Black Sea
79 theses under this subject heading
Soğuk savaş sonrası Karadeniz'de ABD-Rusya rekabeti: Çevrelemenin yeniden yaratılması
Soğuk Savaş'ın bitimiyle birlikte ikiye bölünmüş olan dünya yeni bir sürece girmiştir. Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı dağılmış ABD tek başına süper güç olarak kalmıştır. Soğuk Savaş döneminde Sovyetler ve ABD arasındaki mücadele ve ABD'nin sürekli çevreleme politikaları Soğuk Savaş sonrasında belirli bir dönüşüme uğramıştır. Bir yandan işbirliğini öngören ABD bir yandan da Sovyetlerin halefi olarak kurulan Rusya'ya yönelik "çevreleme politikası" gütmüştür. Rusya ise 1990'ların başlarında toparlanma sürecinde ABD ile işbirliğine sıcak bakmış ancak 1990'ların ortalarına doğru ABD'nin çevreleme politikasına karşılık "yakın çevre" politikasını oluşturmuş ve eski Sovyet coğrafyasını kendi çıkar alanı olarak belirlemiştir. Soğuk Savaş sonrası ABD ile Rusya arasındaki ilişkide işbirliği ve mücadele bir arada bulunmaktadır. Bu karmaşık ilişki ağı siyaset, güvenlik, ekonomi gibi alanlara yansımıştır. İki ülke terörizm, insan hakları, demokrasi, kitle imha silahlarının sınırlandırılması gibi konularda işbirliğine açıkken, enerji ve enerji güzergahlarının kontrolü konularında rekabet içerisinde olmuştur. Bu rekabetin en görünür olduğu bölgelerden biri Karadeniz'dir. ABD, NATO aracılığıyla eski Sovyet coğrafyasına yayılmaya çalıştıkça, Rusya daha sert politikalar izlemiş hatta Gürcistan ve Ukrayna krizlerinde olduğu gibi askeri seçeneği bile kullanmıştır.
Türkiye sularında avlanan Engraulis encrasicolus (Linnaeus, 1758)'un kas dokusu yağ asidi kompozisyonunun lokasyona ve mevsime göre değişimi
Sunulan tez kapsamında Türkiye'de Karadeniz ve Marmara Denizi'nden avlanan hamsi balığının (Engraulis encrasicolus) kas dokusundaki yağ asidi içeriğinin mevsimsel ve lokasyona bağlı değişimi araştırılmıştır. Her lokasyondan av sezonu boyunca aylık alınan balık kas örnekleri paçal yapılarak elde edilen yağ örneklerinin gaz kromatografisi (GC) ile yağ asitleri kompozisyonu incelenmiştir. Farklı lokasyon ve avlama mevsimlerine bağlı olarak hamsi etinin yağ asidi kompozisyonundaki değişimlerinin belirlenmesi ile su ürünlerinde sağlık açısından besin değeri araştırmalarına katkıda bulunmak amaçlanmıştır. Gaz kromatografi sonuçlarına göre kas dokusunda hem Marmara Denizi hem de Karadeniz için tüm avlanma aylarında en yüksek yüzdeye sahip doymuş yağ asidi palmitik asittir. Toplam doymuş yağ asidi (SFA) oranı Marmara popülasyonunda %29,89 ile en yüksek Mart ayında görülmüşken; %19,43 ile en düşük Aralık ayında görülmüştür. Karadeniz'de ise bu oranlar %25,52 (Aralık) ve %16,22 (Ocak) şeklindedir. Toplam SFA oranında, aylık karşılaştırmalarda her iki popülasyon için de istatistiki açıdan önemli farklılıklar gözlenmiştir (p<0,05). Marmara ve Karadeniz popülasyonları için toplam MUFA (tekli doymamış yağ asidi) yüzdeleri sırasıyla 23,78 – 24,93 ve 16,06 – 23,57 arasındadır. Karadeniz'de ΣMUFA içinde Aralık ve Mayıs aylarında C18:1 n-9 baskın bulunurken diğer avlanma ayları olan Kasım, Ocak, Şubat ve Mart aylarında C16:1 baskın bulunmuştur. Marmara'da ise ΣMUFA içinde Kasım ve Mart aylarında C18:1 n-9 baskın bulunurken, Aralık ayında C16:1 baskın bulunmuştur. Toplam MUFA oranında her iki popülasyon için de avlanma ayları arasında istatistiki açıdan önemli bir farklılık gözlenmemiştir. Hamsinin tüm av sezonu ve lokasyonunda önemli miktarlarda DHA ve EPA içerdiği tespit edilmiştir. Tüm avlanma aylarında hem Karadeniz hem de Marmara hamsisinde DHA (dokosahekzanoik asit) seviyeleri EPA'dan (eikosapentanoik asit) daha yüksek bulunmuştur. Karadeniz hamsisinde Kasım, Şubat ve Mart aylarında ΣPUFA (çoklu doymamış yağ asidi) yüzdelerinde istatistiki farklılık (p<0,05) gözlenmiş ancak Aralık, Ocak ve Mayıs aylarında bu yüzdeler istatistiki olarak benzer bulunmuştur. Marmara hamsisinde ise avlanma sezonu boyunca ΣPUFA yüzdelerinde istatistiki bir farklılık gözlenmemiştir. Ortalama ΣPUFA yüzdeleri ise Karadeniz ve Marmara için farklılık (p<0,05) göstermiş, Marmara sularında yakalanan hamsilerde bu yüzdenin daha fazla olduğu tespit edilmiştir. ∑PUFA ile ∑n-3 yüzdeleri bu çalışmada, hem Karadeniz hem de Marmara Denizi'nde deniz suyu sıcaklığıyla doğru orantı yakalamıştır. Karadeniz popülasyonunda kondisyon faktörü ile n-3 PUFA arasında doğru orantılı bir ilişki yakalanmış ve kondisyon faktörünün yüksek olduğu aylarda n-3 PUFA yüzdelerinin de yüksek olduğu saptanmıştır. N-3/n-6 oranı Karadeniz'de tüm avlanma sezonu boyunca istatistiksel olarak farklılık göstermiştir.
COVID-19 pandemisinin Karadeniz'e kıyısı olan ülkelerin denizcileri üzerindeki etkisi
Pandemi terimi, bir kıta veya tüm dünya yüzeyi gibi geniş bir coğrafi alana yayılan ve etkisini gösteren salgın hastalıklar için kullanılır. Salgın hastalıkların tarihi, insanlık tarihi kadar eskidir ve COVID-19 pandemisi de bu tarih içinde ne ilk ne de son olacaktır. Pandemi sürecinde hükümetler, hastalığın yayılımını engellemek amacıyla çeşitli kısıtlamalar uygulamışlardır. Bu kısıtlamalar, bireylerin ruh sağlığı ve çalışma ortamlarını derinden etkilemiştir. Mevcut pandemi durumunun toplumun çeşitli kesimleri üzerindeki etkisini inceleyen çalışmalar bulunsa da, bu çalışmalar oldukça sınırlıdır. Benzer şekilde, pandemi döneminde gemi adamlarının ruhsal durumlarını inceleyen araştırmalar da sınırlıdır ve Karadeniz'e kıyıdaş ülkelerin gemi adamları üzerinde yapılan bir çalışma bulunmamaktadır. Bu tez çalışması Covid-19'un özellikle Karadeniz'e kıyısı olan ülkelerin denizcileri üzerindeki etkilerini incelemektedir. Çalışma çevrimiçi ve yüz yüze anket yöntemi ile yürütülmüş olup katılımcıların depresyon ve anksiyete seviyeleri gözlemlenmiştir. Ayrıca gemilerde karşılaştıkları sorunlar incelenmiş ve mevcut ruh halleri ile arasındaki anlamlı ilişkiler incelenmiştir. Bulgular, gemi adamlarının %38.8'inin depresyon ve %56.6'sının anksiyete belirtileri gösterdiğini ortaya koymuştur. Gemi adamlarının gemideki görevleri ve deniz tecrübeleri ile anksiyete seviyeleri arasında orta derecede anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca, pandemi döneminde gemideki gergin ve sinirli ortam ile gemi adamlarının mental sağlıkları arasında orta seviyede bir ilişki keşfedilmiştir. Ek olarak, gemi adamlarının anksiyete seviyeleri ile pandemi süresince aldıkları ekstra ödeme ve kontrat uzama süreleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Çalışma sonuçları, gemi adamlarının depresyon ve kaygı seviyelerinin Covid-19 öncesine göre önemli ölçüde yüksek olduğunu göstermektedir. Bu tez çalışmasının sonuçları, denizcilik şirketleri, uluslararası kuruluşlar ve devlet otoriteleri tarafından dikkate alınmalı ve düzenleyici önlemler alınmalıdır. Tüm paydaşların ortak katılımı ile gemi adamlarının psikolojik sağlığını desteklemek amacıyla psikososyal destek programları geliştirilmeli ve iş stresini azaltmaya yönelik çalışma ortamında iyileştirmeler yapılmalıdır. Ayrıca, adil maddi uygulamaların yanı sıra gemi adamlarının psikolojik sağlığını etkileyen faktörler belirlenerek çok paydaşlı bir yaklaşım benimsenmelidir.
