Building materials
72 theses under this subject heading
Olympos Antik Kenti Erken Bizans Dönemi dini yapılarında malzeme ve teknik
Bu çalışmada Olympos Antik Kenti'nde yer alan Erken Bizans dönemi dini yapılarında kullanılan malzeme ve inşa teknikleri konu edilmiştir. Tez çalışması kent içerisindeki Erken Bizans Dönemi dini yapılarından altısını kapsamaktadır. Bu yapılardan üçü kentin kuzey bölümünde yer alan Nekropol Kilisesi ve aynı kompleks (Episkopeion) içerisinde bulunan Piskoposluk Kilisesi ve Vaftizhanesidir. Diğer üçü ise kentin güney bölümünde yer alan Liman Bazilikası, Yamaç Yerleşimi Aşağı Kilise ve Yamaç Yerleşimi Yukarı Kilisedir. Çalışma kapsamında bu dini yapıların mimari tasvirleriyle birlikte kendi araştırma ve gözlemlerimize dayanarak, yapıların duvar örgüsü ve diğer mimari elemanlarda kullanılan malzeme türleri ve yapım teknikleri ayrıntılarıyla tanıtılmıştır. Aynı zamanda kentsel dönüşüm süreci içerisinde kentteki dini yapılarda görülen malzeme-teknik farklılıklar ortaya koyulmuştur. Ayrıca söz konusu dini yapıların malzeme-teknik özellikleri kent içerisindeki ve Likya bölgesindeki benzer örnekleriyle karşılaştırılarak tarihlendirme sorunlarına çözüm önerileri getirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Olympos, Likya, Bizans, Kilise, Malzeme, Teknik.
Çimento esaslı yapıştırıcı harçlarda sepiyolit katkılı malzeme geliştirilmesi
Bu tez, çimento esaslı yapı kimyasalı ürünlerinde kullanılan ve kritik bir öneme sahip olan "su tutucu" katkı malzemesine alternatif yerli yeni bir malzeme geliştirilmesi için gerekli çalışmaları kapsamaktadır. Çimento esaslı yapı malzemelerinde mekanik performansı belirleyici mekanizma olan hidratasyon reaksiyonu sırasında çimentonun suyla olan etkileşimine en büyük oranda etki eden bileşenler ‟su tutucu" malzemelerdir. Günümüzde çimento esaslı yapıştırma harçlarında yaygın olarak kullanılan su tutucu malzemeler selüloz eterleridir. Bunun yanı sıra, standart bir yapıştırıcı formülündeki selüloz eteri oranı ağırlıkça %1'den küçük olmasına rağmen bu katkının maliyeti toplam reçete maliyetinin yaklaşık %25'ini oluşturmaktadır. Doğal bir kil minerali olan sepiyolit, içerdiği lif demetleri, kanallı yapısı ve yüzeyindeki silanol ve hidroksil grupları nedeniyle yüksek oranda su tutma kabiliyetine sahiptir. Bu sebeple çimentolu ürünlerde su tutucu malzeme olarak kullanılmaya aday olmasıyla beraber etkin yöntemlerle yapısında bulunan safsızlıklardan uzaklaştırılması, demetler halinde bulunduğu liflerinden ayrılması ve yüzeyinin uygun kimyasallarla ( silan bileşikleri, guar sakızları vs. ile) modifiye edilmesi gerekmektedir. Bu tez kapsamında çalışmalar dört ana başlık altında toplanmıştır: 1) Ticari sepiyolit ürünlerinin kimyasal ve fiziksel karakterizasyonu ile bunların çimentolu ürünlerdeki performans testleri 2) Uygun sepiyolit kaynağının araştırılması ve bu kaynaktan çıkarılan sepiyolitin safsızlaştırılması işlemi 3) İlk iki aşamanın sonuçları ışığında fiziksel ve/veya kimyasal yollarla ham sepiyolitin katkılandırma çalışmaları 4) Katkılandırılmış sepiyolit kullanılarak geliştirilmiş çimentolu ürünlerde reçete optimizayonu çalışmaları.
Organik ve inorganik gözenek yapıcı madde katkılarının yapı malzemelerine etkisi
IV ORGANİK VE İNORGANİK GÖZENEK YAPICI MADDE KATKILARININ YAPI MALZEMELERİLERİNE ETKİSİ Rasim CEYLANTEKİN Seramik Mühendisliği, Yüksek Lisans Tezi, 2002 Tez Danışmanı: Doç. Dr. İskender IŞIK ÖZET Bu çalışmada Essen ve Westerwald (Kuzey Almanya) bölgelerinde yer alan karbonatsız (Kuzey kili) ve Baden-Württemberg (Ehingen/Güney Almanya) bölgesinde bulunan marn olarak da bilinen karbonatlı killerinin (Güney kili) karaterizasyonu yapılarak, organik ve inorganik gözenek yapıcı malzeme ilavesinin bu killerin sahip olduğu fiziko-mekaniksel özellikler üzerine etkileri araştırılmıştır. Her iki kile de gözenek yapıcı olarak 70ml kağıt, talaş, polysterol, ağırlıkça %0.6 Syn-por ve %4 perlit ilave edilmiş ve her iki kil için Syn-por, kağıt ve sinterleme elemanı kullanılarak yeni tuğla reçeteleri oluşturulmuştur. Hazırlanan tuğla örnekleri 960°C ve 1000°C de pişirilerek termo-fîziksel, termo-mekaniksel ve fiziko-mekaniksel özellikler incelenmiştir. XRF yöntemi ile yapılan kimyasal analiz sonuçlarına göre kuzey kilinde ağırlıkça % 68.75 Si02, %18.11 A1203, %5.72 Fe2O3 ve güney kilinde %53.55.SiO2, %15.39 AI203, %14.29 CaO ve %6.60 Fe203 saptanmıştır. XRD yöntemi ile yapılan mineralojik analiz sonuçlarına göre her iki kil de major olarak kuvars, kaolinit, illit, albit ve mikroklin mineralleri içermektedir. Ayrıca güney kilinde farklı mineral olarak klorit, kalsit ve dolomit mineralleri saptanmıştır. Tane boyu analiz sonuçlarına göre kuzey kilindeki kil boyutlu malzeme miktarı (<2um) %55, güney kilinde ise %31 olarak belirlenmiştir. Fiziko-mekaniksel test sonuçlarına göre sırasıyla kağıt, talaş ve Syn-por ilavesi 960°C ve 1000°C'deki su emme ve görünür gözeneklilik miktarını arttırırken, polysterol fazla değiştirmemiş, perlit ilavesi ise azaltmıştır. Ancak Syn-por haricindeki katkılar hem kuru hem de pişme mukavemetini azaltırken, Syn-por'un nispeten homojen dağılımlı ve küresel gözenek oluşturması nedeni ile hazırlanan reçetenin pişme mukavemeti katkısız kile göre yaklaşık %150 arttırmıştır. Ayrıca termal analiz sonuçlarına göre Syn-por ilavesi karbonat bozunma sıcaklığını düşürerek kalsiyum silikat oluşumunu arttırmış ve kalsitli killerin serbest CaO' den kaynaklanan olumsuz etkilerini ortadan kaldırmıştır. Anahtar Kelimeler: Tuğla, Gözenek, Syn-por, Karbonatlı Kil (Marn).
