Muscles
229 theses under this subject heading
Genç yetişkin erkeklerde kaslı olma dürtüsü ve işlevsel olmayan yeme davranışları ile ilişkili faktörlerin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmada genç yetişkin erkeklerde kaslı olma dürtüsü ve işlevsel olmayan yeme davranışlarıyla ilişkili faktörlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çevrimiçi ortamda Google Forms üzerinden gerçekleştirilen araştırmaya 18-35 yaş aralığında olan 144 genç yetişkin erkek katılmıştır. Veriler, Sosyodemografik Bilgi Formu, Görünüme Yönelik Sosyokültürel Tutumlar Ölçeği-4, Sosyal Medyada Fiziksel Görünüm Karşılaştırma Ölçeği, Yeme Bozukluğu Değerlendirme Ölçeği ve Kaslı Olma Dürtüsü Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizi tanımlayıcı istatistikler, Pearson korelasyon analizi ve aracılık analizi kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Korelasyon analizi sonuçları araştırmanın değişkenlerinin birbiriyle anlamlı ilişkileri olduğunu göstermiştir. Ancak iki model ayrı ayrı test edildiğinde Instagram üzerinden kaslı olmaya dair baskı ile erkeklerde kaslı olma dürtüsü ve işlevsel olmayan yeme davranışlarında sosyal karşılaştırmanın aracı rolü olmadığı bulunmuştur. Gelecek çalışmalar için modele erkeklerin ideal beden algılarına ilişkin farklı değişkenler ekleyerek modelin geliştirilmesi önerilmektedir. Sonuç: Araştırmanın sonuçları Instagram üzerinden kaslı olmaya dair baskı ile erkeklerde kaslı olma dürtüsü ve işlevsel olmayan yeme davranışlarında sosyal karşılaştırmanın aracı rolü olmadığını göstermektedir. Çalışma klinik alan yazında erkeklerde işlevsel olmayan yeme davranışı tanı ve tedavisi için başlangıç düzeyinde de olsa bir takım dolaylı katkılarda bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Instagram Baskısı, Sosyal Karşılaştırma, Kaslı Olma Dürtüsü, İşlevsel Olmayan Yeme Davranışı
Graston tekniği ile foem roller uygulamasının hamstring kas esnekliği üzerine kısa süreli etkisinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı Graston Tekniği ile Foam Roller uygulamasının hamstring kas esnekliği üzerindeki kısa süreli etkilerini karşılaştırmaktır. Çalışmaya 60 sağlıklı erkek katılmıştır. Uygulama öncesi Aktif Diz Ekstansiyon Testi değerleri ortalaması 54,17°; uygulama sonrası 66,17° ve değişim ortalaması 12,00°' dir. Uygulama öncesi Askling H Testi değerleri ortalaması 61,08 VAS (0-100) ; uygulama sonrası 37,92 VAS (0-100) ve değişim ortalaması -23,17 VAS (0-100)' dir. Graston ve Foam Roller uygulaması hamstring kas esnekliği üzerinde etkili bulunmuştur (P<0,05). Ancak analiz sonuçlarına göre Graston ile Foam Roller uygulanan gruplar arasında yaş, VKİ, uygulama sonrası Aktif Diz Ekstansiyon Testi, uygulama sonrası Askling H Testi, Aktif Diz Ekstansiyon Testi Değişimi ve Askling H Testi Değişimi değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamaktadır (p>0,05). Her iki uygulama da miyofasyal gevşetme tekniği olarak ve performans öncesi ve performans sonrası toparlanma amaçlı kullanılabilir. Etki yönünden aralarında anlamlı bir fark yoktur. Foam Roller uygulaması başka bir kişinin uygulamasına ihtiyaç duyulmadığı için uygulamada daha pratik olabilir. Anahtar Kelimeler : Esneklik; Hamstring; Graston; Foam Roller; Miyofasyal gevşetme
Polikistik over sendromu tanılı hastalarda kas ve kemik kompozisyonun ve fonksiyonunun değerlendirilmesi
Polikistik over sendromu (PKOS), kadınlarda en sık görülen endokrinolojik bozukluktur. Pek çok sistem üzerindeki olumsuz etkileri bilinmesine rağmen PKOS'un kas-iskelet sistemi üzerindeki olası etkileri tam olarak bilinmemektedir. Bu çalışmada PKOS'un geç reprodüktif dönemdeki kadınlarda kas ve kemik kompozisyonu ve fonksiyonu üzerine etkilerini incelemeyi amaçladık. Çalışmaya 34 PKOS ve 32 yaş ve VKİ uyumlu kontrol kadın dahil edildi. Vücut kompozisyonunu belirlemek için tüm katılımcılara dual enerjili X-ray absorsiyometrisi (DEXA) uygulandı. Ayrıca bireylerde abdomen ve uyluk manyetik rezonans görüntüleme (MRG) kullanılarak kesitsel kas alanları ve kasların yağ fraksiyonları değerlendirildi. Kas gücü, izokinetik dinamometre, Biodex® System Pro3 (Biodex Corp. Shirley NY, ABD) kullanılarak ölçüldü. Diz ekstansör ve diz fleksör konsantrik kas kuvveti, birim zamandaki açısal yer değiştirme miktarını temsil eden 60°/sn açısal hızlarda değerlendirildi. Ortalama yaş PKOS'ta 43 ± 3.7, kontrollerde 42.2 ± 3.5 idi. Tanı anında PKOS hastalarının %94,1'i (n=32) fenotip A, %5,9'u (n=2) fenotip B idi. PKOS hastalarında testosteron, FAİ ve açlık insülini kontrollere göre daha yüksekti (sırasıyla p<0,001, p=0.001 ve p=0.032). Toplam abdominal kas alanı (TAMA), paraspinal kas alanı, uyluk kas alanı, visseral yağ doku (VAT), subkutan yağ doku (SAT), vertebral manyetik rezonans görüntüleme-proton dansite yağ fraksiyonu (MRI-PDFF), uyluk ve paraspinal kas MRI-PDFF gruplar arasında benzerdi ancak karaciğer MRI-PDFF'si PKOS grubunda daha yüksek bulundu (p=0,044). Gruplar arasında DEXA ile değerlendirilen kas ve kemik kompozisyonu açısından fark yoktu. Alt grup analizinde obez PKOS hastalarının obez kontrollere göre daha yüksek TAMA'ya (p=0,012) ve daha yüksek visseral yağ dokusuna (p=0,049) sahip olduğu görüldü. Trunkal yağlanmayı destekleyen visseral yağ dokusu artışı, tüm grup karşılaştırmasında da PKOS grubunda istatistiksel öneme ulaşmamakla birlikte daha yüksek olma eğilimindeydi (p=0.072). Her iki grupta da MRG ve DEXA ile ölçülen vücut kompozisyon parametreleri, temel olarak VKİ ve açlık insülin değerleri ile ilişkili iken, androjen seviyeleri ilişkili değildi. İzokinetik dinamometre analizlerinde obez olmayan kadınlarda obezitesi olan kadınlara göre normalize edilmiş diz ekstansör tepe torku artmış bulunurken PKOS ve kontrol grupları arasında kas mekanik fonksiyonu açısından fark saptanmadı. Ancak non-obez alt grupta diz ekstansör kas kuvveti daha yüksekti (p=0.049). Bu çalışmanın sonuçlarına göre geç reprodüktif dönemde PKOS'lu kadınlarda yaş ve VKİ eşleştirilmiş kadınlara göre karaciğer yağlanma oranı artmıştır. Obez PKOS'lu kadınlarda obez kontrollere göre abdomen kas ve viseral yağ oranları daha yüksektir. Non-obez PKOS'lu kadınlarda artmış diz ekstensör kas kuvveti dışında kas mekanik fonksiyonu PKOS'lu kadınlarla kontroller arasında benzerdir.