Kabataş ilçesinden itibaren Bolaman deresinin mevcut element durumunun tespiti ve mevcut durumun canlılar üzerindeki etkisinin belirlenmesi
Su havzalarında meydana gelen elementel birikimler bölgenin litolojik yapısı nedeniyle oluşabildiği gibi andropojenik etkilerle de meydana gelebilmektedir. Litoloji kaynaklı elementel birikim ve buna bağlı olarak meydana gelen kirlilikler doğal seleksiyonlarla inhibe edilebilmektedir. Fakat insan faktörlü elementel birikimler ve buna bağlı olarak meydana gelen kirlilik, olumsuz etkilerini arttırarak göstermeye devam etmektedir. İnsanlar tarih boyunca, genel itibariyle suya rahat ulaşımın sağlanabilmesi amacıyla su havzalarında yerleşik konuma geçmişlerdir. Buna bağlı olarak yaşamsal faaliyetler, sanayi ve endüstrileşme sonucunda su kaynakları, geri dönüşü olamayacak veya en iyi ihtimalle düzelmesi çok uzun yıllar alacak kirlilik unsurları ile karşı karşıya kalmaktadır. Tez konusu çalışma, rutin bir tarama çalışmasından ziyade, mevcut durumda insan faktörü etkilerinin ve bu durumun canlı yaşamına etkilerini de irdeleyerek değerlendiren bir nitelik taşımaktadır. Bu amaçla Bolaman deresi havzası boyunca, Kabataş ilçesi mansabından başlanılmak suretiyle, derenin, Karadeniz' e döküldüğü noktaya kadar toplam 23 adet noktadan örnekleme yapılmıştır. Örneklemeler daha sonra Kanada da yerleşik Acme Laboratuvarına gönderilerek elementel analizleri gerçekleştirilmiştir. İlgili analizler referans metotlar kullanılarak yapılmıştır. Örnekleme noktaları, yerleşim yerleri, Bolaman deresine bağlanan yan dereler, dereye deşarjı olan endüstriyel kuruluşlar ve organize sanayi bölgeleri göz önünde bulundurularak belirlenmiştir. Böylelikle belirtilen unsurların ve özellikle andropojenik etkinin, dere yatağı boyunca oluşturduğu elementel birikimin net bir şekilde görülmesi amaçlanmıştır. Bu birikim miktarları literatürde yer alan hesaplama yöntemleri ile hesaplanmış, istatistiki yöntemler de kullanılarak değerlendirilmiş, canlılar üzerinde oluşturduğu veya oluşturabileceği etkiler de irdelenmiştir. Ayrıca Tez konusu çalışmanın, Bolaman deresi havzasında yapılması planlanan büyük ölçekli proje öncesinde referans olarak değerlendirilebileceği öngörülmektedir. Proje konusunda basın yoluyla açıklamalar yapılmış fakat geniş ölçekli bilgilendirme yapılmamıştır. Dere havzası boyunca sulama amaçlı göletlerin yapılacağı, enerji tesislerinin kurulacağı ve ıslah çalışmalarının gerçekleştirileceği düşünülmektedir.
Ordu ili tarihi savunma yapıları
Ordu, Karadeniz Bölgesi'nde coğrafyası ve tarihiyle ilgi çekici bir il olarak karşımıza çıkmaktadır. İl, kıyı kesiminin denize girintili-çıkıntılı yapısı, iç kısımlara doğru gidildikçe yüksekliği artan yalçın dağları ve yemyeşil bitki örtüsüyle göz kamaştırıcı bir doğaya sahiptir. Bunun yanı sıra Ordu'nun tarihsel açıdan da oldukça zengin bir geçmişe sahip olduğu bilinmektedir. İlin içeresinde bulunduğu bölgenin tarihi eski çağlara kadar inmektedir. Bu bölgede pek çok topluluğun ve medeniyetin yaşamış olduğu anlaşılmıştır. Çalışmamızda, Ordu'da hüküm sürmüş medeniyetlerden günümüze ulaşan 18 adet savunma yapısı Sanat Tarihi disiplinince incelenmiştir. Söz konusu kültür miraslarımızın bilimsel olarak incelenmesi, tanıtılması ve belgelenmesi gerekli görülmüştür. İlin farklı ilçelerinde yürütmüş olduğumuz çalışmalarda, eserlerin mevcut durumları fotoğraflarla belgelenmiştir. Ayrıca kalıntıları takip edilebilen yapıların, planları ve plan-krokilerine çalışmada yer verilmiştir. İncelenen yapılar konumları, tarihçeleri, plan ve mimari özellikleriyle katalog halinde tanıtılmıştır. Nitekim bu yapılar hem kendi aralarında hem de Karadeniz Bölgesi'nden bazı savunma yapılarıyla karşılaştırılıp değerlendirilmiştir. İlde tespit edilen çoğu savunma yapısının günümüze oldukça tahrip olmuş durumda ulaşabildiği anlaşılmıştır. Bu çalışma, Ordu ilindeki savunma yapılarına yönelik araştırmalardaki eksikliğin giderilmesi açısından önemlidir.
İngiliz Deniz İstihbarat Dairesi raporlarına göre Karadeniz'in ulaşım ve liman alt yapısı (1915-1943)
1915 yılında İngiliz Deniz İstihbarat Dairesi, dünyanın dört bir yanındaki coğrafi detayları incelemek üzere özel bir birim olan Coğrafya Bölümü'nü kurmuştur. Bu bölümün asıl amacı, askeri, siyasi ve denizcilik ve savaş stratejileri için hayati önem taşıyan coğrafi bilgileri titizlikle derleyip sunmaktı. Uzmanların elinden çıkan Coğrafi El Kitapları, 1918'e gelindiğinde elliden fazla ciltlik bir külliyat oluşturmuştu. Bu yayınlar, kısa vadeli coğrafi raporlarla da desteklenerek, bilgi dağarcığını sürekli genişletti. En belirgin özelliği, doğruluk ve tarafsızlık ilkelerine sıkı sıkıya bağlı kalmaları olan eserler bu sayede uluslararası arenada, özellikle de hizmet kuruluşları ve büyükelçilikler nezdinde büyük bir saygınlık kazandılar. Hatta Milletler Cemiyeti gibi önemli kurumlar tarafından da sıkça başvurulan bir referans kaynağı haline geldiler. Ancak her ne kadar bilimsel bir yaklaşımla ele alınsa da bu eserleri hazırlayanların şüphesiz en önemli amacı ve kaygısı, Britanya İmparatorluğu'na İngilizlerin menfaatleri doğrultusunda stratejik yapıların envanterini sunmak olası savaş durumunda bundan istifade edebilmekti. Bu bağlamda, bu tez çalışması, İngiliz Deniz İstihbarat Dairesi tarafından hazırlanan ''Geographical Handbook Series – Turkey Volume Ⅱ'' adlı eserin sunduğu zengin verileri İngilizceden Türkçeye çevirerek ve bu kıymetli eserin yanı sıra diğer kaynaklardan da yararlanarak, 20. yüzyıl Türkiye'sinin Karadeniz kıyısındaki ulaşım altyapısının analizine odaklanmıştır. Amaç, 20. yüzyıl boyunca Türkiye'nin Karadeniz kıyılarında ekonomik, askeri ve stratejik gelişim açısından kritik rol oynayan ulaşım altyapısı oluşturan; limanlar, karayolları ve köprülerin tarihsel evrimi üzerinden derinlemesine inceleme yapmaktır.
