Ceza
152 theses under this subject heading
XVI. yüzyılın ikinci yarısında Ayıntâb'da suç ve ceza
Osmanlı Devleti'nin sınırları içerisinde bulunan yerleşim yerlerinde tutulmuş olan şer'iyye sicilleri, toplum yapısının ve bölge yaşantısının anlaşılması hususunda oldukça mühim kayıtlardır. 1516 tarihinde Osmanlı Devleti topraklarına katılmış olan Ayıntâb'da da şer'iyye sicil kayıtları bulunmaktadır. Hazırlanan tez kapsamında çalışmak maksadı ile Ayıntâb'daki kayıtlardan XVI. Yüzyılın ikinci yarısında olanları tercih edilmiştir. Üzerinde çalışılmış olan altı adet defter içerisinden, suç işleme ya da suç işlendiğini iddia etme sebebiyle tutulmuş olan kayıtlardan istifade edilmiştir. Osmanlı Devleti'nin temel aldığı İslam hukuku içerisinde, işlenmiş olan suçlara karşı verilen cezalar, belirli şartlara bağlı kalarak belirlenmiştir. Suçlar genel manası ile hadd cezası gerektiren suçlar, kısas ve diyet cezası gerektiren suçlar, ta'zir cezası gerektiren suçlar olarak ayrılmıştır. Hadd cezaları hududları kesin olarak belirlenmiş ve Allah hakkı için, kısas ve diyet cezaları kasten ya da hataen öldürme ya da yaralama suçlarında kimselerin birbirlerinden haklarını almaları için, ta'zir cezaları ise kesin bir ceza belirlenmemiş suçlar için uygulanan cezalardır. İslam hukukunda ayrımı yapılmış olan bu cezaların uygulandığı suçlar, üzerinde çalışılmış defterler içerisinden seçilip başlıklar halinde sınıflandırılarak değerlendirilmiş ve olabildiğince izah edilmeye çalışılmıştır. Bu değerlendirme ile XVI. Yüzyılın ikinci yarısında Ayıntâb'da işlenen suçlar bir nebze olsun anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu dönem içerisinde aile ve toplum yaşamında karşılaşılan olaylar ve bunların yine aile ve toplum üzerine yansımaları incelenerek alana ufak da olsa bir katkı sağlanmaya uğraşılmıştır.
Çıraklık eğitiminin suça sürüklenmiş çocukların topluma kazandırılmasıdaki rolü: Ankara Çocuk Eğitimevi örneği
Bu çalışma suça sürüklenmiş ve işlediği suçtan dolayı hüküm giymiş çocukların, işledikleri suç karşısında almış oldukları hürriyeti bağlayıcı ceza kapsamında, cezalarının infazının gerçekleştiği eğitimevlerinde uygulanan çıraklık eğitimi faaliyetinin sonuçlarını ortaya çıkarmak amacı ile gerçekleştirilmiştir. Dezavantajlı grup olarak karşımıza çıkan hükümlü çocuklar, suça sürüklenerek daha da dezavantajlı bir durumda karşımıza çıkmaktadırlar. Suça sürüklenen çocukları tekrar topluma kazandırmak için Çocuk Eğitimevleri bünyesinde birçok çalışma gerçekleştirilmektedir. Çocuk Eğitimevinde uygulanan çıraklık eğitimi faaliyetlerinin sonuçları hakkında herhangi bir bilgi bulunmadığından bu çalışma gerçekleştirilmiştir. Bu çalışma ile çıraklık eğitiminden yararlanan hükümlü çocuğun ne kadar ıslah olduğu ve hürriyetine kavuştuktan sonra almış olduğu bu eğitimin sosyalleşmesine ne derece katkı sağlayacağı ve çocuğun suçtan arındırılmasına yardımcı olduğu ortaya konmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Suç, Ceza, Çocuk suçluluğu, Çıraklık Eğitimi, Çocuk Eğitimevi
Osmanlı'da siyasal bir ceza aracı olarak sürgün: Niyâzî-i Mısrî örneği
Bu toprağın bağrında çok değerli şahsiyetler çıkmıştır. Bunlardan Somuncu Baba, Hulusu Efendi, Sadreddin Konevi ve Niyâzî-i Mısrî bu şahsiyetlerden en önemli kişileridir. Bu kişilerin toplumsal, kültürel ve siyasal yaşama çok önemli etkileri olmuştur. Malatyalı Mehmet Niyâzî-i Mısrî sadece yaşadığı dönemde değil, günümüz dahi derin etkileyiciliği olan bir İslam Mutasavvıfıdır. 17 asırda Osmanlı Devletinin duraksama döneminde Siyasi İktidarın tüm yanlışlıklarını açık bir yüreklilikle ortaya koymuş, İktidara devletin daha iyi yönetilmesi için sistematik bir şekilde muhalif olmuştur. O sadece bir eylem insanı değil, hak ve hakikat için sivil itaatsizliğin ve aksiyonerliğin çağlar aşan parlak örneğidir. Niyâzî-i Mısrî yazmış olduğu divanı olan Divan-ı İlahiyatı en çok okunan, bilinen, sevilen, baskısı yapılan ve atıfta buluna kişilerden birisidir. O,Türkçe ve Arapça olmak üzere 10 ciltten fazla Manzûm ve Mensûr eseri kaleme almıştır. Mısrî şair kimliği ötesinde aynı zamanda yaşadığı toplumu, devleti ve siyaseti de dönüştürmeyi kendine bir görev bilmiş bir fikir adamıdır. Hak bildiğini söylemekten çekinmeyen, ezber bozan söylemleri, kabına sığmayan yaşamı ve bunun 18 yıl süren Rodos ve Limni adalarında sürgünlerle bedelini ödemekten çekinmeyen özgün ve örnek bir şahsiyettir. Bu nedenle Niyâzî-i Mısrî?ye sahip çıkmak, kültürel mirasımıza sahip çıkmak, haksızlık karşısında dik durmak, vatansever olmak ve Malatya?nın değerlerine sahip çıkmak demektir. Niyâzî-i Mısrî dönemin üst dönem idarecileri olan Sadrazam, veziriazam ve defterdar gibi üst düzey idarecilerin yanlışlıklarını, yolsuzluklarını eleştirmiştir. Devletin geleceği ile çözüm önerileri sunmuştur. Osmanlı Devletinin 17.Y.Y `dan itibaren yeteneksiz yönetici sınıfının elinden bunalıma sürüklendiğini tek başına yüksek sesle haykırır.Osmanlı Hanedanı?nın tahtı artık Kırım