Black Sea

71 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Trabzon İmparatorluğu'nun sosyal, ekonomik ve kültürel hayatı (1204-1461)

"Trabzon İmparatorluğu'nun Sosyal, Ekonomik ve Kültürel Hayatı (1204-1461)" adını verdiğimiz bu çalışmamız giriş, üç ana bölüm ve sonuçtan meydana gelmektedir. Giriş bölümünde konuya bütünlük kazandırmak amacıyla Trabzon İmparatorluğu'na adını veren Trabzon şehrinin adı, fizikî coğrafyası hakkında bilgi verilip, tezimizde kullanmış olduğumuz dönemin kaynakları tanıtılmıştır. Birinci bölümde, Trabzon İmparatorluğu'ndaki idari yapı ele alınmıştır. Birinci bölümün ikinci kısmında ise bölgedeki demografik yapı ve bu demografik yapıdaki değişim süreci incelenmiştir. Sosyo-ekonomik tarih araştırmalarının temelinde yatan nüfus olgusu özenle incelenmesi gereken bir unsur olduğu için Trabzon İmparatorluğu'nda yaşayan halkın nüfus miktarı ve nüfusun yapısında yaşanan değişimler dönemin kaynaklarının verdiği bilgiler dâhilinde ortaya konulmaya çalışılmıştır. Tezimizin ikinci bölümünde ise; Trabzon İmparatorluğu'nun ekonomisi ve bu ekonomiye etki eden faktörler ele alınmıştır. Buradan hareketle bölgenin ticari bakımdan önemi, Türklerin Karadeniz ticaretine dâhil olma süreçleri ve Trabzon İmparatorluğu ile ilişkileri incelenerek; Venedik ve Ceneviz'in Karadeniz ticaretindeki rolleri, Moğolların Karadeniz ticaretinde nasıl rol aldıkları, Trabzon'dan İran'a uzanan seyahat güzergâhı ve ticarî boyutları değerlendirilmiştir. Trabzon İmparatorluğu'nun özellikle XIII. yüzyılın ikinci yarısında demografik yapısında görülen değişim ve bu değişimle birlikte ortaya çıkan ekonomik faaliyetlerdeki canlanma incelenmiştir. Üçüncü bölümde; bölgede yaşanan yoğun ticari ilişkiler neticesinde kültürel alandaki etkileşimler değerlendirilerek, bölgedeki kültürel etkileşimin mimariye etkileri incelenmiştir. Sonuç olarak; XIII. ve XV. yüzyıllarda Doğu Karadeniz Bölgesi'nde hüküm süren Trabzon İmparatorluğu'nun sosyal, ekonomik ve kültürel faaliyetlerindeki gelişmeler imparatorluğun çevresindeki Türklerle ilişkileri ekseninde incelenmiş ve kaynakların imkân verdiği ölçüde detaylı bir şekilde ortaya konmaya çalışılmıştır.

Ekonomik hayatEkonomik yapıKaradeniz+6
Tebessüm Yıldız
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Roma İmparatorluk Döneminde Prusias ad Hypium

Roma'nın Anadolu'daki ilk eyaletlerinden biri olan Bithynia'nın doğusunda, eskiden Mariandyni ülkesi olarak bilinen coğrafyada, günümüzde ise Düzce ilinin 8 km kuzeyinde yer alan Konuralp adı verilen yerleşimin altında kalmış olan Prusias ad Hypium kenti, Roma İmparatorluğu döneminde bölgenin önemli kentleri arasına girmiş ve bu durumunu uzun bir süre korumuştur. Roma öncesine dair bilgilerimizin sınırlı olduğu kent, Roma'ya hizmet etmiş olan idari ve askeri sınıfa mensup pek çok önemli şahsiyetin de yurdu olmuştur. Çalışmamızda Roma İmparatorluk Döneminde, Prusias ad Hypium kenti ele alınmaktadır. Bu kapsamda, kentin tarihi, sosyokültürel ve idari yapısı vb. gibi birçok konu hakkında çok yönlü bir kaynak taraması yapılmıştır. Kaynak taramasından sonra çalışmamızda, II. el kaynak niteliğindeki Modern çalışmalar ile I. el kaynak olarak değerlendirebileceğimiz, epigrafik, nümizmatik ve filolojik bilgi ve belgelerden yararlanılmış ve bu belgelerin orijinal hallerine de çalışmada yer verilmiştir. Bu doğrultuda çalışmamızda, özellikle İmparatorluk döneminde ünlenen Prusias ad Hypium kentinin Grek kolonistler tarafından kurulduğu ilk yıllardan, Roma İmparatorluğu egemenliğinde timokrasiyle yönetilen aristokratlar şehri haline geldiği zamana kadar geçen süre tüm yönleriyle ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Prusias ad Hypium, Roma İmparatorluğu, Bithynia, Karadeniz,Soylular

BithyniaEski Çağ tarihiKaradeniz+4
Onur Sadık Karakuş
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Karadeniz'de spektral pik dalga enerjisinin eğilim analizi

Bu çalışmada, Karadeniz'de dalga koşullarının analizi gerçekleştirilerek dalgaların sahip oldukları spektral pik enerji ve pik periyodun uzun dönemli yıllık, mevsimlik ve aylık ortalama ve maksimum değerlerinin eğilimlerinin araştırılması hedeflenmiştir. Bu bağlamda, eğilim analizinin uygulanacağı veri seti olarak SWAN üçüncü nesil dalga tahmin modeli çıktıları ve ERA5 yeniden analizine ait 1979-2020 yıllarını kapsayan dalga spektrumları kullanılmıştır. SWAN dalga modelinin çıktılarından ve ERA5 yeniden analizi veri setinden Karadeniz üzerinde seçilen sırası ile 36 ve 876 istasyonda veriler çekilmiş ve işlenmiştir. 42 yıllık periyotta veri setlerinden çekilen dalga spektrumları işlenerek saatlik spektral pik enerji ve pik periyodu verileri ayıklanmıştır. Daha sonra, bu parametrelerin yıllık, mevsimlik ve aylık zaman ölçeklerinde ortalama ve maksimum değerleri hesaplanmıştır. En son adım olarak, üç farklı zaman ölçeğinde dört parametreye Mann-Kendall ve Geliştirilmiş Görselleştirme ile Yenilikçi Eğilim Analizi testleri uygulanmıştır. Böylece, Mann-Kendall ile bütüncül bir şekilde ve yenilikçi yöntem ile alt kategorilerde eğilim sonuçları irdelenmiş, bunun yanı sıra bölgesel ve küresel veri setlerinin eğilim analizi sonuçlarının kıyasının yapılabilmesi mümkün olmuştur. Sonuçta, spektral pik enerjinin her iki model sonucunda da Karadeniz genelinde ilkbahar ve yaz mevsimleri ile Ocak, Mart, Nisan, Ağustos ve Eylül aylarında artan, kış ve sonbahar mevsimleri ile Mayıs, Temmuz, Kasım ve Aralık aylarında ise azalan eğilimin baskın olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, pik periyotlar neredeyse tüm zaman ölçeklerinde artan eğilim, sonbahar mevsimi ile Mayıs ve Kasım aylarında ise azalan eğilim göstermiştir. SWAN dalga tahmin modeli ve ERA5 yeniden analiz verilerinden elde edilen sonuçların her iki parametre için de birbirini benzer olduğu görülmüştür. Ancak, pik periyotların yıllık ölçekte, kış ve sonbahar aylarında ERA5 ile artan eğilim gösterdiği bölgelerde SWAN modeli ile azalan eğilim tespit edilmiştir. Mann-Kendall testinde güven seviyesi ve yenilikçi yöntemde değişim oranı dikkate alındığında artan eğilimlerin azalan eğilimlere kıyasla daha şiddetli olduğu görülmüştür.