NATO'nun kimlik oluşumunda Karadeniz güvenliğinin yeri
İki kutuplu sistemin sona ermesi ve uluslararası sistemde meydana gelen değişim karşısında, dönemin önde gelen teorilerinin temel önerme ve analiz birimlerinin, süreci açıklamada yetersiz kalmaları ve yaşanan gelişmeleri öngöremeyen analizleri, uluslararası ilişkiler disiplininde ciddi eleştirilerin gelişmesine neden olmuştur. İdeolojik temelli iki kutuplu sistemin sona ermesi, uluslararası ilişkiler disiplininde, aktörlerin davranışlarını analiz etmede ve açıklamada yeni teorik önermelerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Soğuk Savaş'ın son süreçlerinde, kimlik kavramı üzerinden aktörlerin davranışlarının ve dış politika yaklaşımlarının nasıl inşa edildiği ele alınmaya başlanmıştır. Soğuk Savaş sonrası kimlik kavramını, temel analiz birimi olarak ele alan çalışmaların sayısında artış meydana gelmiştir. Uluslararası ilişkiler disiplininin dışında, sosyal bilimlerin birçok alanında kimlik temelli çalışmalar ortaya çıkmıştır. Soğuk Savaş'ın ardından dönemin hâkim teorilerine gelişen karşı itirazlar, eleştirel yeni teorilerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Kimlik kavramını ele alarak temel kuramsal önermelerini, kimlik üzerinden yapan sosyal inşacılık ve postyapısalcılık kuramları bu dönemde önemli teorik yaklaşımlarda bulunmuştur. Her iki kuram da kimlik kavramını merkeze alarak, uluslararası ilişkiler disiplinindeki aktörlerin davranışlarını ve dış politika yapım süreçlerini incelemiş, kimlik üzerinden teorik önermelerini ileri sürmüşler ve kuramlarını kimlik kavramı çerçevesinde çizmişlerdir. Sosyal inşacılık kuramı, aktörlerin normlar, değerler, fikirler üzerinden çıkarlarını belirlediğini ve daha sonra bu değerler üzerinden kimlik inşa süreçlerine girdiğini, karşılıklı inşa edilen değerlerin, kolektif kimliklere döndüğünü ileri sürmüştür. Postyapısalcılık kuramı ise aktörlerin kimlik kurgularının düşünselden başlayıp, söylemsel olarak inşa edildiğini ve her kimliğin karşıt kimlik yarattığını tezini ileri sürmüştür. Sosyal inşacılık kuramı, kimlik kavramına olumlu değerler atfederken, kolektif kimlikleri ön plana çıkartmaktadır. Postyapısalcılık kuramı ise kimliklerin, sürekli kurgulanan süreçlerle, karşıt söylemler üzerinden inşa edilen öteki ve düşman kimlikler yarattığını iddia etmekte ve kimlik kavramına olumsuz değerler atfetmektedir. NATO kuruluşundan itibaren siyasi ve savunma olmak üzere iki yapılı bir kimliğe sahip olmuş, bu iki yapı üzerinden, Batı kimliğinin temsilini sağlamıştır. Savunma ve siyasi kimliğini, ortak değerler, normlar, fikirler üzerinden inşa eden NATO, ittifak içerisinde kolektif kimliğin üyeleri arasında oluşmasına yardımcı olmuştur. Soğuk Savaş sonrası uluslararası sistemde meydana gelen değişim karşısında NATO, savunma ve siyasi kimliğinde değişim süreçlerini gerçekleştirmiştir. Kimlik yapısındaki değişimler sırasında kolektif kimliğinin yapısını muhafaza etmiş, uluslararası sistemde meydana gelen değişimler ve yeni güvenlik sorunlarına karşı, kimlik yapısını yeni inşa süreçleriyle uyumlu hale getirmeye çalışmıştır. Batı kimliğinin düşünselde temsilcisi haline gelen NATO, "biz" ve "ötekiler" üzerinden karşıt kimlik kurgusuna, söylemsel ve düşünsel zemini de hazırlamıştır. Karadeniz bölgesi, stratejik konumu, enerji hatlarının geçiş güzergâhı olması, birçok bölgeyi birbirine bağlaması gibi özelliğiyle, Soğuk Savaş sonrası önemli bir bölge olmuştur. Avrupa güvenlik mimarisinin içinde önemli bir konuma sahip olan Karadeniz, birçok karmaşık ve çok yönlü sorunları da içinde barındırmaktadır. Soğuk Savaş sonrası bölgede en önemli aktör olarak ortaya çıkan NATO, siyasi ve savunma kimliği temelinde, Batı kimliği yaklaşımıyla Karadeniz'in güvenliğini ele almıştır. Karmaşık ve zorlu sorunlar eşliğinde NATO, Karadeniz güvenliğine yaklaşımı birçok zorluğu da önüne getirmiştir. Tez, NATO'yu kimlik kavramı üzerinden ele alarak sosyal inşacılık ve postyapısalcılık teorileri çerçevesinde analiz etmiş, Kimlik güvenlikle olan ilişkisi bağlamında NATO'nun kimliğinin söylemsel ve düşünsel olarak ifade biçimlerinin, hangi değerler, normlar ve fikirler üzerinden inşa edildiğini, inşa süreçlerini ve kimliksel yapısındaki değişimleri ve Karadeniz güvenliğinin, NATO'nun kimlik yapısındaki yerini konu edinmiştir.
The regional cooperation between Romania and Türkiye in the field of maritime security in The Black Sea region in the context of the Russian war on Ukraine (2014-2024)
Throughout history, the Black Sea has been a meeting point for many great civilizations, marked by intense competition and conflict as various powers have vied for political control and dominance over vital trade and maritime routes. The 2022 Russian invasion of Ukraine has significantly reshaped security dynamics in the Black Sea region, raising questions about the role of regional cooperation in the field of maritime security. Romania and Türkiye, two pivotal actors with deep historical and geopolitical ties, are essential players in this context. Their shared history, rooted in centuries of interaction, places them in a unique position to influence security outcomes in the region. From Romania's viewpoint, Türkiye has a long-standing role as a key regional player in the Black Sea. This thesis explores the regional cooperation between Romania and Türkiye in the field of maritime security in the Black Sea region, in the context of the Russian war on Ukraine from 2014 to 2024. The study seeks to understand in what ways the war has influenced the maritime security cooperation between the two countries, focusing on whether it has strengthened their collaborative efforts in response to heightened regional threats. Findings reveal that while some cooperative measures, such as joint demining operations, have been undertaken, broader collaboration in maritime security remains shaped by differing national priorities and geopolitical considerations. Future projects in energy supply also signal potential areas for deeper engagement. Türkiye's influence in this scenario remains critical, especially as it maintains its strategic balance between NATO commitments and its complex relationship with Russia. As a signatory of the Montreux Convention, Türkiye has a crucial role in controlling naval access to the Black Sea, which limits NATO's ability to send ships to the region. Romania, as a NATO member, has significantly increased its defense capabilities, in line with its broader security goals in the Black Sea. Using a comparative case analysis, this thesis utilizes both qualitative data from official statements, naval agreements, and expert interviews, as well as quantitative data such as content analysis of news, reports, existing statistics, joint military exercises, and defense spending.
