Büyüme
Bu konu başlığı altında 370 tez
Firma büyümesinde finans dışı etkiler analizi: TOBB Türkiye 100 firmaları üzerine bir çalışma
Ekonomik nedenlerden dolayı firmalar için büyüme önem taşımaktadır. Bu çalışma, TOBB Türkiye 100 programına 2020 ve 2021 dönemi başvuru yapan firmaların net satış geliri büyümesi esas alınarak büyümelerine ve firmaların başarılı olmasına etki eden dinamiklerin incelenmesini amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda, büyüme ve başarılı olma durumlarını anlamaya yönelik 2020 ve 2021 için bağımsız değişkenler ile regresyon ve lojistik regresyon modelleri kurulmuştur. Daha sonra 2020 dönemine başvuruda bulunan firmaların verileriyle elde ettiğimiz regresyon ve lojistik regresyon modelleriyle 2021 dönemime başvuruda bulunan firmaların büyüme oranı ve başarı durumu tahmin edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre çalışan sayısındaki değişimin her iki dönemde de ciro artışını pozitif yönde etkilediği görülmektedir. Firma yaşı arttığında büyüme oranı azalmaktadır. Tarım, ormancılık ve balıkçılık sektöründe faaliyet gösteren firmaların diğer sektörlerdeki firmalara oranla daha az büyüdüğü ve başarılı olma olasılığının daha az olduğu görülmüştür. Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan firmaların büyüme oranının ve başarılı olma olasılığını İstanbul, Batı Marmara ve Batı-Doğu Karadeniz Bölgelerine göre daha az olduğu tespit edilmiştir. Başarı durumu tahmini için ise oluşturulan 2020 dönemi başarı durumu lojistik regresyon modelinin 2021 dönemi doğru tahmin etme oranı %77 olarak hesaplanmıştır. 2021 döneminde başvuran firmaların verileri ile 2021 yılı başarı durumu lojistik regresyon modelinin doğruluk oranı %81,6 olarak bulunmuştur. Doğruluk oranları kıyaslandığında 2021 dönemi lojistik regresyon modelinin daha iyi bir tahmin modeli olduğu ortaya çıkmaktadır.
Karacabey merinosu koyunların yarı entansif şartlardaki çeşitli verim özelliklerinin belirlenmesi
Çalışmada Karacabey Merinosu Koyunun yarı entansif şartlarda gebelik ve kısırlık oranı, doğuran koyuna göre doğan kuzu sayısı, koç altı koyuna göre doğan kuzu sayısı, kuzuların yaşama gücü, doğum, 30, 60, 90. gün canlı ağırlıkları ve canlı ağırlık artışları, ikizlik oranı belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırmanın hayvan materyalini 1.5 yaşlı 184 baş, 2 yaşlı 58 baş ve bunlardan doğan 305 baş kuzu oluşturmuştur. Doğumdan itibaren kuzuların doğum ağırlığı, doğum tipi, cinsiyet, 30.gün, 60.gün (sütten kesim), 90. gün canlı ağırlıkları kaydedilmiştir. 1.5 yaşlı ve 2 yaşlı koyunlarda KKDK 1.25, 1.29 olurken, DKDK 1.48, 1.41 tespit edilmiştir. Gebelik ve kısırlık oranı sırasıyla 1,5 yaşılarda % 84.2 ve % 15.8 iken, 2 yaşlılarda % 91.4 ve % 8.6 bulunmuştur. Kuzuların yaşama gücü 1.5 yaşlı, 2 yaşlı, dişi, erkek, tek, ve ikiz kuzularda sırasıyla % 90, % 88, % 90.3, % 88.57, % 92.66, % 87.76 ve genel ortalama % 89 olmuştur. Doğum, 30., 60., 90. gün ağırlıkları 1.5 yaşlı koyunların dişi kuzularında 4.261, 12.483, 21.844, 28.405 kg; erkek kuzularda 4.504, 12.871, 23.022, 31.556 kg; yine bu değerler 2 yaşlı koyunların dişi kuzularında sırasıyla 4.426, 10.829, 19.504, 26.557, erkek kuzularında 4.659, 11.774, 21.750, 30.448 kg olarak belirlenmiştir.
Ulaştırma yatırımları ve büyüme ilişkisi: Türkiye ekonomisi örneği
Bu tez çalışmasının temel amacı ulaştırma yatırımları ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi Türkiye ekonomisi özelinde 1983-2015 dönemi itibariyle analiz etmektir. Bu tezde ekonomik büyümenin belirleyicileri teorik açıdan ele alınmıştır. Burada üç farklı regresyon modeli kullanılarak ulaştırma yatırımları ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki tahmin edilmeye çalışılmıştır. Ulaştırma yatırımlarının yanı sıra işgücü, finansal gelişme, ticari dışa açıklık, enerji tüketimi ve kentleşme değişkenleri de bağımsız değişkenler ve ekonomik büyümenin belirleyicileri olarak kullanılmıştır. Ekonometrik analizlerde değişkenlerin birim kök incelemelerinin yapılmasında ADF, PP ve KPSS testlerinden istifade edilmiştir. Ayrıca, Vogelsang-Perron tek kırılmalı birim kök testi de kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki eşbütünleşme yani uzun dönem ilişkisinin araştırılmasında ARDL sınır testi yaklaşımı uygulanmıştır. Değişkenlere ilişkin uzun ve kısa dönem tahminleri ARDL modeli çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Değişkenler arasındaki nedensellik ilişkileri ise Toda-Yamamoto nedensellik tekniği kullanılarak incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar, Türkiye ekonomisi açısından bazı politika önerileri sunabilecektir.
Türkiye'de ekonomik büyüme ve işsizlik oranları arasındaki ilişkinin analizi
Bu çalışmada Türkiye'de ekonomik büyüme ile işsizlik arasındaki ilişki Okun Yasası çerçevesinde 2000-2018 dönemi için ampirik olarak incelenmiştir. Çalışmada ilk bölümde işsizlik, istihdam ve ekonomik büyüme kavramları teorik olarak açıklanmıştır. İkinci bölümde ise Türkiye'de işgücü piyasası, ekonomik büyümenin tarihsel seyri ve işsizliğin düzeyi arasında ilişki kurularak değerlendirmeler yapılmıştır. Son olarak üçüncü bölümde Okun Yasası'nın Türkiye'de geçerliliği doğrusal ve doğrusal olmayan modellerle test edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, işsizlik ile büyüme arasındaki ilişkinin doğrusal yapıda olmadığı ve iki rejimli Markov Rejim Değişim modelinin veriyi temsil etmede daha başarılı sonuçlar verdiği belirlenmiştir. Markov Rejim Değişim modeli sonuçlarına göre, ilk rejim yüksek işsizlik ve ikinci rejim düşük işsizlik olarak adlandırılmış olup her iki rejimde de Okun katsayısı beklenildiği gibi negatif ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Bu sonuçlar ile her iki rejimde için işsizlik oranları ile ekonomik büyüme oranları arasında ters yönlü bir ilişkinin varlığı ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, işsizliği %1 oranında düşürmek için olması gereken ekonomik büyüme oranı yüksek işsizlik rejiminde %14.5, düşük işsizlik rejiminde ise %8.3 olarak hesaplanmıştır.