Tatar Hanları?na bırakması gerektiğini söyleyecebilecek kadar yenilikçi,değişime açık bir kişidir. Osmanlı devletinin kuruluş ve yükseliş döneminde Tekke ile Medrese arasısında fikir ve gönül birliği sağlanmıştır.17.Y.Y dan itibaren Tekke-Medrese arasında bir çekişme başlamış, bu çekişmeden denge Tekkeler alehine bozulmuş. Mehmet Niyâzî-i Mısrî bu çatışmanın önlenmesi için çok mücadele vermiş, bu konuda çok önemli eserler yazmış örnek bir şahsiyettir. Mısrî, davası uğruna meşru olmadığı düşündüğü Padişah fermanlarını dinlememiş, muhalif ama daime ilkeli bir duruş sergilemiştir. Erdel Seferine katılmak için izin vermeyen padişaha mektup yazacak kadar yüreklidir. Düşmanları ona 18 yıl devam eden sürgün hayatı yaşatmıştır. O sürgün yaşamı boyunca izlenmiş, aşağılanmış, zehirlenmiş bir mazlumdur. Ona bu sürgün hayatını reva gören Osmanlı hanedanının akibetleri de aynen onun gibi acı ve trajik bir sürgün hayatı ile sonuçlanmıştır. Anahtar Sözcükler: Demokrasi, Siyaset, Sürgün, MonarĢi, ġiddet, Ceza
İslam ceza hukukunda para cezası ve Osmanlı uygulaması
İslam ceza hukukunda suçlu için çeşitli cezalar öngörülmüştür. Bu cezaların bazıları Şari' (Allah) tarafından belirlenmiş olmakla beraber pek çok ceza ve uygulaması ise Kur'an ve sünnette kesin bir şekilde açıklanmamıştır. Bu durumun başlıca sebepleri zamanın geçmesi ile maslahatlarda ve mefsedetlerdeki değişimler ve Yüce Allah'ın suç ve cezalarla ilgili bırakmış olduğu bilinçli boşluklardır. Yüce Allah tarafından bırakılan bu bilinçli boşluklar İslam hukuk tarihinde devlet başkanları veya hakimler tarafından belirlenen çeşitli kanun ve nizamnameler çerçevesinde doldurulmaktadır. İslam ceza hukukunda devlet başkanı tarafından belirlenen suç ve cezalar için "ta'zir" kavramı kullanılmaktadır. Elinizdeki çalışmada biz ta'zir cezalarından sayılan para cezaları üzerinde durmaya çalıştık. Para cezalarının klasik dönemde ve Osmanlı döneminde uygulanması çeşitli farklılıklar arz etmektedir. Bazı fıkıh âlimleri para cezalarının İslam hukukunda meşruiyet kaynağının Kur'an ve sünnet olduğunu kabul etmekle birlikte; Ebu Hanife, Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî ve çoğu Hanefî fakihi para cezalarını meşru olarak kabul etmemişlerdir. Bunun yanı sıra Ebu Yusuf gibi bazı Hanefî âlimleri, çeşitli Malikî ve Hanbelî âlimleri mali cezaların ve bu arada para cezasının İslam hukukunda uygulanabileceğini savunmuşlardır. Osmanlı devleti ceza uygulamasında ise para cezaları büyük önem arz etmiş ve pek çok suçta cezai yaptırım olarak kabul edilmiştir. Elinizdeki çalışmada bunun örnekleri kanunnameler üzerinden incelenerek değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Anahtar Kavramlar: Para cezası, Cürüm, Ta'zir bi'l mal, Garâmet
Dış ticaret ve gümrük anlaşmazlıkları: Cezalar ve çözüm yollarının yapısal eşitlik modeli ile analizi
Ülke ekonomilerinin gelişmesinde zaman içerisinde daha büyük bir role sahip olan dış ticaretin, kurumsallaşması ve sağlıklı bir şekilde işleyişi önem arz etmektedir. Bu nedenle giderek artan ve çeşitlenen hacim ile birlikte daha karmaşık bir hâle gelen dış ticaret sürecinin birtakım kurallar ve standartlar çerçevesinde işlemesi gerekmektedir. Bu çerçevede geçmişten günümüze uluslararası düzeyde birtakım anlaşmalar düzenlenmiş, kuruluş ve organizasyonlar oluşturulmuştur. Ancak tüm düzenlemelere ve çabalara rağmen bu alanda taraflar arasında sıklıkla anlaşmazlıklar gündeme gelmektedir. Anlaşmazlıklar, ulusal ve uluslararası düzeyde çözüm mekanizmaları ile çözümlenmektedir. Bu çalışmada dış ticaret ve gümrük anlaşmazlıklarına ilişkin teorik bilgilerin yanı sıra söz Türkiye'de gümrük idaresi ile doğrudan muhatap olan gümrük müşavirleri ve dış ticaret sorumlularının gümrük işlem ve uygulamaları sürecinde karşı karşıya kaldıkları anlaşmazlıkların kaynağını ve bunların çözümüne ilişkin algı ölçümünü konu alan anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda Yapısal Eşitlik Modeli ile dış ticaret sorumluları ve gümrük müşavirlerinin "gümrük sorunlarına", "gümrük cezalarına", "uyuşmazlık çözüm yollarına" bakışlarına ilişkin algılarını tespit etmek amacıyla üç ölçek geliştirilmiştir. Anket 925 katılımcıya uygulanmış ve elde edilen veriler analiz edilmiştir. Analiz sonuçları genel olarak ölçekler bazında değerlendirildiğinde, gümrük müşavirlerinin dış ticaret sorumlularına göre algı düzeyinin daha yüksek olduğu görülmektedir. Gümrük müşavirlerine ilişkin alt ölçekler bazında yapılan değerlendirmelerde; idarenin gerek gümrük işlem ve uygulamaları gerekse idari çözüm yolları süreçlerindeki performansının iyi olduğu, ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümü hususunda mevcut idari yolların tatmin edici olduğu, mevcut cezaların yeterince caydırıcı ve makul bir düzeyde olduğu gibi sonuçlar öne çıkmaktadır. Buna karşılık mevzuatın karışıklığı, idareler arası uygulama farklılıkları ile idarenin teknik sistemlerinde birtakım iyileştirmelerin gerekli olduğu düşünülmektedir.