Trabzon İmparatorluğu'nun sosyal, ekonomik ve kültürel hayatı (1204-1461)
"Trabzon İmparatorluğu'nun Sosyal, Ekonomik ve Kültürel Hayatı (1204-1461)" adını verdiğimiz bu çalışmamız giriş, üç ana bölüm ve sonuçtan meydana gelmektedir. Giriş bölümünde konuya bütünlük kazandırmak amacıyla Trabzon İmparatorluğu'na adını veren Trabzon şehrinin adı, fizikî coğrafyası hakkında bilgi verilip, tezimizde kullanmış olduğumuz dönemin kaynakları tanıtılmıştır. Birinci bölümde, Trabzon İmparatorluğu'ndaki idari yapı ele alınmıştır. Birinci bölümün ikinci kısmında ise bölgedeki demografik yapı ve bu demografik yapıdaki değişim süreci incelenmiştir. Sosyo-ekonomik tarih araştırmalarının temelinde yatan nüfus olgusu özenle incelenmesi gereken bir unsur olduğu için Trabzon İmparatorluğu'nda yaşayan halkın nüfus miktarı ve nüfusun yapısında yaşanan değişimler dönemin kaynaklarının verdiği bilgiler dâhilinde ortaya konulmaya çalışılmıştır. Tezimizin ikinci bölümünde ise; Trabzon İmparatorluğu'nun ekonomisi ve bu ekonomiye etki eden faktörler ele alınmıştır. Buradan hareketle bölgenin ticari bakımdan önemi, Türklerin Karadeniz ticaretine dâhil olma süreçleri ve Trabzon İmparatorluğu ile ilişkileri incelenerek; Venedik ve Ceneviz'in Karadeniz ticaretindeki rolleri, Moğolların Karadeniz ticaretinde nasıl rol aldıkları, Trabzon'dan İran'a uzanan seyahat güzergâhı ve ticarî boyutları değerlendirilmiştir. Trabzon İmparatorluğu'nun özellikle XIII. yüzyılın ikinci yarısında demografik yapısında görülen değişim ve bu değişimle birlikte ortaya çıkan ekonomik faaliyetlerdeki canlanma incelenmiştir. Üçüncü bölümde; bölgede yaşanan yoğun ticari ilişkiler neticesinde kültürel alandaki etkileşimler değerlendirilerek, bölgedeki kültürel etkileşimin mimariye etkileri incelenmiştir. Sonuç olarak; XIII. ve XV. yüzyıllarda Doğu Karadeniz Bölgesi'nde hüküm süren Trabzon İmparatorluğu'nun sosyal, ekonomik ve kültürel faaliyetlerindeki gelişmeler imparatorluğun çevresindeki Türklerle ilişkileri ekseninde incelenmiş ve kaynakların imkân verdiği ölçüde detaylı bir şekilde ortaya konmaya çalışılmıştır.
Roma İmparatorluk Döneminde Prusias ad Hypium
Roma'nın Anadolu'daki ilk eyaletlerinden biri olan Bithynia'nın doğusunda, eskiden Mariandyni ülkesi olarak bilinen coğrafyada, günümüzde ise Düzce ilinin 8 km kuzeyinde yer alan Konuralp adı verilen yerleşimin altında kalmış olan Prusias ad Hypium kenti, Roma İmparatorluğu döneminde bölgenin önemli kentleri arasına girmiş ve bu durumunu uzun bir süre korumuştur. Roma öncesine dair bilgilerimizin sınırlı olduğu kent, Roma'ya hizmet etmiş olan idari ve askeri sınıfa mensup pek çok önemli şahsiyetin de yurdu olmuştur. Çalışmamızda Roma İmparatorluk Döneminde, Prusias ad Hypium kenti ele alınmaktadır. Bu kapsamda, kentin tarihi, sosyokültürel ve idari yapısı vb. gibi birçok konu hakkında çok yönlü bir kaynak taraması yapılmıştır. Kaynak taramasından sonra çalışmamızda, II. el kaynak niteliğindeki Modern çalışmalar ile I. el kaynak olarak değerlendirebileceğimiz, epigrafik, nümizmatik ve filolojik bilgi ve belgelerden yararlanılmış ve bu belgelerin orijinal hallerine de çalışmada yer verilmiştir. Bu doğrultuda çalışmamızda, özellikle İmparatorluk döneminde ünlenen Prusias ad Hypium kentinin Grek kolonistler tarafından kurulduğu ilk yıllardan, Roma İmparatorluğu egemenliğinde timokrasiyle yönetilen aristokratlar şehri haline geldiği zamana kadar geçen süre tüm yönleriyle ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Prusias ad Hypium, Roma İmparatorluğu, Bithynia, Karadeniz,Soylular
Dört farklı yönde kurulu aynı özellikteki güneş enerjisi santrallerinin parametrelerinin karşılaştırılması
Bu tez çalışmasında Samsun ilinde kurulmuş dört farklı yönde yerleştirilmiş dört adet birer MW'lik Güneş Enerjisi Santrali (GES)'nin elektriksel hesaplamalarının analizleri yapılarak çeşitli parametreler yönünden kıyaslanması gerçekleştirilmiştir. Santrallerin 2021 ve 2022 yılları için elde edilen günlük üretim verileri tezde kullanılmıştır. Bu sayede 4 farklı yön için geniş kapsamlı bir veri kaynağı elde edilmiştir. Santrallerden alınan sıcaklık, bağıl nem, rüzgâr hızı, panel yönü, panel açısı ve kirlilik gibi değerler günlük ve aylık periyotlarda alınan değerlerdir. Işınım değerlerinin düştüğü ayları incelediğimiz üretim değerlerini etkileyen etkenlerin iklimsel etkiler olduğu görülmüştür. Ana etkenin ışınım eksikliği olduğu durumlarda güneşin dünyaya geliş açısı 23 Eylül tarihlerinde düşmeye başlamış ve 21 Mart tarihinde ise yükselmeye başlamıştır. Bu tarihler arasında kaydedilen durum, Batı ve Doğu arasındaki üretim farklarının bir değişkenlik göstermeyişidir. Üretim farkları Kuzey ve Güney yönleri arasında % 30-55 arasında değişiklik göstermiştir. Farkın en belirgin ayları, güneş ışınlarının Kuzey yarım küreye en eğik geldiği Aralık ve Ocak aylarıdır. GES'lerin farklı çatı yönlerine göre Karadeniz iklimi için kurulumunun fizibilite çalışması da ileriye dönük yapılarak, yaşanabilecek doğa olaylarına verilen tepkiler tavsiye olarak raporlanmıştır.
Karadeniz'de spektral pik dalga enerjisinin eğilim analizi
Bu çalışmada, Karadeniz'de dalga koşullarının analizi gerçekleştirilerek dalgaların sahip oldukları spektral pik enerji ve pik periyodun uzun dönemli yıllık, mevsimlik ve aylık ortalama ve maksimum değerlerinin eğilimlerinin araştırılması hedeflenmiştir. Bu bağlamda, eğilim analizinin uygulanacağı veri seti olarak SWAN üçüncü nesil dalga tahmin modeli çıktıları ve ERA5 yeniden analizine ait 1979-2020 yıllarını kapsayan dalga spektrumları kullanılmıştır. SWAN dalga modelinin çıktılarından ve ERA5 yeniden analizi veri setinden Karadeniz üzerinde seçilen sırası ile 36 ve 876 istasyonda veriler çekilmiş ve işlenmiştir. 42 yıllık periyotta veri setlerinden çekilen dalga spektrumları işlenerek saatlik spektral pik enerji ve pik periyodu verileri ayıklanmıştır. Daha sonra, bu parametrelerin yıllık, mevsimlik ve aylık zaman ölçeklerinde ortalama ve maksimum değerleri hesaplanmıştır. En son adım olarak, üç farklı zaman ölçeğinde dört parametreye Mann-Kendall ve Geliştirilmiş Görselleştirme ile Yenilikçi Eğilim Analizi testleri uygulanmıştır. Böylece, Mann-Kendall ile bütüncül bir şekilde ve yenilikçi yöntem ile alt kategorilerde eğilim sonuçları irdelenmiş, bunun yanı sıra bölgesel ve küresel veri setlerinin eğilim analizi sonuçlarının kıyasının yapılabilmesi mümkün olmuştur. Sonuçta, spektral pik enerjinin her iki model sonucunda da Karadeniz genelinde ilkbahar ve yaz mevsimleri ile Ocak, Mart, Nisan, Ağustos ve Eylül aylarında artan, kış ve sonbahar mevsimleri ile Mayıs, Temmuz, Kasım ve Aralık aylarında ise azalan eğilimin baskın olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, pik periyotlar neredeyse tüm zaman ölçeklerinde artan eğilim, sonbahar mevsimi ile Mayıs ve Kasım aylarında ise azalan eğilim göstermiştir. SWAN dalga tahmin modeli ve ERA5 yeniden analiz verilerinden elde edilen sonuçların her iki parametre için de birbirini benzer olduğu görülmüştür. Ancak, pik periyotların yıllık ölçekte, kış ve sonbahar aylarında ERA5 ile artan eğilim gösterdiği bölgelerde SWAN modeli ile azalan eğilim tespit edilmiştir. Mann-Kendall testinde güven seviyesi ve yenilikçi yöntemde değişim oranı dikkate alındığında artan eğilimlerin azalan eğilimlere kıyasla daha şiddetli olduğu görülmüştür.
