Cerebral palsy

111 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Serebral palsi'li ve sağlıklı gelişen 6-12 yaş arası çocukların konuşma özelliklerinin maksimum performans ölçüm yöntemleri ile belirlenmesi

ÖZET Dizartri ve apraksi gibi motor konuşma bozukluklarında, ses bozuklarında ve diğer konuşma bozukluklarının değerlendirilmesinde ve terapi etkiliğinin çalışılmasında klinik ortamda sıklıkla kullanılan ancak standart bir prosedürü bulunmayan Maksimum Performans Ölçüm Yöntemleri ile konuşmanın solunum, sesleme ve sesletim gibi seçilmiş konuşma bileşenleri için bireylerin performansının üst sınırları değerlendirilmektedir. Bu çalışmada sağlıklı ve SP'li çocuklarla yapılan test uygulaması ile sağlıklı çocuklarda norm değerleri oluşturulmuş, dizartrili SP'li çocuklar ve sağlıklı çocuklar arasında test değerleri açısından farklılıklar belirlenmiştir. Maksimum Performans Ölçüm Yöntemleri üç testten oluşmaktadır. Bunlar; (a) Maksimum Fonasyon Süresi Testi (b) Maksimum Tekrar Oranı Testi (c) Temel Frekans Aralığı Testi Çalışmaya testin norm değerlerini oluşturmak amacı sağlıklı gelişen, anadili Türkçe olan 6-12 yaş aralığında 140 çocuk katılmıştır. Dizartrili SP'li çocuklarda spastik, diskinetik, ataksik tip SP'li toplam 60 çocuk katılmıştır. Bu çalışmada test sonuçları sağlıklı grupta yaşa ve cinsiyete göre, SP'li grupta alt tipler arasında ve sağlıklı grup ile SP'li grup arasında farklılık gösterip göstermediği araştırılmıştır. Çalışma sonucunda yaşın Maksimum Performans Ölçüm Yöntemlerinden maksimum fonasyon süresi ve maksimum tekrar oranı üzerinde etkili olduğu cinsiyetin etkili olmadığı görülmüştür. Çalışmanın bir diğer bulgusu Maksimum Performans Ölçüm Yöntemlerinin SP'li çocuklarda gözlenen dizartrik konuşma ile normal konuşmayı ayırt eden oldukça güçlü ölçüm yöntemleri olduğudur. Anahtar Sözcükler: Maksimum Performans Ölçüm Yöntemleri, dizartri, Serebral Palsi, akustik ölçümler

Akustik impedans testleriKonuşmaKonuşma bozuklukları+4
Didem Akyıldız
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Siyaloreli hastalara yaklaşım ve tedavi yönetimi

Siyaloreli Hastalara Yaklaşım ve Tedavi Yönetimi Hassouna H, Siyaloreli Hastalara Yaklaşım ve Tedavi Yönetimi, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı, Tıpta Uzmanlık Tezi, İstanbul, 2016. Amaç: Siyalore çeşitli sebeplerden kaynaklanabilen ağızdan sürekli ve kontrolsüz salya akmasıdır. Bu çalışmanın amacı siyaloreli çocuk hastalarda bilateral submandibular kanal relokasyonu ve sublingual bez eksizyonu ile birlikte parotis bezine botulinum toksin-A enjeksiyonunun etkinliğini değerlendirmektir. Çalışma Dizaynı: Retrospektif çalışma Bireyler ve Yöntem: Bu çalışma 2012-2016 yılları arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Kliniği'nde siyalore nedenli bilateral submandibular kanal relokasyonu ve sublingual bez eksizyonu ile birlikte bilateral parotis bezi içine botulinum toksin-A enjeksiyonu uygulanan 13 hasta dahil edilmiştir. Hastaların preoperatif ve postoperatif 3. ayda siyalore sıklık ve şiddetinin değerlendirilmesi (Thomas-Stonell ve Greenburg klasifikasyonu) ve öğretmen siyalore ölçeğinin değerlendirilmesi yapıldı. Ayrıca günlük önlük sayısı ve saatlik silme eylemi de sorgulanarak kaydedildi. İstatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 16.0 programı kullanıldı. Hastaların operasyon öncesi ve operasyon sonrası parametrelerinin karşılaştırılmasında Wilcoxon Signed-Rank testi kullanıldı. p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Tüm parametrelerin değerlendirilmesinde preoperatif ve postoperatif değerler arasında anlamlı fark izlendi (p=.002). Hastaların birinde (%7,6) postoperatif hemoraji gelişti ve tekrar operasyona alındı. Siyalore sıklık skorlaması, siyalore şiddet skorlaması, öğretmen siyalore ölçeği değerleri, günlük değiştirilen önlük sayısı ve saatlik silme eylemi 12 hastada (%92,3) postoperatif en az bir değer düşerken, bir hastada (%7,6) hiç değişmemiştir. Sonuç: Siyalore multidisipiner yaklaşımdan fayda gören karmaşık bir sorundur. Cerrahi tedaviler; submandibular ve/veya parotis bezlerden gelen tükürüğü yönlendiren kanal relokasyonu ve tükürük miktarını azaltan kanal ligasyonu, submandibular bez eksizyonu ve korda timpani kesili veya kesisiz timpanik nörektomidir. Submandibular kanal relokasyonu ve sublingual gland eksizyonu ile birlikte bilateral parotis bezi içine botulinum toksin-A enjeksiyonu minimal invaziv, etkili ve hasta bakıcı memnuniyeti yüksek bir yöntemdir. Anahtar kelimeler: Siyalore, tükürük, botulinum toksini, cerrahi, tedavi, serebral palsi, submandibular kanal relokasyonu.

Botulinum toksinleriCerrahiSerebral palsi+6
Hasan N.h. Hassouna
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Serebral palsili çocuklarda oksidatif stres ve krebs döngüsü enzim düzeyleri

Serebral palsi (SP); prenatal dönemde, natal dönemde ya da postnatal dönemden sonra açığa çıkan, gelişen bir beyinde meydana gelen etkilenim sonucu progresif olmayan, kalıcı, hareketi sınırlayan, motor işlev kaybı, duruş ve hareket bozukluğudur. SP'li çocuklarda vitamin ve besin alımındaki eksiklik, çevresel faktörler ve epileptik nöbetlerin oksidatif strese neden olabileceği düşünülmektedir. Yapılan araştırmalar sonucunda oksidatif stres artışının krebs döngüsü (TCA) enzim aktivite düzeylerine etkisi olduğu saptanmıştır. Bu çalışmadaki amacımız, SP tanısı almış çocuklarda oksidatif stres artışının etkilediği TCA enzim aktivitelerini belirleyerek, bu aktivite değişimlerinin SP'nin oluşum mekanizması üzerine etkisini kontrol grubu ile karşılaştırmaktı. Çalışmamızda Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi Çocuk Nöroloji'si bölümüne motor disfonksiyon ve hareket bozukluğu nedeniyle başvuran, dahil olma/dışlama kriterlerini karşılayan nörolojik, ortopedik ve fonksiyonel muayene sonrası SP tanısı almış, 4-18 yaşı aralığındaki 20 hasta ve aynı hastaneye başvurmuş ancak rutin muayenesinde herhangi bir hastalığı tespit edilememiş aynı yaşlarda 20 sağlıklı çocuk olmak üzere toplam 40 hasta serumu çalışmaya eklendi. Serumu alınan hastalarda; total oksidatif kapasite, total antioksidan kapasite ve krebs döngüsü enzim düzeylerine (alfa-ketoglutarat dehidrogenaz, süksinat dehidrogenaz, fumaraz, izositrat dehidrogenaz, glutamat dehidrogenaz, malat dehidrogenaz, sitrat sentaz) bakıldı. İstatiksel değerlendirmelerde sürekli değişkenlerin gruplar arasındaki kıyaslanması için student'in t testi uygulandı. Kontrol grubuyla kıyaslandığında, hasta grubunda alfa-ketoglutarat dehidrogenaz enzim düzeyi düşük bulunurken, malat dehidrogenaz enzimin düzeyi yüksek bulundu (P<0,05). Gruplar arasında diğer krebs döngüsü enzim düzeyleri, total oksidatif kapasite ve total antioksidan kapasitede yönünden anlamlı bir fark bulunmadı (P>0.05). Anahtar Kelimeler: Serebral Palsi, Oksidatif Stres, Krebs Döngüsü.