Batılılaşma dönemi mimarisinde, yapım teknolojisindeki değişim ve gelişim
ÖZET Osmanlı Devleti'nde, 18. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren Batı uygarlığına karşı bir açılım başlamış ve bu Batılılaşma olgusu, Tanzimat dönemiyle birlikte devlet ve toplum yapısındaki köklü bir yenileşme hareketine dönüşmüştür. Bu değişimin kent fizyonomisine yansıması ise, yeni mekan organizasyonları, yeni yapı türleri, tasarım kalıpları ve biçimlenme ilkeleri ile birlikte yapım teknolojisi alanında da gelenekselden çağdaş mimariye geçiş olmuştur. Modernleşme sürecinde, Batı mimarlığından model alınan kagir yapım teknolojileri kullanılarak inşa edilen yapılar, günümüzdeki yapı potansiyelinin de büyük bir bölümünü oluşturmaktadır. Döneminin sosyal ve kültürel yapısı, mimari anlayışı ve ekonomik eğilimlerini belgeleyen bu yapılar, taşımış oldukları bu değerler ile korunması gerekli birer kültür varlığıdır. Yapım teknolojileri de, dönemin endüstriyel ortamı, teknik imkanları ve standartlarını belirleyen verileri ile korunması gerekli bu yapıların, kültürel kimliğine değer kazandıran faktörlerin farklı bir yönünü oluşturmaktadır. Bu çalışmada da, Batılılaşma dönemi mimarlığı yapım teknolojilerinin taşımış oldukları kültürel misyonun boyutları çizilerek, koruma bilincinin bu kapsama kadar indirgenmesi ve dönem yapılarının yeniden değerlendirilmesine yön verecek teknolojik veri ve standartların tespit edilmesi hedeflenmiştir. Bu amaçlar doğrultusunda, Batılılaşma sürecinde modernleşme hareketlerinin ortaya çıkardığı toplumsal, ekonomik, teknolojik ve mimari yapıdaki dönüşümler, devletin siyasi, kurumsal ve yasal düzenlerindeki değişim ve bunların yanı sıra Batı uygarlığı ile olan ilişkilerin yapım teknolojisi gelişim sürecinin biçimlenmesine olan etkileri irdelenmiştir. Ayrıca, kent dokusu içinde taşımış oldukları mimari değerler ile simgesellik ifade eden dönem yapıları arasından örnekler seçilerek, görsel belgelerle desteklenen bir anlatım içinde yapım malzemesi ve teknolojilerinin kullanım biçimleri tespit edilmiştir. Bu değerlendirmeden elde edilen veriler ile Batılılaşma dönemi mimarlığı yapım malzemesi ve teknolojilerinin tarihsel süreç içersindeki değişim kriterleri ve gelişim profillerinin saptandığı bir araştırma ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: İstanbul, Batılılaşma Dönemi, Kagir Yapı, Yapım Teknolojisi, Yapım Malzemesi.
Türkiye'de yapı malzemesi olarak kullanılan bazı doğal taşlardaki radyoaktivite seviyelerinin belirlenerek, kimyasal ve mineralojik bileşim ilişkilerinin araştırılması
Bütün yapı malzemeleri değişik miktarlarda doğal radyonüklitler içermektedir. Kayalardan ve topraktan elde edilen malzemeler genellikle Uranyum(238U) ve Toryum (232Th) serilerinin doğal radyonüklitleri ile Potasyum (40K) radyoaktif izotopunu içermektedir. Uranyum serilerinde 22fiRa ile başlayan bozunma serisi önem arz ettiğinden, referanslar genellikte Uranyum yerine Radyuma yapılmaktadır. Yapı malzemelerindeki radyoaktivitenin kontrol amacı, maruz kalınan doğal radyasyon seviyesinin bu malzemeler nedeniyle artmasının önlenmesidir. Toplum üyelerinin alacağı radyasyonun mümkün olan en düşük seviyede tutulması esastır. Ancak, yapı malzemelerinin kullanım alanının genişliği nedeniyle bunlardan kaynaklanan radyasyonun tamamen önlenmesi mümkün değildir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de mermer, granit, bazalt, traverten ve benzeri yapı malzemelerine, hammadde oluşturacak yapıtaşlarının çıkarıldığı belli başlı maden ocaklarında, yerinde numune alma metotlarıyla numuneler alıp, daha sonra bu numunelerin radyonüklit-alfa-gama ışımasına bağlı olarak, kimyasal özelliklerini belirleme işlemlerine tabi tutmak ve radyoaktif element-jeolojik formasyon ilişkilerini belirlemektir.Çalışmanın sonucunda elde edilen verileri ilgili kurum ve kuruluşlar ile paylaşarak yapı malzemeleri ile ilgili standartların hazırlanmasında doğru ve güvenilir bilgi oluşturmak ve Türkiye geneline yapılacak aynı tür çalışmalar için hem donanım hem de bilgi açısından alt yapı sağlamaktır.
Borlu bileşiklerle katkılanmış kenevir liflerinin yalıtım amaçlı yapı malzemesi üretiminde kullanılabilirliğinin araştırılması
Mimaride yapay malzemelere duyulan ihtiyacı azaltmak amacıyla bitkisel kökenli malzemelerin kullanımı gün geçtikçe daha da önemli hale gelmektedir. Bununla birlikte doğal malzemelerin yapılarda kullanımı sınırlı düzeyde olup, günümüz tasarımlarında artan çevre bilinci ve insan sağlığına uygun malzemelere olan yönelim sayesinde, bu malzemelerin geliştirilmesi yönünde yapılan çalışmalar artmaktadır. Kenevir liflerinin mukavemet, dayanıklılık, termal ve akustik özellikleri yönüyle bitkisel kökenli yapı malzemesi olarak kullanım potansiyeli yüksektir. Bununla birlikte özelliklerinin iyileştirilerek kullanım alanın arttırılması önem arz etmektedir. Çalışmada, kenevir liflerinin farklı derişimlerdeki borik asit çözeltisiyle katkılanması ile yangına ve biyolojik zararlılara karşı dayanımının arttırılması ve bu liflerin kullanılmasıyla ısı ve ses yalıtımı özellikli yapı malzemelerinin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Katkılanmamış ve katkılanmış kenevir lifleri alan emisyonlu taramalı elektron mikroskobu ile incelenerek içyapı özellikleri araştırılmış, termogravimetrik ve diferansiyel termal analizler ile de liflerin termal davranışı incelenmiştir. %10 ve %15 derişimli borik asit çözeltileriyle ayrı ayrı katkılanmış ve katkılanmamış kenevir lifleri ile kireç bağlayıcı kullanılarak, ağırlıkça 1:4 oranında lif:bağlayıcı olmak üzere üç farklı numune hazırlanmıştır. Üretilen numunelerin ısı ve ses yalıtım özelliklerinin tayini amacıyla; ısı akış plakası yöntemiyle ısıl iletkenlik testi, empedans (Kunt) tüpü yöntemiyle de ses yutum ve ses iletim kaybı testleri yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre katkılanmamış, %10 ve %15 derişimde borik asit çözeltileriyle katkılanmış kenevir lifi kullanılarak üretilen numunelerin ısıl iletkenlik katsayıları sırasıyla 0.0935 W/mK, 0.1926 W/mK, 0.1863 W/mK