Hanefi fakihlerin ceza hukuku alanındaki görüş ayrılıkları
Hanefi Mezhebi, Ebu Hanife Numan bin Sabit'e nispet edilmiş bir mezhep olsa da onun görüşlerinin tartışılmaz olduğu bir mezhep değildir. Nitekim Hanefi mezhebinin diğer mezheplerden farklı yönlerinden biri de mezhep içi müçtehit imamların etkisinin daha güçlü olmasıdır. Nitekim Ebu Hanife'nin hem arkadaşı hem de talebesi olan bu fakihlerin büyük katkılarıyla kurulan bu mezhepte mezhep içi müçtehitlerin görüşlerinin baskın olduğu ve kimi zaman kurucusunun görüşlerine tercih edilebildiği görülmektedir. İslam Ceza Hukuku, sosyal hayatın emniyetinin sağlanmasında çok etkin olması sebebiyle, fakihler tarafından çokça mütalaa ve münazara edilmiş hükümlerden oluşmaktadır. Çünkü bu ilim, adalet nizamını sağlama ve dolayısıyla tüm toplumun huzurunu temin etme amacını taşımaktadır. Asırlar boyunca, Müslüman ülkelerde yaşayan fertler arasında, hukuki hakların en isabetli biçimde tecelli etmesini sağlayan ve caydırıcılık unsuruyla bireylerin topluma zarar vermesine engel olmayı hedefleyen bu ilim, mağdurların ya da mağdur ailelerinin yaşadıkları acıları hafifletmeye ve topluma emniyet ortamı tesis etmeye çalışmasıyla büyük önem arz etmektedir. Fıkhın diğer meselelerinde olduğu gibi, İslam Ceza Hukuku da fakihler tarafından kimi meseleleri üzerinde görüş ayrılıklarının meydana geldiği bir ilimdir. Fıkıhta karşılaşılan bu görüş ayrılıkları, farklı görüşleri derlemeye ve delilleriyle tespit etmeye yarayan 'Hilaf' ilmini meydana getirmiş ve hakkında müstakil eserlerin telif edildiği bir ilim olabilmiştir. Fıkhı geliştirmeye yönelik bu çalışmalar neticesinde, var olan ihtilafların temelde; naslarda farklı yorumlamalar, hadislerde değerlendirilme kriterlerinin farklılığı, mantıki çıkarımlarda değişik yaklaşımlar gibi bir takım sebeplere dayandığı görülmüştür. İslam Ceza Hukuku da, doğası gereği hilaf ilmini en çok ilgilendiren konulardan biri olmuştur. Bu tezimizde Hanefi fakihlerin İslam Ceza Hukuku alanındaki görüş ayrılıklarından bahsederek bunları aktarmaya ve sebeplerini tespit etmeye çalıştık. Buna çalışırken klasik Hanefi Fıkhının ve Hilaf İlmine dair eserlerin, meşhur ve detaylı eserlerinden faydalandık ve ceza hukukundaki görüş ayrılıklarını olabildiğince açık bir şekilde anlatmaya gayret ettik.
6528 sayılı kanun sonrası dönemde Milli Eğitim Bakanlığı'nda görev yapan öğretmenlere verilen disiplin cezaları ve yargısal denetimi
Kamu hizmetlerinin sunumunda görev alan kamu görevlilerinin içerisinde büyük çoğunluğunu eğitim kamu hizmetinde görevli olan öğretmenler oluşturmaktadır. Eğitim hizmetinin düzenli ve sürekli bir şekilde sağlanabilmesi için bazı kurallar ve kuralların ihlali sonucunda yaptırımların uygulanması gerekmektedir. Bu yaptırımlar öğretmenler için 1.3.2014 tarih ve 6528 sayılı Kanun öncesi ve sonrası dönemde farklılaşmaktadır. 6528 sayılı Kanun öncesi dönemde 1702 ve 4357 sayılı Kanunlarda bulunan öğretmenlik mesleğine özel nitelikteki suç ve cezalar ihdas edilmiş olup bu kanunlara göre cezalandırmalar yapılmıştır. Ancak 6528 sayılı Kanun ile söz konusu hükümler yürürlükten kaldırılmasından dolayı öğretmenlerin disiplin işlemleri genel kanun niteliğinde olan 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümlerine göre yapılmaktadır. Bu durum uygulamada boşluklara ve farklı disiplin işlemlerine neden olduğundan öğretmenlik mesleğine özel disiplin hükümleri içeren kanun ihtiyacının olduğu değerlendirilmektedir. Ayrıca disiplin suçlarını oluşturan fiil ve davranışların tamamının kanunlarda belirtilmemiş olması ve somut olaylarda benzer suçlar için idareye takdir yetkisi verilmiş olmasından dolayı cezalandırma işlemlerinin iptali için başvurulan idari yargı mercilerince verilen yargı kararları da uygulamanın gelişmesini sağlayarak uygulamaya yön vermektedir. Tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. Öncelikle tez ile ilgili temel kavramlar, disiplin hukukuna hâkim olan ilkeler ile öğretmenlere disiplin cezası verilme usulü açıklanmıştır. Daha sonra 6528 sayılı kanun öncesi ve sonrası dönemde öğretmenlere verilen disiplin cezaları ile bazı fiillerin cezalandırılma uygulamalarına değinilmiştir. Son olarak ise öğretmenlere verilen disiplin cezalarında yargısal denetime konu olan hususlar incelenmiştir. Yapılan incelemeler çerçevesinde 6528 sayılı kanun öncesi dönemde olduğu gibi öğretmenlik mesleğine özel disiplin hükümlerinin Öğretmenlik Meslek Kanunu'nun içerisinde veya ayrı bir düzenleme olarak ihdas edilmesi gerekliliği sonucuna ulaşılmıştır.
