ve 1 saat sonrasında düşüktür (p<0,05). Ayrıca katılımcıların aynı KAH'a ulaşmak için, bazik diyetteki koşu hızı asidik duruma göre daha yüksektir (p<0,05). İnsulin direnci olan obez erkeklerde, asidik ve bazik beslenme sonrasında irisin ve lipasin düzeylerinde egzersize bağlı bir değişiklik görülmemiştir (p>0,05). Glikozda egzersize bağlı düşüş beklenen bir yanıt olup diyetten bağımsızdır. Ancak bazik beslenme programından sonra, aynı kalp atım hızında daha yüksek koşu hızı değerlerine ulaşılması, bazik beslenmenin egzersiz performansını iyileştirdiğine işaret etmektedir.
Toplumsal cinsiyet bağlamında erkek kimliğinin televizyon reklamlarına yansıması (Televizyon kozmetik reklamlarında göstergebilimsel çözümleme)
Toplumsal cinsiyet kavramı, kadın ve erkek arasındaki toplumsal rol farklılıklarını ortaya koymaktadır. Toplumsal cinsiyet kültürden kültüre farklılık göstermektedir. Bu farklılığın gözle görülür bir kitle iletişim aracı olan televizyonda daha net görülmektedir. Televizyon reklamları toplumsal cinsiyetin yeniden üretilmesinde önemli bir yere sahip olmaktadır. Bu çalışmada kozmetik reklamlarda oluşturulan bütünce kapsamında kadın ve erkek toplumsal cinsiyet temsilleri gösterge bilimsel yöntemi ile çözümlenecektir. Çalışma dört bölüme ayrılmıştır. İlk bölümde cinsiyet, toplumsal cinsiyet ve toplumsal cinsiyet gelişim kuramları açıklanmıştır. İkinci bölümde toplumsallaşma ürünü olarak toplumsal cinsiyet ve kitle iletişim araçları ile ilişkisi açılanmıştır. Üçüncü bölümde televizyon reklamları toplumsal cinsiyet rolleri açısından incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise Paris Göstergebilim Okulu ve Greimas'ın "eyleyensel modeli" açıklanmış,"Yeni Dove Men" ve" Axe Dark Temptation" kozmetik reklam filmleri göstergebilimsel olarak çözümlenmiştir. Anahtar Kelimeler: 1. toplumsal cinsiyet 2. televizyon kozmetik reklamları 3. Greimas 4. göstergebilimsel
Liselerde görev yapan kadın ve erkek öğretmenlerin stres düzeylerinin karşılaştırılması
Son yüzyıla damgasını vuran ve toplumunun hemen her kesiminde sıklıkla rastlanabilen kavramlardan biri de strestir. Bu kavrama özellikle de insanların yoğun olduğu yerlerde çalışan kişilerde daha fazla rastlanabilir. Bu yerlerden biri de okullar ve bu okullarda çalışan öğretmenlerdir. Bu araştırma, liselerde görev yapan kadın ve erkek öğretmenlerin stres düzeylerini karşılaştırmak amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın problem cümlesi "Liselerde görev yapan öğretmenlerin stres düzeylerini etkileyen faktörler nelerdir?" şeklindedir. Araştırma, nicel yöntemde tarama modelinde ile yapılmıştır. Ayrıca araştırmacılar tarafından geliştirilen, Stres Düzeyi Belirleme Ölçeği pilot çalışmadan sonra kullanılmış ve İstanbul ili Avrupa yakasında bulunan Beşiktaş, Zeytinburnu ve Esenler ilçelerindeki liselerde görev yapan 100 öğretmene uygulanmıştır. Araştırmada liselerde görev yapan kadın ve erkek öğretmenlerin stres düzeylerinin belirlenmesine yönelik, cinsiyet, yaş, öğrenim durumu, öğretmenlikte kıdem yılı, şu an çalıştığı kurumda kaç yıldır görev yaptığı, öğrenci sayısı, okul türü, öğretim şekli ve branş değişkenlerine göre farklılıkları incelenmiştir. Elde edilen veriler SPSS 15 programında t-testi, Anova (Tek yönlü varyans analizi) ve Scheffe testi kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda, cinsiyet değişkenine göre 9 maddede anlamlı farklılık bulunmuştur. Cinsiyet faktörüne göre; kadın öğretmenlerin erkek öğretmenlere oranla ihtiyaçları karşılanmadığında, ailesiyle ilgili sorunlarında, olaylardan daha çabuk etkilendiklerinde, yaşadıkları hastalıklarda, okulda iletişimin az olduğu durumlarda, ders programının uygun olmadığı durumlarda, çalışmalarının karşılığını alamadıklarında daha fazla stres yaşadığı tespit edilmiştir. Yaş faktörüne göre; 22-27 yaş arası öğretmenlerin diğer yaş grubu öğretmenlere oranla okul ikliminin bozulma ihtimalinden ve öğretmenliğin zamanla kendisini yıpratacağını düşüncesinden dolayı stres yaşadığı tespit edilmiştir. Medeni durum faktörüne göre; evli öğretmenlerin bekâr öğretmenlere oranla ailesiyle ilgili sorunlardan ve maaşının yeterli olmamasından dolayı stres yaşadığı tespit edilmiştir. Öğrenim durumu faktörüne göre; ön lisans ve lisansüstü mezunu öğretmen grubu ihtiyaçları karşılanmadığında lisans mezunu öğretmen grubuna göre daha çok stres yaşadığı; ayrıca ön lisans mezunu öğretmen grubu kendini başkalarıyla rekabet halinde hissettiğinde stres düzeylerinin arttığı tespit edilmiştir. Kıdem yılı faktörüne göre; 6-10 arası kıdeme sahip öğretmen grubunun diğer kıdem yılına sahip öğretmen gruplarına göre mesleğin kendilerini zamanla yıpratacağı endişesinden dolayı stres düzeylerinin arttığı tespit edilmiştir. Öğrenci sayısı