Sıçanlarda nöromuskuler elektrik stimülasyonunun iskelet kasının mimari özellikleri üzerine etkisi
Nöromuskuler elektrik stimülasyonu (NMES) kas gücünü ve işlevini artırmak için klinikte sıklıkla kullanılan bir rehabilitasyon uygulamasıdır. Ancak, farklı kas uzunluklarında uygulanan NMES'in kas mimarisi üzerindeki etkisi bilinmemektedir. Bu çalışmanın amacı, orta ve uzun kas uzunluğunda uygulanan NMES'in iskelet kası mimarisi üzerindeki etkilerini araştırmaktı. Yirmi dört sıçan rastgele dört gruba ayrıldı (iki NMES grubu ve iki kontrol grubu). Ekstansör digitorum longus kasına uzun kas uzunluğunda (170 plantar fleksiyonda) ve orta kas uzunluğunda (90 plantar fleksiyonda) NMES uygulandı. Her NMES grubu için bir kontrol grubu oluşturuldu. NMES 8 hafta boyunca, günde 10 dakika, haftada 3 gün uygulandı. Sekiz hafta sonra, kas örnekleri NMES uygulama uzunluklarında çıkarıldı; makroskopik ve mikroskopik olarak bir transmisyon elektron mikroskobu ve streo-mikroskop kullanılarak incelendi. Daha sonra pennasyon açısı, lif uzunluğu, kas uzunluğu, kas kütlesi, fizyolojik kesit alanı, lif uzunluğu/kas uzunluğu, sarkomer uzunluğu, sarkomer sayısı gibi kasın mimari özellikleri ve kas hasarı değerlendirildi. Her iki uzunlukta uygulama yapılan kaslarda lif uzunluğu ve sarkomer sayısında artış, pennasyon açısında ise azalma görüldü (p<0,05). Uzun kas uzunluğu grubunda kas uzunluğu arttı (p<0,05), ancak yaygın kas hasarı gözlendi. Bu sonuçlar, uzun kas uzunluğunda NMES müdahalesinin kas uzunluğunu artırabildiğini ancak aynı zamanda kas hasarına da neden olduğunu göstermektedir. Kas uzunluğundaki daha büyük longitudinal artış, sürekli dejenerasyon-rejenerasyon döngüsünün bir sonucu da olabilir.
Rotator kılıf tendinopatisinde kan akımı kısıtlamalı egzersiz eğitiminin kas kalınlığı ve semptomlara etkisinin araştırılması
Bu araştırmanın amacı, rotator kılıf tendinopatisinin rehabilitasyonunda kan akımı kısıtlamalı eğitimin (KAKE) omuz çevresi kas kalınlığı, kas kuvveti ve omuz semptomlarına etkisini araştırmaktı. Araştırmaya tek taraflı omuz ağrısı nedeniyle rotator kılıf tendinopatisi tanısı alan 18-45 yaş aralığında, 32 hasta dahil edildi. Hastalar randomize olarak KAKE grubu (yaş: 31,5±5,1 yıl, boy uzunluğu: 171,7±8,7 cm, vücut ağırlığı: 71,8±11,3 kg) ve kontrol grubu (yaş: 34,9±5,4 yıl, boy uzunluğu: 172,1±8,6 cm, vücut ağırlığı: 72,9±13,6 kg) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Her iki gruba da 8 hafta boyunca, haftada 2 gün, progresif dirençli omuz rehabilitasyon programı uygulandı. KAKE grubundaki hastalar ağrılı omzun en proksimal noktasına yerleştirilen 5 cm genişliğindeki pnömatik bir cuff ile rehabilitasyon egzersizlerini yaparken, kontrol grubunda yer alan hastalar aynı egzersiz protokolünü ağrılı omuzda cuff olmadan uyguladı. Her iki grupta da egzersizler düşük şiddette (1 maksimum tekrarın %30'u), 4 set, toplam 75 tekrar (30/15/15/15) olacak şekilde eşit volümde uygulandı. Tüm hastaların tedavi öncesi ve sonrası supraspinatus, infraspinatus, deltoid, biseps braki ve skapula-retraktör kas kalınlıkları ile akromiohumeral (AH) mesafeleri ultrasonografi ile; 60º/sn ve 180º/sn açısal hızlarda omuz internal ve eksternal rotator kas kuvvetleri ise izokinetik dinamometre ile ölçüldü. Ayrıca omuz ağrısı, görsel analog skala ile; omuz fonksiyonu ise Omuz Ağrı ve Disabilite İndeksi (SPADI) ile değerlendirildi. Tedavi sonrasında KAKE grubunda biseps braki kas kalınlığı (p<0,001) ve 60º/sn'de ölçülen omuz internal rotasyon (p=0,02) kas kuvveti kontrol grubuna göre daha yüksekti. Diğer omuz kas kalınlıkları, AH mesafe ve rotasyonel kas kuvvetleri açısından gruplar arasında fark bulunmadı (p>0,05). Her iki grupta da supraspinatus (p=0,003), infraspinatus (p=0,001), skapula-retraktör (p=0,02) kas kalınlıkları ve tüm omuz rotasyonel kas kuvvetleri zamanla artış gösterdi (p<0,05). Tedavi sonrasında SPADI skoruyla ölçülen omuz fonksiyonu KAKE grubunda daha iyiydi (p=0,04). Ancak her iki grupta da ağrı zamanla azaldı, omuz fonks]yonu gel]şt] (p<0,05). Sonuçlar rotator kılıf tendinopatisinde uygulanan KAKE'nin oklüzyon bölgesinin proksimal (omuz internal rotasyon kas kuvveti) ve distalinde (biseps braki kas kalınlığı) olumlu etkileri olduğunu gösterdi. KAKE'nin omuz rehabilitasyonunda geleneksel rehabilitasyon protokollerine bir alternatif olarak kullanılabileceğini düşünüyoruz.
Ön çapraz bağ rekonstrüksiyonu 4 ay sonrası izokinetik egzersiz eğitiminin diz kas kuvvetine etkisi
Bu çalışmanın amacı, Ön Çapraz Bağ (ÖÇB) rekonstrüksiyonu geçiren bireylerde, 4. ayda verilen ve 8 hafta devam eden, izokinetik egzersiz eğitiminin diz kas kuvvetine olan etkisini incelemekti. Çalışmaya hamstring grefti ile ÖÇB rekonstrüksiyonu geçiren 20 birey dahil edildi. (yaş: 30,85±9,10 yıl, boy uzunluğu: 178,90±9,38 cm, VKİ: 25,66±2,93 kg/m²). Bireyler rekonstrüksiyon sonrası 16. haftada izokinetik sistemde değerlendirilerek egzersiz eğitimine alındı ve 24. haftada test tekrar edildi. Kassal kuvvet değerlendirmesi izokinetik sistemde (ISOMED 2000), 60 º/sn (5 tekrar) ve 180 º/sn (10 tekrar) açısal hızlarda gerçekleştirildi. Zirve Tork Hamstring/Vücut ağırlığı, Zirve Tork Kuadriseps/Vücut ağırlığı, Hamstring/Kuadriseps oranı değerlendirildi. Hamstring konsentrik-kuadriseps konsentrik, hamstring izometrik, kuadriseps izometrik, stabilite-koordinasyon eğitimi, haftada 3 gün-8 hafta verildi. Tüm veriler SPSS 21 yazılımı kullanılarak analiz edildi. Eğitim öncesi ve sonrası farklılığı değerlendirmek için Eşleştirilmiş T testi kullanıldı. Çalışmanın sonucunda 60º/sn açısal hızda opere ( p=0,000) ve non-opere dizde (p=0,003), 180º/sn açısal hızda non-opere dizde (p=0,000) konsentrik hamstring kuvveti, 24. haftada, 16. haftadaki kuvvet değerine göre daha fazla bulundu. 180º/sn. açısal hızda opere dizde konsentrik hamstring değerinde zamanlar arasında bir farklılık görülmedi (p>0,05). 60 º/sn açısal hızda, opere (p=0,000) ve non-opere (p>0,05) dizde, 180º/sn açısal hızda opere (p=0,000) ve non-opere (p=0,05) dizde konsentrik kuadriseps kuvveti, 24 haftada 16.haftaya göre daha fazla bulundu. 60º/sn. açısal hızda konsentrik hamstring/kuadriseps oranının opere dizde 16. haftaya göre 24. haftada azalırken, non-opere dizde ise bu oranın arttığı gözlendi (p>0,05). 180°/ sn. açısal hızda opere ve non-opere dizde H/Q oranının 16. haftaya göre 24. haftada azaldığı gözlendi (p>0,05). Sonuç olarak çalışmada 16. haftadan 24. haftaya kadar verilen izokinetik eğitimin ÖÇB rekonstrüksiyonu sonrası kassal kuvvetin arttırılmasında etkili olduğu bulundu.