Kuşak-Yol İnisiyatifi açısından Karadeniz havzası
Kuşak-Yol İnisiyatifi Çin ve ona komşu ülkeleri kapsadığı için bölgesel, Çin ve Avrupa arasında bağlantı kurarak 66 ülkeyi kapsadığı için ise küresel bir strateji olarak ele alınabilir. İnisiyatifin inşasıyla ilgili Çin, Kuşak-Yol İnisiyatifinin iki temel parçası olarak "İpek Yolu Ekonomik Kuşağı" ve "21. Yüzyıl Deniz İpek Yolu" projelerini ilan etmiştir. Kuşak-Yol İnisiyatifi ülkelerinin çoğu gelişmekte olan ülkelerden oluştuğu için Çin inisiyatif ülkelerindeki faaliyetlerinde altyapı, kalkınma, finans, azgelişmişlik gibi bir takım sorunlarla karşılaşmıştır. İnisiyatif ülkelerinin bu tarz sorunlarını çözmek ve Kuşak-Yol İnisiyatifine hizmet eden projeler inşa etmek amacı ile Çin Kalkınma Bankası, Çin İhracat İthalat Bankası, Çin Bankası, Çin Sanayi ve Ticaret Bankası, İpek Yolu Fonu, Asya Altyapısı Yatırım Bankası gibi çeşitli Çin merkezli finansal kuruluşlar ile inisiyatife destek sağlanmaktadır. Bölge olarak Karadeniz Havzasının seçilmesinin temel nedeni ise, bölgenin Kuşak-Yol İnisiyatifi açısından anahtar konumda yer almasıdır. Bakü-Tiflis-Kars demiryolu projesi, Anaklia ve Pire limanları, 16+1 Platformu ve bu kapsamdaki Belgrad-Budapeşte hızlı tren hattı projesi ve diğer altyapı, kalkınma, enerji projeleri bu bölgenin Kuşak-Yol İnisiyatifi için önemini vurgulayan ehemiyetli noktalar olarak değerlendirilebilir.
Yeni Karadeniz jeopolitiğinde enerji nakil hatları: Güney Gaz Koridoru
Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte Karadeniz Bölgesi'nin jeopolitiği değişmeye başlamıştır. Zira Soğuk Savaş Dönemi boyunca Karadeniz iki blok arasında iç deniz olmaktan öteye geçememiştir. Ancak Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra bölgenin hem siyasi hem de ticari açıdan önemi değişmiştir. Soğuk Savaş sonrasında meydana gelen birçok etken Karadeniz Bölgesi'nin jeopolitiğini değişime uğratmıştır. Bunlardan en önemlisi ise enerji nakil hatlarının bölgeden geçmesi olmuştur. Günümüzde de bilindiği üzere Karadeniz Bölgesi enerji nakil hatları için bir kavşak haline gelmiştir. Karadeniz Bölgesi, enerjide dışa bağımlı devletlerle, enerji zengini devletler arasında geçiş güzergahı olduğundan bölgenin önemi son yıllarda daha da artmıştır. Özellikle doğal gazın taşınmasında boru hatlarına duyulan ihtiyaç, bölgenin jeopolitik konumunu ciddi oranda değiştirmiştir. Doğal gaz ticaretinin zamanla dış politika aracı olarak kullanılması ise bölgede yeni işbirliği ve çatışma fırsatlarını doğurmuştur. Böylece hem küresel hem de bölgesel aktörler enerji kaynaklarının ve boru hatlarının kontrol edilmesi uğrunda mücadele etmeye başlamıştılar. Karadeniz Bölgesi'nden geçecek olan Güney Gaz Koridoru'nun ilanı ise bölgede yeni boru hatları mücadelesini başlatmıştır. Bu çalışmanın amacı Karadeniz jeopolitiğinin değişiminde enerji nakil hatlarının önemini ortaya koymak ve bu doğrultuda Güney Gaz Koridoru'nu analiz etmektir.
Türk – Rus güvenlik ilişkilerinde bir rekabet ve işbirliği alanı olarak Karadeniz
Karadeniz, Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından küresel ve bölgesel aktörlerin önem verdiği bir alan olmuştur. Yaşanan siyasi gerginlikler ve çatışmaların gölgesinde, istikrarsızlığa yol açabilecek gelişmelere karşı devletlerin bir araya gelerek güvenlik ve işbirliği ortamı yaratılmasına önem verilmiştir. Rusya-Gürcistan Savaşı ve Rusya ile Ukrayna arasında krize neden olan gelişmeler sonucunda yaşanan kırılmalar devletler arasında olası çatışma ihtimalini gözler önüne sermiştir. Bu durum Karadeniz'in barış, güven ve istikrarına yönelik belirsizliği önlemede işbirliği fırsatlarına daha fazla önem verilmesi gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Karadeniz'in önemli aktörlerinden arasında yer alan Türkiye ve Rusya'nın ilişkileri havzada yaşanan gelişmelerden etkilenmesine rağmen 2000'lerden itibaren siyasi ve ekonomik alanlarda birlikte hareket ederek işbirliğinin geliştirilmesine önem verilmiştir. Bu çalışmada Karadeniz Havzası'nda yaşanan gelişmeler ışığında Türkiye ve Rusya'nın güvenlik ilişkilerine olan etkisi incelenmiştir. Havzadaki artan istikrarsızlığa karşı Türkiye ve Rusya ilişkilerinde mutlak kazançlarını ön planda tutarak geliştirilen işbirliğiyle birlikte havza güvenliğinin sağlanabileceği önerilmiştir. Bu durumun hem Türkiye hem de Rusya'nın ilişkilerinde işbirliği fırsatlarının değerlendirilmesine imkân sağlayabileceği düşünülmektedir.
Karadeniz'in iki yakasında devrimsel durumlar: Osmanlı İmparatorluğu ve Rusya
Osmanlı ve Rusya İmparatorlukları uzun yıllar Avrupa siyasetinde baskın güç olmuş ve Avrupa'nın doğusundaki süper güç olagelmişlerdir. Ancak Batı'da üretim ilişkilerinde meydana gelen dönüşüm sonrası yeni, devrimci bir burjuva sınıfı doğmuştur. Bu iki imparatorluk ise bu dönüşüme karşılık verememiş ve birincil üretim yöntemi olan tarım gün geçtikçe kötüleşmiştir. Osmanlı'da devlet gelirlerinin düşmesi, Rusya'da ise toplumsal yapının hızlı ve plansız dönüşümü nedeniyle iki mutlak monarşi on iki yılda üç farklı devrim görmüştür. 1905'te Rusya'da yaşanan devrimin kazanımları Stolypin devlet darbesi yüzünden kaybedilmesine rağmen, Osmanlı'da 1908 Devrimi İttihat ve Terakki'nin mücadeleleri sonucu yerleşmiştir. Sonuçta iki imparatorluk sosyal değişime ayak uyduramamış ve Birinci Dünya Savaşı sonunda iki imparatorluk da çökmüştür.