faktörüne göre; 2001-4000 arası öğrenciye sahip okullarda görevli öğretmenlerin öğrenci sayısı daha az okullar görevli öğretmenlere göre kendilerini genellikle stresli biri olarak gördükleri; okulun fiziki yapısının yetersizliğinden dolayı stres düzeylerinin arttığı tespit edilmiştir. Okul türü faktörüne göre; devlet okulunda çalışan öğretmenlerin özel okulda çalışan öğretmenlere göre okuldaki gruplaşmalardan daha çok etkilendikleri ve bu gruplaşmaların stres düzeylerini arttırdığı tespit edilmiştir. Branş faktörüne göre; sayısal branşa sahip öğretmen grubun diğer branştaki öğretmenlere göre derste öğrencilerin sorularına cevap veremediklerinde stres düzeylerinin arttığı tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda kadın öğretmenlerin erkek öğretmenlere oranla daha stresli oldukları ortaya çıkmıştır. Bu sonuçlara göre kadın öğretmenlere iş yaşamındaki motivasyonu arttırmak için maddi ve manevi ödüllerin arttırılması ve hizmet içi eğitimlerin daha çok verilmesi önerilmektedir. Anahtar sözcükler: stres düzeyi, lise öğretmenlerinde stres, stres nedenleri
Türkiye'de kadın ve erkek girişimcilerin başarılarının sosyal ve ekonomik bakımdan karşılaştırılması
Girişimcilik ekonominin temel kavramlarından biri haline gelmiştir. Günümüz dünyasında girişimlerin değeri giderek ön plana çıkmaktadır. Bir işletmenin devamlılığı ekonomik başarısına bağlıdır. Klasik girişimciler olan erkekler ile önemi ve ekonomik değeri giderek artan kadın girişimcilerin başarı algısındaki benzerliklerinin ve farklılıklarının ortaya çıkarılması oldukça önemlidir. Erkek ve kadın girişimcilerin karşılaştırılmasında sosyal çevre, demografik yapı ve sektörel seçimler önemli faktörler olarak kendini göstermektedir. Özellikle kadın girişimcilerin yaşadıkları bölge ve sektör seçimleri işletme başarısını etkileyen yapı taşlarıdır. Bu çalışmada KOSGEB verilerinden faydalanılarak kadın ve erkek girişimcilerin mevcut durumu, bölgesel oranları ve sektörel oranları değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Girişimci, Girişimcilik, Kadın Girişimci, Girişimcilikte Başarı, Girişimcilikte Cinsiyet.
Son dönem Türk sinemasında Auteur erkek yönetmen filmlerinde hegemonik erkeklik
Kitle iletişim aracı ve bir sanat dalı olarak sinema; toplumun anlam ve değer yargılarını yansıtırken aynı zamanda toplumun bu özelliklerinin yeniden üretimini sağlar. Ataerkil düzenin yineleyicisi ve bir iktidar mekanizması olarak hegemonik erkeklik; sinema aracılığı ile yeniden üretilerek sürekliliği sağlanmaktadır. Bu tez çalışmasında, son dönem Türk sinemasının düşünsel, kurgusal ve uygulama gücü ile önem taşıyan auteur yönetmenlerinden, Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz ve Reha Erdem'in yapım dönemi aynı olan filmleri, hegemonik erkeklik bağlamında incelenmektedir. Çalışmada, "Toplumsal Cinsiyet ve Hegemonik Erkeklik, "Auteur Kuramı" ana başlıkları çerçevesinde tarihsel ve kavramsal olarak ayrıntılı biçimde ele alınırken; auteur yönetmenlerin "Bir Zamanlar Anadolu'da", "Yeraltı" "Koca Dünya" isimli eserlerinin incelemelerine yer verilmiştir. Bu incelemelerde, hegemonik erkekliğin sürekliliğini sağlayan bulgulara rastlanmıştır.
Televizyon reklamlarında erkeğin temsili
Kitle iletişim araçları aracılığıyla bilgiler hem hızlı hem de farklı yollarla dağıtılabilmektedir. Televizyon kitlelere ulaşmada oldukça güçlü bir kitle iletişim aracıdır. Medya içeriklerinin, içerisinde bulunulan toplumun değerlerine ve toplumsal cinsiyet rollerine uygun şekilde kodlandığı düşünülmektedir. Medya cinsiyet kalıpyargılarının benimsenmesi ve yeniden üretilmesinde rol sahibidir. Hedef kitle televizyon reklamları aracılığıyla tüketime teşvik edilmektedir. Reklamverenler ve reklamcıların en önemli hedefi hedef kitleyi ikna ederek satışları artırmaktır. Reklamcılar reklamlarda izleyiciye imgeler sunar ve izleyicilerin reklamlarda gördükleri imgeler gibi olmak istemelerini beklerler. Alımlama yöntemi medya metinlerinin insanlar tarafından nasıl anlamlandırıldığını incelemektedir. Alımlama çalışmaları, medya içeriklerini açımlamada izleyicinin pasif olmadığını ve bireylerin birbirlerinden farklı anlamlar çıkarabileceğini varsayar. Çalışma, televizyondaki erkek karakterlerin izleyiciye nasıl yansıtıldığı ve izleyiciler tarafından erkek karakterlerin nasıl alımlandığını incelemeyi amaçlamaktadır. Katılımcılara reklamlarda gördükleri erkek karakterin fiziksel, psikolojik durumları ve bu durumun ürünü satın alma noktasındaki etkisi sorulmuştur. Toplumun erkeklere uygun gördüğü özelliklerin reklamlarda yansıtıldığı ve toplumsal rollerin pekiştirildiği, reklamda yer alan erkek imgenin izleyiciye rol model olarak sunulduğu ve tektipleştirilmiş erkek algısı yaratıldığı sonucuna varılmıştır.