Kronik böbrek hastalarında telerehabilitasyon ile fonksiyonel solunum kas eğitiminin solunum ve periferik kas fonksiyonları üzerine etkilerinin incelenmesi
Kronik böbrek hastalarında (KBH) görülen semptomlar solunum fonksiyonları, fonksiyonel kapasite ve kas fonksiyonlarında kayıplara neden olabilir. Bu çalışmada KBH hastalarında telerehabilitasyon ile uygulanan farklı inspiratuar kas eğitimi (İKE) modalitelerinin solunum, diyafragma, periferik ve gövde kas fonksiyonları, fonksiyonel kapasite, denge, postür, yaşam kalitesi, kognitif fonksiyon, yorgunluk, fiziksel aktivite, endotel fonksiyon ve aortik sertlik üzerine etkilerinin araştırılması amaçlandı. Çalışmaya 38 hasta dahil edildi. Hastalar rastgele temel İKE (13 hasta), fonksiyonel İKE (13 hasta) ve kontrol grubu (12 hasta) olmak üzere üç gruba ayrıldı. Solunum fonksiyonları (spirometre), solunum kas kuvveti (ağız içi basınç ölçüm cihazı), solunum kas enduransı (IKE cihazı), diyafragma fonksiyonları (ultrason), periferik kas kuvveti (dinamometre), gövde kas enduransı (parsiyel mekik çekme, yüz üstü köprü, yan köprü ve pelvik köprü testi), fonksiyonel kapasite (6 dakika yürüme testi), denge (zamanlı kalk ve yürü testi ve tek ayak üzerinde durma testi), postür (Corbin değerlendirme formu), yaşam kalitesi (Nottingham Sağlık Profili), yorgunluk (Yorgunluk Çok Boyutlu Değerlendirme skalası), kognitif fonksiyon (Standardize Mini Mental testi), fiziksel aktivite (Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-kısa form), endotel fonksiyon (ekokardiyografi ve vasküler prob) ve aortik sertlik (ekokardiyografi) ile değerlendirildi. Temel İKE, fonksiyonel İKE ve kontrol grupları arasında maksimal inspiratuar ve ekspiratuar basınç, kuvvet indeksi, solunum kas enduransı, periferik kas kuvveti, gövde kas endurans test süreleri, 6 dakika yürüme testi mesafesi, tek ayak üzerinde durma süresi ve diyafragma mobilitesinde istatistiksel anlamlı fark vardı (p<0,05). Fonksiyonel İKE grubunda solunum kas enduransı, periferik ve gövde kas fonksiyonları, denge ve diyafragma mobilitesindeki artışlar temel İKE grubu ile karşılaştırıldığında anlamlı olarak daha yüksekti (p<0,017). Fonksiyonel İKE grubunda postür puanında azalma, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi kısa form ve Standardize Mini Mental testi toplam skorunda anlamlı artış görüldü (p<0,017). Temel ve fonksiyonel İKE programı hastaların solunum kas kuvveti, solunum kas enduransı, diyafragma mobilitesi, periferik ve gövde kas fonksiyonları, fonksiyonel kapasite ve dengesinde anlamlı iyileşmeler sağlamıştır. Fonksiyonel İKE programı ile solunum kas enduransı, diyafragma mobilitesi, periferik ve gövde kas fonksiyonları ve dengede daha fazla iyileşme, postür, fiziksel aktivite düzeyi ve kognitif fonksiyonlarda da anlamlı iyileşmeler görülmüştür. Sonuçlarımıza göre KBH hastalarında fonksiyonel İKE'nin rehabilitasyon programına dahil edilmesi önerilir.
Effects of aging and exercise on dynamic postural control: Analysis of muscle synergies
This study aims to investigate human motor control mechanisms providing coordination of voluntary dynamic movements under the effects of "natural aging" and "participation in regular exercise". Electrophysiological activities of selected lower extremity muscles and ground reaction forces are recorded simultaneously by surface electromyography and force platform, respectively during "voluntary body sway" (VBS). The healthy older physically active group (master athletes) and the healthy sedentary groups (young and older) are included to the study. Principal Component Analysis is used to determine the number of muscle modes and the composition of muscle modes i.e., reciprocal or co-activation contraction patterns. Synergy index is calculated with the Uncontrolled Manifold (UCM) Hypothesis. The results of the UCM analysis for the dominant side are for the first time compared with the non-dominant side. The main findings of the study: there was no age or exercise effect i) on the number of muscle modes (the same for all groups) and ii) on contraction pattern (reciprocal pattern for all groups), iii) the young sedentary group had lower values for UCM variance components than the older groups, probably depending on experiencing the lowest task difficulty, iv) synergy index was highest for older sedentary group, and lowest for master athletes, v) older sedentary group showed less flexible, more rigid motor control strategies, vi) UCM variance components and synergy index values were different in the multi-muscle coordination of dominant and non-dominant lower extremity. Re-examining the VBS movement by dividing it into phases was recommended to reach more detailed information about muscle synergy patterns. It was revealed that the differences in multi-muscle coordination between dominant and non-dominant limbs should not be neglected.
Fontan prosedürü uygulanmış tek ventriküllü hastalarda hemodinamik, vasküler ve kassal parametrelerin maksimal ve submaksimal egzersiz kapasitesi üzerine etkileri
Fontan prosedürü uygulanan hastalarda morbidite ve mortalite riski ile egzersiz kapasitesi ilişkilidir. Bu nedenle bu hastalarda egzersiz kapasitesi ve etkileyebileceği düşünülen kardiyovasküler ve periferik faktörlerin araştırılması önem kazanmaktadır. Bu Çalışma Fontan prosedürü uygulanmış tek ventriküllü bireylerde hemodinamik, vasküler ve kassal parametrelerin maksimal ve submaksimal egzersiz kapasitesi üzerine etkilerini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya ortanca yaşı 18 yıl (7-31 yıl) olan 31 Fontan hastası ve ortanca yaşı 18 (7-32 yıl) olan 30 kontrol birey dahil edildi. Tüm katılımcıların demografik ve klinik özellikleri kaydedildi. Maksimal egzersiz kapasitesi, "breathe by-breathe" yöntemiyle bir koşu bandı ergometresinde modifiye Bruce protokollü kardiyopulmoner egzersiz testi (KPET) ile; submaksimal egzersiz kapasitesi 6 dakika yürüme testi (6DYT) ile değerlendirildi. Atrial strain ölçümleri için transtorasik ekokardiyografi ölçümleri gerçekleştirildi ve speckle tracking (benek takibi) yöntemi kullanılarak atrial strain için reservuar faz (LASr), kondüit faz (LAScd) ve kontraksiyon fazı (LASct) değerleri kaydedildi. El kavrama kuvveti ve diz ekstansör kas kuvveti bir el dinamometresi kullanılarak değerlendirildi. Kas oksijenizasyonu (SmO2) ise KPET ve 6DYT sırasında, yakın kızılötesi spektroskopi kullanarak kas kapillerindeki lokal SmO2 ve toplam hemoglobini (THb) ölçen bir cihaz (Moxy, Fortiori Design LLC, Minnesota, USA) ile kaydedildi. Aortik sertlik, aortik nabız dalga hızı (aNDH) tekniği kullanılarak ekokardiyografik ölçümler ile değerlendirildi. Fontanlı hastalar ve kontrol bireyler arasında yaş ve cinsiyet dağılımı açısından anlamlı fark yoktu (p>0,05). Fontanlı hastaların ve kontrol bireylerin vücut kompozisyonu parametreleri, dominant el kavrama kuvveti (kg) ve dominant diz ekstansör kuvveti (kg) benzer idi (p>0,05). Fontanlı hastalarda 6DYT istirahat SmO2, minimum SmO2, toparlanma SmO2 kontrol bireylere göre daha düşük iken (p<0,05); KPET istirahat SmO2, minimum SmO2 ve toparlanma SmO2 kontrol bireylere göre daha düşüktü (p<0,05). Ayrıca Fontanlı hastaların LASr, LAScd, LASct ve LASct/LASr değerleri kontrol bireylere göre daha düşüktü (p<0,05). aNDH Fontanlı hastalarda kontrol bireylere göre daha yüksekti (p<0,05). Fontanlı hastaların zirve oksijen tüketimi ve 6DYT yürüme mesafesi de kontrol bireylere göre düşük idi (p<0,05). Çoklu regresyon modellerine göre ise dominant diz ekstansör kuvveti, yaş, LASct ve aNDH zirveVO2'nin; dominant diz ekstansör kuvveti ve aNDH 6DYT mesafesinin bağımsız belirleyicileri olarak kaydedildi. Çalışmamızın sonuçlarına göre Fontanlı hastalarda diz ekstansör kas kuvveti, yaş, atrial kontraktil strain ve aortik sertlik maksimal egzersiz kapasitesinin bağımsız belirleyicileridir. Ayrıca diz ekstansör kuvveti ve aortik sertlik ise Fontanlı hastalarda submaksimal egzersiz kapasitesinin bağımsız belirleyiciledir. Fontanlı hastaların optimal klinik yönetimi için rutin laboratuvar ve klinik testlerin yanı sıra egzersiz kapasitesi ve etkileyen faktörlerin de değerlendirilmesi önem taşımaktadır.