olarak belirlenmiş; ortalama ses yutum katsayıları sırasıyla 0.33, 0.38 ve 0.32 olarak ölçülmüş; ortalama ses iletim kaybı değerleri ise sırasıyla 24.02 dB, 17.74 dB ve 12.13 dB olarak kaydedilmiştir. En yüksek ses iletim kaybı değeri 46.92 dB olmak üzere %15 derişimde borik asit çözeltisiyle katkılanmış kenevir liflerinin kullanılmasıyla üretilen numuneden elde edilmiş olup, bu değer malzemenin ses yalıtım malzemesi üretiminde kullanılabilir olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte bütün numunelerde ısı yalıtım malzemelerinin sahip olması gereken ısıl iletkenlik değerinden daha yüksek bir katsayı elde edilmiş olsa da; kullanılan bağlayıcı türü ve miktarı ile üretim yöntemi değiştirilerek bu değerin azaltılması mümkün olup, yapılacak çalışmaların bu yönde geliştirilmesi önem arz etmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Bitkisel kökenli yapı malzemesi, Kenevir lifi, Borlu bileşikler, Yalıtım malzemesi
Uçucu kül tabanlı geopolimer tuğla üretiminde bor atığı kullanımının etkisi
Son zamanlarda yapı malzemesi alanında, sürdürülebilir ve enerji tasarrufu sağlayan malzemeler üzerinde çalışmalar artmaya başlamıştır. İnşaat alanında en yaygın kullanılan yapı malzemelerinden biri olan tuğla, üzerinde çalışılması gereken malzemelerden biridir. Tuğlanın atık malzemeler kullanılarak özelliklerinin iyileştirilmesi atıkların bertaraf edilmesi açısından önem arz etmektedir. Bu tez çalışmasında, Eskişehir Kırka bölgesi bor atığı ve Seyitömer termik santrali atığı uçucu kül kullanılarak geopolimer tuğla üretimi hedeflenmiştir. Çalışmada fiziksel ve mekanik açıdan normal tuğlaya göre daha dayanımlı ve ısı yalıtım özelliğine sahip geopolimer tuğla üretimi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında uçucu kül oranı %10 olarak sabit tutulmuş, farklı oranlarda (%10, %20, %30, %40, %50 ve %60) bor atığı kullanılarak geopolimer tuğla üretimi yapılmıştır. Üretilen tuğla numunelerinin fiziksel özelliklerinin belirlenmesi amacıyla, suya doygun birim hacim ağırlık (SDBHA), su emme (ağırlıkça), porozite, katı cisimlerin ısı ilettim katsayısı tayini deneyleri yapılmıştır. Mekanik özelliklerinin tespiti için ise basınç dayanımı ve eğilmede çekme dayanımı deneyleri uygulanmıştır. Çalışmada sonuç olarak, bor atığı miktarının artmasıyla SDBHA, su emme (ağırlıkça), porozite ve katı cisimlerin ısı iletim katsayısı değerlerinde azalma meydana geldiği görülmüştür. Numunelerin basınç dayanım değerlerinde %50 oranına kadar artma, %60 oranında bor atığı ikamesinde azalma meydana geldiği tespit edilmiştir. Eğilmede çekme dayanımı değerlerinde ise %50 oranına kadar azalma, %60 oranında bor atığı ikamesinde ise artma meydana geldiği görülmüştür. Ayrıca bor atığı ve uçucu kül ikamesinin belirli oranlarda geopolimer tuğla üretiminde kullanılmasında herhangi bir sakınca olmadığı, bu durumun çevre ve insan sağlığı üzerinde olumlu etkileri olacağı sonucuna varılmıştır.
Farklı oranda yüzey sertleştirici kullanılarak üretilen plakların dinamik yükler altında incelenmesi
Yapı elemanlarına birden fazla yük etki etmektedir. Bu yükler kalıcı, hareketli ve yatay olarak gruplandırılabilmektedir. Günümüzde, yapı elemanlarının bu yüklere karşı dayanıklılığını test edebilecek birçok yöntem geliştirilmiştir. Bu yöntemler arasında çarpma etkisi analizi en çok tercih edilenleridir. Bu nedenle, bu tez çalışmasında farklı yüzey sertleştiriciler ile üretilmiş plakların incelenmesi sırasında bu yöntemler kullanılmıştır. Öncelikle, 9 beton plak (450×450×60 mm) farklı miktarlarda yüzey sertleştiricileri kullanılarak elde edilmiştir. Sonrasında, bunlardan 9 tanesi çarpma etkisi analizinde incelenmiştir. Bütün deneyler sırasında, çekiç kütlesi 14 kg olup, serbest düşme yüksekliği 500 mm, 400 mm, 300 mm olarak alınmıştır. Elde edilen bu plakların çarpma etkisine karşı verdiği tepkiler ise ivmeölçer, yer değişimi algılayıcı, kuvvet algılayıcısı, veri toplayıcısı ölçüm cihazları yardımıyla ölçülmüştür. Kaydedilen bu değerler kullanılarak elemanlarda oluşan ivme-zaman, hız-zaman, deplasman-zaman grafikleri oluşturulmuştur. Deneysel çalışma sonucunda elde edilen değerlerler incelenmiş ve önerilerde bulunulmuştur.
Dolomit ikamesinin kil sıvaların fiziksel ve mekanik özelliklerine etkisi
Kil ve kil ürünleri, yüzyıllar boyunca dünyanın çeşitli bölgelerinde uzun ömürlülüğü dolayısıyla farklı uygulama alanlarıyla günümüze kadar kullanılagelmiş bir malzemedir. Kilin plastisite özelliği sayesinde tuğla, kiremit ve sıva malzemelerinde hammadde olarak yaygın şekilde kullanılmaktadır. Kil kolay elde edilebilir olması sebebiyle daha ekonomik sıva karışımlarının hazırlanmasına olanak sağlamaktadırlar. Ayrıca kil sıvalar, kolay işlenebilirliği sayesinde kullanıcılara uygulama kolaylığı sağlamaktadır. Kil sıvaların inceliği, tane dağılımı ve yüzey özellikleri sıva kalitesi ile doğrudan ilişkilidir. Dolomit ise; 300 µm'den küçük boyutlarda olduğundan sıkı gözeneklidir. Bu özelliği sayesinde sıva harç malzemesi olarak kullanılabilmektedir. Bu çalışmada, farklı oranlardaki kil/kum karışımlarına hacimce 1/3, 2/3 ve 3/3 oranında dolomit ikame edilerek dolomit katkılı kil sıvalar üretilmiştir. Kullanılacak kil malzemesinin kıvam limitleri ve bazı diğer temel özellikleri araştırıldıktan sonra sıva yapımına geçilmiştir. Hazırlanan sıvalar 50x50x50 mm3'lük küp ve 40x40x160 mm3'lük prizma kalıplar içerisine dökülmüştür. Tüm numuneler üzerinde eğilme ve basınç dayanımı deneyleri gerçekleştirilmiştir. Kil sıvalar için uygun kıvam limitleri belirlendikten sonra gözlemsel olarak yapılan saha testleri ve sıva uygulamaları sonucunda optimum kil sıva karışımları seçilmiştir. Belirlenen karışımları üzerinde gerçekleştirilen basınç dayanımı ve eğilme dayanımı testleri sonucunda; hacimce 1/3 dolomit ikamesinin hem basınç dayanımı hem de eğilme dayanımı değerleri açısından olumlu sonuçlar verdiği gözlenmiştir. Dolayısıyla Ülkemizde fazlaca rezervi olan dolomitin kil sıvalarda değerlendirilmesi ile kil sıvaların teknik özelliklerine olumlu etkiler sağladığı tespit edilmiştir.