Antik Yunan ve Roma'da ceza yöntemleri; İşkence teknikleri ve işkence aletleri
Antik Dönemlerden günümüze kadar gelen süreç içerisinde toplumlar değişip, gelişmişler ve bir arada yaşamanın getirdiği bir takım sorumlulukları yerine getirmek ve düzeni sağlamak için ceza ve işkenceye başvurmuşlardır. İşkencenin tam olarak ne zaman başladığı kesin olarak bilinmemekle birlikte toplum içinde hızla kullanılıp, yayıldığı görülmektedir. Antik Yunan dönemine baktığımızda polislerin kurulup, hızla büyümesinin ardından toplumsal düzende de hızlı değişim görülmüş ve aristokrat kesimin oluşmasıyla hiyerarşik yapının belirgin şekilde görülmesi sorununu beraberinde getirmiştir. Toplumsal sınıf ayrımı belirginleşmiş ve kölelik kurum haline getirilmiştir. Köleler herhangi bir hakka sahip olmamakla birlikte köleyi mal olarak görüp, alıp, satmışlar, istedikleri gibi işkence yapmışlardır. Varlığını uzunca yıllar sürdüren Antik Roma'da ise sınırların çok fazla genişlemesiyle toplumu kontrol etmek zorlaşmış ve cezalar ağırlaştırılıp,farklı işkencelerin uygulandığı da bilinmektedir. Toplumun işkenceden hoşlanıp, eğlence gibi görmesi beraberinde gladyatör oyunlarını getirmiş ve kanlı gösterilere sahne olmuştur. Her iki toplumda gelişip, büyüdükçe insanlar arasındaki hiyerarşik fark daha da belirgin olmaya başlamıştır. Bu durum beraberinde işkencenin varlığını ve kime nasıl uygulanması gerektiği sorununu ortaya çıkarmıştır. O dönemlerde hangi suçun karşılığı hangi ceza ve işkenceydi net olarak belirlenmemiş olmakla beraber, kişinin statüsüne bakılarak cezanın ve işkencenin ağırlığına karar verilirdi.Ceza adı altında işkence yaparak, işkenceyi normalleştirmeye çalışmışlar ve basite indirgemişlerdir. Bu işkenceler yapılırken alet kullanılmadan yapılan yöntemler ve alet kullanılarak yapılan teknikler görülmektedir. Bazen acının derecesini artırmak için birkaç işkenceyi birlikte kullandıkları da görülmektedir. Zehir kullanımı, yüksekten atma, su işkenceleri gibi işkenceler alet kullanılmadan yapılan işkencelere örnek teşkil ederken, çarmıh, kırbaç, işkence tezgahı ve işkence çarkı gibi aletlerde işkence tekniklerine örnek verilebilir. Anahtar Sözcükler:Antik Yunan,Antik Roma,Ceza,İşkence,Köle
Dünyada ve Türkiye'de ceza infaz kurumlarının yönetsel açıdan dönüşümü: Kavramsal bir araştırma
Bu çalışmada ceza infaz kurumlarının tarihsel gelişimi ve yapısı hakkında ayrıntılı bir şekilde araştırma yapılmış ve ceza infaz kurumlarında yönetim sürecine ilişkin detaylı bilgi verilmiştir. Bu araştırmada, geniş bir biçimde literatür araştırması yapılarak ceza infaz kurumları hakkında bilgiler verilmiş olup, yönetim süreci ele alınmıştır. Bu araştırma sürecinde, literatürde yer alan ve ceza infaz kurumlarını ele alan tez çalışmaları, kitap, makaleler dikkate değer bir biçimde incelenerek kaynak taraması yapılmıştır. Aynı zamanda cezaevi ile ilgili çıkan yasa, tüzük, yönetmelik gibi kaynaklara da tezde yer verilmiştir. Bu kaynaklara dayanarak hükümlü ve tutukluların işledikleri suç türleri, ceza infaz sistemleri, cezaevlerinde yaşanan asayiş sorunları, ceza infaz kurumunda bulunan servislerin mahkûmlara yönelik iyileştirme ve onları ıslah etme çabaları ele alınmıştır. Bu araştırmanın amacı, ceza infaz kurumlarının tarihi geçmişi, yapısı ile ilgili literatürde var olan bilgileri ortaya koymak ve yönetim biçimleri hakkında bilgiler vermektir. Bu araştırma, kavramsal bir araştırma olup, literatürde var olan kaynakların kapsamlı bir şekilde taranması ile gerçekleştirilmiştir. Bununla birlikte araştırma detaylarının ortaya çıkarılması için, güncel olan; kanun, tüzük ve yönetmeliklerden de faydalanılmıştır. Veri tabanındaki bilgilerin istatistikleri alınmış ve bu alınan veriler tablo yardımıyla verilmiştir. Araştırmada taranan kaynaklardan ve diğer kanun, tüzük ve yönetmeliklerden ve araştırmanın bulgularından elde edilen bilgiler ışığından ortaya çıkan sonuçlar, tasnif edilerek tezin sonucu ortaya koyulmuştur.
Disiplin cezaları ve lise öğrencilerinin uyum durumları arasındaki ilişki
Bu araştırma disiplin cezaları ve lise öğrencilerinin uyum durumları arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarmak amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın Evrenini 1994-1995 Eğitim öğretim yılında Adana II Merkezinde bulunan. Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ortaöğretim kurumlarının lise kısımları oluşturulmuştur. Araştırma örneklemi ise Yüregir Atatürk Lisesi ile Sunar Nuri Çomu Lisesi, Seyhan Merkez İlçede ise Baraj Lisesi ile Borsa Lisesinde okuyan öğrencilerden 1994-1995 eğitim öğretim yılında ve daha önceki yıllarda disiplin cezası almış olan öğrencilerin tümü ile bunların sayısı oranında rastlantısal olarak seçilen disiplin cezası almamış olan öğrencilerden oluşmuştur. Araştırmanın kapsamına alınan dört liseden disiplin cezası almış olan 30 öğrenci okul disiplin kayıtları esas alınarak tesbit edilmiştir. Bu öğrencilerin oranında disiplin cezası almamış olan 30 öğrenci rastlantısal olarak seçilmiş ve araştırma örneklemi ne toplam 60 öğrenci alınmıştır. Araştırmada öğrencilerin uyum düzeylerini belirlemek amacıyla 1976 yılında özgüven tarafından geliştirilen ve 1982 yılında revizyondan geçirilerek son seklini almış olan Hacettepe Kişilik Envanteri kullanılmıştır. Araçtan elde edilen verilerin çözümlenmesi "t-testi" tekniğinden yararlanılarak yapılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular ise şöyle özetlenebi lir. Disiplin cezası almış olan lise öğrencileri ile disiplin cezası almamış olan lise öğrencilerinin Kişisel Uyum alt ölçeklerinden almış oldukları puanlar arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Ancak Antisosyal Eğilimlerden almış oldukları puanların ortalamaları arasındaki fark anlamlı bulunmuştur.
