Biofilms

125 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Bazı mikroorganizmaların biyofilm oluşturma yeteneği üzerine dezenfektanların etkisinin araştırılması

S.aureus ve P.aeroginosa'nın virulans faktörlerinden olan biyofilm oluşturma yetenekleri son yıllarda büyük ölçüde önem kazanmıştır. Biyofilm bakterileri antibiyotik ve dezenfektanlara karşı daha dirençli hale getirdiğinden dolayı biyofilm oluşumunun önlenmesinde alternatif yöntemler aranmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Biyofilm oluşumunu önleyebilmek için dezenfektanların uygun konsantrasyon ve temas süresinde kullanılması oldukça önemlidir. Bu çalışmada; hastanede en sık kullanılan farklı konsantrasyonlardaki dezenfektanların ve ozonun S.aureus ve P.aeruginosa suşlarının üzerindeki etki ve etki süresini araştırmak aynı zamanda etki sürelerinin sonunda üreme gösteren mikroorganizmaların biyofilm oluşturabilme kapasitesinin, dezenfektan ile temas ettirilmeden önceki biyofilm oluşturabilme yeteneklerini ile karşılaştırmak amacıyla yapıldı. Çalışma sonucunda elde edilen verilerde ozon kullanılan bütün dezenfektanlardan daha hızlı antimikrobiyal etkinliğe sahip olduğu görüldü. Dezenfektan maddeler arasından en hızlı sürede antimikrobiyal etkinliğe sahip olan perasetik asit ve sırayla ortafitalaldehit, etil alkol, glutalaldehit ve hidrojen peroksittir. Ayrıca temas süreleri sonunda üreyen mikroorganizmaların biyofilm oluşturabilme yeteneği ile dezenfektan temasa bırakılmadan önceki biyofilm oluşturabilme yeteneği karşılıklı olarak değerlendirildiğinde dezenfektanların biyofilm oluşmasını önlemede etkili olmadığı görüldü. Sonuç olarak; Bu çalışmanın dezenfektan ve ozonun temas süreleri açısından etkilerini ve dezenfektanların biyofilm oluşturma yeteneklerini araştıran nadir çalışmalardan birisidir. Anahtar kelimeler: Mikroorganizma, Dezenfektan, Ozon, Etkinlik Süresi, Biyofilm

Biyofilm sistemleriBiyofilmlerDezenfeksiyon+5
Ayşen Akyüz
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İnsan göbek kordon veni CD146+ hücrelerin ve bu hücrelerden elde edilen matriks proteinlerinin in vitro biyofilm modellerinde değerlendirilmesi

Yaraların tedavilerinde antimikrobiyal etkileri olan hücrelerin veya hücrelerden arındırılmış deselülerize matrikslerin yara bölgesine uygulanması son yıllarda dikkat çekmektedir. Bu tez çalışmasının amacı, antimikrobiyal etkiye sahip olabileceği düşünülen CD146+ kök hücrelerin ve bu hücrelerden elde edilen ekstraselüler matriks proteinlerinin (deselülerize matriks) in vitro biyofilm modellerinde değerlendirilmesidir. Bu tez çalışması kapsamında, CD146+ kök hücrelerin karakterizasyonu; hücre yüzey belirteçlerinin tayini ve farklılaşma analizleriyle, deselülerize matriksin karakterizasyonu; histolojik/immünfloresan boyamalar ve proteom analizleri ile belirlendi. CD146+ kök hücrelerin, biyofilm oluşumuna katkısını gözlemleyebilmek için, Pseudomonas (P.) aeruginosa ve Staphylococcus (S.) aureus bakterileri ile ko-kültürleri yapılarak hücre canlılık ve proliferasyonları WST-1, Annexin V/PI ve kristal viyole ile değerlendirildi. Aynı zamanda CD146+ kök hücrelerin, olası antimikrobiyal etkilerinin gözlemlenmesi amacıyla disk difüzyon yöntemi kullanıldı. CD146+ kök hücrelerin ve deselülerize matriks proteinlerinin biyofilm oluşumuna etkileri damlamalı akış modelinde test edilerek biyofilm oluşumunda görev alan genlerin ekspresyon seviyeleri kantitatif reverse transkriptaz-PZR yöntemiyle belirlendi. Elde edilen veriler sonucunda; CD146/105+ kök hücrelerin adipojenik yönde farklılaşabildiği ancak osteojenik farklılaşma kapasitelerinin bulunmadığı saptandı. Deselülerize matriks karakterizasyonu, DAPI ve Masson-Trikrom boyamaları ile tayin edildikten sonra proteom analizleriyle matriks bileşenlerinde kollajen, glikoprotein, proteoglikan ve büyüme faktörleri saptandı. Bakteri + hücreli/deselülerize kültürlerde, bakterilerin proliferasyonlarını arttırdıkları gözlemlendi. P. aeruginosa ve S. aureus kullanılarak tasarlanan biyofilm modelinde, deselülerize yapının P. aeruginosa biyofilm oluşumunu anlamlı olarak azalttığı, S. aureus için ise hücreli gruba kıyasla deselülerize grupta anlamlı bir fark bulunmadığı belirlendi. Gen ekspresyon analizi sonuçlarına göre, P. aeruginosa biyofilm ile ilişkili genlerden rhlR ve LasR için anlamlı azalım saptanmış olup, bu biyofilm hücre sayım sonuçlarını destekler niteliktedir. S. aureus' un tutunma genleri olan icaADBC genlerinin hepsi deselülerize grupta yüksek oranda eksprese edilmiştir. Bu tez çalışması, hedeflenen amaç doğrultusunda insan kaynaklı fetal kök hücrelerin ve onlardan elde edilen matriks proteinlerinin klinik uygulamalarda önemini ortaya koyan ilk çalışmadır. Anahtar kelimeler : CD146+ hücreler, kök hücreler, biyofilm, ekstraselüler matriks proteinleri, Pseudomonas aeruginosa, Staphylococcus aureus, göbek kordonu.

BiyofilmlerEkstrasellüler matriksKök hücreler+5
Nur Kübra Çankırılı
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı bakteriyel balık patojenlerinde biyofilm oluşumuna farklı maddelerin in vitro etkisinin tespiti

Bu çalışmada, bakteriyel balık patojenlerinden Staphylococcus warneri, Aeromonas sobria, Yersinia ruckeri, Flavobacterium psychrophilum, Vibrio anguillarum'da adezyon oluşumu ve biyofilm oluşumu incelenmiştir. Ayrıca bu suşlar ile lizozim, malik asit, sarımsak yağı, kekik yağıyla biyofilm inhibisyon testleri ve ahşap, metal, fiberglas, cam gibi farklı materyallerde biyofilm oluşumları araştırılmıştır. Adezyon testinde plaklarda oluşan bir saatlik tutunma incelendiğinde negatif kontrolde 0,036 iken V. anguillarum'da 0,044, A. sobria'da 0,056, S. warneri'de 0,040, Y. ruckeri'de 0,050, F. psychrophilum'da 0,059 absorbans değerleriyle adezyon oluşturduğu bulunmuştur. Adezyon gücü F. psychrophilum'da diğer patojenlere oranla çok daha güçlü olduğu saptanmıştır. Adezyon testinde absorbans değerlerine göre yüzeye yapışma gücü sırayla F. psychrophilum, A. sobria, Y. ruckeri, V. anguillarum, S. warneri olarak belirlenmiştir. Biyofilm tespiti için kullanılan tüp yönteminde F. psychrophilum'da (++), A. sobria'da (++), S. warneri'de (+), Y. ruckeri'de (-), V. anguillarum'da (-) olarak tespit edilmiştir. Tüp testinde tüpün iç yüzeyinde oluşan film tabakasının kalınlığına göre sırayla F. psychrophilum, A. sobria, S. warneri, Y. ruckeri, V. anguillarum olarak belirlenmiştir. En güçlü biyofilm oluşumu F. psychrophilum ve A. sobria'da görülmüştür. Mikroplaklarla yapılan biyofilm testinde plaklarda oluşan biyofilm negatif kontrolde 0,048, S. warneri'de 0,121, A. sobria'da 0,158, Y. ruckeri'de 0,071, F. psychrophilum'da 0,172, V. anguillarum'da 0,212 absorbans değeri tespit edilmiştir. Mikroplak testinde biyofilm oluşumu sırayla V. anguillarum, F. psychrophilum, A. sobria, S. warneri, Y. ruckeri olarak belirlenmiştir. Mikroplak yönteminde en güçlü biyofilm oluşumu V. anguillarum'da bulunmuştur. Kongo red agar testinde biyofilm (slime) oluşturan bakterilerin koloni morfolojisinin renk değiştirmesine göre biyofilm oluşumu sırayla V. anguillarum, A. sobria, S. warneri, F. psychrophilum, Y. ruckeri olarak belirlenmiştir. Kongo red agarda kuru kristalize siyah koloni üreterek en güçlü biyofilm oluşumu V. anguillarum, A. sobria, S. warneri'de bulunmuştur. Pembe renkli koloni üreten F. psychrophilum ve Y. ruckeri bakterileri ise bu teste biyofilm oluşumu göstermemiştir. Mikroplak testindeki biyofilm oluşumu pozitif kontrol olarak değerlendirildiğinde lizozim, malik asit, sarımsak yağı, kekik yağı maddelerinin in vitro antibiyofilm etkisi araştırıldığında bu maddelerin çok etkili bir biyofilm inhibisiyon maddesi olduğu tespit edilmiştir. Ahşap, metal, fiberglas, cam gibi malzemlerde biyofilm oluşumu ile yapılan testlerde patojenlerin tamamının yetiştiricilik tesislerinde birçok alanda kullanılan bu materyallerde biyofilm oluşturduğu kanıtlanmıştır. Genel olarak cam, fiberglas, çelik ve ahşap yüzeylerde biyofilm oluşum gücü sırayla S. warneri, A. sobria, V. anguillarum, F. psychrophilum, Y. ruckeri olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak; S. warneri, A. sobria, V. anguillarum, F. psychrophilum, Y. ruckeri'nin farklı materyallerin yüzeylerinde biyofilm oluşturdukları ve lizozim, malik asit, sarımsak yağı, kekik yağı maddelerinin antibiyofilm maddesi oldukları tespit edilmiştir.