Erkek köşe yazarlarının kadına yönelik şiddet anlatımı
Şiddet bir iletişimdir. Bu çalışma kadına yönelik şiddettin bir erkek sorunu olduğu üzerinedir. Kadınların mağduriyetleriyle gündem olabilmeleri sorunun bir kadın sorunu olarak algılanmasına neden olmuştur. Oysa, erkeğe yönelik şiddet vardır. Medya şiddeti reyting malzemesi olarak değerlendirir. Yapılan son çalışmalar çözüm için erkeklerin katılımı gereğini söyler. Çalışma erkek köşe yazarlarının 1 Ocak 2011 - 1 Ocak 2013 tarihleri arasındaki yazılarını içerik ve söylem analizi ile inceleyerek fikir verir. 40 yazının konusu kadına yönelik şiddettir. Erkek yazarların tarifine göre sorunu bir erkek sorunu olarak görülmektedir. Fakat erkek egemen değerler yazılarla yeniden üretilmektedir. Anahtar Sözcükler : Şiddet, Toplumsal Cinsiyet, Türkiye yazılı basını, söylem analizi,
Toplumsal cinsiyet bilinçli/pro-feminist erkeklerin kadınlarla ilişkilenme biçimlerinin eleştirisi
Erkekliğin toplumsal inşası bebeklikten itibaren belirli ritüeller ve sosyalizasyon süreçlerinin deneyimleri içinde yaşam boyu gerçekleştirilmektedir. Doğumdan başlayarak sünnet, aile içindeki konum, okuldaki arkadaşlık ilişkileri, ergenlik, çalışma yaşamı, duygusal ve cinsel paylaşımlar gibi süreçler, her bir özne için hem ortak hem de özgün pek çok deneyimin gelişmesine neden olmaktadır. Bunun yanında kültürel öğeler bir yandan geleneksel olanla mesafelenip modernize olurken bir yandan da değişen erkeklik biçimlerini yaratmaktadır. Sünnetlerin kutlama, düğün vb. şekillerden ziyade hastanelerde doğum sonrası yapılması ya da askerliğin süresini kısaltma, bedelli askerlik gibi uygulamalarla dönüşmesi toplumsal yapı ile bireyin ilişkisini de etkilemektedir. Ancak erkekliğin bu yönlü modernizasyonu esas olarak toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin ortadan kaldırılmasına ne derece etki eder? Bu soru, erkekliğin ataerki aleyhine dönüşüp dönüşemeyeceği sorununa ve erkeklerin ataerkiyle kurdukları bağı irdelemeye götürmektedir. Feminizmin uzunca süredir mücadele ettiği ataerkil yapı, her geçen gün daha fazla sorgulanır hale gelmektedir. Buna istinaden, feminist hareketin mobilize ettiği kesimler arasında sistem karşıtı erkekler de yer almıştır. Toplumsal eşitsizliklere karşı çıkan erkekler sosyal aktivizm ve/veya akademik üretimler aracılığıyla ataerkilliğe karşı koymakta ve feminist mücadelenin destekçisi (pro-feminist) olmaktadırlar. Ancak diğer yandan erkekler, cinsiyete dayalı ayrımcılığın esas olduğu kapitalist ataerkinin ayrıcalıklı kesimleri oldukları ve kadına yönelik şiddetin failleri olarak görüldükleri için ortaya çıkan paradoksal durum tartışılmaktadır. Bu çalışmada normatif erkekliğin ataerki aleyhine dönüşümü, erkeklik deneyimlerinin ataerkiyle bağının kristalleştiği nokta olarak duygusal-cinsel birliktelikler üzerinde yoğunlaşarak anlaşılması amaçlanmıştır. Bu çerçevede ataerki ve pro-feminizm tartışmaları teorik olarak değerlendirilip İstanbul'da yaşayan ve kendini muhalif/ toplumsal cinsiyet eşitliğini destekleyen/ (pro)feminist olarak niteleyen heteroseksüel erkeklerle yapılan derinlemesine görüşmeler analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ataerki, Erkeklikler, Pro-feminizm, Eleştirel Erkekler ve Erkeklikler İncelemeleri, Feminist Teori
Heteroseksüel erkeklerin vazektomiye yönelik söylemleri
Bu çalışmada, Türkiye'de yaşayan heteroseksüel erkeklerin, erkek doğum kontrol yöntemi olan vazektomiye dair açıklamaları ve bu açıklamalara kaynaklık eden söylemler (açıklayıcı repertuarlar) incelenmiştir. Çalışma kapsamında, 25-43 yaş arasında, 17 heteroseksüel erkek ile yarı-yapılandırılmış derinlemesine odak grup görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler, görüşmecinin onayı dahilinde ses kayıt cihazıyla kaydedilmiş ve ardından yazıya aktarılmıştır. Görüşme metinleri söylem analizi yöntemi ile incelenmiştir. Görüşme analizi sonucunda katılımcıların vazektomiye dair açıklamalarına kaynaklık eden beş açıklayıcı repertuara ulaşılmıştır: "Son çare olarak vazektomi", "erkekliğe müdahale olarak vazektomi", "babalığa engel olarak vazektomi", "cerrahi operasyon olarak vazektomi", "geleneklere ters düşen bir uygulama olarak vazektomi". Sonuç olarak, katılımcıların vazektomiyi bir doğum kontrol yöntemi oluşundan ziyade toplumsal cinsiyet normları çerçevesinde erkeklik ve babalık ile ilişkisi üzerinden açıkladıkları ve anlamlandırdıkları görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Vazektomi, Erkeklik, Babalık, Söylem Analizi, Açıklayıcı Repertuarlar