Türkiye ekonomisinde yenilenebilir enerji tüketimi ve ekonomik büyüme ilişkisi: Bir zaman serisi analizi
Son zamanlarda ekonomik büyüme literatüründe ön plana çıkan konular arasında yenilenebilir enerji kaynakları yer almaktadır. Bu tez çalışmasının temel amacı, yenilenebilir enerji tüketimi ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi teorik ve ampirik açıdan araştırmaktır. Tezin uygulama kısmında, Türkiye ekonomisinde yenilenebilir enerji tüketimi ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki ampirik olarak 1970-2016 dönemi itibariyle zaman serileri yardımıyla araştırmaktadır. Değişkenlerin birim kök analizlerinde PP ve Ng-Perron testleri kullanılmaktadır. Değişkenlerin birim kök analizlerinde ayrıca Lee-Strazicich çift yapısal kırılmalı testi de kullanılmaktadır. Değişkenler arasındaki uzun dönem ilişkisinin varlığı, ARDL sınır testi ile incelenmektedir. Uzun ve kısa dönem katsayıları, ARDL modeli bağlamında EKK tahmincisi yardımıyla tahmin edilmektedir. Değişkenler arasındaki nedensellik ilişkileri, Granger nedensellik testi kullanılarak test edilmketedir. Analizlerden elde edilen bulgular, degişkenlerin birinci farkında durağan olduğunu ortaya koymaktadır. ARDL sınır testi sonucları, değişkenler arasında bir uzun dönem ilişkisinin varlığını göstermektedir. Yenilenebilir enerji tüketimi ile ekonomik büyüme arasında uzun dönemde pozitif ve istatistiki olarak anlamlı bir ilişki sçz konusudur. Nedensellik testi sonuçlarına göre, yenilenebilir enerji tüketimi ile ekonomik büyüme arasında bir nedensellik söz konusu değildir.
Türkiye'de kadın istihdamı ve ekonomik büyüme ilişkisi: Bir zaman serisi analizi
Bu tez çalışmasında, kadın istihdamı ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki üzerinde durulmaktadır. Literatür taraması, Türkiye ekonomisi ile ilgili bu tür çalışmaların oldukça sınırlı olduğunu ortaya koymaktadır. Burada, 1988-2016 dönemi yıllık zaman serileri dikkate alınmaktadır. Kadın istihdamının yanı sıra, kentleşme ve sabit sermaye bağımsız değişkenleri, ekonomik büyüme ise bağımlı değişkeni ifade etmektedir. Değişkenlerin durağanlık analizleri için PP, KPSS ve ERSP birim kök testleri kullanılmaktadır. Değişkenler arasındaki uzun dönem ilişkisi, ARDL sınır testi yardımıyla araştırılmaktadır. Değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisinin varlığı, Granger nedensellik analizi ile incelenmektedir. Çalışmadan elde edilen ampirik sonuçlar, değişkenler arasında bir eşbütünleşme (uzun dönem) ilişkisinin varlığını göstermektedir. Çalışmadan elde edilen ampirik sonuçlar, aynı zamanda kadın istihdamı ile ekonomik büyüme arasında uzun dönemde pozitif ve istatistiki olarak anlamlı bir ilişkiyi göstermektedir. Son olarak, nedensellik testi sonuçlarına göre, kadın istihdamından ekonomik büyümeye doğru işleyen bir nedensellik söz konusudur. Bu sonuçlara göre; Türkiye ekonominde ekonomik büyümeyi hızlandırabilmek için politika yapıcıların kadın istihdamına özel bir önem vermesi gereği ortaya çıkmaktadır.
Dış borçlanmanın gelişmekte olan ülkelerin ekonomik büyümeleri üzerindeki etkisi-Türkiye örneği (1990-2016)
Gelişmekte olan ülkeler ekonomik büyüme hedeflerini daha hızlı gerçekleştirebilmek için çeşitli kaynaklara ihtiyaç duyarlar. Bu kaynak ihtiyacını karşıladıkları bir yol da dış borçlardır. Dış borçlar verimli yatırımları ve sermayeyi arttırmak amacı ile kullanıldıklarında büyüme üzerinde pozitif bir etki yaratacaktır. Bir ülkenin büyümesi o ülkede artan refah seviyesi ile birlikte o ülkenin istenilen kalkınma seviyesine ulaşmasını sağlayacaktır. Bu yaklaşımdan yola çıkarak yapılan çalışmada Türkiye ekonomisi üzerinde dış borçların, ekonomik büyüme üzerindeki etkisi incelenmiştir. 1990Q1-2016Q4 dönemi içinde yer alan istatistiki veriler ışığında zaman serilerine dayanan bir ekonometrik inceleme yapılmıştır. Çalışma da serilerin durağanlığı ADF testi ile ölçülmüştür. Değişkenlerin etkileşim ve nedensellikleri VAR analizi ve Granger nedensellik testi ile açıklanmıştır. Son olarak Engle-Granger eşbütünleşme testi ile değişkenlerin uzun dönem ilişkileri ve Hata Düzeltme Modeli ile kısa dönem ilişkileri incelenmiştir. Elde edilen bulgular göre iki değişken arasında pozitif yönlü bir ilişki ve çift yönlü bir nedensellik ilişkisi vardır. İki değişken arasında uzun dönemde eşbütünleşme ilişkisi ile birlikte kısa dönemde de bir ilişki vardır. Bu bulgulardan hareketle dış borçlanmanın ekonomik büyümeyi pozitif yönlü etkilediği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Dış Borç, Büyüme, VAR Analizi, Granger Nedensellik Testi
Turizm ve büyümenin çevre kirliliği üzerindeki etkileri: Akdeniz ülkeleri örneği
Bu çalışmanın amacı dünyanın yoğun turizm faaliyetlerinin yürütüldüğü Akdeniz bölgesi ülkeleri için turizm faaliyetlerinin, karbon emisyonu üzerindeki etkilerinin ortaya konulmaya çalışılmasıdır. Analiz dönemi 1995-2018 dönemine kapsamaktadır. Elde edilen sonuçlara göre turizm gelirlerinin tek başına ele alındığında karbon emisyonu üzerinde bir etkisinin mevcut olmadığı görülmüştür. Diğer yandan turizm gelirleri, etkileşim değişkeni ile birlikte ele alındığında turizm gelirlerindeki artışın her iki rejimde de karbon emisyonunu artırdığını ve etkileşim değişkenin sadece ikinci rejimde karbon emisyonunu azalttığı görülmektedir. Turist sayısındaki artış ise tek başına ele alındığında karbon emisyonunu azaltmaktadır. Diğer yandan turist sayısı, etkileşim değişkeni ile birlikte ele alındığında turist sayısı artışının ikinci rejimde karbon emisyonunu artırdığı ve etkileşim değişkenin sadece ikinci rejimde karbon emisyonunu azalttığı görülmektedir. Bu sonuçlara göre turizm geliri ve turist sayısının tek başlarına ele alındığında anlamlı ve beklenen yönde sonuçlar elde edilemediği görülmektedir. Ancak turizm değişkenlerinin, ülkelerin nüfusu ile etkileşimi birlikte ele alındığında anlamlı sonuçlar ortaya çıkmaktadır.