BakterilerBalıklarBiyofilm sistemleri+3
Fethi Filik
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Klinik stenotrophomonas maltophilia kökenlerinin antibiyotik duyarlılıkları, genotipik profilleri ve biyofilm oluşturma yetenekleri

Nonfermentatif, gram-negatif basil, Stenotrophomonas maltophilia sıklıkla solunum sistemi, üriner sistem ve yara infeksiyonlarından izole edilen fırsatçı bir patojendir. Genellikle hastanelerin yoğun bakım ünitelerinde salgınlara yol açan S. maltophilia, biyofilm oluşturma yeteneği ve birçok antibiyotiğe doğal dirençli olma gibi özelliklerinin bir sonucu olarak tedavisi güç enfeksiyonlara neden olmaktadır. S. maltophilia enfeksiyonlarının tedavisinde trimetoprim-sulfametoksazol (TMP-SXT) ilk seçenek olmaktadır. Fakat son yıllarda az da olsa bu antibiyotiğe karşı gelişen direnç, diğer tedavi seçeneklerinin veya yeni antibiyotiklerin araştırılması konusunu gündeme getirmiştir. Bu çalışmada S. maltophilia izolatlarının antibiyotik duyarlılıkları, genotipik dağılımı ve biyofilm oluşturma kapasitelerinin araştırılması ve değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada, rutin olarak test edilmiş en az bir antibiyotiğe karşı orta duyarlı veya dirençli bulunan 13 klinik S. maltophilia izolatı değerlendirildi. İzolatlar, 2015 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Bakteriyoloji Laboratuvarı kültür koleksiyonundan elde edildi. Bu izolatların siprofloksasin (CIP), levofloksasin (LEV) ve moksifloksasin (MOK) antibiyotiklerine karşı duyarlılıkları mikrodilüsyon yöntemiyle, biyofilm oluşturma yeteneği kristal viyole yöntemi ile araştırıldı. İzolatlar ayrıca M13 universal primerleri ile yapılan polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) sonucunda moleküler olarak tiplendirildi. Mikrodilüsyon testi sonuçlarına göre CIP, LEV ve MOK için sırasıyla minimum inhibitör konsantrasyon (MİK) aralıkları; 2-32 µg/ml, 0,5-16 µg/ml ve < 0,125-8 µg/ml, MİK50/MİK90 değerleri; 4-16 µg/ml; 2-8 µg/ml ve 0,125-4 µg/ml olarak bulundu. Kristal viyole testinin verilerine göre, 13 izolattan ikisinin orta düzey diğerlerinin güçlü biyofilm oluşturduğu tespit edildi. Moleküler tiplendirme sonucunda klonal yakınlığı olan üç temel grup ve alt gruplar tespit edildi. Ancak bu gruplar arasında antibiyotik duyarlılıkları ve biyofilm oluşturma özelliklerine göre sınıflama yapabilmeyi kolaylaştırabilecek ortak veya ayırt edici bir profil gözlenmedi. Bu çalışmadaki duyarlılık ile ilgili bulgular ve S. maltophilia izolatlarının yüksek düzey biyofilm oluşturma eğilimi olduğuna dair veriler Avrupa'da ve Türkiye'de yapılan diğer çalışmalardakilere benzemektedir. Sonuç olarak bu çalışmanın, S. maltophilia'nın direnç profili, yayılımı, epidemiyolojisi ve virulans özellikleri konusunda önemli bir veri kaynağı olacağı düşünülmektedir. Hastanedeki salgınların önlenmesi için nozokomiyal fırsatçı patojenlerin varlığı araştırılırken S. maltophilia'nın da etken olabileceği düşünülmelidir. S. maltophilia ile ilgili epidemiyoloji, virulans faktörleri ve direnç mekanizmaları konusundaki çalışmalar desteklenmelidir. Anahtar kelimeler: Stenotrophomonas maltophilia; biyofilm; antibiyotik direnci; moleküler tiplendirme

AntibiyotiklerAntienfektif ajanlarBiyofilmler+4
Serhat Yalçınkaya
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kortikosteroidlerin Candida albicans biyofilm yapımına etkisinin in-vitro incelenmesi

DAHA SONRA DOLDURULACAKTIR

Adrenal korteks hormonlarıBiyofilmlerCandida albicans+3
Helen Abdulsamad Chalabı
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Solunum yolu hastalıklarında rol oynayan seçilmiş protein ve nükleik asitlerin dizi ve yapılarının moleküler modelleme yoluyla incelenmesi

Solunum yolu hastalıklarında rol oynayan seçilmiş protein ve nükleik asitlerin dizi ve yapılarının moleküler modelleme yoluyla incelenmesi Bu tezde, solunum hastalıklarında rol oynayan seçilmiş 7 mikroorganizmanın biyofilm oluşumunda önemli bir mekanizma olan Çevreyi Algılama Sistemi (Quorum Sensing) 'de görevli protein ve nükleik asitleri, moleküler modelleme ve dizi karşılaştırma yolu ile incelenmiştir. Proteinlerin amino asit ve nükleik asit dizileri https://www.ncbi.nlm.nih.gov/ ve https://www.uniprot.org/ veri tabanlarından alınmıştır. MEGA 7. 0. 26 programında ortak nükleik ve amino asit dizilerinin bulunması için dizi hizalama (alignment) yapılmıştır. PyCharm Community Edition 2018.3.4 programında oluşturulan algoritma ile bu dizilerin benzerlik yüzdeleri hesaplanmıştır. https://swissmodel.expasy.org/ veri tabanında bu proteinlerin 3 boyutlu yapıları oluşturulmuş ve UCSF Chimera 1. 13. 1 (University of California, 2000) programında bu modeller karşılaştırılmış ve ortak yapılar bulunmuştur. Fiziksel ve kimyasal özelliklerin incelenmesi amacıyla https://web.expasy.org/protparam/ veri tabanı kullanılmıştır. Sonuçta ise ortak diziler ve yapılar elde edilmiştir. Bu sonuçların biyofilm oluşumunu önleyici çözümler üretilmesine önemli katkılar sağlayabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler; Moleküler modelleme; Quorum Sensing; Solunum yolu hastalıkları; Biyofilm

BiyofilmlerDizi analiziNükleik asit+3
Seda Yüzeren
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Bazı ilaç moleküllerinin klinik acinetobacter baumannii biyofilm yapısı üzerine etkilerinin gerçek zamanlı hücre analizi yöntemi ile incelenmesi

Acinetobacter baumannii, ventilatör ilişkili pnömoni ve kateter ilişkili bakteriyemi gibi ciddi nozokomiyal enfeksiyonlara neden olabilen, önemli bir fırsatçı patojendir. Bu bakterinin biyofilm oluşturma özelliği gibi virülans faktörleri ve son yıllarda hızla artan antibiyotik direnci, patogeneze katkı sağlayarak, enfeksiyonların tedavisini zorlaştırmaktadır. Farklı ülkelerde yürütülen çok sayıda araştırma, çoklu ilaç dirençli A.baumannii izolatlarının artışına ve bu izolatlarda biyofilm üretim kapasitesinin de yüksek olduğuna işaret etmektedir. Bu açıdan, antibakteriyel ve antibiyofilm etkinliğe sahip ilaç veya ilaç kombinasyonlarına yönelik araştırmalar değer kazanmaktadır. Ayrıca, tedavi başarısızlıklarında önemli bir rolü olan biyofilm oluşumunun hızlı ve doğru bir şekilde belirlenmesi, enfeksiyonlarla mücadele açısından kritik bir öneme sahiptir. Çalışmamızda, tigesiklin (TGC), n-asetilsistein (NAS) ve asetilsalisilik asit (ASA) gibi çeşitli ilaç moleküllerinin, klinik A. baumannii izolatlarının biyofilm yapısı üzerine etkilerinin, konvansiyonel ve gerçek zamanlı hücre analizi (Real Time Cell Analyses-RTCA) yöntemleri ile incelenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca, incelenen etken maddelerin A. baumannii suşlarında biyofilm ile ilişkili bazı genlerin ekspresyon seviyelerine etkisi de araştırılmıştır. Ege Üniversitesi Hastanesi'nden izole edilen ve klonal olarak ilişkisiz 22 A.baumanni izolatının biyofilm oluşturma kapasiteleri öncelikle spektrofotometrik mikroplak-kristal viyole yöntemi ile belirlendi. Güçlü biyofilm üreticisi olduğu belirlenen altı temsilci kökenin biyofilm oluşturma kapasiteleri RTCA yöntemi ile de araştırıldı ve elde edilen sonuçların konvansiyonel yöntem ile uyumlu olduğu saptandı. RTCA yöntemi ile 8-10 saat içinde güçlü biyofilm üreticisi kökenler ile zayıf üretici ve negatif kontroller arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu. Tigesiklin, NAS ve ASA moleküllerinin tek başlarına ve kombine halde, kökenlerin biyofilm oluşumu ve olgun biyofilmleri üzerine etkileri her iki yöntemle de değerlendirildi ve sub-MİK konsantrasyonlarda TGC+NAS ve TGC+ASA kombinasyonlarının sinerjik etkili olduğu tespit edildi. İncelenen etken maddelerin A. baumannii kökenlerinin biyofilm oluşumu üzerine etkilerini saptamak açısından konvansiyonel ve RTCA yöntemleri paralel sonuçlar verirken, olgun biyofilm üzerine etkilerin değerlendirilmesinde RTCA yöntemi ile herhangi bir etki belirlenemedi. Temsilci A.baumannii kökenlerinde biyofilm oluşumu ile ilişkilendirilen bazı virülans genlerinin (bap, adeG, csuE, ompA) varlığı polimeraz zincir reaksiyonu ile araştırıldı. Altı kökenin tamamında csuE ve ompA genleri tespit edilirken, ikişer kökende bap ve adeG gen varlığı gözlendi. Fenotipik yöntemlerle sinerjik etkili olduğu saptanan ilaç kombinasyonlarının, bazı suşlarda csuE ve bap gen ekpresyon seviyelerinde düşüşe neden olduğu kantitatif gerçek zamanlı ters transkriptaz kantitatif polimeraz reaksiyonu (RT-qPCR) ile saptandı. Bildiğimiz kadarıyla, A. baumannii kökenlerinde çeşitli ilaç moleküllerinin biyofilm yapısı üzerine etkilerinin RTCA yöntemi ile ilk olarak değerlendirildiği çalışmamızda, genel olarak konvansiyonel yöntem ile uyumlu sonuçlar alınmış, sub-MİK konsantrasyonlarda sinerjik etkili kombinasyonlar saptanmıştır. Ayrıca, incelenen etken maddelerin A. baumannii biyofilmi üzerinde görülen fenotipik etkilerinin, biyofilm ilişkili bazı genlerinin ekspresyon seviyelerindeki azalmaya bağlı olabileceği de ortaya konmuştur. RTCA yöntemi biyofilm üreticisi kökenleri saptamada hızı ve tekrar edilebilirliği ile öne çıkarken, etken maddelerin olgun biyofilm üzerine etkilerinin değerlendirilmesi için uygun gözükmemektedir.