عقوبة فعل المنكر في القرآن الكريمسورة النور أنموذجاً (دراسة موضوعية)
Surat Al-Nur is considered one of the important surahs in the Holy Qur'an, because it contains many rulings related to building an Islamic society in which morals and virtue prevail. The surah highlighted some of the limits and rulings. such as adultery, defamation, the etiquette of asking permission, the etiquette of Islamic dress and adornment, and other rulings. This thesis sheds light on this surah, and the violations that are mentioned in it that require divine punishment, such as the crimes of adultery and slander, The importance of the topic comes from the fact that it deals with the most important issues of the Muslim community, which is the issue of worldly and hereafter legal punishments for those who fall into sins related to the rights of people or the rights of God. As it is well known, the principle of reward and punishment is an established divine principle based on rewarding the good and punishing the bad. This is very important in the process of building civilization, Reality evaluating reality and dealing with errors. In order for the study to achieve its objectives: the researcher followed the analytical inductive method when collecting verses related to the word punishment in Surat Al-Nur, analyzing the collected verses and extracting the rulings related to the punishment of whoever committed an evil. The sayings of commentators and linguists have been referred to in explaining the verses and deducing these benefits. The most important of the study are: God threatened those who violated His command and the command of His Prophet with serious, worldly punishments: such as annihilation, substitution, killing, and affliction with all kinds of pests, such as earthquakes and floods, and otherworldly, which is the torment of Hell and eternal torment, just as the Legislator stipulated the punishment of the adulterer and the slanderer of flogging, stoning, and exile in this world, and in the Hereafter humiliation, humiliation, and humiliation in Hell. Those who contribute to spreading corruption in society, such as those who promote corruption and immorality on the Internet and social media.
أَل اء َفا ظَزَاجل اَ هَّقاتَ شتمَ قرآن ال َكرم
This dissertation, named by The words of al-Jazaa and their derivatives in the Holy Quran: analytical linguistic study, deals with the words of al-Jazaa found in the Book of God Almighty which amounted to 117 words, as well as the expressions indicating al-Jazaa in different conjugations, structures and derivations where the study dealt with these expressions in an analytical linguistic study. according to its four levels: (phonetic, morphological, grammatical, and semantic). The study followed the descriptive analytical approach, starting from the first levels of the study to its end, it is the appropriate method for limiting the words of al-Jazaa in the Qur'anic text, analyzing and studying them in practice. The most important results of this study that all the letters of al-Jazaa are from voiced sounds, including the
العقوبات الإلهية أسبابها وسننها في هلاك الأمم الماضية(سورة هود أنموذجاً / دراسة تحليلية)
This thesis has focused on the causes and laws of divine punishment in the destruction of past nations in the context of Surah al-Hud. The significance of this topic lies in its presentation of the causes of the decline of nations and the descent of punishment upon them. It also points out the reasons for the rise of nations and the factors of their strength. And the observer of divine punishments witnesses justice manifesting itself in its noblest forms, standing upon His laws in the punishment of nations that deviated from the path of truth and violated divine laws. The Noble Quran narrates the history of those nations upon which punishment befell, in order to draw lessons and admonitions from what befell them. Indeed, the decree of Allah does not waver with the changing times and peoples. Allah, the Exalted, sends it down upon those who deviate from the path and persist in tyranny and darkness. The study narrated these punishments as mentioned in the Noble Quran and the pure Prophetic traditions. The research was divided into two chapters, in which the researcher delved into the divine punishments in detail, explaining their causes and mentioning the common terms used in the Quran to describe punishment, such as punishment, torment, retribution, severity, and penalty. The study then mentioned the reasons for divine punishments, which included both doctrinal and ethical factors. Examples of these punishments were presented in Surah Hud, and the study highlighted the derived benefits from the stories of the prophets, along with the reasons that deter punishments. The conclusion and key findings were discussed. The researcher followed a descriptive, historical, inductive, and analytical approach when narrating and analyzing these Quranic stories and extracting lessons from them. The study reached several results, including the constancy, generality, and comprehensiveness of Allah's decree in punishing nations without delay or postponement. The Quran is the constitution of the believer and Allah's proof against His creation on the Day of Judgment. Through Quranic stories, Allah illustrates the punishment of the aggressors in a vivid and clear manner that is understood by both the knowledgeable and the ignorant. The Quran also highlights the consequences for those who oppose Allah, His messengers, and the believers.
Arap Dili'nde şart ve cezâ
Arapça'da cümlelerin birçok özelliği ve çeşidi bulunmaktadır. Bu cümlelerden biri de şart cümleleridir. Şart cümleleri, bir eylemin meydana gelmesinin belli bir şarta bağlandığı cümlelerdir. Arapça'da şart cümleleri, şart edatı olarak isimlendirilen bazı edatların, bağımsız iki cümle arasında kurduğu anlamsal ilişkiyle oluşturdukları cümlelerdir. Buradan hareketle, şart cümleleri, bir başka ifade ile şart üslûbu; şart edatı, şart cümlesi ve cevap cümlesi olmak üzere üç unsurdan meydana gelmektedir. Bu unsurların her birinin kendine ait özellikleri ve çeşitleri bulunmaktadır. Bu çalışmada, Arap dilinde genellikle şart ve cezâ olarak isimlendirilen şart üslûbu incelenmiştir. Araştırma giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde, araştırmanın konusu, amacı, kapsamı ve yöntemi hakkında bilgi verilmektedir. Birinci bölümde, şartın tanımı ve şartı oluşturan unsurlar incelenmektedir. Şartı oluşturan unsurlardan şart edatları, farklı açılardan geniş bir şekilde ele alınmaktadır. Ardından şart-cevap cümleleri ve bu cümlelerin özelliklerine değinilmişidir. İkinci bölümde ise, şart üslûbunun geneli ile ilgili çeşitli konular ele alınmıştır. Sonuç bölümünde ise, şart üslûbu ile ilgili oluşan genel düşünceler ifade edilmiştir.