Rotator kılıf tendinozisi olan ve olmayan bireylerde farklı omuz pozisyonlarında uygulanan osilasyon egzersizlerinin omuz kaslarının aktivasyonuna etkisinin araştırılması
Bu çalışma, rotator kılıf tendinozisi olan bireyler ile sağlıklı bireyler arasında farklı omuz pozisyonları ve farklı tutuş şekillerinde osilasyon egzersizleri sırasında üst trapezius (ÜT), alt trapezius (AT), infraspinatus (İS), orta deltoid (OD) ve serratus anterior (SA) kaslarının aktivasyonlarının etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya 18-45 yaş arasında 18 (9 kadın, 9 erkek) sağlıklı birey ile 18 (9 kadın, 9 erkek) rotator kılıf tendinozisli birey hekim tarafından yapılan ultrasonografi ve klinik test sonuçlarına göre dahil edildi. Kasların aktivasyonunun değerlendirilmesinde yüzeyel elektromyografi (EMG) kullanıldı. Osilasyon egzersizleri 0˚ abduksiyon, skapular elevasyon, 90˚ fleksiyon ve 90˚ abduksiyon pozisyonlarında yapıldı. Farklı tutuş şekilleri ise 90˚ abduksiyon pozisyonunda değerlendirildi. Farklı omuz pozisyonları ve farklı tutuş şekillerinde üst trapezius/alt trapezius (ÜT/AT), üst trapezius/serratus anterior (ÜT/SA) ve orta deltoid/infraspinatus (OD/İS) kuvvet çifti oranları araştırıldı. Gruplar arasında kas aktivasyonları ve kuvvet çifti oranları benzerdi (p>0,05). Farklı omuz pozisyonları ve farklı tutuş şekillerinde kas aktivasyonları ile kuvvet çifti oranları arasında fark bulundu (p<0,05). 0˚ abduksiyon pozisyonunda diğer pozisyonlara göre tüm kasların aktivasyonu daha düşük seviyedeydi. ÜT, AT ve OD kas aktivasyonları 90˚ abduksiyon pozisyonunda; İS ve SA kas aktivasyonları ise 90˚ fleksiyon pozisyonunda en fazlaydı. Bu doğrultuda hem rotator kılıf tendinozisli bireyler ile hem de sağlıklı bireylere çalışmamızda yer alan osilasyon egzersizlerinin uyarlanabileceğini düşünüyoruz. Bu çalışma fiziksel aktivite seviyesi yüksek rotator kılıf tendinozisli bireylerin egzersiz ilerlemesinde yol gösterici olabilir. Anahtar kelimeler: Rotator kılıf, tendinozis, osilasyon, elektromyografi.
Farklı egzersiz çeşitlerinin kuadriseps femoris kasının oksijen saturasyonu üzerine etkisi
Bu çalışmada sağlıklı sedanter ve aktif bireylerde farklı egzersiz türlerinin kuadriseps femoris kasının oksijen saturasyonu üzerine etkilerinin karşılaştırılması amaçlandı. Çalışmaya 16 aktif spor yapan erkek (25,813,73 yıl, VKİ: 23,12 kg/m2), 14 sağlıklı sedanter erkek birey (23±3 yıl, VKİ: 22,26 kg/m2) dahil edildi. Grupların kuadriseps femoris kasına yönelik yapılan 5 farklı egzersiz; izometrik, izotonik, eksentrik, statik germe ve denge koordinasyon egzersizleri öncesi, sırasında ve toparlanmada kas oksijen saturasyonları yakın kızılötesi spektroskopi (MOXY) cihazı ile ölçüldü ve karşılaştırıldı. Verilerin normalliği incelenirken Kolmogorov Smirnov testi, 2 grup Bağımsız Örneklem T Testi ile karşılaştırıldı. Tüm egzersizler için ölçülen kas saturasyon (%) değerlerinin normal dağılım varsayımı sağlandığı için ANOVA testi kullanıldı, post-hoc karşılaştırmalar Bonferroni testi yapıldı. Tüm bireylerde yapılan kas oksijen saturasyon ölçümlerinde sırasıyla eksentrik, germe ve izometrik egzersizlerde saturasyon azalmış bulundu (p<0,05). Aktif bireylerde eksentrik egzersizler sırasında ölçülen kas oksijen saturasyonu diğer egzersizlere göre daha az, sedanterlere ise eksentrik, germe ve izometrik egzersizlerde daha azdı (p<0,05). Germe ve denge koordinasyon egzersizleri sırasında grupların kas saturasyon ölçümleri benzerdi (p>0,05). Aktif bireylerde sedanter bireylere göre izometrik, izotonik ve eksentrik egzersizlerin kas oksijen saturasyonu daha azdı (p<0,05). Egzersiz sayılarına göre, aktif bireylerde kuadriseps izometrik ve izotonik egzersizlerde fark yokken, eksentrik, denge koordinasyon ve germe egzersizlerinde 60.sn ölçümlerine saturasyon en azdı (p<0,05). Sedanterlerde egzersiz sayıları değerlendirildiğinde izometrik ve denge koordinasyon egzersizinde fark yokken (p>0,05), izotonik, eksentrik ve germe egzersizinde 60.sn ölçümü azdı (p<0,05). Sporcularda görülen bu değişikliklerin egzersiz eğitimine adaptasyon sonucu olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Kuadriseps femoris, egzersiz, oksijen saturasyonu, aktif bireyler
Kritik hastalık miyopatisi elektrofizyolojik tanısında stimulus - birleşik kas aksiyon potansiyeli genlik / alan / süre yanıt eğrisi çalışması
Yoğun bakım ünitesinde edinilmiş güçsüzlüğün en sık nedenleri olan kritik hastalık miyopatisi (KHM) ve kritik hastalık nöropatisi (KHN) sık görülen, uzamış mekanik ventilasyon ve hospitalizasyon süresi, artmış maliyet, morbidite ve mortalite ile ilişkili olan edinilmiş nöromusküler disfonksiyon tablolarıdır. Daha iyi prognozlu olması, rehabilitasyon ile tam düzelme mümkün olması nedeniyle bazı yoğun bakım popülasyonlarında %100'e varan oranda görülebilen KHM'nin erken dönemde saptanabilmesi önemlidir. Sinir iletim çalışmalarında hem KHM hem de KHN'de birleşik kas aksiyon potansiyeli (BKAP) amplitüdünde (BKAPAmp) düşüklük izlenirken, KHM'de BKAP negatif tepe süresinde (BKAPSüre) hem distal hem de proksimal uyarımda senkron dispersiyon (uzama) gözlenmektedir. Bu çalışmada, KHM elektrofizyolojik tanısında, BKAPSüre uzamasının bazı hastalarda gözlenememesi veya sınırda bulunması nedeniyle, submaksimal uyarım şiddetlerindeki BKAPSüre incelenerek KHM'nin gelişiminin daha erken dönemde tahmini ve daha özgül bir şekilde ortaya konması için yeni parametrelerin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma, EMG sonrası KHM/KHNM tanısı alan 11 hasta ile 12 sağlıklı bireyde, ulnar sinir uyarımı ve ADM kasından kayıtla gerçekleştirilmiştir. İlk BKAP saptanan minimal (UMin) ve maksimal BKAP uyarım şiddeti (UMax), ardından (UMax – UMin) aralığı 4 eşit parçaya bölünerek 4 tane yüzdelik uyarım şiddeti (U%20, U%40, U%60, U%80) daha belirlenmiştir. Her 6 uyarım şiddetinde elde edilen BKAPAmp, BKAPSüre, her bir uyarım şiddetinde elde edilen BKAPSüre'nin maksimum BKAPSüre'ye oranı hesaplanmıştır (MaxOran_Süre_UMin, MaxOran_Süre_U%20, MaxOran_Süre_U%40, MaxOran_Süre_U%60, MaxOran_Süre_U%80). BKAPSüre hasta grubunda tüm uyarım şiddetlerinde kontrol grubuna göre uzun iken en belirgin farklılık UMin ve U%20 şiddetindeydi. Daha önemli olarak, çalışmamızda 2 hastada supramaksimal uyarım şiddetlerinde BKAPSüre uzaması saptanmamasına karşın, bu uyarım şiddetlerinde bu hastalarda da uzama saptanmıştır. BKAPSüre hastalarda UMin şiddetinde maksimum ve uyarım şiddeti arttıkça giderek kısalırken, kontrollerde UMin şiddetinde minimum