Oksidatif stresSerebral palsiSinir bilimleri+1
Mert Yılmaz
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of the quality of life of children with cerebral palsy according to their level of functionality

The study aims to evaluate the quality of life of children with Cerebral Palsy (CP) according to their functional levels. A descriptive study was conducted in hospitals in Diyala, Iraq between April 15, 2022 and September 10, 2022. A total of 150 children between the ages of 4 and 12 were included in the study. The sociodemographic characteristics of the children and parents were recorded by face-to-face evaluation method by asking the parent. The functional levels of the children were determined by the researcher according to the Gross Motor Function Classification System (GMFCS). Their quality of life was assessed using for Children with Cerebral Plate the Arabic version of the Quality of Life-Child Scale (CP QOL-CHILD). In the statistical analysis phase of the study, frequency analysis, average comparison tests and correlation analysis were applied. In addition, Kruskal-Wallis tests checked whether the data were suitable for the normal distribution to decide on the statistical tests to be used. In the comparisons, Mann-Whitney you or Kruskal-Wallis tests were applied according to the number of groups from non-parametric tests. The relationships of the sub-dimensions with each other were determined by Sperman-Rho correlation analysis. The quality of life differs according to the functional levels of the children (p<0.05), their quality of life is highest in the parameters of feelings and functionality and social well-being and acceptance; emotional well-being and self-confidence and access to services were found to be the lowest in the parameters. In Iraq, SP children were seen to be out of school. The highest quality of life according to SP types was found to be in Atatics, then in Dyskinetics and most recently in Spstics. It was seen that

Functional competencyNursingIrak-Diyala+3
Jasım Ahmed Hameed Hameed
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Serebral palsili hastalarda epilepsi beraberliğini ve epilepsi prognozunu etkileyen faktörler

Amaç: Bu çalışma, serebral palsili hastalarda epilepsi beraberliğini ve epilepsi prognozunu etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla Kasım 2006- Ekim 2009 tarihleri arasında yapıldı.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 42 serebral palsi (19 kız, 23 erkek), 56 serebral palsi+ epilepsi (23 kız, 33 erkek) tanısı alan 2 grup hasta alındı. Grup I olgularının yaş ortalaması 7,7±3,3 (minimum 3, maksimum 15), Grup II olgularının ise 8,9±3,7 (minimum 3, maksimum 16) idi. Grup II olgularından bir veya daha fazla antiepileptik ilaç ile bir yıl ve daha uzun süre nöbet kontrolü olanlar iyi prognozlu, nöbet kontrolü olmayanlar ise kötü prognozlu olarak değerlendirildi.Bulgular: Grup II olgularında yenidoğan nöbeti varlığı, ailede epilepsi öyküsü varlığı ve orta-ağır mental retarde olma olasılığı anlamlı olarak daha yüksek oranda bulundu (p<0,05). Grup I ve Grup II olguları arasında cinsiyet, prematür doğum veya düşük doğum ağırlığı öyküsünün varlığı, anne-baba akrabalığı, etyolojik nedenler, serebral palsi tipi, Palisano skoru, manyetik rezonans görüntüleme bulgusu açısından anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Grup II olgularının nöbet başlama yaşı 5 ay ile 13,5 yıl arasında (ortalama: 3,4±3,6 yıl) bulundu. Tek değişkenli analizde, yenidoğan dönemde nöbet varlığı, elektroensefalografide epileptik aktivite varlığı ve politerapi almanın epilepsi prognozunu anlamlı derecede olumsuz etkilediği bulundu (p<0,05). Ayrıca nöbet kontrolünün sağlanması için geçen süre uzadıkça nöbet prognozunun kötü olma olasılığının anlamlı derecede arttığı (p<0,05), prematür doğum öyküsü, düşük doğum ağırlığı, etyoloji, serebral palsi tipi, zeka bölümü skoru, Palisano skoru, manyetik rezonans görüntüleme bulgusu, nöbet tipi, cinsiyet ve anne-baba akrabalığının epilepsi prognozu üzerinde anlamlı etkisinin olmadığı saptandı (p>0,05). Lojistik regresyon analizi sonucunda ise yenidoğan nöbet öyküsünün varlığı ve interiktal elektroensefalografide epileptik aktivite olması bağımsız prognostik faktör olarak bulundu. Ayrıca yine lojistik regresyon analizinde, tedavi sırasında hasta yaşı büyüdükçe nöbetlerin kontrole girmesinin daha zorlaştığı saptandı (p<0,05).Sonuç: Serebral palsili hastalarda yenidoğan nöbeti, ailede epilepsi öyküsü olması ve mental retardasyon varlığının epilepsi gelişimi için önemli risk faktörü olduğunu; serebral palsili epileptik hastalarda yenidoğan nöbet öyküsü varlığının, epileptik interiktal elektroensefalografi bulgusunun, hastanın politerapi almasının ve nöbetin kontrole girmesi için geçen sürenin daha uzun olmasının nöbet prognozunu olumsuz yönde etkileyen bağımsız değişkenler olduğunu söyleyebiliriz.Anahtar Kelimeler: Epilepsi, prognoz, serebral palsi.

EpilepsiPrognozSerebral palsi
Gülen Gül Mert
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Spastik diplejik serebral palsili çocuklarda botulinum toksin enjeksiyonu sonrası elektrik stimulasyonunun etkinliği

Amaç: Bu çalışmada, spastik diplejik serebral palsili çocuklarda botulinum toksin enjeksiyonu sonrasında agonist kaslara uygulanan elektrik stimulasyonunun botulinum toksininin etkinliğine ek katkısı olup olmadığını değerlendirmek amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Spastik diplejik serebral palsili, gastrosoleus kas grubunda spastisitesi Modifiye Ashworth Skalası 1+ ile 3 arasında olan ve parmak ucunda yürüyen 4-10 yaş arasındaki çocuklar değerlendirildi. Hastalar randomize olarak iki gruba ayrıldı. Her iki gruptaki hastaların gastrosoleus kaslarına 10 IU/kg botulinum toksin enjeksiyonu yapıldı ve ev egzersiz programı verildi. Grup I'de, gastroknemiusa elektrik stimulasyonu yapıldı. Stimulasyona enjeksiyonun yapıldığı gün başlandı, günde bir kez, 20 dakika süresince 10 iş günü uygulandı. Hastalar tedavi öncesi, botulinum toksin enjeksiyonu sonrası 2. haftada ve 3. ayda Penn Spazm Sıklık Skoru, Modifiye Ashworth Skalası, GMFM-88 (Kaba Motor Fonksiyon Ölçütü) (evre D ve E) ve yürüme hızı ile değerlendirildiler.Bulgular: Spastisitedeki azalma erken dönemde her iki grupta da belirginken (p=0,0001) sol alt ekstremitede tedavi öncesi ile 3. ay değerlendiriminde Grup I'de spastisitede azalma daha anlamlıydı (p=0,0001). Spazm sıklığındaki azalma geç dönemde sadece Grup I'de devam etmekteydi (p=0,011). Başlangıç ile 3. ay değerleri incelendiğinde Grup I'de GMFM-88 Evre D değerlerinde düzelme (p=0,0001) Grup II'ye göre (p=0,001) daha anlamlıydı; Grup II'de ise 2. hafta ile 3. ay arasındaki düzelme istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=0,239). Her iki grup arasında tüm parametrelerde istatistiksel anlamlı farklılık saptanmadı.Sonuç: Her iki gruptaki hastalar uygulamadan genel olarak fayda görmekle birlikte, gastrosoleus kaslarında spastisitesi olan diplejik serebral palsili çocuklarda bu kaslara botulinum toksin enjeksiyonu sonrasında gastroknemius motor noktalarına elektrik stimulasyonu uygulamanın ek bir iyileştirici etkisi saptanmamıştır.Anahtar Sözcükler: Botulinum toksin, elektrik stimulasyonu, serebral palsi, spastisite

Botulinum toksinleriElektrikle uyarmaKas spastisitesi+1
Pembe Hare Yiğitoğlu
Çukurova University
2011
00
Master'sOpen AccessTR

8 haftalık multi-model egzersiz programının Serebral palsi'li çocukların fonksiyonları üzerine etkileri