Bizans İmparatorluğu Döneminde Trabzon (Siyasi, iktisadi ve idari tarihi 395-1204)
Karadeniz'in güneydoğu ucunda kurulmuş olan Trabzon kentinin tarihi M.Ö. VIII. Yüzyıla kadar uzanmaktadır. Antik dönemin büyük ticaret şehirlerinden biri olan Trabzon'un en önemli özelliği stratejik konumudur. Bu konum kentin ticari hareketliliğinin yükselmesini sağlamış ve aynı zamanda kentin etrafını çevreleyen sarp dağlar karadan gelecek istilalardan korunmasına imkan vermiştir. Yakın çevresindeki kentlerle ticari bağları olan Trabzon aynı zamanda uluslararası ticaret yollarının üzerindeydi. Dolayısıyla Trabzon kenti hem bölgesel hem de uluslararası ticarette önem taşıyan bir konuma sahipti. M.Ö. I. yüzyıldan itibaren Roma İmparatorluğu'nun hakimiyetine giren Trabzon kenti bu dönemde de stratejik bir liman kenti olma özelliğini devam ettirmiş ve ayrıca Roma orduları tarafından imparatorluğun doğu sınırlarında gerçekleştirilen seferlerde ikmal noktası olarak kullanılmıştır. Trabzon kenti ve çevresi Roma İmparatorluğu'nun 395'te ikiye bölünmesinden sonra Bizans (Doğu Roma) hakimiyetine girmiştir. Kaynaklar kent çevresinin Bizans hakimiyetindeki ilk yüzyılları hakkında çok fazla bilgi vermese de I. Justinianus döneminden itibaren kentin tekrar önem kazandığı görülmektedir. Bizans İmparatorluğu ile Sasaniler arasında yaşanan savaşlar ve Trabzon çevresinin çarpışma bölgelerine olan yakınlığı imparatorluğun bölge ile ilgili politikalarında değişiklik yapmasına neden olmuştur. Özellikle VI. ve VII. yüzyılda vuku bulan Sasani savaşları nedeniyle Trabzon'da bir takım siyasi ve idari değişiklikler yaşanmıştır. VII. yüzyıl ortalarında itibaren başlayan Bizans-Arap savaşlarında Trabzon ve çevresi saldırılardan nispeten uzak kalmış ve özellikle Trabzon limanı Bizans-Arap ticaretinin önemli kesişme noktalarından biri olmuştur. II. Basileios tarafından düzenlenen Gürcü seferlerinde ikmal noktası olarak kullanılan Trabzon şehri, Malazgirt Savaşı'ndan sonra Selçuklu ordularının hedefi olmuştur. XI. yüzyıl sonlarından itibaren Bizans İmparatorluğu'nda merkezi otoritenin zayıflaması ile Trabzon'da Gabras hakimiyeti başlamış ve bu dönem yaklaşık bir asır sürmüştür. Nihayet, IV. Haçlı seferinden sonra Trabzon'da Rum İmparatorluğu'nun kurulması ile Trabzon ve çevresi için yeni bir süreç başlamıştır. Bu tez Trabzon'un Bizans İmparatorluğu dönemindeki siyasi, ekonomik, idari ve fiziki yapısını ele almayı hedeflemektedir. Bizans İmparatorluğu'nun doğu sınırından meydana gelen siyasi olayların Trabzon ve çevresini nasıl etkilediği ayrıca Bizans idari ve ekonomik yapısındaki değişikliklerin Trabzon ve çevresindeki yansımaları bu çalışmanın temel konusudur.
Trabzon'da hamsi kültürünün gastronomideki yeri
Karakteristik bir şehrimiz olan Trabzon ile özdeşleşen bölge halkının hayatının her evresine nüfuz ederek bir sembol haline gelen, sadece bir balık türü olmaktan çıkan hamsinin denizden çıkıp mutfağa girip Karadeniz'in diğer özgün zenginlikleriyle harmanlanıp soframıza gelene kadar ki geçen sürecin gastronomik bir bakış açısıyla somutlaştırması hedeflenmektedir. Karadeniz' in bir felsefesi olan hamsi edebiyattan sanata, spordan mutfağa hayatın her alanında tüm cömertliğiyle yöre halkına zenginlikleri sunar. Bu zenginlikler her yörede farklı farklı elde ediliş biçimleri, pişirme yöntemleri, saklama koşulları, sunum teknikleriyle, kullanılan ekipmanlarıyla karşımıza çıkar. Bölgenin hırçın, cana yakın, kıvrak insanlarıyla bağdaşan hamsi kültürü özenle incelenmesi gereken bir konudur. Uzun ve canlı bir yaşam süren Trabzon insanının mutfağına ve iş hayatlarına girdiğimizde hamsinin doldurulmaz bir yeri olduğunu, görmekteyiz. Yaşanılan coğrafyanın ortak tarih anlayışı yemek kültümüzü çeşitlendirmede en önemli etmenlerdir. Coğrafi şartların dezavantajını da yaşayan ve bu durumu şikayet etmeden kabullenen Trabzon halkı hamsiye dört elle bağlanıp imkansızlıklardan zenginlikler çıkartmayı başarmıştır. Bu çalışmada yöre halkıyla bütünleşen hamsinin Karadeniz gastronomi kültüründe etkinliğini vurgulanmaktadır. Bununla birlikte literatür taraması yöntemi ile çeşitli yazılı ve görsel kaynakların taranmasıyla, birebir hamsi geleneğinin süregeldiği Trabzon'da yöre halkıyla yapılan görüşmelerde ana yemek olarak ''Hamsi buğulaması'', ''Moraliya'', ''Hamsi tava'', ''Hamsili pilav'', ''Hamsi kuşu'', meze olarak ''Hamsi pilaki'' ve bunların yanında ''Hamsikoli'', ''Hamsi çığırtısı'', ''Hamsi ekşilisi'', ''Hamsi çorbası'' ve ''Hamsi salamura'' gibi belli başlı lezzetlerin geniş yer kapladığı bulgularımız arasında yerini almaktadır.
Karadeniz suyundan hidrojen üretimi
Karadeniz 436 400 km2 yüzey alanına, 2 300 000 km² taban alanına ve 547 000 km3 su hacmine sahip olup suyunun 90%`ı anaerobik koşullarda olan bir denizdir. En derin yeri 2206 m?dir. Bu denize kıyısı olan 6 ülke içinde en uzun kıyı şeridine sahip olan Türkiye`dir. Karadeniz?in dip sularında kirlilik sonucunda oluşan hidrojen sülfürün (H2S) 4,587 milyar ton olduğu da bilinmektedir. Bu hidrojen sülfür?ün %100 ayrıştırılması sonucunda 4,317 milyar ton kükürt ve 269,8 milyon ton hidrojen elde edilmesi mümkündür. Karadenizdeki bu hidrojen potansiyelinin enerji olarak değeri 3,78x1013 MJ (1,05x1013 kWh veya 9x108 toe (eşdeğer petrol ton)) olarak ifade edilebilir. Dolayısıyla, Karadeniz?de bulunan H2S?in enerji potansiyeli olarak önemi açıktır. Yapılan deneysel çalışmalarda Karadeniz suyunun kompozisyonu laboratuarda sentetik olarak hazırlanmıştır. Çalışmalar, doğrudan hidrojen sülfürlü suyun elektrolizi yerine, bu işlemdeki sorunları en aza indirmek için, dolaylı elektroliz yöntemiyle ve 2 aşamalı olarak gerçekleştirilmiştir. Bu yöntem, vanadyumun +4 ve +5 değerlikleri arasında dönüşümlü olarak kullanılmasına dayanır. İlk aşamada V(V)?in indirgenmesi ve hidrojen sülfür içindeki kükürtün çöktürülmesi, ikinci aşamada ise elektroliz ile V(IV)?ün yükseltgenmesi ve hidrojen üretimi başarılmıştır. Deneyler sonucunda birinci aşama için en uygun koşulların 50 oC?de gerçekleştiği ve 90% oranında kükürtün çöktürülebildiği görülmüştür. İkinci aşamada, elektroliz işlemi için en uygun sıcaklığın 40 oC olduğu gözlemlenmiştir. Yapılan hesaplamalar ile, elde edilen hidrojen enerjisinin 34%?ünün bu döngüsel işlem için harcandığı, geri kalan enerjinin yararlanılabilir enerji olarak değerlendirilebileceği anlaşılmıştır. Ayrıca, laboratuvardaki deneysel bulgulardan yararlanarak ve Chemcad programını kullanarak uygun bir proses geliştirme çalışması da yapılmıştır.