Dalga enerjisiDalga iklimiEğilim+2
Emine Acar
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türk – Rus güvenlik ilişkilerinde bir rekabet ve işbirliği alanı olarak Karadeniz

Karadeniz, Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından küresel ve bölgesel aktörlerin önem verdiği bir alan olmuştur. Yaşanan siyasi gerginlikler ve çatışmaların gölgesinde, istikrarsızlığa yol açabilecek gelişmelere karşı devletlerin bir araya gelerek güvenlik ve işbirliği ortamı yaratılmasına önem verilmiştir. Rusya-Gürcistan Savaşı ve Rusya ile Ukrayna arasında krize neden olan gelişmeler sonucunda yaşanan kırılmalar devletler arasında olası çatışma ihtimalini gözler önüne sermiştir. Bu durum Karadeniz'in barış, güven ve istikrarına yönelik belirsizliği önlemede işbirliği fırsatlarına daha fazla önem verilmesi gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Karadeniz'in önemli aktörlerinden arasında yer alan Türkiye ve Rusya'nın ilişkileri havzada yaşanan gelişmelerden etkilenmesine rağmen 2000'lerden itibaren siyasi ve ekonomik alanlarda birlikte hareket ederek işbirliğinin geliştirilmesine önem verilmiştir. Bu çalışmada Karadeniz Havzası'nda yaşanan gelişmeler ışığında Türkiye ve Rusya'nın güvenlik ilişkilerine olan etkisi incelenmiştir. Havzadaki artan istikrarsızlığa karşı Türkiye ve Rusya ilişkilerinde mutlak kazançlarını ön planda tutarak geliştirilen işbirliğiyle birlikte havza güvenliğinin sağlanabileceği önerilmiştir. Bu durumun hem Türkiye hem de Rusya'nın ilişkilerinde işbirliği fırsatlarının değerlendirilmesine imkân sağlayabileceği düşünülmektedir.

GüvenlikGüvenlik politikalarıKaradeniz+7
Serhat Bayrak
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Karadeniz'in iki yakasında devrimsel durumlar: Osmanlı İmparatorluğu ve Rusya

Osmanlı ve Rusya İmparatorlukları uzun yıllar Avrupa siyasetinde baskın güç olmuş ve Avrupa'nın doğusundaki süper güç olagelmişlerdir. Ancak Batı'da üretim ilişkilerinde meydana gelen dönüşüm sonrası yeni, devrimci bir burjuva sınıfı doğmuştur. Bu iki imparatorluk ise bu dönüşüme karşılık verememiş ve birincil üretim yöntemi olan tarım gün geçtikçe kötüleşmiştir. Osmanlı'da devlet gelirlerinin düşmesi, Rusya'da ise toplumsal yapının hızlı ve plansız dönüşümü nedeniyle iki mutlak monarşi on iki yılda üç farklı devrim görmüştür. 1905'te Rusya'da yaşanan devrimin kazanımları Stolypin devlet darbesi yüzünden kaybedilmesine rağmen, Osmanlı'da 1908 Devrimi İttihat ve Terakki'nin mücadeleleri sonucu yerleşmiştir. Sonuçta iki imparatorluk sosyal değişime ayak uyduramamış ve Birinci Dünya Savaşı sonunda iki imparatorluk da çökmüştür.

DevrimlerKaradenizKaradeniz bölgesi+4
Emre Garip
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Bizans İmparatorluğu Döneminde Trabzon (Siyasi, iktisadi ve idari tarihi 395-1204)

Karadeniz'in güneydoğu ucunda kurulmuş olan Trabzon kentinin tarihi M.Ö. VIII. Yüzyıla kadar uzanmaktadır. Antik dönemin büyük ticaret şehirlerinden biri olan Trabzon'un en önemli özelliği stratejik konumudur. Bu konum kentin ticari hareketliliğinin yükselmesini sağlamış ve aynı zamanda kentin etrafını çevreleyen sarp dağlar karadan gelecek istilalardan korunmasına imkan vermiştir. Yakın çevresindeki kentlerle ticari bağları olan Trabzon aynı zamanda uluslararası ticaret yollarının üzerindeydi. Dolayısıyla Trabzon kenti hem bölgesel hem de uluslararası ticarette önem taşıyan bir konuma sahipti. M.Ö. I. yüzyıldan itibaren Roma İmparatorluğu'nun hakimiyetine giren Trabzon kenti bu dönemde de stratejik bir liman kenti olma özelliğini devam ettirmiş ve ayrıca Roma orduları tarafından imparatorluğun doğu sınırlarında gerçekleştirilen seferlerde ikmal noktası olarak kullanılmıştır. Trabzon kenti ve çevresi Roma İmparatorluğu'nun 395'te ikiye bölünmesinden sonra Bizans (Doğu Roma) hakimiyetine girmiştir. Kaynaklar kent çevresinin Bizans hakimiyetindeki ilk yüzyılları hakkında çok fazla bilgi vermese de I. Justinianus döneminden itibaren kentin tekrar önem kazandığı görülmektedir. Bizans İmparatorluğu ile Sasaniler arasında yaşanan savaşlar ve Trabzon çevresinin çarpışma bölgelerine olan yakınlığı imparatorluğun bölge ile ilgili politikalarında değişiklik yapmasına neden olmuştur. Özellikle VI. ve VII. yüzyılda vuku bulan Sasani savaşları nedeniyle Trabzon'da bir takım siyasi ve idari değişiklikler yaşanmıştır. VII. yüzyıl ortalarında itibaren başlayan Bizans-Arap savaşlarında Trabzon ve çevresi saldırılardan nispeten uzak kalmış ve özellikle Trabzon limanı Bizans-Arap ticaretinin önemli kesişme noktalarından biri olmuştur. II. Basileios tarafından düzenlenen Gürcü seferlerinde ikmal noktası olarak kullanılan Trabzon şehri, Malazgirt Savaşı'ndan sonra Selçuklu ordularının hedefi olmuştur. XI. yüzyıl sonlarından itibaren Bizans İmparatorluğu'nda merkezi otoritenin zayıflaması ile Trabzon'da Gabras hakimiyeti başlamış ve bu dönem yaklaşık bir asır sürmüştür. Nihayet, IV. Haçlı seferinden sonra Trabzon'da Rum İmparatorluğu'nun kurulması ile Trabzon ve çevresi için yeni bir süreç başlamıştır. Bu tez Trabzon'un Bizans İmparatorluğu dönemindeki siyasi, ekonomik, idari ve fiziki yapısını ele almayı hedeflemektedir. Bizans İmparatorluğu'nun doğu sınırından meydana gelen siyasi olayların Trabzon ve çevresini nasıl etkilediği ayrıca Bizans idari ve ekonomik yapısındaki değişikliklerin Trabzon ve çevresindeki yansımaları bu çalışmanın temel konusudur.

Arap-Bizans ilişkileriBizans İmparatorluğuKaradeniz+4
Ali Genç
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Trabzon'da hamsi kültürünün gastronomideki yeri

Karakteristik bir şehrimiz olan Trabzon ile özdeşleşen bölge halkının hayatının her evresine nüfuz ederek bir sembol haline gelen, sadece bir balık türü olmaktan çıkan hamsinin denizden çıkıp mutfağa girip Karadeniz'in diğer özgün zenginlikleriyle harmanlanıp soframıza gelene kadar ki geçen sürecin gastronomik bir bakış açısıyla somutlaştırması hedeflenmektedir. Karadeniz' in bir felsefesi olan hamsi edebiyattan sanata, spordan mutfağa hayatın her alanında tüm cömertliğiyle yöre halkına zenginlikleri sunar. Bu zenginlikler her yörede farklı farklı elde ediliş biçimleri, pişirme yöntemleri, saklama koşulları, sunum teknikleriyle, kullanılan ekipmanlarıyla karşımıza çıkar. Bölgenin hırçın, cana yakın, kıvrak insanlarıyla bağdaşan hamsi kültürü özenle incelenmesi gereken bir konudur. Uzun ve canlı bir yaşam süren Trabzon insanının mutfağına ve iş hayatlarına girdiğimizde hamsinin doldurulmaz bir yeri olduğunu, görmekteyiz. Yaşanılan coğrafyanın ortak tarih anlayışı yemek kültümüzü çeşitlendirmede en önemli etmenlerdir. Coğrafi şartların dezavantajını da yaşayan ve bu durumu şikayet etmeden kabullenen Trabzon halkı hamsiye dört elle bağlanıp imkansızlıklardan zenginlikler çıkartmayı başarmıştır. Bu çalışmada yöre halkıyla bütünleşen hamsinin Karadeniz gastronomi kültüründe etkinliğini vurgulanmaktadır. Bununla birlikte literatür taraması yöntemi ile çeşitli yazılı ve görsel kaynakların taranmasıyla, birebir hamsi geleneğinin süregeldiği Trabzon'da yöre halkıyla yapılan görüşmelerde ana yemek olarak ''Hamsi buğulaması'', ''Moraliya'', ''Hamsi tava'', ''Hamsili pilav'', ''Hamsi kuşu'', meze olarak ''Hamsi pilaki'' ve bunların yanında ''Hamsikoli'', ''Hamsi çığırtısı'', ''Hamsi ekşilisi'', ''Hamsi çorbası'' ve ''Hamsi salamura'' gibi belli başlı lezzetlerin geniş yer kapladığı bulgularımız arasında yerini almaktadır.