Kıvırcık koyunlarına ait bazı verim özelliklerinin fenotipik ve genetik parametrelerinin tahmini
Bu araştırma 2005 ile 2019 yılları arasında Kıvırcık ırkı 84 baş koç, 787 baş koyun ve 2986 baş kuzu kullanılarak yürütülmüştür. Araştırmada kuzuların büyüme ve gelişme, günlük canlı ağırlık artışı, yaşama gücü yanısıra koyunların döl verimi ve gebelik süresi ile büyüme ve gelişmeye ilişkin genetik özellikler incelenmiştir. Kıvırcık kuzularının çeşitli dönem canlı ağırlıkları, doğum, sütten kesim(90 gün), 6 ay ve bir yaş ağırlığı sırasıyla; 3.94±0.013, 26.62±0.116, 34.65±0.235 ve 44.10±0.290 kg olarak tespit edilmiş, doğum ile sütten kesim(90 gün) arası günlük canlı ağırlık artışı ortalaması 251.14±1.216 g/gün olurken, süten kesime kadar olan yaşama gücü %92 olarak bulunmuştur. Kıvırcık koyunların döl verimi özelliklerinde kuzulama(doğum) oranı; %79.35, koçaltı koyun başına doğan kuzu sayısı; 0.99 ve doğuran koyun başına doğan kuzu sayısı; 1.24 olarak, gebelik süresi ise ortalama 148.34±0.042 gün olarak tespit edilmiştir. Kıvırcık koyunlarının çeşitli dönem büyüme özellikleri bakımından genetik parametreler ve varyans unsurlarının en iyi doğrusal yansız kestirim tahminleri, SAS ve MTDFREML paket programları ile tahmin edilmiştir. Bu analizlerden elde edilen kalıtım dereceleri doğum ağırlığı, anasal doğum ağırlığı, günlük canlı ağırlık artışı, sütten kesim ağırlığı, 6. ay canlı ağırlığı ve 1 yaş canlı ağırlığı için sırasıyla; 0.31, 0.21, 0.16, 0.16, 0.15 ve 0.14 olarak bulunmuştur. Büyüme özellikleri arasındaki eklemeli genetik korelasyonlar 0.03 ile 1.00 arasında tespit edilmiştir. Diğer taraftan fenotipik ve genetik eğilim yıllar itibariyle pozitif ve olumlu bulunmuştur.
Katılım bankalarının reel sektöre verdikleri kredilerin büyümeye etkisi: 2005-2017 dönemi Türkiye örneği
Bu araştırma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde bankacılık sektörüne genel bir bakış yapılmıştır. İkinci bölümde Türkiye'de bulunan Katılım Bankaları ve Türkiye ekonomisine etkileri teorik olarak araştırılmıştır. Son bölüm de ise Türkiye'de faaliyet gösteren Katılım Bankaları'nın reel sektöre verdikleri kredilerin ekonomik büyüme üzerindeki etkisini; 2005 yılı ilk çeyreğinden 2017 yılı ilk çeyreğine kadar olan dönemi kapsayacak şekilde, üçer aylık (çeyreklik) veriler kullanılarak ekonometrik analizler ve testler yapılmıştır. Bu çalışmada ADF ve PP birim kök testleri ile durağanlık sınaması yapılmıştır. Johansen eşbütünleşme ve Granger nedensellik analizleri gerçekleştirilmiştir. Son olarak Granger nedensellik testi ile Katılım Bankaları kredilerinden GSYİH'a doğru tek yönlü ve pozitif bir nedensellik bulunmuştur. Kalkınma ve Yatırım Bankaları ile GSYİH'a doğru tek yönlü ve pozitif nedensellikten söz edilirken, Mevduat Bankalarından GSYİH'a doğru çift yönlü ve pozitif bir nedensellik söz konusu olduğu görülmüştür.
Süt çocuklarında ek gıdaya geçişte beslenme yönteminin obezite ile ilişkisi
Tamamlayıcı besinlere ortalama 6.ayda geçilmeli, çocuğun büyümesi ile birlikte artan enerji, protein ve diğer besin ögelerini karşılayabilecek yeterlilikte olmalı, çocuğun açlık, tokluk, iştah durumunun gözetilerek bakım veren kişi ve çocuğun tercihlerine uygun olacak şekilde sunulmalıdır. Duyarlı beslenme ile bebeğin beslenmeye aktif katılımı sağlanmalıdır. Yaşamın ilk iki yılında duyarsız beslenme davranışı bebekte ileride obezite, vitamin eksiklikleri, malnütrisyon, yeme reddi gibi önemli sorunlara yol açmaktadır. Son zamanlarda popülerlik kazanan bebek liderliğinde beslenme (BLW) yöntemi ile aktif bebek katılımı ve duyarlı beslenme sağlayarak sağlıklı bebek beslenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda tamamlayıcı beslenmeye geçişte tercih edilen yöntemlerin obezite gelişimi ile ilişkili olup olmadığı araştırıldı. Hastanemiz polikliniklerine başvuran 4 ile 24 ay arasındaki 400 hasta çalışmaya dahil edildi. Çocukların antropometrik ölçümleri ve klinik bulguları kaydedildi. Beslenme yöntemine göre geleneksel, bebek liderliğinde beslenme ve her iki yöntemi uygulayanlar olmak üzere gruplandırıldı ve beslenme yönteminin obezite ile ilişkisi yapılan anket ve anamnez verilerine bakılarak değerlendirildi. . Üç bölümden oluşan bu anket formunda, annenin ve babanın sosyodemografik özellikleri, bebeğe ait özellikler, tamamlayıcı beslenme ve bebek liderliğinde beslenmeye yönelik sorular bulunmaktaydı. Araştırma bulgularına göre bebeklerin yaş ortalamasının 14,79±4,34 (ay) olduğu belirlenmiştir. Tek başına anne sütüyle beslenme süresi ortalamasının 4,92±2,08 (ay), toplam anne sütüyle beslenme süresi ortalamasının 10,74±5,34 (ay) olduğu belirlenmiştir, ilk tercih edilen besin en çok sebze püresidir (%42,2). Katılımcıların BLW'yi duyma oranı %83,5 olduğu görüldü. Kullanılan beslenme yöntemi dağılımına bakıldığı zaman aileler; %12 oranında bebek liderliğinde beslenme (BLW), %57,5 oranında her iki yöntem ile beslenme, %30,5 oranında geleneksel beslenme yöntemini kullanmaktadır. Ek gıda verilme şekli ile doğum şekli, son ağırlık persantil, son baş çevresi persantil ve son BMI persantil arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki yoktur (p>0,05). Ek gıda verilme şekli ile son boy persantil arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (χ2=14,026; p=0,029). Bu sonuçlar süt çocukluğu dönemindeki beslenme yönteminin obezite patogenezinde rol aldığı düşüncesini güçlendirmektedir. Son yıllarda sosyal medyada da aileler arasında yaygınlaşan BLW uygulaması konusunda bilimsel açıdan yeterli kanıt yoktur. Bu beslenme yöntemini öneri halinde sunulması geliştirilip yaygınlaştırılması için konu hakkında daha çok ve geniş çalışmaların yapılması gerekmektedir.