Acinetobacter baumanniiBiyofilmlerElektriksel impedans+3
Aybala Temel
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Pseudomonas aeruginosa kökenlerinde virülans, antimikrobiyal direnç ve dezenfektan toleransı

Bu çalışmada, klonal ilişkisiz olduğu belirlenen P. aeruginosa kökenlerinin sık rastlanan virülans faktörlerinin belirlenmesi, dezenfektan ve antimikrobiyal duyarlılıklarının saptanması ve dezenfektan/antimikrobiyallerin biyofilm üzerine tek başlarına ve kombine halde etkilerinin in-vitro koşullarda araştırılması amaçlanmıştır. Ege Üniversitesi Hastanesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Bakteriyoloji Laboratuvarı'nda izole edilen P. aeruginosa kökenlerinin antimikrobiyal duyarlıkları disk difüzyon yöntemiyle, klonal ilişkisi Enterobacterial repetitive intergenic consensus polimeraz zincir reaksiyonu (ERIC-PZR) ile belirlenmiştir. Klonal ilişkisiz kökenlerin çoğunluğu algılama (ÇA) genleri (lasI, lasR, rhlI, rhlR) PZR ile araştırılmış aynı zamanda virülans faktörleri (DNaz, elastaz, proteaz, lipaz, siderofor, pigment ve biyofilm üretimi ve twitching motilitesi) fenotipik yöntemlerle belirlenmiştir. Kökenlerin dezenfektanlara (polihekzanid (PHMB), %2 gluteraldehit (%2 GLT), klorhekzidin (CHX), kuarterner amonyum bileşikleri (KAB)) ve antimikrobiyallerden siprofloksasine (CIP) karşı duyarlıkları CLSI kriterlerine göre sıvı mikrodilüsyon yöntemiyle, dezenfektanların ve antibiyotiğin (CIP) tek başlarına ve kombinasyon durumlarında biyofilm üzerine etkileri kristal viyole yöntemi ile araştırılmıştır. Dışa atım pompa (DAP) genlerinin varlığı (mexR, nfxB) PZR yöntemiyle, ayrıca DAP inhibitörü fenilalanin-arjinin-beta naftilamid (PAβN) ve 1-(1-naphthylmethyl) piperazine (NMP) varlığında kökenlerin CIP MİK değerleri sıvı mikrodilüsyon yöntemi kullanılarak saptanmıştır. Fenotipik ve genotipik özelliklerin birbirleri ile ilişkisinin araştırılmasında Fisher kesin ki-kare testi kullanılmıştır. Seksen üç P. aeruginosa kökeninden ERIC-PZR yöntemi ile 19 klonal ilişkisiz köken belirlenmiştir. Disk difüzyon ve sıvı mikrodilüsyon yöntemlerine göre klonal ilişkisiz kökenlerin 10'u CIP'ye dirençli, ikisi orta duyarlı ve yedisi duyarlı bulunmuştur. Klonal ilişkisiz kökenlerde ÇA genlerinden lasI geni %89,5, lasR geni %94,7 oranında saptanmıştır. Tüm kökenlerde rhlI geni mevcutken, rhlR geninin %68,4'lük yüzdeye sahip olduğu belirlenmiştir. Virülans faktörlerinden elastaz ve siderofor üretimi tüm kökenlerde saptanırken, pigment üretimi %84,2, twitching motilitesi %79, lipaz üretimi %74 ve proteaz üretimi %26,3 oranlarında bulunmuştur. Kökenlerin hiçbirinde DNaz saptanmamıştır. Kökenlerden dokuzu güçlü biyofilm üretme kapasitesi göstermiştir ve kökenler üzerinde MİK değeri en düşük olan dezenfektanın CHX olduğu görülmüştür. Güçlü biyofilm üreten kökenlerde dezenfektanlarla CIP kombinasyonlarının etkilerine bakıldığında, biyofilm inhibisyonu sağlayan en etkili kombinasyonun CHX-CIP olduğu belirlenmiştir. Ayrıca DAP genleri (mexR, nfxB) birer köken hariç tüm kökenlerde saptanmıştır. DAP inhibitörü PAβN varlığında, 10'u CIP'ye dirençli, ikisi orta duyarlı kökenlerden, dokuzunun CIP MİK değerlerinde dört kat ve üzeri azalma belirlenmiş, NMP varlığında ise kökenlerin CIP MİK değerlerinde bir azalma gözlenmemiştir. Fisher kesin ki-kare testine göre fenotipik ve genotipik özelliklerin birbirleriyle ilişkisi istatistiksel açıdan anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Bu tez çalışmasından elde edilen veriler ile hastanemizde görülen nozokomiyal Pseudomonas enfeksiyonlarından hangi virülans genlerinin sorumlu olduğu, dezenfektanlara tolerans ve antimikrobiyal direnç durumları hakkında bilgi edinilmiştir. Ayrıca çoklu ilaç direncine sahip P. aeruginosa kökenlerinde antibiyotik ve dezenfektan kombinasyonlarının biyofilm oluşumu ve olgun biyofilm üzerine etkinliklerine bakılarak sinerjik etki durumları hakkında bilgi sahibi olunabileceği ve böylece tedavi seçenekleri açısından öneri oluşturulabileceği düşünülmüştür.

BiyofilmlerDezenfeksiyonDezenfektanlar+4
Nülüfer Uzunbayır Akel
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Metal ve karbon tabanlı nanomalzemelerin in vitro koşullarda antibakteriyel etkisinin belirlenmesi

Otitis media tedavisinde kulak zarına implante edilen basınç eşitleme tüpleri (BET) kulak boşluğunu havalandırmak ve biriken sıvıları uzaklaştırmak amacıyla kullanılmaktadır. Ancak zamanla BET yüzeylerinde otopatojenik bakteriler tarafından bakteriyel adhezyon ve biyofilm oluşumu görülmektedir. Bu çalışmada bakteriyel biyofilm oluşumunu engelleyebileceği düşünülen BET yüzeylerine yapılacak metal ve karbon tabanlı nanomalzeme kaplamalarının in vitro koşullarda antibakteriyel aktiviteleri incelenmiştir. Silikon pulcuklara kaplanan nikel oksit, çinko oksit, silisyum dioksit ve grafen oksit (GO), indirgenmiş grafen oksit (rGO), GO nanoribbon, rGO nanoribbon nanomalzemelerinin %0,1, %0,3 ve %0,5'lik konsantrasyonlarının Pseudomonas aeruginosa ATCC 19142 ve Staphylococcus aureus ATCC 25923 test bakterileri üzerindeki antibakteriyel aktiviteleri agar disk difüzyon yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Silikon pulcuklara kaplanan metal tabanlı nanomalzemelerin her iki test bakterisinde de büyümeyi azalttığı, buna karşılık karbon tabanlı nanomalzemelerin her hangi bir antibakteriyel etkisinin olmadığı gözlenmiştir. Çalışmamızda ayrıca metal ve karbon tabanlı nanomalzemelerin %0,5, %1 ve %1,5'luk konsantrasyonlarını içeren süspansiyonların antibakteriyel aktiviteleri agar disk difüzyon ve agar kuyucuk difüzyon yöntemleri kullanılarak incelenmiştir. Metal tabanlı nanomalzemelerin her iki test bakterisinde agar kuyucuk difüzyon yönteminde yüksek antibakteriyel etkinliği gözlenirken, karbon tabanlı nanomalzemelerin her iki yöntemde ve her iki test bakterisi üzerinde antibakteriyel aktivitesi olmadığı görülmüştür. Floroplastik BET'lerde in vitro biyofilm oluşumunun kantitatif ölçümünün optimizasyonu çalışmalarında en iyi sonuçlar P.aeruginosa için 10⁷ kob/ml, S.aureus için ise 10⁸ kob/ml bakteri içeren başlangıç inokülümün kullanımı ve 4 günlük inkübasyon süresi sonucunda alınmıştır. Ayrıca santrifüj, ultrasonikasyon ve vorteksin arka arkaya kullanıldığı metot, BET yüzeylerinden biyofilmin kaldırılması için en iyi metot olarak belirlenmiştir.