ve uyarım şiddeti arttıkça giderek uzuyordu. Bununla uyumlu olarak, hastalarda MaxOran_Süre_UMin ve MaxOran_Süre_U%20 oranları kontrollere göre anlamlı derecede büyüktü. KHM için tanısal BKAPSüre uzaması, rutin incelemelerde kullanılan supramaksimal uyarım şiddetine göre, daha düşük uyarım şiddetlerinde (UMin ve U%20) belirgin ve yüksek bir duyarlılıkla saptanmıştır. Literatürde ve çalışmamızda BKAPSüre uzamasının bazı hastalarda supramaksimal uyarım şiddetinde saptanmaması göz önüne alındığında bu bulgumuz özellikle erken dönemde elektrofizyolojik duyarlılığı yükseltmekte olup ek bir teknik donanım ve zaman gerektirmemesi ile de oldukça kullanışlıdır. Bu bulgunun, KHM'de farklı uyarım şiddetlerinde uyarılan farklı kas liflerinin membran uyarılabilirliğinde azalmanın farklı düzeylerde gerçekleşmesinden ve bu liflere ait aksiyon potansiyellerinin neden olduğu elektriksel faz iptalinden kaynaklandığı düşünülmüştür. Anahtar kelimeler: sinir iletim çalışması, kritik hastalık miyopatisi, BKAP negatif tepe süresi, senkron dispersiyon
Omuz osteoartritli hastalarda artroplasti öncesi sıfır eko zaman sekanslı manyetik rezonans görüntüleme ile kemik stoğunun ve kas kalitesinin değerlendirilmesi
Omuz osteoartritinin sebeplerinden biri Rotator Manşet Artropatisidir (RMA). Tez kapsamında RMA'lı hastalarda omuzdaki morfolojik değişikliklerin, Sıfır Eko Zamanlı Manyetik Rezonans Görüntüleme (Zero Time Echo MRI-[ZTE]) ile gözlemciler arası ve gözlemci içi ölçümlerin uyumunun değerlendirilmesi ve bu ölçümlerin Rotator Manşet (RM) kaslarının kesit alanları ve omuz fonksiyonel skorları ve aktif eklem hareketleri arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Gözlemciler arası; glenoid versiyon ve Kritik Omuz Açısı (KOA) ölçümlerinde mükemmel, Humeral Sublüksasyon İndeksi (HSİ), humerus başı medializasyonu, glenoid santral ve posterior kemik kaybı ve tam uyumlu daire glenoid çapı ölçümlerinde iyi, glenoid anterior kemik kaybı, glenoid vault derinliği ve tam uyumlu daire glenoid çap kaybı oranı arasında orta uyum bulundu (p<0,05). Bu ölçümler için gözlemci içi uyum iyi ve mükemmel olarak bulundu (p<0,05). Modifiye walch sınıflandırması için gözlemciler arası ve gözlemci içi uyum orta olarak bulundu(p<0,05). Subskapularis kasının kesit alanı ile aktif öne elevasyon, abdüksiyon ve internal rotasyon arasında orta derecede korelasyon bulundu (p<0,05). Anterior kemik kaybı ile öne elevasyon ve abdüksiyon arasında orta negatif korelasyon, humerus başı medializasyonu, santral kemik kaybı ve posterior kemik kaybı arasında düşük negatif korelasyon bulundu (p<0,05). Glenoid retroversiyonu ile HSİ, humerus başı medializasyonu, tam uyumlu daire çap kaybı oranı arasında düşük ve orta korelasyon bulunmaktaydı (p<0,05). Çalışmada RMA tanısı almış omuzların osseöz morfolojisinin değerlendirilmesinde ZTE MRG'nin kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. RMA'lı hastalarda psödoparezi açısından subskapularis kasının kesit kalınlığının en önemli faktörlerden biri olduğu görüldü. Anahtar Kelimeler: Omuz, Rotator manşet, Manyetik rezonans görüntüleme, Sıfır eko zamanlı görüntüleme, Rotator manşet artropatisi
Alt ekstremite tendinopatilerinde uygulanan ekstrakorpereal şok dalga tedavisinin kas kuvveti, esnekliği ve mimari özelliklerine olan etkisinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı, alt ekstremite tendinopatilerinde tendon ve kasa uygulanan ekstrakorpereal şok dalga tedavisinin ilgili kasın mimari özelliklerine, kas kuvveti ve esnekliğine olan etkisini araştırmaktı. Çalışmaya hamstring, kuadriseps veya gastrokinemius kaslarından tendinopati tanısı almış 20 birey katıldı. Değerlendirmeler, ekstrakorpereal şok dalga tedavisi uygulaması öncesinde, ilk uygulamanın hemen sonrasında ve tedavi bitiminde olmak üzere üç defa yapıldı. Kas kalınlığı, pennasyon açısı ve lif uzunluğu radyoloji uzmanı tarafından ultrasonografi ile değerlendirildi. Kas kuvveti, dijital dinamometre; kas esnekliği ise mezura ile değerlendirildi. Olgular, EŞDT uygulamasına ek olarak standart fizyoterapiprogramına alındı. EŞDT uygulaması tek seansta kas kuvvetinde azalma (p=0.0001), kas esnekliğinde azalma (p=0,0003), kas kalınlığında artış meydana getirdi (p=0,0001). Tek seans EŞDT uygulaması sonucunda kas kuvetindeki değişiklik ile kas kalınlığı değişikliği arasındaki ilişki anlamlıydı (r:-0,609, p=0,004). İzole olarak her bir kasa uygulanan tedavi etkinliği değerlendirildiğinde hamstring grubunda; kas kuvveti (p=0,015) ve esnekliğinde (p=0,029) artış bulundu, kas kalınlığında bir değişiklik bulunmadı. Kuadrisepste, kas kuvvetinde artış (p=0,0001) ve esnekliğinde (p=0,001) azalma bulundu. Gastrokinemiusta ise kas kuvvetinde artma (p=0,039), pennasyon açısında artma (p=0,039) ve kas kalınlığında azalma (p=0,018) bulundu. Özellikle tek seanslık EŞDT uygulaması, kuvveti ve esnekliğini azaltırken, gastrokinemius için lif uzunluğunu, pennasyon açısını ve kas kalınlığını arttırmakta; hamstring ve kuadriseps için kas kalınlığını arttırmaktadır. Kas fonksiyonundaki bu hızlı değişiklik, EŞDT uygulaması sonrası kasın yüklenmesini etkileyebilir. Uygulama öncesi ve sonrası kas dokusunu koruyucu fizyoterapi yaklaşımlarının planlanması gerektiğini düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler: Tendinopati, Ekstrakorpereal şok dalga tedavisi, Kas mimarisi
İki yaşrtan küçük Duchenne musküler distrofi tanısı alan çocukların klinik özellikleri
Amaç: Duchenne muskülerdistrofi (DMD) 3600-6000 canlı erkek doğumda bir görülen, Xp21 geninde delesyon, duplikasyon veya diğer mutasyonlar sonucunda distrofin sentez bozukluğunun neden olduğu, kas lifi dejenerasyonu ile giden, kalıtsal ve progresif bir hastalıktır. DMD'li erkek çocuklarının ilk bebeklik döneminde miyopatinin histolojik ve laboratuar (kreatin kinaz yüksekliği) göstergeleri varsa da klinik olarak asemptomatiktir. İlk 2 yılda kaba motor alanda gelişim geriliği görülür. Belirtiler 3-5 yaşta farkedilir hale gelir. İlerleyen yıllarda lumbar lordozda belirginleşme, gastroknemius psödohipertrofisi gibi bulgular ortaya çıkar. Ortalama tanı 3-5 yaşta konabilir. Çalışmamızda 2 yaş altında tanı alan hastaların klinik özellikleri incelenmiştir. Gereç-Yöntem: Bu çalışma Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Çocuk Nöroloji Bilim Dalı'nda 15 Şubat-15 Haziran 2019 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Hastanemizde Ocak 2014-Ocak 2019 tarihleri arasında 2 yaş altı, DMD tanısı genetik incelemeler ile konulan (çoklu ligasyon-bağımlı