GastronomiHamsi balığıKaradeniz+2
Tuğba Kahraman
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Karadeniz suyundan hidrojen üretimi

Karadeniz 436 400 km2 yüzey alanına, 2 300 000 km² taban alanına ve 547 000 km3 su hacmine sahip olup suyunun 90%`ı anaerobik koşullarda olan bir denizdir. En derin yeri 2206 m?dir. Bu denize kıyısı olan 6 ülke içinde en uzun kıyı şeridine sahip olan Türkiye`dir. Karadeniz?in dip sularında kirlilik sonucunda oluşan hidrojen sülfürün (H2S) 4,587 milyar ton olduğu da bilinmektedir. Bu hidrojen sülfür?ün %100 ayrıştırılması sonucunda 4,317 milyar ton kükürt ve 269,8 milyon ton hidrojen elde edilmesi mümkündür. Karadenizdeki bu hidrojen potansiyelinin enerji olarak değeri 3,78x1013 MJ (1,05x1013 kWh veya 9x108 toe (eşdeğer petrol ton)) olarak ifade edilebilir. Dolayısıyla, Karadeniz?de bulunan H2S?in enerji potansiyeli olarak önemi açıktır. Yapılan deneysel çalışmalarda Karadeniz suyunun kompozisyonu laboratuarda sentetik olarak hazırlanmıştır. Çalışmalar, doğrudan hidrojen sülfürlü suyun elektrolizi yerine, bu işlemdeki sorunları en aza indirmek için, dolaylı elektroliz yöntemiyle ve 2 aşamalı olarak gerçekleştirilmiştir. Bu yöntem, vanadyumun +4 ve +5 değerlikleri arasında dönüşümlü olarak kullanılmasına dayanır. İlk aşamada V(V)?in indirgenmesi ve hidrojen sülfür içindeki kükürtün çöktürülmesi, ikinci aşamada ise elektroliz ile V(IV)?ün yükseltgenmesi ve hidrojen üretimi başarılmıştır. Deneyler sonucunda birinci aşama için en uygun koşulların 50 oC?de gerçekleştiği ve 90% oranında kükürtün çöktürülebildiği görülmüştür. İkinci aşamada, elektroliz işlemi için en uygun sıcaklığın 40 oC olduğu gözlemlenmiştir. Yapılan hesaplamalar ile, elde edilen hidrojen enerjisinin 34%?ünün bu döngüsel işlem için harcandığı, geri kalan enerjinin yararlanılabilir enerji olarak değerlendirilebileceği anlaşılmıştır. Ayrıca, laboratuvardaki deneysel bulgulardan yararlanarak ve Chemcad programını kullanarak uygun bir proses geliştirme çalışması da yapılmıştır.

EnerjiHidrojenHidrojen sülfür+1
Mehmet Türkarslan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Orta Çağ'da Karadeniz tarihi ve coğrafyası (8-13. yy)

En eski dönem tarihçileri Karadeniz'i bileşik bir yaya benzetiyorlardı. Bu yayın batı ucu, Karadeniz'in diğer denizlerle bağlantı kurduğu Boğaziçi'nde, doğu ucu ise Kafkas dağlarından gelen suyla beslenen Riyon ırmağındadır. Bunların arasında kuzeye doğru kıvrılan iki kavis vardı. Bunlardan biri Bulgaristan, Romanya ve Ukrayna kıyılarından, diğeri ise Gürcistan ve Rusya sahillerinden geçmekteydi. Birbirlerine doğru radikal bir eğim yapan bu kavisler, iki sığ körfezi oluşturmaktaydılar. Batıdaki kavis; Tuna ve Dinyeper ırmaklarının ağzından dolaşırken, doğudaki kavis ise; Karadeniz'i Azak denizine bağlayan ve Kimmerya Boğazı diye bilinen Kerç Boğazı'na doğru uzanmaktaydı. Ve bu iki kavis Kırım yarımadasında birleşmekteydi. Nitekim yay üzerinden bu tarife devam edersek, eski coğrafyacıların ifade ettiği kadar düz olmayan bu kiriş (yani yayın tutturulduğu ve çekildiği ip), modern Türkiye boyunca uzanmaktaydı. Bu bakımdan Karadeniz, kendisine kıyısı olan ülkelerce ve bu denize gelen ilk Yunan kolonileri sayesinde isimlendirilerek, farklı zaman dilimlerinde çeşitli adlandırmalara sahip olmuştu. Böylece Karadeniz; en eski Yunanca'da Pontos Axeinos yani Kasvetli ya da Kara olarak isimlendirilmişti. Özellikle Bulgarca ve Rusça'da Çerno More, Romence Marea Neagra, Ukraynaca Çorne More, Gürcüce Şavi Zğva gibi çeşitli dillerde de adlandırılmaları mevcuttur. Diğer taraftan kuzeyde ve batıda geniş Tuna, Dinyeper, Dinyester ve Don nehirleriyle beslenen sulak alanlar, güneyde hızlı akan Kızılırmak, Yeşilırmak ve Fasis (Riyon) nehrinin oluşturduğu küçük deltalara zıtlık oluşturmaktaydı. Nitekim iklimlerde de farklılıklar vardı. Kuzeybatının step bölgelerinde soğuk kışlardan sonra sıcak ve kuru yazlar yaşanmaktaydı. Güneydoğu yaylalarında ise astropikal iklim sonucu kışlar ılık, yazlar nemli ve bol yağışa sahip bir iklim mevcuttu. Karadeniz'in bu coğrafi ve ekolojik yapısının yanı sıra Asya'nın iç kesimlerinden Hazar denizi'nin kuzeyinden Karadeniz'in kuzey ve çevrelerine kadar gelen bozkır Türkleri, buralarda hâkimiyetler kurarak, Karadeniz'in siyasi ve ticari yapısına etki etmişlerdi. Dolayısıyla Karadeniz havzası kıyı ve iç kesimlerinin tamamı göçebe Türk kavimleri olan; Kimmerler, İskitler, Sarmatlar, Hunlar, Sabirler, Avarlar, Ogurlar, Uzlar, Peçenekler, Hazarlar, Kumanlar ve Moğollar tarafından ele geçirilmişti. Ayrıca sonraki yüzyıllarda Karadeniz hâkimiyetinde önemli siyasi ve ticari etkilere sahip olan Karadeniz'in güneyindeki Anadolu Pontus Devleti, Roma ve onun devamı olan Bizans, Selçuklu Devleti, Anadolu Türk Beylikleri ve Trabzon Rum imparatorluğu Karadeniz'in siyasi ve ticari hayatında önemli gelişmelere sebep olmuşlardı. Özellikle bu göçebe Türk kavimleri dışında kuzeyden gelen Gotlar ve Ruslar Karadeniz ticaretinde söz sahibi olmuşlardı. Bu bakımdan M.Ö. 6 ve 5. Yüzyıllardan başlamak suretiyle Karadeniz'in güney ve kuzey bölgelerinde Grek ve Yunanlılar tarafından birçok koloniler kurulmuştu. Öyle ki, Batı Ege kıyılarında ve Kıta Yunanistan'da yaşayanlar çeşitli tahıl ve hububat ürünlerine ihtiyaç duymaktaydı. Fakat yaşadıkları bölge dağlık ve herhangi bir tahıl ya da hububat ürünlerinin yetiştirilmesine uygun bir coğrafya olmadığından, bu ürünleri elde etmek için önce Marmara kıyıları ve İstanbul'a, sonrasında ise Karadeniz'e gelerek, hem Anadolu hem de Kuzey Karadeniz kıyılarında birçok ticari koloniler kurarak buralarda ticaret yapmaya başladılar. Özellikle bu ticaretin yapılmasına yönelik olarak, Karadeniz'in Batı ve Kuzey kıyılarında iyi miktarda tahıl, et, balık ve diğer başka hayvan ürünlerinin üretimi yapılmaktaydı. Dolayısıyla Karadeniz'in kuzey ve güneyinde yetiştirilen ve üretilen ürünlere, Anadolu ve Ege bölgesinin yoğun nüfuslarından dolayı ihtiyaç duyulmaktaydı. Bir müddet sonrada bu bölgeler arasında yoğun ticari ilişkiler silsilesi başlayacaktı. Milattan sonraki yıllarda da Karadeniz üzerindeki bu ticari ilişkiler devam etmişti. Böylece Karadeniz liman kentlerinden alınan ürünler, hem Kuzey Anadolu kıyılarındaki limanlar ve İstanbul üzerinden güneydeki ve Avrupa ülkelerine hem de Tuna nehri ağzındaki limanlar aracılığıyla karayolu ve Doğu yolu üzerinden Avrupa ülkelerine ulaştırılmaktaydı. 11 ve 12. Yüzyıllara gelindiğinde ise Akdeniz'deki İslam devletlerinin üstünlüğü önce Normanların sonrasında ise İtalyan şehir devletlerinin hâkimiyetine geçti. Fakat bu durumun, Karadeniz ile pek bir alakasının olmadığı gibi gözükse de, aslında dönemin Bizans imparatoru Alexios Komnenos, 1082 yılında Karadeniz'de ortaya çıkabilecek Norman tehlikesini uzaklaştırdığı gerekçesiyle Venediklilerle anlaşma yaparak, onlara imparatorluğun bütün limanlarında her türlü gümrük ve sınırlamalardan muaf tutulduğu ticari bir imtiyaz vermişti. Bu imtiyazlar daha sonra Bizans imparatorluğu tarafından İtalya'nın Pisa ve Cenova şehir devletlerine verilmiştir. Fakat bu sefer de bu imtiyazlar, Bizans imparatorluğunu siyasi ve ekonomik olarak güçsüz düşürmüştür. İlerleyen zamanda gemicilikte iyi bir seviyeye ulaşan İtalyan şehir devletleri, Akdeniz ticaretini ele geçirdiler. Fakat Karadeniz ürünlerine de ihtiyaç duymaktaydılar. Nitekim sonraki yıllarda Bizans imparatorluğunun İtalyan şehir devletlerini Karadeniz'e sokmama mücadelesine rağmen, İtalyanlar Karadeniz'e girerek, Karadeniz havzasının çeşitli kıyılarında ticaret kolonileri kurmuşlardı. Özellikle Kuzey Anadolu ve Kırım kıyılarında önemli İtalyan ticaret limanları mevcuttu. Dolayısıyla Karadeniz ticaretinde önemli bir faktör olan İtalyanlarla birlikte bölge ticareti önemli bir yükselişe geçmişti. Tabi ki bu İtalyanların Karadeniz ticareti içerisinde Bizans İmparatorluğu, Selçuklu Devleti ve öncesinde Karadeniz'in kuzeyindeki Hazarlar gibi bazı göçebe Türk kavimlerinin de önemli bir katkısı vardı. Anahtar Kelimeler:

KaradenizKaradeniz bölgesiOrta Çağ+3
Önder Güler
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

1990 sonrasında ABD ve Karadeniz

11 Eylül 2001 sonrası değişen ABD'nin güvenlik algısı ve uluslararasıkoşullar, etkisini Karadeniz'de göstermiştir. Küresel güç ABD'nin dünyaüzerinde askeri olarak henüz varlık gösteremediği, kontrolünü sağlayamadığıbölgelerden biri olan Karadeniz, aynı zamanda jeopolitik konumu nedeniyleHazar Enerji kaynaklarının Batı ekonomilerine transferinde ana güzergahlarıbarındırmaktadır. Bu nedenle bölgede kontrolü sağlamak üzere ABD, AB veRusya arasında uluslararası çok yönlü bir rekabet yaşanmaktadır. Türkiye iseKaradeniz'e kıyıdaş olmanın ötesinde, sahip olduğu Boğazlar nedeniylebölgenin kilit ülkesidir. Dolayısıyla Karadeniz, Türkiye'nin anılan aktörlerleilişkilerini etkileme potansiyeline sahiptir. ABD, askeri olarak varlıkgösteremediği bölgede askeri varlığa sahip olabilemek ve kendisine yakınhükümetlerin iktidarda olması için çaba göstermektedir. Türkiye ise; bölgedebarış ve istikrarın sağlanmasını , ekonomik ilişkilerin ve kıyıdaş ülkelerinsosyo-ekonomik düzeylerinin gelişmesini, bölgede yaklaşık 75 yıldır olduğugibi kıyıdaş olmayan ülkelerin askeri varlığının sınırlı kalmasını ve Boğazlarüzerindeki kontrolünün devamını istemektedir. Dolayısıyla Türkiye'ninistekleri ABD'nin istekleri ile çelişmektedir ve şimdilik ertelenmiş gözükenABD'nin isteklerinin yeniden belirginleşmesi iki ülke ilişkilerini olumsuzetkileme potansiyeline sahiptir.

Amerika Birleşik DevletleriBoğazlarEnerji+2
Vehbi Çıkış
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Karadeniz güvenlik mimarisinin oluşumu ve Türkiye'nin rolü

Çağdaş jeopolitik teorilerin tamamına göre dünyanın merkezi ya da merkeze en kolay ulaşımı sağlayacak bir konumda yer aldığı kabul edilen Karadeniz Bölgesi, Soğuk Savaş sonrası dönemde gerek zengin enerji kaynaklarına sahip olan bölgelere komşu olması gerekse de söz konusu enerji kaynaklarının dünya pazarlarına taşınmasında oynadığı rol dolayısıyla ön plana çıkmıştır. Diğer taraftan bölge, "donmuş/dondurulmuş çatışmalar" olarak adlandırılan simetrik tehditlerin yanı sıra asimetrik tehditleri de bünyesinde barındırmaktadır. Bu çerçevede çalışmada, bahsi geçen tehditlerin bertaraf edilerek, bölge güvenliğinin sağlanmasında Türkiye'nin oynadığı rolün tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda bölgede yer alan simetrik tehditler, askeri sektörlerden kaynaklanan tehditlerin yanı sıra, politik, ekonomik, toplumsal ve çevresel sektörlerden kaynaklanan tehditleri de güvenlik gündemine dahil eden güvenlikleştirme teorisi çerçevesinde, asimetrik tehditler ise bölgesel ve uluslararası dinamikler çerçevesinde incelenmiştir. Takiben Karadeniz Bölgesi'nin güvenliğini sağlamaya yönelik yapılanmalar değerlendirilerek, anılan güvenlik yapılanmaları çerçevesinde Türkiye'nin bölgesel güvenliğe yönelik katkıları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Yapılan incelemeler sonucunda gerek Batılı değerlere olan bağlılığı gerekse de bölgesel sorunların çözümünde başta bölgenin büyük oyuncusu RF olmak üzere bölge devletlerinin önceliklerini ve katılımını da dikkate alan politikalarıyla Türkiye'nin bölgesel güvenliğin sağlanmasında önemli bir rol oynadığı ve Soğuk Savaş sonrası dönemde dört adet bölgesel örgütün kuruluşuna öncülük ederek, bölge devletlerinin aralarındaki problemleri çatışmaya dönüşmeden, diyalog yoluyla çözümlemeleri için zemin hazırladığı tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Karadeniz, Geniş Karadeniz Bölgesi, Güvenlikleştirme, Toplumsal Güvenlik, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örğütü

Bölgesel politikalarBölgesel stratejiGüvenlik+7
Selim Kurt
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Destinasyon bazında marka denkliği ve Doğu Karadeniz yaylalarının eko turizm açısından marka denkliğine ilişkin bir uygulama

Bu araştırmanın amacı, eko turistlerin Doğu Karadeniz sahil şeridindeki yaylaların marka denklik algılamasını ölçmektir. Bu araştırmada David Aaker'in marka denkliği modelinin unsurları destinasyon markalarına uyarlanmıştır. Bu unsurlar; destinasyon markası çağrışımları, destinasyon markası farkındalığı, destinasyon markası algılanan kalitesi ve destinasyon markası sadakatidir. Destinasyon markası unsurlarının farklı boyutlarıyla yaylaların eko turizm açısından algılanan denklikleri ortaya konmuştur.Araştırmanın ana kütlesi 2009 yaz sezonunda Doğu Karadeniz'de bulunan altı yaylayı ziyaret eden eko turistlerdir. Sözü geçen altı yayla; Artvin ? Hopa ? Kafkasör Yaylası ve Turizm Merkezi, Rize ? Çamlıhemşin ? Ayder Yaylası ve Turizm Merkezi, Gümüşhane ? Torul ? Zigana Yaylası ve Turizm Merkezi, Giresun ? Bulancak ? Bektaş Yaylası ve Turizm Merkezi ve Ordu ? Aybastı ? Perşembe Yaylası ve Turizm Merkezidir. Bu ana kütleden kolayda örneklem seçimine göre 540 turist seçilmiştir. Her yaylada 90 anket yapılmış ve toplamda 385 anket istatistiksel analize dahil edilmiştir.