Bu çalışmanın amacı, Bobath NGT'ye (Nöro Gelişimsel Tedavi) ek olarak sportif aktivitelerle zenginleştirilmiş multi-model ev egzersiz programının SP'li çocukların rehabilitasyon sonuçlarını nasıl etkileyebileceğini araştırmaktır.Bu araştırma yarı deneysel bir çalışmadır. Araştırma evrenini Rehabilitasyon Merkezi'nden fizik tedavi alan ve hasta kartlarından diplejik ve hemiplejik tip SP tanısı olan hastalar oluşturmaktır. 44 SP'li hasta çalışma evreni olarak kabul edilmiştir. Bu çalışmada, rastlantısal olmayan Sistematik Örneklem yöntemi ile nitel ve nicel araştırma desenleri bir arada kullanılmıştır.Bobath NGT yöntemine dayalı program alan 4-12 yaş arası (Çalışma grubu yaş ortalaması: 8,27 ±2.10, kontrol grubu yaş ortalaması: 7.27± 2,79 ) SP teşhisi konmuş 44 hasta (11 kız ve 33 erkek) çalışma programına alınmıştır. 44 hasta 22'şer kişiden oluşan 2 gruba ayrılmıştır. Her iki gruba haftada 2 gün 40 dakikadan oluşan Bobath yöntemine dayalı fizyoterapi programı uygulanmıştır. Aynı zamanda ÇG'ye 8 hafta boyunca, haftada 5 gün ve 50 dakikadan oluşan multi-model ev egzersiz programı düzenli olarak uygulanmıştır. Hastaların demografik özellikleri ve Aile Etki Ölçeği (AEÖ); Bağımsız İki Örnek T Testi ile, cinsiyet dağılımları ve Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemi (GMFCS); Ki Kare testi ile, Kaba Motor Fonksiyon Ölçümü (GMFM), 1 dakika yürüme testi, sağ ve sol tek ayak üzerinde durabilme süresi ve NEH ölçümleri; Karışık Ölçümler İçin İki Faktörlü Anova yöntemiyle analiz edilmiştir. Analizlerde anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir.Bu çalışmada gözlenen hastalar hem demografik açıdan hem de cinsiyet açısından benzer olan iki gruptan oluşmaktadır. Gruplar arası seviyeler birbirine uygunluk göstermektedir (X2=0.144 0.05). Her iki grubun AEÖ değerleri benzerlik göstermektedir. ÇG ve KG'nin VAS skor ortalamaları analiz edildiğinde, aralarında anlamlı farklılık bulunmuştur (P=0.003<0.05). Bu anlamlı farklılık, 8 hafta sonrası ÇG'nin VAS skor ortalamaları lehine olmuştur. Her iki grubun GMFM (P=0.098>0.05), 1 dk. yürüme testi (P=0.078>0.05), sağ tek ayak üzerinde durabilme süresi (P=0.725>0.05), sol tek ayak üzerinde durabilme süresi (p=0.927>0.05) ve NEH başlangıç ve 8 hafta sonunda ölçüm parametrelerine bakıldığında istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılığa rastlanılmamıştır Ancak hem 1 dakika yürüme testi hem de GMFM değerlendirmesinde ÇG lehine sayısal bir artış olmuştur.Anahtar Kelimeler: Serebral Palsi, Ev egzersiz programı, Serebral Palsi ve egzersiz ve Serebral Palsi ve Spor ve Serebral Palsi ve fizik tedavi

EgzersizEgzersiz tedavisiFizik tedavi+2
Sema Özandaç
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Serebral palsi tanılı çocuk hastaların demografik ve klinik karakteristikleri ve kemik-mineral metabolizmaları

Amaç: Bu çalışmada, Çukurova Üniversitesi Çocuk Nöroloji Polikliniği'nde izlenen serebral palsili hastaların klinik ve demografik özelliklerinin belirlenmesi, bu hastalarda kemik mineral metabolizması bozukluklarının saptanması ve bu sorunlara farkındalığın yaratılması amaçlanmıştır. Gereç Ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Nöroloji Polikliniği'nde Ocak 2014 - Ocak 2015 tarihleri arasında, serebral palsi tanılarıyla izlenen, takipleri düzenli yapılan 2-18 yaş arası toplam 102 hasta çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen olguların demografik bilgileri, etyolojileri, klinik ve laboratuvar bulguları, eşlik eden problemleri kaydedildi. Bulgular: Hastaların ortalama yaş değeri 96.83 ± 53.54 ay (24-207 ay) olup, erkek/kız oranı 1.2 idi. Annelerin %51'i ilköğretim mezunu ve %18.6 okur yazar değildi. Olguların %23.5'i miad doğumdu ve %50'nin doğum ağırlığı 2500 gr.'ın üzerindeydi. En sık (%38.2) kuadriplejik tipte olgu saptandı ve etyolojide en sık natal faktörler (%56.9) rol alıyordu. Ayrıntılı etyolojik değerlendirmede; asfiksi (%49) ve DDA (%28.4) en sık faktörler olarak belirlendi. En sık beyin MRG anormalliği PVL (%25) olarak saptandı. Mental retardasyon %88.2, konuşma problemleri %72.5, malnütrisyon %67.6, görme problemleri %28.4, epilepsi %46.4 oranla en sık eşlik eden problemlerdi. AEİ alan hastalardan %60.7'si tek, %37.5'i iki veya daha fazla AEİ kullanmaktaydı. Epilepsi görülen hastalarda, yenidoğan döneminde nöbet geçirme, spastik tetraparetik tip SP olma, anormal MRG bulguları ve hastada MR olması epilepsi gelişiminde risk faktörü olarak saptandı (p=<0.05). Hastaların Kalsiyum - D vitamini kullanmaları ile osteokalsin, sistatin C ve 25(OH)D3 düzeyleri arasında istatiksel olarak anlamlılık saptanmadı (p>0.05). Düzenli fizik tedavi alan hastaların osteokalsin, IGF1, IGFBP3 ve PTH düzeylerinin diğer hastalara göre anlamlı olarak daha iyi olduğu görüldü (p<0.05). Serum D vitamin seviyeleri birden fazla antiepileptik ilaç kullananlarda, tek ilaç kullanan hastalara gore anlamlı olarak düşük saptandı. D vitamin düzeyleri ile güneş ışığı maruziyeti, arasında anlamlı ilişki saptanmadı (p> 0.05). Sonuç: serebral palsili çocuklarda kemik metabolizması bozuklukları olabilir. Bu çocukların kronik izleminde yaşam kalitesinin düzeltilebilmesi için, bu bozuklukların erken fark edilmesi ve tedavi edilmesi önemlidir. Özellikle güneş ışığından doğru yararlanma ve düzenli dinamik fizyoterapinin kemik sağlığı üzerinde daha etkili olduğu görülmüştür. SP'li olgularımızda en önemli risk faktörünün perinatal asfiksi olduğunu saptadık. Bu nedenle özellikle zor doğum ve perinatal asfiksi öyküsü olan bebeklerin nöromotor gelişimlerinin düzenli olarak takip edilmesi tanı ve tedavideki gecikmeleri engelleyebilir. Anahtar kelimeler: Serebral palsi, asfiksi, kemik mineral bozukluğu

AsfiksiDemografiKemik dansitesi+1
Mehmet Can Yeşilmen
Çukurova University
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Serebral palsili çocuklarda spastisitenin myotonometri ile değerlendirilmesi ve spastisitede elektrik stimulasyonun etkinliği

Çalışmamızın amacı, spastik serebral palsili çocuklarda myotonometre ile gastrokinemius kasının biyomekanik özelliklerini (tonus, elastisite, sertlik) değerlendirmek ve elektrik stimulasyonun kas tonusu, elastisite ve sertlik üzerine etkinliğini göstermektir. Spastik serebral palsili 40 hasta (11 diplejik, 16 quadriplejik, 13 hemiplejik) ve yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi eşleşen 20 sağlıklı kontrol değerlendirildi. Diplejik/quadriplejik hastaların ve sağlıklı kontrollerin bilateral, hemiplejik hastaların ise paralitik taraflarının medial ve lateral gastrokinemius kasının tonusu, elastisitesi ve sertliği myotonometri cihazı ile ölçüldü. Spastisite Ashworth skalası ile, fonksiyonel seviyeleri Kaba Motor Fonksiyon Sınıflama Sistemi ile değerlendirildi. Hasta grubunun 66 ekstremitesinden elde edilen ölçümler, sağlıklı grubun 40 ekstremitesinden elde edilen ölçümlerle karşılaştırıldı. Hastaların medial gastrokinemius kasının tonus ve sertlik değerleri kontrol grubundan anlamlı olarak daha yüksekti (sırasıyla p=0,027 ve p=0,015). Lateral gastrokinemius ölçümleri de daha yüksek olmakla birlikte istatistiksel olarak anlamlı değildi. Serebral palsili hastalarda medial ve lateral gastrokinemius kasının elastisitesi kontrollere göre daha düşük olmakla birlikte anlamlılık düzeyinde değildi. Serebral palsili hasta grubundan 18 hastanın (31 ekstremite) gastrokinemius kasına 5 gün elektrik stimulasyon tedavisi uygulandı. Tedavi öncesi ve sonrası ölçümler tekrarlandı. Elektrik stimulasyonu sonrası medial ve lateral gastrokinemius kasında tonus ve sertlikte anlamlı azalma (p<0,01), elastisitede ise anlamlı artış (p<0,01), görüldü. Ashworth skoru da anlamlı olarak azalmakla birlikte Ashworth skoru ile myotonometrik değerler arasında korelasyon (r<0,25) yoktu. Çalışmamızın sonucunda, spastik serebral palsili hastalarda tonus ve sertlik değerleri kontrol grubundan anlamlı olarak daha yüksek bulundu. Elektrik stimulasyonu uygulaması ile kas tonusu, elastisite ve sertlik değerlerinde iyileşme sağlandı. Myotonometri cihazının serebral palsili çocuklarda spastisitenin değerlendirilmesinde ve tedavi etkinliğinin ölçülmesinde kullanılabileceği sonucuna varıldı. Anahtar sözcükler: Serebral palsi, spastisite, myotonometri, gastroknemius, Ashworth skalası