Erkeklerde cinsiyetçilik ve meşrulaştırmaya dair söylemsel bir inceleme
Bu araştırmanın amacı, İstanbul'da yaşayan heteroseksüel erkeklerle yarı-yapılandırılmış bireysel görüşmeler gerçekleştirmek suretiyle; erkeklerin cinsiyetçiliği meşrulaştırmaya yönelik açıklamalarının hangi söylemsel kaynaklara (açıklayıcı repertuarlara) dayandığını tespit etmektir. Bu bağlamda çalışmada, ataerkil toplum sistemine sahip toplumumuzda erkeklerin cinsiyetçi açıklamalarına dair söylemleri anlaşılmaya çalışılmıştır. Araştırmanın katılımcıları; İstanbul ilinde yaşayan, 25 ile 51 yaş aralığındaki 15 heteroseksüel erkekten oluşmaktadır. Görüşlerine başvurulan tüm katılımcılarla bireysel olarak 15 farklı görüşme yapılmıştır. Görüşmeler esnasında katılımcılar tarafından belirtilen hususlar ses kayıt cihazıyla kaydedilmiş ve sonrasında da yazılı metne dönüştürülmüştür. Ardından görüşme kayıtları söylem analizi gerçekleştirilerek incelenmiştir. Görüşme metinlerinin analizi sonucunda; "kadının anne oluşuna vurgu", "kadının doğasına vurgu", "davranışlara vurgu", "kadınlara atfedilen görevlere vurgu" ve "geleneğe-kültüre vurgu" şeklinde beş farklı repertuara ulaşılmıştır. Araştırma sonucunda ulaşılan bulgular incelendiğinde, erkeklerin kadınlara yönelik cinsiyetçi açıklamalarını meşrulaştırmaya dönük çok sayıda açıklama geliştirdiği saptanmış ve bu açıklamaları da hayatın farklı yönlerini baz alarak temellendirmeye çalıştıkları görülmüştür. "Kadının anne oluşuna vurgu" repertuarı, erkeklerin cinsiyetçi açıklamalarına kaynaklık eden baskın repertuardır ve bu repertuarda cinsiyetçilik "annelik" kavramı üzerinden yeniden inşa edilmektedir. "kadının doğasına vurgu" repertuarında cinsiyetçiliğin erkekler tarafından fiziksel ve psikolojik güç olguları etrafında yeniden inşa edildiği ve bu repertuar üzerinden "kadına şiddet" ile "iş ayrımcılığı"nın meşrulaştırılmaya çalışıldığı görülmüştür. "Davranışlara vurgu" repertuarında erkeklerin; "kadının giyim tarzı", "kadının cinsel isteğini hissettirme durumu", "kadının cinsellik görevi" ve "kadın davranışının şiddeti doğurması" gibi davranışlar üzerinden cinsiyetçiliği inşa ettikleri görülmüştür. "kadınlara atfedilen görevlere vurgu" repertuarında erkeklerin toplumsal cinsiyetçilik üzerinden kadınlara bir kısım yükümlülükler atfettikleri saptanmıştır. "geleneğe-kültüre vurgu" repertuarında erkeklerin cinsiyetçi açıklamalarını "yetiştirilme tarzı" ve "yetişilen coğrafya" kavramları üzerinden meşrulaştırmaya çalıştıkları görülmektedir. Sonuç olarak, araştırma kapsamında görüşlerine başvurulan katılımcıların kadınlar hakkında konuşurken düşmanca veya korumacı nitelikteki cinsiyetçi söylem ve davranışları açık veya örtük biçimlerde meşrulaştırdıkları ve yeniden ürettikleri görülmüştür. Özellikle ataerkil sistem kaynaklı kültürel kodların katılımcılar tarafından özümsendiği ve cinsiyetçiliğin katılımcılar tarafından doğal ve sıradan bir şekilde meşrulaştırılabildiği saptanmıştır.
Medyada erkekliğin inşası: "Zuhal Topal'la Sofrada programı"
Toplumsal düzlemde kimlik edinme ve özneleşme sürecinde cinsiyetin belirgin bir rolü vardır. Bu rol aslında kültürel bir yapının sonucudur. Toplumsal düzen cinsiyetlere belirli davranış ve düşünüş biçimleri kodlar. Bu kodlar özünde iktidarın kurallarına ve bireyler için uygun gördüğü normlara işaret etmektedir. Ataerkil sistemin devamlılığını sağlamak adına Foucault'ya referansla iktidar söylemsel olarak özneyi inşa eder. Bu inşa sırasında toplumun değerleri ve "normalleri" temel alınır. Toplumsal cinsiyetin oluşumu toplum yapısına göre şekillenir. Bu bağlamda çalışma, Judith Butler ve Michel Foucault'nun görüşleri esas alınarak iktidar, özne, söylem gibi kavramların toplumsal cinsiyet yapısındaki merkezi konumuna dikkat çekmekte ve hegemonik erkekliğin inşasına odaklanmaktadır. Çalışmada, medya aracılığıyla yeniden üretilen ataerkil söylemin açığa çıkarılması, erkekliğin inşasının analiz edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemini Fox Tv'de yayınlanan Zuhal Topal'la Sofrada (2018) programı oluşturmaktadır. Seçilen bölümler feminist eleştirel söylem analizi yöntemiyle incelenmiştir. Elde edilen bulgular medyanın ataerkil ideolojinin pekiştiricisi olduğunu ortaya koymaktadır. Programda kadınlık dolayımıyla erkeklik yeniden üretilmekte eril söylemler aracılığıyla pekiştirilmektedir.