İslam ve Türk ceza hukukunda akrabalığın suç ve cezalara etkisi
Hazırlamış olduğumuz tezimizin konusu İslam hukukunda ve 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nda suçlu ile mağdurun birbirlerinin akrabaları olmaları durumunda aralarında var olan bu akrabalık ilişkisinin suç veya cezaya nasıl ve ne derecede etki ettiğinin araştırılmasıdır. Tezimiz giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezimizin amacı ve kaynakları konulara değinilmiştir. Birinci bölümde İslam ve Türk Ceza Hukuku'ndaki suç ve ceza kavramlarına ve bu kavramların unsurlarına yer verilmiştir. İkinci bölümde İslam hukukundaki had suçları ile kısas suçları ve cezaları hem basit şekilleri açısından hem de suçlu ile mağdurun birbirlerinin akrabaları olmaları açısından ele alınmıştır. Sonuç bölümünde ise ulaşılan bulgular değerlendirilerek çalışma sonlandırılmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ışığında umut hakkı
Ömür boyu hapis cezası, uluslararası insan hakları hukuku açısından ciddi anlamda sorgulanmaktadır. Bu sorgulamanın yansımaları, pozitif hukuku değişikliğe zorladığı gibi ulusal ve uluslararası mahkemelerin kararlarında da vücut bulmaktadır. Ömür boyu hapis cezası mahkûmlarının tahliye olma imkânlarının bulunmamasının eleştirildiği söz konusu kararlar, temel itiraz noktalarıyla birlikte bu çalışmada incelenmiştir. Ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bu konuda vermiş olduğu kararlar, ayrı bir önem taşımaktadır. Çünkü uluslararası insan hakları hukukunun genel prensiplerini etkileyen alanlarda, Mahkeme'nin iç hukuka müdahale etme gücü bulunmaktadır. Zira verilen kararlar, üye devletler açısından yerine getirilmek zorundadır. Bu konuda üye devletlerin egemenlik anlamındaki bazı kaygıları da birlikte düşünülünce, Mahkeme'nin kararlarını analiz etmek, ayrı bir anlam taşımaktadır. Genel olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde umut hakkı kavramı bulunmamaktadır. Ancak Mahkeme, bireylerin ölünceye kadar sürecek bir hapis cezası almaları durumunu dinamik bir şekilde yorumlamaktadır. Bu anlamda bir hükümlünün tahliye olma imkânı bulunmadan bir müebbet hapis cezasına çarptırılması, Sözleşme'nin 3. maddesindeki işkence yasağıyla birlikte ele alınmaktadır. Çünkü bu ceza, kişinin ölüm anına kadar sürdüğü için insan onuru ve işkence yasağına aykırılık yaratma potansiyeli taşımaktadır. Bu açıdan Mahkeme, Sözleşme'nin 3. maddesinin standartları olarak adlandırdığı şartları, umut hakkı kavramının mihenk taşları olarak oluşturmuştur. Sözleşme üzerinden üye devletlere yapılan denetim de genel olarak bu kriterlere göre gerçekleştirilmektedir.
Ülkemizde cinsel istismar ile ilgili ceza yasalarının gelişmiş ülkelerin yasaları ile karşılaştırılması
Ülkemizde Cinsel İstismar İle İlgili Ceza Yasalarının Gelişmiş Ülkelerin Yasaları İle Karşılaştırılması Türk Ceza Kanunu'nda cinsel istismar tanımlanmıştır. Buna göre cinsel istismar denilince "On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış, diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar" anlaşılır. Ülkemizde ve dünyada çocukların cinsel istismara uğrama oranları oldukça yüksektir. Ancak unutulmamalıdır ki ortaya çıkabilen cinsel istismar olguları buzdağının yalnızca görülen kısmıdır. Yasalarımızda sanık konumundaki kişiler için özel düzenleme getirilmediği, istismarcı olarak nitelenen kişilerin tek bir potada eritildiği, flört ilişkilerinin dahi bu kapsamda ele alındığı görülmektedir. Cinsel istismar olgularında temel yaklaşımın cezalandırmak olduğu, sonraki süreçte mağdur ya da sanığa yönelik koruma-engelleme tedbirlerinin uygulamada pek karşılık bulmadığı da göze çarpmaktadır. Bu çalışma ile cinsel istismar mağdurlarının tedavisinde, sanıklara verilen cezalarda uluslararası uygulamalar karşılaştırılmış ve incelenmiştir. Türk Ceza Kanunu içinde yer alan cinsel istismar suçunda, mağdur ve sanıklar ile ilgili düzenlemeler İtalyan, Alman ve İsveç Ceza Kanunlarında yer alan düzenlemeleri ile karşılaştırılmıştır. Bunun sonucunda kanun içerikleri birbirinden ayıran bir takım farklılıklar olsa da genel itibariyle ülkelerin birbirine benzeyen yasalara sahip oldukları belirlenmiştir. Ayrıca Türk Ceza Kanunu'nun diğer ülkelere kıyasla cezalandırma açısından İtalyan Ceza Yasası ile benzerlik göstererek, diğer iki ülkeye kıyasla daha yüksek cezalar barındırdığı görülmüştür. Alman Ceza Kanun'unda cezaların daha çok hapis ya da para cezası olarak seçimlik halde, İsveç Ceza Kanunu'nda yine aynı şekilde seçimlik olmasa da hapis cezaların düşük seviyede olduğu göze çarpmıştır. Ayrıca, İtalyan Ceza Kanunu dışındaki ülkelerde, faili cezalandırmak dışında, mağdurun korunması ya da rehabilite edilmesi açısından hükümlerin olmadığı görülmüştür. Bu durum Türkiye'de her ne kadar 29782 sayılı "Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlardan Hükümlü Olanlara Karşı Uygulanacak Tedavi ve Diğer Yükümlülükler Hakkında Yönetmelik" ile giderilmeye çalışılsa da uygulamada çok fazla yer almadığı görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Ceza, cinsel istismar, çocuk, istismarcı, yasa
II. Mahmut Döneminde kaleme alınan 37 Numaralı (1823-1824) Kal'abend Defterinin dönemsel özelliklerinden hareketle transkripsiyon ve değerlendirilmesi
37 Numaralı Kal'abend Defteri (1823-1824) II. Mahmut dönemi vuku bulan hareketlerin gerek toplum gerekse devlet adamları üzerinde suç ve ceza oranlarına yansımalarının ortaya çıkarılmasını sağlayacak önemli arşiv kaynaklarındandır. II. Mahmut döneminde her alanda önemli adımların atıldığı bilinmektedir. Bu araştırmanın amacı; II. Mahmut döneminde ortaya çıkan suçların çeşitliliği ve bunlara binaen verilen cezaların mahiyetidir. Söz konusu Kal'abend Defteri, suçluların sosyal statüleri, suç sebepleri, suç mahalleri ve ceza çeşitlerinin ortaya çıkarılması bakımından önemli bilgiler ihtiva etmektedir. Bu anlamda, söz konusu çalışma suç sebeplerinden ortaya çıkarak II. Mahmut dönemininde devlet politikalarının devlet görevlileri ve halk üzerine yansımaları, ayrıca toplumun genel sosyal yapısı hakkında da çıkarımlar yapılabilmesi adına önem arz etmektedir. Söz konusu defter bünyesinde ayinlerinde menafi harekette bulunma, mahallin asayişini ve düzenini bozma, devlet görevlilerinin görevlerinde ihmalkârlık göstermesi ve ihanet içerisinde olması, hırsızlık, rüşvet, fuhuş gibi birçok sebepten dolayı suçlular cezalandırılmıştır. Suçluların ceza mahalleri olarak ise çoğunlukla, Kütahya, Konya, Kastamonu, Dimetoka gibi yerler tercih edilmiştir. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi yaklaşımı kullanılmıştır. Elde edilen veriler geniş bir perspektifle ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Türk Ceza Kanununda hakaret suçu