prob amplifikasyon, polimeraz zincir reaksiyonu ve distrofin gen sekanslaması) hastalar belirlendi. Hastalar tanı yaşları, başvuru nedenleri, başvuru anındaki fizik muayene bulguları, kaba-motor, dil ve bilişsel-sosyal alandaki gelişimleri, prenatal, natal, postnatal dönemdeki klinik özellikleri, kreatin kinaz (CK) düzeyi ve karaciğer fonksiyon testleri, anne ile baba arasında akrabalık olup olmadığı, annede ve annenin akrabalarında hastalık öyküsü açısından gözden geçirildi. Bulgular: Çalışmaya ortalama 41,54 ± 20,32 ay (6-113 ay) arasında 127 DMD tanılı çocuk dahil edilmiştir. Çocukların tanı yaşı 14,5 ± 6,5ay (5 gün-24 ay) v arasında değişmekteydi. Çocukların tanı anındaki doktora başvuru sebepleri %84,3'ü (n=107) tesadüfen bakılan CK değerinde yükseklik saptanması, %7,1'i (n=9) yürümede gecikme, %3,1'i (n=4) karaciğer enzimlerinde yükseklik, %3,1'i (n=4) ailede DMD öyküsü olarak belirlendi. Çocukların tanı aldıkları sırada %6,3'ünde (n=8) yaşına göre konuşmasında gerilik yine aynı oranda kaba motor alanda da gerilik tespit edildi. Çocukların tamamında genetik mutasyon çalışılmış olup %78'inde (n=99) delesyon, %3,9'unda (n=5) duplikasyon, %14,1'inde (n=18) nokta mutasyon saptanmış, %3,9'unda (n=5) ise mutasyon saptanamamıştır. Çocukların %4,7'sine (n=6) kas biyopsisi yapılarak tanı verildi. Annede DMD taşıyıcılığı incelendiğinde tüm annelerin %4'ünde (n=5) DMD taşıyıcılığı tespit edildi. Sonuç: İki yaş altında DMD tanısı alan çocuk sayısı artış göstermektedir. Bu özellikte olan çocuklar yaklaşmakta olan genetik kökenli yeni tedavi protokolları için uygun bir veri tabanı oluşturabilirler, zira günümüzde bu tür araştırmalar genelde 5 yaştan büyük çocuklarda yapıldığından daha küçük yaş için yeterli deneyim yoktur ya da sınırlıdır. Anahtar kelimeler: Duchenne musküler distrofisi, CK yüksekliği, musküler distrofi
Genç erişkinlerde üst trapez kasındaki latent miyofasyal tetik noktaya kinezyobant ve sham kinezyobant uygulamasının akut dönem etkilerinin karşılaştırılması
Günümüz fizik tedavi yöntemlerinden olan kinezyobant; ağrı ve kas spazmını azaltır, dolaşımı destekler ve ödemi azaltır. Ağrıyı azalttığı için ilaç kullanımını da azaltır. Vücudun kendi kendini iyileştirme mekanizmasının çalışmasına yardımcı olur. Bu tez çalışmasının amacı herhangi bir kas- iskelet rahatsızlığı tanımlamayan sağlıklı genç erişkinlerde üst trapez kasındaki latent miyofasyal tetik noktaya kinezyobant ve sham kinezyobant uygulamasının akut dönem etkilerinin karşılaştırılmasıdır. Gönüllü 30 katılımcı (15 kız, 15 erkek) belirlendi. Sosyodemografik veri formu, Beck depresyon ölçeği uygulandı. MAS (miyofasial ağrı sendromu) ölçüm kriterlerine göre 1 nokta belirlenip (vücuda uygun kalemle işaretlendi) dijital algometre ile ağrı eşiği ölçüldü (3 kere ölçüldü ve ortalaması alındı). Blok astgeleleştirme yöntemi ile 15 kişiye kinezyobant uygulaması 15 kişiye sham kinezyobant uygulaması yapıldı. Aktif kinezyobant uygulaması fasilitasyon yöntemiyle üst trapez üzerine kas hattı boyunca I şeklinde yapıldı. Sham kineziyobant uygulaması sadece kas üzerine herhangi bir yöntem uygulanmadan sadece kineziyobandın yapıştırılması olarak yapıldı. Gönülllülerden kinezyobantı 24 saat çıkarmaması istendi. 24 saat sonra kinezyobantlar uygun şekilde çıkartıldı. Aynı şartlar sağlanarak, İşaretlenen noktada tekrar ölçüm yapıldı ve sonuçlar not alındı. Aktif kinezyobant ve sham kinezyobant uygulamaları arasında anlamlı farklılıklar kaydedilmedi. Aktif ve sham uygulamaların ağrı eşiklerinde anlamlı düşüş görüldü. Ağrı eşiği ve Beck depresyon ilişkisine bakıldığında anlamlı farklılıklar kaydedilmedi. Anahtar Kelime: Kinesyobant, tetik nokta
El kas kuvvetinin diğer kas gruplarıyla ilişkisi
Elimizin günlük yaşam faaliyetlerimizi gerçekleştirebilmesi ve en yüksek verimde kullanılabilmesi için el kas kuvvetinin değeri önemlidir. El kavraması günlük hayatımızda kullandığımız önem taşıyan bir fonksiyondur ve vücut sağlığında önemli bir göstergedir. Bu tez çalışmasında, el kas kuvvetinin diğer kas gruplarıyla ilişkisinin incelemesi kapsamında araştırma yapılmıştır. Araştırmada, 18-25 yaş aralığındaki gençlerde el kas kuvvetinin diğer kas grubuyla ilişkisi olup olmadığını incelemek için, çalışmaya herhangi bir kas iskelet patolojisi bulunmayan 25 kadın ve 25 erkek toplam 50 birey alınmıştır. Ölçümler tek fizyoterapist tarafından yapılmıştır. Ölçümlerde el kavrama kuvveti için; Jamar marka, parmak kavrama kuvveti için; Jamar marka pinchmetre, diğer kas grupları için MicroFed2 marka kas kuvvet ölçüm cihazı kullanılmıştır. Çalışma sonucunda elde edilen bulgulara göre; kadın, dominant tarafta, erkeklerde dominant ve non dominat tarafta el kas kuvveti ile bazı kas grupları arasında anlamlı bir korelasyon saptanırken, kadın non dominat tarafta koreslayon saptanamamıştır.
Unilateral transtibial amputasyonu olan bireylerde farklı aktivitelerde alt ekstremite kinematiklerinin incelenmesi
Çalışmanın amacı unilateral transtibial amputasyonu olan bireylerde alt ekstremite yürüyüş kinematiklerini günlük hayattaki çevresel koşullara benzer ortamlarda incelemekti. Çalışmaya 10 transtibial ampute ve kontrol grubu olarak 10 sağlıklı birey dahil edildi. Bireylerden düz zeminde ve hareketli zeminde rahat oldukları hızlarda yürümeleri, hareketli zeminde hızlı ve yavaş yürümeleri, rampa çıkmaları ve rampa inmeleri, stabil olmayan bir zemin üzerinde yürümeleri ve merdiven inip çıkmaları istendi. Tüm yürüyüşlerde ve merdiven inme çıkma esnasında alt ekstremite kinematik verileri üç boyutlu hareket analiz sistemi ile değerlendirildi. Bireyler demografik ve antropometrik özellikler bakımından benzerdi. Toplanan veriler farklı zeminlerde (sabit, hareketli ve stabil olmayan) yürüyüş, farklı hızlarda yürüyüş, farklı eğimlerde yürüyüş ve merdiven inme-çıkma aktivitesi olarak dört başlıkta incelendi. Bu dört başlıkta koşullar arası ve ekstremiteler arası karşılaştırmalar analiz edildi. Çalışmanın sonucunda tüm koşullarda alt ekstremite açısal kinematiklerinde ve yürüyüşün zaman-mesafe parametrelerinde farklar bulundu (p<0,05). Elde edilen veriler ve literatürdeki geçmiş çalışmalarda elde edilen sonuçlar ışığında ampute rehabilitasyon programına alınması planlanan bireylerde yürüyüş analizlerinin bireylerin yaşadıkları ortamdaki koşullara benzer ortamlarda yapılması, simetrik yürüyüş eğitiminin bu koşullar altında da verilmesi, eğitim programı planlanırken, modifiye edilirken ve sonlandırılırken yürüyüş analizi yapılması gerektiği düşünülmektedir.