DestinasyonDoğu Karadeniz bölgesiEkoturizm+6
Elif Çolak
Gazi University · Institute of Educational Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı öncesi dönemde Trabzon şehri

Osmanlı Öncesi Dönemde Trabzon Şehri adlı tez çalışmamızda, Trabzon şehrinin Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı Devleti sınırlarına katılmasına kadar geçen dönemdeki iktisadi ve siyasi hayatına dair tarihi malumatlar aktarılmaya çalışılırken ağırlıklı olarak 11. yüzyıl ve sonrası dönem ele alınmıştır.Ticaret merkezi olma vasfını her zaman koruyan Trabzon, Bizans Devletinin sınırları içinde olduğu zamanlarda askeri üs kimliği de kazanmıştır. Coğrafyanın da verdiği avantajla zaman zaman bağımsız hareket eden valilerce idare edilen şehir, IV. Haçlı Seferinin ardından kurulan Trabzon Devleti zamanında Selçuklu, Moğol, Akkoyunlu, Timur ve Anadolu'ya yerleşmiş Türk Beylikleri ile beraber Osmanlı gibi güç odaklarıyla da bir devlet merkezi olarak irtibat halinde olmuştur.

KaradenizOrta ÇağTarih+2
Fatih Aksoy
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessEN

On the threshold of the Black Sea: Intersecting discourses of identity and empire in the paintings of Ivan Konstantinovich Aivazovsky

This dissertation examines the relationship between the visual arts and the imagination and construction of identities and spaces. It focuses on Ivan Konstantinovich Aivazovsky (1817-1900) within a cross-cultural network of meaning, in particular addressing the manifold functions of the visual arts in nineteenth-century Russian society, while attending to a diverse range of voices within, and beyond, Russian culture. This study examines how art and material culture were used to construct imperial, national, and social identities in the nineteenth-century Russian Empire and its southern coasts, and how these ways of making sense of the world interacted. Combining iconographic analysis of selected paintings, the context of nineteenth-century artistic milieus, and the biography of the artist, my research illuminates how the art of Aivazovsky was used to mediate critical stages in the relations of the nineteenth-century Black Sea world. It also shows how artistic and material contexts clarified the emergence of specific possibilities of national identity and their extension to the imperial. Analyzing Aivazovsky's oeuvre thematically, in Ottoman and Armenian as well as Russian contexts, while retaining the artist's intersecting identities (Russian, Russian-Armenian, and Armenian), facilitates a more nuanced understanding of nineteenth-century visual culture and cultural diplomacy involving Russia, the Ottoman Empire, and Armenia. Thus, art is shown to have functioned simultaneously as a process of building contextual cultural identifications and an instrument for cross-cultural and cross-imperial dialogue. Going beyond another round of national struggle for cultural ownership, the thesis investigates the complexity of context, artist, and oeuvre that emerged before the cultural hegemony of the nation. By contextualizing Aivazovsky as "in-between" and "across," rather than as embedded in the nation (or any given empire), this dissertation revises our understanding of his influence. A focus is placed on the function of the artist in respect of the histories, cultures, and politics of the peoples around the Black Sea and recalling of an older, more deeply rooted, artistic and intellectual cultural mapping of this region. By analyzing not only the ever-shifting state policies with respect to the Black Sea region but also the varying aspects of the Black Sea topography (and specifically the Crimean region) in the Russian imagination, I offer intriguing perspectives on the shifting sense of "Russianness" itself as the nation looked to move form a land-based (supposed backward) territorial empire to a maritime (forward-looking) imperial power. Locating in his creative works the features of his "national" character as a Russian imperial citizen, the expressions of the ancient culture of the Armenians, and his passion for the natural beauty of the Black Sea, my new approach views Aivazovsky as a painter, subject, and citizen operating simultaneously within, beyond, and across imperial borders and national imaginaries.

19. centuryAivazovsky, Ivan KonstantinovichArmenian painting art+6
Fatma Coşkuner
Koç University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Güncel uluslararası politikada Karadeniz'in yeri

Soğuk Savaş süresince iki kutuplu uluslararası sistemin sınır alanlarından birini oluşturan Karadeniz, küresel ve bölgesel aktörlerin politikalarında sahip olduğu jeopolitik ve jeoekonomik potansiyelin çok gerisinde bir öneme sahip olmuştur. Soğuk Savaşın sona ermesi, bölge açısından uluslararası arenada yaklaşık 45 yıl süren göz ardı edilme döneminin sona ermesi ve bölgenin tarihin çeşitli dönemlerinde olduğu gibi yeniden önemli bir kültür ve ticaret merkezi olarak sahneye çıkması açısından dönüm noktası olmuştur.Soğuk Savaşın ardından başlayan yeni dönemde demir perdenin ortadan kalkmasına paralel olarak bölgede kendi çıkarları doğrultusunda politika izleme özgürlüğüne kavuşan birçok bağımsız aktör ortaya çıkmıştır. Yeni dönemde bölge ülkelerinin birbirleri ve uluslararası kurumlarla ekonomik, politik, askeri, kültürel v.b. ilişkilerin yoğunlaştığı gözlenmektedir.Karadeniz yeni dönemde sahip olduğu jeostratejik önem paralelinde uluslararası kamuoyunun önemli gündem maddelerinden biri haline gelirken, küresel ve bölgesel aktörlerin mücadele zemini olmuştur. Önümüzdeki dönemde bölgenin geleceği, kendi doğal dinamiklerinin yanı sıra, bölgesel ve küresel aktörler arasındaki mücadelenin parametrelerine bağlı olarak şekillenecektir. Vurgulanması gereken unsur, Karadeniz'de bir ?güç boşluğu? değil ?güçler dengesi? sisteminin var olduğudur. Karadeniz'deki bölgesel ve bölge dışı güçlerin asırlar boyu süren rekabeti neticesinde ortaya çıkan bu denge, yazılı ifadesini Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile bulmuştur. Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Türk Boğazları ile Karadeniz'in hukuki statüsünü belirleyen bir uluslararası antlaşma olmanın ötesinde Karadeniz'deki güçler dengesinin sembolüdür.Önümüzdeki dönemde bölgede çıkarları bulunan aktörlerden birinin Karadeniz'deki güçler dengesini kendi lehine değiştirmeye yönelik bir girişimde bulunmasının, güçler dengesi prensibi çerçevesinde hegemonik bir gücün oluşmasını engellemek üzere diğer aktörlerin de devreye girmesine yol açacağı ve bölgede sancılı bir süreç yaşanmasına neden olacağı düşünülmektedir.