Mafsallı kiriş yöntemiyle bazalt lifli kompozit donatının aderans performansının araştırılması
Bu tez çalışmasının amacı, yeni nesil donatı çubuklarından olan bazalt lifli kompozit donatının, inşaat sektöründe yaygın olarak kullanılan normal dayanımlı betonlardaki aderans performansını araştırmaktır. Çalışmada bazalt lifli kompozit donatının sektörel olarak yaygın bir şekilde kullanılan C30 sınıfındaki normal betonla olan aderans ilişkisi standart çelik donatı ile karşılaştırmalı olarak araştırılmıştır. Deneysel çalışmalarda 8 mm ve 12 mm olmak üzere iki farklı donatı çapı ile 10ø ve 20ø olmak üzere iki farklı kenetlenme boyu değişken parametreler olarak kullanılmıştır. Çalışmada beton ile donatılar arasındaki aderans ilişkisini belirlerken betonarme binalardaki beton-donatı ilişkisini gerçek davranışa uygun bir şekilde temsil eden mafsallı kirişler kullanılmıştır. Sonuç olarak bazalt lifli kompozit donatıların çeliğe kıyasla daha iyi bir aderans sağladığı görülmüştür. Bu donatıların çeliğe göre üstün mekanik özelliğinin de sağladığı avantaj ile çelik korozyonunun önemli sorunlar oluşturduğu yapısal sistemlerde daha düşük çap ve daha düşük kenetlenme boyu kullanılarak tercih edilebileceği görülmüştür. Ayrıca donatılar üzerinde gerçekleştirilen çekme testi donatının akma sahanlığı göstermeden koptuğunu ortaya koymuştur. Bu donatıların kullanılacağı projelerde donatıların süneklik özelliğinin olmaması mutlaka dikkate alınması gereken bir durumdur.
CFRP şeritlerle güçlendirilmiş kesme dayanımı yetersiz betonarme kirişlerin çarpma davranışının deneysel olarak incelenmesi
Betonarme yapı elemanlarının kesme ve eğilme etkilerine karşı dayanımlarının iyileştirilmesi amacıyla onarım ve güçlendirilmesinde birçok yöntem bulunmaktadır. Bu yöntemlerden biri yüksek çekme dayanımları ve düşük ağırlıklarıyla son yıllarda yapıların güçlendirilmesinde yaygın olarak kullanılan elyaf takviyeli plastikler (FRP) ile güçlendirmedir. Betonarme yapı elemanlarının kullanım süresi boyunca maruz kaldığı dış etkilerden birisi de çarpma etkisidir. Çarpma yüklemesi büyüklüğü, etki süresi, meydana getirdiği gerilme ve deformasyonların hesaplanması karışık ve az bilinen dinamik bir yükleme türüdür. Son yıllarda beton ve betonarme yapı elemanlarının çarpma davranışı ağırlık düşürme yönteminin kullanıldığı deneysel çalışmalar ve sonlu elemanlar metodu ile gerçekleştirilen sayısal simülasyonlarla araştırılmıştır. Çarpma yüklemesi altındaki yapı elemanlarının güçlendirilmesi konusundaki çalışmalar ise son derece sınırlıdır. Bu noktada çalışma kapsamında Karbon Takviyeli Elyaf Kumaşlar (CFRP) ile güçlendirilmiş kesme dayanımı yetersiz betonarme kirişlerin çarpma davranışı deneysel olarak incelenmiştir. Deneyler ağırlık düşürme yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Deneysel çalışmada betonarme kirişlerin beton basınç dayanımı, CFRP şeritlerin sargı aralıkları ve çarpma hızı değişken olarak alınmıştır. Betonarme kirişlerde çarpma yüklemesi ile meydana gelen ivme değerleri ölçülerek hız ve deplasmanlar hesaplanmıştır. Betonarme kirişler ANSYS sonlu elemanlar programında modellenerek bilgisayarda çarpma simülasyonları gerçekleştirilmiştir. Deneysel sonuçlar ve simülasyon sonuçları karşılaştırılmıştır. Deney sonuçları CFRP ile güçlendirme yönteminin kesme dayanımı yetersiz betonarme kirişlerin çarpışma davranışını iyileştirmede son derece etkili olduğunu göstermiştir.
Kendiliğinden yerleşen beton (KYB) konulu çalışmaların analizi
Kendiliğinden Yerleşen Beton (KYB); kendi ağırlığı ile yayılabilen, sık donatılıbölgelerden kolayca geçerek kalıbı dolduran, dökümünde vibrasyon ve sıkıştırmagerektirmeyen, ayrışma ve terleme gibi özelikler göstermeyen akıcı kıvamlı birbetondur. Bu tez kapsamında çalışmaya da konu oluşturan KYB'nin daha iyi anlaşılabilmesi ve bu amaçla KYB konusunda 2010-2017 yılları arasında yayınlanan çalışmaların analizi ile genel değişiminin belirlenmesi, kullanılan ideal malzeme oranlarının ve bu konudaki çalışmaların çeşitli değişkenlere bağlı olarak meta sentez ve istatiksel açıdan değişimlerininbelirlenmesi amaçlanmıştır. KYB üzerine yapılan yayınlarda 2014 yılından itibaren önemli bir artış olduğu, çalışmaya konu veri tabanında ülkeler bazında Türkiye'nin 30 yayınla 4. Sırada iken, Libya'nın bu konuda 2010-2017 yılları arasında henüz yayının olmadığı, Dergiler bazında yayın sayıları açısından "Construction and BuildingMaterials" dergisi 215 yayın ve her yıl artan sayı ile önemli bir yere sahip olduğu, agrega karışımında ise ince agrega (FA) kullanımının iri agregadan (CA) fazla olduğu, ideal FA ve CA oranlarının istatiksel olarak 0,47 ince ve 0,53 iri agrega olarak kullanıldığı ve maksimum ortalama basınç dayanımında ise 82,47 MPa olan dayanımlara ulaşılabildiği belirlenmiştir. İstatiksel sonuçlara göre KYB konusundaki çalışmalarda ideal su/bağlayıcı (w/b) oranının 0,30-40 arasında (0,33) olduğu, 50 MPa ve üstü dayanımlar elde etmek için 200 kg/m3'ten daha az su kullanıldığı, basınç dayanımları açısından değişkenler olmasına rağmen ortalama 55 MPa dayanımlara ve dahası 28 günde 80 MPa varan ve üzeri dayanımlara ulaşılan çalışmaların yapıldığı, akıcılık kıvamlarının belirlenmesinde en çok kullanılan yöntemlerinde sırasıyla çökme yayılma testi, L kutusu, V hunisi ve U kutusu deneyleri olduğu görülmüştür.