Organik asidemili ve üre döngüsü bozukluğu olan hastalarda beslenme durumu, metabolik kontrol ve büyümenin izlenmesi
Organik asidemili ve üre döngüsü bozukluğu olan hastalarda doğal proteinden kısıtlı diyet ve gerekli durumlarda aminoasit karışımlarının kullanılması tedavinin temelini oluşturmaktadır. Hastalarda doğal proteinden kısıtlı diyet tedavisi sonucu büyüme geriliği ve besin ögesi eksiklikleri ortaya çıkabilmektedir. Bu çalışma, organik asidemili ve üre döngüsü bozukluğu olan hastalarda beslenme durumu, vücut kompozisyonu, metabolik kontrol ve büyüme izlenerek bunlar arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Akçaağaç şurubu idrar hastalığı (Maple Syrup Urine Disease [MSUD]) olan 36 hasta, metilmalonik asidemi (MMA)/propiyonik asidemi (PPA) olan 30 hasta, izovalerik asidemili (İVA) 6 hasta ve üre döngüsü bozukluğu (UCD) olan 9 hasta çalışmaya dahil edilerek 1-18 yaş aralığındaki 81 hasta üzerinde yapılmıştır. Hastaların uzun dönemli izlemleri yapılarak 6 ay arayla antropometrik ölçümleri, her ay 3 günlük besin tüketim kayıtları, besin tüketim sıklıkları, büyüme durumunu gösteren biyokimyasal parametreleri ve kan aminoasitleri alınmıştır. Diyetlerinde almış oldukları protein, aminoasitler hastalığa özgü tedavi kılavuzlarına göre karşılaştırılmıştır. Hastaların kan aminoasitleri hastalığa özgü berlirlenen değerlere göre karşılaştırılmıştır. Ayrıca metabolik kontrollerini gösteren kan parametreleri geriye dönük olarak dosyalarından taranmıştır. MSUD hastalarının başlangıçta yaşa göre vücut ağırlığı Z skoruna göre hastaların %36'sı, 6. ayda hastaların %52,2'si malnütrisyonludur. Yaşa göre boy uzunluğu Z skoruna göre başlangıçta hastaların %47,2'si, 6. ayda hastaların %44,4'ü bodur olarak saptanmıştır. MMA/PPA hastalarının başlangıçta %34,8'i, 6. ayda %43,5'i malnütrisyonludur ve başlangıçta hastaların %43,3'ü, 6. ayda hastaların %50'si bodurdur. İVA hastalarında büyüme geriliğine rastlanmamıştır. UCD hastalarının başlangıçta ve 6. ayda %44,4'ü bodur olarak saptanmıştır. Hastaların besin tüketim kayıtlarından çoklu doymamış yağ asitleri ve posa alımlarının yetersiz olduğu görülmüştür. Hastaların almış oldukları toplam protein:enerji değeri normal aralıkta bulunmuştur ve boya göre Z skoruyla arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır (p>0,05). MSUD ve MMA/PPA hastalarının büyük kısmında izlemlerinde kan izolösin ve valin düşüklüğü olduğu görülmektedir. Sonuç olarak organik asidemili ve üre döngüsü bozukluğu hastalarında büyüme geriliği görülmektedir. Doğuştan aminoasit metabolizması bozukluğu olanlarda büyümenin ve beslenmenin değerlendirildiği çok az sayıda çalışma bulunmaktadır. Hastalığa özel tedavi kılavuzlarında öneriler konusunda fikir birliği bulunmamaktadır. Bu hastaların metabolizma hastalıklarında deneyimli diyetisyen tarafından büyümeleri ve besin ögeleri eksiklikleri açısından yakından izlenmelidir.
Pediatrik büyüme eğrilerinin model performanslarının GAMLSS yöntemi ile incelenmesi ve kantil regresyon yöntemi ile karşılaştırılması
Bir çocuğun büyüme ve gelişiminin incelenmesinde, hastalık durumunun erken tanılanmasında, beslenme durumunun değerlendirilmesinde en iyi araçlardan biri antropometrik ölçümler yardımıyla oluşturulan referans pediatrik büyüme eğrileridir. Bu tez kapsamında cinsiyete göre boy uzunluğu, vücut ağırlığı, baş çevresi ve beden kitle indeksi ölçümlerine ilişkin büyüme eğrileri farklı istatistiksel yöntemler ile oluşturulmuştur. LMS, LMSP ve LMST yöntemlerinin bir arada kullanılarak geliştirildiği GAMLSS (Generalized additive model for location, scale and shape) modeli ile kantil regresyon yöntemi sonucunda elde edilen büyüme eğrileri karşılaştırılmıştır. Her iki yöntem sonucunda büyüme eğrilerinin veriye uyumu ve model yeterliği worm grafiği ile incelenmiştir. Büyüme eğrilerinin oluşturulmasında LMSP ve LMST yöntemlerinin LMS yöntemine göre farkı, dağılımın çarpıklığını ve basıklığını dikkate almasıdır. GAMLSS modeli veride normal dağılım varsayımı gerektirirken, aynı zamanda büyüme eğrilerinin model performanslarını inceleyerek en uygun model seçimine olanak sağlamaktadır. Kantil regresyon ise veride herhangi bir dağılım varsayımı gerektirmediğinden, büyüme eğrilerinin oluşturulmasında alternatif bir yöntemdir. Bulgulara göre, GAMLSS yöntemi sonucunda daha düzleştirilmiş esnek büyüme eğrilerinin elde edildiği gözlenmiştir, fakat burada modelde etkili serbestlik derecesinin belirlenmesi oldukça önemlidir. Kantil regresyon yönteminde ise düzleştirme parametresinin seçimi oldukça önemli olup monotonluk kısıtlamaları ile esnek büyüme eğrileri oluşturulmuştur, fakat bazı antropometrik ölçümler için eğrinin uç noktalarında esnekliğin bozulduğu gözlenmiştir. Her iki yöntem sonucunda da tüm yaş grubunu içeren worm grafiklerinde wormlar %95 güven aralığında yer almaktadır. Oluşturulan büyüme eğrilerinin veriye uyumunun yeterli olduğu söylenebilmektedir.