Elektrikle uyarmaKas spastisitesiKas-iskelet+3
Safine Havuç
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Serebral palsili çocuklarda sosyodemografik özellikler ile kaba motor fonksiyon ve aktivite katılım düzeyi arasındaki ilişki

Serebral Palsi (SP); doğum öncesinde, doğum sırasında ya da sonrasında merkezi sinir sistemine ait yapıların hasarı sonucunda oluşan bir rahatsızlıktır. Gelişim gösteren beyinde ilerleyici olmayan bir lezyon sonucu gelişen SP, yaşla değişebilen aktivite limitasyonlarına ve postür bozukluklarına neden olabilmektedir. Hastalığa eşlik eden bu sorunlar SP'li çocukları sürekli özel ilgi ve bakıma muhtaç bırakır. Bu durum ebeveynleri fiziksel, sosyal ve psikolojik olarak olumsuz etkileyebilmekte ve yaşam kalitesini düşürmektedir. Bununla birlikte ailenin sosyodemografik özellikleri ve aile bireylerinin tutum ve davranışları SP' li çocukların motor ve mental gelişimlerini primer düzeyde etkilemektedir. Bu çalışmada sosyodemografik özelliklerin çocukların fonksiyonellik ve aktivite katılım düzeyleri üzerindeki etkisini araştırmayı amaçladık. Çalışmamız 5-18 yaş arasındaki 82 SP tanılı çocukların sosyodemografik özellikleriden; yaş, cinsiyet, kardeş sayısı, anne yaşı, doğum yaşı, yaşadıkları ev tipi, anne eğitim düzeyi, aylık gelir düzeyi bilgileri kaydedildi. Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemi (KMFSS), Pediatrik Engellilik Değerlendirme Envanteri (PEDİ) ölçekleri aracılığıyla fonksiyonellik ve aktivite katılımlarını değerlendirildi. Elde edilen sonuçların istatiksel analizi yapılarak parametreler arasındaki ilişkiler belirlendi. Yapılan analizler KMFSS ve PEDİ arasında anlamlı bir ilişki olduğunu gösterdi (p<0.05). PEDİ ölçeği alt boyutlarından Sosyal fonksiyon ve Kendine bakım düzeyi ile çocukların kardeş sayısı ve çocuğun yaşı arasında anlamlı bir farklılık bulundu (p<0.05). Cinsiyet ile KMFSS ve PEDİ arasında anlamlı farklılık bulunmadı (p>0.05). Sonuç olarak kardeş sayısı ve çocuğun yaşı, kaba motor fonksiyon ve aktivite katılım düzeyini etkilemekte olup fizyoterapistlerin değerlendirme ve tedavi programı planlarken bu konuyu dikkate almalarının faydalı olacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Serebral Palsi, Sosyodemografik özellik, Kaba motor fonksiyon, Aktivite katılım düzeyi

Aktivite analiziFizik tedaviMotor beceriler+2
Muhammed Samed Dalakçı
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Diplejik ve hemiplejik serebral palsili çocuklarda fonksiyonel yürüme, denge ve fonksiyonel bağımsızlığın karşılaştırılması

Serebral palsi (SP) beynin kas tonusunu, kaba ve ince motor yetenekleri, denge kontrolü ve duruşu kontrol eden bölümlerinde oluşan beyin hasarına neden olarak hastaların yürüme yeteneklerini, dengesini ve fonksiyonel aktivitelerdeki başarısını etkiler. Bu çalışma hemiplejik ve diplejik serebral palsili çocuklarda fonksiyonel yürüme, denge ve fonksiyonel bağımsızlığı karşılaştırmayı amaçlamıştır. Irak'ın Wasit eyaletindeki üç hastanede serebral palsili 60 çocuğu içeren kesitsel bir çalışma yapıldı. Kaba Motor Fonksiyon Sınıflama Sistemi (KMFSS) düzey I-III olarak sınıflandırılan, 0-18 yaş arası 30 diplejik ve 30 hemiplejik hastanın demografik bilgileri kaydedildi. Hastalar Gillette Fonksiyonel Yürüyüş Değerlendirme Anketi (FYDA), Pediatrik Denge Ölçeği (PDÖ) ve Çocuklar için Bağımsızlık Ölçütü (WeeFIM) ile değerlendirildi. İstatistiksel analiz sonucunda, WeeFIM'de anlamlı bir fark olmamasına rağmen (p>0.05), FYDA ve PDÖ'de gruplar arasında anlamlı bir fark bulundu (p<0.05). WeeFIM'in öz bakım ve kognitif alt grupları, gruplar arasında anlamlı farklılık gösterirken (p<0.05), diğer alt gruplar istatistiksel olarak anlamlı değildir (p > 0.05). Hemiplejik serebral palsili çocuklar, diplejik serebral palsili çocuklara göre yürüme, denge ve alt ekstremite fonksiyonlarında daha iyi bulunmuştur.

DengeFonksiyonel yetkinlikHemipleji+5
Kamal Jundı Mareedh Al-aayedı
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Serebral palsili çocukların fonksiyonelliği ile ebeveynlerinin kas iskelet sistemi ağrısı, yorgunluk ve yaşam kalitesi arasındaki ilişki

Serebral Palsi'li (SP) çocuğu olan ebeveynlerin çocuğunun bakımını sağlarken hem fiziksel hem de ruhsal olarak olumsuz etkilenebildikleri bilinmektedir. Ancak bu çalışmada, SP'li çocuğa sahip ebeveynlerin bedensel ve duygusal durumları ile çocuklarının fonksiyonellik seviyesi arasında nasıl bir ilişki olduğu ortaya çıkarılmak istenmiştir. Bu çalışmanın amacı SP'li çocukların fonksiyonelliğini değerlendirmek ve ebeveynlerinin kas iskelet sistemi ağrısı, yorgunluk ve yaşam kalitesini ölçüp aradaki ilişkiyi değerlendirmektir. Kendilerine SP teşhisi konmuş 4 – 18 yaş arası, ayakta durabilen ve yürüyebilen çocuklar çalışmaya dâhil edildi. Ebeveynler, çocuğun günlük karar vermesinden ve bakımından sorumlu olan kişiyse ve SP teşhisi konan çocuklar onlarla birlikte yaşıyor ise çalışmaya dâhil edildi. Ebeveynlerden ana anketleri tamamlamadan önce yaşları, eğitim düzeyleri, çalışma durumları ve medeni durumları ilgili bazı demografik bilgiler toplanıldı. SP'li çocukların fonksiyonel durumlarını sınıflandırmak için Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemi (KMFSS), fonksiyonelliğini değerlendirmek için Pediatrik Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçümü (PFBÖ), günlük yaşam aktivitelerindeki fonksiyonel dengelerini değerlendirmek için Pediatrik Denge Skalası (PDS), fonksiyonel yürüme süresini değerlendirmek için Süreli Kalk Yürü Testi (SKYT) kullanıldı. Ebeveynlerde ise kas iskelet sistemi ağrısını değerlendirmek için Genişletilmiş Nordic Kas İskelet Ağrı Sistemi Anketi, yorgunluğunu değerlendirmek için Yorgunluk Şiddet Ölçeği (YŞÖ), yaşam kalitesini değerlendirmek için ise Nottingham sağlık profili (NSP) kullanıldı. Sonuç olarak; SP'li çocukların fonksiyonel bağımsızlık düzeyleri ile ebeveynlerinin kas iskelet sistemi ağrı durumu arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). SP'li çocukların fonksiyonellik düzeyleri ile ebeveynlerinin yaşam kalitesi ve yorgunluk düzeyi arasında anlamlı bir ilişki görülmemiştir. Ayrıca ebeveynlerin kas iskelet sistemi ağrıyan bölge sayıları arttıkça yaşam kalitesinin azaldığı ve yorgunluk düzeylerinin daha yüksek görüldüğü ortaya çıkmıştır. Bu çalışmamızın SP'li çocukların tedavi planlamalarının yanı sıra ebeveynlerinin de rehabilitasyonunda fiziksel ve ruhsal iyiliklerinin arıttırılmasına yönelik çalışmalar yapılmasına yarar sağlayacağını düşünmekteyiz. Kasım 2022, 64 Sayfa. Anahtar Kelimeler: Ağrı, ebeveyn, serebral palsi, yaşam kalitesi, yorgunluk.