Antibakteriyel aktiviteBiyofilmler
Ceren Keçeciler
Ege University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Marmara, Ege ve Karadeniz'den çıkartılan kara midyesi ve kum midyelerindeki vibrio parahaemolyticus izolatlarının moleküler karakterizasyonu, antibiyotik direnç profili ve biyofilm oluşturma kapasitesi

Son yıllarda Türkiye'de tüketici alışkanlıklarının değişmesi ile başta çift kabuklu deniz ürünleri olmak üzere balık dışındaki diğer deniz ürünlerinin tüketim miktarlarında büyük bir artış görülmektedir. Çift kabuklu deniz ürünleri, besleyici değerinin yanı sıra salgınlarla ilişkili gıdalar içerisinde yer alarak halk sağlığı açısından da oldukça önem taşımaktadır. Deniz ürünleri kaynaklı gastroenteritlerin dünyada en önde gelen nedeni olarak kabul edilen Vibrio parahaemolyticus için iyi bir rezervuar olan midyeler, potansiyel kontaminasyon kaynakları olarak değerlendirilerek tüketiciler için risk oluşturmaktadır. Bu kapsamda bu tez çalışmasında Mayıs 2021 – Mayıs 2022 döneminde Ege, Marmara ve Karadeniz'in 14 farklı bölgesinden çıkartılan 135 kara midyesi (Mytilus galloprovincialis) ve farklı türlere ait 120 kum midyesi (Chamelea gallina, Ruditapes philippinarum ve Donax trunculus) olmak üzere toplam 255 örnek balıkçılardan temin edilmiştir. Bu örneklerden V. parahaemolyticus izolasyonu ve identifikasyonu ISO 21872-1:2017 standardına göre klasik kültür metoduyla yapılmış, şüpheli izolatlardaki V. parahaemolyticus varlığı toxR geni esas alınarak konvansiyonel PCR ile doğrulanmıştır. Enteropatojen suşların belirlenmesi amacıyla, konfirme edilmiş V. parahaemolyticus izolatlarının moleküler karakterizasyonu yapılarak başlıca virülens genleri olan tdh ve trh gen bölgelerinin varlığına bakılmıştır. Ardından V. parahaemolyticus olarak belirlenen izolatların, antimikrobiyal direnç profilleri Kirby-Bauer disk difüzyon yöntemi kullanılarak belirlenmiş, daha sonra patojen ve patojen olmayan suşlardan seçilen izolatların 3 farklı sıcaklık derecesi (10°C, 25°C ve 37°C) ve 2 farklı inkübasyon süresinde (24 ve 48 saat) biyofilm oluşturma kapasitesi araştırılmıştır. Çalışmada elde edilen sonuçlara göre toplanan 255 örneğin %32,2'si V. parahaemolyticus olarak konfirme edilmiş olup, bunların %30,8'i kum midyesinden; %33,3'ü ise kara midyesinden izole edilmiştir. İzolatların görülme sıklığı denizlere göre sırasıyla Karadeniz (%52,5), Marmara Denizi (%34,8) ve Ege Denizi (%3,6) şeklinde olup, denizler arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Mevsimlere göre sonuçlarda en yüksek pozitiflik oranının yaz mevsiminde toplanan örneklerde (%60) olduğu, ilkbahar örneklerinin ise en düşük orana (%15,9) sahip olduğu belirlenmiştir. Toplanan 255 örnekten izole edilen izolatların %5,9'u patojen olarak tespit edilmiştir. Patojen izolatların %73,3'ü kum midyesinden; %26,7'si ise kara midyesinden izole edilmiş olup, patojen izolat açısından midyeler arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Patojen izolatların %60'ının Karadeniz, %40'ının ise Marmara Denizi'nde yer aldığı, Ege Denizi'nde ise hiçbir patojen izolat bulunmadığı dikkat çekmektedir. Ayrıca patojen izolatların çoğunun (%46,7) kış mevsiminde izole edildiği belirlenmiştir. Midye örneklerinden izole edilen toplam 82 V. parahaemolyticus suşunun antimikrobiyal direnç profilleri araştırılarak MAR indeks değeri ortalama 0,67 olarak belirlenmiştir. Elde edilen izolatların ikisinin test edilen dokuz antibiyotiğin tamamına direnç göstermesi ve izolatların tamamında en az üç antibiyotik grubuna karşı direnç belirlenmesi ile çoklu antibiyotik direnci tespit edilmiş, bu durum Türkiye sularındaki yüksek kontaminasyon riskini göstermiştir. Ayrıca çalışmada en fazla dirençli izolatın tespit edildiği antibiyotiklerin 101 piperasilin ve tetrasiklin olduğu, 82 izolatın tamamının (%100) bu antibiyotiklere karşı direnç oluşturduğu belirlenmiştir. Biyofilm oluşturma kapasitelerinde patojen suşlarla patojen olmayan suşlar arasında bir fark belirlenemezken, izolatların 48 saatlik inkübasyon süresinde 24 saatlik inkübasyon süresine göre, 25°C sıcaklık derecesinde ise 10°C ve 37°C sıcaklık derecelerine göre daha iyi biyofilm oluşturdukları tespit edilmiştir. Suşların hiçbirinde güçlü biyofilm oluşumu gözlenmezken, orta derecede biyofilm oluşumu sadece kum midyelerinden izole edilen suşlarda (%7,1) gözlenmiştir. Deniz ürünleri kaynaklı gastroenterit vakalarının en önemli sebeplerinden biri olan Vibrio türlerinin yaygınlığının ve patojen suşların varlığının belirlenmesi, bu vakaların tedavi, koruma ve kontrol stratejilerinin geliştirilmesi için ilk adım niteliği taşımaktadır. Bu çalışma Türkiye'nin üç farklı denizinden (Ege, Marmara ve Karadeniz) elde edilen kara ve kum midyelerindeki Vibrio parahaemolyticus varlığının ve patojen suşlarının belirlendiği, midye örneklerinde antibiyotik direnç profillerinin ortaya konduğu ve suşların biyofilm oluşturma kapasitelerinin araştırıldığı ilk kapsamlı araştırma olması özelliğiyle önem taşımaktadır.

AntibiyotiklerBiyofilmlerMidyeler+5
Görkem Cengiz
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Antibakteriyel, antibiyofilm ve anti-quarum sensing etkileri ile Mentha longifolia (L.) Hudson subsp. Typhoides (Briq.) Harley var. typhoides'in uçucu yağının değerlendirilmesi

Mersin-Mut bölgesinden toplanan Mentha longifolia (L.) Hudson subsp. typhoides (Briq.) Harley var. typhoides uçucu yağını elde etmek, uçucu yağ kompozisyonunu belirlemek ve bazı biyolojik aktivitelerini değerlendirmek amacıyla bu çalışma yapılmıştır. Bitkinin uçucu yağ verimi %1,53 h/a (kuru drog üzerinden) olarak tespit edilmiştir. GC/FID/MS ile uçucu yağ içerisinde tespit edilen başlıca bileşilkler ve yüzde oranları piperitenon (%25,7), karvon (%22,7), piperiton (%22,8), pulegon (%6,8), izomenton (%6,6) olarak bulunmuştur. Biyolojik aktivite deneylerine ait, antibakteriyel, antibiyofilm ve anti-quorum sensing etkileri incelenmiştir. MIC değerleri incelendiği zaman ise Gram (-) bakteri örnekleri olan Escherichia coli ATCC 25922 ve Pseudomonas aeruginosa ATCC 27853 için MIC: 20 mg/mL olduğu gözlenmiş ve etkinin zayıf olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca bazı mantar türlerine karşı da MIC değerleri ölçülmüştür. Bu değerler; Candida parapsilosis RSKK 994 (MIC <0,625 mg/mL), Candida parapsilosis ATCC 22019 (MIC <0,625 mg/mL) suşlarında daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Mentha longifolia (L.) Hudson subsp. typhoides (Briq.) Harley var. typhoides uçucu yağının antibiyofilm aktivitesi %59,53 olarak bulunmuş ve 80 mg/mL konsantrasyonda ise anti-quorum sensing aktivite göstermiştir. Bu çalışmada, bitki üzerinde yapılan tüm araştırmalar sonucunda, bitki üzerinde yapılan bu çalışmaların, ilerde yapılacak çalışmalara yol göstermesi bakımından önemli olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca, hem ekonomik değere, hem de tıbbi öneme sahip, hem de mutfaklarda sıklıkla kullanılan bu bitkinin farklı araştırmalara konu olabileceği ve kültürün de yapılabileceği fikrini ortaya çıkarmıştır.

Antibakteriyel ajanlarAntibiyofilmAntibiyotikler+4
Enes Furkan Gündoğu
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kan kültürlerinden izole edilen koagülaz negatif stafilokoklarda sasX, ACME ve çeşitli virulans faktörlerinin araştırılması