Güç dengesiKaradenizSoğuk savaş+2
Burcu Çörten
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Güneydoğu Karadeniz'de ihtiyoplankton dağılımı ve mevsimsel değişimi

Bu çalışma Güneydoğu Karadeniz bölgesinde 2008-2009 yılları arasında Hopa, Sürmene ve Giresun bölgelerinde dağılım gösteren balıkların pelajik yumurta ve larvalarının türü, dağılımı ve bollukları ile bunları etkileyen çevresel parametreler tespit edilmiştir. Birinci yıl, Sürmene koyunda 5 ve 2,5 mil açıkta, kıyı ve liman içi olarak belirlenen 4 istasyonda aylık olarak horizontal ve kademeli vertikal örneklemeler yapılmıştır. Ayrıca çevresel parametrelerden sıcaklık, tuzluluk ve oksijen seviyeleri ölçülmüştür. İkinci yıl, bölgesel farklılıkların belirlenmesi amacıyla Hopa, Sürmene ve Giresun bölgelerinde istasyonların konumu aynı tutularak mevsimsel örnekleme yapılmıştır. 2008 yılı içerisinde 7 takımdan 30 türün yumurta ve (veya) larvası tanımlanmıştır. Bu türlere ait toplam 14812 adet yumurta ve 2827 adet larva incelenmiştir. 2009 yılında 3 bölgede (Hopa-Sürmene-Giresun) 8 takımdan 42 türe ait 51747 adet yumurta ve 23685 adet larva tanımlanmıştır. 2009 yılı için 15 farklı tür tanımlanmıştır. İki yıllık çalışma sonucunda, türlerin genelde yaz aylarında üreme döngüsüne girdiği görülmektedir. Tür sayısı ile çevresel parametrelerden elde edilen değerler arasında, tür sayısı ile sıcaklık arasında güçlü (r = 0,86) doğrusal bir ilişki olduğu, oksijen içeriğiyle olan ilişkinin de yüksek (r = -0,71) ancak ters yönde olduğu, tuzlulukla arasında gözlenen ilişkinin diğer iki etkene göre düşük (r = -0,33) ve ters olduğu belirlenmiştir.

Balık yumurtasıKaradenizLarva+1
Ahmet Şahin
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Karadeniz'de hamsi (Engraulis encrasicolus L. 1758) avcılığında uygulamaya konulan yönetim stratejilerinin (Gündüz av yasağı ve kota uygulamaları) stok yapısına ve balıkçılık ekonomisine olan etkilerinin araştırılması

Bu araştırmada, Karadeniz'deki hamsi (Engraulis encrasicolus L. 1758) stokuna ilişkin günümüz yönetim stratejilerinin etkisi araştırılmıştır. 2010-2011 av sezonundaki Karadeniz balıkçılığının ekonomik durumu özetlenmiştir.Elde edilen sonuçlara göre von Bertalanffy büyüme parametreleri sırasıyla 2009-2010 av sezonu için L?=15,48 cm, k=0,4836, t0 = -1,402 ve 2010-2011 av sezonu için L?=15,22 cm, k=0,480, t0 = -1,497 olarak bulunmuştur.2009-2010 av sezonu için toplam anlık ölüm oranı (Z) 2,74 yıl-1, doğal ölüm oranı (M) 0,66 yıl-1, avcılık ölüm oranı (F) 2,08 yıl-1, işletme oranı (E) 0,75 yıl-1 ve 2010-2011 av sezonu için (Z) 2,76 yıl-1, (M) 0,66 yıl-1, (F) 2,10 yıl-1, optimum av çabası (F0.1)1,2 yıl-1 ve de (E) 0,76 yıl-1, olarak hesaplanmıştır. Bu sonuçlara göre, gündüz av yasağı uygulaması ile av çabasında %50' lik bir azalma balıkçılık ölüm oranında % 100'lük bir azalmaya sebebiyet vermiştir. Ancak, bu azalmanın yetersiz olduğu sürdürülebilir avın sağlanabilmesi için % 50'lik bir azalmanın daha gerekli olduğu dolayısıyla Karadeniz hamsi stoklarındaki aşırı avcılık tehdidinin devam ettiği tespit edilmiştir. Av çabasındaki bu azalmanın av yasaklarının Ekim ayının sonuna kadar uzatılması ile sağlanacağı önerilmiştir. Bu önerinin balıkçılar tarafından da kabul gördüğü yapılan anket sonucunda belirlenmiştir.2010-2011 av sezonu boyunca hamsi kaynaklı Ekonomik rantabilite oranı (ROİ) ortalama değeri % 10,55, Mali rantabilite oranı ortalama değeri % 8,45 olarak bulunmuştur. ROİ ortalaması, Sektör Ortalamasının (% 2,2) üzerinde olduğu tespit edilmiştir. Mali rantabilite ortalamasının Fırsat Maliyeti açısından banka getirisinden yüksek oluşu müteşebbis balıkçılar tarafından sarf edilen emeğin boşa gitmediğini göstermiştir.

Ekonomik analizHamsi balığıKaradeniz
Salih İlhan
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Karadeniz'de balıkçılık yönetimi uygulamalarının balıkçılığımıza olan etkilerinin değerlendirilmesi

Bu çalışma, balıkçılık yönetimi uygulamalarının sektörel, sosyal ve ekonomik açıdan Karadeniz balıkçılığına etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Balıkçı filosunun sayı ve nitelik açısından büyüklüğü ortaya konmuş, tekne boyu ve motor gücü değişiminin etkileri belirlenmiştir. Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) alınmayan yakıt kullanımı, teknelerin %20 boy uzatma hakkı gibi uygulamaların etkileri araştırılmıştır. Balıkçıların görüşlerini almak için anket çalışması yapılmıştır. Karadeniz?de avcılık yapan teknelerin ruhsat defterleri incelenerek tekne niteliklerindeki değişim ortaya konulmuştur. Türkiye İstatistik Kurumu veri seti kullanılarak tekne karakteristikleri ile avcılık faaliyetleri arasındaki ilişkiler incelenmiştir. İşgücü veya giderler ile üretim arasındaki ilişkiler, tekne boyu veya motor gücünün üretimle olan ilişkilerinden daha yüksek bulunmuştur. Son yıllarda, teknelerin motor güçlerinde önemli artışlar meydana geldiği görülmüştür. Bu artışa, balıkçılar arasındaki rekabetin, ava ve pazara erken ulaşma çabasının etkili olduğu, ÖTV?siz yakıtın da bu artışı hızlandırdığı tespit edilmiştir. Filonun azaltılmasına ihtiyaç olduğu, av gücünün daha fazla büyümemesi için motor güçlerine sınırlama getirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Teknelerin gelir ve karlılıkları dikkate alındığında balıkçı teknelerine yapılan motor gücü değiştirme yatırımlarının bir çoğunun aslında gereksiz olduğu görülmektedir.

Gırgır balıkçılığıGırgır tekneleriKaradeniz+2
Erdal Üstündağ
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Karadeniz Ekonomik İşbirliği örgütü

Tarihin her döneminde mücadele alanı olan Karadeniz Bölgesi, Soğuk Savaş'ın ardından yeniden şekillenmeye başlamıştır. Türkiye'nin öncülüğünde başlayan KEİ girişimi, Karadeniz'deki yeni düzenin ilk habercisidir. Soğuk Savaş sırasında ihtilaflı olan taraflar, ekonomi tabanlı bir uluslararası örgüt bünyesinde bir araya gelmeyi kabul ederek yeni bir sayfa açmışlardır.1992 yılında KEİ ile resmen başlayan girişimler, 1999 yılında bir hukuk kişisi olarak ortaya çıkan KEİÖ ile yeni bir boyut kazanmıştır. Kurum yapısı, iç işleyişi, işbirliği alanları ve dış ilişkileri dikkate alındığında oturmuş bir uluslararası örgüt olan KEİÖ, başlangıçtaki hedeflerini gerçekleştirememiştir. Ancak kurulduğu günden bu yana geldiği nokta değerlendirildiğinde, önemli bir mesafe kat ettiği görülmektedir. Kurum yapısında yapılacak değişikliklerin siyasî kararlılıkla birleşmesi durumunda, KEİÖ'nün çok ciddi bir başarı elde etmesi kaçınılmazdır.Kuruluşundan itibaren AB merkezli bir anlayışa sahip olan KEİÖ, AB'den beklediği ilgiyi görememiştir. AB'nin içine girdiği kriz dikkate alındığında, KEİÖ'nün diğer uluslararası örgütlerle, özellikle de Asya kıtasındaki kuruluşlarla işbirliği geliştirmesi daha yararlı olacaktır. Ayrıca, KEİÖ üzerinden gelişen ilişkiler sayesinde Karadeniz güvenliği konusunda ortaya çıkan Türk-Rus ittifakı ve KEİÖ'nün ekonomi dışındaki alanlarda da işbirliği gerçekleştirme çalışmaları göz önüne alındığında, örgütün KİÖ'ye dönüşmesi düşünülebilir. Bu konuda, kilit devletler olan Türkiye'nin ve Rusya'nın tavrı belirleyici olacaktır.