Silis dumanı ve hidrofobik malzemelerin kil sıvaların mekanik ve fiziksel özelliklerine etkisi
Toprak kullanılarak inşa edilen yapılar, çok eski zamanlardan beri kullanılmaya devam etmektedir. Bu yapıların enerji tasarrufu sağlama, çevre kirliliğini azaltma, kolay bulunabilme, yeniden kullanılabilme gibi özellikleri sayesinde kullanımları yaygındır ve bazı özelliklerinin geliştirilmesi amacıyla araştırmalar devam etmektedir. Kil, toprak içinde bulunan ince taneli malzeme olarak tanımlanabilir. Günümüzde teknolojinin daha yaygın kullanılması ve yapılan güncel araştırmalarla kil ve kil ürünleri birçok endüstri alanında kullanılmaktadır. Sıva üretimi bu endüstri alanlarından biridir. Sıvalar, iç ve dış duvarların korunması ve estetik görünmesi için yapılan uygulamalardır. Kil sıvalar, içinde bağlayıcı olarak kilin bulunduğu sıvalardır. Bu sıvalar, kile ait özellikleri sayesinde yapılara önemli işlevler kazandırır. Killerin su emme özellikleri nedeniyle daneleri arasına suyun girmeye başladığı andan itibaren yapısal formları bozulabilir. Bu istenmeyen durumu engellemek için kil sıva karışımlarının yapısına su itici malzemeler eklenebilir. Su itici (hidrofobik) malzemeler sayesinde kil sıvalar ve diğer birçok yapı malzemesinin neme karşı dirençleri artmaktadır. Bu çalışmada, silis dumanı, çinko stearat ve kalsiyum stearat geleneksel kil sıvaların neme karşı dirençlerinin arttırılması amacıyla tercih edilmiştir. Bu çalışmanın amacı, kil sıvaların karışımlarına hidrofobik malzemeler ilave ederek kil sıvaların dayanım performanslarının ve durabilitelerinin incelenmesidir. Çalışmada kullanılacak olan karışımlar; kil-kum karışımı, kil-kum-kireç karışımı, kil-kum-çimento karışımı ve kil-kum-kireç-çimento karışımlarıdır. Bu karışımların her birine kütlece %0.5, %1, %1.5 ve %2 oranlarında silis dumanı, çinko stearat ve kalsiyum stearat ilave edilmiştir. Bu çalışmada numuneler üzerinde, kil sıvaların fiziksel, kimyasal, mekanik ve durabilite özelliklerinin belirlenmesi için tahribatlı ve tahribatsız deneyler gerçekleştirilmiştir. Bu tez çalışmasının sonucunda, bu çalışmada kullanılan silis dumanının iyi bir hidrofobik özellik gösteremediği, bu çalışmada kullanılan çinko stearat ile kalsiyum stearatın ise iyi bir mekanik davranış gösteremediği gözlenmiştir ancak silis dumanının sıva numunelerinin mekanik özelliklerini arttırarak dayanımlarına katkı sağladığı, çinko stearat ile kalsiyum stearatın ise sıva numunelerinin hidrofobik özelliklerini arttırarak su geçirmeyen yüzeyler elde edilmesini sağladıkları ve bundan dolayı durabilite özelliklerinde iyileşmeler sağlandığı gözlenmiştir. Anahtar sözcükler: Kil sıva, Plastisite, Basınç dayanımı, Su itici malzemeler, Durabilite
Alkali-aktif yüksek fırın cürufu bağlayıcılı hafif agrega ile üretilen kendiliğinden yerleşen harçların mühendislik özellikleri
Geliştirilmesinden bu yana betonda rakipsiz bir şekilde bağlayıcı malzeme olarak kullanılan Portland çimentosu insan faaliyetleri kaynaklı CO2 emisyonun %8'inden sorumludur. Alüminosilikat esaslı malzemelerin alkali aktivatör vasıtasıyla aktif hale getirilmesi esasına dayanan alkali-aktif malzemeler inşaat sektöründe çevresel kazanımlar elde etmeye yönelik geliştirilen bir bağlayıcıdır. Alkali-aktif malzemelerle arzu edildiği takdirde farklı niteliklere sahip harç/betonların üretilebilmesi bu malzemelerin inşaat sektöründe kullanılması yönündeki endişelerin giderilmesine yardımcı olacaktır. Bu çalışmada öncelikle Na2SiO3/NaOH aktivatör oranının, Portland çimentosu ikame oranının ve kür sıcaklığının basınç dayanımına etkisi üretilen 34 seri hamur karışımı ile incelenmiştir. Bilahare pomza agragası kullanılarak 48 seri harç karışımı hazırlanmış, en iyi basınç dayanımına ve yayılma çapına sahip karışımlar yüksek sıcaklık ve sülfat saldırısı deneyleri için seçilmiştir. Harç numunelerinin yüksek sıcaklık direnci basınç deneyi, ultra ses hızı ölçümü, taramalı elektron mikroskobu, fourier dönüşümlü kızılötesi ve x-ışını difraktometresi analizleri yapılarak incelenmiştir Sülfat çözeltilerine maruz bırakılan numunelerin sülfat direnci görsel muayene, basınç dayanımında ve ağırlıkta meydana gelen değişimlerinin ölçülmesinin yanı sıra fourier dönüşümlü kızılötesi analizi ile araştırılmıştır. Hafif ağırlıklı agrega kullanılarak üretilen alkali-aktif harç 240 mm yayılma çapına erişmiştir. 1000 °C sıcaklığa maruz bırakılan numunelerde bile dökülme meydana gelmediği görülmüştür. 800 °C sıcaklığa kıyasla 1000 °C sıcaklıktan sonra numunelerin dayanımında artış meydana gelmiştir. Dış görünümde meydana gelen değişimlere paralel olarak MgSO4 çözeltisinde altı ay bekletilen numunelerin dayanımı önemli ölçüde azalırken aynı süre boyunca Na2SO4 çözeltisinde bekletilen numunelerin dayanımı % 21.4 ile %37 arasında değişen değerlerde artmıştır. Yüksek sıcaklık direncinde olduğu gibi bağlayıcı olarak tamamen cüruftan oluşan numunelerin sülfat direnci Portland çimento ikameli emsallerine kıyasla daha yüksek olmuştur.