Hastanede uzun süre yatışlara bağlı kateterizasyon işlemlerinin artması ve implante edilebilir tıbbi cihazların yaygın kullanımı nedeniyle koagülaz negatif stafilokokların (KNS) kan dolaşım enfeksiyonlarındaki rolü artmıştır. Bu çalışmada kan kültürlerinden izole edilmiş olan KNS suşlarında virülans ilişkili sasX, arjinin katabolik mobil element (ACME) genlerinin, biyofilm yapımının ve biyofilm ilişkili bazı virülans faktör genlerinin araştırılarak etken ve kontaminant olarak tanımlanmış suşlardaki sıklıklarının belirlenmesi amaçlandı. Kan kültürlerinden izole edilen 150 KNS suşu çalışmaya dahil edildi. Klinik ve mikrobiyolojik veriler temel alınarak izole edilen suşların 50'si etken ve 100'ü kontaminasyon izolatı olarak gruplandırıldı. Suşlar otomatize bakteri tanımlama sistemi ile tür düzeyinde tanımlandı. sasX, ACME, MecA ve biyofilm ilişkili virülans faktör genlerinin varlığı inhouse PCR yöntemi ile araştırıldı. Fenotipik olarak biyofilm oluşumu mikroplak yöntemi ile araştırıldı. Çalışmaya alınan KNS suşlarının 95'i (%63,3) S. epidermidis, 25'i (%16,7) S. hominis, 22'si (14,7) S. haemolyticus, 6'sı (%4) S. capitis, 1'i (%0,7) S. intermedius ve 1'i (%0,7) S. warneri olarak tanımlandı. Tüm suşların 125'inde (%83,3) mecA geni pozitif bulunurken etken ve kontaminasyon grupları arasında mecA pozitiflik oranı açısından fark bulunmadı (p=0,877). sasX varlığı kontaminasyon grubunda 14 (%14) suşta, etken grubunda 5 (%10) suşta olmak üzere toplam 19 suşta pozitif bulundu. sasX pozitiflik oranı açısından etken ve kontaminasyon grubundaki suşlar arasında fark bulunmadı (p=0,327). ACME ilişkili ArcA, kdpA ve opp3B operonlarının herhangi birinin varlığı kontaminasyon grubundaki suşların 32 (%32)'sinde, etken grubundaki suşların 6 (%12)'sında pozitif olarak saptandı. Gen bölgeleri ayrı olarak değerlendirildiğinde kontaminasyon grubundaki 30 (%30) suşta ArcA pozitif, 7 (%7) suşta kdpA pozitif, 8 (%8) suşta opp3B pozitif iken, etken grubunda ise 6 (%12) suşta ArcA pozitif, 1 (%2) suşta kdpA pozitif ve 3 (%6) suşta opp3B pozitif bulundu. Kontaminasyon grubundaki suşlarda ACME ve ArcA pozitiflik oranı anlamlı düzeyde daha yüksek saptandı (sırasıyla p= 0,008 ve p= 0,015). Fenotipik olarak biyofilm oluşturma özellikleri araştırıldığında tüm suşların 67'si (%44,7) biyofilm oluşturmazken, 39'u (%26) zayıf düzeyde, 15'i (%10) orta düzeyde, 29'u (%19,3) ise güçlü düzeyde biyofilm oluşturdu. Etken grubundaki suşların %52'sinde herhangi bir düzeyde biyofilm oluşumu saptanırken, kontaminasyon grubundaki suşlarda bu oran %57'ydi. Gruplar arasında biyofilm oluşturan suş oranı açısından anlamlı fark bulunmazken (p=0,561), kontaminasyon grubundaki suşların %14'ü , etken grubundaki suşların ise %30'unun güçlü düzeyde biyofilm oluşturduğu bulundu ve biyofilm oluşturma düzeyleri açısından gruplar arasındaki fark anlamlıydı (p=027). Biyofilm ilişkili İcaA, icaD, IS256, aap ve bhp virülans genleri kontaminasyon grubundaki suşlarda sırasıyla %33, %45, %43, %74 ve %6 oranında, etken grubundaki suşlarda %64, %62, %64, %74 ve %8 oranında pozitif olarak bulundu. Etken grubunda İcaA, İcaD ve IS256 pozitiflik oranları kontaminasyon grubuna göre anlamlı düzeyde daha yüksek bulunurken (sırasıyla p<0,001, p=0,050, p=0,015), aap ve bhp pozitiflik oranı açısından iki grup arasında fark bulunmadı. İcaA ve icaD birlikte pozitifliği kontaminasyon grubunda %29, etken grubunda %56 oranında bulundu ve gruplar arasındaki fark anlamıydı (p=0,001). İcaA, icaD ve IS256 birlikte pozitifliği kontaminasyon grubundaki suşlarda %17 iken, etken grubundaki suşların %38'inde pozitifti ve her üç geni birlikte bulundurma oranı açısından fark anlamlıydı (p=0,005). Çalışmaya alınan tüm suşlar içinde icaA ve icaD'nin birlikte pozitif olduğu toplam 57 suşun 46(%80,7)'sında herhangi bir düzeyde biyofilm oluşumu gözlenmiştir. İcaA ve icaD'nin birlikte pozitif olduğu suşlarda herhangi bir düzeyde biyofilm pozitiflik oranı, İcaA veya icaD 'nin tek başına pozitif olduğu veya her ikisinin negatif olduğu suşlara göre anlamlı düzeyde daha fazlaydı (p<0,001). Sonuç olarak bu çalışmada güçlü biyofilm oluşturma, biyofilm ilişkili icaA, icaD, IS256 genlerini tek ya da çoklu bulundurma oranı etken olarak sınıflandırılan suşlarda daha yüksek oranda saptanmışken, özellikle ACME ilişkili ArcA pozitifliği kontaminasyon grubundaki suşlarda daha yüksek oranda bulunmuştur. Bu bulgular KNS suşlarında bazı gen bölgelerinin varlığının etken veya kontaminasyon ayrımında yol gösterici olabileceğini düşündürmüştür.

BiyofilmlerEnfeksiyonlarGenler+4
Büşra Dönmez
Pamukkale University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Klinik örneklerden izole edilen difteri dışı korineform bakterilerin identifikasyonu, antibiyotik direnç paterninin ve biyofilm oluşumunun araştırılması

Corynebacterium cinsine ait bakteriler; Corynebacterium diphtheriae ve non-difterik korineform bakteriler (NDC) olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Önceki yıllarda laboratuvar kontaminantları olarak değerlendirilen non-difterik korineform bakterilerin (NDC) yapılan son çalışmalarda önemli hastane enfeksiyon etkeni olabilecekleri ve bu bakterilerin birçok antimikrobiyal ajana dirençli oldukları gösterilmiştir. Ciddi enfeksiyonlarda artan oranda NDC'lerin görülmesi bunların potansiyel patojenler olarak tanınmasını gerekli kılmaktadır.Bu çalışmada Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarına Aralık 2020-Ocak 2023 tarihleri arasında, klinik birimlerden gönderilen çeşitli klinik örneklerden izole edilen NDC'lerin tür düzeyinde identifikasyonları ve antibiyotik duyarlılık testlerinin yapılması, antibiyotik direnç paternlerinin incelenmesi, suşların moleküler epidemiyolojisinin ve biyofilm oluşumlarının araştırılması amaçlanmıştır.Tüm izolatlar MALDI-TOF MS (Matrix-Assisted Laser Desorption/Ionization Time Of Flight Mass Spectrometry) ile tür düzeyinde tanımlanmıştır. İzolatların %94,3'ü C. striatum ve %5,7'si C. afermentans olarak tanımlanmıştır. İzolatların %15'i kan, %5'i kateter içi kan, %34,3'ü yara, %32,9'u trakeal aspirat (TA), %7,9'u balgam, %2,9'u abse materyali ve %2,1'i plevral sıvı örneklerinden izole edilmiştir. En sık izole edilen klinik örnek yara (%34,3), ikinci en sık klinik örnek trakeal aspirat (%32,9) iken; en az izole edilen klinik örnek ise %2,1 ile plevral sıvı örneği olmuştur. EUCAST (The European Committee on Antimicrobial Susceptibility Testing) rehberi doğrultusunda Kirby-Bauer disk difüzyon yöntemi ile yapılan antimikrobiyal duyarlılık testi sonuçlarına göre izolatların tamamı linezolid ve vankomisine duyarlı iken tamamı siprofloksasine dirençli bulunmuştur. İzolatların %98,6'sı penisiline, %96,4'ü klindamisine, %99,3'ü rifampisin ve tetrasikline, %88,6'sı gentamisine ve %75,7'si eritromisine dirençli bulunmuştur. İzolatlarda direnç genlerinin varlığı PCR (Polymerase Chain Reaction) ile araştırılmıştır. İzolatların %94,3'ünde bla geni, %95'inde ampC geni, %95,7'sinde ermX geni, %90'nında aac(3)-XI geni, %92,1'inde aphA1 geni, %97,9'unda gyrA geni ve %32,9'unda tetA geni tespit edilmiştir. ermB ve tetB genleri izolatların hiçbirinde tespit edilmemiştir. aac(3)-XI ve aphA1 geni pozitif olan izolatlarda anlamlı bir şekilde gentamisin direnç oranı yüksek bulunmuştur (p<0,05). ermX geni pozitif olan izolatlarda anlamlı bir şekilde eritromisin ve klindamisin direnç oranı yüksek bulunmuştur (p<0,05). İzolatlarda tetA geni pozitifliği ile tetrasiklin direnç oranı arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). bla/ampC geni pozitifliği ile penisilin direnç oranı arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). İzolatların biyofilm oluşturmaları mikrotitrasyon plak yöntemi ile semikantitatif olarak değerlendirilmiştir. İzolatların %26,4'ünde biyofilm oluşumu tespit edilmiştir. Corynebacterium türleri ile biyofilm oluşumu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Çalışmadaki 140 suşun klonal ilişkisi PFGE (Pulsed Field Gel Electrophoresis) yöntemi ile araştırılmıştır. 140 suş 46 farklı PFGE paterni göstermiştir. Bu paternlerden 13 tanesi yalnızca birer suş içermektedir. Kalan 33 patern ise küme oluşturan suşları içermekte olup küme genişliği 2-12 arasında değişmektedir. Kümeleşme oranı %90,7 olarak saptanmıştır. En büyük küme; 12 izolatın yer aldığı A ile kodlanan kümedir. Çalışmamızdaki izolatların çoklu ilaç direncine sahip olmaları ve antimikrobiyal direnç oranlarının yüksek olması nedeniyle bu mikroorganizmalara bağlı gelişen hastane enfeksiyonlarının tedavi stratejisinin zor olacağı düşünülmektedir. Bu nedenle bu mikroorganizmaların hastane enfeksiyon etkeni olabileceği göz önünde bulundurularak aktif sürveyans çalışmalarının yapılması önem arz etmektedir.