1 Haziran 2005'te yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinde hakaret suçu düzenlenmiştir. Bu düzenlemeyle kişilerin manevi varlıkları özellikle onur, haysiyet ve şeref hakları teminat altına alınmıştır. Bu hak, ulusal ve uluslararası metinlerde kişisel haklardan biri olarak ifade edilmiştir. Nitekim 1982 Anayasası'nın 17. maddesinin 1. fıkrasında "kişilerin manevi varlıklarını koruma hakkı" olarak yaşama hakkından sonra düzenlenmiştir. Ulusal nitelikteki belgelerin yanında uluslararası nitelikteki belgeler ile de insanların şerefinin ve haysiyetinin koruma altına alınmış olduğu görülmektedir. Uluslararası nitelikteki belgelerin başında hiç şüphesiz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gelmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde insanın onur, şeref ve haysiyetinin korunmasına yönelik hükümler bulunmaktadır. Doğrudan haysiyet ve şeref hakkı olarak Türk Ceza Mevzuatında bir düzenleme olmasa da, kişilerin manevi varlığı içerisinde "haysiyet" ve "şeref hakkı" kavramını değerlendirmek mümkündür. Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinin temel şekli dışında, hakaret suçu kapsamında özel düzenlemeler de mevcuttur. Kamu görevlisine ve Cumhurbaşkanına hakaret gibi özel suç tanımları da Türk Ceza Kanunu'nda bulunmaktadır. Ayrıca özel hukuk hükümleri ile de kişilerin onur, şeref ve haysiyetleri koruma altına alınmış olup kişilerin onur, şeref ve haysiyetlerinin ihlal edilmesi durumlarında tazminat sorumluluğu öngörülmüştür. Hakaret suçunun temel şeklinin şikâyete bağlı olması, öğretide bu suçun hafif suçlardan biri olduğu yorumuna neden olmuştur. Her ne kadar hakaret suçları, haksızlık muhtevası ağır olan suçlardan sayılmasa da, uygulama da adli mercileri en çok meşgul eden suç tiplerinden birisidir. Bunun nedeni, günümüzde kişilere yazılı, sözlü veya sosyal medyadan ulaşma imkânının kolay olması ve rahat işlenebilir olmasıdır. Bu çalışmanın amacı, bu suçta caydırıcılığı sağlamak, öğreti ve uygulamada eksik olarak ifade edilen hususları incelemek, tartışmak ve çözüm önerileri sunmaktır.
Tacir bakımından ceza koşulunun indirimi ve geçersizliği
Sözleşme özgürlüğü ilkesi gereğince bir sözleşmenin tarafları, ceza koşulu kararlaştırabileceği gibi (TBK md. 179-182), cezanın miktarını da serbestçe belirleyebileceklerdir. Ancak hâkime aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirme görev ve yetkisi verilmiştir (TBK md. 182, f. 3). Öte yandan tacir sıfatına sahip borçlu için ceza koşulunun aşırı olduğu iddiasıyla indirilmesini talep etme yasağı getirilmiştir (TTK md. 22). Çalışmamızda, ceza koşulu, aşırı olması durumunda indirilmesi ve borçlusunun tacir olması durumunda ceza koşulunun hüküm ve sonuçları incelenmiştir. Özellikle aşırı ceza koşulu karşısında tacirin durumu, ceza koşulunun geçersizliği ve indirilmesi imkânı ele alınmıştır. Birinci bölümde, giriş başlığı altında konuya genel olarak girilerek, çalışma ve bölümleri hakkında genel bilgi verilmiştir. Tezin ikinci bölümünde, ceza koşulu kavramı, tarihsel kökeni, hukukî niteliği, unsurları, amaç ve işlevleri, türleri incelenmiş, benzer kurumlarla karşılaştırılmış, kusur ve zararla olan ilişkisi açıklanmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise, aşırı ceza koşulunun indirilmesi kurumu incelenmiş (TBK md. 182, f. 3), bu çerçevede kurumun amacı ve hukukî niteliğine ilişkin görüşler açıklanmıştır. Aşırı ceza koşulunun hâkim tarafından kendiliğinden indirilmesinin şartları ve buna dair usulî işlemler üzerinde durulmuştur. Tezin dördüncü bölümünde, borçlusunun tacir olması durumunda ceza koşulunun hüküm ve sonuçları incelenmiştir. Tacir borçlu için cezai şartın indirilmesini talep yasağının (TTK md. 22) dayanağı ve şartları açıklandıktan sonra tacirlerin ceza koşulunun hükümsüzlüğünü ve indirilmesini talep edebileceği haller incelenerek çalışmaya son verilmiştir.
Vergi suç ve cezaları
Suç kavramı insanoğlunun geçmişten günümüze kadar sosyolojik etkileşimlerinin göz ardı edilemeyecek bir unsuru olarak karşıını/a çıkmıştır. Suçu oluşturan unsurlar /aman içerisinde bir infa/a tabi olmuş ve bu infazlar çeşitli yollarla yapılmıştır. Günümü/de ise suç ve ceza kavramı hayatın her alanında hiikiiın sürerken toplumu oluşturan bireylerin ödev ve sorumlulukları açısından da kaçınılma/ olmuştur. Dolayısıyla bu kaçınılmazlık her alanda olduğu gibi yurttaşlar için önemli bir ödev olan vergi konusunda da karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı ise suç ve ceza kavramlarının vergi suç ve ceza kavramlarına empoze edilmesi olmuştur. Aynı zamanda hükmedilen cezaların hukuki dayanakları bakımından doğru uygulanıp uygulanmadığı yargılama usulleri değerlendirilerek vergi suç ve cezalarının adil, eşit nitelikte olması gerektiği konularına vurgu yapılmıştır. Vergi tarihçesinden yola çıkarak vergi bir ülkede karşılıksız ve zorla alman bir nitelik taşımıştır. Bu kapsamda vergi suç ve cezaları incelemesi yapılırken vergiyi doğuran olay, verginin konusu ve verginin hukuki dayanağı konularına değinilmiştir. Böylece vergi suç ve cczalanna götüren yol haritası çizilerek, suç ve ceza unsurlarının temeline ve oluşumuna değinilmiştir. Vergi suç ve cezaları sonucunda yanlış yargılamalar ve yasal dayanağı olan veya olmayan vergi konusuna ilişkin itirazlara değinilerek idari ve yargısal çözümlerin nitelikleri ifade edilmeye çalışılmıştır.