Opiyat Kullanım Bozukluğu olan erkek hastalarda bağımlılık şiddeti ile dürtüsellik, bilişsel esneklik ve tepki ketleme arasındaki ilişkinin incelenmesi
Opiyat kullanım bozukluğu gittikçe yaygınlığı artan bir sağlık sorunudur. Bu sorun ele alınırken beraberinde getirdiği problemlerin de incelenmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı, opiyat kullanım bozukluğu tanısına sahip erkek hastaların bağımlılık şiddetinin dürtüsellik, bilişsel esneklik ve tepki ketleme işlevleri açısından değerlendirilmesidir. Çalışma, Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi AMATEM biriminde yatarak tedavi gören ve DSM-5 kriterlerine uygun olarak opiyat kullanım bozukluğu tanısı olan 60 erkek hasta ile yapılmıştır. Çalışmada ölçüm aracı olarak; Sosyodemografik Veri Formu, Bağımlılık Profil İndeksi (BAPİ), Barratt Dürtüsellik Ölçeği (BDÖ-11), Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği, Wisconsin Kart Eşleme Testi, Stroop Testi TBAG Formu kullanılmıştır. Araştırma sonucunda bağımlılık şiddeti ile dürtüsellik arasında pozitif yönlü ilişki bulunurken bağımlılık şiddeti ile bilişsel esneklik ve tepki ketleme arasında ilişki bulunmamıştır. Anahtar Kelimeler: Bağımlılık Şiddeti, Yürütücü İşlevler, Bilişsel Esneklik, Tepki Ketleme, Dürtüsellik
Hıristiyanlık ve İslam'a göre evlilikte kadın erkek rolleri
Bu çalışma, Hıristiyanlık ve İslam dininin evlilik bağlamında karı-koca rollerine ilişkin teolojik bakış açılarını ve öğretilerini incelemektedir. Amaç, Kitab-ı Mukaddes ve Kur'an-ı Kerim/ Hadis-i şerifler gibi dini metinleri inceleyerek; Aziz Augustine (354-430), Thomas Aquinas (1225-1274), İmam Maturidi (863-944) ve Gazali (1058-1111) gibi etkili şahsiyetlerin yazılarını analiz ederek, Hıristiyanlık ve İslam'da evlilik ilişkisini şekillendiren inanç, değer ve temeline ışık tutmaktır. Böylece, karşılaştırmalı bir teolojik mercek aracılığıyla, betimleyici ve tarihsel yöntemler kullanarak iki gelenek arasındaki ortaklıkları, farklılıkları ve potansiyel diyalog alanlarını belirlemek ve dini bir bağlamda evlilik anlayışımızı zenginleştirmek hedeflenmektedir. Çalışma, her iki geleneğin evlilikle ilgili farklı yönlerini keşfeden üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, Kitab-ı Mukaddes incelenerek Hz. İsa'nın ve Pavlus'un öğretileri ile Augustine ve Thomas Aquinas gibi şahsiyetlerin görüşleri araştırılmıştır. Buradan yola çıkılarak Hristiyan geleneğinin karı-koca rollerine ilişkin anlayışlarına başlıklar halinde ışık tutulmuştur. İkinci bölümde, İslam geleneğinin temel kaynakları olan Kur'an-ı Kerim ve Hz. Muhammed'in sünnetinde evlilikle ilgili öğretiler ele alınmıştır. Ayrıca, İmam Gazali ve İmam Maturidi gibi tanınmış alimlerin görüşleri değerlendirilerek, İslam geleneğinde karı-koca rolleri hakkında önemli perspektifler sunulmaktadır. Üçüncü bölümde, Hristiyanlık ve İslam arasında çeşitli temalar incelenerek karşılaştırmalı bir analiz gerçekleştirilmektedir. Bu temalar arasında evlilikle ilgili yaratılış hikayelerinin karşılaştırılması ve kadının konumu temelinde evlilik anlayışı geliştirilmesi, Tanrı akdi ve medeni akit kavramları, boşanma konusu, evliliğe karşı bekarlık tartışması ve kocaların liderliği sorunsalı yer almaktadır. Sonuç olarak, Hristiyanlık ve İslam arasında evlilik ve karı-koca rolleri konusunda benzerlikleri, farklılıkları ve olası diyalog noktaları belirlenmiştir.
The lived experience of displaced Syrian men in Istanbul
While there are numerous studies regarding the impact of displacement on the psycho-social and cultural impact of displacement, there is a paucity of understanding regarding how young, refugee males view their perceptions of masculinity as it relates to their social responsibilities and roles compared to pre-displacement conditions. This ethnographic study seeks to understand this dynamic, shedding light on the lived experience of refugee males through understanding how they view themselves considering a lack of context about their "conventional keystones of manhood". I conducted 16 semi-structured interviews through a snowball sampling framework within the location of Istanbul Turkey. Several fieldwork findings were analyzed through thematic analysis. This analysis found that the public discourse in Turkey regarding displaced Syrian men has a significant impact on their perceptions of their own masculinity. Syrian men are often disparaged in Turkish press, and the position of Syrians in Turkey is often questioned politically and leads to feelings of impermanence and vulnerability. The impacts of this impermanence are compounded by disruptions to what my participants had suggested as 'traditional socio-familial role' occupied by men in Syria. According to my participants, without a nuclear family to support, difficulty findings suitable spouses, and the removal of traditional safety and security provided by their close-knit home communities, men have been forced to reformulate their perceptions of masculinity. Displacement has also given more freedom, choice, and responsibility to women, challenging traditional gender roles within Syrian society. This has further forced men to challenge their notions of masculinity. This thesis concludes by suggesting that further research be conducted into the impact that this shift will have on themselves and future generations and their opportunities to build futures for themselves and their families.