Ana-babaFonksiyonel yetkinlikKas-iskelet ağrısı+5
Ayça Nur Seyfeli
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel serebral iskemi modelinde kan-beyin bariyeri biyobelirteçlerinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı ratlar üzerinde oluşturulan fokal serebral iskemi modeli üzerinde, kan-beyin bariyeri tight junction proteinlerinden olan occludin, claudin-5, JAM-A ve astrosit hasarı göstergesi olan S100B proteinlerinin biyokimyasal ve histolojik değerlendirmeleri ile literatüre ve klinik kullanıma yeni biyobelirteçler ekleyebilmektir. Her bir grupta sekiz hayvan olacak şekilde (n=8) iskemi sürelerine göre A grubu (1,5 sa), B grubu (4,5 sa), C grubu (6 sa), D grubu (24 sa), kontrol grubu dahil beş grupta incelenen toplam 40 adet Wistar Albino cinsi erkek rat üzerinde sağ A. Carotis Communis ve sağ A. carotis externa oklüzyonu yapılarak yeni bir fokal serebral iskemi modeli oluşturulmuştur. Ratlar iskemi sürelerinin dolmasının ardından occludin, claudin-5, JAM-A ve S100B düzeylerini incelemek için kan ve beyin dokularının alınması sonrasında sakrifiye edilmişlerdir. Beyin dokuları ayrıca histolojik incelemeye tabi tutulmuş, piknotik nükleus yüzdesi, apoptotik indeks ve occludin, JAM-A, S100B immünoreaktivite yoğunlukları incelenmiştir. Elde edilen veriler SPSS ve Jamovi programları kullanılarak analiz edilmiştir. Serum JAM-A ve serum claudin-5 düzeyleri, piknotik nükleus yüzdesi, apoptotik indeks değerleri ile occludin, JAM-A ve S100B immünoreaktivite yoğunluk değişkenleri gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar göstermiştir (p<0,05). Elde edilen veriler sonucunda, yaptığımız deneysel fokal serebral iskemi modelinde tight junction proteinlerinden olan Serum JAM-A' nın occludin ve claudin-5 proteinlerine kıyasla daha anlamlı ve hızlı artışlar gösterdiği izlenmiştir. Bu veriler önemli mortalite ve morbidite nedenlerinden biri olan iskemik inmenin prognoz ile komplikasyonlarının tahmin edilmesinde ve tedavi şeklinin belirlenmesinde JAM-A' nın yol gösterici bir biyobelirteç olabileceğini ispatlar niteliktedir. Anahtar kelimeler: JAM-A, Occudin, Claudin-5, S100B, İskemi, İnme

BiyobelirteçlerClaudinKan beyin bariyeri+5
Gül Taşlı Yeşilçayır
Aydın Adnan Menderes University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Geç dönem spastik serebral palside dinamik dengenin fonksiyonel düzey ve yürüme temposuna etkisi

DEMİRÖZ, İ. Geç Dönem Spastik Serebral Palside Dinamik Dengenin Fonksiyonel Düzey ve Yürüme Temposuna Etkisi. Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2018. Bu çalışma, geç dönem spastik serebral palside dinamik dengenin fonksiyonel düzey ve yürüme temposuna etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışma, 15 yaş ve üstü spastik serebral palsi tanısı alan yirmi dört olgu ile gerçekleştirildi. Bireylerin klinik ve demografik bilgileri kaydedildi. Tüm bireyler Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemine (KMFSS) göre gruplandırıldı, motor limitasyon düzeyini gösteren KMFSS'ye göre seviye 1'deki bireyler çalışmaya alındı. Fonksiyonel düzey için Kaba Motor Fonksiyon Ölçümü (KMFÖ-88) kullanıldı. Dinamik dengenin değerlendirilmesinde Dört Adım Kare Testi (DAKT) ve öne fonksiyonel uzanma testinden yararlanıldı. Bireylerde yürüme temposu ile düşme korkusuna bakıldı. Düşme korkusu için Vizüel Analog Skalası (VAS) kullanıldı. Yapılan değerlendirmeler sonucunda, DAKT ile KMFÖ arasında kuvvetli anlamlı ilişki bulundu. Fonksiyonel düzey arttıkça dinamik dengenin de arttığı görüldü (p<0,05). DAKT ile yürüme temposu arasında anlamlı ilişki olduğu gözlendi. Dinamik denge ile birlikte yürüme temposunun da arttığı belirlendi (p<0,05). Düşme korkusu ile DAKT arasında güçlü anlamlı ilişki bulundu. Korku arttıkça dinamik dengenin azaldığı görüldü (p<0,05). Sonuç olarak; dinamik dengenin fonksiyonel düzey ve yürüme temposu ile ilişkili olduğu, dinamik denge geliştikçe fonksiyonel düzeyin ilerlediği ve yürüme temposunun arttığı gözlendi.

DengeSerebral palsiYürüme+1
Halil İbrahim Demiröz
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Serebral palsili çocuklarda soft lumbosakral ortezin gövde stabilitesi ve üst ekstremite fonksiyonelliği üzerine etkisi

UZUN A., Serebral Palsili Çocuklarda Soft Lumbosakral Ortezin Gövde Stabilitesi ve Üst Ekstremite Fonksiyonelliği Üzerine Etkisinin Araştırılması, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep 2018. Serebral Palsili (SP) çocuklar, günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlığın sağlanabilmesi için kritik öneme sahip olan gövde postüral kontrolünü sağlama ve denge kurmakta zorlanırlar. Üst ekstremite hareketlerinin daha fonksiyonel gerçekleştirilebilmesi için de gövde stabilitesi gereklidir. Gövde kontrolünün sağlanmasında ve sagital dengenin korunmasında omurga ve pelvisin uyum içinde çalışması açısından lumbar lordozun gerekliliği önemlidir. Bu çalışma SP'li çocuklarda fizyolojik lumbar lordozu destekleyen alt gövde desteğinin gövde kontrolüne ve üst ekstremite fonksiyonelliği üzerine etkisini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya yaşları 3-16 yıl arasında değişen 13 diparetik, 11 hemiparetik ve 6 ataksik toplam 30 SP'li çocuk dahil edildi. Gövde kontrolünü değerlendirmek için Pediatrik Fonksiyonel Uzanma Testi (PFUT) ve Oturmada Postüral Kontrol Ölçümü (OPKÖ), dengeyi değerlendirmek için Pediatrik Berg Denge Skalası (PBDS), üst ekstremite fonksiyonlarını değerlendirmek için Kutu Blok Testi (KBT) ve Dokuz Delikli Peg Testi (DDPT), yürüyebilen çocukların yürüme hızının değerlendirilmesi için ise Zamanlı Kalk Yürü Testi (ZKYT) kullanıldı. Bütün testler korseli ve korsesiz olarak tekrarlandı. Çalışmada korseli yapılan bütün değerlendirmelerin sonuçları korsesiz yapılanlara göre daha yüksekti (p<0,05). Sadece OPKÖ testinin fonksiyon bölümünde anlamlı fark bulunamadı (p>0,05). Bu çalışma, SP tanılı çocuklarda fizyolojik lordozu destekleyen ortezin, gövde stabilitesi ve üst ekstremite fonksiyonelliği üzerinde olumlu etkisinin olduğunu ve yürüme hızını artırdığını ortaya koydu. Bu durum, çocukların gövde stabilitesi ve üst ekstremite fonksiyonelliği çalışmalarında ve yürüme eğitimi sırasında fizyolojik lordozu destekleyen soft lumbosakral ortez kullanılabileceğini göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Serebral Palsi, Gövde Kontrolü, Gövde korsesi, Lumbal lordoz

BedenBeden koordinasyonuDuruş+3
Asiya Uzun
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Hemiplejik serebral palsili çocuklarda omuz stabilizasyon egzersizlerinin el fonksiyonları üzerine etkisi

Bayram Dündar, Hemiplejik Serebral Palsili Çocuklarda Omuz Stabilizasyon Egzersizlerinin El Fonksiyonları Üzerine Etkisi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, Tezli Yüksek Lisans Programı, Gaziantep, 2018. Bu çalışma, hemiplejik serebral palsili çocuklarda omuz stabilizasyon egzersizlerinin el fonksiyonları üzerine etkisini araştırmak amacıyla planlanmıştır. Çalışmaya, yaşları 6 ila 18 arasında değişen, hemiplejik serebral palsi tanısı konulmuş 28 çocuk dahil edildi. 28 çocuğun 14'ü çalışma ve 14'ü kontrol olmak üzere iki gruba ayrıldı. Her iki grup rutin olarak haftanın 2 günü 10 hafta boyunca fizyoterapi programına dahil edildi, çalışma grubuna rutin fizyoterapi programına ek olarak omuz stabilizasyon egzersizleri eğitimi verildi. Çocukların; cinsiyet, yaş, kilo, boy gibi demografik bilgileri ile dominant ve nondominant tarafları kayıt altına alındı. Çocukların fonksiyonel düzeylerini belirlemek için; El Becerileri Sınıflandırma Sistemi (MACS), Pediartrik Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (WeeFIM), Dokuz Delikli Peg Testi, Kutu Blok Testi, Elle İlgili Yetenek Ölçeği (ABİLHAND-Kids) değerlendirmeleri yapıldı. Tüm değerlendirmeler, tedaviyi uygulayan fizyoterapist dışında farklı bir fizyoterapist tarafından fizyoterapi programı öncesi ve 10 haftalık eğitimin sonunda olmak üzere iki kez yapıldı. İstatistiksel analiz sonucunda, çalışma grubunda hem dominant hem de non dominant taraf olmak üzere 10 haftalık fizyoterapi programı sonrası el fonksiyonu, el becerisi, el yeteneği ve fonksiyonel bağımsızlık düzeyi parametrelerinde artış gözlemlendi (p<0,05). Kontrol grubunda ise dominant eldeki el fonksiyon ve non dominant eldeki el beceri parametreleri hariç diğer tüm parametrelerde artış gözlemlendi. Ancak çalışma grubu ve kontrol grubu arasında istatiksel olarak bir artış yoktu (p>0,05). Sonuç olarak, hemiplejik serebral palsili çocuklarda omuza uygulanan stabilizasyon egzersizlerinin el fonksiyonlarını geliştirdiği için serebral palsili çocukların fizyoterapi programlarına eklenmesinde yarar sağlanacağı görüşündeyiz. Stabilizasyon egzersizlerin uzun vadeli etkilerini görmek için daha kapsamlı ve uzun takip gerektiren çalışmalara ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler: Hemiplejik Serebral Palsi, Omuz Stabilizasyonu, El Fonksiyonları, Fonksiyonel Bağımsızlık, El Becerileri.