Asbestin iş sağlığı ve güvenliği açısından değerlendirilmesi
Günümüzde insan sağlığı açısından zararları tartışılmaz hale gelen, tüm mesleki maruziyetler içinde ölüm babası olarak adlandırılan asbest Türkiye'de 2010 yılında yasaklanmış olsa da etkisini on yıllar boyunca daha göreceğimiz birçok yapı içerisinde mevcudiyetini korumaktadır. Asbest maruziyeti çevresindeki bütün insanları etkilediği gibi, muhtemelen bu durumdan en çok payını alan kesim inşaat çalışanlarıdır. Bunun nedeni asbestin uzun yıllar boyunca yapı malzemelerinde yaygın olarak kullanılmasından ve herhangi bir yıkım, onarım, bakım işlerinde asbest liflerinin soluduğumuz havaya karışmasından ileri gelmektedir. Kastamonu Bozkurt ilçesinde 2021 yılı Ağustos ayında 3 gün boyunca süregelen yağış sonrası Bozkurt ilçesinde daha önce görülmemiş bir sel afeti yaşandı. Bu sel sonrası ilçede ikamet eden 71 yurttaş hayatını kaybetti, 9 kişiden hala haber alınamıyor. İki yapı sel sırasında tamamen yıkılırken sel sonrası birçok yapıya ağır hasarlı raporu verildi. İlçede yollardaki asfaltlardan köprülere kadar sel felaketinin yıkıcı etkileri gözlemlendi. Bu durumların yaşandığı Bozkurt ilçesi hükümet tarafından ulusal afet bölgesi ilan edilirken birçok yapının yıkım kararı alındı. Bozkurt ilçesinde 2010 yılı öncesi yapıların varlığı ve yer altı su tesisatında asbestli boruların olduğu (aktif ve pasif olarak) bilinmekte iken afet sonrası yapı işlerinde çalışan 102 çalışana 'Yapı İşlerinde Çalışanların İş Kazaları, Meslek Hastalıkları ve Asbest İle İlgili Bilgi ve Farkındalıklarının Değerlendirmesi' adlı anket uygulanmıştır. Anket sonucuna göre asbest hakkında çoğu çalışanın bir fikrinin olmadığı, buna bağlı hiçbir kişisel koruyucu donanım (KKD) kullanmadığı, asbest eğitimi verilmediği, çoğunun uzun yıllar boyunca sigara kullandığı, mesleki yeterlilik belgesine sahip olmadığı, düzenli sağlık kontrolü yapılsa bile akciğer röntgeni çekilmediği tespit edilmiştir. Bölgede asbest tehlikesi olan yerlerin belirlenmesi, gerekli İSG ve asbest konularında çalışanlara eğitim verilmesi, çalışmanın risk değerlendirme yöntemine uygun bir biçimde yönetilmesi, gereken KKD'ın teminin sağlanması, KKD kullanımın önemini içeren eğitimin verilmesi ve denetime tabii olması gerektiği, çalışanlara gerekli mesleki eğitimin verilmesi gerektiği, çalışanların herhangi bir tehlikeli madde maruziyetine neden olmayacak yerde yeme, içme ve dinlenme yeri tesis edilmesi gerektiği gibi konularda önlemler alınmasının riskleri minimize edebileceği kararına varılmıştır. Bu çalışmanın afet sonrası bölgelerde asbest tehlikesinin farkındalığı ve gerekli önlemler konusunda bilinçlendirme açısından fayda sağlayacağı düşünülmektedir. ANAHTAR KELİMELER:Asbest, Maruziyet, İş sağlığı ve güvenliği, Afet sonrası, Yapı malzemesi
Sürdürülebilir yapı malzemelerinin mimari tasarımdaki rolü
Günümüzde insanların neden olduğu çevresel, toplumsal ve ekonomik sorunlara ortak çözümler üretmek için sürdürülebilirlik kavramı ortaya çıkmıştır. Sürdürülebilirlik kavramı kapsamında ulusal ve uluslararası düzeyde yürütülen ortak çalışmalarda insanları üretim ve tüketim konusunda bilinçlendirmek amacıyla bazı kampanyalar, standartlar ve yasal düzenlemeler yapılmıştır. Bu yasal düzenlemelerin çoğu inşaat sektörü için yapılmıştır. Bunun nedeni ise inşaat sektörünün, doğal kaynakların ve enerjinin büyük bir bölümünü kullanması ve sektörler arasında çevreye ve insan sağlığına en çok zarar veren sektör olmasıdır. Bu yasal düzenlemeler ve ortak çalışmalar sonucunda inşaat sektöründe sürdürülebilirlik kavramının yapı tasarımına etkisiyle birlikte sürdürülebilir yapılar inşa edilmeye başlanmıştır. Sürdürülebilir yapılar tasarlanırken yapının yaşam süresi boyunca çevreye verdiği zarar en aza indirilmeye çalışılarak doğa ile uyumlu tasarımlar oluşturulması amaçlanmaktadır. Çevreye verilen zararı en aza indirmeyi sağlayan etkenlerden biri de yapılarda sürdürülebilir yapı malzemesi kullanılmasıdır. Bu çalışmada sürdürülebilirlik kavramı, sürdürülebilir mimari, sürdürülebilir yapı malzemelerinin özellikleri, yaşam döngüsü süreçleri, sürdürülebilir yapı sertifikalandırma sistemleri ve sürdürülebilir yapı malzemelerinin binalarda kullanımı hakkında genel bilgiler verilmektedir. Daha sonra, sürdürülebilir yapı malzemeleri, düşük oluşum enerjisine sahip biyo-bazlı malzemelerden üretilen sürdürülebilir yapı malzemeleri, geri dönüştürülmüş malzemelerden üretilen sürdürülebilir yapı malzemeleri, yerel doğal kaynaklardan üretilen sürdürülebilir yapı malzemeleri olmak üzere üç başlıkta incelenmektedir. Ardından sürdürülebilir yapı malzemelerinin mimari tasarımdaki rolünün anlaşılması ve tasarımcılar, araştırmacılar ve öğrenciler için farkındalık yaratılması amacıyla malzeme ve yapım teknikleri açısından öncü ve özgün tasarımlara sahip sürdürülebilir yapı örnekleri irdelenmiştir. Son olarak tez kapsamında yürütülen çalışmalar sonucunda elde edilen bilgiler değerlendirilerek günümüz koşullarında inşaat sektöründe sürdürülebilir yapı malzemelerinin kullanımına yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Farklı oranlarda zeolitik tüf katkısının beton özellikleri ve betonarme çeliği korozyonuna etkilerinin araştırılması
Bu çalışmada, zeolitik tüf (ZT) katkısının beton özellikleri ve betonarme çeliği korozyonu üzerine etkileri incelendi. Balıkesir ili Bigadiç ilçesinde yüzeylenen kayaçlardan alınan zeolitik tüf (ZT) örneğinin puzolan olarak kullanılabilirliği araştırıldı. ZT katkısı, CEM I çimentosuyla ağırlıkça %0, %10, %20, %30 ve %40 oranlarında yer değiştirilmek üzere kullanılarak, içme suyu ile üretilen çeşitli numuneler içme ve deniz suyunda olgunlaştırıldı. Çimento hamurlarının standard kıvam, priz süresi, hacim genleşmesi; çimento harçlarının eğilme ve basınç dayanım özelikleri araştırıldı. Harç deneyleri için 40×40×160 mm boyutlarında harç prizma numuneleri; beton basınç dayanımı ve hızlı klor iyon geçirimlilik deneyleri için 100×200 mm boyutlarında silindir beton numuneler; su işleme derinliği, ultrasonik ses hızı deneyleri için 200×200×120 mm boyutlarında beton prizma numuneler ve korozyon ölçümleri için 50×100 mm boyutlarında silindir betonarme numuneler üretildi. ZT katkılı betonarme numuneler üzerinde farklı elektrokimyasal ölçüm yöntemleri kullanılarak donatı korozyonu incelendi. Betonarme çeliğinin elektrokimyasal korozyon parametrelerinin belirlenmesinde üç elektrotlu ölçüm yöntemi kullanıldı. Korozyon deneyleri sonrası beton-çelik ara yüzeyi ile beton mikro yapı özellikleri taramalı elektron mikroskop (SEM) kullanılarak incelendi.%10, %20, %30, %40 ZT katkılı beton numunelerin 360 günlük basınç dayanım değerlerinin kontrol numunelerinden sırasıyla %18,3, %14,0, %8,8 ve %5,3 oranında daha yüksek olduğu görülmektedir. Yüksek silis bileşimine sahip ZT katkısı puzolanik etki ile jelleşme reaksiyonunun sürekli olarak devam etmesini ve beton boşluklarının azalmasını sağlamaktadır. ZT yer değiştirme oranı arttıkça betonarme numunelerin polarizasyon dirençleri artmakta ve korozyon akımları azalmaktadır. Betonarme çeliği yüzeyinde iyon geçişini engelleyen ZT tabakası lokalize korozyon riskini azaltmaktadır. Sonuç olarak, %30 ZT katkılı betonun özellikle deniz suyunun gel-git etkisi (ıslanma-kuruma) durumunda, betonarme çeliğine lokalize korozyona karşı en iyi koruma sağladığı görülmektedir.