Ağır sanayi kuruluşunda çalışan erkeklerde iş stresi, yeme tutumu, anksiyete ve depresyon düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Problemin Tanımı: Bu çalışmanın başlıca amacı bir ağır sanayi kuruluşu olan demir çelik fabrikasında çalışan erkeklerde iş stresi, yeme tutumu, beden kitle indeksleri ile anksiyete ve depresyon düzeylerini ölçmek ve aralarındaki ilişkiyi incelemektir.Yöntem: Araştırma, İskenderun'da bir demir çelik fabrikasında mavi ve beyaz yaka statüde çalışan 285 erkek ile yürütülmüştür. Katılımcılara İş Stresi Ölçeği (İSÖ), Yeme Tutum Testi (YTT), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), CES Depresyon Ölçeği (CES-D) uygulanmıştır. İstatistik aşamasında, tanımlayıcı istatistikler dışında Pearson korelasyon analizi, bağımsız t testi ve varyans analizi (one-way ANOVA) uygulanmış ve p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Örneklemin yaş ortalaması 36,75±6,52'dir. Çalışanların 180'i (%63,4) mavi yakalı, 104'ü (%36,6) beyaz yakalı olarak tanımlanan gruptadır. Örneklemin iş stresi puanları 28,21±5,43 olup bireylerde fiziksel ve ruhsal stres belirtilerinin görülebildiği puan aralığındadır. İş stresi düzeyleri ile yeme tutumundaki bozulma arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Benzer şekilde iş stresi ile hem anksiyete hem de depresyon düzeyleri arasında da pozitif yönde anlamlı ilişki belirlenmiştir. Örneklemin CES-D ile ölçülen depresyon düzeyleri ile hem YTT puanları hem de BAÖ puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki gözlenmiştir. Örneklemimizdeki mavi yakalı çalışanlarda, beyaz yakalı çalışanlara oranla beden kitle indeksleri ve YTT puanları anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. İş stresi ya da anksiyete düzeyleri açısından beyaz yaka ile mavi yaka çalışanlar arasında anlamlı düzeyde farka rastlanmamış olup mavi yaka çalışanlarda depresyon düzeyleri anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Vardiyalı çalışanların depresyon düzeyleri, vardiyasız çalışanlara oranla anlamlı düzeyde yüksektir; bunun dışında iş stresi, yeme tutumları, beden kitle indeksleri, ya da anksiyete düzeyleri açısından anlamlı bir farka rastlanmamıştır. Sonuç: Çalışmamızın başlıca sınırlılığı kesitsel bir araştırma olması ve tek merkezden sınırlı sayıda bir örneklemde, yalnızca erkek katılımcılarla yürütülmesidir. Bununla beraber, erkeklerdeki yeme davranışını inceleyen çalışmaların görece azlığı dikkate alındığında literatüre önemli katkı sağlayacağı düşünülmekte ve farklı çalışma ortamlarını da içeren daha büyük örneklemlerde yapılacak çalışmalara yol göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Erkek çalışan, iş stresi, yeme tutumu, anksiyete, depresyon
Göstergebilimsel açıdan erkek kozmetik ürün ambalajlarının incelenmesi
Üretim teknikleri, tasarlanış yönetimi ve sonucunda elde edilen anlam açısından ambalaj; hem bir endüstriyel ürün hem de bireylerle bağ kurulan görsel iletişim aracı olarak bilinmektedir. Göstergebilimsel açıdan ele aldığımız erkek kozmetik ürün ambalajları, günümüzde giderek seçiciliğini arttırdığı bir sektör haline gelmiştir. O ürünle birlikte aynı zamanda ambalajına da sahip olan kişi, kendisini bulunduğu konumda veya olmak istediği yerde hissederek ürünün ambalajını da benimsemektedir. Bu sebepten hitap edilecek olan tüketicinin davranış biçimini bilmek, başarıya giden yolda altın anahtar niteliğindedir. Bu çalışmada, ambalajın tasarlanış sürecinde; göstergelerin bir iletişim dili olduğunu ve bu iletişim dilinin erkek kozmetik ürünlerinde ne biçimde dile getirilip tasarlandığı değerlendirilmiştir. Kişiler kendi karakteristik özelliklerine göre ürünü satın alır ve fayda sağlar. Sağlanan fayda ürünü tekrar almasına sebep olarak, sektörün zamanla tüketici odaklı bir yapıya bürünen pazarlama anlayışını benimsemesine sebep olmuştur. Raporda tüm detaylarıyla göstergebilimsel kavramlar incelenerek ambalajın tarihi, ambalajın temel fonksiyonları, ambalaj malzemeleri, grafik öğeleri, marka kimliği ve marka değerleri, pazarlama stratejileri ve ambalajın erkek kozmetik sektöründe ki önemi araştırılmıştır. Aynı zamanda proje bazında erkek parfüm seti (parfüm şişesi, tıraş sonrası balsam, deodorant) ve ambalajı tasarlanarak, incelenmiş olan ve elde edilen verilerin doğrulunu ispatlamak adına anket yöntemiyle tüketici analizleri değerlendirilmiştir. Raporda anket yöntemiyle çoğunlukla 18-39 yaş arası gelir düzeyi yüksek 81 erkek hedef kitle üzerinden değerlendirdiğimiz yeni tasarlanan ambalaj setinden elde edilen veriler doğrultusunda %82,72 ürünü hediye olarak ve ya kendileri için alabileceğini, %17,28 ise bu ürünü kullanmak istemeyeceklerini belirtmişledir. Araştırmada alınan verilerin, yapılan incelemeyi desteklediği görülerek sonlandırılmıştır.
Madde kullanım geçmişi olan erkeklerde emosyonel şemalar ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin çocukluk çağı travmaları ile ilişkisi: Bir kontrollü çalışma
Amaç: Bu araştırmanın amacı madde kullanım geçmişi olan erkeklerin emosyonel şemaları ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin çocukluk çağı travmaları ile ilişkisini kontrollü bir çalışmada incelemektir. Yöntem: Araştırmanın çalışma grubunu, Umut Çocukları Derneği'nin Hayata Yeniden Başlıyorum Projesi'ne ve Balıklı Rum Hastanesi Anatolia Bağımlılık Klinikleri'ne başvuran 85 erkek, kontrol grubunu ise madde kullanım geçmişi olmayan 109 erkek katılımcı oluşturmuştur. Veriler Sosyodemografik Özellikler ve Veri Formu, Leahy Emosyonel Şema Ölçeği, Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği ve Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Çalışma ve kontrol grupları yaş ortalamaları sırasıyla 26,72±5,91 ve 25,92±7,47 olup aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur. Araştırmamızda madde kullanım geçmişi olan erkeklerin çocukluk çağı travmaları ile emosyonel şema toplam puan ve alt boyutlarından kontrol edilmezlik, duygulara karşı zayıflık, ruminasyon, farklılık, uzlaşı, duyguları zararlı görme ve suçluluk arasında pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki olduğu gözlenmiştir. Bununla birlikte çalışma grubunun çocukluk çağı travmaları ile işlevsel olmayan bilişsel duygu düzenleme boyutlarından kendini suçlama, diğerlerini suçlama, düşünceye odaklanma ve felaketleştirme arasında pozitif yönde, zayıf düzeyde ve anlamlı bir ilişki vardır. Emosyonel şema toplam puan ile işlevsel olmayan bilişsel duygu düzenleme boyutlarından ise kendini suçlama, diğerlerini suçlama, düşünceye odaklanma ve felaketleştirme arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Aynı zamanda çocukluk çağı travmaları alt boyutları ile işlevsel olmayan bilişsel duygu düzenleme stratejileri ve uyum bozucu emosyonel şemaları arasında anlamlı ilişki olduğu bilgilerine ulaşılmıştır. Sonuç: Özetle çalışmamızda geçmiş dönemlerde madde kullanımına yönelen erkeklerin madde kullanım geçmişi olmayan erkeklere kıyasla işlevsel olmayan bilişsel duygu düzenleme stratejileri kullanma ve uyum bozucu emosyonel şemalara sahip olma düzeylerine dikkat çekmiş, bu durumun çocukluk çağı travmaları açısından ilişkisi incelenmiş ve sonuçlarımız literatür ışığında tartışılmıştır. Anahtar Kelime: madde kullanımı, emosyonel şemalar, bilişsel duygu düzenleme, çocukluk çağı travması.