Beceri eğitimiEgzersizEgzersiz tedavisi+4
Bayram Dündar
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Serebral palsi'li çocuklarda plastik ayak ayakbileği ortezlerinin (PAFO) gövde pozisyonu üzerine etkisinin araştırılması

Bu çalışma, serebral palsili çocuklarda plastik ayak ayakbileği ortezlerinin (PAFO) gövde pozisyonu üzerine etkisinin araştırılmasının incelenmesi için tasarlandı. Çalışmaya 4-16 yaş aralıgında 11 birey dahil edildi. Bireylerin ortezli ve ortezsiz yüzey topografisi ölçümü sırasında ayakta arkasına beyaz ışık şeritleri (raster çizgileri) yansıtıldı. Kesin yüzey asimetrisini değerlendirmek ve kemik çıkıntılarını tanımlamak için görüntünün dijital bir fotoğrafı çekildi. Görüntüleme sırasında Formetric 4D (Diers International GmbH, Schlangenbad, Germany) cihazı hastaları 6 saniyelik bir aralıkta ölçtü ve saniyede 2 resim çekti. Bireylerin tekrarlı olarak ortezlerini çıkardıktan sonraki yüzey topografisi ölçümleri, Formetric 4D (Diers International GmbH, Schlangenbad, Germany) cihazı ve yazılım programına kaydedildi. Bireylere yapılan ortezsiz ve ortez kullanımı sonrası topografik ölçümlerin ve verilerin değerlendirilmesi için Formetric 4D (Diers International GmbH, Schlangenbad, Germany) cihazının yazılım programı kullanıldı. Bireylerin fonksiyonel değerlendirmesi için Zamanlı Kalk ve Yürü Testi (ZKYT), 2 Dakika Yürüme Testi (2DKYT), 10 Metre Yürüme Testi (10MYT), Fonksiyonel Uzanma Testi (FUT), Tek Ayak Üzerinde Durma Testi (TAÜDT), Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemi (GMFCS) testleri yapıldı. Yüzey topografisi değerlendirilmesinde yapılan ölçüm sonrası yazılım programının hesapladığı verilerden antero-posterior değişimi, mediolateral değişim, vertebral rotasyon miktarı parametreleri karşılaştırıldı. Kolmogorov-Smirnov Testi ile verilerin normal dağılım gösterdiği görüldü. Veriler ortalama ve ± standart sapma olarak kaydedildi. Tüm analizlerde p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. İstatistiksel analiz için ortezsiz ve ortez çıkarıldıktan sonraki farklılıklar t testi ile karşılaştırıldı. Ortezsiz ve ortezli sonuçlar karşılaştırıldığında bilateral PAFO kullanımı antero-posterior değişim, mediolateral değişim ve vertebral rotasyon miktarında herhangi bir değişime neden olmadığı görüldü. Ortez kullanım süresi ve etkinliğine dair uzun dönem çalışmalara ihtiyaç vardır.

Ortotik cihazlarSerebral palsiVücut pozisyonu+1
Yasin Yürekli
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Serebral palside gövde stabilizasyon egzersizlerinin yürüyüş hızına ve gövde dengesine etkisi

Bu çalışma Serebral Palside gövde stabilizasyon egzersizlerinin yürüyüş hızına ve gövde dengesine etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya Şanlıurfa ilinde Özel Urfa Çınar Rehabilitasyon Merkezinde yaşları 10-18 yıl arasında değişen, Kaba Motor Sınıflama Sistemine göre seviyeleri I ve II olan, 25 hemiplejik serebral palsi tanısı almış çocuk dahil edildi. Bireyler kapalı zarf usulüyle egzersiz grubu (n=13) ve kontrol grubu (n=12) olarak 2 gruba ayrıldı. Kontrol grubuna geleneksel fizyoterapi uygulaması yapıldı. Egzersiz grubuna ise geleneksel fizyoterapi uygulamasıyla birlikte gövde stabilizasyon egzersizleri uygulandı. Egzersizler 8 hafta boyunca haftada 2 kez olacak şekilde yapıldı. Katılımcılar 8 haftalık egzersiz programından önce ve sonra değerlendirilmeye alındı. Bireylerin yürüme hızını değerlendirmek için 1 dakikalık yürüme testi (1DYT) kullanıldı. Gövde dengesi için pediatrik denge ölçeği (PDÖ) ve gövde etkilenim ölçeği (GEÖ) kullanıldı. 1 DYT ve PDÖ değerleri yönünden her iki grupta da, tedavi öncesine göre tedavi sonrasında gelişme olduğu görüldü (p<0,001). Ancak gruplar karşılaştırıldığında iki grup arasında fark olmadığı belirlendi (p>0.05). Gövde etkilenim ölçeğinin toplam puanları açısından grupların benzer etki gösterdiği (p>0.05), ancak GEÖ statik bölümünün kontrol grubunda, GEÖ dinamik ve koordinasyon bölümünün ise egzersiz grubunda daha iyi sonuçlar verdiği (p<0.05) bulundu. SP'li bireylerin gövde dengesinin ve yürüyüş hızlarının artırılmasında gövde stabilizasyon egzersizleri ve geleneksel fizyoterapi yöntemleri aynı etkileri gösterdi. Gövde stabilizasyon egzersizleriyle ilgili farklı SP tiplerini içeren uzun dönem çalışmalara ihtiyaç vardır.

Beden stabilizasyonuDengeEgzersiz+5
Mehmet Serdar Mengüç
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Şanlıurfa ilindeki serebral palsili çocukların ailelerinin ayak-ayak bileği ortezi kullanım beklentilerinin incelenmesi

Bu çalışma Şanlıurfa ilinde yaşayan ayak-ayak bileği ortezi (AFO) kullanan, Serebral Palsi (SP)'Ii çocukların ailelerinin beklentilerini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya, Şanlıurfa ilinde yaşayan, farklı özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde tedavi gören, yaşları 3-18 yıl arasında değişen, AFO kullanan 120 SP'li çocukların ebeveynleri ve fizyoterapistleri dahil edildi. Çalışmamızda, fizyoterapistler için "Fizyoterapist Sorgulama Formu", ebeveynler için ise "Ebeveyn Sorgulama Formu" kullanıldı. Fizyoterapistlere uygulanan sorgulama formunda, hastanın tedavisi, ortez ve ortez kullanımına yönelik sorular yer alırken, ebeveyn sorgulama formunda ebeveynlerin sosyoekonomik durumları, ortez ve rehabilitasyona yönelik bilgi seviyeleri, ortezden beklentileri, ortez kullanma alışkanlıkları ve ailenin ortezden memnuniyeti gibi sorular yer aldı. Ebeveynlerin sosyo-demografik özellikleri sorgulandığında, en çok ilkokul mezunu oldukları, aylık kazançlarının 5000 Tl altında olduğu, daha çok şehirde ikamet ettikleri ve %55 oranında sosyal güvenceye sahip oldukları belirlendi. SP'li çocukların en fazla yürüme ortezi kullandıkları, bunu gece ortezinin takip ettiği saptandı. Gece AFO'su kullanım süresinin daha fazla olduğu bulundu. Çocukların gece ve yürüyüş AFO'ları kullanım süreleri aralarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edildi (p<0,05), düzenli kullanıp kullanmama durumu açısından gece ve yürüyüş AFO'sunun benzer olduğu görüldü (p>0,05). Çalışmanın sonucunda; ebeveynlerin SP hastalığı, tedavi ve rehabilitasyon süreci ve ortez kullanımına yönelik bilgilerinin artırılmasında fizyoterapistlere büyük görevler düştüğü görüşüne varıldı. Çocukların ortezlerini kullanırken yaşadıkları problemlerin en aza indirilmesi için aile ve rehabilitasyon merkezleri uyum içinde olmalıdırlar.