Bina derecelendirme sistemlerinde çevresel etki sınıflarının önemi
Gelişen teknolojiyle birlikte ortaya çıkan çevre sorunları, küresel, bölgesel ve yerel ölçekte birçok etkiye neden olmaktadır. Bu sorunların büyük bir kısmı yapılı çevreden ve yapılı çevrede kullanılan ürünlerin doğru seçilememesinden kaynaklanmaktadır. Son yıllarda tanımlanan ?sürdürülebilirlik? kapsamında, yapıların çevresel etkilerinin değerlendirilmesi ve buna göre binaların sertifikalandırılması gündeme gelmiş ve bu kapsamda birçok metot ve araç geliştirilmiştir. Bina derecelendirme sistemleri bu nedenle geliştirilmiş araçlar olup, bu araçlar sürdürülebilirlik ölçütlerine göre binaların çevresel etkisini ölçmekte ve buna göre binaları sertifikalandırmaktadır. Yapı ürünü seçimi ve korunumuna yönelik ?malzemeler? alanında yapı ürünü etki değerlendirmesinde kullanılan etki sınıfları ve bu sınıflara verilen önem ağırlıkları her derecelendirme sistemine göre farklılık göstermektedir. Bu durum yapı ürününün derecelendirme sistemine göre farklı değerlendirilebilmesi anlamına gelmekte ve sistemlerin güvenilirliği konusunda düşündürmektedir. Bu bağlamda tez çalışmasının amacı, derecelendirme sistemlerinin kullandığı farklı önem ağırlıklarının, ürünün etki sonuç değerinde ortaya çıkardığı niceliksel ve yüzdesel farkın belirlenmesi ve sistemlerin güvenilirliğinin sorgulanmasıdır. Tez çalışmasında, tuğla, gazbeton ve bims beton duvar bloğunun çevresel etki değerleri, BREEAM ve LEED derecelendirme sistemlerinin kullandığı önem ağırlıklarına bağlı olarak değerlendirilmekte ve elde edilen çevresel etki sonuç değerlerinin niceliksel ve yüzdesel farkları irdelenerek kullanılan önem ağırlıklarının etkisi ölçülmektedir.
Betonarme yapılarda dual-faz çeliğinin kullanılabilirliğinin ve korozyon direncinin araştırılması
Bu tez çalışmasında, inşaat sektörünün temel yapı malzemesi olan ve yurdumuzda bol miktarda üretilen düşük karbonlu SAE1010 inşaat çeliğinden dual-faz çeliği üretilerek, elde edilen bu çeliğin mekanik özellikleri ve beton içerisindeki korozyon davranışı üzerine temperleme ısıl işleminin etkisi incelenmiştir.İnşaat çeliğine, (?+?) bölgesinde 20, 40 ve 60 dk süre ile ostenitleme yapıldıktan sonra buz+su karışımında su verilerek farklı martenzit hacim oranlarına sahip dual-faz çelikleri elde edilmiştir. Daha sonra bu dual-faz çelikleri 200, 300 ve 400 oC sıcaklıklarda 45 dk süre ile temperlenerek sakin havada soğutulmuştur. Elde edilen dual-faz çeliklerinin metalografik incelemeleri tamamlandıktan sonra, çekme dayanımı, akma dayanımı, kesit daralması, toplam uzama, rezilyans modülü ve tokluk gibi mekanik özellikleri geniş bir biçimde incelenmiştir. Ayrıca kırılan yüzeyler taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile incelenerek kırılmanın türü belirlenmiştir. Elde edilen dual-faz çeliklerinin mekanik özelliklerinin yanı sıra beton içerisindeki korozyon davranışları da belirlenmiştir.Çalışma neticesinde, dual-faz çeliklerinin mekanik özelliklerinin martenzit fazının sertliğine ve oranına bağlı olarak değiştiği gözlenmiştir. Temperleme ısıl işlemine bağlı olarak bu çeliklerin çekme, akma ve rezilyans modülü değerlerinin düştüğü, uzama, kesit daralması ve tokluk değerlerinin ise arttığı belirlenmiştir. Ayrıca, dual-faz çeliklerinin beton içerisindeki korozyon direncinin elde edildikleri ferritik-perlitik çelikten daha düşük olduğu ve temperleme ısıl işlemi ile korozyon direncinin daha da azaldığı tespit edilmiştir.
Yapı ürünlerinin çevresel etkileri: Bütünleşik ürün politikası bağlamında bir irdeleme
Yapı ürünleri, hammaddenin elde ediminden yok edilmelerine kadar, yani yaşam döngüleri boyunca, çevreyi olumsuz yönde etkileyebilmektedirler. Yapı ürünleriyle ilişkili her paydaş gibi mimari tasarıma ve yapı ürünlerine ilişkin kararları bağlamında Mimarlar da bu etkilerin azaltılmasında sorumluluk sahibidirler. `Bütünleşik Ürün Politikası (BÜP) ürünlerin çevresel etkilerinin yaşam döngüsü boyunca, ilgili paydaşların işbirliği ile azaltılmasını amaçlamaktadır. BÜP'ün amacına ulaşması için uygulandığı her ülkede ekonomik, çevresel ve sosyal önceliklere göre şekillenen araçlar kullanılmaktadır. Bu tez çalışmasında, Türkiye'de yapı ürünlerinin çevresel etkilerinin kontrolü ve azaltılması için BÜP'ün ilkeleri ve araçları kapsamında bir yöntem önerisi sunulmaktır. Yöntem, Türkiye'de yapı ürünlerini etkileyen, BÜP araçlarının eşdeğeri, araçların saptanması ve bu saptama sonucunda ortaya çıkan gereksinimlerin paydaş/araç ekseninde irdelenmesi prensibi üzerine kurulmuştur. İrdeleme sonuçları araç türleri (doğrudan düzenleyici, ekonomik, bilgilendirici ve sosyo kültürel) dikkate alınarak yorumlanmıştır.