Adölesan idiyopatik skolyozda gövde duyusu, kas enduransı, kas kuvveti ve dengenin incelenmesi
Bu çalışma, Adölesan İdiyopatik Skolyozu (AİS) olan bireylerin gövde duyusu (hafif dokunma, vibrasyon ve iki nokta ayrımı), kas enduransı, kas kuvveti ve dengesini; benzer yaş ve cinsiyete sahip sağlıklı bireylerle karşılaştırmak amacıyla planlanmıştır. Çalışmaya yaş ortalaması 14,52 ± 2,53 yıl olan 35 AİS'li birey ile yaş ortalaması 14,13 ± 2,65 olan 35 sağlıklı birey alınmıştır. Katılımcıların sosyo-demografik ve fiziksel özellikleri kaydedilmiştir. Kontrol grubundaki bireylerin gövde duyu değerlendirmeleri yapılırken, T12 ve L5 vertebraları; AİS grubundaki bireylerin, tek ana eğrisi varsa apeksin olduğu vertebra, iki ana eğrisi varsa iki apeksin de olduğu vertebralar referans noktaları olarak belirlenmiştir. Hafif dokunma, vibrasyon ve iki nokta diskriminasyonu duyuları sırasıyla Semmes-Weinstein Monofilamet Kiti, 128 Hertz frekanslı diyapazon ve esteziyometre ile değerlendirilmiştir. Gövde kas enduransını incelemek için Biering-Sorenson ve Kraus-Weber testleri kullanılmıştır. Gövde kas kuvveti manuel kas testi ile ölçülmüştür. Fullerton Gelişmiş Denge Ölçeği ile denge değerlendirilmiştir. AİS'li bireylerin ortoröntgenogram sonuçlarına göre ortalama Cobb açısı ortalama 35,12° ± 8,93° olarak bulunmuştur. AİS grubu ile sağlıklı bireyler karşılaştırıldığında iki grup arasında gövde duyusunda (hafif dokunma, vibrasyon ile iki nokta ayırımı) istatistiksel olarak fark bulunmuştur (sırasıyla p1<0,001, p2=0,015 ve p3=0,001; p<0,05). Gövde kas enduransı kontrol grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,001). Gövde kas kuvveti sırt ekstansörleri dışında (p=0,538; p>0,05), anterior, lateral ve oblik gövde fleksör kas grubunda sağlıklı bireyler lehine istatistiksel anlamda farklılık göstermiştir (sırasıyla p1<0,001, p2=0,003 ve p3=0,028; p<0,05). Denge, kontrol grubu lehine anlamlı bir fark göstermiştir (p<0,001). Bu bulgular sonucunda AİS'li bireylerin somatosensoriyel eksikliği olduğu, gövde kas enduransının ve kuvvetinin azaldığı ve denge kaybı yaşadığı sonucuna varılmıştır.
Diz osteoartriti olan orta yaş kadınlarda intramüsküler yağ oranının iskelet kası mimari yapısına ve fiziksel performansa olan etkisinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı diz osteoartriti (OA) olan orta yaş kadınlarda kuadriseps femoris ve hamstring kaslarının intramüsküler yağ (İMY) oranını sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırmaktır. Ayrıca diz OA olan kadınlarda İMY oranı ile iskelet kasının mimari özellikleri ve fiziksel performans arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Çalışmamıza 40-65 yaş aralığında 31 diz OA olan ve 31 sağlıklı kadın dahil edildi. Katılımcıların demografik verileri (yaş, boy, vücut ağırlığı, vücut kitle indeksi), ağrı durumları ve diz eklemi hareket açıklıkları kaydedildi. Yağ ve kas kütlesinin değerlendirilmesi; Bioelektrik İmpedans Analizi ile, izometrik kas kuvveti; hand held dinamometre ile, diz OA ile ilişkili semptom ve diz eklemi fonksiyonları Diz Yaralanma ve Osteoartrit Sonuç Skoru (KOOS) ile değerlendirildi. Kuadriseps femoris ve hamstring kaslarının mimari özelliklerinden pennasyon açısı, lif uzunluğu ve kalınlığı gibi Ultrasonografi (US) yöntemi ile değerlendirildi. Kasların İMY oranı ise ekointensite (Eİ) ölçümleri kullanılarak analiz edildi. Eİ değerlendirmesi, US yöntemi ile elde edilen görüntülerin ImageJ programı aktarılması ile yapıldı. Katılımcıların fonksiyonel performans değerlendirmeleri, Beş Kere Otur ve Kalk Testi, Zamanlı Kalk Yürü Testi ve Merdiven İnip-Çıkma Testi ile, yürüme hızı ise 20 Metre Yürüme Testi ile değerlendirildi. Diz OA olan hastaların sağlıklı kontrol grubuna göre rektus femoris, vastus intermedius, vastus lateralis, vastus medialis, biseps femoris, semitendinosus ve semimembranosus kaslarının İMY oranı daha fazla idi (p<0,05). Diz OA olan kadınların yaşları, vücut kütle indeksleri, vücut yağ kütlesi arttıkça kuadriseps ve hamstring kaslarının İMY oranı artmakta, iskelet kas kütlesi ve iskelet kas kütle indeksi artıkça İMY oranı azalmaktaydı (p<0,05). Rektus femoris, vastus medialis, biseps femoris ve semitendinosus kaslarının İMY oranı azaldıkça pennasyon açıları artmaktaydı (p<0,05). Rektus femoris ve vastus medialis kaslarının İMY oranı artıkça dizin izometrik ekstansör kuvveti azalmakta, biseps femoris kasının İMY oranı artıkça dizin izometrik fleksör kuvveti azalmaktaydı (p<0,05). Ayrıca vastus medialis ve biseps femoris kasların İMY oranı artıkça KOOS puanları azalmaktaydı (p<0,05). Kuadriseps femoris ve hamstring kaslarının İMY oranı arttıkça diz OA olan kadınların fiziksel performansları ve yürüme hızları da kötüleşmekteydi (p<0,05). Diz OA olan orta yaş kadınların kuadriseps femoris ve hamstring kaslarının intramuskuler yağ oranı sağlıklı kontrol grubuna göre daha fazla olup, bu hastalar için intramüsküler yağ dokusunu azaltmaya yönelik egzersiz ve tedavi stratejileri belirlenmelidir.