Şâfiî hukuk düşüncesinde suçun manevî unsuru ve kısas cezalarına etkisi
Suç oluşması için bulunması gereken manevî unsur ile ilgili kavramların gelişimin incelendiği "Şâfiî Hukuk Düşüncesinde Suçun Manevî Unsuru ve Kısas Cezalarına Etkisi" isimli bu araştırma, giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Birinci (Giriş) bölümde, araştırmanın konusu, amacı, yöntemi ve kaynaklarından söz edilmiştir. İkinci bölümde, İslâm ceza hukuku açısından suç kavramı, suçların tasnifi ve suçun oluşması için bulunması gereken suçun genel unsurları (kanunî, maddî, hukuka aykırılık ve manevî unsurları) hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde, İslâm ceza hukukunda, suçun manevî unsuru ile ilgili kavramın gelişimi geniş kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır. Özellikle, manevî unsurun oluşmasında aranan cezaî ehliyet ve kusurluluk hâlleri de incelenmiştir. Son bölümde ise Şâfiî mezhebi özelinde öldürme ve müessir fiil suçlarında suç türleri ve suçlunun sorumluluğunun tespitinde, manevî unsurun rolü incelenmiştir. Ayrıca bu tür suçlarının manevî unsur ile ilgili kavramların daha iyi anlaşılması için, gerek görüldüğü takdirde diğer mezheplerin görüşleri de bahsedilmiştir. Bir fiilin suç niteliği kazanabilmesi için, genellikle kanunî, maddî, hukuka aykırılık ve manevî olmak üzere dört unsurun bulunması gerekmektedir. Bu unsurlardan birinin eksik olması durumunda, suç oluşması ve cezalandırılmasına engel olur. Özellikle manevî unsur ki, suç türlerinin ayırt edilmesinde ve suçlunun cezaî sorumluluğunun tespit edilmesi ve belirlenmesinde çok önemli rol oynamıştır.
Türk hukukunda ceza koşulu
Ceza koşulu, zaman içinde borç ilişkilerinin artması ve tarafların birbirine duyduğu güvenin azalması ile uygulamada sıklıkla başvurulan bir teminat yöntemi haline gelmiştir. Çalışmamızda Türk hukukunda ceza koşulu, TBK temel alınarak incelenmiştir. İnceleme yapılırken doktrindeki önemli görüşlere ve güncel Yargıtay kararlarına da yer verilmiştir. Çalışmamız giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Bu kapsamda birinci bölümde, ceza koşulu kavramı, tanımı, tarihçesi ve unsurları açıklanarak ceza koşulunun amacı ve uygulama alanları incelenmiştir. İkinci bölümde, ceza koşulunun türleri açıklanmış ve her bir tür kendi içinde unsurları ile ele alınmıştır. Üçüncü bölümde, ceza koşulunun zarar ile ilişkisi, aşırı ceza koşulunun indirimi ve usul işlemleri incelenmiştir. Devamında, ceza koşulunun tacirler bakımından TTK'ya göre incelemesi yapılmış ve ceza koşulunun sona erdiği hâller izah edilmiştir.
Türkiye'de vergi suç ve kabahatlerine uygulanan cezai yaptırımların etkileri
Türkiye'de, dünyanın diğer gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerinde de görüldüğü üzere, vergi kanunlarını ihlal edilmesi suretiyle vergi kayıp ve kaçağına neden olan fiillerin ortaya çıkmasına engel olmak ve/veya söz konusu kayıp ve kaçakları en aza indirmek amacıyla vergi ceza sistemi kurulmuştur. Bu sistemin temel amacı, vergi kanunlarının eksiksiz ve doğru bir şekilde uygulanıp yürütülmesidir. Böylelikle; vergi kanunlarına aykırı nitelikte olan suç ve kabahat fiilleri önlenerek, vergi sisteminde mükellefler arasındaki adalet tahsis edilecektir. Bunun neticesinde mükelleflerin vergi sistemine olan güven duygusu da sağlanmış olacaktır. Ancak söz konusu sistemin etkin bir şekilde yürütülebilmesi, mükellefleri caydıracak nitelikte olmasına bağlıdır. Vergi ceza sisteminin caydırıcı nitelikte olabilmesi de; vergi denetimlerinin sık ve tabana yayılmış olmasına, vergi cezalarının yeterli ağırlık ve şiddette olmasına, ilgili cezaların kesin olarak uygulanır olmasına, aynı doğrultudaki suç ve kabahatlere eşit ölçüde cezai yaptırımların varlığına bağlıdır. Bu çalışmanın temel amacı, ülkemizdeki vergi cezalarının vergi mükellefleri üzerindeki farklı türlerdeki etkilerini çeşitli yönleriyle ele alarak incelemektir. Bu bağlamda, vergi cezalarının mükellefleri psikolojik olarak etkileyip etkilemediği, mükelleflerin vergi cezalarını caydırıcı bulup bulmadığı, vergi ceza uygulamaları neticesinde vergi adaletine ve vergi sistemine güven algılarının ne yönde değişiklik gösterdiği; psikolojik etki, caydırıcılık etkisi, vergi adaletine güven etkisi ve vergi sistemine güven etkisi olmak üzere dört boyut altında incelenip, bulgu sonuçları analiz edilmiştir. Bu doğrultuda çalışmadaki araştırma yöntemi nicel bir araştırma yöntemi olup, veri toplamaya yönelik anket tekniği ve veri toplama aracı olarak da tarafımızdan ölçek geliştirme süreci ile hazırlanan anket formu kullanılmıştır. Araştırma evrenini Türkiye'nin yedi coğrafi bölgesinde faaliyet gösteren vergi mükellefleri oluşturmaktadır. Anketlerimiz, öncelikle güvenilirliği ve geçerliliğini test edebilmek için 241 mükelleften oluşan pilot bir gruba uygulanmıştır. Söz konusu pilot uygulamadan elde edilen sonuçlar, istatistiki veri analizi programları olan SPSS ve AMOS ile istatistiksel olarak değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Elde ettiğimiz bulgulara uygun bir şekilde anketteki sorular yeniden gözden geçirilerek, asıl uygulamaya geçilmiştir. Asıl uygulamamızın analiz sonuçları, eksik ve yanlış doldurulan anketlerin çıkarılmasıyla kalan 502 mükelleften elde edilen cevaplar doğrultusunda oluşturulmuştur. Bu çalışmayla; vergi cezalarının mükellefler üzerinde psikolojik olarak etkili olduğu, caydırıcılık noktasında karasızlık yaşadıkları, vergi cezalarına ilişkin çeşitli uygulamalar nedeniyle vergi adaletinin bozuluyor olduğu bilincinin oluştuğu ve yine vergi cezalarına ilişkin olarak vergi sistemine güveni zedeleyen bir görüşün ortaya çıktığı sonucuna ulaşılmıştır.