Orta Çağ'da Karadeniz tarihi ve coğrafyası (8-13. yy)
En eski dönem tarihçileri Karadeniz'i bileşik bir yaya benzetiyorlardı. Bu yayın batı ucu, Karadeniz'in diğer denizlerle bağlantı kurduğu Boğaziçi'nde, doğu ucu ise Kafkas dağlarından gelen suyla beslenen Riyon ırmağındadır. Bunların arasında kuzeye doğru kıvrılan iki kavis vardı. Bunlardan biri Bulgaristan, Romanya ve Ukrayna kıyılarından, diğeri ise Gürcistan ve Rusya sahillerinden geçmekteydi. Birbirlerine doğru radikal bir eğim yapan bu kavisler, iki sığ körfezi oluşturmaktaydılar. Batıdaki kavis; Tuna ve Dinyeper ırmaklarının ağzından dolaşırken, doğudaki kavis ise; Karadeniz'i Azak denizine bağlayan ve Kimmerya Boğazı diye bilinen Kerç Boğazı'na doğru uzanmaktaydı. Ve bu iki kavis Kırım yarımadasında birleşmekteydi. Nitekim yay üzerinden bu tarife devam edersek, eski coğrafyacıların ifade ettiği kadar düz olmayan bu kiriş (yani yayın tutturulduğu ve çekildiği ip), modern Türkiye boyunca uzanmaktaydı. Bu bakımdan Karadeniz, kendisine kıyısı olan ülkelerce ve bu denize gelen ilk Yunan kolonileri sayesinde isimlendirilerek, farklı zaman dilimlerinde çeşitli adlandırmalara sahip olmuştu. Böylece Karadeniz; en eski Yunanca'da Pontos Axeinos yani Kasvetli ya da Kara olarak isimlendirilmişti. Özellikle Bulgarca ve Rusça'da Çerno More, Romence Marea Neagra, Ukraynaca Çorne More, Gürcüce Şavi Zğva gibi çeşitli dillerde de adlandırılmaları mevcuttur. Diğer taraftan kuzeyde ve batıda geniş Tuna, Dinyeper, Dinyester ve Don nehirleriyle beslenen sulak alanlar, güneyde hızlı akan Kızılırmak, Yeşilırmak ve Fasis (Riyon) nehrinin oluşturduğu küçük deltalara zıtlık oluşturmaktaydı. Nitekim iklimlerde de farklılıklar vardı. Kuzeybatının step bölgelerinde soğuk kışlardan sonra sıcak ve kuru yazlar yaşanmaktaydı. Güneydoğu yaylalarında ise astropikal iklim sonucu kışlar ılık, yazlar nemli ve bol yağışa sahip bir iklim mevcuttu. Karadeniz'in bu coğrafi ve ekolojik yapısının yanı sıra Asya'nın iç kesimlerinden Hazar denizi'nin kuzeyinden Karadeniz'in kuzey ve çevrelerine kadar gelen bozkır Türkleri, buralarda hâkimiyetler kurarak, Karadeniz'in siyasi ve ticari yapısına etki etmişlerdi. Dolayısıyla Karadeniz havzası kıyı ve iç kesimlerinin tamamı göçebe Türk kavimleri olan; Kimmerler, İskitler, Sarmatlar, Hunlar, Sabirler, Avarlar, Ogurlar, Uzlar, Peçenekler, Hazarlar, Kumanlar ve Moğollar tarafından ele geçirilmişti. Ayrıca sonraki yüzyıllarda Karadeniz hâkimiyetinde önemli siyasi ve ticari etkilere sahip olan Karadeniz'in güneyindeki Anadolu Pontus Devleti, Roma ve onun devamı olan Bizans, Selçuklu Devleti, Anadolu Türk Beylikleri ve Trabzon Rum imparatorluğu Karadeniz'in siyasi ve ticari hayatında önemli gelişmelere sebep olmuşlardı. Özellikle bu göçebe Türk kavimleri dışında kuzeyden gelen Gotlar ve Ruslar Karadeniz ticaretinde söz sahibi olmuşlardı. Bu bakımdan M.Ö. 6 ve 5. Yüzyıllardan başlamak suretiyle Karadeniz'in güney ve kuzey bölgelerinde Grek ve Yunanlılar tarafından birçok koloniler kurulmuştu. Öyle ki, Batı Ege kıyılarında ve Kıta Yunanistan'da yaşayanlar çeşitli tahıl ve hububat ürünlerine ihtiyaç duymaktaydı. Fakat yaşadıkları bölge dağlık ve herhangi bir tahıl ya da hububat ürünlerinin yetiştirilmesine uygun bir coğrafya olmadığından, bu ürünleri elde etmek için önce Marmara kıyıları ve İstanbul'a, sonrasında ise Karadeniz'e gelerek, hem Anadolu hem de Kuzey Karadeniz kıyılarında birçok ticari koloniler kurarak buralarda ticaret yapmaya başladılar. Özellikle bu ticaretin yapılmasına yönelik olarak, Karadeniz'in Batı ve Kuzey kıyılarında iyi miktarda tahıl, et, balık ve diğer başka hayvan ürünlerinin üretimi yapılmaktaydı. Dolayısıyla Karadeniz'in kuzey ve güneyinde yetiştirilen ve üretilen ürünlere, Anadolu ve Ege bölgesinin yoğun nüfuslarından dolayı ihtiyaç duyulmaktaydı. Bir müddet sonrada bu bölgeler arasında yoğun ticari ilişkiler silsilesi başlayacaktı. Milattan sonraki yıllarda da Karadeniz üzerindeki bu ticari ilişkiler devam etmişti. Böylece Karadeniz liman kentlerinden alınan ürünler, hem Kuzey Anadolu kıyılarındaki limanlar ve İstanbul üzerinden güneydeki ve Avrupa ülkelerine hem de Tuna nehri ağzındaki limanlar aracılığıyla karayolu ve Doğu yolu üzerinden Avrupa ülkelerine ulaştırılmaktaydı. 11 ve 12. Yüzyıllara gelindiğinde ise Akdeniz'deki İslam devletlerinin üstünlüğü önce Normanların sonrasında ise İtalyan şehir devletlerinin hâkimiyetine geçti. Fakat bu durumun, Karadeniz ile pek bir alakasının olmadığı gibi gözükse de, aslında dönemin Bizans imparatoru Alexios Komnenos, 1082 yılında Karadeniz'de ortaya çıkabilecek Norman tehlikesini uzaklaştırdığı gerekçesiyle Venediklilerle anlaşma yaparak, onlara imparatorluğun bütün limanlarında her türlü gümrük ve sınırlamalardan muaf tutulduğu ticari bir imtiyaz vermişti. Bu imtiyazlar daha sonra Bizans imparatorluğu tarafından İtalya'nın Pisa ve Cenova şehir devletlerine verilmiştir. Fakat bu sefer de bu imtiyazlar, Bizans imparatorluğunu siyasi ve ekonomik olarak güçsüz düşürmüştür. İlerleyen zamanda gemicilikte iyi bir seviyeye ulaşan İtalyan şehir devletleri, Akdeniz ticaretini ele geçirdiler. Fakat Karadeniz ürünlerine de ihtiyaç duymaktaydılar. Nitekim sonraki yıllarda Bizans imparatorluğunun İtalyan şehir devletlerini Karadeniz'e sokmama mücadelesine rağmen, İtalyanlar Karadeniz'e girerek, Karadeniz havzasının çeşitli kıyılarında ticaret kolonileri kurmuşlardı. Özellikle Kuzey Anadolu ve Kırım kıyılarında önemli İtalyan ticaret limanları mevcuttu. Dolayısıyla Karadeniz ticaretinde önemli bir faktör olan İtalyanlarla birlikte bölge ticareti önemli bir yükselişe geçmişti. Tabi ki bu İtalyanların Karadeniz ticareti içerisinde Bizans İmparatorluğu, Selçuklu Devleti ve öncesinde Karadeniz'in kuzeyindeki Hazarlar gibi bazı göçebe Türk kavimlerinin de önemli bir katkısı vardı. Anahtar Kelimeler:
1990 sonrasında ABD ve Karadeniz
11 Eylül 2001 sonrası değişen ABD'nin güvenlik algısı ve uluslararasıkoşullar, etkisini Karadeniz'de göstermiştir. Küresel güç ABD'nin dünyaüzerinde askeri olarak henüz varlık gösteremediği, kontrolünü sağlayamadığıbölgelerden biri olan Karadeniz, aynı zamanda jeopolitik konumu nedeniyleHazar Enerji kaynaklarının Batı ekonomilerine transferinde ana güzergahlarıbarındırmaktadır. Bu nedenle bölgede kontrolü sağlamak üzere ABD, AB veRusya arasında uluslararası çok yönlü bir rekabet yaşanmaktadır. Türkiye iseKaradeniz'e kıyıdaş olmanın ötesinde, sahip olduğu Boğazlar nedeniylebölgenin kilit ülkesidir. Dolayısıyla Karadeniz, Türkiye'nin anılan aktörlerleilişkilerini etkileme potansiyeline sahiptir. ABD, askeri olarak varlıkgösteremediği bölgede askeri varlığa sahip olabilemek ve kendisine yakınhükümetlerin iktidarda olması için çaba göstermektedir. Türkiye ise; bölgedebarış ve istikrarın sağlanmasını , ekonomik ilişkilerin ve kıyıdaş ülkelerinsosyo-ekonomik düzeylerinin gelişmesini, bölgede yaklaşık 75 yıldır olduğugibi kıyıdaş olmayan ülkelerin askeri varlığının sınırlı kalmasını ve Boğazlarüzerindeki kontrolünün devamını istemektedir. Dolayısıyla Türkiye'ninistekleri ABD'nin istekleri ile çelişmektedir ve şimdilik ertelenmiş gözükenABD'nin isteklerinin yeniden belirginleşmesi iki ülke ilişkilerini olumsuzetkileme potansiyeline sahiptir.
Karadeniz güvenlik mimarisinin oluşumu ve Türkiye'nin rolü
Çağdaş jeopolitik teorilerin tamamına göre dünyanın merkezi ya da merkeze en kolay ulaşımı sağlayacak bir konumda yer aldığı kabul edilen Karadeniz Bölgesi, Soğuk Savaş sonrası dönemde gerek zengin enerji kaynaklarına sahip olan bölgelere komşu olması gerekse de söz konusu enerji kaynaklarının dünya pazarlarına taşınmasında oynadığı rol dolayısıyla ön plana çıkmıştır. Diğer taraftan bölge, "donmuş/dondurulmuş çatışmalar" olarak adlandırılan simetrik tehditlerin yanı sıra asimetrik tehditleri de bünyesinde barındırmaktadır. Bu çerçevede çalışmada, bahsi geçen tehditlerin bertaraf edilerek, bölge güvenliğinin sağlanmasında Türkiye'nin oynadığı rolün tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda bölgede yer alan simetrik tehditler, askeri sektörlerden kaynaklanan tehditlerin yanı sıra, politik, ekonomik, toplumsal ve çevresel sektörlerden kaynaklanan tehditleri de güvenlik gündemine dahil eden güvenlikleştirme teorisi çerçevesinde, asimetrik tehditler ise bölgesel ve uluslararası dinamikler çerçevesinde incelenmiştir. Takiben Karadeniz Bölgesi'nin güvenliğini sağlamaya yönelik yapılanmalar değerlendirilerek, anılan güvenlik yapılanmaları çerçevesinde Türkiye'nin bölgesel güvenliğe yönelik katkıları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Yapılan incelemeler sonucunda gerek Batılı değerlere olan bağlılığı gerekse de bölgesel sorunların çözümünde başta bölgenin büyük oyuncusu RF olmak üzere bölge devletlerinin önceliklerini ve katılımını da dikkate alan politikalarıyla Türkiye'nin bölgesel güvenliğin sağlanmasında önemli bir rol oynadığı ve Soğuk Savaş sonrası dönemde dört adet bölgesel örgütün kuruluşuna öncülük ederek, bölge devletlerinin aralarındaki problemleri çatışmaya dönüşmeden, diyalog yoluyla çözümlemeleri için zemin hazırladığı tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Karadeniz, Geniş Karadeniz Bölgesi, Güvenlikleştirme, Toplumsal Güvenlik, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örğütü
Destinasyon bazında marka denkliği ve Doğu Karadeniz yaylalarının eko turizm açısından marka denkliğine ilişkin bir uygulama
Bu araştırmanın amacı, eko turistlerin Doğu Karadeniz sahil şeridindeki yaylaların marka denklik algılamasını ölçmektir. Bu araştırmada David Aaker'in marka denkliği modelinin unsurları destinasyon markalarına uyarlanmıştır. Bu unsurlar; destinasyon markası çağrışımları, destinasyon markası farkındalığı, destinasyon markası algılanan kalitesi ve destinasyon markası sadakatidir. Destinasyon markası unsurlarının farklı boyutlarıyla yaylaların eko turizm açısından algılanan denklikleri ortaya konmuştur.Araştırmanın ana kütlesi 2009 yaz sezonunda Doğu Karadeniz'de bulunan altı yaylayı ziyaret eden eko turistlerdir. Sözü geçen altı yayla; Artvin ? Hopa ? Kafkasör Yaylası ve Turizm Merkezi, Rize ? Çamlıhemşin ? Ayder Yaylası ve Turizm Merkezi, Gümüşhane ? Torul ? Zigana Yaylası ve Turizm Merkezi, Giresun ? Bulancak ? Bektaş Yaylası ve Turizm Merkezi ve Ordu ? Aybastı ? Perşembe Yaylası ve Turizm Merkezidir. Bu ana kütleden kolayda örneklem seçimine göre 540 turist seçilmiştir. Her yaylada 90 anket yapılmış ve toplamda 385 anket istatistiksel analize dahil edilmiştir.
Osmanlı öncesi dönemde Trabzon şehri
Osmanlı Öncesi Dönemde Trabzon Şehri adlı tez çalışmamızda, Trabzon şehrinin Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı Devleti sınırlarına katılmasına kadar geçen dönemdeki iktisadi ve siyasi hayatına dair tarihi malumatlar aktarılmaya çalışılırken ağırlıklı olarak 11. yüzyıl ve sonrası dönem ele alınmıştır.Ticaret merkezi olma vasfını her zaman koruyan Trabzon, Bizans Devletinin sınırları içinde olduğu zamanlarda askeri üs kimliği de kazanmıştır. Coğrafyanın da verdiği avantajla zaman zaman bağımsız hareket eden valilerce idare edilen şehir, IV. Haçlı Seferinin ardından kurulan Trabzon Devleti zamanında Selçuklu, Moğol, Akkoyunlu, Timur ve Anadolu'ya yerleşmiş Türk Beylikleri ile beraber Osmanlı gibi güç odaklarıyla da bir devlet merkezi olarak irtibat halinde olmuştur.