Mermer atıklarının yapı malzemesi olarak kullanımı
Gerek ülkemizde gerek de dünyada yapı sektöründe, inşaat sektöründe, iç mekân tasarımlarında kaplama malzemesi olarak mermer ve doğal taş kullanımı gittikçe artmaktadır. Bu artışın sonucunda mermer sektörüne olan talepte ve işletme sayısında artış meydana gelmektedir. Mermer işletmelerinin mermer üretim kapasitesine bağlı olarak mermer çamuru ve parça mermer atıkları ortaya çıkmaktadır. Meydana gelen bu atıkların, kullanılabilecek tarım arazilerine, dere kenarlarına boşaltılması doğal çevre ortamını tahrip etmektedir. Mermer ocakları ve fabrikalarında meydana gelen üretime bağlı olarak atık miktarının oranı Diyarbakır ilindeki fabrikalarda yaklaşık olarak toplam %70'lere ulaşmaktadır. Diyarbakır'da bulunan mermer ocaklarının ve fabrikalarının mermer üretimi sırasında meydana gelen atıklar değerlendirilmemesi çalışmanın problemini oluşturmaktadır. Mermer üretimini ve işleyişini yapan fabrikaların atıklarını değerlendiremediği, atıkların rastgele bir şekilde doğal ortama bırakıldığı yapılan araştırmalar ve gözlemler sonucunda saptanmıştır. Mermer atıklarının çevreye verdiği zararları belirleyip, doğa ile insan arasındaki döngünün teknolojik ve endüstriyel ilerlemelere bağlı olarak doğanın daha fazla zarar görmesini engellemektir. Mermer üretim tesislerinin üretim esnasında meydana gelen atık miktarı tespit edilerek, mermer atıklarının geri dönüşüm malzemesi olarak yapı alanında ve diğer alanlarda kullanıldığını göstererek doğal kaynakların bilinçsizce tüketilmesinin azaltılması amaçlanmıştır. Bu çalışmada, coğrafi bölge olarak kapsamı Diyarbakır ili ve sınırlarıdır. Bu çalışmanın kapsamının başlangıç noktası Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesinde bulunun mermer üretim fabrikalarıdır. Araştırmada Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesindeki mermer sektörü, mermer atıklarının oluşumu ve bu atıkların değerlendirilmesi hedef alınmıştır. Çalışma alanı olarak Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesinin seçilmesinin amacı, mermer sektörünün ileri gelen firmaları sayesinde Diyarbakır'da üretilen mermerler ve oluşan atıklar hakkında bilgi elde edilme imkânının sağlanmasıdır. Bu çalışmada alan çalışması ile birlikte firmalara yöneltilmek üzere hazırlanan soru formunun amacı, mermer fabrikalarının mermer üretimi, üretimde meydana gelen atık miktarı ve oluşan atıkların değerlendirilmesi hakkındaki yaklaşımlarını öğrenmektir. Oluşturulan soru formu doğrultusunda meydana gelen veriler grafik ve tablolar aracılığıyla oluşturulmuştur. Tez kapsamında yapılan görüşmelerde, Diyarbakır OSB'de bulunan mermer fabrikalarının ve mermer ocaklarının üretim ve işleme sırasında atıklar meydana getirdiği görülmektedir. Bu atıkların minimum düzeye getirilmesi için gerekli önlemlerin alınması önemlidir. Mermer atıklarının kullanım yelpazesi oldukça geniş olduğundan bu atıkların değerlendirilmesi için gerekli çalışmaların ve teşviklerin artırılması gerektiği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Mermer, Yapı malzemesi, Mermer atıkları, Organize Sanayi Bölgesi, Diyarbakır
Çelik yapı bileşenlerinde alınması gereken yangın güvenlik önlemleri ve bir uygulama örneği
Ülkemizde çeşitli nedenlerle çelik yapı örnekleri hızla artmaktadır. Ancak günümüzde, konuyla ilgili bilimsel çalışmaların yeterli düzeyde olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu tezin amacı ise birçok avantajı olan çelik yapıların, yangına karşı zayıflığını gözler önüne sermek, çelik yapı bileşenlerinin yangından pasif korunma yollarını göstermek ve konuyla ilgili ülkemizdeki standart ve yönetmelik eksikliklerine dikkatleri çekmektir. Bu çalışmada, yangın ve yangın güvenliği ile genel bilgiler, yangının yapı malzemelerine etkileri, yangının çelik üzerindeki etkileri, çelik yapı bileşenlerinin pasif yangın koruma yöntemleri incelenmiştir. Son bölümde ise, toplu kullanıma açık bir çelik yapı, örnek olarak seçilerek yangın güvenliği açısından irdelenmiştir. Bilim Kodu : 500.10.11 Anahtar Kelimeler : Yangın, Çelik, Pasif Yangın Koruması Sayfa Adeti : 100 Tez Yöneticisi : Doç. Dr. Füsun DEMİREL
Yapılarda kullanılan ahşap köşe birleştirmelerine ait mukavement özelliklerinin araştırılması
In this study, tensile and stretching strength of three types of wood (yellow fir, chestnut, abies) which are used in the connections with rowshare end joints, flat rowshare, hidden rowshare and chamfered rowshare groove at a certain level of moisture u= 12 % is examined and a group of experiments are carried out. The samples are assembled with each other through polivinilasetat (PVA) glue. 'The experiments indicate the following results: Lit is observed that yellow fir was the most resistance material as a result of the tensile and stretching test made on these three types of wood with different characteristics. 2. It is observed during the test that the best jointing method in terms of tensile strength is the hidden rowshare with grooves and there is no difference among the jointing methods in terms of their stretching strength. Science Code : 225 10 01 Key Words : End Joining, rowshare groove with end joining, timber used in construction, pine, chestnut, carrion. Number of Pages : 58 Thesis Advisor : Asst. Assoc. Prof. Dr. Hani 11 Tokgöz
İstanbul Atatürk Kültür Merkezi Kütüphanesi iç mekân yüzey kaplama malzemelerinin sürdürebilirlik kriterleri bakımından incelenmesi
Atatürk Kültür Merkezi mimari açıdan belleksel, estetik ve fonksiyonel özellikleriyle simge yapılardan biridir. Kültür, sanat, toplum adına edindiği misyonunu yerine getirmeye devam etmesi adına yeniden inşa edilerek 29 Ekim 2021 tarihinde açılışı yapılmıştır. Günümüzde teknolojik ve bilimsel gelişmelerin tüketici ve kullanıcı alışkanlıklarını değiştirdiği bilinmektedir. Değişen tüketim alışkanlıkları birçok sorunu da berberinde getirir. Özellikle Endüstri Devrimi sonrası ilerleyen teknoloji; sanayinin gelişmesini, nüfusun büyük şehirlerde yoğunlaşmasını ve tüketimin artmasına neden olur. Bu bağlamda doğal çevre ve tabi kaynakların gittikçe azalması, kimyasal atıkların çevreyi kirletmesi, kısaca doğaya insan elinin müdahalesi ile yaşadığımız ekosistemin dengesinin bozulmakta, yaşayan tüm canlıların hayatı olumsuz yönde etkilenmekte ve giderek global bir tehdit haline dönüşmektedir. Çalışmanın temel amacı; günümüzün önemli konularından biri olan sürdürülebilirlik kavramının birçok sektörü ilgilendirdiği gibi inşaat endüstrisi ve mimarlık alanlarında da önem kazandığına dikkat çekmektir. Günümüz yapılarında geniş kullanım alanı bulan yapı malzemelerinin çeşitliliği ile çevre ve insan kavramının ilişkisi sürdürülebilirlik faktörlerini gündeme getirir. Bu yapı malzemeleri yapılarda kullanılırken insan ve çevre için zararlı içeriğe sahip olmaması, üretiminden, taşıma ve tedarik sürecine, uygulama sonrası kalan atıkların çevre açısından tehdit oluşturmamasına kadar birçok kritere göre değerlendirilir. Bu bağlamda, Atatürk Kültür Merkezi bünyesinde inşa edilmiş AKM Kütüphane birimi iç mekân yüzey kaplama malzemeleri üzerinden sürdürebilirlik incelenmiştir. Sürdürülebilir yapıların artması global kapsamda sürdürülebilirliğe katlı sağlaması adına önem taşır. Bu nedenle sürdürülebilir yapı anlayışı bakımından tez çalışmasının bir örnek olması hedeflenmiştir.