Bölgesel örgütlenmeEkonomi politikalarıKaradeniz+6
Bahadır Bumin Özarslan
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Güney Karadeniz'de mesozooplankton kompozisyonu ve dağılımı

Bu çalışmada, mesozooplanktonun mevsimsel dağılımı ve tür kompozisyonu, Güney Karadeniz Bölgesi Trabzon açıklarında yer alan istasyonda 1999-2006 yıllarında karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Zooplankton örneklemesi 75 µm ağ göz ve 75 cm ağız açıklığına sahip Kahlsıco model plankton kepçesi kullanılarak 150 metreden yüzeye dikey olarak gerçekleştirilmiştir.Güney Karadeniz bölgesinde 1999- 2006 yıllarında toplam 19 zooplankton türü tanımlanmıştır. Besin zooplanktonunun en yüksek bolluk değerleri, 1999 yılında Eylül (172.242 birey/m2), 2000 yılında Ağustos (926.679 birey/m2), 2001 yılında Aralık (938.544 birey/m2), 2002 yılında Şubat (1.669.397 birey/m2), 2005 yılında Nisan (666.822 birey/m2) ve 2006 yılında Haziran ayında (488.749 birey/m2) belirlenmiştir. Araştırma periyodu boyunca copepodlardan Acartia clausi 2000 yılı Ağustos ayında (43.219 birey/m2), Calanus euxinus 2001 yılı Nisan ayında (52.690 birey/m2), Pseudocalanus elongatus 2005 yılı Nisan ayında (33.955 birey/m2), Oithona similis 2001 yılında Ağustos ayında (50.008 birey/m2), Paracalanus parvus 2002 yılında Şubat ayında (25.918 birey/m2) ve Centropages ponticus 2006 yılında Eylül ayında (9.306 birey/m2) en yüksek bolluk değerleri tespit edilmiştir. Noctiluca scintillans'ın, çalışma bölgesinde Haziran 1999, Haziran 2005 ve Mayıs 2006 tarihlerinde en baskın tür olduğu belirlenmiştir.Meroplankton, maksimum değerleri Eylül 1999, Ağustos 2000, Aralık 2001, Ocak 2002, Nisan 2005 ve Haziran 2006 tarihlerinde tespit edilmiştir. Meroplanktona en büyük katkıyı 1999 yılı hariç bivalve larvaları yapmıştır. Oikopleura dioica (Appendicularia) yüksek bolluk değerleri 1999 yılında Aralık, 2000 yılında Eylül, 2001 yılında Ekim, 2002 yılında Şubat, 2005 yılında Nisan ve 2006 yılında Haziran ayında bulunmuştur. Sagitta setosa (Chaetognatha)'nın en yüksek bolluk değeri 2001 yılı Ağustos ayında saptanmıştır.Akçakoca (Düzce)- Trabzon arasında sonbahar döneminde on istasyonda yapılan çalışmada copepod bolluk değerleri istasyon derinliğine bağlı olarak değişmekle birlikte Batı'dan Doğu'ya doğru bolluk değerlerinde genel bir artış olduğu gözlenmiştir.

KaradenizMesozooplanktonMevsimsel dağılım
İlknur Yıldız
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Güneydoğu Karadeniz'de pigment konsantrasyonu ve birincil üretimin çevre koşulları ile etkileşimi

Şubat-Aralık 2009 tarihleri arasında Güney Doğu Karadeniz kıyısal ekosisteminde yürütülen bu çalışmada, fitoplanktonun kalitatif ve kantitatif değişimi, fotosentetik pigment konsantrasyonu, birincil üretim miktarı ve bunların çevre koşulları ile etkileşimi araştırılmıştır.Yapılan CTD ölçümlerinde elde edilen sıcaklık ve tuzluluk profilleri Karadeniz'in genel karakteristiğine uyan eğilimler göstermiştir. Oksijence zengin üst tabakanın kalınlığı yılın sıcak dönemlerinde 40-60 m arasında değişim gösterirken soğuk dönemlerinde ise 60-80 m'ye kadar inmiştir. 140 m'den sonra anoksik bölge belirlenmiştir. PAR derinliğinin ortalama 27-30 m arasında değiştiği belirlenmiştir. Sönümlenme katsayıları (Kd) kıyı ve açık sular için sırasıyla 0.18±0.07 m-1 ve 0.18±0.06 m-1 olarak hesaplanmıştır.Besin elementlerinden nitrat değerleri Karadeniz için belirtilen değerlerin üst sınırlarında tespit edilmiştir (2,3 µg-at/L). Ortalama nitrat konsantrasyonu kıyı ve açık sularda sırasıyla 2.18-2.21 ?g?at/L olarak ölçülmüştür. Nitrit konsantrasyonları ise sırasıyla 0.07?0.09 ?g?at/L olarak ölçüşmüştür. Kıyı sularda ortalama fosfat konsantrasyonu 0.018 ?g?at/L iken açık sularda ise bu değişim 0.023 ?g?at/L olarak belirlenmiştir. Silikat değeri Karadeniz'in batı bölgelerinde tespit edilen değerleri (0.8-1.5 µg-at/L) aşmamıştır. Silikat konsantrasyonları ise kıyı ve açık sularda 0.13 ?g?at/L olarak belirlenmiştir.Çalışma sahasında fitoplankton bloomları Mayıs ve Eylül aylarında gözlenmiştir. Bunlara ek olarak Kasım ayında kokkolitoforların neden olduğu üçüncü bir bloom da tespit edilmiştir. HPLC sonuçlarına göre pigment konsantrasyonları ile hücre sayıları arasında tespit edilen yüksek oranlardaki ilişki fukoksantin pigmenti diatom grupları için, peridinin dinoflagellat grupları için ve 19-heksanoloksifukoksantin ise kokkolitofor için marker pigment olarak kullanılabileceğini göstermiştir.C-14 deneylerinde kıyı sularda birincil üretim miktarları kıyı sularda 431-1392 mgCm-2gün-1 arasında değişim gösterirken, açık sularda 126-1332 mgCm-2gün-1 arasında değişim göstermiştir.

KaradenizKlorofil-A
Ertuğrul Ağırbaş
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Roma İmparatorluk Dönemi'nde Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi yerleşimleri

Karadeniz Bölgesi'nin geçmişini aydınlatmayı amaçlayan arkeolojik araştırmaların henüz istenen düzeyde olmadığı dikkati çekmektedir. Bununla birlikte, son yıllarda artan ilgi, Karadeniz Arkeolojisi adına sevindirici bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Tez konusunun belirlenmesinde, Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi'nde Roma İmparatorluk Dönemi'ne ait çalışmaların çok az sayıda olması etkendir. Çalışma konusu olan coğrafyanın sınırlanmasında, günümüz Türkiye kara sınırları dikkate alınmıştır. Tez çalışmasında incelenen Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi, antik dönemde Pontus Bölgesi'nin tamamını ve Galatia ve Paphlagonia Bölgesi'nin bir kısmını kapsamaktadır. Batıda Halys Nehri, güneyde Kappadokia, kuzeyde Karadeniz ve doğuda Kolkhis Bölgeleri'ni içine almaktadır; sınırları zamanlara göre değişim göstermektedir. Anadolu toprakları, MÖ 133'te III. Attalos'un vasiyetiyle Roma Cumhuriyeti'ne bırakılmış; MÖ 129'da Roma'nın Asya eyaleti olarak ilan edilmiş ve bu tarihten sonra "Asia Minor" olarak anılmıştır. MÖ 74 yılında Bithynia, MÖ 63 yılından sonra, Bithynia- Pontus Eyaletleri'nin kurulmasıyla Karadeniz'de Roma egemenliği sağlam bir yapı kazanmıştır. Tez konusu kapsamında, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize, Artvin, Amasya, Tokat, Gümüşhane ve Bayburt İlleri'nin Roma İmparatorluk Dönemleri'ndeki durumları araştırılmıştır. Roma İmparatorluk Dönemi'ne ait arkeolojik eserler, müzelerde ve ören yerlerinde çok sayıda bulunmasına rağmen ve bu döneme ait yerleşimlerle ilgili kapsamlı bir araştıştırma olmadığı dikkati çekmektedir. Anahtar kelimeler: Arkeoloji, Anadolu, Roma, Karadeniz, Yerleşim.