BakterilerBiyofilmlerDifteri+3
Hatice Er
Pamukkale University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bakterilerin yağ-su ara yüzü ile etkileşimlerinin incelenmesi

Bu çalışmada, çevresel örneklerden n-dekana en iyi ve hızlı adsorbe olma yeteneği olan bakteriler izole edilerek, çeşitli fizikokimyasal ve moleküler biyolojik parametreler ile bakteri n-dekan/su ara yüzü etkileşimleri incelenmiştir. Bu amaçla, n-dekan/su ara yüzünde tutunan 12 bakteriyel izolat (Pseudomonas putida OW1, Rhodococcus qingshengii OW2, Prescotella equi OW3, Brevibacillus parabrevis OW4, Paenibacillus lautus OW5, Paenibacillus lautus OW6, Moraxella osloensis OW7, Stutzerimonas stutzeri OW8, Stutzerimonas stutzeri OW9, Stutzerimonas stutzeri OW10, Rhodococcus ruber OW11, Rhodococcus erythropolis OW12) tanılanmıştır. Bu izolatların hidrokarbon parçalama (YPO), hidrokarbona bakteriyel adsorpsiyon testi (HBA), biyosürfaktan tarama analizleri (emülsifikasyon indeksi testi, yağ yayma testi, CTAB agar petri testi), kemotaksi testi, degradasyon ve biyosürfaktan gen analizleri ve n-dekan/su ara yüzünde oluşan biyofilmin reolojik özelliklerinin belirlenmesi amacıyla bazı analizler (FESEM, Pendant drop vb.) gerçekleştirilmiştir. YPO analizine göre tüm izolatların n-dekanı parçalayabildiği tespit edilmiştir. En yüksek %97, en düşük %79 oranında parçalama olduğu tespit edilmiştir. HBA testine göre OW7 ve OW11 suşları dışında diğer suşların hidrofobik olduğu belirlenmiştir. İzolatların hepsinin, farklı kapasitelerde biyosürfaktan ürettikleri gözlemlenmiştir. Yarı-katı ortamda haraketli olan ve hidrokarbona kemotaksi yapan izolatlar tespit edilmiştir. Pseudomonas türlerinin n-dekan/su ara yüzüne hızla adsorbe olduğu ve stabil ve elastik biyofilmler oluşturduğu tespit edilmiştir. OW1 suşu hariç tüm izolatlarda alkan degradasyonundan sorumlu alkB ailesine ait genlerin varlığı tespit edilmiştir. Rhodococcus türlerinde ve OW7 suşunda trehaloz lipid üretiminden sorumlu genlerinin varlığı saptanmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Biyodegradasyon, biyosürfaktan, yağ/su ara yüzü, biyofilm, kemotaksi, n-dekan

BiyobozunurlukBiyofilmlerBiyosürfaktanlar+3
Tuğçe Yağmur Orhan
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Biyofilm oluşturan bakteri suşlarına PEMA'nın (pulslu elektromanyetik alan) etkisi

Bu çalışmada Pulslu Elektromanyetik Alan (PEMA)'ın biyofilm oluşturan bakterilere etkisi incelenmiştir. PEMA'nın biyofilm üzerindeki etkilerini araştırmak üzere, biyofilm oluşturma yeteneği bilinen iki ticari bakteri suşu, Staphylococcus aureus (ATCC 43300) ve Enterococcus faecalis (ATCC 515759) kullanılmıştır. Bu tez kapsamında, her iki bakteri suşuna PEMA uygulanmış ve uygulama sonrası biyofilm oluşumu ile antibiyotik duyarlılığı karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bakterilerin antibiyotiklere karşı duyarlılıkları, hem PEMA uygulanan hem de PEMA uygulanmayan kontrol gruplarında ölçülerek, elektromanyetik alan etkisinin antibiyotik hassasiyeti üzerindeki olası rolü ortaya konmuştur. Aynı şekilde, biyofilm üretimi açısından da PEMA maruziyeti ile PEMA uygulanmayan kontrol grubu arasında farklar gözlemlenmiştir. Bu çalışma sonucunda S. aureus bakterisinin ürettiği biyofilmin PEMA uygulaması sonucunda E. faecalis bakterisine göre daha belirgin düzeyde azaldığı görülmüştür. Biyofilm inhibisyonu açısından, PEMA uygulanmayan gruplarla karşılaştırıldığında elektromanyetik alanın biyofilm azaltıcı etkisi açıkça ortaya konmuştur. Ayrıca bu bakterilerin disk difüzyon testlerinde, PEMA uygulanan örneklerle kontrol grubu arasında antibiyotik duyarlılığı açısından farklılıklar görülmüştür. Bu bağlamda PEMA uygulamasının yalnızca biyofilm oluşumunu azaltmakla kalmayıp, aynı zamanda bakterilerin antibiyotiklere karşı duyarlılığını da artırabileceğine işaret etmektedir. Elde edilen veriler, PEMA'nın antimikrobiyal tedavilerde destekleyici bir etki sağlayabileceğini ve gelecekte özellikle kombinasyon tedavi stratejilerinde tamamlayıcı bir yöntem olarak değerlendirilebileceğini göstermektedir.

BakterilerBiyofilmlerElektromanyetik alanlar
Harika Aydeniz
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Klinik örneklerden izole edilen Fusarium suşlarının antifungal duyarlılıklarının ve virülans faktörlerinin araştırılması

Fusarium türleri doğada yaygın olarak bulunan küf mantarları olup insanlarda keratit ve onikomikoz başta olmak üzere invaziv veya invaziv olmayan çeşitli enfeksiyonlara yol açmaktadır. Fusarium cinsi, tür komplekslerine, tür kompleksleri de türlere ayrılmıştır. Bu identifikasyonun morfolojik özelliklere göre yapılmasının zorluğu nedeniyle tür tanısında moleküler yöntemlerin kullanımı önerilmektedir. Fusarium suşlarınının antifungal duyarlılık testi sonuçlarının ve virülans faktörlerinin türden türe değişme olasılığı bulunması nedeni ile identifikasyonları önem taşımaktadır. Bu çalışmada Fusarium suşlarının moleküler yöntemlerle identifikasyonu, sıklıkla kullanılan antifungaller için duyarlılık testlerinin yapılması ve bazı virülans faktörlerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamızda, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarında 2017-2022 yılları arasında çeşitli klinik örneklerden izole edilen Fusarium suşları ITS bölgesinin dizi analizi ile tür kompleksi düzeyinde tanımlanmıştır. Suşların amfoterisin B, vorikonazol ve posakonazol duyarlılık testleri sıvı mikrodilüsyon metodu ile yapılmıştır. Fusarium suşlarının proteaz, fosfolipaz, esteraz aktiviteleri ve biyofilm oluşturma yetenekleri fenotipik testlerle araştırılmıştır. Tür kompleksleri ile virülans faktörleri ve antifungaller için saptanan mininum inhibitör konsantrasyonu (MİK) değerleri arasında istatistiksel bir ilişki olup olmadığı araştırılmıştır. Laboratuvarımızda çeşitli klinik örneklerden izole edilmiş 22 Fusarium suşunun 10'u F. solani tür kompleksi, altısı F. fujikuroi tür kompleksi, beşi F. oxysporum tür kompleksi, biri F. incarnatum-equiseti tür kompleksi olarak tanımlanmıştır. Antifungal duyarlılık testi sonucunda suşların MİK90 değerlerinin amfoterisin B için 16 µg/ml, vorikonazol ve posakonazol için >32 µg/ml olduğu görülmüştür. Fusarium oxysporum tür kompleksi suşlarında posakonazol MİK değerleri, diğer tür kompleksi suşlarına göre istatistiksel olarak anlamlı oranda düşük saptanmıştır. Fusarium suşlarının yedisinin (%32) proteaz testi pozitif, 21'inin (%95) esteraz testi pozitif, 13'ünün (%59) fosfolipaz testi pozitif, 12'sinin (%55) biyofilm testi pozitif olarak saptanmıştır. Fusarium solani tür kompleksi suşlarının F. oxysporum tür kompleksi ve F. fujikuroi tür kompleksi suşlarına göre daha yüksek oranda biyofilm oluşturması istatistiksel olarak anlamlı bulunmuş, diğer virülans faktörleri için türler arasında anlamlı fark bulunamamıştır. Çalışmamızda Fusarium suşlarının amfoterisin B, vorikonazol ve posakonazol için saptanan MİK değerleri ile proteaz, fosfolipaz ve esteraz enzimleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmamıştır. Sonuç olarak, Fusarium türlerinin tanımlanmasında moleküler yöntemlerin kullanımının gerekli olduğu, Fusarium türlerinin virülans faktörleri ve antifungal duyarlılığı ile ilgili daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç olduğu görüşüne varılmıştır. Anahtar sözcükler: Fusarium, dizi analizi, proteaz, esteraz, fosfolipaz, biyofilm, antifungal duyarlılık.

Antifungal ajanlarAntifungal duyarlılık testleriBiyofilmler+7
Berkay Yüksel
Aydın Adnan Menderes University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

316 L paslanmaz çelik yüzeyine uygulanan mikro-deformasyonun karakterizasyonu ve antibiyofilm özelliklerine etkilerinin ön incelemesi

Ortopedik uygulamalarda yaygın olarak tercih edilen bir biyomedikal alaşım olan 316L paslanmaz çeliğine uygulanan yüzey işlemlerin bu malzemenin antibiyofilm özelliklerine olan etkisinin bu çalışmada incelenmesi amaçlanmıştır. 316L paslanmaz çelik örneklerin yüzeyinde mikro-sertlik ölçüm cihazıyla çeşitli miktar ve tekrar eden düzenlerde kontrollü mikro-deformasyon alanları oluşturulacak olup. uygulanan işlemlerin, alaşımın yüzey özellikleri üzerindeki etkisi çeşitli yöntemler ile karakterize edildikten sonra her bir yüzeyde biyofilm oluşum davranışları detaylı olarak incelenecektir. Elde edilen bulgularla ortopedik uygulamalarda kullanılan metalik biyomalzemelerin antibiyofilm özelliğinin iyileştirmesini sağlayacak yüzey özellikleri hakkında bilgi edinilmesi ve edinilen bilgilerin yeni biyomedikal alaşım tasarımlarında kullanılması amaçlanmaktadır.