Alkol ve madde kullanım bozukluğu olan erkeklerde narsisizm düzeylerinin nüks ve tedavi motivasyonu ile ilişkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı alkol ve madde bağımlılığı olan erkeklerde narsisizm düzeylerinin tedavi motivasyonu ve nüks ile ilişkisini incelemektir. Yöntem: Araştırmaya Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Alkol ve Madde Tedavi Merkezi'nde alkol veya madde kullanım bozuklukları tanılarıyla yatarak tedavi gören, yaş ortalaması 38,80±12,21 olan 75 erkek hasta katılmıştır. Katılımcılara sırasıyla Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu, Sosyodemografik ve Klinik Bilgi Formu, Kendilik Psikolojisi Envanteri (KPE) ve Tedavi Motivasyonu Anketi (TMA) uygulanmıştır. Araştırma verileri SPSS for Mac 23.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışma sonucunda KPE alt boyutu olan savunmacı büyüklenmeci kendilik ile TMA kişiler arası yardım alt boyutu arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Ayrıca sosyal destek alan hastaların TMA içsel motivasyon, dışsal motivasyon ve toplam puanlarının anlamlı düzeyde yüksek olduğu gözlenmiştir. Çocuk sahibi olanların nüks sayılarının daha düşük olduğu; çocuk sayısı ve ilk tedaviye başvuru yaşının nüks ile negatif yönde anlamlı düzeyde ilişkili olduğu saptanmıştır. Örneklemimizde alkol/maddeye başlama yaşı ve narsisizm arasında negatif yönde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Ailede psikiyartik öyküye sahip olmayan alkol/madde kullanımına bağlı adli olay ve iş/okul kaybı yaşamış olan hastaların TMA alt boyutlarında anlamlı düzeyde yüksek puanlar aldığı bulunmuştur. Sonuç: Araştırmamız travmatik erken dönem yaşantıları ile patolojik gelişen, KPE alt boyutu olan savunmacı büyüklenmeci kendilik ile ölçülen narsisizmin alkol ve madde kullanım bozukluklarında tedavi motivasyonu için bir risk faktörü olabileceğini göstermektedir. Elde edilen bulguların, bağımlılıkta tedavi protokolleri geliştirilmesinde yol gösterici olacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: alkol kullanım bozukluğu, madde kullanım bozuklukları, narsisizm, tedavi motivasyonu, nüks
Sağlıklı erkek bireylerde egzersiz eğitimine eklenen pilates egzersizlerinin; Esneklik, benlik saygısı ve yaşam kalitesine etkisi
Egzersiz, sağlıklı yaşamın devamlılığı için gerekli en önemli faktörlerden birisidir. Bu çalışmanın amacı, sağlıklı erkek bireylerde egzersiz eğitimine eklenen pilates egzersizlerinin; esneklik, kas gücü, benlik saygısı, yaşam kalitesi ve depresyon düzeyi üzerindeki etkisini araştırmaktır. Çalışmaya; Ocak - Nisan 2019 tarihleri arasında, Ordu İli ProMOSS Manuel Terapi Merkezinde, yaş ortalaması 27,78±5,25 olan 20-45 yaşları arasında, 60 sağlıklı erkek katılımcı dahil edilmiştir. Yapılan değerlendirmeler öncesinde katılımcıların sosyodemografik bilgileri kaydedilmiştir. Katılımcılar, grup 1 ve grup 2 olmak üzere 2 gruba ayrılmıştır. Grup 1'e sadece egzersiz eğitimi verilirken grup 2 ye eğitime ek olarak pilates egzersizleri yaptırılmıştır. Egzersiz ve/veya eğitim öncesi ve sonrasında esneklik ölçümü için Otur-Uzan Testi, anterior gövde fleksiyonu ve gövde ekstansiyonu kas gücü değerlendirmesi için Manuel Kas Testi, benlik saygısını değerlendirmek için Rosenberg Benlik Saygısı Anketi, depresyon düzeyini değerlendirmek için Beck Depresyon Ölçeği ve yaşam kalitesini değerlendirmek için SF-36 Kısa Formu kullanılmıştır. Egzersiz öncesi gruplar arası karşılaştırmalarda grup 2 nin eğitim düzeyi grup 1 den anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p=0.033) . Çalışma sonunda grup 1 de gözlenen değişimler istatistiksel açıdan anlamlı düzeye ulaşmazken (p>0.05), grup 2 de Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği hariç değerlendirilen tüm parametrelerde çalışma öncesine göre anlamlı düzelme meydana gelmiştir (P<0,05). Sonuç olarak bu çalışmada sağlıklı erkeklerde egzersiz eğitimine pilates egzersizlerinin eklenmesi ile kas gücü, esneklik, yaşam kalitesi ve depresyon düzeyinde olumlu gelişme sağlanmış ancak benlik saygısında değişiklik olmamıştır. Anahtar Kelimeler: Pilates, Esneklik, Benlik Saygısı, Yaşam Kalitesi, Depresyon
11-12 yaş yüzücülerin yüzme sitillerine göre vücut yapı ve profillerinin belirlenmesi