Doğu Karadeniz bölgesiKaradenizKaradeniz bölgesi+4
Esen Aktaş
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa komşuluk politikası çerçevesinde AB'nin Karadeniz bölgesine yönelik politikası

Soğuk Savaş boyunca Karadeniz Bölgesinin neredeyse tamamının (Türkiye hariç) Sovyet kontrolü ve baskısı altında olması sebebiyle, özellikle Batı ülkeleri ve uluslararası aktörlerin bölgeye yönelik herhangi bir girişimde bulunması pek mümkün olmamıştır. Fakat Sovyetler Birliği'nin yıkılması sonucunda bölge iç dinamiklerinde daha önce görülmemiş bir derecede hareketlilik yaşanmış ve bölgenin jeopolitik dengesi Batı lehine değişmeye başlamıştır. Soğuk Savaş sonrası AB'nin Karadeniz Bölgesine olan ilgisi artmıştır. Fakat AB, bu dönemde dikkatini ağırlıklı olarak Avrupa Akdeniz Ortaklığı ve kendisine Karadeniz'e kıyasla coğrafi olarak daha yakın olan Balkanlar'da patlak veren olaylara odakladığından Karadeniz'i dış politikasının öncelikli alanları arasına almamıştır. Dolayısıyla AB, Sovyetler Birliği'nin yıkılmasının ardından, Karadeniz Bölgesinde oluşan kaotik ve çatışma ortamının çözümüne ilişkin bölgesel düzeyde etkin herhangi bir girişimde bulunmamıştır. Fakat AB, 2007'deki genişleme dalgasıyla sınırlarını Karadeniz'e kadar genişletmesi sonucu bölgede bir iç aktör konumuna gelmiştir. Bu durum, AB'ye Karadeniz'e yönelik bölgesel düzeyde girişimlerde bulunması için büyük fırsat ve imkân sunmuştur. Bu bağlamda AB, Avrupa Komşuluk Politikası'nın eksik yönlerini tamamlamak üzere Karadeniz Sinerjisi ve Doğu Ortaklığı gibi Karadeniz'e yönelik bölgesel girişimler başlatmıştır. Bu kapsamda, tezin ana amacı Avrupa Komşuluk Politikası ve onun çerçevesinde kurulan bu bölgesel girişimlerin gelişimi, hedefleri, temel nitelikleri ve eksik yönlerini analiz etmek ve ayrıca bu girişimlerin işleyişindeki temel sorunların neler olduğu ve bunların ne derecede başarılı olduğunu incelemektir.

Avrupa BirliğiDoğu OrtaklığıKaradeniz+6
Yiğit Yamanlar
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Güney Karadeniz baseninin geç kuvaterner dönemi jeolojik evrimi

Karadeniz yalnızca 34 m derinlikteki bir eşik aracılığı ile Marmara denizi ve Akdeniz ile bağlantılı ve 2200 m derinliğe ulaşan bir basendir. Bu eşiğin varlığı iki önemli olaya neden olmaktadır. Birincisi, son buzul dönemi sırasında dünya genelindeki deniz seviyeleri eşik derinliğinin daha da altına düştüğü için Karadeniz diğer denizlerle olan bağlantısını yitirmiş ve tatlı su sedimentlerinin depolandığı bir ortama dönüşmüştür, ikinci olgu Karadeniz ve bağlı olduğu denizler arasındaki su değişiminin sınırlı olmasıdır. Sonuç olarak günümüz koşullarında Karadeniz, oksik/anoksik sınırın 100-150 m derinliklerde yer aldığı yarı öksinik bir denizdir. Son derece enteresan olan bu iki özellik derin deniz sedimentlerinin bileşiminde belirgin bir biçimde izlenmektedir. Oksijensiz dip sularının biyoturbasyonu engellemesi nedeniyle derin su ortamındaki sedimentler, laminalar şeklinde istiflenerek sedimentasyondaki mevsimsel değişimleri aynen yansıtırlar. Karadeniz abisal bölümünde normal çökelme koşullarıyla biriken sedimentler hiçbir değişikliğe uğramadan aynen korunurlar. Basen tabanında çökelmiş olan sedimenti karıştırıcı biyolojik herhangi bir işlevin meydana gelebilmesi tamamen olanaksızdır. Karadeniz sedimentleri esas olarak üç belirgin üniteye ayrılmıştır; Holosen dönemi yarı öksinik denizel fasiyes (ünite I), geçiş fasiyesi (ünite II) ve Würm buzul dönemi sonlarına ait tatlı su istifleri (Unite III). Bu farklı üniteler Karadeniz baseninin Holosen dönemi deniz seviyesi değişimlerine göstermiş olduğu tepkilerin bir simgesidir. Güney Karadeniz baseninin derin kesimlerinde anoksik koşullarda çökelmiş ünite I ve Ünite II sedimanter birimlerinde yapılan çalışmalarla son 4000 yıllık döneme ait sedimentasyon oranları saptanmıştır. Sapropel biriminin (ünite II) depolanma başlangıç zamanı olarak 3500-4000 yıl BP VY (VY-Varv yılı) tesbit edilmiştir. Bu dönem esas olarak yüksekçe olan birincil üretim ve hayli fazla olan karasal kökenli organik madde girdisi etkisinde yüksek organik karbon birikme oranlarıyla karakteristiktir, izleyen dönemlerde organik karbon birikme oranı belirgin bir şekilde azalırken litojenik materyalde güncelV seviyesine doğru artışlar gerçekleşmiştir, ünite I in başlangıcı olan 1000 yıl BP de genel sediraentasyon oranında yaklaşık %35 lik bir artış meydana gelmiştir. Sedimentasyon oranındaki bu fazlalık Karadeniz'de ani olarak görülmeye başlanan EnUZlarUa huxteyl nin neden olduğu karbonat sedimentasyonu artışı ile doğrudan ilişkilidir. Türbiditler, varvlı bölümlerde saptanmış bulunan normal mevsimsel sedimentasyondan son derece farklı olan toplam sedimentasyon miktarları üzerinde önemli etkilere sahiptirler. Türbidit sayı ve kalınlıkları, benzer sedimanter özelliklere sahip olan alanlardan ve birbirlerine yakın lokasyonl ardan alınmış karotlarda dahi aynı değildir. Türbidit ve slumplar basen merkezlerine önemli miktarlarda detritik malzeme girişine neden olmakta ve sedimentasyon oranlarını 2m/1000yıl seviyelerinin üzerine çıkarmaktadırlar. Bireysel türbiditlerin karotlar arası korelasyonunu yapabilmek mümkün olmamakla birlikte ünite I içerisindeki türbiditler 200'er yıllık aralıklarla kronolojik olarak basen genelinde gruplandırı İmi şiardır. Buna göre Güneydoğu Karadeniz baseninde son 1000 yıl içerisinde meydana gelen türbiditik olaylar Güneybatı Karadeniz basenine kıyasla daha azdır. Ayrıca derin basende tesbit edilebilen türbidit miktarlarında günümüze doğru belirgin artışlar vardır. Güneydoğu Karadeniz baseninden alınmış karotlarda yapılan varv sayım sonuçları Karadeniz baseninde O2/H2S geçiş zonunun gelişimini belirlemede yararlı olmuşlardır. Holosen sapropeli (ünite II) için derin basende 3500 - 1000 yıl BP, yamaçta yer alan diğer bir lokasyonda 2500 - 1000 yıl BP yaş menzili tesbit edilmiştir. Bu şekilde sapropel formasyonunun ilk önce basende başladığı saptanmıştır. Tüm veriler birarada değerlendirildiğinde Karadeniz baseninde 2200 m derinlikte anoksik koşulların başlangıç dönemi olarak 3650 yıl BP hesaplanmıştır.

KaradenizPalinolojik özelliklerÇökeller
Muhammed Duman
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
1992
00

Related subjects