Kronik boyun ağrısında boyun farkındalığı ile eklem pozisyon hissi, baş postürü ve kas enduransı arasındaki ilişki
Bu çalışma kronik boyun ağrısı olan bireylerde boyun farkındalığının eklem pozisyon hissi, baş postürü, kas enduransı ile ilişkisini araştırmak amacıyla planlandı. Çalışmamızda ek olarak boyun farkındalığı ile vücut farkındalığı ve psikososyal faktörler arasındaki ilişki de araştırıldı. Çalışmaya 20-50 yaş arasında, istirahat boyun ağrısı Numerik Ağrı Skalası'na göre 3 ve üzeri olan, Boyun Özür Anketi'ne (BÖA) göre 5 ve üzeri puan alan, nonspesifik boyun ağrısı tanısı almış 30 birey dahil edildi. Bireylerin demografik bilgileri kaydedildi, boyun farkındalıkları Fremantle Boyun Farkındalık Anketi (FreBFA), servikal eklem hissi Servikal Eklem Pozisyon Hissi Hata (SEPHH) testi, baş postürü Kraniovertebral Açı (KVA) ölçümü, servikal endurans zamanlı endurans testi, vücut farkındalıkları Vücut Farkındalık Anketi (VFA), servikal eklem hareket açıklıkları gonyometre, yaşam kalitesi Nottingham Sağlık Profili (NSP), emosyonel durum Hastane Anksiyete ve Depresyon Anketi, hareket korkusu Tampa Kinezyofobi Ölçeği ile (TKÖ) değerlendirildi. Bireylerin boyun farkındalığı ile servikal eklem pozisyon hissi fleksiyon ve rotasyon yönünde orta-zayıf kuvvette negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulundu (sırasıyla r: -0,471, r: -0,518, r: -0,362, r: -0,409 r: -0,399; p<0,05). Boyun farkındalığı ile boyun özür seviyesi, yaşam kalitesi arasında orta kuvvette (r:0,632, r:0,411) ; boyun farkındalığı ile anksiyete, hareket korkusu arasında zayıf kuvvette (r:0,384, r:0,387) pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulundu (p<0,05). Boyun farkındalığı ile baş postürü, servikal kas enduransı, ağrı şiddeti/süresi, vücut farkındalığı, servikal eklem hareket açıklığı ve depresyon düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktu (p>0,05). Çalışmamızda kronik boyun ağrılı bireylerde pozisyon duyusunda değişme, boyun özür seviyesi ve bazı psikososyal faktörlerin boyun farkındalığını etkileyen faktörler olduğu belirlenmiştir. Kronik boyun ağrısı olan bireylerde boyun farkındalığına yönelik değerlendirme yapılmasının gerekli olduğu düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Kronik boyun ağrısı, Boyun farkındalığı, Eklem pozisyon hissi, Postür, Kas Enduransı
C1-C2 manipülasyonunun hamstring esnekliği üzerine etkisi
Suboksipital kaslara uygulanan kas inhibisyon tekniği ve myofasyal gevşetme tekniğinin hamstring esnekliğini arttırmada etkili olduğu gösterilmiş olmasına rağmen C1-C2 manipülasyonunun hamstring kas esnekliği üzerindeki etkisi ile ilgili herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. C1-C2 vertebralarına uygulanan manipülasyon tekniğiyle de aynı etkinin ortaya çıkacağı düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı C1-C2 manipülasyonunun hamstring kas esnekliği üzerindeki akut etkisini araştırmaktır. Dahil edilme kriterlerini karşılayan bireyler hamstring kas esneklik kaybı olan ve C1-C2 disfonksiyonu olan 25 kişi (X±SD; yaş= 27,48±3,56 yıl; VKİ= 24,81±2,97 kg/m2) ve hamstring kas esneklik kaybı olan ve C1-C2 disfonksiyonu olmayan 25 kişi (X±SD; yaş= 27,88±4,33 yıl; VKİ= 24,47±2,58 kg/m2) olacak şekilde 2 gruba ayrıldı. Her iki grupta da müdahale öncesi ve müdahale sonrası olmak üzere hamstring kaslarının kısalık değerlendirmesi için kullanılan aktif diz ekstansiyonu testi, pasif düz bacak kaldırma testi ve otur-uzan testi değerlendirildi. Müdahale, bireyin sırtüstü yattığı ve gözlerinin kapalı olduğu pozisyonda uygulandı. Grupların yaş, cinsiyet ve vücut kitle indeksi dağılımları homojendi (p>0.05). Müdahale öncesi-müdahale sonrası değişimler grup-içi karşılaştırıldığında istatiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0.001), gruplararası karşılaştırıldığında ise istatiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Çalışmamızda, C1-C2 manipülasyonu sonucu hamstring kas esnekliğinde artışın görülmesi, suboksipital kaslar ile hamstring kaslarının tek bir fasya ile bağlantılı olduğu düşüncesini ve spinal manipülasyonun biyomekanik, musküler refleksojenik, kas tonusu gibi etki mekanizmalarının olduğu görüşünü destelemektedir. Sonuç olarak, C1-C2 manipülasyonu hamstring kas esneklik kaybı olan bireylerde bir tedavi seçeneği olarak sunulabilir ve diğer fizyoterapi-rehabilitasyon yöntemlerine destekleyici bir yaklaşım olarak kullanılabilir.
Kollar üzerinde vücut ağırlığının taşındığı egzersizlerde skapula ve omuz çevresi kassal aktivasyon seviyelerinin incelenmesi
Omuz rehabilitasyonunda nöromüsküler egzersiz eğitiminin önemi bilinmektedir. Bu çalışma kollar üzerinde vücut ağırlığının taşındığı plank egzersizinin çeşitli varyasyonlarında skapula ve omuz çevresi kassal aktivasyon seviyelerinin ve aktivasyon oranlarının belirlenmesi amacıyla planlandı. Çalışmaya 21 asemptomatik, fiziksel olarak aktif erkek birey (Yaş: 266,5 yıl, VKİ: 24,42,4 kg/m²) dahil edildi. Hareket düzleminin, dirsek eklem pozisyonunun ve yük taşıma durumunun (dört, üç ve iki destekli) farklı şekillerde uygulandığı toplamda on farklı plank egzersizi seçildi ve tüm katılımcılar tarafından rastgele sıra ile gerçekleştirildi. Tüm egzersizler sırasında üst trapezius (UT), orta trapezius (LT), alt trapezius (LT), serratus anterior (SA), infraspinatus (IS), biceps braki (BB) ve triceps braki (TB) kaslarının aktivasyon seviyeleri yüzeyel elektromiyografi ile ölçüldü. Bu çalışmada araştırılan tüm plank varyasyonlarında SA orta (%20-40 MVIC) ve yüksek (%40-60 MVIC) seviyede kassal aktivasyon gösterdi. Egzersizlerin tümünde BB aktivasyonu düşük seviyelerde (<%20 MVIC) görülürken, destek seviyesinin azaldığı varyasyonlarda TB aktivasyonu orta seviyelere (%20-40 MVIC) yükseldi. UT/MT, UT/LT ve UT/SA oranları dirençli omuz dış rotasyonu içeren plank ile iki destekli plank (side plank) egzersizleri esnasında düşük seviyede (<1) kaydedildi. Ancak, eller üzerinde kontralateral ayağa uzanma içeren plank egzersizi (toe touch) UT kasında aktivasyon artışına neden oldu. Bu çalışmanın sonucunda farklı destek seviyelerinde ve farklı hareket düzlemlerinde yapılan plank varyasyonları sırasında görülen kas aktivasyonları arasında farklılık olduğu gözlemlendi. Rehabilitasyonun amacına göre plank egzersizinin farklı varyasyonlarının rehabilitasyon programlarında kullanılabileceği önerildi.
Çocukluk çağı kas biyopsilerinin retrospektif analizi ve tanıya katkısının değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Kas biyopsisi nöromusküler hastalıkların tanısı için kullanılan önemli bir tanı aracıdır. Bu çalışmanın amacı büyük bir pediatrik seride kas biyopsisi yapılan hastaların klinik, laboratuvar ve kas biyopsisi bulgularını ortaya koymak, kas biyopsisinin kliniğe katkısını belirlemek, biyopsi bulgularını klinik ön tanı ve genetik inceleme sonuçlarıyla karşılaştırmaktır. Materyal ve Yöntem: Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Pediatrik ve Perinatal Patoloji Ünitesi'nde Ocak 2011 – Aralık 2020 tarihleri arasında rapor edilen kas biyopsileri retrospektif olarak incelenmiştir. Hastalara ait klinik, laboratuvar bulguları ve demografik bilgiler hastane otomasyon sistemi ve biyopsi raporlarından elde edilmiştir. Hastalar biyopsi tanılarına göre sınıflandırılmış, klinik ve laboratuvar bulgularına göre biyopsinin tanı değeri belirlenmiş, klinik ve genetik tanılarla histopatolojik tanıların uyumu değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmadaki toplam kas biyopsisi sayısı 2242, medyan biyopsi yaşı 4,0 yaştı. Hastaların %73,3'ünde şikayetler beş yaşın altında başlamıştı ve en sık başvuru şikayeti güçsüzlük/gevşeklik idi. Biyopsilerin %45,1'i tanı vermişti. Buna göre en sık saptanan tanı musküler distrofiler (%24,6) idi. Bunu miyopatik değişiklikler (%7), metabolik miyopatiler (%6,2), konjenital miyopatiler (%3,7), nörojenik değişiklikler (%2,3), inflamatuvar miyopatiler (%1,2) ve miyofibriler miyopati (%0,1) takip ediyordu. Biyopsilerin %25,8'inde spesifik olmayan değişiklikler görülmüş, %13,2'si patolojik bulgu göstermemişti. Ayrıca biyopsilerin %11,9'u kesin tanı vermemiş ancak bir tanıya yönlendirmiş, %4'ü tanı için temsili olmayan / yetersiz biyopsi olarak değerlendirilmişti. Hastaların %51,6'sında ön tanı ile biyopsi tanısı uyumluydu. Biyopsilerin %9,2'si ön tanıdan farklı bir tanı vermiş, %39,2'sinde ön tanıyı destekleyen biyopsi bulgusu görülmemişti. Sonuç: Kas biyopsisi nöromusküler hastalıklar için önemli bir tanı aracıdır. Biyopsi bulgularının hastanın klinik, laboratuvar ve genetik sonuçları ile birlikte yorumlanması tanı değerini artırır. Anahtar Kelimeler: nöromusküler hastalık, kas patolojisi, tanısal değer, pediatrik