AntibiyofilmBiyofilmlerBiyomedikal ve dental materyaller+1
Burcu Türk Yılmaz
Eskişehir Osmangazi University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acinetobacter baumannii klinik suşlarının fenotipik ve genotipik özelliklerinin araştırılması

Amaç: Acinetobacter baumannii suşları, dünya üzerinde yaygın görülen nozokomiyal patojenlerdir. Bu çalışmada 2018-2019 yılları arasında Hitit Üniversitesi-Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çeşitli klinik örneklerden izole edilen A. baumannii izolatlarının fenotipik ve genotipik testlerle virülans faktörlerinin test edilmesi (biyofilm oluşumu, haraket yeteneği, hemoliz oluşturma), direnç genlerinin araştırılması, uluslararası klon analizi yapılması, izolatlar arasındaki klonal yakınlığın belirlenmesi ve plazmid profilinin tanımlanması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 98 A. baumannii izolatının identifikasyonu ve antibiyotik duyarlılığı Vitek 2 sistemiyle, kolistin antibiyotik duyarlılığı ise sıvı mikrodilüsyon metoduyla belirlendi. Karbapenem direnci ilişkili genler ve biyofilm ilişkili genler tarandı. İzolatlar moleküler yöntemlerle tiplendirildi, uluslararası klonları belirlendi ve alkali lizis yöntemiyle suşların plazmid profilleri çıkarıldı. İzolatların koloni tipi, hemoliz özelliği, motilitesi, biyofilm oluşumu ve metallobetalaktamaz üretimi fenotipik yöntemlerle test edildi. Biyofilm oluşumu seramik yüzey, plastik tüp, vasküler kateter ve foley kateter yüzeylerinde araştırıldı. Biyofilm seviyesi spektrofotometreyle ölçüldü, elektron mikroskobuyla görüntülendi. Bulgular: A. baumannii izolatlarının imipenem-meropenem direnci %87 (85/98), kolistin direnci %8 (8/98) olarak bulunmuştur. İzolatların %42'si çoklu ilaca dirençli, %45'i aşırı ilaç dirençli, %13'ü ise tüm antibiyotiklere duyarlı saptanmıştır. Suşların %83,5 (71/98)'inde metallobetalaktamaz enzimi pozitif bulunmuştur. Karbapenem dirençli izolatların %98,8 (84/85)'inde blaOXA-51, blaOXA-23, ISab1/blaOXA-51, ISAba1/blaOXA-23 genleri pozitif saptanırken, blaOXA-24/40 ve blaOXA-58 genleri saptanmamıştır. Hastane salgın izolatı Genotip D, uluslararası clon II olarak belirlenmiştir. Genel olarak, duyarlı ve dirençli izolatların plazmid profilleri, genotipleri ve klonalitesi arasında benzerlik gözlenmemiştir. İzolatların %88'inde farklı seviyelerde biyofilm oluşumu ölçülmüştür ve çoğunda biyofilm genleri saptanmıştır. Biyofilm oluşumu en güçlü foley kateter yüzeyinde gözlenmiştir. Çalışmada hemolitik aktivite haricinde virülansla direnç arasında ilişki bulunmamıştır. Sonuç: Dirençli A. baumannii suşlarının virülans özelliklerinin ve direnç mekanizmalarının belirlenmesi, suşların epidemiyolojik takibi A. baumannii enfeksiyonlarına karşı korunma ve tedavide fayda sağlayacak, olası komplikasyonları ve mortaliteyi azaltmada etkili olacak, gelecekte yeni tedavi yöntemlerin geliştirilmesine yardımcı olacaktır. Anahtar Kelimeler: A. baumannii, antibiyotik direnci, virülans, REP-PCR, plazmid

Acinetobacter baumanniiBakteriyel enfeksiyonlarBiyofilmler+7
Nezahat Koşar
Hitit University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı kaynaklardan izole edilen Arcobacter türlerinde virülans genlerin tespiti

Bu çalışmada, Kütahya ilinde çeşitli kasap ve marketlerden toplanan 22 adet kıyma örneğinde Arcobacter spp. varlığı araştırılmıştır. Ayrıca KDPÜ Kültür Koleksiyonunda yer alan tavuk karkas ve su örneklerinden izole edilen Arcobacter türleri de tez çalışmasına dahil edilmiş ve tüm suşlarda olası virülans genlerin varlığı, antibiyotik duyarlılıkları değerlendirilmiştir. Kıyma örneklerinden elde edilen izolatların ayrıca farklı atmosferik koşullarda, biyofilm oluşturma özellikleri araştırılmıştır. Moleküler yöntemler ile kıyma örneklerinde %31,8 oranında pozitiflik tespit edilmiştir. Bu suşlar tür bazında değerlendirildiğinde %85,7'sinin Arcobacter butzleri, %14,3'ünün ise Arcobacter cryaerophilus olduğu saptanmıştır. Toplamda 30 Arkobakter suşu mPCR yöntemi ile olası virülans genler yönünden (ciaB, tlyA, cadF, pldA,cj1349, irgA, mviN, hecA ve hecB) taranmıştır. Suşların tamamında ciaB genine rastlanmıştır.Suşların %96,6'sı mviN, %90'ı tlyA, %86,6'sı cadF, pldA ve cj1349 ve %76,6'sı irgA olası virülans genleri bakımından pozitif bulunmuştur. Suşların hiçbirinde hecA, hecB olası virülans genlerine rastlanmamıştır. Kıyma örneklerinden izole edilen Arcobacter türlerinde zayıf biyofilm oluşumu gözlenmiştir. İzolasyonu yapılan tüm Arcobacter suşlarının dokuz adet antibiyotiğe karşı duyarlılıkları araştırılmıştır. İncelenen suşların tümünün gentamisine ve tetrasikline duyarlı olduğu gözlemlenmiştir. %30'u Sulfamethoxozole'e, %56,6'sı Ciproflaxacin'e, %96,6'sı Cephalothin'e, %100'u Ampicillin'e, %30'u Erythromycin'e, %96,6'sı Cefoxitin'e ve %3,3'ü Streptomycin'e dirençli olduğu sonuçları elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Antibiyotik duyarlılığı, Arcobacter türleri, Biyofilm oluşumu, Virülans genler

Arcobacter spp.BiyofilmlerMikrobiyal duyarlılık testleri+1
Ecemnur Sertçelik
Kütahya Dumlupınar University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı cam iyonomer restoratif materyalleri üzerine yüzey örtücü uygulanmasının biyofilm oluşumu ve sekonder çürük üzerine etkisinin in-vitro olarak değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, üç farklı cam iyonomer restoratif materyal (KetacTM Molar Easymix/3M, ChemFil Rock/Dentsplay, Equia Forte/GC) üzerine yüzey örtücü (Equia Forte Coat/GC) uygulanmasının biyofilm oluşumu ve sekonder çürük üzerine etkisinin in-vitro koşullarda değerlendirilmesidir. Çalışmada yapılan her iki deneyde, her bir materyal için 8'er adet örnek içeren 3 adet yüzey örtücü uygulanmış deney ve 3 adet yüzey örtücü uygulanmamış kontrol grubu oluşturuldu. Materyallerin üzerinde oluşan Streptococcus mutans biyofilm oluşum miktarı colony forming unit (cfu) yöntemi ile ölçüldü. Her bir gruptan 1'er adet örnek taramalı elektron mikroskobunda (SEM) görüntülendi. Sekonder çürük deneyi için hazırlanan sığır dişi örnekleri demineralizasyon solüsyonunda bekletildi ve stereomikroskop ile görüntüleri alındı. Bu çalışmada istatistiksel analizler Kruskal Wallis testi, Dunn's çoklu karşılaştırma testi, Mann-Whitney-U testi ve ki-kare testi ile yapıldı. Sonuçlar, anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Equia Forte materyalinin yüzey örtücü uygulanan alt grubunun S.mutans biyofilm oluşum değerleri ChemFil Rock materyalinin yüzey örtücü uygulanan alt grubunun değerlerinden istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulundu (p<0,05). Diğer gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmedi (p>0,05). Sekonder çürük değerlendirilmesinde Chemfil Rock materyalinin deney grubundaki B grubu lezyon değerleri diğer materyallerin deney gruplarından anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0,005). A, B ve C lezyon değerleri için gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmedi (p>0,05). Sonuç olarak, cam iyonomer restoratif materyallerin yüzeyine yüzey örtücü uygulanmasının S.mutans biyofilm oluşumu ve sekonder çürük üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı, fakat oluşumu önemli ölçüde azalttığı bu nedenle de uygulanması gerektiği düşünülmektedir.