Ana-babaAyakAyak bileği+5
Muhammed Vedat Dusak
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağı beyin felçli hastaların değerlendirilmesi: Haberci belirtiler, komplikasyonlar, risk faktörleri

Amaç: Bu çalışma, serebral palsili hastalarda eşlik eden komorbidite ve komplikasyonların birbirileri ve diğer risk faktörleri ile ilişkilerini belirlemek amacıyla Ocak 2019-Aralık 2020 tarihleri arasında yapıldı. Gereç ve Yöntem: Ocak 2019-Aralık 2020 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Nöroloji Polikliniği'nde düzenli takibe gelen serebral palsi tanılı 66 hasta bu çalışmaya alındı. Tüm hastaların demografik bilgileri, doğum ağırlığı, gestasyonel yaşı, prenatal, natal ve neonatal öyküsü, yürüme yaşı, komplikasyonlarla ilgili öyküsü, anne-baba akrabalığı bilgisi ailelerden ayrıntılı anamnez alınarak kaydedildi. Serebral palsi etyolojisi, serebral palsi tipi, motor-mental gerilik şiddeti, mevcut komplikasyonlar belirlendi. Tüm bilgiler yapılandırılmış hasta kayıt föyleri kullanılarak kayıt altına alındı. Hastayı çalışmaya almadan önce her aileden aydınlatılmış onam formu alındı. Bulgular: Çalışmaya toplam 66 hasta alındı. Bunlardan 29'u kız (%43,9), 37'si erkek cinsiyetinden idi (%56,1). Hastaların yaş dağılımı 2,25-17,9 yaş aralığında idi (8±4.1). Çalışmaya alınan hastaların 23'ünde (%34,8) gebelik komplikasyonu, 39 hastada (%59,1) perinatal anoksi, 48 hastada (%72,7) YDYBÜ'de yatış, 34 hastada (%51,5) yenidoğan döneminde mekanik ventilasyon, 24 hastada (%36,4) yenidoğan döneminde konvülsiyon, 25 hastada (%37,9) yenidoğan döneminde sarılık ve 25 hastada (%37,9) yenidoğan döneminde enfeksiyon öyküsü bulundu. Hastaların 57'sinde (%86,3) spastik tip (22 hastada hemiplejik (%33,3), 7 hastada diplejik (%10,6), 28 hastada tetraplejik (%42,4)), 5 hastada (%7,6) diskinetik tip, 4 hastada (%6,1) karışık tip SP saptandı. Hastaların 3'ü (%4,5) 2 yaşından önce, 18'i (%27,3) 2-5 yaş aralığında, 7'si (%10,6) 5 yaşından sonra yürümeye başladığı öğrenildi, 38'i (%57,6) değerlendirme anında yürüyemiyordu. 29 hastada (%43,9) patolojik refleksler müspet, 37 hastada (%56,1) menfi idi. 13 hastada (%19,7) hastanın vücut ağırlığından ve motor bozukluğun ağırlığından dolayı paraşüt cevabı değerlendirilemedi, değerlendirilen hastaların 27'sinde (%40,9) paraşüt cevabı pozitif bulundu. Hastaların GMFCS seviyelerine göre dağılımı: 11 hastada (%16,7) seviye I, 14 hastada (%21,2) seviye II, 5 hastada (%7,6) seviye III, 9 hastada (%13,6) seviye IV, 27 hastada (%40,9) seviye V idi. Çalışmaya alınan hastalarda SP'ye en sık eşlik eden komorbidite/komplikasyonlar zeka geriliği (s:51, %77.3), epilepsi (s:49; %74,2) ve konuşma bozukluğu (s:48; %72,7) idi. 14 hastada (%21,2) davranış bozukluğu bulundu. Hastaların 16'sında (%24,2) GÖR, 23'ünde (%48,5) malnütrisyon vardı. Diğer önemli komplikasyonlardan olan kronik akciğer hastalığı 12 hastada (%18,2), ortopedik bozukluk 16 hastada (%24,2) bulundu. Sonuç: Çalışmamızın sonuçlarına göre; SP'nin multifaktoryel bir hastalık olduğunu, en sık eşlik eden komplikasyonların/komorbiditelerin zeka geriliği, epilepsi ve konuşma bozukluğu olduğunu, SP'ye eşlik eden komplikasyonların/komorbiditelerin kendi aralarında anlamlı neden-sonuç ilişkileri içerisinde olduğunu söyleyebiliriz. Anahtar Kelimeler: Davranış bozukluğu, epilepsi, GMFCS, görme bozukluğu, işitme bozukluğu, malnütrisyon, serebral palsi, zeka geriliği.

Beyin hastalıklarıDavranış bozukluklarıEpilepsi+7
Vusal Hasanov
Çukurova University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Serebral palsili çocuklarda aile eğitiminin çocuklarda fonksiyonel düzey ve aktivite seviyesi ile aileler üzerine etkisi

Çalışmamızda, SP'li çocuklarda aile eğitiminin çocuklarda fonksiyonel düzey ve aktivite seviyesi ile aileler üzerine etkisi araştırıldı. Çalışma iki aşamadan oluştu. Birinci aşamada, Gaziantep il genelinde rehabilitasyon merkezlerine devam eden 3-18 yaş arası 258 serebral palsili çocuk ve ebeveyni alınarak tanımlayıcı bir çalışma yapıldı. Bu kapsamda, çocuklardaki fonksiyonel düzey ve aktivitenin değerlendirilmesinde; kaba motor durumu için Kaba Motor Fonksiyonel Sınıflandırma Sistemi (Gross Motor Function Classification System – KMFSS/GMFCS), el kullanma becerileri için Serebral Palsili Çocuklarda El Becerileri Sınıflandırma Sistemi (Manual Ability Classification System - MACS) ve iletişim becerilerini saptamak için İletişim Becerileri Sınıflandırma Sistemi (Communication Function Classification System - CFCS) kullanıldı. Aynı zamanda Pediatrik Özürlülük Değerlendirme Ölçeği (Pediatric Evaluation of Disability Inventory - PEDI), Kaba Motor Fonksiyon Ölçeği (Gross Motor Function Measurement – KMFÖ-66/GMFM-66) ve ABILHAND-Çocuk Ölçeği (ABILHAND-Kids) yer aldı. Ailelerin depresyon durumlarını belirlemek için Beck Depresyon Envanteri ve etkilenim durumları için ise Aile Etki Ölçeği (IPFAM) değerleri kayıt altına alındı. Çalışma 169 (%65,5) erkek, 89 (%34,5) kız çocuk üzerinde gerçekleştirildi, yaş ortalamaları 10,8 ± 4,6 olarak bulundu. Çalışmaya 219 (%85,2) anne, 38 (%14,7) baba dahil edildi. Fonksiyonel sınıflandırmaya göre en kalabalık grubun 97 (%37,6) ile hemiplejik SP olduğu, GMFCS skoruna göre 112 (%43,4) seviye II, MACS skoruna göre 96 (%37,2) seviye II, CFCS skoruna göre ise 94 (%36,4) seviye I'in yer aldığı gözlendi. Beck depresyon sonuçlarına göre ailelerde minimal depresyonun gözlendiği bulundu. Çalışmanın ikinci aşamasında dahil edilme kriterlerine uyan toplam 34 SP'li çocuk alındı. Çalışma ve kontrol grubu olarak her grupta 17'şer çocuk yer aldı. Çocuklar 3-6, 7-12, 13-18 şeklinde yaş gruplarına ayrılarak kapalı zarf usulü ile randomize edildi. Her iki gruba da rehabilitasyon merkezlerinde haftada 2 seans, 40'ar dakikalık rutin fizyoterapi programı uygulandı. Çalışma grubuna rutin programa ek olarak aile eğitimi verildi. Aile eğitim programı 6 hafta boyunca sürdürüldü. Her iki grup için de eğitimin başında ve 6 haftanın sonunda olmak üzere iki kez değerlendirme yapıldı. Her çocuk için birinci aşamada yer alan değerlendirme parametrelerine ilave olarak görme kabiliyetlerini tanımlamak için Görsel Fonksiyon Sınıflandırma Skalası (Visual Function Classification Scale - VFCS), yeme-içme fonksiyonlarını tanımlamak için Yeme İçme Becerileri Sınıflandırma Sistemi (Eating and Drinking Ability Classification System - EDACS) ve konuşmalarını tanımlamak için Viking Konuşma Ölçeği (Vikingen Speech Scale - VSS) uygulandı. Aileler için yine Beck Depresyon Ölçeği ve IPFAM kullanıldı. PEDI Fonksiyonel beceriler kendine bakım ölçütü ((F=1,648; p=0,208), mobilite ölçütü (F=3,994; p=0,054) ve sosyal fonksiyon ölçütü (F=0,305; p=0,585) için ön test- son test karşılaştırıldığında çalışma grubunun kontrol grubuna üstünlüğü bulunamadı. PEDI çocuğa bakan kişinin yardım düzeyi kendine bakım ölçütü (F=2,830; p=0,102) ve sosyal fonksiyon ölçütü için (F=0,005; p=0,944) anlamlı bir fark gözlenmezken, mobilite ölçütü (F=6,095; p=0,019) için çalışma grubu lehine fark olduğu bulundu. ABILHAND-Kids envanteri için (F=1,771; p=0,193) ve Aile Etki Ölçeği için (F=0,183; p=0,672) gruplar arası anlamlı bir fark saptanamadı. KMFÖ-66 testi için (F=10,703; p=0,003) ve Beck Depresyon Envanteri için (F=5,017; p=0,032) çalışma grubunda fark belirlendi. Her çocuk için ikişer adet kurgulanan GAS skorlamasında ise her hedef için çalışma grubu lehine anlamlı sonuç elde edildi (GAS1: p=0,002, GAS2: p=0,00). Sonuç olarak aile eğitim programının çocukların aktivite ve fonksiyonel durumlarını değerlendiren mobilite, el becerileri ve kaba motor ölçütleri ile hedefe ulaşma ölçeklerinde ve ebeveynlerin depresyon düzeylerinde avantaj sağladığı görüldü. Elde edilen sonuçlar göre, yapılandırılmış aile eğitim programlarının SP'li çocukların rutin tedavilerine ilave olarak uygulanmasının, çocuklardaki fonksiyonel düzey ve aktivite seviyesi ile birlikte aileler için de etkili olacağı görüşündeyiz. Anahtar Kelimeler: Serebral Palsi, Aile Eğitimi, Fonksiyonel Durum, Aktivite, ICF