9-14 yaş kız çocuklarında motor yeterlik ve algılanan yeterliğin biyolojik olgunlaşma durumlarına göre incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, 9-14 yaş kızlarda motor yeterlik ve algılanan yeterliğin biyolojik olgunlaşma, spor yapma deneyimi, beden kütle indeksi (BKİ) ve kronolojik yaşa göre incelenmesidir. Araştırmaya 909 (yaşort=11.76, Ss=1.66yıl) kız katılmıştır. Motor yeterlik "Çocuk Beden Koordinasyon Testi (KTK)" ile, algılanan yeterlik 9-11 yaşta "Çocuklukta Algılanan Motor Yeterlik Anketi", 12-14 yaşta ise "Fiziksel Benlik Algısı Envanteri-Çok Kısa Formu" ile değerlendirilmiştir. Biyolojik olgunlaşma, Mirwald'ın zirve boy hızı (ZBH) formülü ile belirlenmiştir. Çok Değişkenli Varyans Analizi (MANOVA) sonucunda motor yeterlikte ZBH durumu ve biyolojik olgunlaşma etkileşimi anlamlı bulunmuştur (p<0.01). Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve ikili karşılaştırmalara göre; erken olgunlaşan kızlar daha düşük motor yeterlik göstermiştir (p<0.05). Motor yeterlikte ZBH durumu ve spor yapma deneyimi etkileşimi de anlamlı bulunmuş ve spor yapmayanlar yapanlardan daha düşük motor yeterlik göstermiştir (p<0.05).9-11 yaşta biyolojik olgunlaşmaya göre algılanan nesne kontrolde geç olgunlaşan kızlar daha düşük puan almıştır (p<0.01). 9-11 ve 12-14 yaşta algılanan yeterlik puanları spor yapmayan kızların yapanlardan düşüktür (p<0.01). Ki-kare testi sonucu geç olgunlaşan kızlar kendilerini düşük, erken olgunlaşan kızlar ise abartılı algılamaya eğilimli bulunmuştur (p<0.05). Düşük algılayan grupta BKİ değerleri; abartılı algılayan grupta kronolojik yaş diğer algılanan motor yeterlik profillerinden daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Biyolojik olgunlaşmanın 9-14 yaş grubunda motor yeterlik ve 9-11 yaş grubunda algılanan yeterlik puanlarında; spor yapma deneyiminin motor yeterlik ve algılanan yeterlik puanlarında etkili olduğu; BKİ düşük ve geç olgunlaşan kızların kendilerini düşük, yaşça büyük ve erken olgunlaşan kızların ise abartılı algıladığı saptanmıştır.
Farklı sosyo-ekonomik gruplarda fiziksel ve fizyolojik streslerin vücut oranlarına etkisi
Büyüme sırasında sahip olunan sosyo-ekonomik koşullar insan vücudunun şekillenmesinde etkilidir. Yapılan çalışmalarda avantajlı grupların her zaman daha büyük boyutlara, dezavantajlı grupların ise daha küçük boyutlara sahip olduğu belirlenmiştir. Ancak farklı stresler karşısında vücut oranlarının, üyelerinin ve üyelerin alt bölümlerinin nasıl farklılık gösterdiği, bunun nihai boyutlara nasıl yansıdığı tam olarak bilinmemektedir. Aynı zamanda bu streslerin vücudun simetrisini nasıl etkilediği de yeterince tartışılmamıştır.Bu çalışmanın amacı çocuklukta farklı fizyolojik ve fiziksel baskılar altında büyüyen bireylerin vücut boyut, oran ve simetrik yapısının nasıl farklılaştığını belirlemektedir. Bu amaçla Samsun'da yaşayan 20-45 yaş arası kadın ve erkek 623 kişi üzerinde antropometrik saha araştırması yapılmıştır. Çalışmanın örneklemi üst sosyo-ekonomik vr alt sosyo-ekonomik olmak üzere iki ana gruba, alt sosyo-ekonomik grup ise hafif ve ağır çalışan olmak üzere iki alt gruba ayrılmıştır. Saptanan sonuçlara göre insan vücudunda sosyo-ekonomik faktörlerin etkileri belirgindir. Bu istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05).Üst sosyo-ekonomik grup antropometrik boyut, oran ve asimetri bulgularıyla alt sosyo-ekonomik her iki gruptan anlamlı derece farklıdır. Vücudun kısım ve oranlarında alt üyeler, üst üyelere göre daha fazla dış faktörlerden etkilenmiştir. Oransal olarak üst sosyo-ekonomik grup daha uzun bacaklarla, alt sosyo-ekonomik grup daha uzun kollara sahiptir. Alt sosyo-ekonomik ağır çalışan grubun kolları ise oransal olarak daha uzundur. Üyelerde gözlenen bu fark, üyelerin distal alt bölümlerindeki farklılıktan kaynaklamaktadır. Uzunluk ölçülerinin aksine genişlik ölçüler alt sosyo-ekonomik grupta daha yüksek değerdedir. Oransal olarak da omuz genişliği, ağır çalışan grupta daha geniştir. Vücudun simetrik yapısı üst sosyo-ekonomik grupta sapma göstermezken, alt sosyo-ekonomik grupta üst üye uzunluk ve genişliklerinde asimetrik sapma düzeyi yüksektir. Bu bulgular cinsiyetler arasında değişmekte ve erkeklerin dış etkenlerden daha fazla etkilendiği görülmektedir.Sonuç olarak büyüme sırasında beslenme, sağlık, hastalık vb. fizyolojik streslerin yanında fiziksel baskıların da büyüme örüntülerini önemli ölçüde etkilediği gözlenmiştir. Böylece fiziksel baskıların da büyümeyi sekteye uğrattığı, bunun yetişkinlik döneminde de gözlemlenir olduğu tespit edilmiştir.
Impact of Afghanistan government support on SMEs' growth level: The case of AREDP covered SMEs in herat province
Afghanistan Rural Enterprise Development Program (AREDP) is one of the largest governmental SMEs development programs in Afghanistan since 2011. The aim of this research is to investigate the impact of this program support on SMEs growth level in Herat province of Afghanistan. 4 years secondary panel data of 127 out 146 covered SMEs of this province used for this research. The number of direct, indirect & and total employees of the SMEs is used as an indicator of growth. Therefore, depended on variables of this study are the direct, indirect and total number of SMEs employees. AUGUST categorical supports (soft skill training, vocational training, exhibitions and machinery & toolkits) & It supports which are combined with 13 individual supports of this program are treatment variables. startup capital, owner's education level, dummy variables for gender and business type of SMEs are used as control variables in this research. Ordinary least square (OLS) model & Stata 64 software are used for data analysis. Overall, it has been founded that the government support has a positive significant impact on SMEs growth level except for one type of support (vocational training) which is negatively related to the number of employees. we also find an interesting result from control variables. This study provides evidence for policymakers to prioritize government support for better SMEs development in order to achieve containable economic growth in the country.