BiyofilmlerCam iyonomer çimentolarıDental mine+4
Avşar Öztürk
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Lizozim ve laktoferrin içeren yeni formulasyonların geliştirilmesi ve mutans streptokokları ile laktobasiller üzerindeki antibakteriyel etkilerinin in vitro koşullarda değerlendirilmesi

Üç yaşın altındaki çocuklarda, gelişmekte olan sürekli dişlerde fluorozis riski oluşturması nedeniyle fluoridli diş macunu ve uzun süre kullanımındaki yan etkileri ve sitotoksisitesi nedeniyle klorheksidinin kullanımı önerilmemektedir. Tükürük proteinlerinden Lizozim ve Laktoferrin içeren bir preparatın küçük çocuklarda diş çürüklerinin önlenmesi için bir çözüm getirebileceği düşünülmektedir. Antimikrobiyal ajanların, poloxamer ve lipozomal taşıyıcı sistemler ile topikal uygulamalarının ağız hastalıklarının tedavisinde etkili olduğu görülmüştür.Çalışmamızın amacı, Lizozim ile Laktoferrin içeren ve taşıyıcı sistem olarak Pluronic F-127 isimli Poloxamer ve/veya dondurularak kurutulan DOTAP içeren lipozom [Dondurularak kurutulan Lipozomal DOTAP (DLD)] kullanıldığı farklı formulasyonların, diş çürüğüne neden olduğu bilinen Streptococcus sobrinus, Streptococcus mutans, ve Lactobacillus acidophilus bakteri suşları üzerindeki antibakteriyel etkilerinin klorheksidin jel ile karşılaştırmalı olarak in vitro koşullarda değerlendirilmesidir.Çalışmamızdaki formulasyonlar; (1) Sorensen's Çözeltisi tampon olarak, (2) yalnız poloxamer 407'nin kullanıldığı jel şeklinde, (3) Lizozim ve Laktoferrinin tamponda çözdürülerek, (4) Lizozim ve Laktoferrin tamponda çözdürüldükten sonra poloxamer 407 ile birleştirilmesiyle, (5) DLD'nin tamponda çözdürülmesiyle, (6) poloxamer 407 tamponda dağıtıldıktan sonra DLD ile birleştirilmesiyle, (7) Lizozim ve Laktoferrin tamponda çözdürüldükten sonra DLD ile birleştirilerek, (8) Lizozim ve Laktoferrin çözdürüldükten ve poloxamer 407 içerisinde dağıtıldıktan sonra DLD'nin eklenmesiyle sekiz grup olarak hazırlanmıştır. Kontrol grubu olarak % 0,2'lik klorheksidin jel/gargara, pozitif kontrol grubu olarak boş hidroksiapatit diskler kullanılmıştır. Antibakteriyel etkinin değerlendirildiği birinci bölümde, çalışma gruplarının, Streptococcus sobrinus, Streptococcus mutans ve Lactobacillus acidophilus'a karşı antibakteriyel etki gösteren minimal inhibitör konsatrasyonları (MİK) belirlenmiştir. İkinci bölümde ise, 10 farklı grubun hidroksiapatit diskler üzerinde 24 saatlik Streptococcus sobrinus ve Streptococcus mutans biyofilm oluşumu üzerine etkileri değerlendirilmiştir.MİK deneyinde, poloxamer içermeyen formulasyonlar suşlara karşı etkili bulunmamıştır. Poloxamer 407 içeren formulasyonlar, Lizozim ve Laktoferrin içeriğinden bağımsız olarak suşlar üzerine inhibisyon göstermiştir. % 0,2'lik klorheksidinin diğer formulasyonlara oranla çok düşük konsantrasyonlarda etkili olduğu görülmüştür.Biyofilm deneyinde Poloxamer 407 ile hazırlanan jel formulasyonları S. sobrinus ve S. mutans biyofilmlerinin oluşumunu önlemede diğer deney gruplarına göre üstün bulunmuşlardır. Bu gruplar arasında en yüksek etkiyi her iki suş üzerinde de Lizozim, Laktoferrin içeren ve Poloxamerin kullanıldığı grup göstermiştir (p<0,05). % 0,2'lik klorheksidin diglukonat'ın biyofilm oluşumunu tam olarak önlediği görülmüştür.Çalışmamızda antibakteriyel etkinliği gösterilen formulasyonlarda bulunan maddelerin daha uzun süreli etkilerinin anlaşılabilmesi için, ileriki çalışmalarda bu maddelerin etkinliğinin kinetik olarak değerlendirilmesi ve sitotoksisitelerinin belirlenmesi gerektiği düşünülmektedir.Anahtar Kelimeler: Lizozim, Laktoferrin, taşıyıcı sistemler, antibakteriyel etki

AntibiyotiklerAntienfektif ajanlarBiyofilmler+5
Kübra Tonguç
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Scenedesmus dimorphus biyofilm kültürlerinde azot açlığının lipid üretimi üzerine etkisi

Bu çalışmada Scenedesmus dimorphus biyofilm kültürlerinde azot (N) stresinin lipid üretimi üzerine etkisi incelenmiştir. Yeşil alglerden (Chlorophyceae) S. dimorphus' un planktonik ve biyofilm formu, %100 N ve %25 N içeren ortamlarda inoküle edilmiştir. Yapılan denemelerde N stresinin ve biyofilm oluşumunun, kuru madde (DCW), klorofil-a ve total lipit miktarlarına olan etkisi incelenmiştir. S. dimorphus mikroalginin biyofilm oluşturma becerisinin incelenebilmesi için laboratuar koşullarına modifiye edilerek Dönen algal biyofilm reaktörü (RABR) kurulmuştur. RABR' ın tasarımında S. dimorphus mikroalginin biyofilm oluşturabilmesi için çeşitli tutunma materyalleri denenmiş ve en yüksek tutunma oranına ve hasat işleminin kolay olması gibi özelliklere sahip olmasından dolayı polietilen halat kullanılmasına karar verilmiştir. Deneme sonucunda elde edilen en yüksek kuru biyokütlenin 0,275 g/m2 olduğu ve bu sonucun %100 N içeren biyofilm formundan elde edildiği belirlenmiştir. Uygulanan azot stresinin total lipit miktarına olan etkisi incelendiğinde, en yüksek DCW içinde % total lipit miktarının 13,81 olduğu ve bu sonucun %25 N içeren biyofilm formundan elde edildiği belirlenmiştir.

Biyofilm sistemleriBiyofilmlerBiyoreaktörler+1
Fatma Kar
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Chlorella vulgaris biyofilm kültürlerinde azot açlığının lipid üretimi üzerine etkisi.

Yapılan bu çalışmada Chlorella vulgaris mikroalginin biyofilm formu üzerinde azot (N) stresinin lipit üretimine etkisi araştırılmıştır. C. vulgaris mikroalgi 40 gün süresince %100 N ve %25 N içeren ortamlarda üremeye bırakılmıştır. Laboratuar ortamına uygun olarak tasarladığımız Dönen Algal Biyofilm Reaktörü ile C. vulgaris' in biyofilm oluşturma yeteneğini gözlenmiştir. C. vulgaris' in reaktör üzerinde biyofilm oluşturabilmesi için çeşitli malzemeler denenmiştir. Hasat kolaylığı ve yüksek tutunma gibi kriterler nedeniyle polietilen halatı kullanılmasına karar verilmiştir. Yapılan denemede en yüksek kuru ağırlık değeri 0,359 gr/m2 ile %100 N içeren ortamda elde edilmiştir. En yüksek total lipit miktarı ise 8,02 mg ile azot stresi uygulanmış %25 N içeren biyofilm formunda olduğu belirlenmiştir.

Biyofilm sistemleriBiyofilmlerBiyoreaktörler+1
Ersel Çeçen
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Elaeagnus angustifolia L. bitkisinin uçucu yağının kimyasal kompozisyonu ve antimikrobiyal aktivitesinin araştırılması

Elaeagnus angustifolia L. dünyada ve Türkiye'de halk hekimliğinde yaygın kullanımı olan bir bitkidir. Ülkemizde doğal olarak yetişmektedir ve geniş bir yayılım alanına sahiptir. Geleneksel olarak sindirim sistemi, solunum sistemi, dolaşım sistemi gibi rahatsızlıkların tedavisinde bitkinin farklı kısımlarının kullanıldığı bilinmektedir. Bu çalışmada, E. angustifolia L.'nin yaprak ve çiçekli dal uçlarından elde edilen uçucu yağının kimyasal bileşimi ve antimikrobiyal, antibiyofilm aktivitesi araştırılmıştır. Bu amaçla bitkinin çiçekli dal uçlarından hareketle hidrodistilasyon ile uçucu yağı elde edilmiş ve elde edilen uçucu yağın GK/KS analizi ile kimyasal kompozisyonu ve bitkisel materyalin TB/KFME sonrası GK/KS ile uçucu bileşenleri belirlenmiştir. Uçucu yağın antimikrobiyal aktivite tayininde Escherichia coli (ATCC 25922), Metisilene Dirençli Staphylococcus aureus (ATCC 43300), Enterococcusfaecalis (ATCC 29212), Salmonella enterica (ATCC 13311), Pseudomonas aeruginosa (ATCC 27853) ve Candida albicans (izolat) mikroorganizmaları, antibiyofilm aktivitelerinin tayininde ise Metisilene Dirençli Staphylococcus aureus (ATCC 43300) ve Pseudomonas aeruginosa (ATCC 27853) mikroorganizmaları kullanılmıştır. GK/KS analizi sonucunda uçucu yağın toplam otuz sekiz (toplam %92.34'ü temsil eden) bileşiği ve TB/KFME ile elde edilen uçucu bileşiklerin sayısı ise otuz (toplam %92.4'ü temsil eden) olarak tespit edilmiştir. Bitki materyalinin uçucu yağında bulunan başlıca bileşikler palmitik asit (%20.45), (E)-etil-sinnamat (%9.13), E-15-heptadekenal (%7.95), metillinolenat (%7.95), fiton (%7.30) olarak bulunmuştur. TB/KFME yönteminin kullanıldığı deneysel bulgularda ise palmitik asit (%23.70), elaidikasitetil ester (%11.65), metillinolenat (%10.87), 1-dokosanol (%6.97) ve metilstearat (%6.15) E. angustifolia'nın yaprak ve çiçekli dal uçlarının ana uçucu bileşenleri olarak belirlenmiştir. Uçucu yağın en güçlü antimikrobiyal etkiyi E. faecalis ve C. albicans mikroorganizmalarına karşı (1:1280 dilusyon oranında) gösterdiği ve Metisilene Dirençli S. aureus ve P. aeruginosa' ya karşı uçucu yağın, antibiyofilm etki gösterdiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Elaeagnus angustifolia, uçucu yağ, TB/KFME, GK/KS, antimikrobiyal aktivite, antibiyofilm aktivite

Antienfektif ajanlarBiyofilmlerElaeagnus angustifolia L.+5
Göktuğ Çağrı Türk
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Public Health
2022
00

Related subjects