Aile eğitimiFiziksel aktiviteFonksiyonel yetkinlik+2
Mehmet Ergun Kayıran
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Serebral palsili çocuk hastaların beslenme ve antropometrik durumları ile bunlara etki eden faktörler

Amaç: Bu çalışmada, Çukurova Üniversitesi Çocuk Nöroloji Polikliniği'nde izlenen serebral palsili hastaların antropometrik ve laboratuvar ölçümleri ile beslenmeye etki eden faktörlerin belirlenmesi ve beslenme açısından farkındalığın arttırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Nöroloji Polikliniği'nde 20.12.2018 ile 20.12.2020 tarihleri arasında, serebral palsi tanısı ile izlenen, 2-18 yaş 100 hastanın antropometrik ölçümleri, klinik ve laboratuvar bulguları ile eşlik eden problemler ve malnütrisyon durumları kaydedildi. Bulgular: Olguların yaşı; 8,74±4,36 (2,5-18) yıl, erkek/kız oranı 1.22 ve %40'ı prematür, %60'ı matür, %42'si <2500 g, %58'i ≥ 2500 g doğmuştu. Ağır grupta sezaryen daha sıktı. Olguların %51'i spastik, %31'i diskinetik tip primer motor bozukluğa, %67'si kuadriplejik, %28'i diplejik/hemiplejik tip motor tutuluma sahipti. Olguların %61'i ağır mental retarde ve magnetik rezonans görüntülemede en sık periventriküler lökomalazi-serebral atrofi görüldü. Olguların %46'sında dirençli epilepsi görüldü. Dünya sağlık örgütü kriterlerine göre ağırlık, boy, baş çevresi, vucut kitle indeksi z-skorları ile ağır grupta farklı oranlarda malnütrisyon saptandı ve olguların %73'ü beslenmek için bir bakıcıya bağımlıydı. Ağır grupta yüksek vitamin-D ve B12, hafif grupta ise yüksek serum demir bağlama kapasitesi ve fosfor saptandı. Olgular %30-80 oranlarında ko-morbid problemlere sahipti. Sonuç: Serebral palside antropometrik parametreler etkilenmekte ve çoğunlukla malnütrisyon gelişmektedir. Hastalığın ağırlığı arttıkça, eşlik eden ko-morbid tablolar da artmaktadır. Motor bozuklukların ön planda olduğu serebral palside öğrenme güçlüğü, mental gelişim düzeyleri ve nütrisyon durumları değerlendirilmelidir. Anahtar kelimeler: Serebral palsi, malnütrisyon, obezite, epilepsi

Antropometrik parametrelerBeslenmeBeslenme durumu+5
Çağla Nur Doğan
Çukurova University
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Conceptual design of ankle rehabilitation robot for cerebral palsy patients

Physical therapy can assist patients with gait abnormalities and improve their walking skills significantly. Cerebral palsy (CP) patients are one of these patient groups. For CP patients, involuntary and abrupt muscle and joint contractions are the most common cause of gait abnormalities. Recent studies have shown that CP patients benefit from walking training by increasing their walking distance and speed, due to rehabilitation methods that focus on the lower extremities. For this reason, in this study, three different concept designs of ankle rehabilitation robot for CP patients are presented. The advantages and disadvantages of these designs are given and the proposed design is given in detail. The presented final design is aimed to support adolescents with CP aged from 12 to 18 and with weight up to 60 kg. The controllers and algorithms are written in Arduino and the robot operating system (ROS). The embedded software written in the ROS environment processes the gathered data to produce control signals. All the parts in the design are simulated in finite element analysis to check the factor of safety and shown that they are safe to operate. Keywords: Ankle, exoskeleton robot, rehabilitation robot, cerebral palsy, ROS

WristRobotsCerebral palsy+1
Metin Ünlü
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Life kinetik kombineli mekanik hipoterapi programının, serebral palsili çocukların denge, kaba motor beceri ve postüral kontrolü üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışma, life kinetik kombineli mekanik hipoterapinin serebral palsili çocukların denge, kaba motor beceri ve postural gelişimine etkisini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Bu çalışmaya, Başkent Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesine gelen diparetik ve hemiparatik serebral palsi hastaları gönüllük esaslarına göre 40 kişi alınmıştır. Çalışmamızda 6kişi aile bireyleri çalışmamızı anlattığımızda katılmak istemedi. Katılımcılar 6 haftalık egzersiz programından önce GMFCS VE MACS testleri yapıldı ve çalışma kriterlerimize uygun bireyler alındı. Bu testler sonunda GMFCS 2 olan 1 birey ve MACS seviyesi 2 olan 2 bireyde çalışmamızın dışında kaldı. Geriye kalan n=30kişi rastgele 3 er gruba ayrıldı. Bütün gruplara 1 saat geleneksel fizik tedavi uygulanacaktır. Birinci grup SP ye uyarlanmış life kinetik egzersizleri +mekanik hipoterapi 35 dk uygulandı, ikinci gruba 35 dk mekanik hipoterapi uygulandı. Üçüncü gruba sadece geleneksel fizik tedavi yöntemleri uygulandı. Çalışma 6 hafta boyunca haftanın 3 günü uygulandı. Çalışma sırasında life kinetik +mekanik hipoterapi grubundan 2 kişi tedavi de devamsızlık yaptığı için kontrol grubundan 2 kişi son teste katılmadığı için çıkarıldı. Katılımcıların demografik özelliklerini belirlemek amacıyla katılımcı bilgi formu kullanılacaktır. 6 haftalık egzersiz programından önce bireylere GMFCS ve MACS sınıflandırma ölçekleriyle homojen hastalar alınacaktır. 6 haftalık uygulama öncesi ve sonrası Gövde Etkilenim Ölçeği (GEÖ), Kaba Motor Fonksiyon Ölçütü (KMFÖ-88), Pediatrik Berg Denge Ölçeği (PBDÖ), Zamanlı ayağa kalk ve yürü testi, İstatistiksel analiz ve değerlendirmeler; SPSS 21 paket programı kullanıldı. Bulgular: Life Kinetik+Hipoterapi Grubu ön ve son test ortalama ölçüm parametreleri karşılaştırıldığında; Kaba Motor Testlerde LKH grubu son ölçüm ortalama değerleri ön ölçüm değerlerinden yüksek çıkarak anlamlı bir gelişme görülmüştür. Ayrıca Pediatrik denge test sonuçları son ölçüm testleri ilk ölçüm testlerinden yüksek çıkarak anlamlı (p=0.011) bir iyileşme kaydedilmiştir. Sonuç: life kinetik ile kombine yapılan hipoterapi egzersiz programının serebral palsili bireylerin diğer gruplara göre denge, kaba motor beceri vb. parametrelerde daha fazla gelişme görülmüştür. Serebral palsili bireylerin geleneksel tedavi yöntemlerine ek olarak life kinetik ile kombine hipoterapi egzersiz programını önermekteyiz. Anahtar kelimeler: Life Kinetik, Hipoterapi, Serebral Palsi, Denge, Dikkat, Postural Kontrol

DengeGövde kontrolüHipoterapi+4
Aybüke Atalay
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2023
00

Related subjects