Üst yönetimin karakteristik özelliklerinin büyüme stratejisine etkisi: Üst yönetimin stratejik karar sürecinin aracılık etkisi
Bu çalışmanın amacı, üst yönetimin karakteristik özelliklerinin büyüme stratejisine etkisini incelemektir. Çalışmada, üst yönetimin karakteristik özelliklerinin büyüme stratejisiyle ilişkisinde aracı rolü oynayabilecek etmenlerde araştırılmıştır. Üst yönetimin karakteristik özelliklerinin büyüme stratejisine etkisinde üst yönetimin stratejik karar alma sürecinin aracı değişken olarak rol oynayabileceği öngörülmüş ve bu değişkenin etkileri araştırılmıştır. Bu çalışmanın uygulama kısmı, Türkiye'de Sağlık sektöründe modern ve teknolojik altyapıya sahip, Uluslararası JCI (Sağlık Hizmetlerinde Kalite Standardı) akreditasyonu ve TS EN 15189 Tıbbi Laboratuvarlar akreditasyonuna sahip, EBNM (Avrupa Nükleer Tıp Birliği) ve UEMS (Avrupa Tıp Uzmanları Birliği) tarafından da belgelendirilmiş olarak sağlık alanında ulusal ve uluslararası standartlarda hastane ve klinik ortamında yaklaşık 20.000 kişilik konusunda uzman çalışanı ile sağlık hizmetleri veren, Branş ve Genel Hastane işletmeciliği alanında lider konumda olan iki büyük Türk markasının Türkiye ve yurt dışı sağlık işletmelerinde gerçekleştirilmiştir. Bu çerçevede söz konusu sağlık işletmelerinin Yönetim Kurulu Başkanı, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı, Yönetim Kurulu Üyeleri, İcra Kurulu Başkanı, İcra Kurulu Üyeleri ve diğer Üst Yönetim kademelerinde görev yapan yöneticilerin düşünce ve algıları temel alınmış ve bu kişilere anket uygulanmıştır. Araştırmada bu iki büyük markanın 67 sağlık işletmesinin tamamına ulaşılmış ve bu işletmelerde üst yönetim kadrolarında çalışan 148 kişilik üst yönetim kadrosundan alınan cevaplar araştırmaya dahil edilmiştir. Bu çalışmanın literatüre kuramsal ve uygulamada katkısı bulunmaktadır. Çalışmanın kuramsal katkısı, üst yönetimin karakteristik özelliklerinin büyüme stratejisine etkisinin bütüncül bir modelde incelenmesi, bu ilişkide yeni bir aracı değişkenin önerilmesi ve bu alandaki boşluğu doldurmasıdır. Çalışmanın uygulamadaki katkısı ise, üst yönetimin karakteristik özelliklerinin büyüme stratejisine etkisinin Türkiye'de ilk kez test edilmiş olmasıdır.
Büyüme stratejilerinin örgüt performansına etkisinde lojistik stratejilerin düzenleyici ve örgüt yapılarının aracı rolünün havacılık sektörü bağlamında araştırılması
Küresel rekabetin sürekli arttığı günümüz iş dünyasında, örgütlerin sürdürülebilir bir yaşamın ve paralelinde rekabet avantajının izini sürerek yerinde stratejiler üretip, bunları zamanında uygulayarak hayata geçirmeleri gerekmektedir. İstenilen stratejiyi uygulamamak, işletmelerde fırsatların kaybedilmesine yol açarak önceliklerin korunmasını ve kurumsal hedeflere ulaşmayı zorlaştırmaktadır. İşletmeler örgütsel performans seviyelerine ulaşabilmek için çeşitli büyüme stratejileri uygular. Dinamik stratejik yönetim süreçlerinde, karar verilmiş bir büyüme stratejisinin başarıyla uygulanabilmesi için stratejiyi yön, hız ve değer katmada olumlu etkileyebilecek organizasyonel yapı ve lojistik stratejilerin bütüncül bir yaklaşımla performansa odaklı yapılandırılması gerekir. Literatür incelendiğinde örgütlerde stratejik planlamanın yaygın olarak çalışıldığı, ancak strateji uygulamaları konusunda ve havacılık sektörü bağlamında yapılan araştırmaların sınırlı kaldığı görülmektedir. Bu çalışmada, büyüme stratejilerinin örgüt performansına etkisinde lojistik stratejilerin moderatör, örgüt yapısının da aracılık etkisi olup olmadığı, havacılık sektörü bağlamında araştırılmıştır. Araştırmanın verilerinden faydalanarak elde edilen bulgular ışığında, literatürün genişlemesi ve iyileşmesi yönünde katkıda bulunulması çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. Bu amaçla, strateji uygulamaları kapsamında, bir araştırma modeli ile birlikte test için hipotezler geliştirilerek, örgütlerde strateji, yapı ve performans etkileri incelenmiştir. Araştırmanın evreni, Türkiye'de havacılık sektöründe faaliyet gösteren işletmeler, analiz birimi ise örgüt düzeyi olup tam sayım yapılmıştır. Bu kesitsel alan çalışmasında veriler anket tekniği ile yönetici düzeyinde katılım sağlanarak, çevrimiçi toplanmış ve 133 işletme ile çalışma gerçekleşmiştir. Araştırma verileri, "SmartPLS Kısmi En Küçük Kareler Yapısal Eşitlik Modeli" istatistik metoduyla test edilerek yol analizi yapılmıştır. Araştırmada, teorik ve kavramsal çerçeve kurulduktan sonra sahada veriler toplanarak analiz edilmiş, elde edilen bulgulardan çıkarım yapılarak yorumlanmıştır. Buna göre, çalışmamıza katılan havacılık işletmelerinin büyüme stratejilerini uygulamaları sürecinde, örgüt yapılarının biçimselleşme ve hiyerarşik merkezileşme düzeylerinin, örgüt performansı üzerinde kısmi aracılık etkisinin olduğu, lojistik stratejilerin ise düzenleyici rolü olmadığı tespit edilmiştir. Elde edilen bulgularla, havacılık sektörü stratejik üst yöneticilerinin, stratejilerini desteklemek üzere, biçimsel ve hiyerarşik bir örgüt yapısı oluşturmanın sunacağı fırsattan faydalanarak organizasyonlarına değer katabilecekleri ve böylece istenilen örgütsel performans düzeylerine ulaşabilecekleri çıkarımı yapılabilir.