Bu çalışmasının amacı kendi stilinde müsabık olmuş ve düzenli antrenman yapan 11-12 yaş yüzücülerin vücut yapıları ve profillerini 4 temel stil için belirleyip cinsiyete göre karşılaştırmaktır. Çalışmaya haftada en az 3 gün düzenli antrenman yapan, belirli bir yüzme stiliyle Türkiye Şampiyonasında müsabık olmuş 11-12 yaş kategorisindeki 164 kadın ve 136 erkek olmak üzere toplam 300 yüzücü dahil edilmiştir. Belirlenen amaç doğrultusunda yüzücülerin antropometrik ve derialtı yağ ölçümleri alınarak % yağ, % kas oranları, BKİ'leri ile somatotipleri hesaplanmıştır. Shapiro-Wilk normalite testi uygulanmıştır. Veriler normal dağılım gösterdiği için cinsiyetler arası karşılaştırmalarda parametrik testlerden Independent-Samples T-Testi kullanılmıştır. İstatistiksel önem düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Çalışmamızda farklı yüzme stiline sahip kadın yüzücülerin boy ortalamaları sırası ile serbest stil 1,52 ±,05 cm, sırt üstü sitil 1,54±,07 cm, kurbağalama stil 1,52±,07 cm, kelebek stil 1,50 ±,07 cm olarak belirlenmiştir. Kilo ölçümlerine bakıldığında serbest stil 45,5±8,5 kg, sırt üstü stil 46,3±9,3 kg, kelebek stil 42,16±8,0 kg, kurbağalama stil 42,9±8 kg olarak belirlenmiştir. Erkek yüzücülerin boy ortalamaları ise serbest stil 1,51±,06 cm, sırtüstü stil 1,53±,06 cm, kurbağalama stil 1,50±,05 cm, kelebek stil 1,50±,07cm olarak belirlenmiştir. Kilo ölçüm ortalamalarına bakıldığında ise serbest stil 43,4±7,6 kg, sırtüstü stil 44,1±7,0 kg, kurbağalama stil 39,8±5,3 kg, kelebek stil 42,4±7,9 kg olarak bulunmuştur. Her iki grubunda boy, kilo ve VKİ değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmedi (p>0.05). Sporcuların somatotipleri serbest sitil (3,5-3,0-2,9), sırtüstü sitilde (3,1-2,9-3,1), kelebek sitilde (3,0-2,6-3,1) ve kurbağalama sitilde (3,0-2,9-3,5) olarak bulunmuştur. Erkek yüzücülerin somatotipleri ise serbest sitil (3,0-3,5-2,9), sırtüstü sitilde (2,9-3,3-3,4), kelebek sitilde (2,7-3,7-3,1) ve kurbağalama sitilde (2,6-3,1-3,7) olarak hesaplanmıştır. Gruplar arasında antropometrik ölçümler incelendiğinde ise farklı yüzme sitillerine göre; Pelvis çapı,el genişliği, ayak uzunluğu vücut kompozisyonlarına göre; %yağ, oranlarında, somatotiplerinde ise mezomorfilerinde anlamlı farklılığa rastlandı (p<0.05). Her iki grup arasında diğer parametrelerde anlamlı farkın olmadığı görüldü (p>0.05). Sonuç olarak cinsiyet değişkenine göre 12-13 yaş yüzücülerin antropometrik özellikleri incelendiğinde pelvis çapının ve yağ oranın kızlarda daha fazla olduğu bu sonuçların kızların ergenlik dönemine erkeklere oranla erken girmesiyle bağlantılı olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler Yüzme, Yüzme Stilleri, Antropometri, Somatotip, Erkek, Kadın.
Prediyabetli erkek hastalarda cinsel fonksiyon bozuklukları
Bu çalışmanın amacı prediyabet tanılı erkek hastalarda Türkiye'de ve dünyada geçerliliği yapılmış Golombok Rust Cinsel Doyum Ölçeği (GRCDÖ)'ni kullanarak cinsel fonksiyon bozukluğunu araştırmak, sonuçları prediyabeti olmayan kontrol grubu ile karşılaştırmak, cinsel fonksiyon bozukluğunu etkileyebilecek yaş, bel çevresi, vücut kütle indeksi, alkol, eğitim, sigara ile ilişkisini irdelemektir. Gereç ve Yöntemler: Aralık / 2019 – Nisan /2020 tarihleri arasında iç hastalıkları ya da endokrinoloji polikliniğine gelen 57 erkek hasta çalışmaya alındı. Hastaların bilinen herhangi bir hastalığı yoktu. Bu erkeklerin 30 tanesi prediyabetikti. 27 tanesi prediyabetik değildi. Hastalara cinsel fonksiyon bozukluğunu belirlemek için geliştirilmiş GRCDÖ anketi uygulandı. Bulgular: GRCDÖ'ne göre tüm hastalarda cinsel fonksiyon bozukluğu olan kişi sayısı 54 (%94,7), prediyabetiklerde 28 (%93,3),iken, kontrol grubunda 26 (%96,3) idi. GRCDÖ altbirim değerlendirmesine göre her iki grup arasında doyum ve sıklık altbirimlerinde gruplar arasında farklılık saptandı. (p<0.001 ve p:0.002). Diğer altbirimler arasında farklılık saptanmadı. Prediyabetli katılımcılarda yaş ile CDÖ toplam skoru ve dokunma, sıklık ve iletişim altbirimleri standart puanları arasında, AKŞ ile erken boşalma ve doyum altbirim standart puanlar arasında, TG düzeyleri ile doyum ve sıklık altbirim standart puanları arasında istatiksel olarak anlamlı pozitif korelasyon saptandı. Sonuç: Prediyabetik erkek hastalarda cinsel fonksiyon bozuklukları sık görülmek ile birlikte kontrol grubu ile anlamlı bir farklılık saptanamamıştır. Cinsel disfonksiyon alt gruplarında sıklık ve doyum alt birimlerinde anlamlı farklılık tespit edildi. Prediyabet durumu tedavi ve yaşam tarzı değişiklikleri ile gerileyebileceğinden dolayı cinsel fonksiyonlarda düzelme görülebilir. Prediyabetik popülasyonda konu ile ilgili daha geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.