Isparta yöresi Ehrami Karaçam ağaçlandırmalarının değerlendirilmesi: 30. yıl sonuçları
Bu Yüksek Lisans tez çalışmasında, Isparta yöresinde tesis edilen 30 yaşlı Ehrami Karaçam (Pinus nigra Arnold. ssp. pallasiana var. pyramidata) ağaçlandırma sahasından seçilen her biri 500 m2 büyüklüğündeki dört örnek alanda boy, dip çap, göğüs yüksekliği çapı, tepe çapı ile birey sayısı araştırılmıştır. Bununla birlikte sahadaki Anadolu Karaçamı [Pinus nigra Arnold. subsp. pallasiana (Lamb.) Holmboe] ve Toros Sediri (Cedrus libani A. Rich.) ile bu özellikler bakımından karşılaştırmalar yapılmıştır. Çalışma sonucunda Ehrami Karaçam'ın, ortalama boy, dip çap, göğüs yüksekliği çapı ve tepe çapı değerleri sırasıyla 9.9 m, 29.3 cm, 25.1 cm ve 302.5 cm bulunmuştur. Örnek alanlar boy, dip çap ve göğüs yüksekliği çapı bakımından istatistiksel bakımdan anlamlı (p<0.05) farklılık gösterirken, tepe çapı bakımından benzerlik (p>0.05) göstermiştir. Uygulanan varyans analizi sonucunda, Ehrami Karaçam, Anadolu Karaçamı ve Toros Sediri arasında; boy, dip çap, göğüs yüksekliği çapı ve tepe çapı bakımından istatistiksel bakımdan anlamlı (p<0.05) farklılıklar olduğu ortaya çıkmıştır. Anadolu Karaçamı'nın çalışmaya konu özellikler bakımından, Ehrami Karaçam ve Toros Sediri'ne göre daha yüksek büyüme performansı gösterdiği belirlenmiştir. Korelasyon analizi sonucunda özellikler arasında genel olarak istatistiksel bakımdan anlamlı (p<0.05) pozitif ilişkiler tahmin edilmiştir. Çalışma sonuçlarının, türün ormancılık uygulamalarında dikkate alınması önerilmiştir.
Haşhaş (Papaver somniferum L.)'ın farklı gelişme dönemlerinde salisilik asit uygulamasının verim ve alkaloid içeriğine etkisi
Haşhaş (Papaver somniferum L.); tohum, yağ ve kapsüllerinden faydanılan önemli bir bitkidir. Haşhaşta tohum verimi ve alkaloid içeriği çevre faktörlerine, çeşide ve agronomik uygulamalara bağlı olarak değişmektedir. Bu araştırma, haşhaşın farklı gelişme dönemlerinde salisilik asit uygulamasının verim ve alkaloid içeriğine etkisini araştırmak amacıyla, Isparta koşullarında 2019-20 vejetasyon döneminde Tesadüf Blokları Deneme Deseninde 3 tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Araştırmada, TMO2 haşhaş çeşidinde rozet, sapa kalkma, tomurcuklanma, rozet+sapa kalkma, rozet+sapa kalkma+tomurcuklanma ve sapa kalkma+tomurcuklanma dönemlerinde 100 ppm'lik salisilik asit uygulanmıştır. Haşhaşın farklı gelişme dönemlerinde salisilik asit uygulamaları arasında bitki boyu ve kapsül sayısı arasındaki farklar istatistiksel olarak önemli olmazken, kapsül eni, kapsül boyu ve yağ oranı rozet yaprak+sapa kalkma döneminde, kapsül verimi, 1000 dane ağırlığı ve tohum verimi tomurcuklanma döneminde daha yüksek olmuştur. Alkaloid içeriği bakımından morfin, kodein, oripavin, tebain ve noskapin rozet, papaverin ise rozet+sapa kalkma+tomurcuklanma döneminde daha yüksek tespit edilmiştir. Araştırmada, bitki boyu 118.0-122.7 cm, kapsül eni 42.9-45.8 mm, kapsül boyu 38.2-41.0 mm, kapsül sayısı 4.2-6.0 adet/bitki, 1000 dane ağırlığı 0.37-0.44 g, kapsül verimi 90.57-118.0 kg/da, tohum verimi 117.0-144.7 kg/da, yağ oranı %38.20-40.51, morfin %0.450-0.535, kodein % 0.53-0.75, tebain %0.006-0.025, noskapin %0.059 -0.109, oripavin %0.003-0.01 ve papaverin %0.007-0.004 arasında değişmiştir.
Sütçüler-tota orijinli Gönen karaçam tohum bahçesinde 2020 yılı bazı kozalak ve tohum özelliklerinin belirlenmesi
Bu tez kapsamında Sütçüler-Tota orijinli 50 nolu Gönen Karaçam (Pinus nigra Arnold.) tohum bahçesinde 2020 yılı itibarıyla ağaç boyu, göğüs yüksekliği çapı, ortalama dal uzunluğu, tepe tacı hacmi gibi büyümeye ilişkin özellikler ile bazı kozalak ve tohum özellikleri (kozalak sayısı, kozalak boyu, kozalak eni, tohum boyu, tohum eni, 1000 tane ağırlığı) belirlenmiştir. Bu amaçla tohum bahçesi 3 bloğa ayrılmış ve her blokta 30 klonun her birinden 3 ramet olmak üzere toplam 270 birey örneklenmiştir. Elde edilen veriler, SPSS paket programında değerlendirilmiştir. Bu kapsamda örneklenen klonlara ait rametlerin büyüme özellikleri ile kozalak ve tohum özellikleri bakımından klonların karşılaştırılması amacıyla varyans analizi ve Tukey testi yapılmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen korelasyon ve kümeleme analizleri ile ölçülen karakterler arası ilişkiler ortaya konmaya çalışılmıştır. Buna göre, büyüme özellikleri bakımından örneklenen klonlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark çıkmazken, kozalak sayısı dışında ölçülen diğer tüm kozalak ve tohum özellikleri bakımından anlamlı farklılıklar ortaya çıkmıştır. Ulaşılan sonuçlar 2015 yılında aynı bahçede gerçekleştirilen bilimsel çalışmanın sonuçlarıyla kıyaslandığında benzerlik gösterdiği söylenebilir. 2015 yılında çiçek, kozalak ve tohum özellikleri bakımından diğerlerine kıyasla daha iyi performans gösteren klonlar, 2020 yılında da ölçülen krakterler bakımından aynı performanslarını sürdürmüşlerdir. Örneğin, ölçülen tüm karakterler bakımından 12064, 12068, 12083 ve 12089 nolu klonlar öne çıkan klonlar olmuştur. Bu nedenle ileriki yıllarda yapılacak araştırmalar ile bakım çalışmaları ve kurulacak döl denemelerinde bu klonlar yakından izlenmeli ve denemelerde kullanılmalıdır. Ayrıca devam eden süreçte bahçenin bakımına özen gösterilmeli ve bahçede yaşanan bireysel ölümlerin nedenleri araştırılarak gerekli tedbirler alınmalıdır.
Göynük orman işletme müdürlüğü Anadolu Karaçam'ı gençliklerinin büyüme performansı
Bu çalışma, Anadolu Karaçam'ının [Pinus nigra Arnold. subsp. pallasiana (Lamb.) Holmboe] bakım görmüş ve görmemiş 14-16 yaşlı gençleştrme sahalarında gerçekleştirilmiştir. Çalışmada her biri 500 m2 büyüklüğünde dört alan örneklenmiş ve bu alanlarda; ağaç boyu, dip çap, göğüs yüksekliği çapı ve yaş özellikleri araştırılmıştır. Çalışma sonuçlarıyla türün orman bakımı, doğal gençleştirme ve diğer ormancılık uygulamalarına katkı sağlaması amaçlanmıştır. Bakım görmüş ve bakım görmemiş sahaların genelinde ortalama ağaç boyu, dip çap, göğüs yüksekliği çapı ve yaş değerleri sırasıyla 2.77 m ve 2.27 m, 10.74 cm ve 8.73 cm, 8.32 cm ve 4.81 cm, 13.8 yıl ve 15.8 yıl bulunmuştur. Varyans analizi sonucunda işlemler; ağaç boyu, dip çap, göğüs yüksekliği çapı ve yaş bakımından anlamlı (p<0.05) fark gösterirken, bu işlemler kendi içerisinde ise çalışmaya konu özellikler bakımından benzerlik (p>0.05) göstermiştir. Korelasyon analizi sonucunda, örnek alan ve işlemlerin tamamında, ağaç boyu, dip çap, göğüs yüksekliği çapı ve yaş arasında pozitif ve anlamlı (p<0.05) ilişkiler belirlenmiştir.
Acil servise ateş şikayeti ile başvuran 0-5 yaş arası çocuklara yapılan ev ziyaretlerinin büyüme gelişmeye, tekrar hastaneye başvurmaya etkisi
Bu araştırmanın amacı, acil servise ateş şikâyeti ile başvuran 0-5 yaşındaki çocuklara yapılan ev ziyaretlerinin büyüme gelişmeye ve tekrar hastaneye başvurmaya etkisini saptamaktır. Randomize olmayan kontrollü çalışma olan bu araştırmanın örneklemini; 31 deney 31 kontrol olmak üzere 3 yaşındaki 62 çocuk oluşturmaktadır. Araştırma verilerinin toplanmasında anket formu, 3 yaşındaki çocuklara ait evde izlem ve bakım formu ve Ankara gelişim tarama envanteri (AGTE) kullanılmıştır. Deney grubundaki çocuklara 3 ay boyunca ayda bir defa ev ziyaretleri ile bakım ve izlemler yapılmıştır. Kontrol grubuna ise hastanede ve evde olmak üzere iki görüşme yapılmıştır. Elde edilen veriler IBM SPSS Statistics v.22.0 paket programında tanımlayıcı istatistik, independent samples t-testi, ki-kare testi ve fisher's exact testi kullanılarak analiz edilmiştir. Tüm analizler için 0,05'in altındaki p değeri anlamlı kabul edilmiştir. Bu çalışmanın bulgularına bakıldığında; AGTE genel gelişim puan ortalaması 1. ayda deney (122,42±4,5) ve kontrol grubunda (123,45±4,0) hemen hemen aynı iken (p>0.05), 3. ayda deney grubu (131.74±4.1) kontrol grubuna (124,19±3,8) göre daha fazla artış göstermiştir (p<0,05). AGTE T tablosuna göre normal olan çocukların oranı 1. ayda deney ve kontrol grubunda aynı iken (%61,3, p>0.05), 3. ayda ise bu oranların deney grubunda (%96,8) artış gösterirken, kontrol grubunda (%41,9) azaldığı saptanmıştır (p˂0,05). Toplamda çocukların %30,6'sının AGTE T tablosuna göre normal olmadığı görülmüştür. Çocukların ateş şikayeti ile hastaneye tekrar başvurma ortalamasının 3. ayda deney grubunda 0.26±0.4, kontrol grubunda 0,65±0,5 olarak hesaplanmıştır (p˂0.05). Sonuç olarak bu araştırma, hemşireler tarafından yapılan ev ziyaretlerinin hem çocukların büyüme ve gelişimi üzerinde etkili olduğunu hem de ateş şikayetiyle hastaneye tekrar başvuru sayısını azalttığını saptamıştır.
Sağlık harcamalarının ekonomik büyüme üzerine etkisi nedensellik analizi: Türkiye örneği
Bu çalışmanın amacı, sağlık harcamaları ile ekonomik büyüme arasındaki nedensellik ilişkisinin incelenmesi ve Türkiye örneği üzerinden ortaya konmasıdır. Çalışma kapsamında sağlık sektörü ile ekonomik büyüme arasındaki nedensellik ilişkisinin belirlenmesi ve bu ilişkinin zaman içindeki seyrinin ortaya konması hedeflenmektedir. Hazırlanan bu çalışmada öncelikle beşeri sermaye kavramı ve sağlık ilişkisi üzerinde durulmuştur. Modern ekonomilerde gelişmeyi belirleyen önemli faktörlerden bir tanesi beşeri sermayedir. Beşeri sermayenin asıl kaynağını eğitim oluşturmakla birlikte, toplumun sağlık düzeyi beşeri sermayeyi besleyen ve gelişmesine önemli katkıda bulunan diğer bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplumun sağlık düzeyi ile ekonomik gelişmişlik arasında yakın bir ilişki söz konusudur. Bir ülkenin sağlık harcamalarının yapısı ortaya konulurken sağlık sistemlerinin belirleyici unsur olması sebebiyle, çalışmada Türkiye?nin sağlık sistemi hakkında bilgi verilmiş daha sonra sistem içerisinde gerçekleştirilen sağlık harcamaları ortaya konmuştur. Sağlık kavramı ve sağlık hizmeti hakkında genel bilgiler verilmiş, günümüzde gelişmiş toplumlarda giderek önem kazanan sağlık ekonomisi hakkında açıklamalarda bulunulmuştur. Çalışmanın asıl konusunu oluşturan sağlık harcamaları ve ekonomik büyüme ilişkisini açıklayabilmek için gayri safi yurtiçi hâsıla, doğuşta yaşam beklentisi, sağlık personeli başına düşen kişi sayısı vb? sağlık göstergelerindeki gelişmeler yıllar itibariyle incelenmiş ve Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütüne üye diğer ülkelerdeki sağlık göstergelerinde meydana gelen gelişmeler ile karşılaştırılmıştır. Elde edilen sonuç, Türkiye?deki sağlık göstergelerinin pek de iç açıcı olmadığı yönündedir. Çalışmada sağlık harcamaları ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki ekonometrik yöntem olan nedensellik analiziyle değerlendirilmiştir. Ayrıca yapılan nedensellik analizi sonucunda sağlık harcamaları ile ekonomik büyüme arasında karşılıklı bir ilişki olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sağlık Sektörü, Ekonomik Büyüme, GSYİH, Doğuşta Yaşam Beklentisi, Sağlık Personeli Başına Düşen Nüfus, Granger Nedensellik Testi